mustafaozbag.org

Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 30.07.2026

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 30 Temmuz 2026 · 35:52

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i, hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip, hakkı yaşayan, hakkı haykıran kullarından eylesin, Nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına, dinine, imanına hakaret ediliyorsa, zulmediliyorsa, Cenab-ı Hak hepsinden de intikamımızı alsın, ABD'yi batırsın, Siyonistleri batırsın, kafirleri dağıtsın, Müslümanlara ihlas, samimiyet nasip eylesin, Müslümanlara cihat şuuru nasip eylesin,
Müslümanları topyekün, kafirlerle cihat etme, namusunu, şerefini, izzetini nasip eylesin, bizleri de Allah için seven, Allah için mücadele eden, Allah için cihat eden, Allah için yolunda dimdik duranlardan eylesin, Ecmayın, Şeh Efendi'yi ziyarete adabı nedir, Şeh Efendi'ye gelirken tutulan otobüs nasıl tutulur, adabı nedir, Şeh Efendi'ye ziyaret bizim şeyhimizden aldığımız ölçü oydu, Şeh Efendi bir yasak koyuyorsa biz ziyaret etmezdik, Allah rahmet eylesin, bana derdi ki, Mustafa Efendi oğlum, bu ara hiç kimse gelmesin Nevşehir'e derdi,
biz de arkadaşlara ilan ederdik, arkadaşlar Nevşehir'e gitmeniz yasaklanmış, hiç kimse Nevşehir'e ziyarete gitmesin, içinden zakir dinlemeyenler olurdu, gidenler olurdu, aslında beni dinlemiyormuş gibi görünüyor o, ama şeyhi dinlemiyordu, ben böyle açıktan eski arkadaşlar bilir, ben bunu ilan ederdim, arkadaşlar Şeh Efendi'ye bu noktada ziyaret yasaklandı diye, çünkü ziyaret edenler evine ziyaret ediliyordu, oradaki kaide oydu, gündüz gidiyorlar, evde ziyaret ediyorlar, Hacı anne yaşlı, evde bir gelin var, hani böyle her gün misafir, bir de şimdi misafir ağırlayanlar eve çok misafir gelenler bilir bunu,
her gün 3 kişi, 5 kişi, 3 kişi, 5 kişi, 10 kişi misafir geliyor, her gün evde yemek piştirecek, misafir ağırlanacak falan, fişman iş çok, böyle olunca, Şeh Efendi de hanımı da yaşlıydı, arada bir de bunu normalde dervişlere aksettirmek istemeyiz biz hiç, Şeh Efendi'nin de kapısında işte polis beklerdi, filan fişman, böyle bu tip şeyler olurdu, Şeh Efendi derdi, oğlum gene bugünlerde evin etrafında dolanıyorlar, kimse gelmesin derdi, o zaman normalde biz de söylerdik arkadaşlar, arkadaşlar, arkadaşlar, gitmeyin, ama müsaade isterdik, efendim gelmek istiyoruz, bir göresimiz geldi,
Mustafa Efendi gelin derdi, bunu yine eski arkadaşlar bilir, biz 6 otobüs, 8 otobüs, 9 otobüs buradan dolar giderdik, otobüsleri tutardık, yiyeceğimizi, içeceğimizi yanımıza alırdık, ondan sonra orada Nevşehir'de muhakkak Şeh Efendi bir şeye ikram etmek ister, biz 3-4 arkadaşı önden gönderirdik, orada pide, ayran yaptırdık, sonra gittiğimizde dergahta Şeh Efendi'nin ikramı gibi biz onu dağıtırdık orada. O yüzden Şeh Efendi Bursa'dan böyle toplu gidişlerden hiç rahatsız olmazdı, örnek gösterdi herkese, Mustafa Efendi gibi yapın, Mustafa Efendi kadar olamıyorsunuz diye örnek gösterirdi. Buradan hareket ederekten, hani Şeh Efendi'ye biz Allah rahmet eylesin, zora sokacak, sıkıntıya sokacak her şeyden uzak durmaya gayret ederdik.
Bu Adap Erkan tabii zaman içerisinde Şeh Efendi'nin değiştirmek değil, ama zaman değişiyor, yerler, mekanlar değişiyor. Mesela Bursa'ya geldiğinde, Şeh Efendi herkese, Bursa'ya gelin, biz Bursa'dayız derdi. Bursa'da zaman zaman 10 kişi, 15 kişi, 20 kişi, 25 kişi buraya ziyarete gelen Şeyh'imi göreceğim deyip ziyarete gelen. Kimisi işte ticaret için gelirdi, Şeyh'i göreceğim maksadıyla. Bunların hepsi de olur, biz onları hepsinde burada hamdolsun ağırlardık. İşte Adnan'ın evinde, Hüseyin'in evinde, Cafer'in evinde, ondan sonra böyle eski o arkadaşlar noktada böyle o misafirperverliğini gösterirdi. Hatta ben bunu bazen Latife'den söylerim, çocukları böyle çok laf dinlemez, çok hareketli olanlara Adnan'a veriyordum.
Diyordum Adnan sen bunları al, çocuklar duvara tırmanıyor çünkü. Yani bir başka yeni bir dervişin evine versen sıkıntı olur, adam dervişlikten soğur. Hele bir tanesinin iki tane oğlu vardı, bir gün Seyit Taş, Allah rahmet eylesin, çocukları balkona bağlamış. Bu çocuklar görünmüyor ortalıkta, ne oldu, ne gitti, bir şey de diyemiyorum, Şeyh Efendi'nin yanındayım, işaret ediyorum, nerede diyorum, işaret ediyor böyle, iyiler diyor. Hani bir ses seda yok, en sonunda dayanamadım, nerede çocuklar dedim, sorma dedi, balkona bağladım hepsi, ikisini de. Şimdi bunlar şeyhin etrafında muhakkak bu tip şeyler olur. Orada dervişlere lazım olan şey sabrederekten o imtihanı atlatmak. Şimdi bizde nasıl? Normalde diyelim ki bizde bu konuda her perşembe ben buradayım.
Şeyh Efendi de bu usul yoktu, dolaşırdı. Dolaştığı için her perşembe Nevşehir'de değildi. Ben her perşembe buradayım. Erkek, bayan arkadaşlar yan tarafta, işte bizler burada toplanıyoruz. Her cumartesi de yukarıda vakfın oradayım. Böyle olunca bir de vakıfta sohbetten sonra bayanlara da sohbet, aslında o bayanlara sohbet dışarıdan gelenlere bir de. Hani kim oturursa, kim kalırsa sıkıntı değil. Böyle olunca normalde buraya gelirken arkadaşlar bir vakıf adına, dergah adına otobüs tutulur. Dergah adına otobüs tutulursa gelmek isteyenler o otobüse binerler, gelirler. Bu birinci şık. İkinci şık bir derviş kardeşim birisi der ki ben Şeyh Efendi'ye gidiyorum. Gelmek isteyen de varsa ben işte benim minibüsüm var, benim otobüsüm var veya ben bir otobüs kiraladım.
Gidiyorum arkadaş. Gelmek isteyen varsa ücreti de şu kadar, o arabayı da bu kadara tuttum. Veya ücret istemiyorum, ben fisebilillah tuttum. Kimle karışacak? Gelmek isteyen gelir. Veyahut da liste yaptılar. On kişi biz gidiyoruz mu gidiyoruz. On kişilik bir şey tuttular, geldiler. Bunda zakirden izin alınmaz, hiç kimseden izin alınmaz. O otobüs şahsa münhasır veya o gruba münhasır tutulmuş. Eyvallah. Bunda da söylenecek bir söz olmaz. Yani buna neden siz böyle kafanıza göre otobüs tutup gidiyorsunuz, bir zakirin bunu söylemeye hakkı yok. Sebep adam şeyhine gidiyor. Veyahut kadın şeyhine gidiyor. Veyahut da perşembe burada sohbet var. Herhangi bir ilden, ilçeden, köyden birisi çıktı geldi.
Zakirin ona sen neden benden habersiz gidiyorsun, ne yapma kendi başına gidiyorsun deme hakkı yok. Bunlar dervişin önünü kesen şeyler. Bu tip önünü kesenlerin önü kesilir. Allah muhafaza eylesin. Veya bir bayan arkadaşlar, bayanlar bir cumartesi gün kendi kendilerine anlaşmışlar. Beş kişi, on kişi otobüs tutmuşlar, geliyorlar. Diğerleri neden bize haber vermediniz deme lüksleri yok. Ben bunları yaşanmışlardan örnekliyorum. Yani kendi zakirliğimden, kendi dervişliğimden örnekliyorum. Örnekliyorum işte ben Hazreti Mevlana'yı ziyarete gideceğim. Ben herkese haber vermek zorunda değilim. Ben üç kişi, beş kişi, gidiyorum ben Hazreti Pir'i ziyarete gideceğim.
Geliyorsanız hep beraber gidelim gelelim derim. Bütün dergah, ben dergah adına bir ziyaret yapacaksam o zaman derim arkadaşlar dergah olarak Hazreti Pir'i ziyarete gidiyoruz. Beş otobüs tuttuk, on otobüs tuttuk, yirmi otobüs tuttuk. Kaç kişi gelecek, yirmi otobüs gelecek, yirmi otobüs. O zaman herkesin haberi oldu mu? Oldu. Gelen gelir, gelmeyen gelmez. Bitti. Bunlar normalde adab açısından önemli şeyler. Bir dergahta zakir veya çavuş olmasına rağmen dergahta bir dervişin sürekli ben ilk dersiyim diyerek herkese müdahale etmesi, kendini öne sürmesi doğru mudur? Değildir. Makam kıdemi yener. Yani askere gittin, askerde diyelim ki Teğmen kaç yaşında? Yirmi yaşında.
Başçavuş kaç yaşında? Elli yaşında. Teğmen başçavuş emrediyor mu? Emrediyor. Makam çünkü kıdemi yendi. Ha, makamın olmadığı yerde kıdem söz konusudur. Makamın olmadığı yer ne? Orada bir şey yok. Ne o? Zakir yok. Orada bir çavuş da yok. Beş kişi var. Dervişlik adabıdır. Hangisi önce ders aldıysa kıdemli odur. Ona tabi olunur. Eyvallah. Ama öbür türlü orada zakirin, çavuşun olduğu yerde sen istersen elli yıllık derviş ol. Sen orada boynunu bükeceksin. Dervişlik bu. Dervişliğin adabını söylüyorum. Bu bana uymadı diyen dersini bırakır gider. Sıkıntı yok bunda. Dervişlik nefisle mücadele yeri çünkü.
Örnek diyorum Yusuf Hoca senden önce ders alan var mı? Çanakkale'de var. Kim? Baya arkadaş var. Ama Yusuf Hoca şimdi orada normalde görevli. Öyle olunca kaç kişi olursa olsun. İki tane Yusuf var orada. İki tane Yusuf'un hepsine de tabi olacaklar. Orada normalde şey geçmedi orada. Ne o? Kıdem geçmedi. Bunun gibi. Veyahut da şimdi mesela Hüseyin bizim Adnan'dan kıdemli. Cafer'den de kıdemli. Ali hanginiz öndesiniz? O mu o sen mi? Bak şimdi Ali'ye bak şimdi. Söyle lan söyle. Sen ondan önce dersisin ama ilk çavuş olan Hüseyin. Zakir olan Hüseyin. Evet. Şimdi mesela kıdem var onda ama makam yok. Bu konuda.
Şimdi bunun gibi. Dervişliğin adabı bu. Televizikte Cafer senden önce yok herhalde değil mi? Yok. İlk saniye. O zaman için Reyhan'da atma senden önce de yoktu değil mi? Şey vardı. Hüseyin vardı. Evet. Normalde çünkü bir yerde makam yoksa evet orada şey olur. Söyle ver şunu. Orada makam yoksa evet kıdem geçer. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir kimsenin de ben ilk işte burada ilk dervişim. Yok ben ilk ders aldım deyip de kendini öne atması da nefistir. Dervişlik iddia kaldırmaz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden çok doğru bir davranış biçimi değil. Dergahın olmadığı bir ilde evlere ders verildiğinde bunun adabı nedir?
Evine ders alan bir kişinin derste olması gerekir mi? Şehir dışından kardeşin soruları. Şimdi bir yerde toplu bir yer yoksa bir merkez oluşmadıysa orada arkadaşlara diyorum ben dolaşın eve. Eve dolaşırken de hani derviş kardeşlerin dersi almaları daha uygun. Ama bazen böyle dergahı tanıyan bir kimse de benim evimde de ders olsun der. Orada Zakir bunu normalde olumlu görebilir. Onun evine de ders verebilir. Orada dikkat edilmesi gereken şey şu. O evine davet eden kimse oradan derviş mi devşirmeye çalışıyor veya kendine bir ön mü açıyor veya kendisi orada bir ahkam mı kesmek istiyor? Bunların hepsini Zakir veya oradaki çavuş analiz edecek. Para mı toplayacak orada?
Kendine bir yer sağlayıp oraya bir basamak olarak mı kullanacak? Bunları hep gördük yaşadık biz. Yani evine gitti 20 kişi azlar çünkü. 20 kişinin bir tanesini böyle yakaladı mutfakta kadın. Buraya mı gidiyorsunuz ya? Sorma ben zikir için evime davet ettim ama. Yani dediği bir fitne soktu ortaya. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bunlara dikkat ederekten normalde dersli olmayan kişilere ders açılabilir. ders açılabilir. Ama kimisi de böyle sevmiştir, aşklıdır. Benim evimde de zikrullah olsun der. Onlara da ne olur? Onların dersi gidilir. Sıkıntı olmaz. Dergahta kimin kalbi öpülür? Bu normalde bizim adabımızda kalpten öpmek yoktur. Biz Şeyh Efendi'nin zamanında hiç böyle bir şey görmedik.
E şimdi bazen arkadaşlar yapıyorlar. Ben de onları utandırmamak için, onlara herhangi bir şey söylememek için seslenmiyorum. Şeyh Efendi kolay kolay elini öptürmezdi. İşte yalnız kaldığımızda bu fakire öptürürdü. Son zamanlarında yani normalde işte 55'ten sonra, 60'tan sonra böyle çok samimi olanlara elini öptürürdü. Böyle çok elini öptürmezdi. Allah için şimdi. E şimdi öyle olunca işte musaffa edilirdi. Öyle Şeyh Efendi'nin kimse öyle işte kalbinden, omuzundan, başından, orasından, burasından öpmezdi. Bizim dergahına adabında yok böyle bir şey. Normalde üstadın eli öpülür mü? Öpülür. Bu konuda fetva var mı? Var. Büyüklerin eli öpülür mü? Öpülür. Fetva var mı? Var.
Tamam bitti bu kadar. Eli öpülecekse eli öpülür. Öbür türlü kalbinden öpeyim, başından öpeyim, omuzundan öpeyim böyle bir şey yok. Normalde Arapların kendi içerisinde bir adetleri var. hani küçükler, büyüklerin omuzlarından öpüyorlar. O da onların alnından öpüyor, başından öpüyor. Normalde üstad bazen bir dervişin başından öpebilir. Bunda tasavvufta bunun adabı var. Ama öbür türlü erkek dervişlerin, bayanların değil. Çünkü bayanların da öpenler varmış, onu da duyduk. Bizim adabımızda yok böyle bir şey. Bizim adabımızda üstad elini öptürürse öpülür. Eli öptürmüyorsa öptürmez. Elini öpmek için de uğraşmaz herkes. Onun elini kanırtacağım, zorla öpacağım diye de uğraşılmaz.
Yani güç kuvvet gösterisine gerek yok. Öptürmüyorsa öptürmüyor. Musafah et. Tamam bitti bu kadar. Allah bizi affetsin. Allah'ı insan gibi nasıl sevebiliriz? Yani onun ibadetlerini yerine getiriyoruz. Ama nasıl bir insan gibi sevebiliriz? Allah'ı bir insan gibi sevemeyiz. Bunun başlangıç noktası, verdiği nimetlerden dolayı Allah'ı sevinizler hadis-i şerifte. Beni der, Allah bir peygamber olarak gönderdi. Allah'ın peygamberi gibi sevin. Allah'ı da verdiği nimetlerden dolayı sevin der. Bu sevginin başlangıcıdır. Nimetlerden dolayı deyince, ve sana ihsan ettiği şeylerden karşılık, öyle sevmeye başlarsa, insan inşallah ilahi aşka ulaşır. Her mürşidi kamil aşık mıdır? Evet. Her aşıkla mürşidi kamil noktasında mıdır?
Hayır. Her aşık mürşidi kamil noktasında değildir. Mürşidi kamillerin aşıklığı, normal aşıklık gibi değildir. Mürşidi kamillerin aşıklığı, tabiri caizse kalbi akılla alakalıdır. Onlar kalbi akılla yürüdükleri için, biraz daha ileri söyleyeyim, ilhama mazhar oldukları için, onlar nerede, ne şekilde, nasıl yapılması gerektiğine dair, onlarda kalbi akıl vardır.
Ama normal bir aşıkta, o kalbi akıl kemale ermezse, hataları yanlışları olur. O yüzden her aşık da, mürşidi kamil değildir. Her aşıkım diyenin de, aşıklığına inanılmaz. Bu uzun bir mesele. Allah bizi affetsin. Ümreye giderken, havaalanında ihrama niyetlenmeyip, Ayşe Mescidinde, ihrama niyetlenebilir miyiz? Eğer Medine'ye, münevereye iniyorsanız, ki ihramlanıyorsanız, bu mümkün değil. O zaman normalde, şeyde, ne o? Havaalanında değil. Ama uçakta ihramlanmanız lazım. Mikat sınırını geçiyorsanız çünkü. Ama uçakta kargaşa olmasın diye, uğraşılmasın diye, işte havaalanında ihramları giyiyorlar. Aslında ihramı giysen de, niyetlenmezsin.
Sonra sınıra gelince, uçakta niyetini yapabilirsin. İndiğinde de ihram için kılınan, iki rekat Allah rızası için namazı kılabilirsin. Veya uçakta kılabilirsin, abdestin var ise. Böyle yapabilirsin. Ama öbür türlü, niyetlenmedin, ihrama niyetlenmedin. İndin, şeye gittin, otele yerleştin. Sonra ihramlarını giydin. Gittin Aişe Mescidine. Aişe Mescidinde niyetlendin. Geldin, ömrenin tavafını, sayını yaptın. Caiz midir? Caizdir. Ama onun cezası var. Bunun cezası, bir günü geçmediği için, bir koyun değil, onu normalde, bir para tasatuk edecek o kimse. O ihramın cezalarına giriyor bu. Normalde çünkü, bir günü ihramsız geçirirse, onun cezası var.
Daha büyük bir koyun kesmesi gerekiyor. Atırımda kaldığı kadarıyla. Öbür türlü, işte 10 riyal, 20 riyal, bir tasatuk ederse, bu mesele çözülür. Bazen de korkutuyorlar insanları. Aman ihramsız geçersen, işte şöyle böyle, o saatle alakalı. Yani o saati geçirmezsen, günü geçirmezsen, tasatuk ediyorsun, tasatukla meseleyi hallediyorsun.
Kendi isteğiyle de gitse değişmez hüküm. Yok. O kendi isteğiyle gidiyor. Mesela kendi isteğiyle giderken, ihrama girmiyor. Bu yanlışlıkla veya sehven değil, kasıtlı ihrama girmiyor. Kasıtlı girmiyor. Ben diyor böyle, bu kıyafetlerle uçakta uçamam, dolaşamam, şunu bunu yapamam. Gidiyor o normalde, indi, normalde mesela işte, on uçağına bindi, sabah on uçağına diyelim ki, işte dört saat mi sürüyor uçak? Dört saat, on uçağına bindi, iki de orada. İki saatte Mekke'ye, şeye gitti, iki dört oldu. Veya iki saatte otelde altı oldu. Altıdan sonra gitti. İhram, gün geçmedi. Gün geçerse, o zaman bildiğim kadarıyla, bir koyun kurban etmesi lazım. Gün, fıkıh orada güne bağlamış, saate bağlamamış.
Gün ne zaman bitiyor? Akşam altıda bitiyor. Akşam namazında gün bitiyor. Yani sen orucu istersen, gece on ikide niyetlen. Önemli değil. Ama akşam, ezanı oldu mu, gün bitti. Orucunu bozacaksın. Veyahut da, diyelim ki, nafile oruç tutuyorsun. Ezan şu anda, biri geçe okunuyor. On ikide niyetlendin değil mi? Senin için gün, normalde gece on ikide bitmedi. Akşam namazı olduğunda bitti. Gün çünkü, akşam namazından akşam namazına devrilir. İslam'da. Öyle olunca, o kimse akşam namazını geçirmediği müddetçe, gün geçmedi. On beş, yirmi milyar, şeyine göre, ne o? Onun mali durumuna göre. Mali durumu çok zayıfsa o kimsenin, bir tas hurma da, tasatuk etse olur. O sıkıntı değil.
Ama öbür türlü, on beş, yirmi milyar, elli riyal, yüz riyal ne kadar artık, ne verirsin elinden o kadar seninle. Çünkü tasadduk önemli olan. Mesela, haç ve ömrede, tasadduk çok öne gelir. Zikir ve tasadduk öne gelir. Aslında, İslam'ın genel kaidelerinden birisidir cömertlik. Mesela bir kimse, sufilik yolunda yürüyecekse, cömert insan olacak. Cömert olmayanlar, sufilik yolunda, ağır aksak giderler. Birincisi, mesela cömertliktir. İnsanlara hizmet etmektir. Dervişlerin hakkına, hukukuna riayet etmektir. Bunlar, dervişliğin temellerinden birileridir. Dervişlik, hani bazen derim ya, millet de bunu eleştiriyor. Sohbetleri dinleyenler, Allah'a aşıklık yolu, çok namazla, çok oruçla değildir.
Allah'a aşıklık yolu, sevmekle, Allah'ı, Resulullah'ı, Üstad'ı sevmek, cömert olmak, insanlara hayır hak olmak, insanların arasında iyi geçinmekledir. İnsanların senin dilinden emin olmasıdır. İnsanların senin tavrından, gözünden emin olmasıdır. Sen bir dervişi gözüne bile terbiye edemezsin. Bir bakış fırlatamazsın ona. Dervişlik ince iştir. Öyle birisini normalde, bakaraktan terbiye ettin, ha çok mantap bir iş yaptın. Değil. Senin bakışın insanları korkutmayacak. Senin bakışın insanı üzmeyecek. Senin bakışın, bir dervişi incitmeyecek. Sen öyle göz süzüp, yürümeyeceksin. Senin elinden geldiğince, büyüklerine karşı saygılı ol, küçüklerine karşı sevgili ol.
Hürmet et, hizmet et, cömert ol. Cömertlik illaki parayla da değil. Ama böyle dedim diye parası olan da, harcamamazlık etmesin. Bir tebessüm dahi cömertliktir. Bir anasiyat dahi cömertliktir. Allah bizi affetsin. O yüzden normalde, dervişlik, sevginin, tasaddukun, cömertliğin, iyi ahlakın üzerine kuruludur. Bu demek değil ki, farzları yerine getirmeyeceğiz. Kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, dünya üzerine Müslümanların hepsi de, büyük bir çoğunluğu, farzlarını yerine getiriyor. Burada Müslümanların eksikliği, cömertlik, güzel ahlak, diline sahip çıkmak, dilinden gıybet etmemek, fitne çıkarmadık, dedikodu yapmamak, bir dervişin sözünü gidip bir başkasına aktarmamak, veya oğlunun sözünü kızına, kızının sözünü gelinine, gelinin sözünü damada, dile sahip çıkmaktır dervişlik.
Dervişlik güzel ahlaklıktır. Derviş, önce eşine tasadduk eder, çoluğuna, çocuğuna tasadduk eder. Bir derviş eşine cimri değildir, çoluğuna, çocuğuna cimri değildir, derviş kardeşlerine cimri değildir. Kimisi mesela çoluğuna, çocuğuna, eşine cimri, dervişlerin arasında hava atıyor. Hanımının cebine 10 lira koymuyor, 20 lira koymuyor, 50 lira koymuyor. Durumuna göre 1000 lira, 2000 lira, 5000 lira koymuyor, dervişlerin arasında hava atıyor. Bu cömertlik değil. Bak açık ve net konuşuyorum size. Bu dervişlik değil. Hanımına dil pabuç gibi, veya kocasına dil pabuç gibi. Bu dervişlik değil. İkide bir de erkeğinin, kocasının, tartışmak, ona laf söylemek, onu incitmek, ikide bir de eşine laf söylemek, onu incitmek, onu kırmak, bunlar dervişlik değil.
Namaz sizi kötülüklerden alıkoya. Allah'ı zikirde en büyük iştir. O zaman sen namaz kılıyorsan, senin dilinden herkes emin olsun. Baştan eşin emin olsun. Kadın erkek, hiç önemli değil. Senin dilinden emin olsun. Önce çoluğun, çocuğun emin olsun senin dilinden. Senin dilinden emin olsun. Kim? Annem, baban, eşin, çocukların, senin dilinden emin olsun. Dervişlik bu. Bunu Allah sizi inandırsın. Kendimi methetmek için söylemiyorum. Bunu Şeyh Efendi'nin direkt yüzüne soru olarak sordum. Şimdi o zaman bir ağabeyimiz var, bir büyüğümüz var bizim. Şeyh Efendi bana diyor ki, Mustafa Efendi oğlum ona cömertlik yaptır. Git köfte ısmarlatır kendine diyor. Hayatta yapamayacağım şey.
Yaptım. Dedim sen ısmarlayacağım. Bugün köfteleri senden yiyeceğiz. Tamam dedi. Yürü lan dedi. Gittik. Oturduk. Bir de yanında 3-4 kişi çağırdı. Ödemiş deyim. Para yok. Pul yok. Cebimde hiçbir şey yok. En sonunda dedi. Kalk lan dedi. Ya hesabı öde. Bereket. Valla cebimde ne kadar para olduğunda bilmiyorum. Gittim kasaya. Cenab-ı Hak yetiştirdi hepsini ödedim. Yoksa rezil zebil olacağım. Ne oldu dedi. Dedim efendim ödemedi. Hakkınızı helal edin. Böyle yaptı Şeyh Efendi. Oğlum biraz cömert olsa dedi. Şeyh Efendi ona halifelik düşünüyor çünkü. Her mürşid arkandan arkasından bir halife bırakmak ister. Şimdi bazen dervişler der ki, ya işte yetiştirmiyor mu, uçuyor olmuyor mu, bu olmuyor mu?
Yemin ediyorum vallahi de billahi tillahi de hepinizde mürşidik amil olmasını isterim. Amin. İsterim canı gönülden isterim. Kuvanş duyarım bundan. Yok olmuyor. Bir gün Bursa'da bu bende şey oldu. Olmadı. Bir türlü şey olmuyor. Dedim efendim misafir oldu bende dedim. Dedim sabaha kadar Allah'ı zikretti dedim. Tehvit çekti dedim. O zaman Allah bizi affetsin. Haller havada uçuşuyor. Kim ne kadar ne çekiyor. Biz bir de meraklı köfteciyiz ya. Böyle hal dervişi olmanın biraz daha yukarı hal dervişi hal dervişi olmanın getirdiği şeyler. Handikaplar. Tabii. Özer ne yaptı? Sabah namazına kalktı mı? Ha kalkmadı. Hadi dürtükle bir kalksın.
Ana gene kalkmadı. Ertesi gün Özer yandı. Özer ne o ya kardeşim ya uyu uyu uyu nereye kadar? Dürtüklüyoruz onu da duymuyorsun. Muhabbetler böyle. O gün kim ders çekiyor o gece? Eşin gücün yoksa rabıte et. O yüzden diyorum itikaftan çıktığımda biraz serttim. Her gün rabıte diyorum. Eyvah eyvah. Kılıç sallanıyor ortalıkta. Yani o itikafın yanında getirdiği bir sürü şey var. Kim nerede ne konuşuyor? Allah'ın izniyle her şey bunlar. Kim nerede ne yapıyor? Görmek istemiyorsun, duymak istemiyorsun. Bunlar ayrı şeyler. Velhasıl ertesi gün oldu. Dedim efendim Allah hakkınızı helal edin dedim. Yani sabaha kadar dedim.
Hani uzun müddet tevhid çekti dedim. Sabahleyen kalktı dedim. Dedim Bursa'da. Gidiyoruz dedim. İçinden Kur'an-ı Kerim'i okuyor okuyor gidiyor dedim. Yolda gidiyoruz. İçinden yarım hafız diyorlardı ona. Hafızdı kendisi. İçinden Kur'an-ı Kerim okuyor okuyor yolda yürüyordu. Efendim dedim. Neden dedim. Makam atlamıyor. Bunlar mahrem sorular. Efendim neden makam atlamıyor dedim. Cimri oğlum dedi. Cimrilere makam vermezler oğlum dedi. Ben bir de hani ben yapamıyorum efendim bu kadar tevhid, bu kadar Kur'an-ı Kerim filan onu da koydum araya. Usta Efendi dedi, sen kopuyorsun ya dedi insanların işlerine dedi.
Sen kaç para gidecek diye sormuyorsun dedi. Evlenecek olanı everin dedi. Gidecek olanı gönderin, gelecek olanı getirin dedi. Kopuyorsun her şeyi sen dedi. Oğlum maneviyat da oradan seviyor seni dedi. Hizmet etini çok severler. Cömert oğlanı çok severler oğlum dedi. O yüzden Geylan Hazretleri seni bırakmıyor oğlum dedi bana. Tabii dedi maneviyat dedi aşağıdan yukarıdan öyle der. Kadar demez kadın der. Aşağıdan yukarıdan seni kimse bırakmıyor oğlum dedi. Aranızdaki fark bu dedi bana. O zaman Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi yalnız kaldığımızda böyle işte sen halife noktasındasın filan diye bana söylüyordu. Ona binaen. Hani ona mı neden makam verilmiyor dedim.
Şimdi sufilik, dervişlik, evet farz ibadetlerini yerine getirmek, Allah'ı sevmek, cömertlik, insanlara hizmet etmek, dervişlere hizmet etmek, diline sahip olmaktan geçer. Birine bakarsınız siz bir şeye benzetmezseniz adam aslan gibi şeyhin yanında durur. Önünde arkasında aslanlar gibi durur. Dersin ki ya bu cahil cüheyle adam o sevgisiyle yol alır. Senden fazla yol alır o. Sen onun yanında şeyhi eleştirmeyi bırak. Ona şeyhe yan gözle bile bakamazsın. O düz bastı basar gider sana. Herkes Seyit Taş'ı eleştirirdi Allah rahmet eylesin. Ama Seyit Taş aslan gibi adamdır. Şeyh Efendi'nin yanında sen bir kelime konuş, anandan doğduğuna pişman eder seni. Veya benim hakkımda bir şey konuş Seyit Taş'ın yanında pişman olursun konuştuğuna.
Aslan gibi dururdu. Sufilik, yani bunu kadın erkek ayrımcılığı olarak anlamayın. Adamların işidir. Er kişi işidir sufilik. Er kişi, er kişi olmak için illa ki erkek olmak lazım değildir. Kadını da erkeği de sapsağlam, dimdik durur. Sufilik odur. O sevgi onu durdurur öyle çünkü. Öyle o sevgisi yoksa, vay ya Salih bana yan baktı, Zakir bana düz baktı, filanca kimse bana şöyle baktı. O bir sürü bahanesi çoktur onun. O böyle kıypıttıracak, dönecek, nefsine uyacak yer çok bulunur. Dervişlik de çok bulunur. Çok bulunur. Sen de o çengelin birisine takılırsın. Yetmiş bin tane çengel var, birine takıldın kaldın orada.
Ne oldu da Salih kulağına küpe takıyormuş. Sana ne lan? Salih kaç yıl oldu derviş olana? On beş yıl olmuş. Biz on beş yıldır adamın küpesine laf söylemiyoruz. Sana mı kaldı laf söylemek? Orada takılmış adam. Dedim sen Salih'in küpesini boynuna geçirmişsin. Kendi ipini kendine çekmişsin, asmışsın dedim. Senin gıybetini ne yapalım dedim, kaldı. Gıybet eden dedim, zina edenden otuz üç derece fazla günaha girdi. Salih'in küpesini sen dedim, gıybet ettin şimdi. Bana kadar söyledin, başkalarına da söylemişsindir sen dedim muhakkak. Nasıl Salih'le elallaşacaksın şimdi dedim. Takılmışsın dedim onun küpesine dedim. Derviş takılmaz. Özlerin sakalından sanene veyahut da caverinden sakalından sanene.
Bilmem kimin takkesinden sanene. Otur dervişliğini yap. Sen de ki bugün kaç kez tövbe ettim. Sen de ki bugün dersimi çekebildin mi? Sen de ki bir kişinin karnını doyurabildin mi? Sen de ki bir kişinin derviş olmasına vesile olabildim mi ben bugün? Buna bak. Eftali zikr fa'alevennehu La La La El Fatiha Ma'en
Salavat Amin. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi