mustafaozbag.org

Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 25.07.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 26 Temmuz 2024 · 33:47

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim ayınızı, yılınızı, gününüzü hayırlı eylesin, Cenâb-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batıl batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i, emperyalistlerin baskısının altından, zulmünden, deccaliyetin zalimliğinden, zulmünden, bizleri muhafaza eylesin.
Nerede Müslümanların kanları dökülüyorsa, nerede Müslümanların şerefleri, haysiyetleri, ayakları altına alınıyorsa, Cenâb-ı Hak hepsini de o zalimlerin elinden kurtarsın. Rabbim Müslümanlara zulmeden her kim var ise hepsini kahri perişan eylesin. Devletlerini dağıtsın, güçlerini yerle yeksan eylesin, bizleri de Kur'an ve Sünnet yolunda cihad eden kullarından eylesin. Ejmeyin, hepimiz artık ceplerimizde bize ilahicilik taslayan cisimler taşıyoruz, cep telefonları. Ticaretimizin büyük bir kısmı bu cihaz üzerinden gerçekleşiyor. Bizim nerede olduğumuzu ve ne yaptığımızı ve ne konuştuğumuzu, ilgi alanımızı, her şeyimizi üzerinde bulunan kamera sayesinde görüyor, duyuyor, biliyor. Bu dijital sistemin kendi kuralları var, bize doğru olanı yanlış, yanlış olanı doğru gösteriyor, paylaşımımızı istemediği bir şeyi yayından kaldırıyor.
Dijital kelimesi, kelime yapısı itibariyle deccal kelimesine de benziyor. Dijitalizm, deccalizm midir, deccal nedir? Yani normalde şimdi cep telefonunun bilinçli kullanırsan ne alakası var bu sıraladığınız şeylerle? Yani başka bir şey kalmadı mı? Dünya üzerindeki İslam bir devleti yok. E buyurun İslam devleti için çalışın. E siz normalde dünya üzerinde İslami bir ticaret sistemi yok. Buyurun İslami ticaret sistemi kurun. Yani kendi evimize, kendi evimizdeki televizyona, bilgisayara, elimizdeki cep telefonuna biz söz geçiremiyorsak, biz söz geçiremiyorsak, o zaman bir başkasının suçlamanın bir anlamı yok. Müslümanların en büyük kolaycılığı bu, bütün evimizin kolaycılığı bu.
Bir şey varsa biz hemen suçu üstümüzden atıyoruz. Yani biz ne kadar İslamız, biz ne kadar İslami noktada duruyoruz, nereye kadar İslami bir mücadelenin içindeyiz? Yani biz cebimizdeki cep telefonuna yeniliyorsak neyle uğraşacağız ki biz? Evet cep telefonu bu noktada, ne o iletişimle alakalı güzel bir şey. Bunda bir sıkıntı yok. Doğru yerde, doğru noktada kullan. Ona bakarsan, bir çakla adam öldürüyorsun. Aynı zamanda da kurban kesiyorsun. Aynı zamanda da et, sebze kesiyorsun. Ama aynı zamanda da işte, nerede Malatya'da mı, Elazığ'da mı, nerede bir yerde adam çekmiş uyuşturucuyu. Dört kişiyi öldürdü, bir sürü insanın da yaraladı. Neyle? Bir çakla.
E şimdi bizim alet, edevat, takım, taklavata karşı düşmanlık doğru bir nokta değil. Sen düşmanın silahından daha üstün bir silah üret, onu kullan. E Müslümanlar olarak da cep telefonunu kullanmamak değil cihat. Cep telefonunu doğru yerde kullanmak cihat. Bilgisayarı kullanmamak cihat değil. Bir de eleştirirken öyle diyorlar ya, işte cebinde cep telefonu var. E ne olmuş cebinde cep telefonu varsa, cep telefonu benim imansızlığımın işareti mi? Yani bir şey olduğunda işte sanki İslam, Müslümanlar veya İslam teknolojiye karşıymış gibi bir tavır alıyorlar. Ondan sonra işte cebinde cep telefonu var. E var, bilgisayar var. E sen onu ilahlaştırdıysan kabahat senin daha iyi ilerisini söyleyeyim.
Müslüman ya cihat eder ya ticaret eder. İkisinden başka bir şey yapmaz. Nasıl yani basbayağı. Müslümanın geçimi bir cihattandır, iki ticarettendir. Müslüman ziraattan geçinmeyi düşünmez. Müslüman sanatkarlıktan geçinmeyi düşünmez. Müslüman geçinmenin birinci derecede cihattan geçtiğini bilir. Cihattır. Senin peygamberin peygamberlik ilan edilince kadar ticaretten geçindi. Peygamberlikten sonra Mekke'den Medine'ye hicret edince Medine'de sadece cihattan geçindi. Hiç ticaret yapmalı. Medine'yi münevverede hiç ticaret yapmadı. Sahabelerin içerisinde ticaret yapanlar var mıydı? Vardı. Ama sahabelerin içerisinde hiç ticaret yapmayan, hiç ziraat yapmayan, hiç deve gütmeyen, hiç hurma bahçeliği olmayan, sadece ve sadece geçimi ganimetten olan sahabeler vardı.
Tabiri caizse geçimleri kılıçlarındandı. Buyurun İslam dünyası, hadis-i şerifler var. Ne zaman siz işte ineğin kuyruğundan tuttuğunuzda işte kıyameti bekleyen, helak oldunuz. Ne zaman sabanı tuttuğunuzda helak oldunuz diye hadis-i şerifler var. Bakın hadis-i şerifler var. İneğin kuyruğundan tutmayacaksın, sabanın sapından tutmayacaksın. Hadis-i şerifler var. Hanefi'ye göre en evla geçim cihattan birinci derecede. İkincisi ticaretten. Buyurun, hadi cihad edin, ganimet mal alın. Kimle cihad edeceksiniz? Önce nefsiniz dedim. Cihad edecek Müslüman kaldı mı memlekette? Kalmadı. Acı şeyler bunlar. Nereye edeceksiniz ki zaten? Hepimizi uyutmuşlar, hepimizi pısırık hale getirmişler, hepimizi pert hale getirmişler.
Vermişler her türlü ilacı bize. Biz yani normal, Allah affetsin, hanımına, kızına, oğluna söz geçiremeyen bir nokta değil şu anda. Acı şeyler bunlar. Ya sokaklar çıplaklıktan geçilmiyor. Yürüyemezsiniz caddede. Kafanızı nereye çevireceğinizi şaşırırsınız. Yere baksan husisi önüne dikilir birisi bana çarpsın da laf söyleyeyim diye. Yere de bakamıyorsun. Yere de bakamıyorsun. Çarpacaksın çünkü birisine. Allah bizi affetsin. Yani biz asıl sıkıntıyı görmekten uzağız. Çünkü onunla mücadele edebilecek cesaret, onunla mücadele edebilecek stratejimiz yok. Bugün çıplaklıkla, faizle, fuhuşla, haramla, kumarla mücadele edecek bir durumumuz var mı? Yok. Yok bakın yok. Meydanda. Yani her gün batmaya devam ediyoruz. Ben bazen diyorum ya, İslami kesim iyi.
20 yıl önceki örtünme var mı? Yok. İslami kesim olarak nitelendirdiğimiz muhafaza kesime benim bu söylediğim. 20 yıl önceki tesettür var mı? Yok. 20 yıl önceki İslami anlayış var mı? Yok. 20 yıl önceki İslami duyarlılık var mı? Yok. 20 yıl önceki haram duyarlılığı var mı? Yok. 20 yıl önce lükstür, şataattır, şatafattır, gösteriştir bu duyarlılık var mı? Yok. Yok. Acı şeyler. Allah bizi affetsin. Eşimle dışarıda gezerken haç işareti gördük. Ben antikamı diye dokununca şaka niyetli kafir oldun dedi. Ben bu durumun sıkıntılı olduğunu, tecid-i iman, tecid-i nikah gerektiğini söyledim. Böyle bir şeyden haberinin olmadığını söyledi. Bilmeden söylediğini belirtti. Bu durumda hüküm nedir?
Bilecek efendim. Dinin hükümlerini bilecek. Dinin hükümlerini bilecek. Evet şakadan da olsa bir kimseye kafir oldun demek Allah muhafaza eylesin. İnsanı küfre götürür. Küfre gidince tecid-i iman, tecid-i nikah gerekli o kimseye. Allah bizi affetsin. Bir iki soru alabiliriz. Efendim Müttesir Suresi 3. ayette diyor ki, siz Rabbinizin büyüklüğünü anın diyor.
Allah'ın büyüklüğünü nasıl bilebiliriz ve nasıl dile getirebiliriz? Allahu Ekber. Tabii çıkıntının birisi de yazmış Allahu Ekber'i Kur'an'da yok demiş. Bana yazmış birisi de. Dedim sen namazı kılarken de Allahu Ekber demiyorsundur o zaman dedim. Cevap vermedi, yürüdü gitti.
Bu normalde peygambere hitap edilen ayeti kerime. Çünkü o ayet-i kerimede hani diyor ki, kalk Allah'ın büyüklüğünü zikret, söyle. Öyle o değil mi? O ayet-i kerimenin devamı bu. O zaman bunu peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bu ayet-i kerime inince, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri direkt hani böyle ritmik olarak Allahu Ekber diyor. Allahu Ekber hani onun böyle zikretmesi hani Allah en büyüktür manasında bunu söylüyor. Şimdi bunu normalde nasıl bir kimse Allah'ın büyüklüğünü, Allah'ın büyüklüğünü nasıl idrak edebilir? Bir kimse bu noktada kendi bilgisi dahilinde o büyüklüğü idrak edebilir. Bunun bir zahir bilgisi var.
Bu zahir sıfatlarının tecelliyatını öğrenebildiği kadar. Bir de bunun kalbi bilgisi var. Onun kalbinin aldığı tecelliyata bağlı. Şimdi Allah'ı en fazla bilen peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, o miraçta o ne kadar bu konuda Allah bilgisi ona ulaştıysa, onun ulaştığı noktayı da kestirebilmemiz mümkün değil. O yüzden buradaki Allah'ın büyüklüğünü idrak etmek kişinin Allah bilgisiyle alakalı. Burada birisine desek ya Allah'ın büyüklüğünü nasıl hissedebilirsin? O herkes bir şey söyler. Ama buradaki şey şu, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, bu benim anladığım tavrı şu, yani bunu kelimelerle, lafızlarla, bunu anlatmaya kalkmak, Allah'ın büyüklüğünü anlatmaya kalkmak, bu noktada, hani, yetersiz.
Bunun yine Cenab-ı Hakk'ın, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, vahyetmesiyle, bir tek kelimede toplanmış Allahu Ekber. Kişiden kişiye değişir mi o zaman? Anlamı, anlamı, anladığı değişir. Anladığı değişir. Allahu Ekber'den o kimsenin anladığı değişir. Allah'ın Allah'lığı değişmez. Yani mesela, birisi bir bardak kadar seviyor, birisi bir koba kadar seviyor. Haşa demez mi? Daha büyük Allah, sen bunu yanlış biliyorsun demek, doğru değil. Doğru değil. Kabı, onun için bardak kadardır, bir damla fazla koysan, taşar onunla. Nereden bileceksin? Bir sorun daha var efendim. Resulullah Efendimiz diyor ki, siz de daha önceden söylemişsiniz bu hadis-i şerifi, ruhlar aleminde birbirini sevenler, bu dünyada da birbirini severler.
Biz, siz bizi sevdiğiniz için mi buradayız? Biz sizin hayaliniz miyiz burada? Bunlar boş muhabbet. Kim kimi sevdi, Allah sevdirdi. Boş ya. Yani bunu böyle, bunu çözümleyince, elimize bir şey geçecek mi? Hiçbir şey geçmeyecek. Burada, bunu böyle, bunun üzerinde işte, bazıları üzerinde bir sürü sözler söylemişler. İşte, Mürşid-i Kamil onları sevdiği için onlar onu sevdi. Kimisi demiş, o onu öyle olduğu için sevdi, o onu öyle olduğu sevdi, sevdiği için oldu. Şimdi bir şey söyleyeceğim, herkes batacak, söylemek istemiyorum. Ya, Mürşid-i Kamil'in sevgisini kim kaldıracak? Kim çekebilecek onu? Bu, aslında ayrı bir kibir. Yani o kimse, kendinde bir şey gördü, Mürşid-i Kamil beni sevdiği için, ben onu sevdim.
Kimsin sen ya? Veya işte, Mürşid-i Kamil seni sevdiği için, sen onu seviyorsun. Mürşid-i Kamil'e dönüm söylüyorum ona. Sen kimsin kardeşim ya? Ruhlar aleminde Cenab-ı Hak, insanların birbirlerini sevdirmiş, birbirlerini sevdirdiği için, burada da insanlar birbirlerini seviyorlar Allah için. Bunun altını üstünü kurcalamak, ruhlar alemine dönecek. Dön bakalım ruhlar aleminden haberin varsa, orada kim kimin etrafında toplanmış, biliyor musun? O Mürşid-i Kamil'e sormalı. Sen kimi, kim seni sevdi de Mürşid-i Kamil oldun? Kendinden bir şey görme. O zaman bunu bir silsile silsile, silsile silsile gittiğimizde, hiç kimsenin söyleyecek bir lafı yok.
Yani onun şeyhini de birisi sevdi, onun şeyhini de birisi sevdi, onun şeyhini de birisi sevdi, onun şeyhini de birisi sevdi. Sıraladığımızda, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya kadar dayandı mesele. Bu manada, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya dayanıyorsa, bütün hepsi de, hiç kimsenin birbirine laf söyleyecek noktası yok. Herkes otursun, işini yapsın. Evet. İnsanlar bir, hani, bir üstadın, bir Mürşid-i Kamil'in, halakasında oturduğunun, hamdini nasıl icra ederiz diye, onu düşünsün. Ama şu var, yani, o beni sevdi, ben buradayım, sanki sorumluluktan kurtuldu. Hani, sen sevdiğin için buradayız biz.
Eee, bütün iş sende o zaman, bizde bir iş yok. Efendim, hadis-i şerifte, Allah'ın yüz rahmeti vardır, bir tanesini yeryüzüne indirmişi, 99'u kendisindedir. Buradaki verilen sayı, haşa, Allah'a sığırlamak olmaz mı? O zaman için, Arap dünyasında, orada meseleyi anlaşılması için, böyle sayısallar konuşulmuş. Hani işte, yüz en büyük rakam, ondan sonra, mesela bin en büyük rakam, örneğin, yani onun, sonra onun katları söylenmiş hep.
Bakın, en büyük rakam bin. Binin katları var sonra. Bu, normalde Cenab-ı Hakk'ın, rahmetini sayıya, eee, bölmek mümkün değil, müteşabih bir mesele. O yüzden, hani, Allah'ın yüz rahmeti var dediğimizde, bu böyle, insanların anlayabilmesi için, konuşulmuş bir söz. Cenab-ı Hakk'ın, rahmeti, sonsuzdur. Teşekkür ederim efendim. Efendim, kötülük ve iyilik, iki zıt kavram, fakat birbirini kıymetlendiren kavramlar. Daha doğrusu, iyiliği kıymetlendiren kötülük. Kötülüğün yayılımı, bulaşıcılığı noktasında, iyilikle kıyasladığımızda, kendi üzerimizden de, örnek verirsek, kötülüğü çok çabuk işleyebiliyoruz. Hiç hesapsız. Fakat, iyiliği işlerken, hayrı işlerken, bu noktada, aynı kuvvette, aynı şeyde olamıyoruz.
Yani, tezimiz yanlış olmasın, bu muhakkak ki nefistendir, buyurduğunuz gibi. Lakin, biz bu çıkışımızı, bu ayrımı, nasıl, kendi içimizde çözebiliriz? Cehennemlik olanlar, kötülükleri çok rahat işlerler, kötülüğe aşinadırlar. Cennetlik olanlar da, cennetlik amelleri çok rahat işlerler, cennetlik amelleri aşinadır. Bir cehennemlik bir kimseye, cennetlik bir amel işlemek, çok zor gelir, zorlanır o.
Cennetlik amel işleyen bir kimseye de, cehennemlik amelde zorlanır. Tabiri caizse patinaz eder. O yüzden, ama cennetlikler, cehennemliklerden, her zaman için çok azdır. Çok azdır. Çünkü çok azınız iman eder, der ayeti kerimede. Öyle olunca, biz etrafımızdaki kötülüklere bakarız. Yani kötülüğün gerçekten, çok hızlı yayıldığını, hızla kötülüğün yürüdüğünü görürüz. Bu insanın, bireyin kendi nefsinde, ailesinde, sokakta, bu her yerde aynıdır. Çok hızlı yürür kötülük insanda. Çünkü bütün şartlar, kötülüğü işlemeye müsaittir. Kötü olmaya müsaittir. Bütün şartlar. Öyle bir, zamanda yaşıyoruz şu anda. Yani normalde, yani bir kimse örneğin, kumar oynasa, ondan sonra, hiç kimse, onun, kerih görmez.
Hele yeni başlamış. İstanbul'da duydum onu da, cep telefonlarda yeni bir kumar türü varmış. Ne şeker mi dediler, ne dediler ona? Bilenler elini kaldırsın. soracağım çünkü. Neyi o? Kumar türü. Kim oradan birisi el kaldırmıştı?
Söyle. Mesela bunu, bana İstanbul'da, sohbet ederken, Ahmet Eczar'la filan arkadaşlarla orada. Ben böyle ağzım açık dinledim. Ondan sonra, dediler ki, bütün cep telefonlarında çok rahat bir şekilde indirilip oynanıyor dendi. Ondan sonra, hatta böyle, daha ileri söyledi. Hiç ummadığımız insanlar oynuyor dedi. Ondan sonra, ben bunu böyle, laf şimdi buraya gelince, arkadaşları uyarmış olayım. Sakın ha! böyle bir uygulama filan çocuklarınızın telefonlarında, etrafınızdakilerin telefonlarında var ise, onu kısa yoldan döndürün geri.
Kısa yoldan. Allah muhafaza eylesin. E şimdi haram işlemek çok basit. Veya harama gitmek çok basit. Yani normalde, geçen bir, kardeşlerden, bayan kardeşlerden birisi, bir ilaç sordu bana. Onu bizim Ömer'e yönlendirmiştim. Şey diye, ne o? Bizim, ben ona kırıkça kıkça diyorum, ortopedist Ömer'e. Dedim, git bir o baksın. Ömer bir tane ona bir ilaç yazmış. Demiş, bu en düşük dozla. böyle demiş, kas gevşetici bu. Ondan sonra bunu kullanabilirsin filan demiş. O kardeş de dedi ki, ya böyle bir şey bana yazdı. Ne yapayım dedi. Ben dedim, ver bakayım. Yazdım, ohooo, onun yüksek dozdaki ilimler, İstanbul'da adrese teslim, şey, uyuşturucu olarak kullanılıyor.
Sonra baktım, İstanbul'da adrese teslim, esrar, adrese teslim, ne o? uyuşturucunun her türlüsü. Bildiğiniz, Telegram'da sayfa kurmuş adam. Adrese teslim. Ya onları ben görüyorsam, örneğin işte, devletin güvenlik kuvvetleri de görüyordur. Polisi, jandarması da görüyordur. Hayret ettim, dedim ya, nasıl böyle rahat bir şekilde ilan vermişler, reklam vermişler. Yani adam, dese ki, şu adrese, şunu getirin, kuryeyle geliyor bir de. O saatten sonra, kuryelere de böyle, şey gözüyle bakmaya başladım. Hani, şüpheyle bakmaya başladım. Çünkü arkasına bir tane, trendöl yazan, koşturuyor. Veyahut da, go getir, veya bilmem ne, bir sürü kurye var. E şimdi, harama ulaşmak, o kadar basit ki, bu zamanda.
Haram o yüzden, hızla yayılıyor. Hızla yayılıyor ve, önü alınamaz bir şekilde yayılıyor. Bakın, önü alınamaz bir şekilde yayılıyor. Ben böyle, gerçekten, bu konuda hayretler içindeyim. Hayretler içindeyim. Hayatım boyunca, ümitsizlik nedir? Hani, böyle kalbime dokunmadı, dokunmasın diye, kendimi muhafaza etmeye çalışıyorum. Ümitsizlik dokunmasın diye. Gerçekten çok zor. Ve bir de, hani bu kadar haram, oluk oluk işlenirken, oluk oluk haram, oluk oluk işlenirken, acı bir şey. Biz geçen hafta, cumartesi, aşureyi iptal ettik. Yani, 7-8 tane polis arabası gelmiş oraya. Hani aşure var diye, oraya gelmiş. 7-8 tane vardı değil mi?
Orada gördüğümüz. Bir de çevrede olanlar vardır. Kendi kendimi düşündüm. Altı üstü bir kap aşureye dağıtacağız. Aşure ya, aşure. Bunu kabullenemiyorum böyle kendi içimde. Bakın, bunu kabullenemiyorum. Halbuki biz, kendi içimizde, hani, Cafer'le böyle bir istişare ettik, ondan sonra. Dedim, Cafer, hani orada uğraşmayalım. Sıcak, toz, toprak, kadın, çoluk çocuk dedim, sıkıntı oluyor. Dedim, düğün salonunda yapalım. Yani biz, Cenab-ı Hak bize isabet ettirmiş. Yani biz, bir de yayınladım bir de, iptal edilmiştir. Düğün salonunda olacak dedim. Yine de, kafalarında bir soru işareti var. Yani, yedi sekiz tane polis arabası orada, polisler orada.
Ve söylüyoruz, aşure yapılmayacak diyoruz. Yani geldiğimiz noktaya bakın. Yani bir topluluk var, aşure dağıtacak. Olanca polisi yığıyorsun oraya. Ya memlekette, memlekette kan gövdeye götürüyor. Memlekette haram, oluk oluk akıyor. Her yerde, oluk oluk haram akıyor. Hem de, gayr-ı meşru bir haram akıyor. Hani haramın bir de meşrusu var ya, haramın meşrusu ne? Çok affedersiniz. Hani, bilmem ne evleri. Onu meşru hale getirmiş. Ne? İşte devlet, kumar oynatıyor. Ne o milli piyango, yok spor toto, yok loto, yok şusu, yok busu, bir sürü şey daha arttı. Yani bu illegal haram. Pardon, legal haram. Bunlar legal haram. Yani devlet bildiğiniz, kumar oynatıyor. Devlet bildiğiniz, kerane işletiyor.
Devlet, devlet bildiğiniz, genel evinde, kerane de, kendi vatandaşın netini satıyor. Bu, vergisi ödenmiş, legal haram bunlar. Görmüyor kimse, görmek istemiyor. Konuşmak istemiyor bunu. Dile getirmek istemiyor. Oteller ona keza, randevuları ona keza, gece kulüpleri ona keza, meyhaneler ona keza, barhaneler ona keza.
bunu ne devlet görmek istiyor, ne de çok özür dilerim, ben Müslümanım diyenler görmek istiyor. Ama burada şimdi birazdan Allah diyeceğiz. Başlıyorlar, bu peygamber böyle yaptı mı? İslam'da bu var mı? Ulan İslam'da kerhane yok, İslam'da meyhane yok, bar yok, saz yok, caz yok, faiz yok, çıplaklık yok. Ulan sen bunlara ne konuşmuyorsun? Konuşmuyor. Konuşamaz ki. Buna laf söyleyemez. Çünkü gider oradan birisi, bir şikayet eder, gidecek savcının önüne. Konuşamaz ki. Eşcinseller yürüyor. Bir şey yapabiliyor musunuz?
Hayır. Her yerde istedikleri gibi boy gösteriyor. Bir şey yapabiliyor musunuz? Hayır. Bakın haftalardır, itperestler, iç savaş çıkarız diyorlar, köpek yüzünden. Ya bunun açıklıyorlar, iç savaş çıkarız diyorlar. Ya bu nasıl bir algı? Bir şey diyebiliyor musunuz? Devlet bir şey diyor mu? Bak çok basit ya. Çok basit. Bu itperestler, iç savaş çıkarız diyorlar ya. Bu kadar basit açıklama yapıyorlar her yerde. Ama hiç kimse hiçbir şey diyemez. Ama iki Müslüman bir şey yapacak.
Hani aşure dağıtacak ya, aşure ya. Ya hafzalam almıyor. Almıyor bunu. Hafzalam almıyor bunu. Hani sen, emniyeti oraya yıkıyorsun. Hafzalam almıyor bunu. Ya memleket elden gitmiş. Yani, benim yıllardan beri söylediğim şey, haramların hepsi de, serbest ve legal hale gelmiş. Ne kadar haram var ise. Hukuk buna göre düzenlenmiş. Allah'ın ne kadar emri varsa, hepsi de yasaklanmış. Yani böyle, aman, bir de başımıza iş açmasınlar diye, göstermelik camileri açık bırakmışlar.
koca diyanet işleri başkanı kendi yazdırmış olduğu tefsirden haberi yok. Anlayı açıkladı ya, İsa aleyhisselam öldü diye. Artık onun da gizli kamerayı aldılar herhalde. Dışarı çıkıp da tabi onun diyemiyor şimdi, savunamıyor da. E böyle deyince bütün ehl-i sünnetin komple düşüncesinin reddiye çıkmış oluyor. Birkaç gündür bakıyorum, acaba hangi alim kalkacak buna bir laf söyleyecek öyle ya, bir şey diyecek diye. Hangi ilahiyatçı kalkacak bir şey söyleyecek diye bekliyorum. Hani sayın başkan dilin sürçtü herhalde. Bak bu ayeti kerimeyi bin dört yüz yıldır böyle anlamış Müslümanlar.
Bunu diyen bir kimse çıkmadı. Yanlış başkanın konuştuğu. Yanlış ayeti kerimeyi yorumlaması yanlış. Ayeti kerimeyi peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinin üzerinden yorumlayacak hiçbir şey bilmiyorsa, gidecek hazreti peygamber bu ayeti kerimeyi nasıl yorumladı diyecek, bakacak ona göre konuşacak. Çünkü hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinde ölmedi, göğe kaldırıldı ve tekrar yeryüzüne indirileceği dair. Bu kadar. Şimdi bu konudaki hadislerin hepsini de inkar etmiş oldu. Ülke bu. Bakın ülke bu. Ülkenin Diyanet İşleri Başkanlığı da bu.
Eftal zikr fâle menehû La ilahe illâ La ilahe illâ El Fatiha mâ selavat Allahümme salli âlâ Seyyidina Muhammedin ve âlâ Âli Muhammed Âmin
Eşvâin Destur

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi