Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 4 Kasım 2022 · 57:27
Gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim cümlemizi Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsık yapışanlardan eylesin, Kur'an ve Sünnet-i Sene'yi bozmaya çalışanlara karşı mücadele azmi versin. Selamun Aleyküm. İmam-ı Şafii, radıyallahu anh, Halık'ını tanımaya çalışan fikri bir varlığa takılan ve Halık'ını ona benzeten kimsenin düşüncesi teşbihtir. Ve o kimse müşebbih'e denir. Fikrine hiçbir noktaya varmayıp mutlak bir yokluğa kail olan kimsenin düşüncesi ise batıldır.
Bir vücudun varlığına kailim ama onu anlamaktan acizim diyen kimsenin düşüncesi ise gerçek tevhiddir. Ve o zat gerçek muvahhiddir. Gerçek tevhid nedir? E söylemiş, İmam-ı Şafii Hazretleri gerçek tevhidi. Neymiş gerçek tevhid? Bütün vücudun varlığına kailim ama onu anlamaktan acizim diyen kimsenin düşüncesi ise gerçek tevhiddir. Yani normalde Allah hiçbir şeye benzemez. Ama Allah'ın sıfatlarını Allah'a anlatırken bir şeye varlıktan herhangi bir şeye, çaylarınız da için varlıktan herhangi bir şeye normalde benzeterekten anlatılması o teşbihtir.
Her teşbih yanında kolunda tenzihi getirir. Yani teşbih benzettiğiniz zaman dersiniz ki ardından o hiçbir şeye benzemez. Ama onu normalde benzetirken biz meselenin anlaşılması için benzetiriz. Ben genelde Allah'ın sıfatlarını benzetirken insanın üzerindeki özelliklerden ve sıfatlardan faydalanmayı düşünürüm. Çünkü Allah Adem'i kendi suretinde yarattı, alemi de Adem'in suretinde yarattı.
Hadis-i Kudsisi bana ölçü olur. Buradaki suretinde yaratması yani normalde kendisinin benzeri değil, halife çünkü insan, normalde Allah'ı tanımlamada, bilmede, Allah'a aşık olmada, Allah'a yakın olmada en önemli varlıklardan birisi olduğu için insanı teşbih de, ben Allah'ın sıfatlarını anlamada insanı teşbih ederim. Bu çünkü varlığın en mükemmel derecesindedir insan. Başka bir şeyin üzerinde teşbih etmeye çalışmam. Ama o teşbih de tenzihi gerektirir. Şimdi o teşbih neden tenzihi gerektirir? Derviş, sufi, normalde emmare, levvame, mülhüme, mutmainne, radiye, mardiye makamlarını geçerken hep teşbih edecektir. Onun önüne teşbih konacaktır hep. Ve o kendince bir meselenin anlaşılması ve anlatılması için teşbihi ihtiyaç duyacaktır.
Bir müddet sonra, bir müddet sonra, bu ne zamanki o safiye makamına geldi, o bütün teşbihlerden kurtulacaktır. Bakın bütün teşbihlerden kurtulacaktır. Ama bütün tenzihten de kurtulacaktır. Teşbihten kurtulan tenzihten de kurtulur. Teşbihten kurtulmadığı müddetçe, tenzihten kurtulamazsın. O zaman gerçek tevhide ulaşırsın. Ama normalde şimdi, bu soruyu soran arkadaş, bu okuduğu cihetten gidiyor. Normal, dervişler yetişirken, teşbihe ihtiyaçları vardır. Bakın, teşbihe ihtiyaçları vardır. Meseleyi anlayabilmesi için, zahir noktadan. Meseleyi kavrayabilmesi için, şirke düşmemesi için, anlamsızlığa düşmemesi için, muhakkak ki o kimsenin teşbihe ihtiyacı olur.
Şimdi, tepeden konuşmak, yüksekten konuşmak, insanlarda böyle bir ölçü haline geldi. Allah muhafaza eylesin. Yani böyle daha emeklemeden, emeklemeden, koşuyorum havasındalar. Veyahut da daha tay tay yaparken, ooo uçuyor havasındalar. Bu insanların hemen hemen hepsinde var, her alanda var. Yani normalde bu, hele sufi alanı, o kadar çok bu konuda geniş ki, ama bunların içerisinde en sapkın olanı, en meşhur olanlar oluyor.
Yani birisi en sapkınsa, o en meşhur sufi, en meşhur şeyh oluyor, o oluyor. Meselenin özüne vakıf değil de, gerçek tevhide ermiş gibi gösteriyor kendisine. Gerçek tevhide ulaşmış gibi. Ama sohbetine normalde baktığında, o mecbur teşbihe dönecek. E tevhide ulaşan bir kimse, teşbihi neden anlatır? Dervişler anlasın diye anlatır. Peki, kendisi teşbihe neden dönüyor? Kendisinin teşbihe dönmesi, tevhide ulaşamadığından. Oysa, ya tabi İmam Şafii burada, kalbi ilimle bunu söylemiyor. Bunu akli ilimle söylüyor. Diyor ki, bir kimse teşbih eder. Teşbih sanatının içindedir. Teşbihin içindedir. Eyvallah, o kötü değildir. Ama her şey boş dediğinde, işte o diyor, küfre düşmüş olur.
Çünkü her şey boş değil. Allah'ın kendi zatına ait. Kendisine ait. Bir zat-ı mukaddesi var. Bizim bunu anlamamız mümkün değil. Bu zat-ı mukaddesi, varlığın tamamını kapsamış. Bakın, varlığın tamamını kapsamış. Varlığından dışarıda mı? Değil. İçinde mi? O da değil. Sebep? Çünkü biz onun varlığının ne olduğunu bilmiyoruz. Biz bu noktada hani, vacibil vücud, yani onun vücudunun olması vacip. Allah'ın bir vücudu var, vacip. Ama ne olduğunu bilmiyoruz bunun. Bize bildirilen, gelen her şey, her şey. Onun vacibül vücudundan ama o değil.
Bunu hep ben böyle anlatırım ya size. O şuna benzer, evet değildir ama o değildir. O buna benzer, evet bu değildir ama. O ona benzer ama o değildir. Bakın, bu tenzih olmazsa, o kimse gerçek tevhide de ulaşamaz. Tenzih ettikçe, teşbihi, gerçek tevhide ulaşacak. O zaman, bir kimsenin bir ayağı teşbihtedir, bir ayağı tenzihtedir. Her teşbih, tenzihi getirir, her tenzih, teşbihi getirir. Teşbih, tenzih, teşbih, tenzih, teşbih, tenzih. Bu kimse böyle gitse, bundan zarar görmez. Bu onu kemale ulaştırır. Ama her şey o deyip de, sırf teşbihde kalırsa, yine tevhide ulaşamaz. Çünkü bir kısmı şöyle der. Kemalatın öyle bir derecesi vardır ki, her şey o dersin.
Her şey o dediğinde, bunu melamiler de çok kullanırlar. Her şey o dediğinde, bu sefer sen yanılırsın. Bakın, sen yanılırsın. Yani her şey o dediğinde. O çünkü, zat zamiridir. Bakın, zat zamiridir. O dendiğinde, direkt Allah kastedilir. Sıfatsız. Bakın, o dendiğinde, direkt Allah kastedilir. Sıfatsız. Hu ism-i şerîfi, o yüzden ismi azamın içerisine koyarlar. Çünkü, direkt zatı kasteder. Şimdi, her şey o dediğinde, bütün var ettiği şeyi Allah yaptın. Problem burada başlıyor.
Ve, bir şey direkt Allah olamayacağına göre, o zaman Allah'ı parça parça ettin, haşa. Bütün varlığa paylaştırdın. Her varlıkta, kendisinden bir parça mı oldu? O zaman panteist oldu. O zaman panteist oldu. İşte, bir kısım sufilerin düştüğü bataklık bu. Bakın, bir kısım sufilerin düştüğü bataklık bu. Biraz böyle, melamilleri kötülemiş gibi olmayayım. İngiliz kaynaklı bunlar. Şimdi, bunlar İngiltere'de odaklanmış vaziyette. Bunların merkezleri İngiltere'de. İngiltere'den yayılıyorlar. Ana merkezleri orası. Bir kısım, işte, Nakşibendi, Halidi kolu.
Bir kısım, Mevlevi kolu. Bir kısım, Melami kolu. Bunlar, ana merkezleri İngiltere. İngiltere'de belli bir eğitimler alıp, İslam dünyasının içerisine girmiş ekol bunlar. Bunlar, İngiltere'de bir kısmı, Arabi ekolünden gidiyor kendilerince. Yani, Arabi'yi konuşuyorlar, örneğin. Arabiyle yürüdüklerini düşünüyorlar. Bunlar, Arabici. Bir kısmı ne? Bir kısmı, Hz. Mevlana'nın üzerinden yürüyormuş gibi gösteriyorlar. Bunlar ne? Bunlar, Mevlevi. Bunlar bir de uluslararası. Bunların vakıfları, dernekleri, kurumları, kuruluşları var. Bunlar, uluslararası. Bu tip düşünceleri, Allah'ın normalde bunlar çünkü kelamla alakalı. Bunları konuşaraktan çok yüksek bir sufi anlayışına sahipmiş gibi gösteriyorlar.
Bunların içerisine kuantumcular giriyor, enerjiciler giriyor, evrenciler giriyor, evrenci. Yani, evreni ilahlaştırıyor. Çünkü neden? Panteistik onu getiriyor. Bütün evren, ilah çünkü, evrene iyilik gönder, sana iyilik gelecek. Sabahleyin evrene enerji olarak iyiliği gönder, akşama sana iyilik olarak geri dönecek. Anında evren sana cevap verecek. Her şey enerji. Her şey enerji. Sen her şeyi enerji gibi gör. Kocaman bir ruh vardı. Hiçbir şey yoktu. Bakın, kocaman bir ruh vardı. Ve başka hiçbir şey yoktu. O ruh, sonra canı sıkıldı. Yeni ruhlar oluşturdu kendisinden. Yeni ruhları oluşturunca yeni ruhlar yarattı. O ruhtan. O ruh hala da duruyor.
Ve bütün her şeyi kapsadı. Ruh ama. İlk yarattığı ruh da ne oldu? Mikail oldu, örneğin. Ama Mikail'in aslında kelime karşılığı Mikail olarak yok. Bir isim var. Bir herhangi bir isim. Onu bizimkiler çevirirlerken bu Mikail'i andı diyor. Bu Mikail'le alakalı. Bu söz konusu olan ilk yaratılan ruh diyor. Bizim dinimize göre Mikail'in ruhu diyor. Böylece bunları ne yapıyorlar? Bunun İslam dünyasının içerisinde evirip çeviriyorlar. Burayı iyi dinleyin. Namaz kılmayı terk eden münafıklar. Orucu terk eden münafıklar. Haccı, zekadı terk eden münafıklar. Haramı, helalı tanımayan münafıklar. Bunlar bugünün münafıkları.
Bu münafıklar bunların içerisinde dolaşıyorlar. Hadis inkarcısı münafıklar. Ayet inkarcısı münafıklar. Ayet inkarcısı münafıklar. İster şeyh olsun, ister fıkıh profesörü olsun, ister kelamcı, ister hadisçi, ister sosyolog, ister seçti. Bu filancaların şeyhi olsun. Umrumda değil. Bunların topu münafık çünkü. Bunlar bu tip söylemlerin içerisinde dolaşıyorlar. Onlara şu İmam-ı Şafi'nin sözü onlara basit geliyor. Yani bunun üzerinde bir anlam arıyor onlar. Yani İmam-ı Şafi kendi zamanında yaşamış bitmiş yani onunla ne işimiz var şimdi yani ne işte örnekliyorum şimdi ne Abdülkadir Geylani Hazretleri zamanında yaşamış bitmiş ne yani veyahut da sahabeden bir kimse yani Hz. Ebu Bekir de olabilir, Ömer de olabilir, Osman da olabilir, Hz. Ali Efendimiz de olabilir, onlar gerçeği size anlatmadılar zaten.
O günün insanlarına da anlatmalılar, Hz. Peygamber gerçeği o günün insanlarına anlatmadı çünkü o günün insanları bunu anlayabilecek kapasitede değillerdi. Eee şimdi bu anladı, şimdi bu anladı. O yüzden Hz. Peygamber de öyle haşa çok kamil bir insan değildi dedi ya adamın birisi dedi. Şimdi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde öyle çok kamil bir mürşid değildi diyen bir kimse Türkiye'de benim alimim diye dolaşıyor.
Arkasında binlerce müridi var adamın. O zaman İmam-ı Şafi'nin sözünün bir anlamı kalmadı zaten. Öyle olunca o da zaten Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de o günkü çöldeki avam bedevilere dinin hakikatini anlatmadı. Özünü onlara anlatmadı. Ya özü bu adamda veya özü bu kadında. Eee namaz kılmayan münafıklar, kasten terk eden münafıklar, orucu, haccı, zekatı kasten terk eden münafıklar, fıkıhı, hadisi, kelamı kenar atan münafıklar bunların peşinde. Çünkü namaz, farz öyle değil yani.
Selattan anladığın şey o değil. Ya ayakkabı da dağıtsan selat olur. Birinin cebine beş kuruş da koysan selat olur. Tesettür öyle uygulanacak bir şey değil. Yani siz onu o zaman için uygulandı. Sapkın Arapları terbiye etmek için tesettür uygulandı. Heee. Şimdi yani o sapkınlıkta değiliz. O yüzden açılabiliriz. Aaaa. Evet doğru. Müşrik sapkınlar Beytullah'ı çıplak tavaf ediyorlardı. Beytullah'ı çıplak tavaf ediyorlardı. O zaman ne yapacaksınız? Sizde öyle bir zamana gelip Beytullah'ı çıplak mı tavaf edilecek? Nasıl olacak? Ya ne tarafa gittiği belli değil. Bunun gibi yani normalde mesela insanların bu zamanda vuruldukları yer namaz, oruç, tesettür, sakal.
Şimdi diyeceksiniz ya bunlara mı vuruluyor? Bunlara yıkılıyor insanlar şimdi. Ya bir insanın namazı emretme. Namazı emredince yıkılıyor ortalık. Kadınlara tesettürü, kızlara tesettürü emretme. Yıkılıyor ortalık. Yıkılıyor. Oruç böyle şey olabilir. Zayıflayacak ya bir de. Bir de açların halini anlayacak. Biraz kilo verecek. Biraz böyle hani süzülecek. Hani oruç. Zayıflamak için, böyle fit olmak için olabilir bir ibadet. Çünkü var ya öleleri de var. Hani siz işte ne? Ekmek orucu tutturuyor. Su orucu tutturuyor. Ondan sonra evet yoğurt orucu tutturuyor. Adına da oruç diyor. Bakın adına oruç diyor. Hiç ekmek yemeyeceğiz.
Ne kadar? Yedi gün. Muhakkak ekmekten uzak duracağız. Ekmek orucu tutuyoruz. Yani o da oruç tutuyor. Ekmek yememekle. İşte yedi gün hayvansal gıda yemeyeceğiz. Nefsimizi temizleyeceğiz. Hayvansal gıda orucu. Terbiye ediyor ya seni. Ekmek, hayvansal gıda. Ondan sonra önce hayvansal gıdanın sütle alakalı. Süt ürünleri ve sütle alakalı yedi gün hiçbir şey yiyip içmiyoruz. Oruç tutuyoruz. Ben oruçtayım. Ne orucu dedim ben. Ondan sonra hayvansal gıdaların dediği süt ürünleriyle alakalı oruçtayım hocam dedi. Allah. Dedim oruçla alakalı bahis hemen hemen gözümün önüne geliyor komple hadis-i şeriflerden. Böyle bir oruç yok. Nereden buldunuz hanımefendi bu orucu dedim ben.
O fişmanca bir fişmanca varmış. Ondan sonra böyle tanımazsınız hocam. O zaman çok meşhur değil. Malum bu Allah insanları çok meşhur olmaz ya. Allah ona da bir isim bulmuşlar. Yani Allah insanı o yüzden çok meşhur değil. Nefsi terbiye ediyor. Ne yapıyorsunuz dedim. Hani ben dedi yedi günlük ekmek orucumu bitirdim. Şimdi dedi süt ve süt ürünleri orucumu tutuyorum. Ondan sonra yedi gün sonra dedi et ve et ürünleri orucu var. Sonra dedi böyle devam ediyor dedi. Yani yedi gün yedi gün yedi gün yedi gün. Böyle normalde işte bilmem kaç yediği bitirince nefsi terbiye olmuş oluyor. Kemal eriyor. Koca Yunus Boşuna 18 yıl dedim. Tatbuk dedenin babanın önünde dedim.
Diş çökmüş. He he dedim yedi yedi yedi yedi oruçları tutardı. Bir de sizin ölümleriniz de var değil mi dedim. Beyaz siyah kırmızı ölüm. Evet hocam siz biliyorsunuz. Bak biliyorum dedim ya. Tamam sen bir de bu arada ölümleri de dedim yaşarsın. Kemal'e erdin işte dedim ya. Bitti iş. Bu kadar basit dedim ben. Böyle durdu şimdi ben böyle söyleyince. Vallahi dedim biz de dedim bir şeyhin peşine takıldık 18 yıl dedim. O sohbet senin bu sohbet benim. O zikrullah senin bu zikrullah benim. Orası senin burası benim dedim. Boşuna yaşamışız demek ki dedim. Böyle yedi şer gün ekmeği bırak, sütü bırak, eti bırak. Kemal erdin ve la dalil amin. Bitecekmiş mesele dedim. Şimdi meşhur olan, moda olan bunlar.
Yani böyle batıya uygun kelimeler söyleyeceksin. Yani bir arkadaş atmış bana şeyin ne o? Neydi Ahmet Özsan'ın şeyini atmış. Videosunu atmış. Ne o? İnsanlar diyor şey de yapıştırmış cübbeli de. Ondan sonra ayetlerle çarpmış. Adamı yerle bir etmiş. Ezmiş. Suyunu çıkarmış. Suyunu da güneşe asmış. Suyunu güneşe asmış. Güneş kurutmamış. Öyle duruyor. Cübbeli dumanını çıkarmış. Hani o aslında tefsiri kötüleyeceğim diye uğraşırken ayet-i kerimeyi reddediyor. Çünkü ayet-i kerimede topraktan yarattı. Testi gibi. Tık tık tık ses vuruyor. Ayet-i kerimenin o zaten ayet-i kerime.
Tefsir değil yani. Ayet-i kerimenin kendisi öyle. Bu tefsirlerle olmaz bu iş. İnsanlar deist olur, ateist olur. Eee böyle yaratılmadı yani. Bu böyle yaratılmadı. Ayeti inkar ediyor. Allah diyor ki milletin aklıyla oynuyor. Allah. Akılperestlerin aklıyla oynuyor Allah. Benim çok hoşuma gidiyor bu tip ayet-i kerimeler. Çok akıllı ya o. Çok akıllı geliyor şimdi. İbrahim ateş yakmadı. Akıl duruyor. İman girmesi lazım devreye. Akıl bunu kabul etmiyor. Birisi öyle dedi bana. Ateş yakar dedi. Yakmıyor dedim. Yakar yakmıyor dedim. Beni yakmadı dedim. Nasıl yakmadı dedim. Demiri kendim kızdırdım valla dedim. Lale gibi oldu tüpün üstünde. Kendim kızdırdım dedim.
Kendim kızdırdım getirdim dedim. Ondan sonra ateş burhanı yapacak olanı dedim. Eline verdim. Bana verdi. Yala Mustafa Efendi dedi bana dedim. Ben başladım dedim. Lale gibi. Ben dedim metal işlerini okudum. Demirin kızdığını bilirim. Kızdığı zaman aldığı rengi de belirdim dedim. Ben de dedim kendi kendime kızdırırken okumaları yaptım. Bir de dedim ki dedim ben. Yandı bunu yalayan. Kendim diyorum. Okudum bitirdim. Yice kızdırıyorum. Hani yanan tam yansın diye. Altını üstünü getiriyorum böyle. Laleleri kıpkırmızı iyi geçti. Sarardı böyle. Böyle üzerinden kıvırcım atmaya çalıştım. Aha dedim. Şimdi tam oldu bu. Metal işlerini dokunmuş insanım. Demir dövmüş insanım.
Aldım getirdim. Hani kime yalatacaksan yalat. Sen mi yalacaksın. Başkası mı yalacak? Kim yalacaksa yalasın. Mustafa Özbağ yalamayacak yalnız yani. Belli. Böyle yaptı. Yaptı. Eline tükürdü. Bir vurdu cozuz yaptı. Hem de tabir bu. Al lan yala dedi bana. Hırsı vardı bende. İçimden dedim ki hırsını çıkarsan şimdi. Aldım. Kopuyor ortalık kaya esmasında. Ben vurdum dilime. Cozuz yaptı dilim. Tüyü yanıyor. Dil yanmıyor. Tüy yanıyor. Dil yanmıyor. Tükürük cozur diyor. Biz onu çok yapardık metal işlerinde. Demiri kızdırırız. Kızdırırız. Kızdırırız böyle. Örsünün üzerine bir damla su koyarız. Bir damla su.
Biz böyle demirle beraber çekici yaklaştırırız. Bir vururuz. O su birden o sıcaklıkla beraber genleşir patlar. Pat patlar atelyede. Onu milleti korkutmak için öğrettiler bize. Biz onu korkutmak için yapıyoruz. Su var zaten yanı başında. Örsünün yanında. Demiri kızdırıyoruz kızdırıyoruz. Hele bir de lama demirse geniş demirse öyle bir güzel patlıyor ki. O günler geldi aklıma benim. Dedim ki tükürükler cozur diyor. Bildiğin tükürük cozur cozur cozur diyor. Tüyler de yanıyor. Tüyün kokusu geliyor burnundan genizine. Ama sıcak çay içmişin gibi delin. Dedim evet şahidim ben ne yaptım dedim ya. Böyle böyle yanmıyor ateş yakmıyor dedim ya. İbrahim'i de böyle yakmadı işte dedim.
Gayet basit. Durdu şimdi ben öyle deyince. Ya başkası söylese inanmam dedi. Yani sana inan. Dedim kardeş. Bak tekrar söylüyorum sana dedim. Ben o dedim demirin bir tanesini yaladım soğuttum. Soğudu bu dedim dedim ben öbürkünü getir dedi dedim ben. Ben öbürkünü getirdim hani bitti zannediyorum dedim. Ben öbürkünü de soğuttum dedim. İki taneydi zaten dedim. İkisini de ben soğuttum dedim. Yakmayan demir yakar mı? Kızdır demiri de elli hadi göreyim ben seni. Dedim kaynar su. Şeyh efendi bana at Mustafa efendi kendine oğlumu içine dedi. Ya bildiğin kaynıyor millet parmağını sokamıyor. Ben ya Allah bismillah cumhurlop içine.
Karıncalaştı vücudum. Böyle sanki karıncalaşmış gibi. Kolumu bir oynatayım dedim. Yandı kolum. Aa dedim kımıldama Mustafa efendi. Kımıldamıyorum böyle kaldım suyun içinde. Ondan sonra şey efendi geldi. Sıcak mı Mustafa efendi dedi. Normal efendim dedim. Şikayet yok. Normal efendim dedim ben. Ondan sonra cumhurlop o da attı kendini. Böyle bir merdiven var o da girdi içine. O da bir kımıldadı o da yandı. Mustafa efendi hiç depreşmeyelim dedi. Dedim kımıldanan yanıyor efendim dedim. Kımıldanan yanıyor dedim maşallah. Yalnız Mustafa efendi güzel sıcakmış dedi. Bak çok sıcakmış değil.
Güzel sıcakmış. Şikayet yok. Ben normal dedim. O güzel sıcakmış dedi. Biz kaldık. Allah affetsin yanlış anlaşılmasın. Küçüm desemek için söylemiyorum. Sivaslılar orada bekliyorlar. Hepsi de soyundu. Giremiyorlar bunlar. Biz konuşuyoruz. Konuşurken ondan sonra onlar bizi duymuyor. Ben duymadıklarını hissettim orada. Dedim bunlar bizi duymuyor dedim ben. Ondan sonra ben onu anladım. Duymuyor bunlar bizi dedim. Ben böyle içimden bir şey söylüyordum bayadan beri. Ondan sonra Mustafa efendi söyle oğlum. Söyleyemeye dedim dedi. Dedim şu ağzıma bir tükür benim dedim. Ne çekiyorsam şu dilimden çekiyorum dedim. Yanaş dedi. Yanmaya göze almazsan yanaşamazsın.
Ben yavaşça yanaştım. Allah affetsin ağzımı açtım. Yavru kuşlar gibi. Ondan sonra tükürdü ağzıma. Allah razı olsun inşallah. Cenab-ı Hak ebedi şifa eylesin. Neyse tükürdü ağzıma. Biz sonra uzun müddet durduk orada öyle. Ondan sonra çıktık. Onlar hala daha dışarıdalar konuşuyorlar. Ondan sonra çektim birisini. Dedim biz içerideyken dedim. İçindeyken dedim. Siz bizim içeri girdiğimizi gördünüz mü? Valla dedi ki kardeş sizin gireceğinizi biliyorduk. Ama ben dedi görmedim dedi. Duyduk. Konuştuklarımızı duydunuz mu dedim ben. Yok duymadık dedi. Ha dedim tamam bunlar bizim konuştuğumuzda duymamışlar. Şimdi o inkar ene de diyorum ki. Kardeş bak kaynar suyun içerisine girdim.
80 derecenin içine girdim diyorum. Yakmadı. Su da yakmadı. Bu inanmıyor. Şimdi cerrah var içimizde. Şimdi normalde şey düşün. Ne o? Yün şişleri var ya. Yün şişi düşün. Buradan adamın boğazından içeri onu iktirsen adam yaralanır mı? Böyle nefes borusu, yemek borusu, Allah'ın ne verdiği şey şu boşluk var ya. Boşluktan aşağı doğru iktiriyor. Ölür mü adam? Cerrah kendisi. Ölür diyor. Bu işin ilmi var. Ölür mü adam? İşin ilmi olanlara soruyoruz. Yok ölmedim ben. Var mı burada şiş?
Bitti getirmediniz tamam. Yok ziplemeyecektim kimseye. Göstersektim sadece. O şişi buradan normalde böyle gıcırdadığını duyuyor mu? Gıcırdıyor. Gacır gıcır gıcır gıcır … Normalde buradan içeri doğru iktirdi. Gitmiyor. Kuvveti yetmiyor. Ondan sonra baba yiğit getirin oradan takozu bana dedi. Takoz dedi bu karafayansçıların plastik bir takozları var ya. Hani böyle karafayansı yatıştırıyorlar. Tık tık tık … vuruyorlar ya. Takoz dedi o karafayans. Aldı burada şimdi gitmiyor ya. Başladı kafasından böyle çakmaya. Küt küt küt … Ya gitmiyor işte. En sonunda dayanamadım. Ya gitmiyor dedim. Gitmiyor işte dedim. Hani göstermek gibi olmasın. Bu kadar girdi. Öyle gitmiyor dersen ucundan değil.
Normalde bu kadar girdi. O böyle aşağı doğru Allah ne verdiyse derinlemesine buhranı yapacak. E gitmiyor. Dedim gitmiyor. Nereye dedim takıldıysa takıldı dedim. Yolunu karıştırdı herhalde dedim. Ondan sonra sen çok konuşma dedi. Bir daha çaktı birkaç sefer. Yok gitmiyor. Ben ama hissediyorum vücudumdan. Diyorum ki bu diyorum bir kemiğe saplandı kaldı diyorum. Kemiğe girdi yani bu diyorum. Sonra çıkardı gerçekten eğilmiş şişin ucu. İçeride eğilmiş. Ne bir damla kan ne bir damla gözyaşı. Ondan sonra çıkardı. Aç dedi gömleğini. Gömleği açtım ben. Buradan normalde böbrek yatandan böyle sıktı. Bir taraftan ilk dirde öbür taraftan çıkardı. Bir de elma taktı oraya.
Hadi hay esmasında yürü şimdi dedi. Ben de dedim. Önce onca dedim gayrimeşru yol koştum. Postu deldirmedim dedim. Geldim burada dervişlikte dedim. Deldirdim postu dedim. Çok konuşma dedi. Yürü dedim ben neyse. Ondan sonra oradan çıkardı. Göğsümden vurdu. Göğsümden böyle tuttu. Bir tarafından soktu. Öbür taraftan çıkardı. Yanak zaten normal. Ne açacak yanaktan vurmak. O şey değil yani böyle. Çok fazla değil. Fazla da fazla değil. Şimdi adamı anlatıyorum. Diyorum ki. Oku çıkarmışlar ya diyorum sahabeler ayağından. Acısını duymamışlar. Duymuyorsun acısını dedim. Acısını duymuyorsun. Şimdi sahabelerin menkıbelerinde ok çıkarmışlar. Kılıç yarası var.
İşte bıçak yarası var. Ondan sonra ne bileyim. Her türlü yara var. Namazda çıkarmışlar. Normalde çıkarmışlar. Ayağı kesik savaşmış. O kimse. Yani normal. Dedim ya var bunlar. Ben bunu yaşadım. Bize birebir yaşadım. Yaşayan insan olarak anlatıyorum bunu diyorum. Ama Kur'an-ı Kerim'de örnekliyorum bunu. Ateş yakmaz diyor. Aklınla oynuyor senin. Balığın karnında kırk gün yaşadı diyor. Aklınla oynuyor senin. Aklınla oynuyor. Yani bütün tıp dünyasını birleştirsen. Desen ki ya balığın karnında kırk gün bir insan yaşar mı? Hiç kimse yaşar demez. Hiç kimse demez.
Biri Allah'ın kulu demez. Ama balığın karnında yaşadı mı? Yaşadı. Yani Nuh'un tufanına şimdi bu sürü şey getiriyorlar ya. Yok bir bölgeye tufan oldu. Başka bölgeye olmadı. Yok şuraya oldu. Yok buraya oldu. Tevil edeceğiz diye uğraşıyor. Ya canım kardeşim. Yani Cenab-ı Hak dünyayı suların altında bıraktı ya. Ne yapacaksın? Ne diyeceksin şimdi? Tevil etmeye çalışma. İşte bugünün münafıkları Bakın bugünün münafıkları Bunları böyle reddedeceğiz diye uğraşıyorlar. Ayetleri reddediyorlar. Ondan sonra hadisleri reddediyorlar. Allah muhafaza eylesin. Bu tevhidle de alakalı. Tevhidle de alakalı. Ayet ve hadislerin dışında bir tevhid anlayışı oluşturmaya çalışıyorlar ki Bu küfürden başka bir şey değil.
Maddi konulardan dolayı kardeşimle küsüm. Küsüm. Şu an konuşmuyoruz. Yaşça büyük olan benim sizin ne derseniz ona göre hareket edeceğim. Küsmek doğru değil. Hatta maddi konularla alakalı küsmek hiç doğru değil. İnsanlar kardeş ya. Nesine küseceksin? Ya küseceğine git ona söyle. De ki sen burada böyle böyle böyle böyle bu yanlışı yaptın. Bu yanlışı yaptığından dolayı üzgünüm sana karşı. De o da bunu anlayabilecek kimseyse yanlışını telafi etsin. Bak yanlışını telafi etsin. Birisi bir kimse bak buradan böyle böyle böyle yaptığın için ben burada üzüldüm. Ben bu konuda ne bileyim işte alındım. Senden böyle bir şey beklemiyordum. Diyorsa iş karşı tarafta.
Karşı taraftaki telafi edecek onu. Kardeş, arkadaş, dost, kimse. Ama kardeşse telafi edecek. Diyecek ya benim büyüğüm veya benim küçüğüm bak buradan alınmış. Bakacak haklı mı? Haklı. Haksızsa diyecek ki kardeş sen burada haksızsın. Sen böyle düşünmüşsün. Sen haksızsın bu konuda diyecek. Söyleyecek ona. Eyvallah. Veya dervişlerin arasında da. Mürid mürşid arasında da. Bu sıkıntı değil. İnsanlar konuşa konuşa. Eşler arasında da eşe küsülür mü? Git konuş otur. Kadın kocasına küsüyor. Koca kadısına küsüyor. Anne baba evlada küsüyor. Evlat anne babaya küsüyor.
İki kardeş birbirine küsüyor. Bu ne biçim bir şey ya? Doğru değil. Adam koskoca adam olmuş kendi evladına küsüyor. Ne küsüyorsun? Oğlan kız gel bakayım buraya. Sen bunu bunu bunu bunu yaptın yanlış yaptın. Bir daha bu yanlışı yapma. Aa öyle söyledin o küsmüş. Gel bakayım bir daha sen kimsin bana küscek? Ben senin babanım, ben senin annenim, ben senin abinim, ben senin zâkirinim, ben senin çavuşunum, ben senin arkadaşınım, ben senin dostunum, ben senin abinim, ben senin kardeşinim, ben senin kız kardeşinim, ben senin şuyunum, ben senin buyum.
Sen ne de küsüyorsun? Küsse ne diyeceğiz. Ben söyledim hatasını o telafi etmedi. İyi, küsme ama. Küsmek yok. O yüzden maddi konu bir de. Yani çağır. Gel kardeşim buraya da. Ben bu sebepten dolayı alındım. Ben bu sebepten dolayı kırıldım. Ben bu sebepten dolayı benim ben bu konuda üzüldüm. Sen bunu telafi et. O da telafi etsin. Kardeşlik onu gerektirir. Arkadaşlık, dostluk onu gerektirir. Mürid, mürşitlik ilişkisi onu gerektirir.
Anne, baba, çocuk, çocuk, anne, baba ilişkisi onu gerektirir. Kim hata yaptıysa hatasını telafi edecek. Onu kendince düzeltecek. Ben o yüzden derim ki konuşun. Konuşulmaktan yana tavır koyun. Karşınızdaki kimseye söyleyin. Bunu da bunu yaptın. Burada bunu yaptın. Burada bunu yaptın. Bu beni üzdü. O yüzden sana ben bu konuda uzakım. Veyahut ben bu konuda sana şu anda tavırlıyım. Ben bu konuda soğuyum sana. Küs değilim. Söyleyecek. Karşıdaki kimse de o karşıya değer veriyorsa ona söyleyene. Kıymet veriyorsa ha bu bu bu konudan üzülmüş ya. Gerçekten alınmış. Haklı mı? Haklı. Ben bunu telafi edeyim diyecek. Yok telafi etmiyorsa yine küsme. Bak telafi etmiyor.
Küsme yine. Ha de ki bu telafi etmiyor. Eyvallah. İyi. Ben bir adım geri çekileyim. İki adım geri çekileyim. Telafi etmek zorunda değil. Eyvallah. Küsmek yok. Dinimizde sayılarla ifade edilen zikirlerin hükmü nedir? Hadis-i şeriflerde var. Hadis-i şeriflerde var olduğu için bir kimse sayılı zikir yapabilir. Hadis-i şeriflerdeki. Kendi kendine yapacaksa. Öyle ya bir şeyh bulamaz. Bir kimseye intisap etmez. Kimisi de aman ben bir şeyhe gidemem, intisap edemem der. Eyvallah. Onun yoludur. O zaman hadis-i şeriflerde beyan edilen beyan edilen zikirleri yapabilir mi o kimse? El cevap yapabilir. Oturur. Yüz tane şundan çeken böyle olur. Var ya hadis-i şerifler.
Zikirle alakalı bölümde var bunlar. Onları yapabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Ama dervişler, o normal virtleri var. Virtlerinin haricinde o hadislerde beyan edilen zikirleri yapabilirler mi? El cevap yapabilirler. Bir sıkıntı yok onlara. Mümin kadınlara da söyle.
Gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Dışarıda kalanlardan başka ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar. Nur suresi ayet 31. Bu ayete göre küçük kare taktığımız başörtülerimiz yakalarımızı örtüyor. Tam anlamıyla tesettürlü sayılıyorum diyebilir miyiz? Ben size Hanefilerin tesettürünü, bayan tesettürünü tarif edeyim. Siz geri kalanını halledin. Hanefilerce bir kadının eli, yüzü ve ayakları görünebilir. Türkçe olarak söyleyeyim. Yüzünden kastı bu normalde saçlarının başladığı yerden kulaklarının bu önünden bu normalde çeneyle boğazının birleştiği yere kadar. Yani çene de meydanda kalacak şekilde.
Elleri bu bilek kemiğinden aşağısı. Hür kadınlar için söylüyorum. Bir de çalışmayan kadınlar için. Bir de ayak bileklerinden aşağısı. Bunlar normalde mahrem değildir. Bunları normalde görebilir erkekler. Yabancı erkekler bunları görebilir. Bu bir, görünebileceği huzurlar. İki, onlar bir, kıyafetlerinin içi görünmeyecek, vücut hatları görünmeyecek içleri.
Yani normalde kadın bir bluz giymiş, işte iç hatları, vücut hatları belli. Uygun değil. Hadis-i Şerif'te çıplak hükmünde diyor. Hazreti Ömer Efendimizin küçük kızı geliyor. Onun sonuna akıl bali olmuş. Onu Hazreti Esma annemize söylüyor. Ona söyle diyor. İnce giyinmiş, içi görünüyor. Çıplak hükmünde diyor. Yani çıplak hükmünde diyor. Demek ki kadının içi görünürse, çıplak hükmünde. Kadının vücut hatları belli olursa, yine çıplak hükmünde. Yani buradan ne anlıyoruz? Daracık kıyafetler. Eğer kadının daracık bir badiyle dışarı çıkıyorsa, o uygun değil. Şimdi böyle bazen insan bakmaya utanıyor, bazen iğreniyor. Diyorsun ki ya, kapanmak bu değil.
Örtünmek bu değil. Yani altına daracık bir tane tayt giymiş, üstüne daracık bir bluz giymiş, kafasını da sıkmış bir örtü. Ondan sonra altı şişanı, üstü topane, ne bu örtülü. Allah muhafaza eylesin. Yani örtünmesen, bol bir şey geysen daha iyi. Bütün vücut hatları meydanda. Kimsenin karısına, kızına laf söyleyecek değiliz. Ama Hanefi'ye göre örtünme, benim dediğim gibi. Ha uyguluyorlar, uygulamıyorlar, ne bileyim işte kimisinin nefsine ağır geliyor, kimisine zul geliyor, şöyle geliyor, böyle geliyor. Bu normalde kimsenin söyleyecek bir lafımız yok. Hanefi'ye göre bu. Evet. Çünkü kadınların, kızların şu anda en fazla vurulduğu yer tesettür.
28 Şubat bu konuda çok başarılı oldu. Ben hep dönüyorum, dolaşıyorum, aynı şeyi söylüyorum. 28 Şubat devam ediyor. Yani 28 Şubat bütün hedeflerine ulaştı. Ulaşmadı diye düşünmeyin hiç. Bakın bu deccalist, kapitalist, vahşi sistemler, bu taahhütü, küfri sistemler, ne yaptıracaklarsa sizdenmiş gibi görünen insanlara yaptırırlar.
Bir başkasına yaptırmazlar. Bak ne yaptıracaklarsa, aldatmaca burada başlar zaten. Kandırmaca burada başlar. Bu böyle, bu dünya üzerindeki bu kapitalist, deccalist, bu şerefsiz, namussuz, ahlaksız, dinsiz, imansız, hiçbir kaide tanımayan, hiçbir kural, hiçbir hukuk tanımayan bu sistem her yerde her şeyi yapıyor. Her yerde her şeyi yapıyor.
Ve ne hristiyanı, ne yahudisi, ne müslümanı, ne hindusu, ne atperesi, ne putperesi, hiçbirisi de buna itiraz edemiyor. Herkes o aldatmacanın içerisinde, kısır döngünün içerisinde dönüyor. Bütün insanlara at gözlünü takmışlar, at gözlü takılmış vaziyette herkes değirmeni döndürüyor. Değirmen ne? Kapitalist, deccalist, vahşi, Allahsız, dinsiz, kitapsız, namussuz, şerefsiz, haysiyetsiz bir sistem. Hep, hristiyanında, yahudisinde, komple, normal vatandaşından, halkından, siyasetçisine kadar, devlet adamlarına, bürokratlara kadar. Herkesin kafasında bir at gözlü, boyuna dönüyor, döndükçe de o değirmeni döndürüyor.
Döndükçe de sen onu kendinden zannediyorsun. Diyorsun ki bu benden değişmiyor bir şey. Çünkü sistemler değişmiyor. Sistem değişmediği müddetçe değişen hiçbir şey yok. Çünkü sistem değişmiyor. Yani şimdi çıksak biz memlekete desek ki bu sistemi sen mi getirdin?
Hayır. Kim getirdi sistemi? Atatürk getirdi. Hadi dokun. Atatürk nereden getirdi? İngilizlerden getirdi. Hadi dokun. Benim bu söylediğimi dahi söyleyemez kimse. Bir şey daha söyleyeceğim. İşim, particilikteyim. AK Parti 20 yıldır değil mi iktidarda? 20 yıldır anayasa konuşuyorlar. 20 yıl, ben 62 yaşındayım. 20 yıldır anayasa konuşuyorlar. Anayasayı değiştirecekler. Değiştiremezler. Kim anayasanın yapıcısı?
80 ihtilacıları. Doğru mu? Doğru. 42 yıl olmuş. 42 yıl. 42 yıl olmuş. Sen hala da darbecilerin anayasasıyla yönetiliyorsun. Hadi değiştir. Değiştiremezsiniz. Yollar yaparsınız, köprüler yaparsınız, hastaneler yaparsınız, yaparsınız. Borçlandırırsınız devleti, belediyeleri, borçlandırırsınız.
Enerji santralleri kurarsınız, uçaklar yaparsınız, sihalar yaparsınız, tiyalar yaparsınız, yaparsınız. Ama bir Milli Eğitim Bakanlığı. Milli Eğitim Bakanlığı'nın mühredatını değiştiremezsiniz. Değiştiremezsiniz. Değiştiremezsiniz. Milli Eğitim Bakanlığı'nın mühredatına dokunamazsınız. 42 yıldır kimse dokunamadı. Dokunamazsınız. Hadi dokunun. Ekonominin döner çarkına dokunamazsınız. 42 yıl geçmiş üzerinden ekonomik çarka dokunamazsınız. Üretirsiniz, satarsınız, üretirsiniz, satarsınız.
Ne dış borcunuz biter, ne cari açınız biter. Sizi ha bire üterler. Çekerler. Haberlerde de dinlersiniz. İhraca şampiyonuyuz diye. Dokunamazsınız ekonominin çarkına. Dokunamazsınız. O ekonominin çarkına dokunanın eli değil, vücudu yanar. O Beni Abbas'ın değirmeni dönmeye devam edecek.
Beni Abbas değirmeni döndüğü müddetçe sıkıntı yok. Senin dininle de uğraşan yok zaten. Dokunamazsınız. 20 yıllık iktidar var. Doğru mu? Evet. Evet. Bir tane genel evi mi kapandı? Bir tane randevu evi mi kapandı? Ulan 20 yıl önce şu Yalova yolunda hiç gece kulübü yoktu. Tamirhanelerden geçilmezdi. Gece kulübünden geçilmiyor. Gece saat 2'den sonra dikkat edin orada yayan falan yürümeyin. Saat 2 ile 5 arası dikkat edin kendinize. Tabi saat 2'de dervişlerin orada işleri yok da Mustafa Özbağ'ın işi var. Arabayla geçiyorum. Arabayla geçiyorum görüyorum. Saat 2'den sonra sakın ha. Yayan yürüyeyim veya arabayla oradan geçivereyim sakın ha.
Başınıza ne geleceği belli değil. Bir tane kapanan yer var mı? Yok. Uyuşturucuda azalma yok. İçki içenlerde azalma yok. İbnelerde azalma yok. Adamlar neredeyse parti kuracaklar. Gerek yok AK Partisi'nden, CHP'sinden, HDP'sinden diğer partilere varınca kadar hepsi de İbneleri muhafaza ediyor. İbneleri nasıl koruyacağız diye canhıraş uğraşıyorlar. Değişen bir şey var mı? Yok. İşte benim anlatmak istediğim şey bu. O vahşi kapitalist, o deccalist, o sistem değişmiyor. Zaten onu da oylayan yok. Zaten 3-5 yıl daha geçerse sandık kursalar deseler ki Allah'ın şeriatını mı istiyorsunuz yoksa demokrasi mi? Herkes demokrasi der.
Fethullah Gülen bile öyle dedi ya, biz dedi en ileri demokrasiyi istiyoruz dedi. En ileri demokrasi. En ileri demokrasi. Evet. Yani en ileri demokrasiden ne anladı, neyi söyledi? Benim anladığım en ileri demokrasi. Ha ne olacak? Herkes, her şey serbest olacak. Zaten serbest ülkede. Ülkede ne kadar haram varsa hepsi de serbest. Bütün dünyada serbest. İşte böyle aldanıyoruz biz. Böyle kandırılıyoruz. Bizdenmiş gibi görünenlerle kandırılıyoruz biz. Bütün dünya. Avrupa ne seçiyor? O daha iyi Hristiyan diyor.
Öbürkü daha az Hristiyan, öbürkü daha fazla Hristiyan. Kimi seçiyor? Sistemi oylamıyor. Yine aynı sistemin içerisinde kalıyor. Şimdi şunu söyleyecekler. Ben böyle söylüyorum ya. Ya işte o kadar bak İslami gelişmeler oldu. Zikrullahlar, işte bak serbest. İşte cemaatler serbest. Tarikatlar serbest. Canım benim. Böyle aldanıyorsun işte. Süleyman Demirel de aynısını diyordu. Camiler serbest, açık diyordu. Camiler açık bu ülkede. Ezanlar okunuyor. Camiler açık. Ezanlar okunuyor. Yani ne istiyorsun daha sen? Sen ne istiyorsun daha? Aynı sistem. Allah bizi affetsin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.