mustafaozbag.org

Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 25.09.2025

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 25 Eylül 2025 · 31:26

Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hakkı haykıran, hakkı konuşan, hakkı yaşayan, batıl, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Nerede Ümmet-i Muhammed'e haksız, hukuksız davranılıyorsa, nerede Ümmet-i Muhammed'in kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine tecavüz ediliyorsa, nerede Ümmet-i Muhammed'e zulmediliyorsa, bunları yapanlardan Cenab-ı Hak intikamımızı alsın.
Hepsini yerli yeksan eylesin, İsrail'i dağıtsın, yerli yeksan eylesin, destekçilerini dağıtsın, yerli yeksan eylesin, Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Bundan önceki dönemde açıklık vardı, ancak şu anda ülkemizi çıplaklık sarmış durumda. Bu çıplaklık ve açıklıktan bir erkek olarak kendimizi nasıl koruyup muhafaza edebiliriz?
Açıklık ve çıplaklık basamak halinde ilerliyor. Bundan sonraki süreçte bizi hangi tekniğe keller bekliyor? Ahir zaman alameti, bu çıplaklıklar, hayasızlıklar daha da artacak. Öyle bir hale gelecek ki, Allah bizi affetsin, insanlar köpekler gibi yollarda ilişkiye girecekler. Bundan erkekler nasıl korunacak, kadınlar nasıl korunacak? Cümleten Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışacağız. İnsanlara tebliğ edeceğiz hakkı, hakikati. Önce kendimiz yaşamaya gayret edeceğiz. Eş ve çocuklarımızı korumaya, kollamaya gayret edeceğiz. İnşallah Rabbim ümmet-i Muhammed'e hidayet eylesin. Kamuda memurum, yöneticimle bana yaptığı haksız tutumdan dolayı sözlü tartıştık.
Ben haklı olduğumu düşünüyorum. Şu an benden özür bekliyor, ancak ben dik duruyorum. Normalde pısırık düşünceliydim. Ancak derviş olunca değiştim. Ne yapmamı tavsiye edersiniz? Eğer haklı olduğuna inanıyorsan, heva ve hevesinden değilsen, kimisi boş bir haklılık görür kendisinde. Öyle değilsen dik durmaya devam edeceksin. Sevmeyi ve sevilmeyi gerçek anlamda nasıl anlayabilir ve öğrenebiliriz? Kendi nefsimde ben gerçek anlamda bu duyguları bilmediğimi düşünüyorum. Normal, yani bizim toplumumuz haz, zevk, bunları sevgi zannediyor. O normalde kendince heva ve hevesini sevgi zannediyor. O yüzden toplumun gerçek manada sevmeyi ve sevilmeyi öğrendiğini ve yaşadığını düşünmüyorum.
Bu bütün bizim toplumumuzun en büyük sıkıntısı. Sufilik yolunda meczup olma korkun var. Bu korkumu nasıl aşabilirim? Etrafında böyle senin düşündüğün şekilde meczup olan var mı ki? Korkacaksın. Dervişin cimriliği nasıl olur? Bu hastalıktan nasıl kurtulunur? Önce zekatını vereceksin. Zekata eğer giriyorsan, yok zekata girmiyorsan, kendince kazancına göre tasattuk edeceksin. Yedireceksin, içireceksin. İnsanlara muhabbet besleyeceksin. Hadi Çanakkale'liler bir soru sorun. Kafam dağılsın ama.
Efendim, Sufilerin her şeyden bir mana bulmaları normal mi? Mesela işte lastiği patladı adamın. İşte ya ben bugün harama baktım, lastiğim patladı. İşte bir sıkıntı yaşadı. Her sıkıntısını, her probleminde böyle işte ben bir yerde bir hata yapmışımdır. Bir şey yanlış yapmışımdır. Bunun ölçüsü nedir efendim? Normal. O da bir psikoloji. Kendince normal. O zaman benim hiç hareket etmemem lazım. En fazla hata yapan benim gün içerisinde. Normal yani bir kimse böyle düşünmesi iyi bir şey. Yani bir başına gelen bir nefsin hoşuna gitmeyecek bir şey benim hatamdan dolayıdır demesi güzel bir şey. Kimisi onun evliyalığı vurduruyor. Yani Allah dostlarının başına böyle şeyler gelir diyor.
Öyle demektense evet ya benim bir hatamdan dolayı bu başıma geldi demesi güzel. Bir sıkıntı yok. Bununla karşılaştığım birisi böyle çok psikolojisi. Sizin bir tabiriniz var. Kendinizi gömmeyin bu kadar diye. Bu kadar abartması insanın belli. Alsın gömsün ondan tat alıyorsun. Nefsi de kimisi de kimisinin nefsi kendisini gömmekten beslenir. O böyle ben yandım bittim ben perişanım ben günahkarım ben şöyleyim ben böyleyim. Ben öleyim bari her gün ölümümü istiyorum falan. Bunlar benim ezberlediğim replikler. Normal. Kimisi kendisini oradan besliyor. İnsan nefsi. Mesela kimisi kendisini evliya görmekten besliyor. Kimisi kendisini hakir görmekten besliyor. Kimisi kendini gömmekten besliyor.
Kimisi kendisini zirvede dolaşmaktan besliyor. Kimisi eşiyle olan didişmekten besleniyor. Kimisi çocuğuyla olan didişmekten besleniyor. Kimisi etrafla olan didişmekten besleniyor. Kimisi Allah'la didişiyor. Ondan besleniyor. Kimisi üstadla didişiyor. Bildiğin didişiyor. Ondan besleniyor. Herkesin nefsinin beslendiği bir yer var. Yani normalde orada o kimse makulu araması lazım. Makul yaşaması lazım. Kur'an sünnet dairesinde düşünmesi lazım. Kur'an sünnet dairesinde hareket etmesi lazım. Ama o Kur'an sünnet dairesinde hareket etmeyi bir ya Kur'an sünneti bilmiyor ya da oradan besleniyor. Genelde insanlar biliyorlar neyin doğru neyin yanlış olduğunu.
Ona rağmen oradan besleniyor. Mesela başına bir olumsuz bir şey geliyor besleniyor oradan. O olumsuzluktan bir sürü şey çıkarıyor. Veyahut da işte yüzünde bir sivilce çıkıyor kanserim zannediyor. Oh oh uf küf böyle bütün herkes başında toplanıyor. Oradan besleniyor. Veya karnı arıyor sanki bütün dünya yıkılmış oradan besleniyor. Veya başı arıyor bütün dünya yıkılmış sanki oradan besleniyor. Kimisi fukaralıktan besleniyor. Kimisi zenginlikten besleniyor. Kimisi zirvede dolaşmaktan besleniyor. Kimisi aşağılarda dolaşmaktan besleniyor. Herkesin nefis olarak beslendiği bir yer var. Bunun psikolojik olarak o kimse kendisi analiz edip ben nereden besleniyorum ben ne yapıyorum demesi lazım.
Ama o psikolojik analizi yapabilecek noktada değil. Yaptığı zaman kendisiyle yüzleşmesi lazım. Kendisiyle yüzleşme noktasında da değil. Yani birisini ayna tutuyorsun yüzleşiyorsun. Onu kendisiyle yüzleştiriyorsun rahatsız oluyor o. Veya sohbetlerde anlatıyorum ya ben bunların hepsini anlatıyorum. Şimdi herkes kendince bir bakacak şimdi. Kendisiyle yüzleşecek. Bunlardan hangisi bende var diye. Ama büyük bir çoğunluğu bunların hiçbirisi bende yok diyecek. Böyle ama yani normalde bazen şimdi Allah rahmet eylesin Oktay'la ömredeyiz işte bir zakirin birisi hasta olmuş ondan sonra işte millet ona geçmiş olsun gidiyor. Oktay dedi ki abiye hasta olmuş dedi hani biz gitmeyeceğiz mi dedi.
Oktay'a baktım böyle Oktay otur dedim ben oturdu şimdi. Dedim bir şeyh hastalığı vardır bir de zakir hastalığı vardır dedim. Oktay dinliyor şimdi. Dedim şeyh hastalığı vardır. Şeyh dedim hani böyle ilgi alaka eksik olunca böyle bir hasta oldum biraz der dedim. Bütün dervişler etrafında dolaşır dedim. Bu dedim şeyh hastalığıdır. Bir de zakir hastalığı var dedim. O da ben hastayım filan ıhtıs yapar dedim. Bütün dervişler etrafında dolaşır dedim. Bu durdu şimdi. Abi herkes gitmiş dedi. Oğlum bizim dedim ilgileneceğimiz bir kimse var. Üstadımız var burada. Biz onunla haşır neşiriz. Dedim nefes alacak zamanımız yok bizim dedim. Şimdi dedim üstadın olduğu yerde dedim.
Zakir ile fazla ilgilenmezler. İlgilenilmez zaman kalmaz ona. Zakir ile ilgilenilmediği zaman ona zaman kalmayınca dedim. Zakir dedim bir hastalık hasta olur dedim. Dervişler onun etrafında dönmeye başlar. Bir de şeyhin etrafında dönemeyen dervişler dedim. Onun etrafında dönmeye başlar dedim. Abi bu nasıl bir şey ya dedim. Bak dedim kimler gidiyor ziyarete bak dedim. Ziyarete gidenler dedim. Hiç şeyh efendinin yanına geliyorlar mı dedim. Ben hayır dedi. Hiç bizle beraber hareket ediyorlar mı? Hayır dedi. E dedim o zakirleri hasta ya dedim. Orada bir zakir var hasta. Onun etrafında dönecek onlar dedim. Şimdi bunlar normalde insanların beslendiği yerdir.
Mesela kadın evde hastalıktan beslenir. Adam ona hiçbir şey diyemez. Hep hastadır o. Mesela adam yorgunluktan beslenir. Adam eve gider hep yorgundur o. Oradan beslenir. Herkesin beslendiği yer var. Yani adamın hiç yorgunluğu bitmez. Kadının hiç hastalığı bitmez. Çocuğun ağlaması hiç bitmediği gibi. Hani çocuk ağlar istediğini yaptırır ya. Oradan besleniyor. Veyahut da çocuk kırar, döker, çarpar. Oradan besleniyor. Annesi babası der ki ya şimdi kıracak, dökecek ortalığı. Bunun dediğini yapalım der. Oradan besleniyor. İnsanların beslendiği yer var. O yüzden hani o derviş de işte lastiği patladı. Ben bir hata yaptım. Demek ki lastiğim patladı, tövbe etti.
Mesela şöyle düşünse. Ben her sabah işte yüz tane subhanallah ve bir hamdihi subhanallah lazım çekiyorum. Veya akşamdan akşama çekiyorum. Benim günahım kalmadı. Cenab-ı Hak benim tövbemi kabul etti. Neden ben bir işlediğim günahtan dolayı lastiğim patladı diye düşüneyim. Öyle düşünmem. Ben öyle düşünmem. Ben derim ki Allah yolunda giderken şeytanın işine senin önüne müsübet çıkartacak derim. Bir engel çıkartacak derim. Araba yolda arıza yapar. Ben hangi günahı işledim de arabam arıza yaptı demem. Allah yolunda mücadele eden bir kimsenin önüne engeller çıkacak. Sen ongelleri aşmakla mükellefsin. Ben aşmıyorum tabii de.
Selamun aleyküm aleyküm selam. Cevdet Usta filanca yerde kaldım diyor. Bir sefer geldi. Onun arabası da bağlandı. Sigortasını yatırmamış muhasebecisi. Geldi trafik polisiyle. Ben bir köpeği vurmuştum. Çektim arabayı yan tarafa. Geçtim serdim kilimi sergiyi. Kitap okuyorum. Cevdet'i de aradım. Dedim Cevdet Eskişehir'e girerken bir köpeği vurdum. Arabanın önünden dumanlar çıktı. Dedim gel. Tamam dedi. O normalde geldi. Onun arabayı da bağladı. Biraz atıştı şeyle. Trafik memuruyla. Ona dedi getir ehliyetin ruhsatı getirdi. O zaman için ne o vergileri mi ne yatırılmayanı bağlıyorlardı. Onun muhasebecisi yatırmamış.
Paraları inşaata yatırmış. Bağladılar arabayı. Biz tabi bir de onun arabayı kurtaracağız diye uğraştık. O gün sohbete gidemedik. Şeytanın işi ne? Kendi kendime yok günaha mı girdim yok hatalıyım. Düşünmem bile ben. Ben şimdi birazdan zikrullah olacak maddi manevi bütün hastalıklarıma şifa. Bütün maddi manevi sıkıntılarımın şifası burada. Ben onu düşünmem. Ne günahı işlediysem işledim. Rabbim buradan günahları hayra çevrilmiş olarak kalkınız diyor mu? Bitti. Şemsi abi hoş geldin. Floresan lambası gibi yanıyorsun. Maşallah subhanallah. Allah razı olsun. Komşum benim. Allah razı olsun. Ben öyle düşünmem. Bir kimse otursa zikrullah alakasına oturdu. Günahları hayra çevrilmiş olarak kalktı.
Yarın şimdi lastiğim patladı. Öyle mi diyeceğim? Ben ne günahı işledim lastiğim patladı mı diyeceğim? O zaman yaptığım zikrullah'a veyahut da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözünü inkar etmiş olurum. Yok. O ne söylediyse heva ve hevesinden söylemedi. Ayetle sabit. O yüzden benim günahımdan dolayı bu böyle oldu diye hiç düşünmem bak. Aklımın ucundan geçmez. Oradan beslenmem ben. Öhö öhö yapıyorsam oradan besleniyorumdur. Allah bizi affetsin inşallah. Sor. Babacım selamun aleyküm. Aleyküm selamun. Tarih boyunca birçok cemaat ve tarikatlarda dervişler olmuştur. Ve bu dervişlerin binlerce derviş olmuştur.
Ama bir elin yani parmakların sayısı kadar seyri sulukunu tamamlayan kişiler olmuştur. Bu noktada o seyri sulukunu tamamlayan kişi de örnek veriyorum yüz bin kişiden bir kişidir belki. Bu bir kişinin özelliği neydi ki? Bine bedel birimiz diyor ya ilahide. Kadro yok.
Kadro meselesi önemli. Hani Yunus demiş ya sen derviş olamazsın diye kadro yok. Kadronun açılması lazım. Bir şeyin olması için kadro açılacak. Yani kadro yok o yüzden demek. Zor o hani seyri suluku tamamlamak. O yüzden o zorluklara göğüs germek, o sıkıntılara göğüs germek. O yüzden biraz o zorluklara herkesin katlanması da zor. Katlanabilenler yol alıyorlar. Kendini disiplin edenler yol alıyorlar. Katlanamayan, kendini disiplin edemeyen, yapması gerekenleri yapamayanlar yol alamıyorlar. Bununla alakalı başka bir şey değil. Yani bu mesela seyri suluk ben şuna inanırım. Bir kimse, bir şahıs, bir mürşid-i kamile intisap ettiyse onun seyri suluku başlamıştır.
Çünkü bir üstada intisap etmek kadar zor bir şey yoktur. İnsan nefsi bunu kaldırmaz kolay kolay. Ben dervişlik hayatım boyunca en zor şeyin bir kimsenin bir mürşid-i kamile bir şeyhe intisap etmesi olduğuna inanıyorum. Bu gerçekten insan nefsini böyle en çok zorlayan şeylerden birisi. Yani normalde mesela bir peygambere itaat etmek, o peygamberin peygamberliğini kabul etmek nasıl peygamberler yaşadığında insanlara zor geldiyse zor geliyor.
Yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gibi bir zata insanların inanıp ona biat etmeleri çok zor. Zor geliyor. Çünkü hani diyorlar ya o da bizim gibi yiyip içiyor, uyuyor. Veyahut da peygamberlik gelecekse Ebu Cehil öyle diyordu. Onun adı Ebu'l-Hikem'di. Yani bir peygamber gelecek biliyoruz ama o ben olmalıydım diyor. Bu yetim ümminin ne işi var peygamberlikle diyor. Veyahut da beni İsrail'le hep peygamberleri katlettiler, şehit ettiler. Çünkü bir peygambere tabi olmak, bir peygamberi kabul etmek onların nefislerine ağır geldi. Aynı şey hani Müslümanlar için, ümmet-i Muhammed için mesela Kur'an'a, sünnete tabi olmak zor. Şimdi Kur'an'a, sünnete tabi olmamış olsa o mesela ona kimse bir şey demez.
Şunu şöyle yap, bunu böyle yap diyen yok ona. Kolay. Hani Müslüman mı? Müslüman. Bizim o konuda onun Müslümanlığına söyleyecek bir lafımız yok. Ama bunun içerisinde bir Mürşid-i Kamil'e tabi olacak. O at dediğinde atacak, tut dediğinde tutacak nefsi ağır gelen bu. Bir, ona tabi olmak zor. Çünkü bütün insanlar kendilerini o alimle veya o Mürşid-i Kamil'le eş değerde görüyor. Hatta daha üstün görüyor. Daha üstün görüyor kendisini. Bu aynı şey şeyhlerde de var. Mesela şeyhler daha önceki şeyhlerden üstün görüyor kendisini. Yani Geylana Hazretlerinden de üstün o örneğin. Veya Hazreti Mevlana'dan da üstün eleştiriyor Hazreti Mevlana'yı da. Veya Geylana Hazretlerinde. Zor çünkü onun üstünlüğünü kabul etmek.
Mesela Geylana Hazretlerinin kendi sağlığında, kendi zamandaşlarının içerisinde kabul gören bir kimse değil. Onu kabul etmek zor. Nefsi ağır geliyor. Veya da aynı şey. Mesela Hazreti Mevlana Celalettin Rumi Hazretlerini kendi zamandaşlarının kabul etmeleri zor. Kabul etmiyorlar. İtiraz ediyorlar. Aynı şekilde Hazreti Mevlana Celalettin Rumi Hazretlerinin Şemsettin'i Tebrizaz Hazretlerinin olan muhabbetini dervişler kaldıramıyor. Reddediyorlar. Bu nefsi ağır gelen şeyler. O yüzden hani bir kimse bu benim kendi şahsi kanaatim. Kendi şahsi duruşum. Bir kimse bir üstadı buldu. Bir mürşid-i kamili buldu.
İntisap etti. Onun seyr-i sülükü başladı. Çünkü ayrı zamanda böyle bir zamanda bütün hani her türlü her şeyin negatif anlamda oluk oluk aktığı bir zamanda bir kimse bir üstada intisap etmiş. İşte günlük girdini çekiyor. Onun dediklerini yapmaya çalışıyor. Derslere gidiyor. Gerçekten bu şeytanla cihat bu. Bu heva hevesle cihat o kolay bir şey değil o. Şimdi o dervişe kolay geliyor o. Hani hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cennetlik olacak olanlara cennetlik ameller kolay gelir. Cehennemlik olacak olanlara cehennemlik ameller kolay gelir der. Şimdi cennetlik olacak olana cennetlik ameller kolay geliyor. Namaz kolay geliyor, oruç kolay geliyor, zikir kolay geliyor, sohbet kolay geliyor.
O cennetlik olacak çünkü. İyilik kolay geliyor, güzellik ona kolay geliyor. Öbürkü de cehennemlik ya. Cehennemlik olunca namaz zor geliyor, abdest zor geliyor, zikir zor geliyor. Dersleri takip etmek zor, şeyhe intisap etmek zor, onun dediğini yapmak zor. Zor zor zor, hepsi de zor. Ondan sonra bakıyor siz nasıl yapıyorsunuz bunu diyor. Kendince. Ama öbür türlü mesela Adem'den itibaren cehennemlik yollar hep kolaydır. Adem'den itibaren. Yani buranın yüzde doksanı genç şimdi örnekliyorum. Meyhaneye gitse, bara gitse, pavyona gitse, sokağa çıksa, kafeye gitse, nereye giderse gitsin. Hepsine de yakışır. El sebep genç hepsi de. Halleri var.
Vakitler de üç aşağı beş yukarı yerindedir. Oralara gidecek kadar paraları vardır. İyi. Yani onları geçip bırakıp buraya gelmesi kolay bir şey değil. Zor. O zorluğu aşıyorsa o kimse evet seyir-i sülükü başlamıştır onun. Gidip intisap ettiyse oraya orada oturuyorsa onun seyir-i sülükü başlamıştır. Ha belki de hani derviş hemen zirveye koşmak ister. Ondan sonra kolay değil tabi o zirveye koşmak öyle hemen dakikada olacak bir şey değil. O zaman isteyen, mücadele isteyen bir şey. Ama o kimsenin bu yolda durması dahi büyük ümit beslemesine sebeptir. Örnekliyorum işte buraya derse geldi ümit beslemesine sebeptir büyük mesele veya mahalledeki dersine gitti büyük mesele.
Büyük mesele. Şimdi komşudan örnek vereyim şimdi Şemsi abi var bak en arkada. Kalk elini kaldır Şemsi abi evet şimdi mesela o şahıs yeğenim benim komşu ben hani iyi tanışıyoruz. Şimdi o buraya geliyorsa büyük nefis mücadelesi. Bak o normalde bir insanın özünde bir şey yoksa burada canı sıkılır onun. Bak özde bir şey yoksa özde. Onun canı sıkılır burada ne işim var benim burada der. Özünde hani maya yoksa onun içi daralır burada insanın. Ama mayada bir hani göl yatağında su eksik olmaz derler ya. Onun göl yatağında maneviyat varsa o canı sıkılmaz burada. Bu onun gibi bir şey. Yoksa insanlar normalde bu zamanda gerçekten yani böyle zor bir yola talip olduysa bizim yol kolay değil çünkü.
Ben şimdi kolay desem aldatmış olurum. O kolay olmayan bu zor yola talip olduysa onun seri sölükü başlamıştır. Ha bu bir yarış değil yarış gibi algılanmasın. İçinden hani kaç kişi o hale gelir arzu ederiz ki hepsi gelsin. Ama ve lakin şu hadis-i şerifi de unutmayın bu böyle müjdeli. Bir insan bir topluluğu sevse veya bir şahsı sevse onun yaptıklarını yapamasa dahi ondan sayılır.
E şimdi bir kimse bir yolu sevmiş. Hani Hazreti Peygamber'den sallallahu aleyhi ve sellemden bugüne kadar olan silsileyi sevmiş. Onlar gibi olmasa dahi onlardan sayılır. Bu müjde yeter insana. Yani normalde çünkü sevmemiş olsa yolda devam etmez. Yolda devam ediyorsa seviyordur. Seviyorsa onlardan sayılır. Müjde. Üç ihlas ve fatiha şerefe. Ya Rabbi hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş peygamberi Zişan efendilerimizin ruhlarına. Cihari yari güzin efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık, Ömerül Faruk, Osmanı Zinnureyn, Ali Ali Murtaza radiyallahu anh hazretlerinin ruhlarına.
Aşere-i mübeşerenin Evladi Resulullah, Zevce-i Resulullah, İmam-ı Hasan, İmam Hüseyin, 72 şühedanın, Şehidi Kerbelanın, bütün şühedanın, tüm ashabı Resulullah Hazretlerinin ruhlarına. İmamız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam Malik, İmam-ı Hanbeli ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarına hedeledik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, ve zatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin.
Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Pirimiz, Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmed El Rifai, Seyyid Ahmed El Bedevi, Seyyid İbrahim Dursuki, Şeyh Ebul Hasan-ı Şazeli, Şahı Nakşibenni Muhammed-i Bahaddin, Şahı Mevlana Celaleddin Rumi, Şahı Hacı Bektaş-ı Veli, Şahı Hacı Bayram-ı Veli, Mehmet Muhiddin Üftade, Veysel Karani, Muhiddin Arabi Niyaz-ı Mısri ve bütün Pir ve Piran efendilerimizin ruhlarında hedeledik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, ve zatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Hasıl olan sevabı, geçmiş üstadlarımızdan, Abdurrahim Ettan Tavi, Abdurrahim Enni Şavi, El Haç El Hafız Ebu Bekir Sıddık İçorumi, Hacı Ali Aydar Efendi, El Haç Çorun Mustafa Naç Efendi, Nevşeyli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Kaçuni Dergahı'nın, Kabbaşe Dergahı'nın ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin, Mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına,
Ya Rabbi bilhassa üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ, Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine, Ced ve dadalarının ruhaniyetlerine, yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, bütün derviş kardeşlerimizin ve Ümmeti Muhammed'in ruhaniyetlerine, Turuk Aliye'den, akraba ve talukatlarımızdan geçenlerin ruhlarını da hedieledik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, Eczatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi, Amin, ve selamun alel mürselin, ve alihim velhamdülillahi rabbil alemin, Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikir fa'le menne hı La Fatihama Salavat

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi