mustafaozbag.org

Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 27.06.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 28 Haziran 2024 · 37:48

Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batıl, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hak yolda mücadele eden, batıl, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'i nerede zulüm varsa, nerede işkence varsa, nerede canına, malına, ırzına, namusuna, şerefine, haysiyetine tecavüz ediliyorsa, o tecavüzcilerin hepsinde Cenab-ı Hak kahri perişan eylesin, Cenab-ı Hak İsrail'i kahri perişan eylesin, onların destekçilerini kahri perişan eylesin, Çin'i, Amerika'yı, İngiltere'yi, bütün kafirleri kahri perişan eylesin, onları yerle yeksan eylesin, onların düzenlerini bozsun,
Cenab-ı Hak Müslümanları kafirlerin elinden kurtarsın, münafıkların elinden kurtarsın, mürtedlerin elinden kurtarsın, bizdenmiş gibi görünen münafıkların, kafirlerin elinden kurtarsın, Bu sene biz kendimiz ekeceğiz, gidin ekin kendiniz, veyahut da bizim bir arkadaşın yeri vardı, biz bu sene gittik, yerini öğrettik ilk önce, almış yeri görmeden, zeytinleri bu sene biz topladık herkesten önce, devlet liderleri, Mete Yarar ve sizlerin bahsettiği gibi yakın tarihte savaşın çıkması halinde, Savaş devam ediyor, savaş çıkması diye bir şey yok, yani savaş hiç bitmez, yeryüzünde, Habil ve Kabil'den itibaren, yeryüzünde hakla batılın savaşı devam eder, savaş hiç bitmez,
Yeryüzünde savaş bitti zannedilir, savaş bitmez, inananlarla inanmayanların hakla batılın arasında savaş devam eder, bunu bizim gözümüz görmez, gözümüz görmediği için biz savaş yok zannederiz, savaş devam eder, Ekonomik olarak devam eder, siyasi olarak devam eder, askeri olarak devam eder, kültürel olarak devam eder, biz bitti zannediyoruz, taviz verdiğimiz için bitti zannediyoruz, biz kendi dinimizden, adetimizden, örfümüzden, geleneğimizden, geleneğimizden, kültürümüzden, taviz verdiğimiz için bize savaş yokmuş gibi geliyor, savaş devam ediyor, yani bu ülkede savaşın bittiğini mi düşünüyorsunuz?
İşgal devam ediyor, bakın siz işgalin bittiğini, size öyle gösteriyorlar, siz gösterilene inanıyorsunuz, gösterilene inandığınız için, siz savaş yok zannediyorsunuz, Bu topraklarda yüz yıl önce, deselerdi ki atalarımıza, yüz yıl sonu bunlar yaşanacaktı, inanmazdı hiç kimse, bakın inanmazdı hiç birisi de, ama yüz yıl sonra, normalde savaş öylesine işgalin boyutları artmış ki, artık evlerimiz işgal edilmiş vaziyette, evlerimiz işgal edilmiş vaziyette, evlerimiz işgal edilmiş vaziyette, sokaklarımız işgal edilmiş vaziyette, siz yabancı düşman askeri bekliyorsunuz,
zaten öyle olsa topyekun atarlar dışarı, bu ülke kendine gelir, öyle değil. NATO'suyla, İmen Fesi'yle, Dünya Bankası'yla, askeri, ondan sonra sivil bir sürü teşkilatıyla, biz bu noktada şey değiliz, ne o? Rahat değiliz. Siz ekonomik olarak, normalde işgal edilmediğini düşünüyorsunuz, bir ülke düşünün, faiz yüzde elli, bangır bangır bağırıyorum, yüzde elli faiz olan bir ülke, var mı dünya üzerinde?
Bitti. Bugün Merkez Bankası açıklama yaptı, yüzde elli. Al, işgal. Siz sokaklara çıkıyorsunuz, sokaklarda çıktığınızda, sokaklar İslami mi? Bir kadın örtülü, feraceli, normalde herkes istediği lafı söylüyor, örtülülere de söylüyor. Hoş bazı örtülülerden örtü bile şikayet edecek de, o da ayrı bir mesele. Ama siz bir tane açık kadına, yan gözle bakamazsınız, zaten bakamazsınız erkekler olarak, haram. Bir laf da diyemezsiniz, söyleyemezsiniz de.
Ne derler? Özgürlüğe müdahale etti, kişilik haklarına müdahale etti. Bunu diyecekler. Perperişan ederler sizi. İşgal altındasınız. Bakın İslam'ın ne adeti, ne geleneği, ne göreneği, ne hukuku, ne edebi, ne adabı, ne ahlakı, hiçbir şey kalmamış. Daha ne savaşı bekliyorsunuz? Özgürlüğünüz yok. Daha ne savaşı bekliyorsunuz?
Gazze'de adamı her gün, her gün Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine tecavüz ediliyor mu? Ediliyor. Hani bir buçuk milyar sözlet Müslüman var. Nerede bunlar? Yok. İşgal altında. Bir iki yürüyüş, bir iki propaganda. Hani nerede yürüyüşler? Onlar da bitti bak. Alıştırdılar. Çin'de her gün katliam var. Gazze'de her gün katliam var. Irak, Suriye, Lübnan, Yemen her gün katliam var.
Her gün kargaşa var. Siz savaş nereye? Savaş devam ediyor. Savaş devam ediyor. O yüzden normalde ha, fiili işgal. Onlar bitti. Bundan sonra fiili işgal olmaz. Adam tankıyla, tüfeğiyle gelmez size. Gelince topyekun savaşır, uyanırsınız. Sonra daha tehlikeli. Onlar için boyut olur. Siz cihadı öğrenirsiniz. Siz oğlum, şimdi mesela Gazze bir taraftan insanları cihadı öğretiyor. Müslümanlara da aynı oluyor. Bak oraya kendini tanımla. Devlet olarak da, millet olarak da, Müslümanlar olarak da Gazze'ye bak kendini tanımla. Ayna. Bunlar, bu normal değil. Müslümanın kanı, canı, malı her zaman için tehlikede. Tehlikede, aha Sıbraniska, Temmuz'da yıldönümü düzenlenecek.
Bilinen o kadar şehit var. Ha bak ardından işte Gazze devam ediyor. Irak geldi, bombaladı, bombaladı, bombaladı. Suriye'yi bombaladı adam. Afganistan'ı bombaladı, Libya'yı bombaladı. Kim ne diyebildi? Yemen'i istediği anda bombalıyor. Bir şey diyebiliyor mu insanlar? Tane savaşı bekliyor bu insanlar onun. Üçüncü dünya savaşı çekecek. Ya üçüncü dünya savaşı var zaten. Afganistan'da yıllarca savaş oldu. Ha bire bombaladılar, ha bire bombaladılar. Şimdi ara sıra da gözdağı veriyorlar. Gene Afganistan'da hani Taliban işte sınırları zorluyor gibi. Senden açıklama yapıyorlar. Allah bizi affetsin. Savaş öncesi neler yapmalıyız? Hiçbir şey yapamazsınız. Hiçbir şey.
Ne yapacaksınız? Evinize bulgur, pirinç mi alacaksınız? Evinize bulgur, pirinç aldınız. Yanınızdaki açken siz tok mu yatacaksınız? Savaş esnasında ne yapmalıyız? Şimdi ne yapıyorsunuz ki savaş esnasında bir şey yapacaksınız? Ne yaptınız? Ülkedeki genel evlerini mi kapattınız? Meyhaneleri mi kapattınız? Barları mı kapattınız? Pavyonları mı kapattınız? Ne yaptınız? Kur'an ve sünneti mi savundunuz? Onun ahlakını mı savundunuz? Kur'an ve sünnetin hukukunu mu savundunuz? Ne yaptınız ki bugüne kadar savaş esnasında ne yapacağız diyorsunuz? Hiçbir şey yapamazsınız. Yiyecek, içecek, su tohu tavsiye edermişsiniz? Hayır.
Kurtlandırırsınız. İsraf olur. Şu anda almış olduğunuz yiyecek, içeceklerin o DNA'ları bozulduğundan dayanma gücü yok. Adam onu ona göre ayarlıyor. Siz pirinç alıyorsunuz, pirincin genetiği bozuk, buğday alıyorsunuz, buğdayın genetiği bozuk, fasulye alıyorsunuz, fasulyenin genetiği bozuk, hepsinin genetiği bozuk. Yani fasulye ekiyor mu, fasulye bu kadar oluyor, üzerinde yarım bir şey veriyor. Ne o? Ürün veriyor, kuruyor. Veyahut da düzgün değil, genetiği bozuk fasulyenin. Genetiği bozuk ürünler yiyoruz, bizim de genetiğimiz bozuluyor. Şehirlerde nasıl ateş yakacağız, yakacak nasıl bulacağız? Tabii ya, doğalgazsız olursa üşürsünüz, perişan olursunuz. Allah bizi affetsin.
Elimizdeki mali kaynakları altın olarak mı, toprak arsı olarak mı, başka şekilde mi kullanmamızı tavsiye ederseniz. Ya altın ya toprak, ikisinden biri. Bak, DGS sınavına girecek. Allah yardımcınız olsun. Bitmiyor sınav hiç. Alfabedeki harfler bitti. Bir sufinin başka birine sufilik yolunu anlatması, İslam'ı tebliğ etmesi ve sorulan sorulara doğru cevap verebilmesi için nasıl bir donanıma sahip olmalı, kendini nasıl yetiştirmeli?
Evlerinize muhakkak kuduri alın, muhakkak riya-ü salihini alın, muhakkak bir fıkıh kitabı, bir hadis kitabı, bir de sufilikle alakalı işte onların alemi gibi eski sufilerin kitaplarından edinin, okuyun. Peygamber Efendimiz'i rüyamızda rahmetli, dedemin suliyetinde görmem sahih rüya mıdır? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri her çeşit, her şekilde görünür.
Onun görüldüğü rüya sahihtir. Kaza namazı olan arkadaşlar için vakit namazlarında sünnetler yerine kaza namazı kılmamızla alakalı sizin herhangi bir sözünüz var mı? Evet, kaza namazı olanlar sünnet namazlar yerine kazalara niyet etmeli. Yaklaşık altı ay önce sizden ders aldım. O günden beri düzenli olarak dersimi çekiyorum. Zaman zaman içime yaşamış olduğum olaylardan dolayı kötü bir şey olacak hissi geliyor ve bu uzun süre gitmiyor. Halk arasına buna vesvese de denilebiliniyor. Bu gibi durumlarda dersimiz haricinde çekmemiz gereken zikir var mıdır? Evet, kelime-i tevhide devam. Kuşkusuz ana baba hakkı ödenemez. Benim merak ettim evlat hakkı sürekli.
Evladı başkalarıyla kıyaslamak, eleştirmek, hakkımı helal etmem demek doğru mudur? Ana babanın evladına karşı nasıl davranması gerektiğinden bahseder misiniz? En büyük handikaplardan birisi bu. Anne babalarının çocuklarını başka çocuklarla kıyaslaması. İşte bak filancanın oğlu böyle, filancanın kızı böyle, bak filanca böyle yapmış, fişmanca böyle yapmış. Kıyaslıyor. Kıyasladığı zaman da çocuklar kendi kendilerine özgüvenlerini yitiriyor. Anne babalar çocuklarını başka çocuklarla kıyaslamaktansa normalde çocukların kendi özelliklerini, kendi özelliklerini öne çıkarıp çocukların da kendi özelliklerini öne çıkarmalarına müsaade etmeli. Mesela bizde şöyle bir şey var, başarı, işte lise birincisi olduğu başarı veya işte üniversiteye gitti başarı veyahut da ne bileyim işte şunu yaptı başarı.
İlla ki herkes okuyarak başarılı olacak diye bir kaide yok. Bir kimse okumadan da başarılı olabilir. Kız erkek hiç önemli değil. Veyahut da işte belli okula gidenler başarılı, belli okula gitmeyenler başarısı. Bu da doğru değil. Herkesin kendi özellikleri var. Herkesin kendince bir, kendince fıtratı var. Kendince bir disipline edip etmediği yerler var. Birisi okumakta kendini disipline edebilir, birisi çalışmakta kendini disipline edebilir. Bu konuda çocukların kendi özelliklerini ortaya koyup, meydana çıkarıp o özelliklerini parlatmaları, o özellikleriyle yürümeleri lazım. Dervişler de aynıdır. Her dervişi aynı olmaz. Her dervişi kalem gibi yapamazsınız. Bir kalıpta da yapamazsınız.
Herkesin kendine ait bir özelliği vardır. O yüzden çocukların da kendilerine ait özellikleri vardır. İlla ki herkes işte örneğin, ne o eşit ağırlıklı olacak. O örneğin herkes ne o, matematikçi olanlar sayısal olacak. İşte başka ne var? Sosyal var, sözel var. İlla ki böyle olacak diye bir kaide yok. Mesela erkek çocuklar için illa ki okucak şöyle olacak diye bir kaide yok. Okumaya meraklı değil ya ticarete gidecek ya sanata gidecek. Ama şimdi az önce kapıda az bir şey istişare ettik birkaç arkadaşlar. Öyle bir şey ki şimdi herkes çocuğumu okutacağım diye uğraşıyor. Herkes çocuğumu okutacağım diye uğraşırken böyle uydur kaydır bir üniversite okuyorlar. Bir işe yaramaz bir üniversitede okuyorlar.
Veya iki yıllık işe yaramaz bir üniversitede okuyorlar. Ondan sonra ben üniversitede okudum deyip kendi iş beğenmiyorlar. Çalışmıyorlar, iş beğenmiyorlar. Bana gelen sorular var. Yani işte oğlum 25 yaşında evden dışarı çıkmıyor. Önünde bilgisayar devamlı bilgisayarda takılıyor. Çalışmıyor, bir iş yapmıyor. Veyahut da kız 25 yaşında işte hiçbir iş yapmıyor. Evlenmiyor da. Evlenmiyor. Bir iş de yapmıyor. Evin içerisinde bir işin ucundan da tutmuyor. Anne çıldırıyor. E diyorum bu hale siz getirdiniz. Aman evladım sen oku. Bulaşığı elleme. Sen oku çamaşırı elleme. Sen oku şunu yapma. Sen oku bunu yapma. E kız çocuğa gelmiş 25 yaşında okumuş ama hiçbir şey yapmak istemiyor. Öyle diye.
Okumak artık çocukların önünde bir engel oldu. Şu anda sanatkarların elinde çırak yok dostlar. Sanatkarların elinde çırak yok. Çok fazla değil. Ben ve benden 10 yaş küçük olan nesil gidince tornavida tutacak hiç kimse kalmayacak. Bakın tornavida tutacak bir kimse kalmayacak. Şu anda 20-25 yaşındaki nesil bir şey tamir etmeyi bilmiyor. Bilmiyor. Bir şey bir yerden alıp öbür tarafa götürmeyi bilmiyor. Ya bildiğin bir şey. Bakın deneyin çocuklarınızı. Çocuklarınızı deneyin. Yetişmiş çocuklarınızı. Bunu al öbür tarafa götür de 10 tane 10 tane teslim edemez öbür tarafa.
Bir iki tanesini yolda düşürür veya unutur. Kafa bir yerde değil. Bu normalde bu ne elinde telefon önünde bilgisayar herkesin kafası gidik beyinlerdeki neronlar gidik tembel beyindeki neronlar. Beyin zorlanınca açılır hücreleri. Zorlanmazsa açılmaz. Onu 4 kere 8-32'yi hesaplayamıyor şimdi yeni nesil. Alacak onu normalde hesap makinesinde hesaplayacak. Bak 4-8-32'yi beyin hesaplamaktan uzak. Yani 8 kere 8-64 bunu beyin hesaplamaktan uzak. Ezberlemekten de uzak. Sebep? Çocuklar tembel alışıyor. İstedikleri bu zaten.
Üniversite bitiren bir kimse Türkçe Edebiyat mezunu. Bir kimse hiç şiir yazdın mı bakıyor benim yüzüme. Ya sen Türkçe Edebiyat mezunusun. Senin mesleğin bu. Sen öğretmenlik yapacaksın. Çocuklarına kendi yazdığın bir şiiri okumayacak mısın? Sen nasıl Edebiyat mezunusun? Yok kendisinin bir şiir yazacak kapasitesi yok. Ama Edebiyat mezunu. Üçüncü sınıfa gelmiş Edebiyat okuyan bir kıza diyorum ki beni candan usandırdı, cefadan yarıldı. Böyle açık, net. Hiç unutmuyorum bunu. Böyle baktı, baktı, baktı. Hocam daha onu görmedik bizleri. Dedim Divan Edebiyatı görmediniz mi?
Biliyorum gördüklerini. Demiyor ki ben bedava okuyorum. Nesil bu halde öyle olunca çocuklarınızı başkalarıyla kıyaslayarak daha da geriye gitmeyin. Çok rahat örneğin işte bir erkek veya kız çocuğu kendince eli bir şeye yatkındır, kafası bir şeye yatkındır. Yatkındır bir şey. Ellemeyin. O orada yürüsün. Hani üniversite okuması manasında değil bu. Okusun ama mesleği o değil. Üniversite okuyup da yatıyor ya aşağı aşağı. Aşağı. Hiçbir iş yapmıyor. Bir iş de elinden gelmiyor. E şimdi önceden yaz tatillerinde normalde milletin tarlası vardı, takkası vardı. Ne bileyim işte hayvanı vardı, bir şey vardı. Çocuklar orada çalışırlardı. E şimdi normalde yaz tatilinde hiç kimsenin çalışacak şeyi yok.
Yani bakın kafelere bakın. Kafelerde elli yaşında hiç kimse yok varsa da zırtaboz insanlar. Öbür türlü kaç? Onunla yirmi beş yaş arası, otuz yaş arası dolu kafeler. Herkes yayılmış rahat rahat. Oradan cumartesi günleri buradan bayan sohbetinden geçiyorum. Aşağı doğru inerken sağ tarafa yeni bir kafa açıldı. Oranın birinci katını görüyorum ben. Yazık. O gençlere yazık, anne babalarına yazık. Öyle rahat oturuyorlar ki. En çok üzüldüm de örtülü bayanların, kızların öyle rahat oturması. Ona daha çok üzülüyorum. Şimdi gençler böyle öyle bir hale geldi ki. Anne babalarının yanında çok rahat bacak bacak üstüne atıyorlar. Çok rahat konuşuyorlar.
Rahat davranıyorlar. Edepte, saygıda böyle bir şey yok. Yok. Birbirlerinden kopuk herkes. Hiç unutamadığım şeylerden bir kasifer anlattım ya. Hayatımda ne diyorlar? Business mi diyorlar o özel şeye? Evet. Ben Cevdet, Ömer, ben üçümüz. Business'a şeye gideceğiz. Ne o Bosna'ya gideceğiz. Bildiğimiz yok, ettiğimiz yok. Bilet bulamadık. Hacame'de dedik bize bilet bul şu zamana. O da business'dan almış bize. İyi gidiyoruz business'a ulaşacağız. Tamam. Girdik onların yerleri özel ya oraya girdik. Bir aile geldi, yan tarafa oturdu. İki kız, anne, baba. Herkes geldi, oturdu. Koltuklara bir yayıldılar. Açtılar tabletleri. Hiç kimse birbiriyle görüşmüyor bile.
Anne gitti, kocaman bir tabak aldı. Meyvedir, tatlıdır, odur, budur. Vallahi bakmıyorlar bile. Atıyor elini böyle, tablet elinde kızın. Oradan yiyeceğim diye uğraşıyor. Bizimkilere dedim ki, yan gözle yan tarafa bakın dedim. Bundan baya baya on yıldan fazla olmuştur. Geldi mi Hacı Ömer? Gelmedi mi daha? Cevdet geldi mi? Cevdet on yılı geçmiş midir? On yılı geçti değil mi? On yılı geçti. Böyle baktım onlara, dedim ki, aha bu halimiz bu. Durumumuz bu, başka bir şey değil. Dedim bakın seyredin. Bu hale geldik. O yüzden çocukları başkalarıyla kıyaslamaktan da, kıyaslamaktansa, çocukları normalde kendi özelliklerini ortaya çıkarıp, onları kendi özellikleri üzerinde yetiştirmek.
Ama ahlak birinci sırada. Ahlakı olmadığı müddetçe, neye yetiştiriyorsanız yetiştirin, beyhude. Bir çocuğun edebi, adabı, ahlak yoksa, ne olursa olsun beyhude. Ona siz miras olarak ne bırakırsanız bırakın, o da beyhude. O da beyhude. Miras olarak ne bırakırsanız bırakın. O beyhude. Hatta daha ilerisini söyleyeyim size. Sizin paranızı, namaz kılanlar yesin diyor ya hadis-i şerifte. Kime bıraktın? Namazdan, abdestten, oruçtan haberi olmayan çocuklarına bıraktın. Daha ileri, inkar eden çocuklarına bıraktın. Kime bıraktın mirası?
Parayı kime bıraktın? Kime yaptın daireyi? Çocuğunu yaptın. Peki, çocuğun beş vakit namazında mı? Değil. Orucunda mı? Değil. Kur'an sünneti kendisine distür edilmiş mi? Hayır. Daha ileri, inanıyor mu? Hayır. Bana gelen sorular var. Desek ki anne bebe, kafir bir kimseye bir daire verir misin? Hayır der. Oğlun önünde. Desek ki kafir bir kimseye mal bırakır mısın? Hayır der. Kızın önünde. Ne dedi Nuh'a? O senin ehlin değildir, o senin evladın değildir dedi. Arkana dönüp bakma dedi.
Arkana dönüp dahi bakma dedi. Biz çocuklarımıza Kur'an sünnet tarihini yetiştirmeye gayret edelim. Bunun mücadelesini verelim. Çocukları bir başka çocukla yarıştırmaktansa, çocuklarımıza biz Kur'an sünneti öğretelim. Çocuklarımıza güzel ahlakı öğretelim. Çocuklarımıza anne babaya nasıl davranılacak onu öğretelim. Büyüklere nasıl davranılacak öyle öğretelim. Çocuk şimdi annesinin arkadaşlarını saymıyor, babasının arkadaşlarını saymıyor. Şeyh Efendi ile birisinin evine git dedik. Allah rahmet eylesin. Oradan ölçü vereyim de insanlar üzerine alınmasın diye söylüyorum. Evin oğlu da var, kızı da var. Oğlu da kızı da çıkıp hoş geldiniz demiyor bize. Biz oturduk, sohbet ettik, yemek yedik.
Oradan sohbete gittik, geldik, yemek yedik, çay içtik. Gece oldu, yattık, sabah oldu. Kahvaltı yaptık, sohbet ettik. Oğlu da kızı da yok meydanda. Öğleye doğru müsaade istedik, kalktık. Son giderken ÇEF'n dedi ki, Nerede senin çocuklar dedi. Adamın rengi mengi gitti. Rengi mengi gitti. Hiçbir şey diyemedi. Efendim dedi. İşte çocuklar yaptı. Oğlum böyle yetiştirme çocuklarını dedi. Bir misafir geldiğinde dedi. Çıksınlar misafire hoş geldin desinler. Büyüyü küçüğü tanısınlar. O hizmet etsinler dedi. Böyle çocuklar. Bakın bunu yaşadığımızda, yıl 1998-99'du.
Şimdi çocuklar evlerine misafir geliyor, çıkmıyor dışarı. Evlerine kim gelirse gelsin, kadını erkeği, kızı erkeği, misafire karşı soğuklar. Erkeğin veya kadının akrabalarına karşı soğuklar. Herkes bir şey buluyor, ne o? Bir herhangi bir bahane buluyor. Dayısı şöyle, amcası böyle, teyzesi böyle, halası böyle. Evden birileri dolduruyor onları zaten. Ya annesi, ya babası. Birileri çocukları da aşılıyor böyle. Teyzeniz böyle, halanız böyle, amcanız böyle, dayınız böyle. Ama hiç anne babalarının yaptığı en büyük hatalar. Çocuk oturduğu yerde, teyzeye, halaya, anneye, dedeye, neneye, neyse. Düşman oluyor. Ya var mı senin alışveriş ettiğin?
Yok. Var mı senin çocuk olarak bir problemi? Yok. Ya sen halasıyla problem yaşadıysan, sen yaşadın. Sen yaşadın. Çocuğa ne yapma aktarıyorsun? Aktarıyoruz biz. Hep beraber aktarıyoruz. Bir de şeyimiz hazır bizim. Bak, konuşursan hakkımı helal etmem. Yaşıyorsunuz değil mi? Evet. Ne yazık ki böyle. Allah bizi affetsin. Sonuçta çocuklarımızı inşallah bir de ne? Gelecek, onların geleceğine göre onları yetiştireceğiz. Kendi zamanımıza göre değil. Çünkü bir kısım anne babalar kendilerini yenileyemiyorlar. Bir anne baba kendisini yenileyemiyor. 20 yıl öncesinde kalmış.
Senin babaannen var ya bana böyle yaptıydı. Senin anneannen var ya bana böyle yaptıydı. 20 yıl öncesinde, 30 yıl öncesinde kalmış. Hala daha kin, nefret gidiyor çocuklara karşı kinini, nefretini akıtıyor. Bana şöyle yaptılar, bana böyle yaptılar. Bana şunu ettiler, bana bunu ettiler. Ya çocuk anneannesini tanımamış, babaannesini tanımamış. Tanımadan düşman oldu çocuk. Dayısını, amcasını, halasını, teyzesini tanımamış. Tanımadan düşman oldu çocuk. Biz ne yazık ki. Ondan sonra zaman geçiyor, yıllar geçiyor. O çocuk ne amca tanıyor, ne hala tanıyor, ne dayı tanıyor, ne teyze tanıyor, ne anneanne, ne babaanne tanıyor. Ne miras bıraktık, kötülük bıraktık. Ne miras bıraktık, iyilik mi bıraktık, kötülük bıraktık.
Aynı şey dergahlılarda geçerli. Adam bir normalde kötülüyor. Dergahları, tarikatları kötülüyor. Kendi bir yanlışlık yaşamıştır. Çocuklarına kötülük bırakıyor. Onlar için bütün şeyhler kötü, bütün dergahlar kötü, bütün cemaatlar kötü. Bir kısım ehli tarikat da, ehli cemaat de kendisinden çıkan kötülüğü bu bizden deyip savunacağım diye uğraşıyor. Abdallığın dik alası. Ya bırak savunma. Senin cemaatinden birisi bir sıkıntı olmuş. Senin tarikatından bir sıkıntı yaşanmış. Olabilir de ya. Burada bir yanlışlık olabilir, bir eksiklik olabilir de. Kabullen bunu. Hani diyor ya Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, bir sepet elmadan diyor, bir tanesi çürük olabilir. Ama diyor, bütün bir sepet çürük denilemez diyor.
Yani içinden bir tane elma çıktı çürük, bir sepet elma yatacak mısın? Hayır. Bu da onun gibi. Bu topluluktan bir tane çürük bir şey çıkabilir. Bu topluluğun komple çürük olduğunu göstermiyor. Ama biz o çürüğü savunmayacağız. Biz o çürüklüğü de savunmayacağız. Ya bu bizim dergahdan şimdi yani böyle bir şey. Konuşmayalım arkadaşlar. Ya konuşmayalım da onu da savunmayalım ya. Yanlışlık yanlışlıktır. Veyahut da bir cemaat veya bir tarikat veya bir siyasi parti içinden çürük elma çıkacak mı çıkacak? Biz o çürük elmayı savunmayalım. Bu sülaleye baktığımızda bir sülalenin içerisinden bir çürük elma çıkacak. Dayıdır, amcadır, haladır, teyzedir. Onun çürüklüğünü savunmayalım.
Demeyelim bizim sülale çok temiz. Yok içimiz biz de insanız. Biz de bir sülaleyiz. Biz de bir topluluğuz. Oğlum bak amcandan, dayından, tezende, halanda bu tip şeyler olabilir. Bunlar onların komple kötü olduğunu göstermez. Ama varsa bir yanlışlıkları yanlışlığını da reddedelim. Burada yanlış yaptılar diyelim. Ama biz onu otomatikman komple silip atınca o da doğru değil. Allah bizi affetsin. Velhasıl çocuklarımızı gelecek nesillere göre yetiştirelim. Akraba bağlarını güçlendirecek konuşmalar yapalım. Sebep, o çocuk sen ölüp gideceksin, o çocuk tek başına kalacak. Sen ölüp gideceksin, o çocuk hala akrabalarına düşman olarak duracak. Sen ölüp gideceksin, o çocuk tarikata düşman olarak kalacak.
O çocuk sen ölüp gideceksin, o çocuk şeyhlere düşman olarak kalacak. Sen ölüp gideceksin, o çocuk cemaatlere düşman olarak kalacak. Biz arkaya ne miras bıraktığımızı bilmiyoruz. Veya çocuğunu yargıladın, yargıladın, bir başkasıyla kıyasladın. Bak filancanın oğlu, filancanın kızı böyle dedin. Sonra o filancanın oğlu veya kızı yanlış yaptı. Çocuk dönecek, senden intikam alacak. Diyecek ki, bak filancanın kızı böyle yaptı, ben de yapayım mı? Diyecek ki, filancanın oğlu böyle yaptı, ben de yapayım mı şimdi? Diyecek. Senden intikam alacak. O yüzden çocuklarınızı başkalarıyla yarıştırmayın. Cemaatinizi başka cemaatlerle yarıştırmayın. Tarikatınızı başka tarikatlarla yarıştırmayın.
Şeyhinizi başka şeyhlerle yarıştırmayın. Anne babalarınızı başka anne babalarla yarıştırmayın. Çocukların hatası da bu. Baba sen neden daha fazla çalışmadın. Bak bunu böyle yapmışsın, şunu şöyle yapmışsın. O yüzden çocuklar da anne babalarını başka anne babalarla kıyaslayıp yarıştırmasın. Böylece mutluluğun ucunu yakalayın ailelerinizde. Biz ne yazık ki mutlu bir ülke değiliz. Mutlu ailelerimiz yok bizim. Mutlu çocuklar da yetiştirmesini bilmiyoruz. Ve kendi mutsuzluğumuzu çocukların üzerine aşılıyoruz. Kendi mutsuzluğumuzu çocukların üzerine diktediyoruz. Mutsuzluk düşüncesi, mutsuzluk düşüncesi çocuklarımıza miras olarak bırakıyoruz. Allah bizi affetsin.
Rabbim cümlemizi korusun inşallah. Eftali zikrfâlemennehu La ilahe illallah La ilahe illallah El Fatiha mâ salavat Allah-u'mmâ sal-i âlâ Seyyidina Muhammeden-i âlâ Hâni Muhammed
Amin. Ecmai. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi