mustafaozbag.org

Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 27.02.2025

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 28 Şubat 2025 · 49:02

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, gününüzü, yılınızı hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip, hakkı konuşan, hakkı haykıran, hakkı tebliğ eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanların hakkına, hukukuna, canına, namusuna, şerefine, haysiyetine tecavüz ediliyorsa Cenab-ı Hak hepsinin intikamını alsın. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünneti seni sımsıkı yapışanlardan eylesin. Müslümanlara zulmedenleri kahri perişan eylesin. Hepsini de dağıtsın inşallah. Ejme, DEM partililerin bugün yaptığı açıklamada PKK'nın silah bırakıp örgütün fesh edileceğini açıklamasını yaptılar.
Sizin bu konu hakkındaki ve Türkiye'nin genel gündem hakkındaki görüşlerinizi paylaşır mısınız? Bunlar bilhassa Türkiye'nin uğraştığı terör örgütleri veya İslam dünyasının içerisindeki bir kısım terörist gruplar. Kendiliğinden oluşmuş şeyler değildir. Bunların dışarıda ağa babaları vardır. Dışarıdaki ağa babaların emriyle kurulmuş bir tane iki tane de değil. Bir örgüt olur. Genelde örgütler ya Amerikancıydı ya Rusyacıydı. Ama sonradan işler değişti. Hele PKK'nın üzerinde çok değişti. Yani PKK'da bir tek grup yok. Yani sadece CIA'nin yönettiği bir grup veya Mossad'ın yönettiği bir grup değil.
CIA'nin, Mossad'ın ortak yönettiği grup ayrı. İran gizli servisinin yönettiği grup ayrı. Çin'in yönettiği grup ayrı. Avrupalıların yönettiği, Almanların bilhassa yönettiği ayrı. Fransızların yönettiği ayrı. İngilizlerin yönettiği ayrı. Türkiye'nin yönettiği ayrı. O yüzden oradaki PKK, hani kısaca bir sürü harfler var. 29 harf az geliyor şimdi. Oradaki hemen hemen, mesela örnekliyorum size. Suud'un desteklediği orada, Suud'un desteklediği. Ondan sonra bir tane daha bir Arap Devleti var ya. Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteklediği. Böyle kısım kısım örgütler var. Bu PKK'nın içerisinde bunların hepsi de. O yüzden bu sadece İmralıdakı'nın işi değil.
İmralıdakı zaten o MIT'in elemanı. O yüzden ona istediği açıklamayı yaptırabilirler. Bunda sıkıntı yok. Önemli olan, bundan sonrasının ne olacağı. Benim şahsi kanaatim, yani o açıklama biraz havada kalacak. Eğer Orta Doğu'da yeniden kartlar dağıtılacaksa, Trump'ın Türkiye'den istediği ayrı bir şey ve Türkiye'den alacağını alırsa, o zaman PKK'ya sırtını dönebilir.
PKK'ya sırtını dönerse, Türkiye oradaki gruba istediği gibi hareket edip, onu bayağı çökertebilir. Ama Trump'la anlaşamadılarsa, anlaşmadılarsa, o zaman orada, Orta Doğu'da bu, açıklamanın bir anlamı kalmayacak. Türkiye için, bunlar ayrı şeyler. Devletin kendince, bir düşüncesi, bir fikri, bir zikri vardır. Devletin kendi içerisinde de değişik kanatlar var çünkü. Oldum olası böyledir. Osmanlı'nın son döneminden itibaren, bunların temelleri atılmıştır. Devletin içerisinde İngilizciler vardır, Amerikancılar vardır. Ondan sonra İngiliz ve Amerikancıların ortak toplandıkları yerler vardır, toplamadıkları yerler vardır.
O yüzden, ayrı etten devletin içerisinde, Mossadçılar vardır, Sebataycılar vardır. Bu benim kendi şahsi kanatım. Onlar ayrı bir gruptur. Devletin içerisinde, böyle değişik Kemalistler vardır. Onlar milliyetçi Kemalist diyebileceğimiz, solcu Kemalistler vardır. Bunlar normalde İngiltere veya Almanya ile çok ilişkili değildir. Devletin içerisinde Almancılar vardır. Bilhassa Almancı olanlar İslami kesimdendir. Başlarına bir dert gelirse, onlar Almanya'ya kaçarlar. Sonra İngilizler alır onları. Sonra onlara İngiliz pasaportu verirler. Falan fişman. O yüzden bunlar Osmanlı'dan itibaren gelmişler, çöreklenmişler.
Bunlar böyle zannetmeyin, böyle ülkeyi biz yönetiyoruz diye. Benim bunlar kendi şahsi kanatlarım. Seçimler de buna dahil. O yüzden hükümet olabilirsiniz, belediye başkanı da olabilirsiniz. Ama hükmetmek, yönetmek ayrı şeylerdir. O yüzden bunlar böyle şey değil. Komple yeniden bir dizayn lazım her şeye. O dizayn olmadığı müddetçe zor. Ama o dizaynı da yaptırmazlar bize zaten. Hani Türkiye, ama meşhur bir söz var ya, Türkiye, Türkleri bırakılacak kadar kıymetsiz bir ülke değildir. O yüzden Türkiye'nin Türklere bırakılmaması gerekir. Geçenlerde bir eski siyasetçinin bir konuşmasına denk geldim. İşte Bakanlar Kurulu'nda diyor, Türk oğlu, Türk birkaç tane var diyor.
Geri kalan hiçbirisi diyor. Türk değil diyor. Bu, hani Dem Parti'nin veyahut da İmralı'nın açıklamasını çok önemsemiyorum. Yani, bizim Kuyucu Mehmet var ya, Kuyucu Mehmet'in babasının böyle dışarıdan baktığında, hani kıymet verilmeyecekmiş gibi sözleri vardır ama böyle yerli yerindedir. Onun sözüdür. Babalı oğlanla kocalı karının sözüne güvenilmez der. Ben dedim ya, dayı, hani bu açılımı ne? Oğlum dedi, babalı oğlan, sana söz verir, yarın geleceğim der. Babası der ki, otur lan yerine oturdu. Nereye? Sözü havada kaldı mı?
Kaldı dedim ben. Kocalı kadın da aynıdır dedi. Kadın kendi kendine söz verir dedi. Hani geleceğim, gideceğim, şöyle olacak, böyle olacak. Adam der ki, otur lan oturduğun yere. Kadının sözü havada kalır dedi. Hoş öyle adam kalmadı şimdi, öyle baba da kalmadı da. O tabii kendi zamanına görüyor, konuşuyor. Yani öyle adam da, öyle baba da kalmadı. Otur dediğinde kadın otursun. Otur dediğinde oğlan otursun. Yani bunlar artık böyle, neredeyse diyeceğiz ki, tarihte kaldı. Şimdi aynı şeydir. Şimdi bir örgüt kuruyorsun, silahlar var, tanklar var, tüfekler var, uçak savarlar var, her türlü mühimmat var. PKK, YPK, YKC, YTD ne dersen de, kim verdi bu silahları onlara?
Kimin verdiği belli mi? Belli. ABD veriyor, İsrail veriyor, Yunanistan üzerinden veriliyor. Doğru mu? Doğru. Hatta Alman silahları da yakalanıyor mu onlarda? Yakalanıyor. O zaman bu örgütün ağa babası kimmiş? Kocası, kocası. Silah verenler. Kocası. O zaman onun sözü, onun sözü, yani sana verdiği söz geçerli değil.
Sebep, kocası ne diyecek ya? Kocası ne diyecek? E sen nasıl kocasından görüşeceksin? Kocasından görüştüysen, eh tamam o zaman söyleyecek. Laf yok. Yok kocasıyla görüşmediysen, kocası bu konuda bir şey demediyse, o kocasının ağzına bakacak. Kocası silah bırak derse, bırakacak. Derse ki, salla ki neymiş, dinleme kimseyi sen derse, dinlemeyecek. E zaten, bir tane de kocası yok. Şimdi biz İslami hukuka göre düşünüyoruz, İslami hukuka göre göre, bir kadının bir kocası olur. İslam hukuk olmayınca, kadının iki, üç tane farklı profili çıkar.
Bir, o kadının birisi, bir bıçağı çok keskindir. Kadına yat yer eder, o bıçağı keskinliğinden dolayı ürker, yatar yere. Veyahut da, kadının platonik aşıklığı vardır. O platonik aşığını görünce dayanamaz. O da ona yat deyince, gene yatar. E kadının bir de normalde, nikahlı kocası vardır. E nikahlı kocası da, nikahlı nasıl olsa, o önemli değil. E böyle olunca, e diyanet de zaten buna fetva veriyor zaten. Kadın diyor, beş tane adam da dolaşsa, resmi nikahı kimdeyse, onunla evlidir diyor. E öyle olunca, kadınlar, çok kocalı olmuş oluyor. Bu terör örgütleri de, çok kocalıdır.
kimisinin gücünden dolayı itaat eder, kimisi platonik aşıklığı vardır. O yüzden ona, kabul eder onu, normalde önünde eğilir. Böyle vardır. E şimdi baktığımız zaman, bunları böyle açık açık konuşmak lazım. Yıllardan beri konuşuyorum da, o PKK, YPG, bilmem ne, hepsine baktığında, bakın, Amerika, Rusya, Almanya, Fransa, Yunanistan, ondan sonra, Orta Doğu'da, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, İran, bunların hepsi de, PKK'nın, kocası hükmünde.
Bir tane değil ki. E şimdi, birinden yüz bulamazsa, öbürküne gidiyor. Öbürkünden yüz bulamazsa, öbürkü gidiyor. E, hangi birinden baş edeceksin? Onları normalde öldürüyor her gün, Türkiye onlardan, yenilerini oradan, Suriye'den, Irak'tan, veya paralı, boyuna adamı topluyorlar. Yer müsait. Allah bizi affetsin. Ya Allah! Şeyhine yakın olmak nedir? En ön halakada olmak mıdır? Şeyhi ile ikili ilişkiler, kuvvetli olmak, sürekli görüşmek midir? Valla hiç öyle anlatmayız, biz şeyhine yakın olmak için, ön halakada olma şartı var mıdır diye. Şeyhi ile ikili ilişkileri, kuvvetli olmak nasıl bir şeydir, onu da bilemem.
Sürekli görüşme midir? Bizim böyle bir öğretimiz olmadı hiç. Benim bildiğim şeyhe yakın olmak, Kur'an sünnet tarihinde, o normalde dergahla alakalı meselelerde, uğraşmak, koşmak, Kur'an sünneti daha iyi yaşamak, Allah'ı sevmek, Allah ve Resulü'nün yolunda yürümek. Benim bildiğim yakınlık bu. Bizim gibi dergahlarda, bizim oluşumumuzda, şeyhin etrafında olmak, bir şey ifade etmez çok.
Ben üç aşağı beş yukarı, kimin ne yaptığını bilirim. O yüzden, yani böyle, yok ikili ilişki mi kurmak, öyle bir şey de değil. Yani, örnek demek gerekirse, ben İstanbul'da kim hizmet ediyor, kim hizmet etmiyor, Çanakkale'de kim ne yapıyor, üç aşağı beş yukarı bilirim. Şimdi normalde yolun başında, hani, yolla ilgilenenler vardır, onlarla bir hukuk oluşmuştur. Bu normalde, dergahın hukukudur. Bu dergahın hukuku ayrı bir şeydir. O yakın olmak, ayrı bir şeydir. Yakin olmak, dergahın hukukunu çiğnemek değildir. Dergahın hukukunun dışına çıkmak da değildir. Ama, örnekliyorum, ben İstanbul'la alakalı bir şey konuşacaksam, muhakkak, zakirle konuşacağım. Bu benim ona çok yakın olduğumu, veya onun bana çok yakın olduğunu, hani, farklı bir yakınlık içerisinde olduğumuz, düşünülmez.
Bu dergahın hukukuyla alakalı. alakalıdır. Ben Adnan Hoca'yla, dergahla alakalı, dergahın hukuku noktasında, yılların, arkadaşları, dostları, yılların, emektarları, Hüseyin, Adnan, Cafer, işte, Hacı Erkan gibi, bu arkadaşlar, normalde, yıllardan beri, burada, İsmail, ondan sonra, işte, Cemil, örneğin, Cemil öğrenciydi, burada, üniversitede, kaça gidiyordun Cemil? 1'in sınıfa gidiyor, 94. E şimdi, normalde, hani, onlar, yani, tarih süreci içerisinde, dergahla haşır neşir olmuşlar, yoksa onlar, yaklaşık, sizin grup 15-20 kişi vardı, değil mi Cemil? Vardı. Yani, 15-20'den sağlam kalan, 3-5 tane falan, değil mi?
Yani, şey değil, onu sürdürebilmek, önemli olan o, onu sürdürebiliyorsa, o kimse, belli bir, hani, hukuka ulaşmış olur. Ama böyle, bunun mesela, yakin olmayı, farklı anlaşılıyor. Yani, bir şeyhin, kendine ait bir disiplini vardır, kendine ait bir hukuku vardır, o ne, şeyhlik hukukunu çiğnetir, ne de kendi disiplinini bozar.
Dışarıdan o, algılanmayabilir, anlaşılmayabilir. Bizim şeyhefendi ile yaşadığımız o, mesela, Allah beni affetsin, yani, bir şeyhin evinde, yani, bir, zakirin odasının, olması düşünülebilir mi? Benim şeyhimin, evinde, benim odam vardı. bildiğiniz, oda, dedik Mustafa Efendi, daha inşaat halindeki, Mustafa Efendi, burası sana ait, buraya kafana göre yaptır dedi.
Ben, aynı gün, odanın içerisinde, banyo tuvalet yaptırıyorum. Aynı gün, oradaki ustalara talimat verdim, buraya dedim, banyo tuvalet koyun. Koştular, onlar da, derviş, şeyhefendiye, hani, banyo tuvalet istiyor diye. Şeyhefendi, onları böyle, kulağım duydu benim. Şeyhefendi, onlara dedi ki, Mustafa Efendi, banyosuz duramaz. Her gün duş alır o, yapın onun istediğini dedi. Ben, şeyhimin evinde, kendi odamı, bana vermiş olduğu, odanın içerisine, banyo tuvalet yaptırdım. Kalırsam, orada kalıyordum. Bana diyordu ki, odan hazır Mustafa Efendi. Bunlar çok konuşulmayan şeylerdir. Çok konuşulmaz. Bunları en yakın, Cafer bilir, Adnan bilir, Hüseyin bilir.
Örneğin, sonra caminin yanına, biz bir tane daha ev yapıldı oraya. Onun alt katı benimdi. İki katlıydı orası. Mustafa Efendi, buranın alt katı senindir. Hatta, bu evin yarısı senindir. Ama bizim onunla, şeyh-mürid ilişkisi, hiç bozulmadı. O disiplini koruduk, o disiplini muhafaza ettik. Yani bu konuda, böyle bir, gevşekliğe mahal vermedik hiç. E, mürid, üstadını, mürşidini muhakkak, kendisine yakın görür. Herkes yakın görmeli zaten. Ama bu böyle bir, hani gevşekliğe, nahoşluğe, böyle bir, hani, kuralsızlığa götürmez insana.
Ama bir üstad, kendince, şahsa özelde, hukuku uygulayabilir mi? Uygulayabilir. Ama bu yine, hani öbür dervişlerin gözüne sokar gibi olmaz. O yüzden, ben hep derim, ön halakada durmak tehlikelidir aslında. Şeyh Efendi, zamanda tehlikeliydi. Yani, Şeyh Efendi, zamanda yanı başında durmak, nasıl tehlikeliydi? Yani, eski arkadaşlar bilir. Hemen işaret eder. Ne gördün halakada? Gözünün önündesin ya orada. Sen zakirmişsin, nakipmişsin, nügabbaymışsın, hiç dinlemez Şeyh Efendi. Bir kabrin başına gidersin, zikrullahı yaparsın, hemen sana sorar, ne gördün der. Sen o korkuyla ezilirsin, zaten yanında pek durmak istemezsin.
Üç beş adım geride, aman beni görmesin dersin. Arkadaşlar öyle yapıyordu. Koca, nakib-i nügabba, kabrin başında, ne gördün ağa dedi ona, ağa demedi, ne gördün dedi, adıyla söyledi, ben bir şey göremedim dedi. Onu mesleğinle söyledi, şunu da mı görmedin dedi. Yani işte, mesleğe ne diyelim ki, halıcılık, halı da mı görmedin dedi ona. Kaldı, böyle ona nazire eder gibi, Mustafa Efendi, anlat dedi bana, bana ne gördün diye sormuyor. Anlat dedi, ben şöyle oldu, şöyle oldu, şöyle oldu, şöyle oldu dedim. Döndü ona, bir de beğenmiyorsunuz Mustafa Efendi'yi dedi. Ben o kardeşin hakkımda dedikode ettiğini orada öğrendim. Şimdi, ön alaka, tehlikeli alakadır.
Bir, iki, üçüncü alaka, tehlikeli alakadır. Şimdi, bazen insanlar kendilerince, hani ben ön alaka geçeyim diye düşünürler. Tabii ben o tehlikeli, havayı oluşturmuyorum. Ben sormam kolay kolay, ne gördün diye. Ama bazen, bazı arkadaşlar, kendilerinde olmayan bir şey, oluyormuş gibi gösteriyorlar. Onlar kendileri, volta'ya yakalanıyorlar. Benim için, bana yakın kimse demek, hizmet eden insan demektir. Dergaha koşturan insan demektir. Ben ona bakarım. Dergah da ne yapıyor bu adam? Benim için önemli olan odur. O kimseyi rüyamda görmem, halimde görmem, görmem, benim için ölçüdür.
O kimsenin dergah için ne yaptığı, benim için ölçüdür. Benim ölçülerim bunlardır. Öyle olunca, o öndeymiş, arkadaymış, dergaha bağımlılığı nasıl, üstada bağımlılığı nasıl, bunlar o meseleyi, yani yakinliği, bunlar dizayn eder. Allah bizi affetsin. Çavuş, nakip olmadan da Allah'a aşık olunur mu? Olunur, ne olunmayacakmış? Makamsız sevmek mümkün mü? En güzelidir. Makam, bu konuda insanın ayağına pranga gibidir. ben İmam Hatip Lisesi 11. sınıfta okuyorum. Felsefe dersinde, hocamla bir konu hakkında tartıştık. Efendim, yağmur yağıyor mu, yoksa yağdırılıyor mu? Bu konu hakkında beni aydınlatabilir misiniz?
Yağmuru Allah yağdırır. Bu konuda ayet olması lazım herhalde. Ama felsefeciler öyle demezler. felsefeciler der ki, yağmur yağar. Yani, tabiat şartlarını öne koyarlar. O tabiat şartlarının neticesinde, yağmur yağar derler. Oysa aynı tabiat şartları oluştuğunda, yağmur yağmaz. Bu da ayrı bir mesele. Ama onlar için, yağmur yağar. Yağdırılmaz. Yani onu Allah, yağdırmıyor. O manada. sorumda, ikinci sorumda, İslam dininde, felsefe var mıdır? Varsa ya da yoksa, bana kaynak gösterebilir misiniz? Örneklendirebilir misiniz? Normalde, genel manada, felsefeyi reddetmişler. Ama felsefeyi reddederken de, Gazali, felsefecilere bir cevap olarak, bir kitap yazmış.
Bu sefer, İslam'da felsefe var mı, yok mu tartışması havada kalmış. Gazali'nin felasefetül, arkasını getirin. Evet, neydi? Tehafetül Felasife. Gazali'nin böyle bir felsefecilere verdiği, bir cevap olarak vermiş onu. Tabii ben sonra felsefecilerden, onlara ayrı bir cevap olduğuna inanmıyorum da, bazıları var diyorlar. Hani, Gazali'ye de cevap yazdılar diyor. Ben okumadım, ben bu noktada araştırmadım. O yüzden, böyle bir şeyin, hani cevap olarak var olduğunu, olmadığını bir şey diyemeyeceğim. Ama ve lakin, bütün dinlerin kendi içlerinde, adına felsefe demesek de, farklı bir derinliği vardır. Mesela, Kur'an-ı Kerim'in, ayetlerinin, farklı anlamları olabilir, ki öyledir.
Yedi farklı okuması olduğu gibi, bir ayet, ayet-i kerimenin, hem zahiri hem batını manası olabilir. O yüzden, zahir manası çok değişmese de, batın manası değişebilir. Yani, muhkem ayetlerin dışında olan, müteşabih ayetlerin, bu noktada, insanların, mana itibariyle, farklı bir açılımı olabilir. Bunun da adına, felsefe derlerse, desinler, bunda bir sıkıntı yok. ama ve lakin, İslam, din olarak, Kur'an ve sünnete tabidir. Kur'an ve sünnete tabi olduğu için, hani, bir kelimeden, Kur'an'ı, Kur'an'ı bir kelimeden, farklı maslarlardan, farklı köklerden, farklı manalar yakalayabilirler. Bu felsefe değil ama. felsefe biraz daha, olmayan bir şeyin, üzerinden, olmuş gibi, hüküm çıkarmaktır.
O yüzden, hani, Yunan felsefesinin, Batı felsefesinin, genel olarak, akaid noktasında, köklerinde sıkıntı vardır. Takvada zikir mi, daha üstündür, namaz mı? Namaz, vaktinde üstündür. Zikrullah ise, her daim üstündür. Mesela, bir kadın, muayyen zamanlarında, namaz kılamaz. Ama zikrullah yapabilir. Bir erkek, abdestsizken, namaz kılamaz. Ama zikir yapabilir. Ayet-i kerimende de, Ankobüt, ayet 45'te, Allah'ı zikir, en büyük iştir demiş. Öyle olunca, zikrullah en büyük iştir. Fazilet açısından, bütün ibadetlerin üstündedir. Fazilet açısından dedim. Hani, namaz kılanların, en hayırlısı kimdir ya Resulallah?
Allah'ı zikredenler. Oruç tutanların, en faziletçisi kimdir? Allah'ı zikredenler. Zekat verenlerin, en faziletçisi kimdir? Allah'ı zikredenler. Allah'ı zikredenler, Allah'ı zikreden en büyük iştir. Bütün faziletleri aldı götürdü. Hazreti Ömer Efendimiz, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'e öyle diyor. Oradan Allah Resulü müdahale ediyor. Allah'ı zikredenler bütün hepsini aldı götürdü diyor. O yüzden Allah'ı zikir, bütün ibadetlerden üstündür. Ama normalde bu demek değildir ki, Ramazan ayı gelince oruç tutmayacağız. Bu demek değildir ki, ezan okununca namaz kılmayacağız. Bu demek değildir ki, işte zekat miktarı bir paraya ulaştığımızda zekat vermeyeceğiz.
Bu demek değildir ki, haç farizasını yerine getirmeyeceğiz. Böyle bir şey yok. Ama ve lakin, haç yapanların hangisi daha faziletlisi? Faziletli Allah'ı zikredenler. Oruç tutanların en faziletlisi kim? Allah'ı zikredenler. Namaz kılanların en faziletlisi kim? Allah'ı zikredenler. O zaman Allah'ı zikretmek, bütün ibadetlerden daha faziletli oldu. Daha faziletli olması demek, öbür ibadetleri terk edeceğiz manası çıkmasın yalnız. Bu o manada değil. Allah bizi zikredenlerden eylesin. eftali zikrfale mennehu La ilahe illallah el-fatiha ma selavat Allahümme salli ala seyyidine Muhammeden ve ala Ali Muhammed Bir iki mesele vardı.
Birincisi normalde malum yarın cuma, cumartesi gün oruç var. O yüzden cuma günü oruç tutmayın. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Şaban'la Ramazan'ın arasını ayırt etmiş. Hani en az iki üç gün tutmamış Şaban'dan sonra. Ama bazılarında bir gün tutmadığı Şaban ayında çok oruç tutarmış çünkü. Muhakkak Şaban'la Ramazan'ı birleştirmek yok. Ama bir kimse örneğin kefaret tutuyorsa o zaman o ayır. O da birkaç gün öncesinden başlasa daha iyi olur. Ama neyse kefaret tutuyorsa o mecbur tutacak. Bu bir. İkincisi kadınların nafile orucuyla alakalı. Kadınlar nafile oruçlarını normalde hani erkeklere haber vermesi gerekir. Haber vermedi.
Kadın oruçtu. Adam onunla cinsel ilişkiye girmek isterse kadın ona ben oruçluyum deme lüksüne sahip değil. Hatta eşine söylemediyse oruç tutacağını oruçluyum bile demesin. Yani eşi ona meyletecekse önünde bir hani hanım oruçlu şimdi orucunu bozmuş olmayayım diye düşünmesin. Ama öbür türlü hani buradaki kadının adamdan izin alması cinsel ilişkiyle alakalı.
Adamın böyle bir derdi yoksa kadın bunu normalde bunu böyle erkeklik modunda benden izin alacağım benden nasıl izin almazsan almadan oruç tutarsın. Bu modda değil bu. Bunu bu modda görüyorlar. Böyle bir şey değil. Yani normalde kadın orucunu tuttu. Adamın haberi yok oruç tuttuğundan. Adam ama geldi eve aniden işte ilişkiye girmek istedi. Kadın ben oruçluyum demeyecek izin almadı ya. Hiç seslenmeyecek oruçluymuş gibi davranmayacak. Nafile ertesi gün vacip olacak. Orucu bu noktada bozmuş olacak. Ama öbür türlü hani adamı evde öyle ya. Ne zaman ne yapacağı da belli değil. Öyle bir şey olunca da kadın ondan izin almalı. Eyvallah. Veya işte birkaç tane daha soru vardı.
Aklıma gelen en önemlisi bu. Aslında onu bir yazıya dökecektim inşallah da. Unuttuk. Unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz. Hadi şerif. Kendimizi sorumluluktan attık. Birkaç tane madde vardı. En önemli gördüğüm şey buydu. Kadınlar böyle ibadet ediyoruz. Allah'ı zikrediyoruz noktasında. Eşlerine karşı böyle fazla dik durmaları da hoş değil. Mesela bazı erkeklerden telefon açıyorlar. Konuşuyorlar mesela. Yani kadın aman işte böyle ibadet ediyor ya. Adama karşı böyle bir fazlaca takva süsü verip adamı böyle zapturapt altına almaya çalışıyor. Bakın bu hataları yaptı bazı dergahlar, bazı cemaatler. Kadınlar kendilerinden adamları soğutmasınlar.
İbadeti öne sürerekten erkeklere erkekleşmesinler. Takva kendince süsü verip erkeklere erkekleşmesinler. Şu anda dünya toplumu ne yazık ki kadın kadınlığını bilmiyor, erkek erkekliğini bilmiyor, çocuk çocukluğunu bilmiyor, anne anneliğini bilmiyor, baba babalığını bilmiyor, mürid müritliğini bilmiyor, şeyh de şeyhliğini bilmiyor.
Patron patron patronunu bilmiyor, çalışan işçi işçiliğini bilmiyor. Bütün her şey ters yüz olmuş vaziyette. Ahir zaman hastalığı bu. İşçiler patron, patronlar işçi. Yani soruyorum esnaflara o kaçta geliyor? İşte işveren 7,5-8'de geliyor. Çalışan kaçta gelecek? 8,5'de gelmesi lazım. 9'da geliyor. 9,5'da geliyor. Elinde poğaçayla geliyor. Aynı şey resmi dairelerde de var. Yani resmi daireye gidiyorsun, kaçta başlıyor mesai? 8,5'da. 8,5'da kimse mesaiye başlamıyor. Geçenlerde Mehmet Emin Bey'le bir yere gittik. Mesai 8,5'da başlıyor. Mehmet Emin Bey 9,5'da falan başladılar değil mi?
9,45'de mi? Yani değişmiş her şey. Şimdi evlerde de aynı. Kadınlar adam, adamlar kadın rolünde. Yani çocuklarla da alakalı aynı. Ebeveynler kendi kral ve kraliçelerini doğurmadıkça kıyamet kopmaz. Evde kral erkek çocuklar, kraliçe kız çocuklar. Yani bu o noktaya gitti. Aynı şey kadınlar erkek, erkekler kadın oldu. Yani kadın fitursuz davranmak istiyor. İslami kesimde daha sıkıntılı, şöyle sıkıntılı. İslami kesimde İslam öne sürülerekten yapılıyor bu. Hani kadın kendine takva süsü veriyor. Yani robadan elbiseyle yatan kadın varmış. Yani ben Hazreti Ayşe annemizin söylediği sözü söyledim.
Sosyal medya patladı, çalkalandı. Benim ne küstahlığım kaldı, ne terbiyesizliğim kaldı, ne edepsizliğim kaldı. Oysa hadis-i sahih meydanda duruyor. Hazreti Ayşe annemiz biz her gece soyunur, Allah Resulü'nün yatağına öyle yatardık. Bu hadis-i şerifi söyledim diye ben sosyal medya çalkalandı. Halbuki şunu görmüyorlar. Ya kadınlar sokakta çıplak zaten. Bu erkekler o çıplak kadınları her gün görüyorlar dışarıda. Müslüman bir adam zina yapmaktan uzak, harama gitmekten uzak. Evine geliyor, evde de normalde, yani çok özür dilerim ama çamaşır sulu, eşofmanlarla dolaşan, gece yatarken de örtünen, hani melekler gelirse işte melekler utanmayacakmış. Kendisini Hazreti Ayşe annemizin yerine koydu.
Yani kocasına vahiy geliyor. Kocasına vahiy geldiği için o başı açık bile dolaşmayacak. Ya diyorum burada başka bir şey var. Bak Hazreti Ayşe annemiz de eş değerdeydi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eşleriyle kendisini eş değerde görüyor. Senin kocan peygamber değil, ona vahiy gelmiyor. Sen Ayşe annemiz değilsin, Hatice validemiz değilsin. Hani Varaka Hatice annemize diyor ki, yine öyle bir şey olduğunda sen başını aç diyor. Başını açtığında o hal devam edecek mi, etmeyecek mi diyor. Bir bak, Hazreti Hatice annemiz başını açıyor, başını açınca o hal gidiyor, ona anlatıyor. Diyor ki böyle böyle, o zaman bu diyor Cebrail diyor, bu şeytan değil diyor. Bu kafir cinli değil diyor, Varaka diyor bunu.
Varaka alim, entelektüel bir kimse. Hazreti Hatice annemiz müşrikken de başı örtülü. Hatta müşrik diyemeyiz biz ona. Ve oradan çıkıyor, bizim kadınlarımız kendilerini onlarla eş değerde tutuyor. Canım kardeşim, bu erkekler dışarıda. Her gün kadınlar çıplak. Yaz geliyor şimdi, yazı da kışı da kalmadı zaten. Üşümüyorlar mı bilmiyorum. Ben normalde paltoyla üşüyorum. Kadınlar kışın göbeğinde çıplak dolaşıyor. Ve tırnak içerisinde kendisini dindar, kendisini İslami gösteren kadınlar evlerinde ne yazık ki, ne yazık ki. Rahibeler gibi dolaşıyor.
Dışarıda öyle dolaşacağını, evin içinde dolaşıyorlar. Evin içinde dolaşıyorlar. Bunu da tırnak içerisinde takva olarak görüyorlar. Ey kadınlar, İslami kadınlar, kocalarınıza güzel görünmeniz, kokulanmanız, temiz olmanız ve ilgi çekici olmanız, cezbedici olmanız takva. Tekrar söyleyelim bunu. Ey tırnak içerisinde ey Müslüman, dindar görünen veya öyle olan kadınlar, kocalarınıza cazip görmeniz, temiz görünmeniz, ilgi çekici görünmeniz, neşeli görünmeniz, muhabbetli görünmeniz, onlarla ilgili alakalı olmanız, kocalarınıza karşı sevginizi, şefkatinizi, muhabbetinizi, merhametinizi göstermeniz takvadır. Evin içerisinde rahibe terası gibi dolaşmanız takva değil.
Yok melekler utanırlarmış da, bu takva değil. Bu takva değil. Nereden aldınız bu öğretiyi? Kim öğretti size bu dini bilmiyorum. En paços kıyafetlerini, kocalarını giyiyor kadınlar. Büyük bir çoğunluğu. Adam kadına para vermiş, kıyafet alsın diye, geyinsin, güzel geyinsin diye, en paçoz, en eski kıyafetleri kocalarını giyiyorlar evde.
Ondan sonra bana telefon. Mustafa Hoca ile mi görüşüyorum? Sabah 4, ben de başına bir şey geldi zannediyorum. Estağfurullah diyorum ya. Öyle ya sabah 3, 2'den sonra, 1'den sonra sokağa atılan kadınlar, sokağa atılan kızlar, aç kalanlar, açık kalanlar, onlar arar beni. Cenazesi olanlar. Bir de yol yordam bilmeyen densizler arar. Onların saati yok zaten. Efendim diyorum ben, buyur. Daha yeni birkaç günlük mesele. Mustafa Hocam, kocam beni aldatıyor. Sabah 7. En az 3-4 sefer aramış zaten beni. Gördün mü? Hayır. İtiraf var mı?
Hayır. Nereden hükmettin? Nereden hükmettin? Muhabbet uzun. Çok basit bir şey söyledim. Beyin eve geldiğinde dedim, ne giyiyorsun? Bu durdu. Herkes gibi eşofman giyiyorum dedi. Eşofmanların dedim, dekolte mi değil mi? Değil dedi. Allah'ına, dinine, imanına söyle bana dedim. Çamaşır suyu lekesi var mı yok mu üzerinde dedim. Var dedi. Seni aldatmıyorsa da aldatması hak adamın dedim. Dedim yok mu bir bluzun, yok mu bir triko kazan, yok mu bir kısa eteğin? Var dedi. Ya neden onları giymiyorsun dedim adama. Neden giymiyorsun bunları?
Dışarı çıkarken makyaj yapıyor musun? Yapıyor mu? Evde yapıyor musun? Hayır. Onun dışarıdaki gözler gözle. Bu adamın gözü göz değil mi? Ben sıralıyorum şimdi. O var mı yok, bu var mı yok, bu var mı yok. Sabah yedi ya tabu o da böyle ben hemen kabaracağım böyle işte vay hınzır adam namussuz şerefsiz adam seni aldatmış filan. Bu hiç beklemediği şeyler benden. Dedim yanaklarının tüyünü alıyor musun dedim. Hocam bunlar ayıp değil mi dedi. Değil dedim. Evliliğini kurtarıyorum senin dedim. Sakallarını alıyor musun almıyor musun? Eslekti köstekti sen kesin dedim. Bıyıklarını da burma yaparsın yakında dedim. Bir de dedim sünnet sakal bırak. Sonra adam beni aldatıyor dedi dedim ben.
Benim zaten kafa gitmiş sabah yedide aramışın beni. Ben oran mı istiyor buran mı istiyor sağdan soldan sağdan soldan bana şunu dedi en son. Ya dedi bu kadar batacağımı düşünmemiştim dedi. En son ben de onu dedim. Dedim ya normalde bu şartlarda benim dedim böyle karşımdaki profile bakıyorum. Adamın hakkı dedim ya. Gitsin bir daha evlensin adam dedim. Gitsin bir daha evlensin adam dedim. Ya canım kardeşlerim, bayan kardeşler. Bu takva değil. Erkek kardeşler sakalı bakımlı bırakacaksanız bırakın. Dişlerinizi fırçalayın. Erkek de süslü olacak eşine. Sen de eve gittiğinde paçoz bir şekilde dolaşma evde. Evet.
Eve girsen de paçoz bir şekilde erkekler de paçoz bir şekilde evde dolaş. Bu da takva değil. Sen de eşine güzel görünce. Sen de saçına, sakalına, kıyafetine dikkat edeceksin. Sen de diş temizliğine, vücut temizliğine dikkat edeceksin. Sen de koltuk altını, kasık altını temizleyeceksin. Sen de güzel kokacaksın. Bu da sünnet erkekler için. Gençler, genç erkekler. Kilonuza dikkat edin. Adam gelmiş kırk elli yaşına. Tamam söyleyecek laf yok. Böyle olmaz. Ya. Şimdi içine kaçırıyor. Böyle de olmaz. Ya. Olmaz. Genç erkekler kilolarına dikkat edecekler.
Temizliklerine dikkat edecekler. Kadın kıskanmalı seni. Adamlar kadınların komplosunu kurban gidiyor. Yediriyorlar adamları. Haberleri yok adamların. Şunu da yaptım aşkım bundan diye. Bunu da yaptım canım bundan diye. Adamın göbeği yarım metre o kendinden önce gidiyor. Kim bakacak sana? Sen kendini fit tutacaksın. Yürü. Yürüdüğü zaman arkandan dünya yürüsün senin. Ondan sonra evdeki düşünsenin. Aman ben kendime dikkat edeyim. Bakayım ben kendime desin. Bu elimden kaçabilir desin. Evet. Yok adamlarda da öyle bir şey yok. Adamlar da bakımsız. Tırnak içerisinde. Dini yaşıyorum diyen kadınlar da erkekler de genel olarak kendine dikkat etmiyor.
Dikkat etmiyor. Böylece bu sefer evde iki arkadaş yaşıyor. İki dost, ev arkadaşı. Karı koca değil. Ev arkadaşı olmuşlar. Öğrenci evi gibi. Ben hiç öğrenci evinde kalmadım ama hani bir evde toplanıyorlar böyle. Herkes bir evde yaşıyor işte orada. Hatta bulaşıkları biri yakıyor. Ne o yemeği birisi yapıyor. Öğrenci evinde kalan kim var? Bayağı var mı? Aslında siz. Böyle oluyor değil mi genelde? Nasıl oluyor Salih? Nasıl oluyor? Sen yapıyor musun şimdi arada? Öyle mi oluyor Yusuf?
Sen yapmıyor musun şimdi yemek senden? Arada yapmıyor. En güzel yemek ne yaptın? Genelde balık yetiştirin. Sen iyi makarna yapıyorsun o zaman. Geliştirdin mi birazdan? Aferin. Allah yiyesin inşallah. Evet konu konuyu açtı. Hakkınızı helal edin. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi