mustafaozbag.org

Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 28.08.2025

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 29 Ağustos 2025 · 45:54

Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batıl, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hakkı haykıran ve yaşayan, batıl, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine tecavüz ediliyorsa, nerede haksız, hukuksuz davranılıyorsa, Cenab-ı Hak bunları yapanları kahri perişan eylesin, hepsinin güçlerini ellerinden alsın, yerle yeksan eylesin, İsrail'i dağıtsın, yerle yeksan eylesin, destekçilerini dağıtsın, yerle yeksan eylesin, Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin, ümmet-i Muhammed'i zulmedenleri yerle yeksan eylesin, ümmet-i Muhammed'e hainlik yapanları yerle yeksan eylesin, Amin.
Ejme, Vel Asr suresinde buyurulduğu üzere asre yemin olsun ki insanlar zarardadır. İman eden, salih amel işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna denilmektedir. İnsanlar zarardadır deyince ne anlamalıyız? Cehenneme gidecek yahut Allah'ın rahmetinden uzak kimseler olarak mı anlamalıyız? Her ikisini de anlayabilirsiniz. Sonuçta insanlar zarardadır. Ebedi hayatlarını unuttular, imanı unuttular ve salih amelleri unuttular. Hakkı tavsiye etmek ve hakkı yaşamayı unuttular. Sabrı tavsiye etmek ve sabretmeyi unuttular. Cenab-ı Hakkı Asr suresinde bir Müslüman'ın üzerinde bulunması gereken dört önemli özellikten bahsediyor.
Tabiri caizse o kimsenin dört tane direk, ana direği olmalı. Bu ana direklerden birisi iman etmek. Eğer bir kimse iman etmediyse o ne yaparsa yapsın o zaten zararda. İman etmediyse o kimse normalde ebediyen cehennemlik olacak. Sonuç itibariyle Allah'ın azabına düçar olacak. Oradan kurtuluş yok, oradan çıkış yok. İkincisi iman etmek yetmedi. O kimse salih ameller işecek. Salih amel dediğinizde bütün farzlar içine alır. Farzları icra etmek, haramlardan uzak durmak ve ibadet noktasında farzları icra etmek salih ameldir. Yani bir kimse oturdu, normalde namazını, abdestini, orucunu, zekatını, haccını ve iyi insan olma yolunda mücadele etti. Ve o kimse salih ameller işledi.
Haramlardan uzak durdu, farzları yerine getirdi. Bu normalde güzel bir Müslüman oldu ama yetmedi. Zaten tarih boyunca normalde insanlar bu ikisini yapmışlar. Hatta sabretmişler, sabrı da insanlara tavsiye etmişler. En zor olan kısım, en sıkıntılı olan kısım hakkı tebliğ etmek, hakkı konuşmak. Hem hak konuşmak hem hakkı tebliğ etmek. Çünkü Adem'den itibaren dinin karşısında hep zalimler olmuş. Dinin karşısındaysa bir kimse zalim olmuş. Ve o zalimler iktidarları yerine ellerine geçirince, gücü ellerine geçirince, hep Müslümanlarla savaşmışlar, Müslümanlara zulmetmişler. Kendilerince tırnak içerisinde, peygamberlerin indirmiş olduğu, Allah'ın indirmiş olduğu dini bırakmışlar.
Kendilerince bir din üretmişler. O dini dayatmışlar. Ben onu dayatılan din olarak tarif ediyorum. Bir din dayatıyorlar. Bu dinsizlik değil. Sizin gözünüzü bu noktada perdeliyorlar. Siz normalde o dayatılmış olan dine inanıyorsunuz. Yani bunun normalde başlangıcı, bunun başlangıcı çok kanlı oluyor. Dayatılan dinin başlangıcı çok kanlı oluyor. Ve normalde asılanlar, kesilenler, ateşe atılanlar, normalde işte türlü türlü işkencelere maruz kalanlar, mallarına el konuluyor, canlarına el konuluyor, ne bileyim işte hiyerarşik olarak onların makamlarına el konuluyor. Bir din dayatılıyor. O din dayatılınca, dayatılmaya başladığında, ilk böyle iman edenler o işin çilesini çekiyor.
Yani işte büyük kuyular kazılmışlar, büyük ateşler yakmışlar, ateşlere atmışlar inananları. Dar ağacında sallandırmışlar. Bildiğiniz testereyle kesmişler, kanlarına kıtmışlar, hapsetmişler. Yani o zulmedenler baktığımız zaman, Kur'an'ı incelediğinizde, onları tabii insanlar şimdi Kur'an'da hikaye olarak dinliyor onu. Hatta bazıları da diyor ya, Kur'an bir hikaye kitabıdır diyor. Aslında o geçmiş ümmetlerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden siz cennete mi gireceğinizi düşünüyorsunuz diyor. O zaman asıl sıkıntı tarih boyunca hakkı haykırmaktır. Alimin, alimli, şeyhin, şeyhli, müminin, müminli hakkı haykırmakla orantılıdır. Bir kimsenin Müslümanlığı, İslamlığı hakkı haykırmakla orantılıdır.
Yani hakkı haykırıyor mu, haykırmıyor mu? Hakkı anlatıyor mu, anlatmıyor mu? Hakkı tebliğ ediyor mu, etmiyor mu? Canının pahasına, malının pahasına veyahut da uğuracak olduğu zulmün pahasına Hakkı tebliğ ediyor mu, etmiyor mu? Veyahut da hakkı haykırmak, hakkı haykırmak derken ben şunu kastediyorum. Senin karşındaki o tebliğ almak istemez. Sen haykırırsın avazın çıktığı kadar. O seni dinlemeyecek çünkü, dinlemez. Haykırırsın. Bu sefer haykırdığın zaman ister istemez herkes duyan, duyanın rengi çıkar meydana. Bu zamanda olur mu ki der. Sen hakkı haykırırsın. Ve tarih boyunca o zulmeden iktidarlara karşı hakkı haykıran birileri olmuş.
Hakkı haykırdıkları için de onların canları gitmiş, malları gitmiş, kanlara katılmış, değişik zulümlere maruz kalmışlar. Zaten en sıkıntılı olan da hakkı haykırmak çünkü. Yoksa sizin namazınıza hiç kimse karışmaz. Yani normalde namazına ne karışsın senin? Hatta söylem şudur, camiler açık değil mi? Git namazını kıl. Camiler açık. Senin orucunu engelleyen mi var? Git orucunu tut. Senin haccını engelleyen mi var? Git haccını yap. Ama yok. Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir. Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir. Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler hainlerin, münafıkların, mürtedlerin, fasıkların ta kendileridir.
Duruma göre. Siz bunu haykırdığınız zaman iş değişir. Evet kimse sizin namazınıza karışmaz. Koyun gibi gidin namazınızı kılın çıkın. Hani koyunlar kotaraya giriyor ya. Orada sağılıyor, çıkıyor. Bunun gibi siz girin kotaraya namazınızı kılın. Bakın işinize. Başka bir şeyleri karıştırmayın. Yani faiz %70'e çıkıyormuş, %80'e çıkıyormuş. Karışmayın. Çıplaklık artmış, karışmayın. Fuhuş artmış, karışmayın. Bunlara laf söylemeyin. Kumar artmış, buna laf söylemeyin. Veya eşcinsellik artmış. Bunlara ne ama laf söylüyorsunuz? Veyahut da siz kalkıp da işte Allah'ın hükmüyle hükmedilmesi lazım demeyin. Böyle şeyleri söylemeyin. Bunlar 1400 yıl önce kaldı. Dinin reforma edilmesi lazım.
Dinin reforma edilerekten bugünkü duruma ayak uydurulması lazım. Sen bunu dediğin zaman sana bir şey demezler. Ama sen dersen ki yok hakkın hukuku bu. Cenab-ı Hak bu hukuku indirmiş. Biz o hukukla hukuklanacağız derseniz ensenizde boza pişirler sizin. Siz İslam'ın hukukunu, İslam'ın ahlakını, İslam'ın ahlakını söylerseniz ortalık karışır. Veyahut da işte demokrasi var. İsteyen istediği gibi yaşar derseniz size alkışlarlar. Ama hayır, İslam'da demokrasi yok canım kardeşim. İslam demokrasi dini değildir. Allah'ın emirleri meydandadır. Kur'an meydandadır. Sünnet-i seniyeler meydandadır. İslam'ın hukuku meydandadır. İslam demokrasiyle uzlaşır diyenler kafirdir.
Başka bir şey değildir. İslam demokrasiyle uzlaşmaz. Ne yani bütün millet içki helal olsun deyince, demokratik hakkımız bu deyince içki helal mi olacak? Ne yani kumar helal olsun deyince helal mi olacak? Veyahut da içkiyi, kumarı, fuhuşu, devlet organize edince vergisi verilmiş olduğu kutsal mı olacak o para? Bunu böyle söylerseniz o zaman severler sizi. Ama siz hakkı haykırmış olmazsınız. Siz doğruyu haykırmış olmazsınız. Doğruyu tebliğ etmiş olmazsınız. Bakın Diyanet 2-3 hafta düzgün fetva, düzgün bir hutbe okudu. Dinozorlar ayağa kalktı ülkede. Demokrasiye aykırı, layıklığa aykırı dediler. Evet demokrasi ve layıklığa aykırı söyledikleri doğru, yanlış değil. Evet gerçekten, yani Diyanet aslında layık bir kurum, layık bir kurum olduğu için bu tip fetvalar vermemesi, böyle iştahatlar yapmaması, böyle hutbe okumaması gerekiyor.
O demokrasiye ve layıklığa aykırı bu konuşulanlar diyenler doğru söylüyorlar. Evet, Diyanet'in yaptığı demokrasiye de, layıklığa da aykırı ama yani normalde demek ki bıçak kemiğe dayanmış. Bıçak kemiğe dayanmış vaziyette. Örnek, tırnak içerisinde söylüyorum bunu. Ahlaksız milletler, topluluklar, topraklarını koruyamazlar.
Ahlakı çürümüş, sosyal hayatı çürümüş, kültürü çürümüş, adedi geleneği, göreneği çürümüş, toplumun birbiriyle bağı çürümüş olan topluluklar, ülkelerini koruyamazlar. Vatanlarını koruyamazlar. Yani bir kimsenin toprağını koruması, vatanını koruması o kimsenin manevi duygusudur. Başka bir şey değildir. Yoksa birileri şöyle diyebilir sonra filancalar gelsin bizi idare etsin. Hani bir kısmı İngilizler gelsin demiş, bir kısmı Amerikalılar gelsin demiş, bir kısmı işte bilmem kimler gelsin bizi idare etsin demişler. Bir kısmı şunu demiş, bir kısmı bunu demiş ya, hatta mektup yazmışlar İngiltere'ye. İngiltere'ye en güzel vali ben olurum, bizi vali olarak vali lazım, Anadolu'ya o vali de benim demiş.
Aradığınız vali benim, aradığınız kan bende demiş. Ha sonradan onu vali atadılar mı, atamadılar mı bilmiyoruz. Ama sonuç itibariyle insanları millet eden, o toplumu birbirine bağlayan manevi unsurlar vardır. O manevi unsurlar ortadan kalkınca o toplum birbirine destek olmaz, arka çıkmaz, toplum dağılır. Mesela şu anda bir yangın oluyor, bütün herkes koşuyor, bir deprem oluyor, bütün herkes koşuyor. Bir zorluk çıkıyor, bütün herkes koşuyor. Bunun korunması lazım, bunun muhafaza edilmesi lazım. Bunun için de manevi duygu lazım, manevi birliktelik lazım. E şimdi yanı başında senin ne iyiydiği belirsiz bir kimse var, cırılçıplak dolaşıyor ortalıkta. Adam otomatikman şöyle düşünecek, bunun için mi savaşacak? Ve içimizde onca Hristiyan, onca Yahudi, onca Ermeni var.
Bunların hepsi de Türk dostu değil, bu toprakların dostu değil. Bunlar içeriden her türlü hainliği yapabilir. O zaman ülke olarak kime güveneceksiniz siz? Sebateistlere mi güveneceksiniz, Masonlara mı güveneceksiniz, Hristiyanlara mı güveneceksiniz? Hala daha İstanbul'u tekrar geri alıp, Ayasofya'ya tekrar kilise yapmak için mücadele eden planlar kuranlar var. Bunlara mı güveneceksiniz? Bu ülke topraklarında bunlar. Bunlar dışarıda değil. Söyler misiniz, Masonik yapılanmaların kökü nerededir? Araştırılmış mı hiç? Söyler misiniz, sebateist kökenler nerededir? Araştırılmış mı hiç? Bunlar üstü örtülen şeylerdir, araştırılmayanlardır. Yani bu devletin idarecileri, bürokrasilerin içerisinde, siyasetçilerin içerisinde kaç tanesi Ermenidir, kaç tanesi Yahudidir, kaç tanesi Sebateisttir, kaç tanesi kendisini saklamıştır, kriptodur?
Bunlar biliniyor mu? Devlet biliyorsa biliyor ama biz bilmiyoruz. Soy ismi kanunundan sonra bütün her şey değişti. Bizleri kim yönetiyor? Biz biliyor muyuz? Kafasına takke geçiren seçim vakti camiye giriyor. Bir Fatih'e okuyor, ooo camiye girdi, Fatih'e okudu diyoruz biz. Bilmiyoruz ki kim olduğunu. Hani meşhur ya, Abdülhamid'in yanında yaveri mi ne? Demiş ki, sarayda bir tek sana güveniyorum, o da İngiliz ajanı çıkmış. Bir tek sana güveniyorum demiş, İngiliz ajanı çıkmış. O da hatıratında yazıyor. Bir tek bana güveniyordu, ben de İngiliz ajanıydım diyor. Adamın kendisi itiraf etmemiş olsa bilmeyeceğiz. Bizi nereye kadar sardılar?
O Abdülhamid'in yanına İngiliz ajanı koyan İngilizler. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulunca başıboş mu bıraktılar? İçimizde ajan var mı, yok mu? Sarılsın, sarılsın, meşhur ya sarılsın. Sarılsın vakfından veyahut da onun yan vakıflarından kaç tane siyasetçi veyahut da devlet adamı oradan ne manlandı da bizde şimdi idareci, bakan, bakan yardımcısı veya yüksek bürokrat olarak iş yapıyor biliyor muyuz?
Veya Amerika'nın veya İngiltere'nin fonlarından kim faydalanıp da siyasete girdi? Fonlarından faydalanıp da kim bürokraside yükseldi? Veya İngilizlerin veya CIA'nin veya Mossad'ın fonlarından faydalanıp kaç kişi tarikat kurdu, tarikatını o fonlara sattı, devretti? Veya o cemaatler kimlerin fonlamasıyla yürüdü, kimlerin fonlamasıyla yükseldi? Bunları biliyor muyuz? Öyle söyleyince hakkı haykırmak, en zor olan kısım bu alimim diyenlerin yıkıldığı, şeyhim diyenlerin yıkıldığı, dervişim diyenlerin yıkıldığı, Müslümanım diyenlerin yıkıldığı en önemli nokta burası. Hakkı anlatmak, hakkı haykırmak, hakkı tavsiye etmek, hakkı nasihat etmek. Burası zaten sıkıntılı.
Çünkü tırnak içerisinde, İslam olmayan sistemlerin içerisinde onlara İslam'ı anlatmak, İslam'ı haykırmak, İslam'ın hak ve hukukunu onlara nasihat etmek en zor kısım bu. Böyle olunca, eğer normalde insanlar evet iman ediyorlar, bugünün Müslümanları, normalde bugünün dindarları, Hristiyanlar, Yahudiler dahil buna. Evet herkes kendince bir dini var, o dini iman etti, evet güzel, iyi ameller işledi kendi dinince.
Kendi inancında iyi ameller işledi, hani anlatıyorlar ya, ne kadar iyi bir Hristiyan, harika ya, ne kadar iyi bir Müslüman, harika ya, bunlar güzel. İyi bir Müslüman, iyi bir Hristiyan, iyi bir Yahudi, iyi bir Sebateist. Evet, çok iyi, hani o kırmızı noktalı hatuna bakanlar da çok iyi, herkes çok iyi, iyilik meleği herkes, sevgi meleği, sevgi önemli, var ya, hani sevgi, iyi güzel, iyi Cenab-ı Hak'ın hak ve hakikati var, fuhuş haram, nereye koyacağız?
İslam'da fuhuş haram, devlette serbest, İslam'da kumar haram, devlette serbest. İslam'da faiz haram, devlette serbest, İslam'ın hukuk sistemi farklı, devletin hukuk sistemi öyle değil, devlet dayık, demokratik insan haklarına dayalı bir devlet. Bir de sonradan hukuk devleti dediler, ne kadar hukuk, ne kadar değil, neresi guguk, neresi hukuk, ayrı mesele, evet, iyi, hadi sen bunun karşısında İslam'ı anlat, hakkı haykır.
Daha baştan layık deyince, İslam layık değil, hukuk deyince, İslam'ın kendi hukuku var, hadi haykırın, hadi kime haykıracağınız? Mesela siz, demokrasi var değil mi ülkede? Öyle söyleniyor değil mi?
Evet, ben İslam hukukuyla hukuklanacak bir devlet modeli istiyorum, bu konuda da bir parti kurmak istiyorum deseniz, demokrasi sizin için çalışır mı? Çalışmaz. Partiyi kapatırlar, anayasaya yıkırlıktan. Siz bunu herhangi bir parti toplantısında söyleseniz, anayasayı değiştirmekten içeri alınırsınız. Diyemezsiniz. O yüzden demokrasi falan aldatmacadır her şey.
Velhasıl söz konusu olan şey, hakkı haykırmak. Hakkı haykırmayan, âliminden, şeyhinden, siyasetçisinden, bürokratından, müslümanından, dervişinden hepsi de zararda ziyandadır. Allah muhafaza eylesin. Allah muhafaza eylesin. Dijital çağı geçildi, artık her şey otonom. Aletler de dolu, yapay zeka çıktı. İnsanoğlu çalışmasın, düşünmesin noktasında ilerliyoruz. Dolayısıyla insanın potansiyeli hızla düşürülüyor. Bir kısmına katıldım, bir kısmına katılmadım. Soru, din, kulluk, sufilik noktasında insanlığın ne bekliyor? Ama siz dininizi yaşayın, kulluğunuzu gösterin, sufilinizi icra edin. Yalnız emperyalist sisteme karışmayın. Deccalist sistemle mücadele etmeyin. Onlar önünüze ne koyuyorsa alın.
O yüzden sıkıntı, İslam dijitalleşmeye karşı değildir. İlimle bu noktada ilmi meselelere karşı çıkmaz. Yapay zekaya da karşı çıkmaz. Önemli değil ki bu. Siz bu noktada, Kur'an sünnet tarihinde istediğiniz kadar ileriye doğru gidin. İslam'ın ilim karşıtlığı olması mümkün değil. Yani bunları iyi yolda kullanırsan hiçbir sıkıntı yok. Bunları kötü yolda kullanırsan hepsini de kötü yolda kullanabilirsin. Bunda bir sıkıntı yok. O yüzden dindarlar zaten hani burada dini ne bekliyor demiş. Din normalde değişmez bir şey. Herkes iman edenler iman ettikleri kadar dinlerini yaşarlar. Sufiler de kendilerince iman ettikleri kadar sufiliklerini yaşarlar. Hele biraz böyle sapkınlıklarınız varsa böyle, laylomlar varsa o tarikat, o sufilik daha revaçta olur.
Allah bizi affetsin. Bizim gibi olanları çok revaçta tutmazlar. Biz böyle ne o? Türünün son örneği gibiyiz. Bilmiyoruz ki bizden sonra nasıl olur, nasıl gider. İnşallah devam eder. Boşanmak isteyen kadının hakları nelerdir? Normalde boşanmak isteyen kadının haklarıdır. Bu boşanma meselesinde tarafları konuşarak bunların hükmünü koymak lazım. Yoksa taraflar konuşmadan veya evlenirken evlilik hukukları neyin üzerine kuruldu? Mesela evlilik hukukunu kurgularken kadın dedi ki ben senden hiçbir şey istemiyorum. Örnek. O zaman boşanırken bir şey isteyecek mi, istemeyecek mi? İşin bu tarafı var. Örnekliyorum bunu.
O yüzden evliliğin başlangıç hukuku hangi noktada, nerede? Onu bilmiyoruz. Bu bir ikincisi. Bir de yani İslam hukuku mahkemelerde geçerli bir hukuk değil. Kadın veya erkek iş mahkemeye müracaat edilince yani bu mevcut hukukun haklı görüp görmediği yerler dair. Öyle olunca yani bu tırnak içerisinde layık hukukun altında İslami hukuku nasıl yaşayacaksınız? Kadın boşanmak istedi, normal mahkemeye müracaat etti. Mahkemede kadını haklı gördü, boşadı. Ama mevcut hukuka göre haklı gördü. Ama normalde İslam hukuku farklı.
Bazen arkadaşlar boşanmak istiyorlar, geliyorlar mesela. İşte ben dinliyorum şimdi. İşte kadını dinliyorum, yazıyorum boyuna sorun olarak söylediklerini. İşte kaç madde oldu? 18 madde, 19 madde, 20 madde. Daha hiç erkeğe bir şey sormama gerek yok. Diyorum ki kadına bu yazmış olduğum 18-19 madde evlenmeyi sonlandırmaya İslam hukuku için yeterli değil. Ama sen illaki boşanacağım diyorsan boşanabilirsin. Sıkıntı değil. Ama bu yazmış olduğum 18-19 madde boşanma sebebi değil. İllaki boşanmak istiyorsun. Evet boşanabilirsin. O zaman bütün evlilik ile alakalı ne kadar ne masraf edildiyse ödemen lazım erkeğe diyor. İslam hukuku açısından. Kalıyor.
E sen evlenmişsin. Bu adam ev tutmuş, eşya almış, masraf etmiş, o kadar şey yapmış. Sen şimdi bir sene, iki sene sonra veya üç sene sonra önemli değil. Tiyansın ben boşanacağım. E sebepler? Sebepler İslam hukukuna göre doğru değil. E diyorum normal mahkemeye gideceğim boşanacaksın o zaman. E boşanmayı isteyen sen olunca da o zaman da karşı tarafı zulme uğrayan sen de zalim olacaksın örnek. O yüzden boşanmak isteyen kadının hakları dediğimizde o evlilik hukukunun başlangıcını bilmemiz lazım. Erkek boşanmayı razı olmazsa kadının zorla nikah altında tutmayan hakkı var mı? Erkek normalde eğer ki kadının boşama isteği İslam hukukuna göre uygun değilse erkek onu diyebilir. Ben seni boşamıyorum.
Senin boşama isteğin İslam hukukuna aykırı. Ama yine de boşanmak istiyorsa biz arkadaşlara, kardeşlere diyoruz ki boşanmak isteyen kadın veya erkek her yer kimse boşanın diyoruz, zorlaştırmayınız diyoruz. boşanmayı kadın istediyse evden ayrılması gereken kadın mıdır? Evin kime bağlı olduğu belli. Evin kime ait olduğu önemli. Evi erkek tuttu, evleneceği zaman erkek tuttu. Erkek tuttuysa ev kadına ait. Yok erkeğe ait. Yok ev kadına aitse o zaman normalde erkek gidecek. Normalde orada kalacak. Veyahut da kirayı tutarken kadın tuttu evi. Evi kadın tutunca bu sefer erkek gidecek. Ama biz yine dervişlere diyoruz ki ev kimin olursa olsun gidecek olan erkeklere diyorum ki siz gidin.
Bu arkadaşlara tavsiyemiz bizim. Siz gidin, siz evi boşaltın. Deyin ki beni istemiyor musun? Evet, selamün aleyküm aleyküm selam. Hani Ahmet Kaya kapıyı vurur giderim, vurur giderim diyor. Kapıya da vurmayın siz. Sakin sessiz bir şekilde gidin. Kapıya vurursanız mahkemede soluklanırsınız. Nasıl? Bas be kapıya vurdun gittin. Mahkemeye gitti kadın. Dedi ki beni darp edebilir. Kapıya öyle vurdu ki size bunlar tuhaf geliyor şimdi değil mi? Kapıya öyle vurdu ki ben beni darp edecek diye zannettim. Korktum. Erkek suçlu oluyor. Telefon açtılar bana. Adam kadına yastık atmış arkasından.
Size tuhaf gelecek şimdi. Bildiğiniz yastık. Koltuğun arkasında böyle küçük yastıklar oluyor ya. Hani koltuk kenarında büyükler var. Arkaya küçük yastıklar koyuyorlar. Ne? Kırlent mi diyorsunuz onu? Adnan Hoca kırlent mi diyorsun? Ha tamam. Kırlent. Adam almış atmış kadına. Şimdi kadınlar da bunun şey yolu yapıyor. Dinliyorlar şimdi. Atmış. Ondan sonra da adam atıyor bunu. Sonra kadın gidiyor öbür taraftan mutfaktan telefon açıyor. Diyor ki böyle böyle bana kırlent fırlattı. Beni dövebilir. Ben darba maruz kalabilirim. Tak polis. Anında geliyorlarmış bu tip meselede. Uyuşturucuya bu kadar hızlı gitmiyorlar.
Bir bize hızlı geliyorlar. Anında. Açmış adamın kapıyı. Demiş buyurun. Demiş şikayet ver. Ne oldu? Darb etme ihtimaliniz varmış. Haydi karakola. Karakolda yastığı attım demiş. Evet attım. Karakolda hani ifade veriyor. Yastığı atmış. Hemen o gece uzaklaştırma. Üçe. Adam aradı beni. Bizim bir dervişin tanıdığı akrabası. Ben ne yapayım dedi. Ananın evi var mı dedim ben. Var dedi. Git ananın evine dedim. Ben bundan sonra ne yapayım dedi. Valla bu dedim. Sana kalmış bir şey bana bunu. Sorma dedim. Senin sohbetlerini dinledim ben dedi. Sen gitmezdin dedi.
Bana. Ya sen benimle karıştırma kendini dedim. Dedim. Sen benimle karıştırma kendini dedim. Olmuş artık bu. Sen bilirsin. Karar senin dedim. Gitmiş. Dönmemiş. Anasının evinde rahat. Anası da biraz gelini sevmiyormuş zaten. E vereceğim ben seni bir daha demiş. Sıkıntı yapma kendine. Üç ay bitiyor. Üç ay sonra bir uzaklaştırma almıyor tabii kadın. Ama eve dönen de yok. Bir üç ay daha geçiyor. Eve dönen yok. Hiçbir şey yok. İki tane de çocuk var. Çocuklara diyormuş. Gelin istiyorsanız babaannenizin yanında kalın. Sıkıntı yok. Ama ben dönmeyeceğim. Bu sefer kadın boşama tehdit etmiş. Açtı. Böyle böyle tamam dedim. Yapacak bir şey yok. Boşanıyorsa boşanacak. Kendisi boşanma mahkemesi açtı kadın.
Ondan sonra sonradan kendisi dilekçeyi geri çekti. Yani iş gidiyor. Boşanılacak yani. Ondan sonra. Bu sefer kadın ne yapmış ne yapmış bulmuş. Ben genelde açmıyorum telefonları ama. Yani bana mesaj çekti. Çok önemli evlilikle alakalı bir mesele var. Size danışmam lazım. Numaranızı işte oradaki dervişlerden birisinin ismini almış. Böyle böyle işte. Ben de arayabilirsiniz dedim. Ben de kim olduğunu bilmiyorum ya. Aradı. Aa konu tamam. Dedim sen ne ama üç ay uzaklaştırma aldın. Çok sinirlendim. Onun da siniri geçmemiş daha dedim. Dönmüyor geri. Öyle ya. Bizi birleştir. Ben nasıl birleştireyim sizi dedim. Bizim dedim derviş olmuş olsa. Hadi ona diyeyim ki dön evine dönsün.
Ama bu şartlarda dedim derviş de olsa ben dön evine demem dedim. Ne olacak dedi. Boşancınız dedim. Gayet normal. Bir şey duydum ama dedim. Ne duydunuz dedim. Siz evlendirecekmişsiniz onu dedi. Dedim. Duyduğunu dedim söylemek yalan olarak yeter. Dedim. Ben öyle bir şey ağzımdan çıkmadı. Aman ve lakin dedim. Gelse bir kimse. Bana öyle diyorlar. Ben de kanıyorum dedim. Anam da babam da sensin. Beni ever diyorlar dedim. Ben de kanıyorum dedim. Ben çabuk kanıyorum. E veririm ben onu dedim. Sıkıntı değil. Ama dedim. Hani böyle bir şey söylemedim. Söylesem söyledim derim dedim. Ne olacak. Mesele değil. Adam ayrıldı. Dönmedi bir daha geri.
O yüzden kapıyı vurup da çıkmayın. Yani arkanızdan kapıyı vurdu der. Veya yastık filan atmayın. Normalde çünkü normal hukuk normal değil. Kocası kadını geldiği yere anasının evine bırakabilir mi? Hayır. Çünkü evlenen bir kadın anasının babasının evinden çıktı. Erkek onu boşayacaksa eğer veya kadın boşanmayı istiyorsa zaten iddet zamanı sünnete göre boşanacaklarsa evde kalacaklar. Bir evde. Üç ay iddet var. Üç ay iddeti kadın evinde yaşayacak sünnete göre. O yüzden erkek onu ben seni boşamak istiyorum. Annenin evine bırakacağım. Veyahut da kadın derse ki ben boşanmak istiyorum.
Annemin evine gideceğim. Yine gidemez. Üç ay orada iddet bekleyecek. Olur mu olur hamiledir. O yüzden orada durmak zorunda. bunlar böyle bu iş hukuka düştüyse Allah yardım etsin. Bu meselenin içindekiler derviş ise bizim bunu böyle halletmeleri dervişlik dişturlarına onlarda olmadığını gösterir. Allah bizi affetsin. Allah. Bizim kardeşlerimiz evliliklerini götürmeye gayret edecekler. Evliliklerini yürütecekler. Bir evliliği derleyen, toparlayan, koruyan, yürüten erkektir. Erkek derleyecek, toparlayacak. Ne bileyim tolere edilecekse tolere edecek. Ortalığı toparlaması gerekiyorsa toparlayacak.
Yok kadın illaki ben boşanacağım diyorsa o zaman da erkek onu zora sokmayacak. Yani sokak diliyle ona rampa yaptırmayacak. Boşanmayı mı istiyorsun? Evet. Bunu suhuletle karşılayacak. Diyecek ki evet sen boşanmayı istiyorsan üç ay boyunca evde burada kalabilirsin. Sıkıntı yok. Yatağı ayıracak. İddetini bekleyecek kadın. Üç ay iddete bitecek. Ondan sonra kadının mehrini verecek, gönderecek. Eyvallah. Yok erkek boşanmayı istiyorsa o zaman erkek yine aynı şeyi yapacak. Kadına diyecek ki buradasın üç ay boyunca ben de gideceğim geleceğim. Senin de mehrini vereceğim. Sen üç ay sonra hürsün. Eyvallah. Zorlaştırmayın.
Bu zamanda kadın da erkek de birbirini zorlaştırmayacak. sebep. Yediklerinizden, içtiklerinizden, hayat standardından, bilgilerinizden, fikrinizden, aklınızdan emin değil hiç kimse. Çünkü yediklerinizden dolayı psikolojiniz bozuk, içtiklerinizden, gezdiklerinizden, hayat standardınızdan dolayı sağlam bir psikolojiye sahip değil. Bugünün insanı doğru düşünmüyor. Doğru düşünmediği için doğru hareket etmiyor. Böyle olunca bir bakıyorsunuz kadın adamı bıçaklamış, bir bakıyorsunuz adam kadını bıçaklamış. İşin bir de bu tarafı var. Yani bir psikoloji bozuluyor. Psikoloji bozulunca takıyor, sarıyor. Kadın veya adam sarıyor bunu. Yani yine derviş değil bu anlatım.
Kadın böyle bıçağı almış eline. Ondan sonra bizim bir derviş arkadaşı varmış. Onu aramış. Böyle böyle demiş ya. Ben şimdi demiş uyurken bıçaklayacağım onu. Kadın yalvarmış, yakarmış demiş. Üstadımızı ara şimdi. O seni teskin eder. Şöyle böyle. Gece saat iki, cayır cayır telefon çalıyor. Allah'ım ben tabii bir şey mi oldu diye can havliyle açtım. Ben filancadan telefonunuzu aldım. Çok zor durumdayım. Böyle böyle. Ben şimdi uyuyor. Bir sürü bana ağır laf söyledi. Uyuyor. Ben onu bıçaklayacağım. Günaha girecek de ne kadar günaha girerim diye soruyor. Sanki kuyumcu dükkanıyım ben. Dedim senin yapacağın ne bilmiyorum. Sen dedim galayana gelip adamın kalbine vurursun, öldürürsün, katil olursun.
Yaralarsın gene dedim ölüme yakın yaralarsın. Yine dedim İslam hukukuna göre katil olursun. Bir de dedim vurma sebebin ne? Haklı mı değil mi? Bunu da bilmiyoruz. Ne yapmamı tavsiye ederseniz. Dedim kızcağızım sen şu bıçağı elinden bırak. Dedim al eşyanı. Bir taksi çağır. Ananın evine git dedim ya. Öyle yaptı. 2-3 gün sonra da bana teşekkür mesajı attı. Allah senden razı olsun. Derviş olacağım size dedi. Ben kendi kendimi düşündüm eli bıçaklı bir hatun. Her türlü aykırılık var bizde. Dedim olur. Ondan sonra geldiğim zaman dedim sen hatırlat. Oraya geldiğimde bakarız inşallah dedim. Öyle ya. Ondan sonra Allah muhafaza eylesin. O yüzden insanların psikolojileri bozuk. Boşanmak istiyor bir kadın veya erkek.
Benim meşurdur ya. Mesela bir kimse dersi bırakmak istiyor. Ben derim iyi düşündün mü? Düşündüm. Allah yoluna açık etsin. İşin gücün rast gelsin. Benim hayat felsefemdir bu. Bir kimse boşanmak istiyor. Allah yoluna açık etsin. Uğraşma. Sen hani toplamaya çalıştın erkek olarak. Toplanmıyor. Allah yoluna açık etsin. Vardır bunda da bir hayır de. Veyahut da kadın adam boşanmak istiyor illaki. Uğraşma çok. Boşanmak isteyenin uğraşmayacaksın. Dersi bırakmak istiyor. Uğraşmayacaksın fazla. Bunda bir hayır göreceksin çünkü. Sen elinden geleni yaptıysan sen bu konuda hani müsterih sen. Ama böyle hani benim vicdanım temiz öyle değil.
Gerçekten Kur'an sünnet tarihinde sen çabını gösterdin ama olmuyor. Olmuyorsa olmuyor. Yapacak bir şey yok. İş yerindeki erkeklerin bayan çalışanlarla diyaloğu nasıl olmalı? Merhaba merhaba bu kadar. Şu işi yapar mısın? Bu işi eder misin? Bu kadar. Başka diyalog ne olacak ki? Allah bizi affetse. Üç ihlas ve Fatiha-i Şerife. Ya Rabbi hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş peygamber efendilerimizin ruhlarına.
Cihari yarı güzin efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık Ömerül Faruk Osmanızin Nureyn Ali Ali Murtaza Rıdiyallahu An Hazretlerinin ruhlarına. Aşerî mübeşerenin evlâdi Resûlullah, Zevci-i Resûlullah, İmam Hasan, İmam Hüseyin, İki şühedanın, Şehid-i Kerbelanın, Bütün şühedanın, Tüm Ashab-ı Resûlullah Hazretlerinin ruhlarına. İmamız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam Malik, İmam-ı Hambeli ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlara nehdi elde ki vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Eczatlarını, himmetlerini, şeffaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç ihlas bir fatihayı şerife. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı pirimiz, Seyyid Abbu Kadir Geylani, Seyyid Ahmed El Rifai, Seyyid Ahmed El Bedevi, Seyyid İbrahim Duseki, Şeyh Ebu Lezeneşşazili, Şahı Nakşibendi Muhammed-i Bahadîn, Şahı Mevlana Celâleddin Rûmi, Şahı Hacı Bektaşi Veli, Aşı Veli, Şah Hacı Bayrami Veli, Mehmet Muhittin Üftade, Veysel Karani, Muhittin Arabi, Niyaz Mısri ve bütün Pir ve Piran efendilerimizin ruhlarında hediledik.
Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi ve eczatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç ihlas bir fatiha-i şerife. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, geçmiş üstadlarımızdan, Abdurrahim Etantavi, Abdurrahimen Nişavi, El Haç, El Hafız Ebu Bekir Sıddı ki Çorum'i, Hacı Ali Aydar Efendi, El Haç Çorum'u Mustafa Anaç Efendi, Nevşeyl Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Kaçuni Dergahı'nın, Kabbaşi Dergahı'nın ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişleri, müminlerin ruhlarına.
Ya Rabbi bilhassa üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine, Cebde Dadalı'nın ruhaniyetlerine, yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, bütün derviş kardeşlerimizin ve ümmeti Muhammed'in ruhaniyetlerine. Turuk Aliye'den, akraba ve talukatlarımızdan geçenlerine, ruhlarında hediyeledik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, ve ezzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin Ve selamuna lel mürselin Ve alihim velhamdülillahi rabbil alemin Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir fa'lemennahu La Fatiha Selamat

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi