mustafaozbag.org

Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 24 Mart 2016

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 25 Mart 2016 · 56:27

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Sünnete göre mi yaşamalıyız yoksa mezhebe göre mi? Mezhepler sünnet-i Resûlullah'ın üzerine oturmuştur zaten. Genel olarak mesela örneğin Hanefi mezhebi Kur'an ve sünnete dayalıdır. Şafii, Maliki, Hanbeli mezhebi şu anda en fazla talibi olan mezhepler Kur'an ve sünnetin üzerine kuruludur.
O yüzden bir kimse yok sünnete göre mi yoksa mezhebe göre mi dediğinde normalde zaten bu kimsenin bilmediğine hükmedilir. Yoksa mezheplerin içerisinde sünnet-i Resûlullah'a aykırı bir şey bulamazsınız ki. Hangi mezhebe giderseniz gidin. İçinden herhangi bir hükmünü Kur'an'a aykırı bulamazsınız ki. Bu hadis düşmanları, mezhep düşmanları minnetin kafasını bulandırıyor.
O yüzden yoksa bu hadis mezhep düşmanı olan bu neydi bilir sizler lime lime ederler ortalığı. Onlar araştırıyorlar her şeyi. Aykırı bir şey bulsalar tef çalıp oynayacaklar. O yüzden hata var mıdır? Evet vardır. Eksiklik var mıdır? Vardır. Bir mezhebin içerisinde, kendi içerisinde de hatası, eksikliği vardır. Ama bir mezhep sünnete aykırı olması mümkün değildir.
Bunda bir kimse aykırılık göremez. Zaten Kur'an'ın, sünnetin hükmetmediği bir şeye bir mezhep imamı iştahat eder. İştahat ederken bir şeyi kendine ölçü tutaraktan, ama ayeti, ama hadis-i şerifi ölçü tutaraktan iştahat eder. Allah bize iyi eylesin inşallah. İş yerimizde Ulaş Bektaş adlı abimizin size selamun aleyküm. Selamun aleyküm. Dağ Sim adında şeytanla ilgili bilgi verir misiniz? Evin karşısındaki çatıdan bizim evi gözetlerken gördüm. Yanına kendine benzer diğer varlıkları çağırdı. Dışarıdan izlediler. Seyrek, kızılımsı, sakalı ve yanık gibi teni vardı. Şeytan şeytandır. Şeytanların kendi içinde dereceleri ve isimleri var. Ama sufiler bu kadar çok teferruatla uğraşmazlar.
Şeytan şeytandır. Birbirlerine benzer zaten onlar suret olarak da. O yüzden ismi olarak, yani normalde işte dağ simdir. Yok bir başkası, bir başka bir isim koyuyor. Bir başkası, başka bir isim koyuyor. Bu isimler Kur'an'da ve sünnette geçmeyen isimler. O esnada bu isimler o kimsenin kendi üzerine halde gelen şeytanın ismi ne dendiğinde o kendince kendi ismini söylüyor. Benim adım şu diyor ama benim adım şu dense dahi şeytan yalancıdır. O yüzden normalde onun ismini sormak dahi onun yalanına inanmak demektir. Onun adını sorsanız, adım şu dese, siz de onun adının o olduğunu inansanız, onun yalanına kanmış oldunuz. Bir sıfır mağlupsunuz.
Bunlarla iştigal eden, çok affedersiniz, kendisini bu konuda bilgiç gören, ne yazık ki tabirimi mazur görün, geri zekalılar, dakika bir gol bir yenilgiyi oradan alıyorlar zaten. Bu kardeş için söylemiyorum. Bunlarla uğraşan böyle hani cinci minci, ıvırtı zıvırcı var ya, onlar böyle şeytanlara isim koyuyorlar. Kendilerince, kendi irtibatlarında şeytan ona bir isim koyuyor.
Kendisine bir isim söylüyor. O da işte bu şu şeytan diyor. Bu şu şeytan deyince, kendince onu söylüyor. Bu tip şeylerle iştigal edenler de, genelde o şeytanın iptilasına uğramış olan kimseye soruyor. İşte şeytan o kimseyi zapt etmiş ya, şeytan o kimseyi zapt ettiğinden, hesapta onun üzerinden şeytanı konuşturuyor. E şimdi bir de Ankara'ya gitmiştik biz de, Ankara'ya gittiğimizde o kimse sözde cinni taifesiyle irtibat kurmuş.
Ondan sonra su, suyun içerisine bir tane de bir kalem gibi bir şey var, tık tık tık … vuruyor, kızıyor boyuna ne gelmiyorsunuz diye. Onları bir de isimle söylüyor. Ondan sonra ben de orada yan tarafta oturuyorum. Ben de Ayetül Kürsü'yü okudum, Geylan Hazretlerine rabıta kurdum. Ondan sonra dedim ne yapacaksa yapsın. Tabi bir türlü gelmiyor, ne cin geliyor ne şeytan geliyor. En sonunda dedi bu adamı çıkarın buradan, bu var diye gelmiyorlar dedi. Hani geliyorlar da tık tık tık tık ya, laf onların hepsi de. O bütün gaybı bilir fakat gaybını hiç kimseye açmaz ancak seçtiği her şeyi açar. Çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler saldır. Cin suresi 26 ve 27.
O esnada Musa'nın anasına onu emzir kendine zarar geleceğinden kaygılandığında onu denize bırakıver. Hiç korkup kaygılanma çünkü biz onu sana vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız diye bildirdik. Kasas sure 7. Allah'ın peygamberlerden başkasını açmam dediği gayb nedir? Hz. Musa'nın annesine ve peygamber olmayan müminlere rüyasında ve halinde geleceğe de ait ilmini açması gayb değil midir? Gayb meselesini nasıl itikad etmek gerekir? Gaybı Allah bilir, dilediğine de bildirir itikadı cin suresine aykırı mıdır? Allah razı olsun. Gaybin tecellileri, kademeleri vardır. Gaybı normalde bir kulun kendine ait bir gaybı vardır. Bize duvarın arkası gaybdır.
Öyle bilmiyoruz çünkü. Gayb bilinmeyen demek. Gayb bilinmeyen demek. Allah'ın zat-ı uluhiyetindeki olan ilim gaybdır. Henüz daha tecelli etmemiş varlık alemine. Varlık alemine tecelli etmeyen ilim gaybî bir ilimdir. Bu gaybî ilmi, Cenab-ı Hak bu gaybî ilmi, Cenab-ı Hak bir kısım peygamberlerine açar.
Bir kısım da velilerine açar. Açtığı yere kadar. Bunu bütünüyle bilmek, Allah muhafaza eylesin, mümkün değildir. Henüz daha varlığa geçmemiş. O yüzden burayı normalde bunu sadece Allah bilir. Bu henüz daha varlığa geçmemiş. Bunun ilk normalde varlığa geçmesi yakin olan halini, Cenab-ı Hak bir kısım peygamberlere, bir kısmını açar. Varlık alemine geçtiğinde, varlığa geçtiğinde, o varlığa derecesine göre, o varlığın tecelliyatına vakıf olanlar, gaybın kendi tecelliyatlarında, kendi zevklerinde, kendi manevi hallerinde aşina olurlar.
Ama o esnada o, aslında gerçekte gaybirlikten çıkmıştır. Ama kulların manevi faziletine, derecesine göre, kullar o gaybden bir şeyler, kendilerince, kendilerinin gaybinden bir şeyler öğrenirler. Mesela birinci gök semavat, nefsi emaredeki kimseye gaybtir. İkinci kat semavat, birinci kat semavattaki kimseye göre gaybtir. O zaman bir kimse, ilmel yakin noktasındaki gayb haliyle, aynel yakin noktasındaki gayb hali aynı değildir. Hakkel yakin noktasındaki gaybi bilememe, gayb haliyle, hakkel yakinin kendi içerisindeki, derecelerindeki gayb hali farklı farklıdır. O zaman Cenab-ı Hakk, dilediği katındaki gaybi, dilediği kimseye gösterir, verir mi?
El cevap gösterir, verir. Maide suresi 35. ayet tefsirinde, kul iman sayesinde küfrün karanlıklarından, takva ile günahların karanlıklarından, Allah'a yaklaşmaya yol almakla, dünyanın karanlıklarından, cihat ile de varlığın karanlıklarından kurtulur. Bu sözlerin manası nedir, varlığın karanlığından nedir, hangi cihat ile kurtulunur? Burada, normalde bir kimse iman ederse, o küfrün karanlığından kurtuldu. Küfr karanlıktır. Küfrün karşılığında, bu karanlığın karşılığında, imanın, hidayetin, aydınlığı vardır. Bir kimse, küfr noktasından iman ederekten, imanın, hidayet aydınlığına, nuruna ulaşır. Takva ile, yani o kimsenin günahlarına tövbe etmesi, Allah'tan sakınması ile, günahların karanlığından kurtulur.
Ve, Allah'a yaklaştıkça da, o kimse, Allah'a yaklaştıkça, dünya sevgisinden kurtulur. Allah'a yakınlığı ne kadar artarsa bir kimsenin, dünya sevgisi o kadar eksilir. Dünyayı ne kadar fazla severse, Allah'a olan sevgisi de o kadar eksilir. O zaman bir kimse, Allah'a yaklaştıkça, dünya sevgisinden kurtulur. Ve aynı zamanda da, cihat, o kimsenin, varlığın karanlığından kurtulma.
Varlık, o kimsenin kendi varlığıdır. Bir kimsenin kendi varlığı da, bu manada, Allah'a yaklaşmada, Allah'a vuslatta bir engeldir. Bir karanlıktır. O zaman bir kimse, fiziki olarak cihat ederse, Allah yolunda, kılıç elinde savaşırsa, o kimse, varlığını orta yere koymuştur. Ve varlığından geçmiştir. Bu işin bir tarafıdır. Bir tarafı da nedir? Nefis de olan cihattır, cihada ikberdir. O kimse de nefsiyle cihat ederse, kendisini temizlemiş, böylece de kendi varlığının karanlığından kurtulmuş olur. Doğrusunu Allah bilir. Sufilerin seyir-i sülükteki Hızır makamı ile alakalı bizi bilgilendirir misiniz?
Sufiler 5. Esma'ya geldiklerinde Hızır makamı denir. O Hızır makamında Hızır aleyhisselamla tanışırlar, görüşürler, konuşurlar. Ama Sufiler 5. makama geldiğinde de Hızır aleyhisselamla görüşmeyi, konuşmayı da o kadar çok önemsemez. O hala gelinceye kadar Sufiler için veyahut da müminler için Hızır aleyhisselamla irtibat kurmak, onunla böyle bir irtibata geçmek nedense çok önemli görülmüş.
Kendilerince bunu önemli görmüşler. Bizim de çevremizdeki eski Sufi abilerimiz bunu önemli görürlerdi. Bu fakir hiç önemli görmedi. Önemli görmeyişimin sebebi şuydu. Allah rahmet eylesin. Abdullah Efendi Hazretleri bana bir kıssa anlatmıştı. Bunu belki de başkaları da, kardeşler de bunu duymuşlardır. Ben bu kıssayı dinledikten sonra benim için hiç önemli olmadı. Zaten önemli değildi, hiç önemli olmadı bu kıssayı dinledikten sonra. Bir gün dervişin birisi bir karpuz yetiştirmeye başlamış. Karpuz yetiştirirken de onu şeyhine niyet etmiş. Gün geçmiş, devran dönmüş, karpuz olgunlaşmış. Koparmış karpuzu, vurmuş sırtına.
Yolda çıkmış, şeyhine götürüyor karpuzu. Yolda giderken işte bir yaşlı bir zat gelmiş. Demiş, evladım çok susadım şu karpuzu kessen de isek. Demiş ki yok efendim ben bunu şeyhime niyet ettim. Sana kesip yediremem. İşte biraz daha yürümüş, yaşlı bir kadın suretinde gelmiş. Biraz daha yürümüş, yok piri fani bir surette gelmiş. Hilan derken biraz daha yürüyünce derviş yine gelmiş. Demiş, evladım ya ben hızırım demiş. Şu karpuzu kes de yiyelim. Derviş demiş ki, valla hızır olabilirsin. Ama ben bunu şeyhime niyet ettim demiş. Ben ona götürüyorum bunu. Karpuz dergahtan içeri girmiş, selamun aleyküm demiş. Bir bakmış ki, hızırım diyen şeyhinin yanında oturuyor.
Selamun aleyküm, aleyküm selam oturmuş. Şeyhi demiş ki, efendim oğlum demiş. Bu sen karpuzu hızır kardeşime neden kestirip yemedin? Neden kesmedin? Derviş boynunu bütmüş. Efendim konuşabilir miyim demiş. Tabi evladım konuş demiş. Efendim ben sizi tanımazdan önce, hızır beni tanımazdı ki demiş. Ben sizi tanımazdan önce neden gelmedi ki bana hızırım demedi demiş.
Ben sizi tanıdıktan sonra demiş. Bana geldi hızırım dedi. Ben bunu dinlediğimde, bayındır da yeni derviştim ben. O zaman için etrafımızda böyle bu muhabbetler var, melamiler var. İşte kendilerini böyle çok iyi derviş görenler var. Aynı zamanda da Tire'de kendilerince uçanlar, kaçanlar falan var böyle. Baba dervişler var kendilerince. Ben bunu daha yeni, daha 3-4 aylık dervişken bunu duydum. O arada da Allah affetsin işte bana ders teklif edenler, bana işte zakirlik teklif edenler, başka dergahlardan, işte yok halifelik teklif edenler, yok ne yapma Abdullah Efendi'den ders aldın, filanca yerden sana ders alalım, fişmanca yere biz işte seni bağlayalım, gel filanca sana icazet verecek diyenler, hepsi de var.
Ondan sonra biz tabii o ara böyle iyi sufilik yapıyoruz herhalde. Allah bizi affetsin, böyle dışarıdan çok çengel atanlar var. Biz tabii yolumuza devam ediyoruz. Bunu dinleyince ben, he dedim Mustafa Özbağ, demek ki senin dedim tanıcak başka bir şeyin yok, bakacak bir şeyin diyor. Hiç umuruma katmadım ben. Yok Hızır oradan geçiyormuş, yok Hızır buradan geçiyormuş, yok kapının önündeymiş, umurumda değil benim. Ta ne zamana kadar ben Bursa'ya Şeyh Efendi'nin emriyle göçtüm, göçünce böyle Cuma mübareği için bir tek zakirler arar, zakirler Cuma mübareğini mübarekler, ondan sonra da işte Cumartesi günü derste Şeyh Efendi'nin selamını iletir zakirler. Adap oydu, her Cuma görüşüyoruz, telefon açıyoruz, Cuma günleri hüsesi, işte ondan önce bir şeyh aranmaz, telefon çalınmaz, evine gidilmez, ne bileyim işte, asla irtibata geçilmez, sabah saat ondan önce.
Adap buydu, hala da öyle olması gerekir. Ondan sonra, neyse biz böyle bekliyoruz, Cuma saat on oluyor, ondan sonra telefon açıyoruz. Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam. Efendim, Cuma'nız mübarek olsun, Allah razı olsun. Şeyh Efendi'nin söyleyeceği bir şey varsa, işte şu gün geliyorum, şuraya gidiyorum, şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın, zakirlere bir talimatı varsa, talimatını verir, söyleyeceğini söylerdi. Ben de Cuma mübareği için aradım günlerden, Cuma, Cuma'yı nerede kılacaksın dedi, nerede emrederseniz orada kılarım efendim dedim. Ondan sonra, bugün Ulu Cami'ye gittim. Hem de Hızır Aleyhisselam'ı gör dedi. Emredersiniz efendim dedim ben. Ondan sonra, görür konuşursun dedi. Emredersiniz efendim dedim. Ben neyse, gittim Ulu Cami'ye.
Ben, o zaman da böyle, herkes Ulu Cami'ye doluyor ya, ben öyle çok o kadar Ulu Cami'ye gitmiyorum. Neyse gittim Ulu Cami'ye içeri, öyle devamlı benim oturduğum orada bir yer var, gittim oraya, oturdum. Hiç umurumda değil benim. Tabii bir şey böyle kalbimden asılıyor. Orada, ben yine umuruma katmıyorum. Ben de kalbimden diyorum ki, şeyhim bana gör konuş dedi. O yüzden buradayım. Hızır olmam beni ilgilendirmiyor diyorum. Biraz da gençlik var ya böyle, fazla zaten benim, ne yazık ki Allah beni affetsin, çok böyle edebim olmadı. biraz fütursuzluk, biraz böyle Allah bizi affetsin. Hadsizlik hep üzerimizde var. Tabii Cuma'yı kıldık, biz böyle o esnada da gelgitler yaşanıyor.
Ben Cuma'yı kıldım, gidiyorum, dönüyorum ben geri. Ondan sonra önümden gidiyor böyle. Dedim, ister bak, ister bakma, ister yönünü dön, ister yönünü dönme. Yönünü dönsen de, baksan da, bakmasan da dedim. Hiç umrumda değil. Hızır değil, kim olursan ol dedim. Ondan sonra bu kıssa aklıma geldi. Dedim, şeyhimi tanımazdan önce, ne sen beni tanırdın, ne ben seni tanırdım dedim. Öyle deyince, ben böyle deyince, bu tabii bana mı öyle göründü, yoksa gerçekten öyle miydi? Ben diyeyim ki, beş bin yıllık bir kılık kıyafet, siz deyin ki, on bin yıllık bir kılık kıyafet. Onca insanın içerisinde öyle bir kılık kıyafet ilgi çeker. İlgi çeker, onun daha farklı bir tavırda olması lazım. Allah alem, bize öyle göründü, öyle diyelim.
Döndü böyle bir tebessüm etti bana. Ondan sonra, ben ama gardım sert benim. Ben tebessüm bile etmiyorum öyle. Ondan sonra, hani ister bak, ister bakma deyince, döndü, baktı, tebessüm etti bana. Neyse, ayakkabılıktan, ayakkabılarını aldı. Yani Allah affetsin. Ben diyeyim ki, on bin yıllık çarık. Yani hiç unutmuyorum, gözümün önünden de gitmiyor böyle. Aldı ayakkabılarını. Çıktı dışarı. Yani buradan, bu direk kadar filan var aramız. O çıktı, ben arkasından çıktım, yok kimse. Yani ben de dışarı çıkıyorum zaten. Dedim, bu kayboldu şimdi dedim ben kendimce. Dışarı çıktım, Ulu Cami'nin orta kapısı. Yani bu çarşıya bakın kapı. Yok, neyse. Tabii bir şey oldu. Ne oldu, bir şey oldu.
Sonra tekrar. Gördün mü Mustafa Efendi, Hızır Aleyhisselam'ı? Gördüm efendim dedim. Konuştunuz mu dedi. Konuştuk efendim dedim. Maşallah dedi. Neyse, Bursa'ya geldi. Ne oldu dedi. Böyle böyle oldu efendim. Hakkınızı helal edin. Benim küstahlığım, edepsizliğim üstümde dedim. Ondan sonra, ben böyle böyle böyle dedim dedim. Ben, Şeyh Efendi böyle yapıyor. Elini kapatıyor. Hani, biliyor benim o halime. Ondan sonra, Mustafa Efendi oğlum, millet Hızır'ı görse dedi. Gider elini, ayağını öper dedi. Sen ne yapıyorsun böyle dedi bana. Ben o zaman, Şeyh Efendi'nin, daha önce, o hani, o Sufi'nin dediği sözü söyledim. Bana anlattıydı ya, bu indir daha.
Ondan sonra, dedim ki efendim, ben sizi tanımazdan önce, beni ne Hızır tanıyordu, ne Pire Efendiler tanıyordu, ne Hazreti Peygamber Efendimiz tanıyordu, ne geçmiş peygamberler tanıyordu, ne gökten tanıyan vardı, ne yerden tanıyan vardı. Beni tanıyan yoktu ki dedim ben. Mustafa Efendi, gene can evinden vurdum insanı dedi. Estağfurullah efendim dedim. Gerçekten de tanıyan yoktu. Hala daha yok da, kim sevecek ki bizi? Allah bizi affetsin. Amin. Nefisle mücadele konusunda bizlere ne önerirsiniz? Nefisi en iyi terbiye yolu nedir? Haram işlemeyin, yeter. Haram işlemeyin, yeter. Birinci adım, nefsi en fazla terbiye eden için tuhaf gelecek size.
Hakkınızı helal edin. Nefse en ağır gelen şey, şeyhe tabi olmaktır. Sufiler için. Sufiler o kadar ağır gelir ki bu. O kadar ağır gelir ki. Sufi oturur, kendi kendine virkler çeker. Böyle sayısız virkler yapar. Uçar böyle onları yaparken. Şeyhi bu dersi çeksen demiş ya. Onu çekmeye gelince uykusu gelir. Böyle bir şeyi duyar ya o. Uuu filanca zat böyle demiş. Muhteşem ya. Onu yapar böyle, uçarakten yapar. Şeyhi dese ki şu taşı şuradan kaldır buraya koy. O ona ölüm gelir. Ölüm gelir.
Ben bakardım böyle bazı arkadaşlara. Ya mesela Allah beni affetsin. Birkaç arkadaşı gördüm öyle. Başka şeyhlere temanna ederken. Hani Yahudiler görmüşler ya. Yahudiler, sahabeler Yahudilerin hahamlarını olan, hahamlarını olan temannalarını görmüşler demişler ki kendi kendilerine. Yani böyle temanna edilecekse Hazreti Peygamber'e temanna edilir ya. İlk gördüğümüzde demişler, secdeye kapanalım onun önünde. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görünce hemen secdeye kapanmışlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kulun kula secde etmesi yasaklandı demiş. Kaldırmış onları secde etmesi yasaklandı.
Şimdi bizim o eski gördüğüm derviş kardeşler, o şeyhe nasıl temanna ediyorlar? Hem bunlar böyle şimdi bir çıt daha ileri gideyim hem bunlar normal derviş değil. Şeyh Efendi'nin nakib-i nükabbası böyle seyrettim. Dedim ki ya bu adam benim şeyhime böyle temanna etmiyor bu yabancı hani bir başka şeyhe temanna ettiği kadar. Bunlar nefse ağır gelen şeylerdir. İşte filanca Şeyh Efendi ona yüz tane şundan çek demiş. Teberrüken ona bir ders vermiş. O şeyhin dersini hiç aksatmayan ama şeyhimin dersini çekmeyen, şimdi de şeyhimden sonra şeyhlik bana geçti diyen insanları tanıyorum ben. Muhafaza eylesin.
Nefse ağır gelir. Nefse zor gelir. Şeyhinde eksiklik arar, kusur arar, yanlışlık arar, bir şeyden bir şey bulmak için inceletir, sorgulatır, burgalar, iğneler, bu zor gelir nefse. Ama bunu bana sorduklarında, dediklerinde nefisle mücadele nedir? Haramlardan uzak durun derim ben. Sufi için asıl önemli ikinci adım da budur. Allah muhafaza eylesin. Tarikat, tarikat ne demektir? Kelime anlamı yol, yol kat etmek demek. Bir yolu kat etmek. Bir yolu kat etmenin adına tarikat denmiş. Bu kelime manası itibariyle. Tarikat yoluna giren sufiyle, kendi kendine yol giden kişi arasında manen fark var mıdır? Bunu hep böyle şöyle tarif ederler.
Eski evliya menkübelerinde de böyle tarif edilir. İmam-ı Şibli de bunu böyle tarif eder. Kendi kendisine yol gitmeye çalışan bir kimse, herhangi bir dağlıkta, bayırlıkta, orada, burada, kendi kendisine yetişmeye çalışan bir ağaç gibidir, meyve gibidir. Aşısız olduğundan meyvesi tatlı değildir. Bir armut düşünün, aşısız. Orada, burada kendiliğinden büyüyor. O armutun meyvesi bir güzel olmaz. Bunu ben böyle en güzel örnek bizim Ege bölgesinden veriyorum. Hoş, burada da var zeytin. Zeytinler vardır. Zeytin çekirdekten yetişince ona delice zeytin denir. O normalde veyahut da bir zeytin ağacının dibinden böyle bir sürgün çıkar.
Çok affedersiniz, biz onlara o Ege bölgesinde piç deriz. Muhtar, öyle sürgünlere siz ne diyorsunuz? Biz de aynısız diyoruz. Piç mi diyorsunuz? Evet. Bak, lafız değişmiyor. Aşısız olanlar piç oluyor. Aşılı zeytine piç diyorsunuz mu? Böyle kuş, muş bir şey, hani bizim orada kara tavuk, bortak, başka ne vardı zeytin ya?
Daha fazla kara tavuk yer, bir de bortak var, başka ne vardı ya? Serçe yemez zeytin ya, serçe büyük gelir zeytin serçe. Sığırcık yer, sığırcıya da çok fazla değil. Bizim orada kara tavuk, bortaklar vardır. Böyle kara tavuk dedikleri şey tavuğa yakındır yani büyüktür böyle, bortak da büyüktür. İşte sığırcık da girilir zeytine. Ama sığırcık normalde zeytini bütün yiyemez. Kara tavuk bütün yer. Bu normalde mesela bu kuşlar zeytini gagasına alır, bir tarafa gider orada yerken veya düşürür yolda. O olgunlaşmış zeytin meyvesi bir yere düşünce toprağın altına girerse kendiliğinden çıkar. Kendiliğinden çıkınca biz ona delice zeytin deriz.
Delice. Yok bir zeytin ağacının kökünden çıkarsa biz ona piç deriz. Anladınız mı? O piç zeytinler aşılanmazsa onun zeytini hem küçük olur hem de tadı acı mı acı olur. Ne yağ çıkar ondan ne bir şey. Ancak sabunluk olur onun yağından. O deliceler de aynıdır. Ondan zeytini toplamazlar bile şeyler. Zeytini olanlar. Veyahut da onu dip zeytinlerin içerisine koyarlar. Çünkü yağı acılaştırır onun yağı. Çok acı olur. İşte bir üstada bağlı olan kimse aşılanmış meyve ağacı gibidir. Bir üstada bağlanmayan kendi kendine olacak olan da ya piçtir ya delicedir.
Onun görüntüsü ama meyve olarak gene zeytindir. Yaprakları da zeytindir. Görüntüsü. Onun zeytini hiç tanımayan kimse bakın zeytini hiç tanımayan hiç yememiş kimse o delice zeytini alsa ağzına katsa zeytin diye acısından ne yapacağını bilemez. Bilmeyen bir kimse onu toplayıp yağını çıkarırsa yağını vücuduna bile sonra süremez onu.
Ama aşılı zeytinin yağı da meyvesi de ustasının eline geçerse harika olur. Aşılı zeytini al hiçbir şey bilmiyorsan da tuzla kenarda beklet orada olgunlaşır harika zeytin olur yemeklik. İşte bir tarikata bir mürşide bağlananla bağlanmayıp kendi kendime yol gideceğim diyenin arasındaki fark budur. Ha ikisi de birbirine benzer mi?
Benzer. Kılık, kıyafet, hal, hareket böyle tavırlar benzer. Ama ve lakin tadı farklıdır. Ve gerçekten yıllar geçtikçe, yıllar geçtikçe, tecrübe arttıkça, gördüklerin, yaşadıkların arttıkça bakıyorsun kendi kendime, ben kendim bakıyorum. Diyorum ki en kötü bir şeyhten ders alan bir kimse, ders almamış bir kimseden daha edepli.
Bu tecrübe. Bakın bu tecrübe. Allah bize affetse. Kamil bir mürşide bağlanma yol giden açısından nasıl bir önem arz eder? E anlatmışız onları bu kadarlık kafi inşallah. Nefse eziyetten bahsederken ne kastedilmektedir? Oruç vakti gelmiş, yani açılacak iftar vakti gelmiş, o kimse kendince iftarını açmıyor. İftar etmek sünnet. O esnada sen o sünneti işlemeyerekten nefsine eziyet ettin. Haksızlık yaptın. Oruçluya önce iftar edilmek emredildi.
Sen oruçluya önce iftar edilmek emredildiği halde, sen kendi nefsince takva süsü verip kendine önce namazı kılıyorsun. Sünnet-i Resulullah'a uymamak nefse eziyet etmektir. Kim Kur'an ve sünnete uymazsa nefsine eziyet etmiştir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri nefsinizin sizin üzerinizde hakkı var der.
O zaman helal edilenleri kendi nefislerimize haram etmek, nefsimize zulmetmek demektir. Eziyet etmek demektir. Haramları da kendimize helal etmek, yine nefsimize zulmetmektir. Allah muhafaza eylesin. Eline sandalyeyi alan dersin ya da neresi olursa sandalyeyi koyuyor, bunu açıklar mısınız? Anlayamadım ki bunu.
Sen anladın mı? Kimin soru? Soruyu anlayamadık. Eline sandalyeyi alan dersin. Ortada sandalye de duranlar için mi?
Mübarek, sakin ol ya. Soru bana soruldu. Sakin ol. Soru bana soruldu. Evet, sandalye de oturan arkadaşlar, sütunların arkalarına geçer oturularsa daha isabetli olalım. Eyvallah. Sen doğru yerde oturuyorsun. Sıkıntı yok. Kardeşimin doktoru Celalettin Perü Bey. Buraya rüya yazmayın lütfen. Bu Belçika'daki terör eyleminden dolayı insanlar öldü, hep bizde mi olacak, biraz da onlar da olsun demek, Allah daha çok versin onlara demek doğru mudur? Ya çok doğru değil. Çok doğru değil. Gönül arzu eder ki bu tip şeyler olmasın. İnsanlar, sivil insanlar terörden ölmesin.
Bu tip şeyler yanlış şeyler. Ama onlar da devletler noktasında teröre de destek vermesinler. Hiçbir devlet teröre destek vermesin. Sabancı'nın katili, DHKVC'li terörist, Belçika'da. O zaman demezler mi Sabancı'yı siz öldürttünüz, siz katlettiniz diye?
Yani burada batının çifte standartlığı var ama bu yeni değil ki. Çifte de değil. Çok standartlı batı. Firavun yüzlü. Firavun yüzlü olunca her yüze giriyor onlar. Ama biz Müslümanlar olarak yine erdemli olmak zorundayız. O yüzden oh olsun dememeliyiz.
Biz yine bu sivil ölümlere karşı, sivil ölümlere karşı, biz İslami duruşumuzu sergilemeliyiz. Asla dinen de bu zaten haram. Anarşi yok İslam'da. Anarşi yok. İslam'ın dışındaki unsurlar kendilerince anarsist, terörist üretip, bunların arkasına geçip savaşıyorlar. Ama Müslümanlar buna cevap olarak böyle vermemeleri gerekir.
Birisi zina etti diye, biz de zina edeceğiz diye bir kaydı yok. Birisi tecavüz etti diye, biz de kalkıp da tecavüz edenlerin ırkına tecavüz edeceğiz diye bir kaydı yok. Yanlış. Yanlışı yanlış da düzeltmek de yanlış. Allah muhafaza eylesin. Ama bunların sorumlusu Müslümanların kendileri yine.
Müslümanlar Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp bunu yaşayamadılar. Öğretemediler. Bunun mücadelesini veremediler. Böylece Müslümanlar bu noktada geri kaldılar. Yönlendirildiler. Yönetildiler. Düşünebiliyor musunuz? Şimdi bugün haberleri izliyorum ben. İşte Irak ordusu ne o? Daesh'te savaşacak. Öyle değil mi? Irak'ta ordu yok zaten. Derme çatma, derleme toplama Irak'ta bir ordu toplandı. Irak'ın normalde petrollerine el koydular. Aldılar paraları. Onlara böyle inceden oradan buradan toplama eski silahları verdiler. Oyun içerisinde oyun var. Şimdi o Irak'ın derleme ordusunu iç edecekler şimdi.
Daesh'in önüne yem koyuyorlar şimdi. Daesh'in önüne yem koyuyorlar. Daesh şimdi ütecek Irak ordusunu. Ve silahları da alacak şimdi. Sanki Irak'ta savaşacak olanlar çok ciğerli savaşçılar. Bir tane kurşun atmadan Amerikan askerlerine teslim oldu ciğersizler. Bir tane Amerikan askeri ölmedi. Bir tane İngiliz askeri ölmedi. Felluce'de biraz Şia'la İngilizlerin arasında bir çatışma çıktı. Sistani İngiltere'den apar tapar geldi oraya Irak'a. Bir anlaşma bitti. Şimdi Irak'ta Şia'yla İngilizler çatışıyorlar mı?
Hayır. Irak'ta Şia'yla Amerikalılar çatışıyor mu? Hayır. Amerikalılarla hani büyük şeytandı, hani büyük kafirdi. Şia Irak'ta, Suriye'de Amerikalılarla çatışıyor mu? Hayır. Şia'nın bölgede çatıştığı kim? Sünniler. Irak'taki, Suriye'deki YPG'si, KCK'si alfabede harf kalmadı. Kimlerle savaşıyorlar? Amerikalılarla mı savaşıyorlar? Hayır. Şia'yla mı savaşıyorlar? Hayır.
Kimlerle savaşıyorlar? Sünnilerle. Kimlerle savaşıyorlar? Türkmenlerle. Suriye'deki rejimle de savaşıyorlar mı? Hayır. Kimin kimle savaştığına bakın, kimin yanında olduğunu görürsünüz. Kimin kimle savaştığına bakın.
Baktığınızda kim kimin yanında belli oluyor. Allah bizi muhafaza eylesin. Amin. E normalde PKK'da, Türkiye'de kimle savaşıyor? Sadece Türk askeriyle, polisiyle değil. Sünni Kürtler'le. Diyarbakır'da nerede çatışma var? Sur içerisinde. Sur ne? Sünni Kürtlerin ağırlıkta bulunduğu. Medreselerin. Medreseli. Ulemanın yatağı. Dağıldı mı orası şimdi? Dağıldı. Nerede savaş bizim Diyarbakır'la? Gelmedi mi savaş? Muhasebeci savaş? Buradayım efendim. Nerede? Sen ne Diyarbakır'ı bilmiyorsun fazlaların. Biliyor musun?
20 sene oldu efendim. Kaç yıl oldu? 20 sene. Hiç var mı? Gittin gezdin mi oraları daha sonra? 15 sene. Sur içi öyle değil mi? İldiğim kadarı öyle efendim. Evet. Sur içi muhafazakar kesim öyle değil mi? Evet. Sur diye bir yer kalmadı tabii orada şimdi değil mi? Evet. Neden? Bakın dikkat edin Kürtlerin. Teşekkür ederim. Kürtlerin Güneydoğu'da daha doğrusu PKK'nın Güneydoğu'da Kürtlerin yaşadığı yerlerde olay çıkardığı terör esterdiği yerlere bakın. Sünni Kürtlerin ağırlıkta bulunduğu. Şimdi böyle particilik yaptığımı düşünmeyin. AKP'ye nerede fazla oy çıkıyorsa oralarda yapıyorlar yapacaklarını. Bunun arkasında daha da var.
Bu olayları bitecek gözüyle bakmayın. Geçen derste az bir şey bahsettim. Çünkü mevcut hükümeti oyla seçimle gönderemeyeceğini Avrupa'sı da, Amerikası da, Rusya'sı da, Çin'i de, Fransa'sı da, Almanya'sı da, İngiltere'si de gördü. Şimdi bir tek, bir tek ümitleri kaldı.
Ülkeyi iyice kaosun içerisine sokup, her yerde bombaları patlattırıp, ülkeye askeriyenin el koymasını istiyorlar. Buna, buna ne yazık ki ülkenin içerisindeki bir kısım askeri ve sivil bürokratlar ve emniyet teşkilatından bir kısım grup buna ön ayak oluyor. Buna ön ayak oluyor.
Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden Belçika'daki terör olaylarını tasvip etmemiz mümkün değil. Ama Avrupa'nın da bu konuda çok yüzlü olduğunu biliyor muyuz? Evet. Bu dünya üzerinde kaosun sürmesini isteyen güçler var. Bu kaosun sürmesini neden istiyorlar?
Dünyaya şekil dizayn etmek, yön vermek isteyenler, sen bir şeyi düzgün anlamazsan, mafya vari gelir, senin ayağına sıkar ya birisi. Biri gelir, buraya bu dükkanı açmanı istemiyor senin der. Sen kim olduğunu tanımazsın onun. Sen gayet makul bir şekilde ya ben bu dükkanı açacağım, benim rızık teknem, ekmek teknem dersin. Güm ayağına bir tane sıkar gider senin. Sen kim olduğunu bilmezsin. Ama sana mesajı verir sonra birisi. İlk hastaneye kucağında çiçekle gelen der ki ya oraya dükkanı açacaksın madem filanca abiye neden danışmadın? O bölgenin abisidir.
Yok sen inat edeceğim dersen o bölgenin abisine sıkman lazım. Yarın ben gideceğim açacağım dersen tekrar gelirler öbür ayağına sıkarlar seni. Bunun mafyanın hani böyle organize suç örgütlerinin çalışma noktası bu ya, mafyalaşmış devletlerin de çalışması budur. Siz öyle devletler yok demokratikmiş, yok insan haklarıymış, yok hukukmuş, laf onların hepsi de.
Onların hepsi de laf. Halklarını kandırmak için, etrafını kandırmak için hepsi de. Irak'a demokrasi gelecek, tonlarca bomba atıldı. Suriye'ye demokrasi gelecek, tonlarca bomba atıldı. Lübnan, Libya, demokrasi gelecek, ölüyor o insanlar. Ne demokrasisi ya? İnsanlar katlediliyor. Katlediliyor insanlar. O yüzden o uluslararası deccal gücü için bombanın nerede patladığı önemli değil. Önemli olan o uluslararası deccal gücünün isteklerinin önünde herkesin el pençe divan durması. Öyle Avrupa'yla sen kalkacaksın, anlaşma yapacaksın.
İşte onlar oradan gönderecekler şeyleri, ne o? muhacirleri, sen de buradan onların istediği muhacirleri göndereceksin. İstemiyor bir güç. Diyor ki, ben onca savaş çıkardım, onca insan katlettim, onca insanları sürdüm topraklarından. Avrupa'nın göbeğine koydum. Avrupa'nın göbeğinde ben bunları istediğim anda bir İslam öğretisiyle, bir cihat öğretisiyle hepsini de canlı bomba yapar.
Avrupa'yı ateş çemberine alırım. Diyor uluslararası güç. E diyor, bunları normalde burada bir taraftan da diyor ki, bunları burada tutarsanız öyle insanız, insan haklarıyız, bunları tutalım derseniz, olmaz benim istediğim diyor. Kaos devam edecek. Bunu da bu politikaları halka inandırmak için bir alarm haydi havaalanları boşaltılıyor.
Halkın inanması lazım, böyle bir terör var. Halkın kabul etmesi lazım. Fundamentalist güçler var. Halkın kabul etmesi lazım. Bir bomba patlarsa bütün düzen bozulur. Adam Belçika'nın göbeğine, göbeğine bomba atıyor. Ya ona hiç diplomatik kanallar, uluslararası dokunulmazlık olan kanallar yardım etmeden o olur mu?
Adam Fransa'nın göbeğinde Fransa'yı kana buladı. Ona diplomatik bir yardım olmadan onu yapabilir mi kimse? Alın da nasıl geçirdi bombayı acaba? Kemerimizi değil, ayakkabımızı verince kadar. Hatta bir ara gitmekten vazgeçecektim. Hala da uçakla yurt dışına veya bir yere gitmeyi istemiyorum.
Adamı neredeyse donunu da çıkartacaklar. Böyle bir sıkı denetimden geçen bir yerde siz bir yere dışarıdan bomba götürebilir misiniz? Hakikaten sizin valizinizin aranmaması lazım. Arabanızın aranmaması lazım. Aranmaması lazım. Uluslararası kaçakçılık, uluslararası terör diplomatların üzerinden yürürüz. Onlar kart vizitlerini bırakırlar gerekli yerlere. Bize de burada çenesi kalır. Allah bize affetsin.
Fâlemenlâhûn. Fâlemenlâhûn.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi