Üstad Mustafa Özbağ

Mustafa Özbağ Sohbeti Karabaş-i Veli Tekkesi - 1 Şubat 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 2 Şubat 2014 · 1:24:14

Selamun Aleyküm. KPSS sınavına çalışıyorum. Derslerin bazılarını anlayamıyorum. Aklımda kalmıyor. Hafızamı arttırmak için ne yapmam gerekir? Bu şimdi dışarıdan dinleyen de diyecek ki hazır böyle gol atmak için sorulmuş sorular zannedecekler. Sıkıntı olacak. Yani KPSS sınavlarına çalışmanıza gerek yok. Bazı abiler, ablalar bulursanız size KPSS sınavında hangi soruların sorulacağını size söylerler. Siz de kolay bir şekilde girersiniz.
Bunun için hafızanızı kuvvetlendirmenize gerek yok. O yüzden böyle ders çalışıp da ne bileyim işte şunu yapacağım, bunu yapacağım diye de uğraşmayın. Bunların Türkiye'de kolay yolları var. E kolay yollarını takip etmeniz lazım. Kolay yollarını takip etmezseniz sesgene uygun değil. Kolay yollarını takip etmezseniz giremezsiniz hiçbir yere. Evet. Tabi normalde hıfz etmek için Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerinin tarif ettiği dua var. Ama siz her işinize besmele-i şerifle başlayın. İnşallah Cenab-ı Hak sizin yardımcınız olsun. Ailemin maddi durumu iyi. Mal varlığımız yerinde dini yurtta kalıyorum. Oradan aylık 150 lira burs alıyorum.
Öğrenciyim. Benim bu bursa almam uygun mudur? Sınavlarımı kötü yönde etkiler mi? Eğer durumun yerindeyse hiç kimseden burs alma, hiç kimseden para alma, hiç kimseden yardım alma. Çünkü bu tip şeyler fakir fukaranın muhtaç olan insanların hakkı. Dünyaya karşı haris olmayın. Allah muhafaza eylesin. Bunu gitsin, işte buna ihtiyacı olan bir kimse alsın.
Birileri size belirli şeyler veriyorsa, bir müddet sonra o birileri bunun sizden karşılığını ister. Eğer birileri gerçekten hiç karşılıksız yapıyorlarsa, buna söyleyecek bir sözüm yok. Ama bunu Türkiye'de çok ender kurum, kuruluş ve insanlardan görüyorum. Allah bizi affetsin inşallah.
Hüsnü zan artı, hocam bana bu dergah hakkında bilgi verir misiniz? Zaman çabuk ilerliyor, boşa vakit geçirmek istemiyorum. Ömür kısa, kaybedecek zaman yok. İnsanların en hayırlısı nedir? İnsanların en hayırlısı nedir? Evet, zaman kısa, hiç vakit geçirme. O yüzden Kur'an ve sünnete sımsıkı yapış, Kur'an ve sünneti dosdoğru yaşayanlardan ol. Zaman kısa, kim beni zikrederse, ben de onu zikrederim. Ayeti kerimesine yapış, Allah'ı çokça zikret. Zaman kısa, kim dua ederse, duasına icabet ederim. Ayeti kerimesine sarıl, Allah'a dua et. O yüzden kim farzları yerine getirirse, Allah'a en sevimli gelen fiiliyatı, ameli işler. Nafileler, Allah'a yaklaşır, Allah'ı sever.
Allah da onu sever. Yol bu, zaman kısa, hiç durma. Bu dergah, sonra tanırsın. Sen bunları önce yerine getir. Biz dergah falan da değiliz. Biz bir sufi topluluğuz. Kendimizce dini, sufi literatürünün içerisinde, sufi dairesinin içerisinde algılayıp yaşamaya çalışan Müslümanlardanız. Seviş secdesi hangi durumlarda yapılır?
Namaz kılmayıp, namaz kılan birisini izlerken, birisi namaz kılan kişi namazını bitirdikten sonra, namaz kılmayan kişi, sen namazını fazla veya eksik kıldın derse, o kişi selam verse dahi o anda seviş secdesine gider mi? Anladın mı? Sen, sen de anlamadın mı? Sen, iyi. Seviş secdesi farzın tehirinde, vacibin terkinde yapılır. Bir, iki kişi namaz kılıyorsa, iki kişi namaz kılarken, namaz kılanlardan birisi öbürkünün namaz kılmasına, şuran eksik, buran eksik diyorsa, o namaz kılan kimse yanındakinin eksikliğini gördüğü için ve ona böyle söylediği için, onun namazı namaz olmamış, namazını iade etsin. Birisi namaz kılıyor, dışarıdan birisinin namazını eğer onu takip ettiyse, takip eden kimse, şuranı eksik yaptın diyorsa, o kimse seviş secdesi yapsın.
Ama bir başkası, bir başkasının ibadetini takip etmesin. Bir başkası, bir başkasını bu noktada, bunun üzerine çok durmasın. Velel ki o kimse, o esnada Allah'a kendisini adamıştır. Allah'a kendisini adadığından, namazın herhangi bir rüknünü eksik yapmış olabilir. Siz ona o rüknin eksik olduğunu söylerseniz, o namazını iade eder. Bu sefer kabul edilmiş namazı, iade etmiş gibi olur. Sufiler o yüzden bu tip şeylere karışmaz. Hiç kimsenin ibadetine karışmazlar. Hiç kimsenin bu noktada yapmış olduğu, yapmış olduğu, hayır hasenat noktasında, farzların sünnetlerinin içerisinde, içindeyse, onların ibadet şekillerine ve şemallerine karışmazlar. Hani bir Sufi'nin birisi meşhur kısadır ya, Arabi anlatır bunu.
Sufi'nin birisi hacca gitmiş. Hacca giderken şeyhi demiş ki ona, evladım hiç kimsenin işine karışma. Muhyiddin Arabi Hazretleri, bunu ama kendisi ama bir başkası. Birisi Beytullah'a sırtına yaslamış, dua ediyormuş. Ya Rabbi hüccacın haccını kabul eyle. Sen hüccacın haccını kabul etmezsen, senin beytine yüzümü dönmeyeceğim diye böyle naz ediyormuş. Siz sakın böyle kendi kendinizi naz ehlinde görüp bu tip şeyler de yapmayın. Birisi o Sufi geçerken birinci şafta bakmış ki, yani adam böyle dua ediyor. Demiş ya bu ne tersine durmuş da böyle dua ediyor. Bu ne küstahlık demiş. İkincisinde tekrar bakmış aynı, üçüncüsünde bakmış tekrar aynı, dördüncüsünde dayanamamış. Vurmuş eline.
Demiş ya yaptığın küstahlık değil mi? O da açmış gözlerine, sana şeyhin ne dedi demiş. Kimsenin işine karışma demedin mi demiş. Kalmış tabi Sufi. Demiş ki sen birinci şafta beni gördün, bana müdahale edecektin. Ve demiş ettin de, ben o esnada Allah'a yalvarıyordum, hüccacın haccını kabul eyle diye, Cenab-ı Hak dedi ki, dörtte birini kabul ettim. İkinci şafta ben yine yalvarıyordum, hüccacın hepsinde haccını kabul et, sen yine bana müdahale etmeyecek oldun. Cenab-ı Hak dörtte ikisini kabul etti. Üçüncü şafta dörtte üçünü kabul etti. Şimdi dokunmasaydın demiş, hüccacın bütün haccını kabul edecektin. Küstah adam demiş. Neden şeyhinin sözünü dinlemedin? O yüzden birisi tepes taklak dua ediyormuş.
Bak kardeşim işine sen. Sana sordu mu adam nasıl dua edilir diye, sen o zaman düzgününü yap. Bir başkasının tepes taklak dua etmesine karışma. Bunun gibi. Birisi namaz kılıyor orada. Bırak kılsın adam namazını. Sana sorarsa namazın farzını, vacibini, sünnetini, mendupunu, edebini anlat biliyorsan. Bilmiyorsan onu da anlatma. Bilmiyorsan onu da anlatma. Alimlik taslama bilmeden. Namazın farzlarını biliyor musun hepsini? İçindeki, dışındaki bilmiyorsun. Sus. Kardeş ben bilmiyorum. Bir bilene sordu. Benim bildiğim eksik de. Bütün sen namazın vaciblerini biliyor musun? Bilmiyorum. Sus. Konuşmak zorunda değilsin. Ama Türkiye'de bütün herkes her şeyden anlıyor.
Camide 60 yaşında, 70 yaşında namaza zor gelen adam devlet idare edecek. Başbakan olacak. Bütün herkes din alimi. Bütün herkes. Bütün herkes dini otorite. Herkesin otorite olduğu tek bir yer var. Türkiye'de din. Herkes otorite dinde. Müslümanlar da aynı. Dindarlar da aynı. Git Ulu Cami'ye ayaklı bir sürü gezen halim var. Herkese müdahale edeceğim diye uğraşıyorlar. Gidin merkezi büyük camilere. O kadar çok bilen vardır ki oralarda. Otururlar onlar bir köşede al beklerler. Birini yakaladı. Ya onu tarikatına davet edecek. Ya onu cemaatına davet edecek.
Ya ona güldür güldür güldür bir şeyler anlatacak. Olur olmaz bir şey anlatacak. Onun kafasını bulandıracak. Herkes dindar ki. İktisatçısı da dindar. Edebiyatçısı da dindar. Adam bakıyor. Televizyonda alt yazı geçiyor. Bilmem hangi edebiyat fakültesinde. Bilmem ne profesörü. Dindar ahkam kesiyor. Kesiyor. Veyahut da adam işte tasavvuftan ahkam kesiyor. Şeyhi var mı adamın? Yok. Ama tasavvuhu çok iyi biliyor. Şeyhin kimsenin? Yok. Hazreti Mevlana'yı çok iyi biliyor. Şems'in kimsenin? Yok. Ben soruyorum. Ayım Şems, günüm Şems, canım Şems, ruhum Şems. Sen olmasaydın ne Allah'ı bilebilirdim.
Ne Resulullah'ı bulabilirdim. Peki ne anlama geldi? Hiç canım dediğin bir kimse oldu mu? Oldu. Nasıl oldu? Sen bir kadına veya bir erkeğe, ay canım dedin. Öyle değil. Canım Şems dediğinde sen kendi canını onda göreceksin. Bakacaksın şeyhine, şeyhine baktığında kendi suretini göreceksin. Bakacaksın şeyhine, bir şeyhin olacak bir sen olacaksın. Bir şeyhin olacak bir sen olacaksın. Diyeceksin ki canım var benim orada. Oldu mu? Yok. Sen hiç kimseyi böyle sevemezsin ki. Aklın yetmez senin. Sen hiç kimseyi sevemezsin ki. Aklın bırakmaz seni. Nereden bileceksin canım Şems'i?
Yok. Ruhum Şems. Ruhunun onun ruhunda olduğunu göreceksin. Hiç ruhunu seyrettin mi? Yok. Nereden ruhum Şems olacak? Hiç ruhunu gördün mü? Yok. Hiç ruhun tecelliyatını gördün mü? Yok. Şeyhinin ruhunu gördün mü? Yok. Sevdiğinin ruhunu gördün mü? Yok. Bunlar bu muhabbetler herkesten uzak. Kimse sevmiyor ki öyle. Ayım Şems. Şems'e baktığın sevdiğini gördün mü? Ay'a baktığında, Ay'a baktığında sevdiğini gördün mü? Hiç konuştun mu geceler boyunca Ay'la sevdiğim diye? Hiç koynunu aldın mı Ay'ı?
Günüm Şems. Güneş'e baktığında sevdiğini gördün mü hiç? Biz sevmeyi şöyle biliyoruz. Aşkım nasılsın? Ay bana aşkım dedi ya. Tamam bitti. Kadınlar da aynı, adamlar da aynı. Veya tasavvuf ehliyiz diyen de aynı. Çok basit bir şey söylüyorum. Ay'ım Şems. Ne dedi Hazreti Mevla'na burada? Günüm Şems. Ne dedi? Eğer Ay'ı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin yerine koyarsan, Güneş'i de Hazreti Allah'ın yerine koyarsan, bu adam şirk ehli diyeceksin sen. Allah'ım da sensin, peygamberim de sensin, canım da sensin, ruhum da sensin diye o diyeceğim. Sen de oradan fetva vereceksin bu adam küfür ehli diye.
O yüzden herkes her şeyde fetva veriyor Türkiye'de. Herkes her şeyi biliyor. Allah bizi affetsin. Annem ve babamı acca göndermek istiyorum ama kredi çekip onlardan habersiz çektiğim krediyle göndersem olur mu? Olur desem de bir taraf, olmaz desem de bir taraf sen en iyisi paranı hazırla öyle gönder.
Hanımımıza mehir vermeyi unuttuğumuz zaman, sonra aklımıza geldiğinde hanımımız istemezse bir sorun olur mu? Bir kere nikahta mehir konuşulması gerekir. Nikahta mehir konuşulmazsa, hukuk, İslam hukuku konuşulmamış olsa dahi, burada kadınlara karşı pozitif ayrımcılık yapar. İslam hukuku, kadınların üzerinde pozitif ayrımcı hukuktur. Kız çocuklarının üzerinde pozitif ayrımcı hukuktur. Dünya üzerinde dini veya dini olmayan hukukların içerisinde kadınlara pozitif ayrımcılık yapan tek hukuk, İslam hukukudur. Tek hukuk. Bir kadın mesela mehrini kendisi belirler. Birisi ona baskıyla mehir belirleyemez. Kadın isterse kendisine 20 kilo altın olarak mehir belirler.
Kadın isterse evlenir. Bir başka sonu zorla evlendiremez. Annesi babası olsa dahi bir kız çocuğu istediğiyle evlenir. Asla velisi onun izni olmaksızın birisiyle onu evlendiremez. İslam hukuku bu. O yüzden İslam hukukuna göre mehir konuşulmamış olsa dahi, Hanefiler o kadına bir koyun miktarı yine en az olarak mehir belirler. En azıdır bu. Kadının velisi konuşulmadığı için denklik isteyebilir. Denklik isterse kadının ablası evlendiyse, evlendiyse kız kardeşi, Yoksa halasının kızı, amcasının kızı, yoksa teyzesinin kızından denklik kurulur. İşte ablası bir kilo altın mehirle evlendiyse, o kız için denkliktir, ona da bir kilo mehir altın verilmesi gerekir.
Konuşulursa, konuşulmazsa en azı, en azı bir koyun miktarıdır. Bir de insan evleniyor, mehri unuturmuyor. 28 Şubat sürecini canlı yaşayan birisi olarak geçmişi çok çabuk unutan bizler için yaşadıklarınızı anlatır mısınız? Ben böyle hikaye olarak anlatamıyorum, hakkınızı helal edin. Biz duygu insanıyız, öyle bir şey yaşanacak ki anlatacağız. Hakkınızı helal edin inşallah. Çünkü normalde bu tip şeyler böyle anlatılacak bir şey değil, ansiklopedik bilgi gibi değil. İnsanın normalde yaşadığı bir şey yaşayacak ki öylesi olacak. Ama şunu unutmayın, hani bazen derler ya darbenin iyisi bilmem nesi diye, darbenin iyisini görmedim ben Türkiye'de hiç.
Ben 12 Eylül'ü de yaşayanlardanım, 28 Şubat'ı da yaşayanlardanım. Bazen böyle agresif darbeye karşı davranışlarım oluyor. Hani bu agresifliğimi anlamıyor yeni nesil. Anlamadığının sebebi bilmediler, bilmiyorlar. Bu Türkiye'de biraz böyle kendince bir şeyler yapmaya çalışan, sonuçta Türkiye'nin makus talihine duçar olur. O yüzden 28 Şubat'ta Türkiye'deki İslam'ı yaşamaya çalışan, dini yaşamaya çalışan insanlar için büyük bir zulümdü. O büyük zulmü ancak yaşayanlar biliyor. Ama kime zulümdü? 28 Şubat'a karşı duran cemaat, tarikat onlara zulümdü. Bir de 28 Şubat'la ortak hareket edenler, kerhen ona destek verenler, ona karşı durmayanlar vardı.
Allah onların hesabını görecek zaten. O ayrı. Ama 28 Şubat'a karşı duranlar, 28 Şubat'ın emrine girmeyenler, 28 Şubat'ın yolunda yürümeyenler, Türkiye'de bayağı sıkıntı yaşadı. Bayağı problem yaşadı. Cenab-ı Hak bize de yaşattı. Yaşanması gerekiyormuş, yaşadık. Bir sürü problem yaşandı. Hala daha devam ediyor bazı sıkıntılar benim. Bunlardan korktuğum, çekintim yok. İstediklerini istedikleri yere kadar yapsınlar. Ölüm var sonuçta. Ölüm gelecek, herkesi temizleyecek, götürecek bu dünyadan. O yüzden ölüm geldiğinde, onların vermiş olduğu sıkıntılar da bitecek. Hiç önemli değil. Size tavsiyem şu. Gençler, yaşlılar, ihtiyarlar, bu memleketin insanları.
Size tavsiyem şu. Siyasetiniz, hayatınız, işiniz, aşınız, eşiniz, her şeyiniz. Her şeyiniz. Kur'an, sünnet, vatan, millet dörtgeninin içinde olsun. Kur'an'ı, sünneti yaşamaya gayret edin. Bunun yaşatmasının mücadelesini verin. Bu memleketin kıymetini bilin. Vatanınızın kıymetini bilin. İnsanlarınızın kıymetini bilin. O yüzden bu memlekete, bu insanlara, Kur'an'a, sünnete bilebildiğiniz kadar kim kastediyorsa onun karşısında direnin. Durun. Onun karşısında durmazsanız, bu vatanın, bu milletin, bu dinin, bu peygamberin hakkını ödemiş, yerine getirmiş sayılmazsınız. Zarar görebilirsiniz.
Zorluklar yaşayabilirsiniz. Size sıkıntı verebilirler. Bunlardan asla yılmayın. Asla yılmayın. Asla. Memleketinizin bir ferdinin burnunun kanamasını kendi burnunuzun kanaması olarak görün. Dini, siyasi görüşü, ırkı, milliyeti, kavmiyeti, dili ne olursa olsun bu memleketin insanı ise bu memleketin insanının üzerinde bir operasyon yapılmasına müsaade etmeyin.
En azından kalben buğuz edin. Kalben buğuz edin. Vatan toprağı olarak Anadolu'yu sayanlardan değilim. Benim vatan toprağım bütün dünya. Ama en azı bunun içerisinde azı Osmanlı'nın terk etmek zorunda kaldığı yerler. Viyana'dan Yemen'e, Yemen'den Afrika'ya, Afrika'dan ta Sibirya'ya kadar.
Vatan düşüncem bu benim. Ama bütün dünya, La ilahe illallah Muhammedun Resulullah deyinceye kadar mücadele etmekle emrolulan bir peygamberin ümmetiyiz. Ama bu noktada şu anda yaşamış olduğum toprakların da bir küçücük zerresi dahi benim için çok önemli. O yüzden siyasetiniz, Kur'an sünnet, vatan millet olsun.
Kim sizin Kur'an'ınıza ve sünnetinizde dil uzatıyorsa, Kim sizin memleketinize ve memleketinizin insanına kötülük yapıyorsa, Siz ona karşı mücadele edin. Benim bildiğim bu. O yüzden muhakkak ki, İçeriden dışarıdan, Memleketinize, sizin dininize, vatanınıza, milletinize kastetmek isteyenler olacaktır. Dünya böyle kurulmuş. Onlara karşı mücadele etmekle mükellefsiniz. Bütün dünyada da barışı korumak, barışı kurmakla da mükellefsiniz. Bütün dünyayı kardeş etmekle de mükellefsiniz. Diyeceksiniz ki ya bütün dünyayı kardeş edeceğiz, bütün dünyada barış getireceğiz. Bunu yapmak için de mücadele etmekle mükellefsin. Önce birinci derecede kendini korumakla mükellefsin.
O yüzden, evet 28 Şubat'ı yaşadı bu memleket. Bizim ders yerlerimiz basıldı, alıp götürüldük biz, sorgulandık günlerce. Karakor, kalakol, dolaştırıldık. Askerlik şubesini, pardon, askeri alaylarda dolaştırıldık. İşte otobüslere, şeylere, minibüslere bindirip gezdirdiler. Bir gün, iki gün, üç gün. Sorgulamaya kalktılar. Ne yaptılarsa yaptılar. Ama bir tane, vatana, millete, insanlara zararlı bir şeyimizi bulamadılar. Bir tane. Bütün ses kayıtlarımızı dinlemişler, görüntülerimizi koymuşlar. Hepsinde. Benim önüme koydular bunları hep. Benim para toplamadığımı biliyorlar, para istemediğimi biliyorlar, yaşantımı biliyorlar, hayatımı biliyorlar.
Ben alnı açık bir insanım. Ben açık bir, bakın burada sohbet ediyoruz biz. Perşembe günleri sohbetimiz belli. Herkes açık. Ben nerede sohbet ve zikrullah yaptıysam bugüne kadar, yirmi altı yıldan beri. Hepsi de açıktır benim. Alıp götürsün, alsın götürsün kardeşim. Alsın götürsün. Ben bir suç işlemiyordum ki. Dinliyormuş telefonumu, dinlesin. Dinlesin. Ha dinlemesi doğru mu değil ama dinlesin. Benim bir derdim yok ki. Derdim yok. Hani az önce KPSS sınavı sordular ya. Ben KPSS sorularını bilmiyorum ki. Etrafımla peşkeş çekeyim, onu gizli gizli konuşayım.
Ben milletin şirketleriyle işim yok ki gizli gizli konuşayım. Büyük paralara ben emretmiyorum ki gizli gizli konuşayım. Yok böyle bir derdim benim. Bir yere savcı atanacakmış, bana ne? Bir yere hakim atanacakmış, bana ne? Birisi bir yere bakan olacakmış, bana ne? Birisi belediye başkanı olacakmış, bana ne? Birisi bir yerde müdür olacakmış, bana ne kardeşim ya? Bana ne? Millet zekat toplayacakmış, bana ne? Gidin zekatınızı nereye veriyorsanız verin. Zekat hamallığımı yapacağım insanların. Bana ne? Ya birinin bir şeysi olacakmış. Gidin yapın kardeşim ya. Gidin yapın. Bir gün böyle bizim bayan kardeşlerin çalışmaları vardı işte yardım filan dağıtıyoruz böyle. Sohbette dedim ben işte şu kadar bende liste var diye dinlemişler sohbeti.
Bir polis arkadaş geldi. İşte Mustafa Özman buyurun ya dedi böyle böyle sohbette dedi böyle böyle dediniz bizim de yardımımız olsun. Olsun dedim ben. Önemli değil. İşte bize dedi bir liste verir misiniz? Veririm kardeşim dedim ben. Kaç kişilik liste istiyorsunuz? Bak açık açık konuşuyorum bunlara bak. Dediler ki işte ya 35-40 kişilik olsun. Baktım 44 kişilik bir liste var. Bakın dedim. Bunu neden istediğinizi biliyorum. Bunu sakın kandırdığınızı düşünmeyin. Dedim gündüz götürmeyeceksiniz. Gece götüreceksiniz. Gece dağıtacaksınız. Bu insanları istismar etmeyeceksiniz. Polis arabasıyla dedim sirenlerle dedim bu yardımları dağıtmayacaksınız. Eğer dosdoğru dağıtacaksanız.
Yok eğer dedim Mustafa Özbağ'ı denemeye geldiyseniz hiç önemli değil gene dedim. Bunları böyle yapacaksınız. Tamam mı dedim ben? Tamam dedi. Eğer bu adreslerden bir şikayet gelirse dedim adını soyadını telefonunu aldım. Seni dedim savcılığa şikayet edeceğim haberin olsun. İstismar etmekten. Bu almış 44 tane listeyi. Şimdi açık açık konuştuğumdan her şeyi açık açık konuşacağım. Listeyi bakmışlar, incelemişler. Bakın yalan söylemek kadar, insanları aldatmak kadar büyük günah da yok. Ne olursan olsan. Bana dedi ki biz kendi aramızdan toplayacağız. İyi kendi aranızdan toplayın. Gitmiş sonra AK Parti İl Başkanlığı'na demiş ki 44 tane yardıma ihtiyacı olan ev var. Bunlara erzak dağıtın demiş. Ben de erzak dağıttıkları yere telefon açtım.
Nereden geldi size erzak? AK Parti İl Başkanlığı'ndan dedi. Aradım. Dedim gel buraya dükkana. Hocam ne oldu? Dedim çabuk gel dükkana. Gelmezsen eğer dedim Cumhuriyet Savcısına gidiyor. Güldür güldür güldür geldi. Neden dedim AK Parti İl Başkanlığı'na dedim listeleri verdin bizim? Kaldı. Sizi gidi Allah'tan korkmaz, peygamberden utanmaz insanlar dedim. Tık yok vereyim mi sizi şimdi mahkemeye dedim. Hocam yapma. Sen bari yapma. Evet. Eğer varsa bir insanın saklı gizli işi o bir şeyleri saklayacağım gizleyeceğim de uğraşır. Merak etmeyin. Saklı gizli işi olanın bir gün o saklı gizli haram işi çıkar. Faş olur her şey.
Çıkar meydana. Allah sabırlıdır. Meydana çıkarır. Allah bizi affetsin inşallah. Akrabalar arasında çıkan küslük, ormanda çıkan yangın gibidir. Pazartesi günü bir akrabamın asker eğlencesi var. Benim de tekkede dersim var. Gitmesem darılması büyük olasılık. Aydınlatırsanız sevinirim. Ne yapayım kardeş? Bana sorarsan ben diyeceğim ki dersine git. Allah'ı zikret. Git akrabana da de ki hayırlı uğurlu olsun. Allah mübarek eylesin. Askerliğini severek yap gel de. 4 gramdan fazla gümüş erkeğe haram mıdır? Gramını bilmiyorum gümüş ama altın haram erkeklere. Darül Harp İmamı seçilmemiş bir ülkede bir kişi şeyhini üstadının Darül Harp İmamı olarak görmesi, benimsemesi yanlış mıdır?
Ha öyle deyin bir de ondan ben gideyim savcılığa. Yetmiyor ya benim. Yetmiyor ya. Gidesin gel bakayım. Oh! Yanaş. Ne oldu? Sen Darül Harp İmamı işledin. Darül Harp ne demek biliyor musunuz? O yerde harf var demek. O bölgede harf var demek. Kime karşı? Sisteme karşı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, layık, demokratik, hukuk devleti bunu değiştirmekten, dönüştürmekten, yıkmaktan küldürt içeridesin. Olur. Var mı başka derdiniz? Kabir ziyaretinde kabirdeki merhumun haberi olur mu? Olur. Okuduğumuz, hediye ettiğimiz dualar bildirilir mi?
Evet. Anneye bakmanın mükafatı nedir? Hiç yok. Ne kadar da kapitalist oldunuz? Ha bir verip beş alacaksınız yani. Mükafat olmazsa bakmayacaksınız annenize, babanıza öyle mi? Teraziyle ölçseniz öyle mi? Erkekler anne babanıza bakmanız farz. Üf dahi demeyeceksiniz. İsterse hiç mükafatı olmasın. Cenab-ı Hak üf dahi demeyeceksiniz demiş, üf dahi demeyeceksiniz. Ben rahatım, babam on altı yaşında öldü, anamı da gömdüm, rahat rahat bağırıyorum şimdi. Kız evlat bakmakla mükümlü müdür?
Evleninceye kadar evet. Erkeğe dört gramdan fazla gümüş takmak caiz midir? Ne bu ya bugün dört grama mı takıldı herkes? Gümüş erkeğe caizdir. Bir kadın kocasından habersiz anne ve babasına ziyarete gidebilir mi? Hayır. Kocası izin vermediği halde. Hayır. Yetmiş bin kelime-i tevhid okumanın faziletini ve gerçek önemini açıklar mısınız?
Bununla alakalı hadis-i şerif olduğunu duydum ve konuya açıklık getirir misiniz? İnsan sevdiği için bu dahi yapabilir mi? Bu dağın bitiminde neler yapmak gerekir? Bizler mükafat için ibadet etmeyiz. Bunlar sufi kültüründe yok. Mükafat için ibadet edilmez. Bu amelelikten başka bir şey değildir. Korkudan dolu ibadet edilmez. Bu da kölelikten başka bir şey değildir. Biz Allah'ı sevdiğimiz için ibadet ederiz. Allah'ı sevdiğimiz için haramlardan kaçarız. İçkiden soğuması ve uzaklaşması için ne yapabiliriz? Nasıl dua etmeliyiz? Önce gıybetten uzaklaşın siz. Önce dedikodudan uzaklaşın. Beyleri içki içen kadınlar. Eğer siz evlerinizde haram işlemezseniz, evlerinizde evliya gibi olursanız merak etmeyin.
Kocalarınız da size bakaraktan düzelirler. Herkes insanların içkisine bakıyor. Bugün gündüz de aynı sohbet oldu. Gıybet edenler içki içmişler gibi sarhoş olup ağızları koksaydı ne olurdu halimiz? Dedikodu edenler, iftira edenler, haram yiyenler, zina edenler. Eğer içki içmişler gibi sallana sallana gitselerdi, ağızları burunları koksalardı halimiz ne olurdu? Gıybet etmek, içki içmekten daha ağır. Gıybet etmek, zina etmekten daha ağır. İftira etmek, gıybet etmekten daha ağır. Biz bırakmışız, iftira, gıybet, dedikodu, gırla gidiyor. Birisi içki içmiş, dönüyoruz biz. Vay hınzır içki içmiş.
Vay hınzır içki içmiş derken dahi bir daha günaha giriyoruz. Evet. Bırak ya şu adamı içki içiyor derken daha yine günaha giriyoruz. Evet. Allah onları da bizleri de affetsin inşallah. Dua edin. Kertenkele öldürmek sevap mı? Şeyhim rahmetli şöyle derdi. Cennet cema... Ne o? Cennet istersen öldür yılanı çıyanı, Cemalullah istersen sakın kıyma bir canı. Bir ateist ile tartışmak günah mı? Evet. Din tartışmayın. Dinin tartışması olmaz. Din tartışmayın. Birisi size dinden sorarlarsa biliyorsan cevap ver.
Bilmiyorsan tartışma. Müdahale etme. Bırak. Allah serbest bırakmış. İnanırsan kendine, inanmazsan da kendine. Cenab-ı Hak yolu açmış. İnanmayın da rızıklandırıyor. Tartışma. Hükmetme. Yapma. Tartışa tartışa insanları dinden soğuttuk. Bilir bilmez konuşa konuşa insanları dinsiz eden biz olduk. Saçma sapan bilgilerimizle din anlatmaya kalktık. Hurafelerle din anlatmaya kalktık. Yazlık hurafeleri, bilmem kaç tane bilmem ne çekersen, biiznillah mahpustan kurtulursun.
Biz yapıyoruz bunu. Üniversiteye girme namazı. Nereden çıktı? Üniversiteye girecek olanlar her pirinç tanesine bilmem kaç tane bilmem ne okurlarsa, biiznillah üniversiteye girerler. Hiç o zaman çalışmasın hiç kimse. Biiznillah okusun pirinçlere, yutsun. Var mı böyle bir din? Biz yaptık. Biz yaptık başka bir şey değil. Hala daha yapıyorlar. Sorular geliyor böyle. Pirinç tanesine bilmem kaç tane bilmem ne okucak, üniversiteye girecek. Çalışmak nerede kaldı? Ayet-i Kerime'de çalışın diyor. Ayet-i Kerime çalışın diyor. Biz onu pirince okuyup da üniversiteye gireceğiz diye uğraşıyoruz. Ayet-i Kerime siz edep edin.
Her şeyin edebi var. Biz yok edebini, o işin usulünü, kaidesini, olması gerekeni bırakıyoruz biz. Başka yerlerden uğraşıyoruz. Biz o hale getiriyoruz. Ondan sonra da adam diyor, din buysa ben dinsizim kardeşim diyor. Bizimkini oldun dindar edeceğim diye uğraşıyor. Bırak kardeşim ya tartışma. Sen daha iman ehli değilsin. Senin imanın kemale ermemiş. Sen onun anlattığı şeye cevap verebilecek nitelikte değilsin. O ateizmle alakalı 10 tane, 15 tane kitap okumuş. 20 tane kitap okumuş. Sen kendi inandığın kitabını okumamışsın. Nereye cevap vereceksin ona? Sen inandığın peygamberin hadislerini bilmiyorsun. Nereye cevap vereceksin? Yaratılışla alakalı bir ayet mi biliyorsun?
Yaratılışla alakalı bir hadisi kutsu mu biliyorsun? Yaratılışla alakalı bir hadis yeri mi biliyorsun? Bunların üzerindeki kelamcıların, fıkıhçıların, felsefecilerin bu noktada sözlerini mi biliyorsun? Yok. Ama tartışacak. Tartışacak. Onun elinde oyuncak oluyor bu sefer. Madara ediyor kendi kendine. Adam şöyle düşünüyor. İşte dindarınız bu. Dini yenmiş olarak görüyor o kimseyi yenince. Bak o kimseyi yenince, dini yenmiş gibi duruyor adam. Bilmiyor o karşısındaki inanç sahibi, dindar insan. Cahil. İnanç sahibi. Annesi babası inanmış, o da inanmış. Etrafındakiler demiş ki Müslüman ol, o da Müslüman olmuş. Kur'an-ı Kerim'i bilmiyor.
Türkçesini dahi okumamış. Hadis-i Şerif bilmiyor. E bilmiyor. Okumamış. Okumamış. Araştırmamış. Sorgulamamış. Öğrenmemiş. Kimle tartışacak? Ateist bir kimseyle. Kimle tartışacak? Adam Lenin okumuş. Marx okumuş. Okumuş. Okumuş adam. Adam ne bileyim Sokrat okulmuş. Platon okumuş adam. Okumuş. Firut okumuş. Okumuş. Okumuş. Çatır, çatır, çatır, … konuşuyor. Ben de bankta oturuyorum, arkamda konuşuyorlar. Ben de bank, arkamda duruyor iki tanesi.
Birisi çatır, çatır konuşuyor. Kurban oldum Allah dedim. Beni nereye getirmişsin? Ben de nefeslenmek için oturdum. Böyle ama nasıl o çocuk? Ateist gibi yetiştirmiş kendini. Öbürkü, onun yanında zavallı oldu. Dedim Mustafa Özbağ demek bu yüzden gelmişsin buraya dedim. Buraya bu yüzden oturmuşsun. Döndüm ateist çocuğa. Yiye artık bunu dedim. Nasıl dedi? Tam yeme kıvamına geldi dedim. Öylesine sen bunu dedim, böyle dedim tokatladın ki dedim. Bu sersem tavuk gibi şimdi dedim. Tam dedim yeme kıvamına geldi dedim ben. Hadi dedim, yap dedim, ye bitir bunu dedim. Onun imanını yok et dedim. Onun inancını yok et dedim.
Böyle baktı. Çünkü dedim senin inancın, onun inancını yendi dedim. Değil mi dedim ben? Evet dedi. Yani senin inancın, bunun inancını yendi değil mi dedim ben? Evet dedi. Yani sen dedim, inanıyorsun bak. İnanç sahibisin. Nasıl yani dedi. İnanç sahibisin, öyle değil mi dedim ben? Ateizme inanıyorsun. Evet. Bütün dünyadaki insanlar bir şeye inanır, inanmamak da buna dahildir dedim ben. Baktı. Sen de inanç sahibisin. Kaldı. Ben kendimi böyle görmediydim dedi. Gör şimdi dedim. Sen de inanç sahibisin. Bu da inanç sahibi. Ama ikiniz de dedim, iman sahibi değilsiniz. Birbiriniz iman sahibi olsaydı dedim, inanç imanın önünde diz çöker çünkü dedim. Çocuk kaldı, senin diz çöktüğün gibi dedim.
Bak nasıl sustun dedim. Debit'ten beri makineli tüfek gibiydin dedim. Sen de dedim, bunun inancına karşılık inanç sahibisin. Hep karşısına dedim, kural koydun bunun dedim. Lenin'den kural koydun, Mars'tan kural koydun, Firut'tan kural koydun dedim. Kural bunların hepsi öyle değil mi dedim, ben evet dedi. Bu kuralları kim çıkardı dedim. Bu kurallar manzumesi sende bir inanç olmadı mı dedim. Evet dedi. İşte sen de inanıyorsun dedi. Sen de inanç sahibisin. Bir şeyde bilginiz yoksa konuşmayacaksınız. 26 yaşındayım ve anne babam birbiriyle, 26 yaşındayım ve annem babam ben kendimi bilmeye başladım başlayalı. Birbirleriyle kavga ederek, şiddet uygularak, birbirlerine hakaret ederekten anlaşamıyorlar.
Ve ben tek çötyüm ve hep arada kalıyorum. Uzun yıllar babam her akşam yemeğinde içki içiyor ve son iki gecedir. Annemi sözlü olarak yazamadığım, söyleyemediğim sözler söylüyor. Biz bu durumda ne yapabiliriz? Lütfen bize yol gösterin. Babamı da kaybetmek istemiyorum. Allah razı olsun. Allah yardımcınız olsun inşallah. Bu meselelerin hepsinin de karşılıklı oturup konuşulması gerekir. Bir taraflı değildir hiçbir şey. Hiç kimse psikolojik dengesiz değildir. Ailesiyle arasını bozsun. Ya da gerçekten dengesizdir. Bilemeyiz. O yüzden onlarla görüşmeden, konuşmadan bir şey söylemek insanı hata yaptırır. İyi bir aile babası nasıl olunur?
Eşim iki kızım var tahtalı köyünden demiş. Kardeş iyi bir aile babası demek, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, kötülük yapmayan, zulmetmeyen insan demek. Maddi sıkıntıdan dolayı böbreğini satmak günah mıdır? Evet. Yine aynı kardeş uzun uzun uzun uzun anlatıyor. Ben ona defalarca söyledim. Bu kadar uzun anlatma diye. Kaçıncı, nerede kalmışız? Üç yüz. Kalp altınla halis altını aya, ayara vurulunca gör. Mehenge vurmadıkça ne olduğunu anlayamazsın. Allah kimin canına bir mehenk bağışladıysa, gerçeği şüpheliden o ayırır.
Yaşayan bir insanın ağzına bir çöp girse, ona çıkarınca, dincelir, rahat eder. Ancak, binlerce lokmanın arasında ağza bir çöp girdi mi, yaşayan kişinin duygusu hemen anlar onu. Dünya duygusu, bu dünyanın merdivenidir. Din duygusuysa gönlün merdiveni. Bu duygunun sağlığını hekimden arayın. O duygunun sağlığını sevgiliden. Bir duygunun sağlığı bedenin sağlamlığındandır. O duygunun sağlığıysa bedenin yıkılmasından. Can yolu kesin olarak bedeni yıkar. O yıkıntıdan sonra da yapar, düzer, koşar onu. Altın definesini çıkarmak için yıkmıştır evi. O defineyle de evi daha sağlam yapar. Suyu kesmiş, arkı temizlemiştir. Ondan daha sonra arka içilecek su salmıştır.
Kalp, yani sahte altınla halis altın ayara vurunca belli olur. Bakarsınız o ikisi de sarıdır. Dışları sarıdır. Ama birisinin içi tenekedir veya birisinin içi gümüştür. Birisinin içi de halis altındır. Onu ancak ayar bilen, mihenk taşına vuranlar bilir. Onu ancak kuyumcular bilir. O işin mesleği, o işin erbabı olan bilir. İnsanlara da bakarsınız, hepsi de insandır. Ama insanlar da üçe ayrılır. Kimisinin içi tenekedir, kimisinin içi gümüştür, kimisinin içi altındır. Ancak bu gümüşü, tenekeyi, altını ayıracak Allah'ın hususi seçilmiş kullarıdır. Allah kimin kalbine, ruhuna bu mihengi koyduysa, Cenab-ı Hak kimin kalp gözünü açtıysa, Cenab-ı Hak kimin kalp kulağını açtıysa, Cenab-ı Hak kimin kalbine ilham ediyorsa, bir anda altını, gümüşü, tenekeyi ayırt eden O'dur.
Eğer Cenab-ı Hak senin kalbine böyle bir miheng koymadıysa, sen herkese altın gör, üst nüzan ehli ol. Çünkü insan, yüzünden baktığında insan, elinde bir delil yok, senin kalbinde miheng yok. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ya, kalibini mi yardım baktın? Sahabeden birisi, normalde savaş esnasında, tam öldürüleceği zaman, kafiri öldüreceği zaman, kafir ona dedi ki, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah.
Sahabe öldürüverdi onu. Öldürünce bunu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne anlattılar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki, Kalbini mi yardım baktın? Üç sefer söyledi. Demek ki birisininle alakalı kalbinde bir miheng oluşmadıysa senin, senin kalbine o sevgili oturmadıysa, senin kalbinde o sevgilinin yeli yoksa, senin kalbinde o sevgilinin nefesi yoksa, sen o Rahman'ın gelen nefesini, Rahman'ın gelen yelini tanımlayamıyorsan, Allah Celle Celaluhu hiçbir yere sığma mümin kulumun kalbine sığarım deyip,
senin kalbinde tecelli ettiyse, sen ancak o zaman altınla gümüşü, altınla tenekeyi, tenekeyle gümüşünün arasındaki farkı fark edersin. Yoksa bu ilim yoksa sende, var gitsen herkese altın bil, hüsnü zan beste, sakın suizana düşme, çünkü suizan haram kılındı. O kalbine ilham gelenler de, senin kalbine de ilham geldiyse, sen de ona dua et diye sana ilham geldi.
O gümüş altın olsun, o teneke gümüş olsun, o teneke altın olsun diye dua et. Onu reddetmen için değil, onun yüzüne bakmaman için değil, onu kovman için değil, onu itmen için değil, onu ikinci sınıf vatandaş görmen için değil, ya ona dua etmen. Ya Rabbi bu kardeşime hidayet eyle, Ya Rabbi bu kardeşlerimin hepsini de, muhafazayla kendine dost eyle. Sana o yüzden gösterildi o. Sakın insanları ayrıştırmak için değil, maneviyat fitne çıkarmaz, maneviyat insanları ayrıştırmaz, maneviyat insanları cem eder. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, müşrikliği anlattı, sen müşriksin demedi. Kafirliği anlattı, sen kafirsin demedi.
Müminliği anlattı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Nasıl iyi mümin olunur? Nasıl iyi Müslüman olunur? Nasıl güzel ahlaklı olunur? Nasıl iyi bir insan olunur? Nasıl insanların arasında düzgün insan olunur? Hz. Peygamber ve Adem aleyhisselamdan beri, gelen bütün Peygamber-i Zişan efendilerimiz, iyi insan, kamil iman ehli olmak nasıl olur? Onu anlattılar hep. İnsanları ayrıştırmak için değil, insanları dövüştürmek için değil, insanlara fitnes almak için değil, insanları birbirine düşürmek için değil, eğer senin Cenab-ı Hak kalbine kendi ilminden bir ilim verdiyse, Cenab-ı Hak senin kalbine ilm ile dinini akıttıysa, sana insanların arasında fitne çıkarırsın diye akıtmadı.
Sana Cenab-ı Hak kendi sır ilminden bir sır verdiyse sana, fitne fücürlük için değil, dua etmen için yaptı. Senin Kur'an ve sünneti anlatman için yaptı. Tebliğ etmen için yaptı. Yoksa Allah, müşriklerin içine bir peygamber gönderdi. Müşriklerin içinde. Müşriklerin içerisinde sen olmasaydın bu kainatı yaratmazdım dedi, bir peygamberini gönderdi.
Etrafındakileri hor hakir görme. Etrafındaki hor hakir göresin diye, bu manevi ilimler sana verilmedi. Verilmez zaten. Kesilir. Cenab-ı Hak cevherini boş yere saçmaz. Allah sır ilmini boş yere saçmaz. Saçmaz. Cenab-ı Hak ilmi hak edene verir. Manevi ilmi de hak edene verir. Sen gıybet eder, dedikodu eder, iftira eder, kötü ahlak sahibi olursan, manevi ilim olmaz sende. Ha o zaman kalp altınla halis altını ancak ehli bilir. Bir sahte doktorla gerçek doktoru ancak bir doktor ayırt eder. Sen bakarsın ikisi de beyaz önlüklü. İkisinin de omuzunda, burada göğsünde doktor bilmem kim yazıyor.
Hatta o doktor gidip bir doktorun yanında, işte orada hizmetkarlık yapmıştır, yanında işte hasta yazmıştır, kime ne hastalıklara bakıyor, ona bakmıştır. doktoru taklit edebilir. Öhö de öhö de dittirir. Aç ağzını A de A dersin, B de B dersin. Sana bir de ilaç da yazar. Sen dersin ki ya bu doktor isabet ettiremedi herhalde, koşturursun. Bir daha baktırırsın kendisine, bir daha yazar. O olmadı, bir daha yazar. Ve sen safsan, ha bire o sahte doktora gidersin. Ama bir ilaç yazdık, olmadı. Aa, ben ilacı kullandım mı? Kullandım. Ben onun dediği saatlerde aldım mı bunu, aldım. E bana şifa olmadı. O zaman doktor isabet ettiremedi. Ha olabilir mi? Olabilir.
Hata herkes için mi? Evet. Ben bir daha gideyim. Ya da, bunun bir sağlaması olması lazım. Dur ya ben bir başka doktora gideyim. Doktor bey, ben böyle bir ilaç aldım. Baktı doktor, ya sen ne soğuk algındın sen, verem olmuşsun dedi. Ne? Verem olmuşsun dedi. Annem, Allah rahmet eylesin, rahatsız. İzmir'de bir iki doktora gidiyor. Bir türlü öksürüğü kesilmiyor bunun. Herkes ağır grip, ağır soğuk algınlığı. Dedim, anne o iş orada olmayacak. Ağasınlar gelsinler seni buraya dedim. Hacı Mehmet, siz getirdiydiniz değil mi? Hacı Mehmet de, Hacı Mehmet'in de halası oluyor zaten benim annem. Aldılar geldiler, ben sigorta hastanesine götürdüm. Orada bir bayan, dahiliyeci.
Annemin filmleri de yanında çekilmiş filmler var hastanede. Kadıncağız dedi, kim hasta? Dedim, burada hasta. Çekilmiş filmler var dedim. Ama dedim, annemin öksürü bitmedi. Şu oldu, bu oldu. Anlattım neyse. Ver bakayım filmi dedi bana. Kadın aldı. Böyle güneşe kaldırdı. Filmi koydu içine. Tüberküloz olmuş dedi. Kaldık biz. Annem şimdi gözleri tam görmüyor. Şeker hastası. Oğlum ne diyor dedi. Dedim, tüberküloz olmuşsun. Yani veren miyim dedi. Öyle diyor anne dedim ben. Allah Allah dedi ya. Veren mi olmuşum dedi. Kadın iyice üzüldü. Şeker 550. Dur dedim anne, bir doktora daha göstereyim seni. Neyse bir doktora daha gösterdim. Aynı hastanenin içerisinde.
O da İstanbul'da bilmem ne hastanesinde ciğer üzerinde ihtisas sahibi olmuş. Hacı Erkan neydi onun adı ya? Nerede Hacı Erkan? Seninle mi tıkalı benim gibi? Neyse ona gösterdim. O gördü. Dedi tüberküloz. Tanıyor beni. Dedi yatır buraya dedi. Hemen dedi bir yatak. 15 gün sonra koşturtacağım anneni buradan dedi. Dedim anne böyle böyle doktorun iyisine düştük. 15 gün sonra seni koşturtarak gönderecek. Doktor var bakın. Olmadı. Teşhis edememiş. Haa. Ehil değil. Doktor. Ehil değil. Ya da hata yaptı. Biz şöyle sufiler şöyle deriz. Bunda bir hikmet varmış. Değil kardeşim acemi. Eğitimini düzgün yapmamış. Düzgün tedrisattan geçmemiş. İşini ehemmiyetli yapmamış.
Çalışmamış. Eksik. Eksik. Baktı. Tüberküloz olmuş dedi. Eğitimli. O zaman aynı şey. Sen eğitimliyse. Eğitimliyse o sufi. O bilecek. Bakacak. Tüberküloz diyecek. Ona sorarlar. Senin şeyhin kim? Kim öğretti sana bu ilmi? E benim şeyhim yoktu. Hoş geldin 23 Nisan. Hz. Peygamber'in dahi bir öğreticisi var. Kim? Cebrail aleyhisselam. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine namazı nasıl kılacağını öğretiyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine namazın rekatlerini öğretiyor.
Namazın vakitlerini öğretiyor. Kime? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Öğreticisiz, öğretmensiz bir bilgi yok. Öğretmensiz bir bilim yok. Sakın! İster dini ilimler olsun, ister pozitif ilimler dediğimiz dünyevi ilimler olsun. Öğretmensiz yok. İlk öğretmen kim? Hz. Adem. Cenab-ı Hak diyor ki ben ona bütün sıfatları hıfzettirdim. Bütün her şeyi ona öğrettim. Onun öğretmeni kim? Onun da öğretmeni Cebrail aleyhisselam. Vastasıyla Allah. Oturdun yerden tıp kitaplarını okuyaraktan ben tıpçıyım deme karşıma çıkıp. Eee aynı şey. Oturdun yerden ben sufiyim deme.
Oturdun yerden ben şeyhim deme. Sana sorarlar şeyhin kim? Yok. Nereden bu ilim sana? Nereden? Paraşütle mi indi sana gökten? Paraşütle inseydi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine de inecekti. Onun öğreticisi kim? Hz. Cebrail aleyhisselam. Senin öğreticin kim? Senin şeyhin olacak. Senin şeyhin yoksa sen yalancının tekisin. Senin şeyhin yoksa sen altın rengine bürünmüş sahtekarsın. Herkesin içerisinde altın rengi herkesin. Bütün insanlar altın rengi. Ayırt etmiyor mu? Kiminin içi 24 ayar.
Kiminin içi 22 ayar. Kiminin içi 20 ayar. Kimininki 18. Kimininki 16. Kimininki 14 ayar. Kiminin içi 12 ayar. 10 ayar altın var mı? Var. 8 ayar var mı? Var. Var değil mi Osman? Var. Ondan sonra ekimisinin içi gümüş. Hadi biz hepsinde bütün insanları altın diyelim. Ama birisi 2 ayar altın. 2 ayar altın olunca geri kalanı gümüş madeni gibi onun. Öyle mi oluyor altın? 2 ayar var mı? Üretiliyor. Evet. Evet. Onun içerisinde altın serpintisi var. Eritilmiş altın var onun içerisinde. 2 ayar. Bunun gibi. Hadi bütün insanlara altın yaptık. Ama 2 ayar olanla 24 ayar aynı mı? Değil.
Değil. Herkes insan. Herkes insan. Aa 24 ayarlı olan insanı kamil. Onu ancak ehli bilir. Ve bizim zahiren soracağımız şu o zaman. Kardeş. Sen tıp doktoruksan tabelana az oraya. Hacetepe'den mi mezun oldun? Ege Üniversitesi'nden mi mezun oldun? O mezun olduğun o bölümün dekanı, profesörü neyse imzalamıyor mu? Var mı? Üniversite mezunu. Kaldır elini. İmzalıyorlar mı? Rektör imzalıyor. Bir de dekan imzalıyor. İmzalıyor. Ancak diploma o zaman sahih değil mi? O diploma olmazsa o olmadı. Eee? Adam geçmiş, oturmuş kürsüye.
Kimsenin şeyhin yok. Aa sen ne bendensin. Benim de şeyhim yok, senin de şeyhin yok. Hadi ikimiz beraber bir şeyh bulalım. Neden? E senin de şeyhin yokmuş. Bir de daha enteresanı var. Şimdi laf gidecek diye, şimdi herkes şey yapacak. Bir de daha enteresanı ne? Aa! Abdullah Efendi'den. Ya görmedim seni onun yanında hiç ben. Benim şeyhim de o. Senin de mi şeyhindi? Ha evet, e benim haberim yok. Ha öldükten sonra olmuş. Nasıl olsa mezardan kalkıp söyleyemeyecek ya. Öyle düşünüyor. Söylüyor. Siz onlara ölü demeyiniz.
Ölü değil, söylüyor. Allah kimin canına bir mihenk bahşişladıysa, gerçeği şüpheliden o ayırır. Kalbinizde bu mihenk oluşması lazım, gerçeği şüpheliden ayırmak için. Bunun yolu günah-i keballerden uzak olmak. Bunun yolu farz ibadetlerini yerine getirmek. Bunun yolu nafilelerle Allah'a yaklaşmak. Allah'ı çok zikretmek. Bunun yolu ondan sonra Allah'ı sevmek. Allah'ı severseniz, Cenab-ı Hak diyor ki, ben de o kulumu severim. Ben o kulumu sevince, gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benimle konuşur, benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle yürür. O zaman o kul ferahta, o kul selamette.
Neden? Allah'la görüyor, haşa. Duyuyor. Sen duymuyorsun duvarın arkasını, o duyuyor. Sen görmüyorsun duvarın arkasını, o görüyor. Sen şurada kabrin başına gittiğinde, burada kabirde yatanlar var diyorsun. Öbürkü selamun aleyküm diyor. O aleyküm selam, hoş geldin diyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri ne yaptı? Kabristan'da yürüyordu, iki tane kabir, birer tane yeşil hurma dalı aldı, başlarına dikti. Hikmet nedir ya Resulallah? Bu kabirdeki kardeşleriniz var ya, evet, kabir azabı çekiyorlar.
Hem de neden biliyor musunuz? Neden ya Resulallah? Birisi diline dikkat etmezdi, laf taşırdı, birisi de ayakta bevle derdi. Birer tane, yeşil hurma dalı. Şimdi dedi, bu yeşil hurma dalı, rüzgar estikçe dedi, Cenab-ı Hak, hayi ismi şerifini çektirecek. Bu hurma dalı diyecek, dedi, bu yeşillik, onların günahlarını hafifletecek. Mezarlıklara, yeşil ağaç dikmenizin sebebi budur. Sünnettir. Siz Medine-i Münevvere'ye gittiğinizde, o Vahabilerin orada, o Medine-i Münevvere'deki, kabristanlıkları böyle dümdüz yaptığına bakmayın. Sünnet-i Resulullah'ta, kabristanlıkların başına, yeşil ağaç dikmek vardır. Sünnettir ağaç dikmek.
Sünnettir meyve ağacı dikmek. Bir tek kabristanlıklara meyve ağacı dikilmez. İnsanlar ola ki orada meyve ağaçlarından yemesinler diye. Kabristanlığın hiçbirisinden para kazanılmaz. Kabristanlıklar parayla satılmaz. Kabristanlıklardan ot çöp toplanıp yenilmez. Kabristanlıklara meyve ağacı dikilip parası satılmaz. Kabristanlıkların ağaçları parayla satılmaz. Bunlar İslam'da yok. İnsanın bir uzuğu parayla satılmaz. Saçı sakalı, büyüğü parayla satılmaz. Tırnağı parayla satılmaz. İnsanın normalde organlarının parayla alınıp satılması caiz değil. Organ kaçakçılığı yok İslam'da. Satmak caiz değil. Satmak caiz değil. İnsanın bir tek saçını, telini dahi satmak caiz değil. O ticaretten alınan kar haram.
O ticaret haram. Almak satmak haram. Çok affedersiniz insanın necaseti, dışkısı dahi satılmaz. Satılmaz. İşte eğer senin bunları yerine getirirsen, sen kalben kabristandaki narla görüşürsün de. Bu kalbin açılmasının birinci makamı. Zikrullah esnasında gelen maneviyatla, ruhaniyetlerle konuşursun. Zikretmeye başladığında Abdülkadir Geylan Hazretleri gelir. Sema ederken Hazreti Mevlana gelir. Şemsettin'i Tebriz'i gelir. Semazen gözü açıktır, gözü açık görür onu. Ama Şems'e sema eder. Ama Hazreti Mevlana'yla sema eder. Ama Hazreti Ali Efendimiz'le eder. Ama Hazreti Hüseyin Efendimiz'le eder. Ama Hazreti Hasan Efendimiz'le eder.
Ama Hazreti Resulullah'la eder. Sallallahu aleyhi ve sellem'le. Ama Arşailade eder. Ama Lenf-i Mahfuz'un tepesinde eder. O kalbi açıklığıyla alakalı. Hazreti Mevlana diyor ki, Allah senin kalbine mihenk koyarsa, mihenk koymanın yolu bu. Farzlara sımsıkı tutunmak. Farzları yerine getirmek. Ve Allah'ı sevmek, Allah'ı sevmek. Müslümanlar, müminler Allah'ı sevin. Namazı sevin, orucu sevin, zikri sevin. İnsanları sevin, dostlarınızı sevin. Annenizi, babanızı, eşinizi, çocuklarınızı sevin. Aklınızla davranmayın. Sevmek duygudur, akıl değildir. Sen akılla seversen zorlanırsın. Bir gün seni akıl atıverir üstünden senin.
Bir bakmışsın ki yerde kalmışsın. Ondan bırakmaz. Akıl çok affedersiniz eşek gibidir. Seni düşürür bir de çifte atar sana. Başını gözünü yarar bir tavırlara gidersin. Duygu ise, anka kuşu gibidir. O mitolojiktir. Seni hep ötelere götürmek ister. Habire kanat çırpar. Daha öte eder. Habire kanat çırpar. Daha öte eder. O simürk gibidir. O seni bu dünyada bırakmak istemez. O seni buralarda bırakmak istemez. Der ki, iyi tutun bana. Sen iyi tutunursun. O kanat çırptıkça yükseklere gidersin. O kanat çırptıkça ileriye doğru gidersin. O kanat çırptıkça bakarsın ki, seni bambaşka dünyalara getiriyor.
Bir bakarsın ki, seni hayretten hayrete taşıyor. Bir bakarsın ki, seni alemden aleme taşıyor. Bir bakarsın ki, kanatların rengi değişmiş. Bir bakarsın ki, ışıltısı değişmiş. Bir bakarsın ki, ötüşü değişmiş. Bir bakarsın ki, zikri değişmiş. Sen onun zikrinle zikredersin. O hu diye diye götürür seni. Sen de hu diye diye gidersin. Bir bakarsın ki, ayrı alemdesin. Bir bakarsın ki, dünyayla bağlantın yok. Bir bakarsın ki, ahiretinle bağlantın yok. Bir bakarsın ki, binlerce hanka kuşu var. Bir bakarsın, binlerce hanka kuşu toplanmış, tek kuş olmuş. Kanadında binlerce uçan var. Dersin ki, ben de kanadının bir tarafından düşmeyeyim. Ben de dersin, tüyünden düşmeyeyim.
Sımsıkı yapışırsın. Bir bakarsın ki, tüyünün rengini alırsın. Sanki tüy mü oldun onun kanadında? Yoksa tüy sen mi oldun? Sen tüy mü oldun? Karıştırırsın. Ama seni götürür hanka kuşu. Seher vaktinde gelir o. Kapını seher vaktinde çalar. Herkes yattığında gelir o. Herkes yattığında konar senin dalına. Sen eğer uykuda değil, uykudaysan bırakır gider seni. Olev ki yarın da uykudasın diye gelmeyebilir sana. Ondan sonra yalvarır, yakarır, pişman olursun. Dersin ki günlerce ağlarsın. Uykuda değilim. Nereden yattın bir gece? Nereden uyudun bir gece? Keşke uyumaz olsaydım. Keşke yatmaz olsaydım. Gözüme kirpiklerime yiğneler taksaydım da o hanka kuşunu kaçırmasaydım. Ben nasıl gaflete düştüm dersin?
Sufilik budur. Akıl tekmeden tekmeye vurur seni. Akıl yerlere düşürür seni. Hep der neden seveceksin? Hep der neden aşık olacaksın? Hep der olma aşık. Hep der aman sevme. Zarar edersin. Bak hep sevenler böyle oldu. Önüne koy. Vefasız gösterir sevgiyi. Aşkı sana vefasız gösterir. Muhabbeti sana vefasız gösterir. Aşk yolunu sana dikenli gösterir. Aşk yolunu sana ateşli zor gösterir. Hep vurur sana. Sen hep aklına vurursun. Sahte miydi değil miydi? Gerçek miydi değil miydi? Aklına vurdurur. Sen la ilahe illallah diyorsun da kabul etti mi? Sen dua ediyorsun da kabul etti mi? Sen namaz kılıyorsun da kabul etti mi? Hep bu elini çeker sana.
Hem aşağı doğru götüreceğim ister. Sen bakma ona. Sen kalk. Sev muhabbet besle. İlk gördüğüne muhabbet besle. İlk baktığına muhabbet besle. Tuttun ele muhabbet besle. Sen seviyorum dediğine gerçekten muhabbet besle. Tutsan elinden. İster ağaç olsun, ister ot olsun. Duygu seni alıp götürecektir. Aşk hiçbir sevenine vefasızlık etmez. Aşk hiçbir zaman aşığına vefasızlık etmez. Herkes bırakır, aşk seni bırakmaz. Herkes terk eder, aşk seni terk etmez. Herkes sana hasislik eder. Aşk sana etmez. Herkes sana vurur. O vurmaz sana. Asla. Herkes seni hançerler. Aşk seni hançerlemez. Seni kancıklamaz o.
Seni itmez, seni kovmaz. Seni atmaz o. Sen yeter ki bekle kafasında. De ki benim senden başka gidecek hiçbir yerim yok. Senden başka hiç kimsem de yok. Ey aşk sen varsın. Ben de yokum. Muhakkak sana anka kuşunu gönderecektir o. Sen ümitle onun kapısında dur. Ümitsizlik yok. Ve muhakkak anka kuşuna tutunursun bir an geldiğinde. O zaman anlarsın beni de. Şimdi anlamazsın. Beni de o zaman anlarsın. Dersin ki anlattığı anka kuşu buymuş. Dersin ki böyle gidiliyormuş. Dersin ki böyleymiş hayret. Bakarsın ki o anka kuşunda nice hayretler var. Sen olmadı bir an onun gözü senin gözün olur. Senin gözün onun gözüne olur.
Onun baktığı yere bakarsın. Hatta dersin ki götür beni daha da uzaklara. O seni götüreceğin yere kadar, gidecek olduğun yere kadar götürür. Yetmez insana. Bir bakmışsın ki saatin zili çalmış. Bir bakmışsın ki bir yerden bir gürültü kopmuş. Tık biter. Sen ertesi günü yine beklersin. O anka kuşu gelecektir çünkü. Bir sefer geldi ya. Muhakkak bir daha gelecektir. Ama o hep uyanık olanı bekler. Alır götürür. Onun uyuyanına işi yoktur. Yaşayan bir insanın ağzına bir çöp girse onu çıkarınca dincelir, rahat eder. Binlerce lokmanın arasında ağzına bir çöp girdi mi yaşayan kişinin duygusu hemen anlar onu. Bir kimsenin ağzına bir çöp koyunsa anlar ağzında başka lokma yoktur.
Ama binlerce lokma yutan bir kimsenin lokmalarının içerisinde bir çöp olsa, gafletteyse anlamaz. Ama bir kimse düşün ki yaşıyorsa yani diriyse, burada yaşamaktan kasıt ölmeden önce ölünüz sırrına vakıf olan insanlar uykudadır. Öldüklerinde uyanırlar. Hadis-i şerif. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, ölmeden önce ölünüz. Ölün ki uyanınız. Bu dünyada ölmezseniz uyanmazsınız. Uyanmazsanız gaflettesiniz. Ne yedip içtiğinizde bakmazsınız. Ağzınızdan ne girilmiş ne çıkmış bakmazsınız. Ama o ölmeden önce ölen, o uykudan uyanan yediğini içtiğine dikkat eder. Onun ağzına bir susan tanesi haram girse, anlar onun ağzı. Der ki bunu yutma.
O da ağzına girmeden sofraya bakar, der ki bunu içme. O der ki beni yeme. Hani hadis-i şerifler vardır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ne der ki? Ya Resulallah, kekik. Beni topla, ben yetmiş derde şifayım. Hani der ya, çörek otu. Ya Resulallah, ben ölüm hari şifayım. Dile gelir. Ama kader tecelli edecekse, takdir var ise, susar her şey. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri zehirli eti de yer. Bu takdirdir. Takdir kılıcı vurulduysa, tedbir karşısında dayanmaz. Takdir vurduysa, onun karşısında akıl dayanmaz. Takdir kılıcı vurduysa, onun karşısında din, diyanet, kalp hepsi susar.
Eğer takdir vurmadıysa, ağzına küçücük bir zerre gelse, o zerre haykırır beni yeme diye. Dünya duygusu bu dünyanın merdivenidir. Din duygusuyla gönlün merdiveni. Dünyayı sevmek bu dünyanın merdivenidir. Bir kimse dünyayı severse, o dünya sevgisi ona merdiven olur. Dünyaya sahip olur o, dünya olarak. Hoş ne kadar sahip olursa olsun sonunu bulamaz da. Ama dünya onu cezbeder. O dünya sevgisi ona dünyayı buluşturur. Ahiret ise öbür tarafadır. O da diyor, gönlün duygusudur, gönlün merdivenidir. Siz gönül merdiveniyle yürüyün. Dünyayı isteyenler, dünya sevgisi onlara merdiven olacak. Allah'ı isteyenler, Allah'ı sevme onlara merdiven olacak.
Bu duygunun sağlığını hekimden arayın, o duygunun sağlığını sevgiliden. Siz dünya ile alakalı bir şey gidin, dünyalıklardan bulun. Siz vücudun sağlığınızı gidin, vücut hekimlerinden arayın. Ama gönül sağlığını da gönül ehlinden arayın bulun. Bu duygunun sağlığı bedenin sağlamlığındandır. O duygunun sağlığı ise bedenin yıkılmasındandır. Dünya için beden sağlam olacak. Dünyayı sahip olacak, dünyayı koşturacak olan sağlam beden sahip olacak. Ama duygu için beden sağlamlığı gerekmez. Hatta der ki, sen bedenini fazla besleme, az ye der. Sen bedenini fazla kuvvetlendirme der. Az uyu der. Çok uyku şehveti arttırır. Az uyku şehveti öldürür.
Çok yemek şehveti arttırır. Az yemek şehveti öldürür. Der ki, sen bu bedeni harap et. Eğer ötelere gideceksen. Can yolu kesin olarak bedeni yıkar. O yıkıntıdan sonra da yapar, düzer, koşar onu. Ölmeden önce onu öldürür. Bedenden vazgeçer o kimse. Bedenden vazgeçerse, ölmeden önce ölümü anlar. Altın definesini çıkarmak için yıkmıştır evi. O defineyle de evi daha sağlam yapar. Seni önce riyazat yaptırır, bedenini çökertir senin. Ve bedeninden maneviyat fışkırır. Duygu fışkırınca bedenin gençleşir senin. Sen diğerlerinden daha genç olursun. Sen diğerlerinden daha iyi olursun. Bak Eyübel Ensari 83 yaşında atına bağladı kendisini.
İstanbul surlarının önünde nefesini verdi. Herkesten dinç. Suyu kesmiş, arka temizlemiştir. Ondan sonra da arka içilecek su salmıştır. Arka temizleyecek olan ne yapar? Suyu keser bir. Bir hatı temizler. Hatı temizledikten sonra ne yaparlar? İçme suyunu basarlar. Önce hattan küflü su çıkar, öyle değil mi? Önce çamurlu su çıkar. Ondan sonra ne olur? Su temizlenince berrak su akmaya başlar. Allah bizi onlardan eylesin. 310'dan devam edeceğiz inşallah. El Fatiha. Allah'a selamat.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi