Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 23 Ağustos 2024 · 45:43
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı, hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Rabbim nerede ümmet-i Muhammed'e zulmeden, ümmet-i Muhammed'in kanını, canını ortaya döken, ümmet-i Muhammed'i zor durumu düşüren, adaletsiz, hukuksuz, haksız davranışlarda kim bulunuyorsa hepsinde intikamını alsın. Amin. İsrail'i kahri perişan eylesin. Amin. Destekçilerini kahri perişan eylesin. Amin. Doğu Türkistan'a yardım etsin.
Amin. Onların özgürlüklerini nasip eylesin. Amin. Bütün ümmet-i Muhammed'i bir ve beraber eylesin. Amin. Bir ve beraber eyleyip kafirlere karşı galip eylesin. Amin. Ecm'e, kişi dersini çekerken ya da zikrullah esnasında içine düşen korku durumunda nereden yardım istemeli? Kur'an ve sünnet olarak ölçü nedir? Yardım eden Allah'tır. İyyâken abidü ve iyâken esta'în. Ancak ona ibadet eder. Ancak ondan yardım dileriz. Hz. Nuh'un gemisinin gök ışığında korunduğunu söylemiştiniz. Bu konuyu biraz açar mısınız?
Miraç'ta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sağ ayak baş parmağına, sol ayak baş parmağının üzerine koymasının sebebini uzun bir mevzu deyip gece sohbetinde başlamamıştınız. Bu konuyu anlatabilir misiniz? Uzun. Bunların hepsi de. zikri, üstadı, dergahı ve kardeşleri seven yıllardır düzenli bir şekilde derse gelen biri ders almak istiyorsa rüya üzerine ders alması şart mıdır?
Hayır. Rüya görmeden ders alınır mı? Evet. Erkeğin parası olduğunda Ümre'ye ilk annesini mi, eşini mi götürmesi gerekir? Allah'ı hoşnat edeceğim diyorsa annesini götürecek. Şu hatunu hoşnat edeyim de evin huzuru bozulmasın diyorsa önce hatunu götürecek.
Allah iyisi inşallah. Hadi bir soru sorun da kafamız yerine gelsin. Söyle salim. Peygamber aleyhissalatü vesselam hazretleri bir hadis-i şerifte diyor ki, Ya Rabbi bana eşyanın hakikatini göster. Biz sufiler olarak bu hadis-i şerifi nasıl algılamalıyız? İşte bu da normalde 16 ciltlik bir sohbet. Biz kafayı toplayalım derken kafayı kıracağız şimdi burada. Eşyanın hakikati varlıkla alakalı. Varlığın hakikati. Mesela ona çok kısa örnek verirsek, Cibril hadisinde sahabelerin hepsi de dıhiye olarak gördü soruyu soranı. Ama o soruyu sordu, gitti. Ondan sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, Bu gelen kimdi, tanıdınız mı?
Dediler ki dıhiyeydi. Dedi ki, hayır. O Cebrail kardeşimdi. Size dininizi öğretmeye geldi dedi. Böyle olunca, O normalde demek ki, Dıhiye gibi görünen hakikati Cibril aleyhisselammış. Eşyanın hakikati denildiğinde, Varlığın hakikati, Bir görüneni var. O görünen bizim aklımıza hitap ediyor. Bir de onun kalbi hakikati var. Ayrıyeten onun sırri hakikati var. Bir de onun ruhi hakikati var. Veyahut da ilmel yakin, Aynel yakin, Hakkel yakin hakikatleri ayrı onların. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Bana eşyanın hakikatini öğret deyince, Hakkel yakin olan hakikati söylüyor. Yani biz bunu varlık olarak, Masa olarak görüyoruz.
Ama bunun hakikati ne? Hakikati, Onu Kur'an'ı deyimiyle bakarsak, Yerin de göğün de nuru Allah'tır. O zaman, Yerin de göğün de nuru Allah'tır deyince, Bütün varlık alemi, Aslında, Ayet-i Kerime bunu açıklıyor. Varlık alemi, Nur'dan ibarettir. Ama tabi bu nurun da, Tecelliyatının, Derecesi var. Nurun tecelliyatının derecesi var. Varlığa tecelli ederken, O normalde, o yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hakikatini göster diyor. Bu dördüncü makamın halidir. Yavaş yavaş, O kimse dördüncü makamda, O hakikatleri görmeye başlar. Beşte, altıda iyice görür. Yedide, O hakikati görme, Kemal'e erer. O yüzden, Birisi cennetlik ameli işlerken, Cehennemlik olduğunu görür.
Cehennemlik ameli işleyenin, Sonunda cennetlik olacağını görür. Hakikati onun nedir? Cennetliktir. Öbürkünün hakikati nedir? Cehennemliktir. Ama normalde, O hakikati bilmeyen, Görmeyen bir kimse, Buna anlamaz. O yüzden, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Bana o eşyanın, Hakikatini göster diyor. Cennetin hakikati, Cehennemin hakikati. Aslında bunu, Hadis-i şeriflerde, Kendisi de, Bazı şeylerin hakikatini gösteriyor. Mesela diyor ki, Bir avuç toprak alıyor, Savuruyor. Cehennem sonunda bu olur diyor. O hakikati görüyor çünkü. Oysa, Başka hadis-i şeriflerde, Cehennem bütün vahşetiyle, İnsanları, Cezalandırmak için beklerken, O diyor ki, Bir avuç toprak savuruyor, Diyor ki, Cehennem sonunda böyle olur diyor.
Sonra bir çamur karıştırıyor, Diyor ki, Cehennem sonunda buna benzer. Çamur oluyor. Şimdi, Böyle olunca, Onun hakikati bu. Gerçek manada, Çamur. Veyahut da, İşte, Çöl tozu gibi. Ama, Öbür günler, Sıraladığımızda, Biz onu, Cehennemi, İlk etapta ne görüyoruz? Cezalandırıcı. Gerçekten de cezalandırıcı mı? Cezalandırıcı. Ama sonuç olarak, O da toprak oluyor. Şimdi, O yüzden, Eşyanın hakikatini göster dediğimizde, Bütün her şeyin hakikati, Bu da, O kimsenin görüşüne göre, Bakışına göre, Manevi konumuna göre, Değişir. Efendim, Bir hadis-i şerifte, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Siz Allah'a gerektiği gibi, Tevekkül etseydiniz, Sabahları, Kursakları aç bir şekilde, Giden kuşlar gibi, İşte, Geri döndüklerinde, Kursakları dolu bir şekilde, Allah sizi rızıklandırırdı.
Diyor, Bu hadis-i şerifteki, Gerektiği gibi, Tevekkül etmek, Bu tevekkül, Ne demek? Bunu, Allah'a teslim olmak. Bu, O kimsenin, Normalde, Sebepler dairesini, Terk etmesi değil. Ama, Bütün o sebepleri işlerken, Her halinde, Allah'a teslimiyet, Ona güven, Ona itaat içerisinde olması. Yani, O kimsenin, Allah'la olan bağını, Asla koparmaması. Bak, Asla koparmaması. Allah'la olan bağını, Koparıyorsa o kimse, O zaman teslimiyeti de, Kaybediyor. Veyahut da, Hani az önce diyor ya, Korku geldiğinde, Ne yapalım? Şimdi, Bunun bir kısım, Ehl-i Sufi, Buna şöyle cevap verir. Sen korku geldiğinde, Şeyhinden himmet etsin. İste. Şimdi, O bu soruyu soran, Bunu duymuştur etraftan.
Yani, Sana korku geldiğinde, Şeyhinden himmet iste. Şimdi, O kimse, Oysa, Ayet-i Kerime'de, Fatiha Şerif'te, Fatiha'da, Yani, Ne diyoruz? Ancak sana ibadet eder, Ancak senden yardım dileriz. Hz. Hz. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Dua ederken, Korkaklığın şerrinden, Şeytanın şerrinden, Kabrin fitnesinden, Dünyanın fitnesinden, Açlığın ve tokluğun fitnesinden, Değişik dualarda, Sana sığınırım diyor. Böyle olunca, O zaman, Korkaklığın fitnesindendir. Kime sığınacakmış o kimse? Allah'a sığınacak. Zikrullah yaparken, O kimsenin gönlüne düşen korku, Şeytanın vesvesesi. Şeytan, Onun kalbine vesvese ediyor, Zikrullah'ta yani. Korku veriyor ona. O da bir imtihan. Yani, O vesvesenin üzerinde, Zikrullah'ı bırakacak mı, Bırakmayacak mı?
Aslında, O esnada, Bırakmamış olsa, Yürüyse, Onun normalde, Belki de perdesi değişecek. Ama şeytan, O esnada, Ona vesvese veriyor. O esnada, Vesvese vererekten, Ona o perdeyi, Geçirmiyor. O makama geçirmiyor. Veya gece namaz kılıyor. Kimse, Gece namaz kılarken, Secredeyken, Korku geliyor. Veyahut da, İşte kıyamda korku geliyor. Veyahut da, Oturuşta korku geliyor. Veyahut da, Ona selam veriyor. Birini görüyormuş gibi, Hissediyor. Korku veriyor. Bu şeytanın vesvesesi. O esnada, O kimse, Normalde o şeytanın, Vesvesesine bakmadan, Yürürse eğer, Yürürse, O zaman, Perdesi değişecek. Makamı değişecek. Hali değişecek. Ama onu, Yürümüyor o esnada. Korku hakim kılıyor onu.
Korku hakim olunca, Kalıyor. Şimdi desen ki ona, Hani bu cevabı, Neden önceden vermedin? Vermedim. Yani o da, Neden o perdede, Kalacaksa kalacak. Onun için demek ki, O korku, Onun önüne engel olacak. O korkuyu, Aşamayacak. O da yürüyemeyecek. Orada kalacak. Bu da ayrı bir tecelliyat. Çünkü o, Şeytana müsaade eden de o. Onu imtihan eden de o. O yüzden, Orada normalde, Hani o kimse kendince, Bunu kendi dairesinde, Aşacak. İnşallah. Bu örnek verdiğiniz, Mücadeleye devam edecek, Yani zikre devam edecek. Bu, Gerektiği gibi, Tevekkül bu mu oluyor? Evet. Durmamak mı? O normalde, Bir kimsenin, Bir şeyi, Normalde, Beninki tevekkül, Böyle davranmam.
Ben diyorum ki, Cenab-ı Hak onu isteseydi, O hali atlatırdı. Yani o kimse, Ama tevekkül, Bu manada, Her şeyini Allah'a teslim etmek. Her şeyini Allah'la yürümek. Her şeyinle. Yani sonuçta, Sen dünyaları yıkacaksın, Allah isterse olacak. Allah müsaade etmedikçe, Bir şey olmaz. Ona yaslanacak o kimse, Ona dayanacak. Yani o izin verirse, Bize düşen, Bize düşen gayret etmektir, Çalışmaktır, Mücadele etmektir. Bize düşen bu, Sonuç Allah'a ait. Ha, Bizde şöyle bir kolaycılık var, Çalıştım olmadı. Ben de dedim, Hayır, Çalışmadın, O yüzden olmadı. Gayret ettim olmadı. Hayır, Gayret etmedin.
Sen gereği gibi, Gayret etmiş olsaydı, Allah onun karşılığını verir. Kimin gayretine cevapsız bırakmış? Kimin tövbesini cevapsız bırakmış? Kimin zikrini cevapsız bırakmış? Kim ya Rabbi demiş de, Buyur kulum dememiş? Kim çalışmış da, Karşılığını almamış? Bu o zaman, Allah'ın üzerinde, Suizan besliyor o kimse. Yani ben gayret ettim, Olmadı. Yani Allah vermedi, Suizan besliyor. Sen gayret edersen, Allah verir. Ben bazen eski, Ben eskiyi söyleyeyim, Örnekliyim de, Millet üzerine, Fazla alınmasın, Gömmesin kendini. Ama gömerse de gömsün. Önemli değil. Yani burada, Yani sen kapı kapı dolaştığında, Derviş mi olmadı? Bizim burada olmuyor, Mustafa Efendi, Burası bayındır gibi değil.
Bir gün dayanamadım ben. Yani bayındırdaki, İçki tüketimi dedim, Türkiye'nin birincisi. Nüfus oranına göre. Nasıl? Bas be ya. Bayındır'da, Benim geliştiğimde, İçki tüketimi, Nüfus oranına göre, Türkiye birincisiydi. Gazetelere çıktı. Nüfus oranına göre, En fazla içki tüketilen yer diye. Hatta kafa yapıyordu, Bütün herkes. Tekirdağ neymiş ya? Tekirdağlılar gelsin, Burada öğrensinler, Nasıl içiliyormuş? Bilader, Koliyi hazırladık. Koli. Buradaki eskiler, Belki de bunu bilirler. Bir traktör kasası, Rakı, Aklınıza, Hayalinize geliyor mu? Adam bir düğün yapıyor, Traktör kasası, Bir traktör kasası, Tepeleme.
Rakı kolileri. İçiyorlar, Üç gün. Uykusu gelene götürüyorlar, Oraya yazmışlar, Halıları, Yatakları, Yorganları. Uykusu gelene götürüyorlar, Yatırıyorlar. Gıygıdı gıygıdı, Devam ediyor. Üç gün. Çalgıcılar yoruluyor, Yerine başkası duruyor. Ama şey bu, Ne o? Laf bu, Burası bayındır gibi değil. Ben ödemişe geçtim, Burası ödemiş gibi değil. E ben Bursa'ya geçtim, Burası Bursa gibi değil. Ne alakası var? Koş. Sen kapı kapı gittin de, Senin kapına gelme olmadı. Ne yok? Bizim tevekkül anlayışımız, Çalışmadan olacak. Bizim tevekkül anlayışımız o, Gayret etmeyecek, Koşturmayacak, Mücadele etmeyecek. Sorsam şimdi, Buradaki ben esnaflara, Kaçta dükkan açıyorsunuz?
Desem, Herkes diyecek ki, Dokuz açıyoruz. Dokuz buçuk. Sekiz açıyoruz. Sekiz buçuk. Öyle söyleyecek, En arkana açan, Dokuz açıyoruz. Kaçta açıyorsunuz Hüseyin? Dokuz. Adından kaçta açıyorsunuz? Dokuz. Ben hatırlamıyorum, Dokuzda, Acar'ın dükkanını çalışırken, Ben dokuzda dükkan açıldığını, Ben gözümü açamıyordum, Ben bakıyordum, Kaçta açtılar diye. Ben namazı kılıyordum, Giriyordum içeri, Kapatıyordum kepenkleri, Başlıyordum, Rafları fotoğraflamaya. Ben yeri sattım da, En fazla Acar'ın elemanları sevindi. Kurtuldular benden. Benim parakende dükkanım olsa, Vallahi de, Billah da, Tillah da, Dokuzda, Ben o dükkanı açmaya utanırım. Kendi nefsim için söylüyorum.
Ben utanırım. Ben dokuzda dükkana gidemem. Açamam ben dokuzda dükkanı. Benim hiçbir işim yok. Ben büroya gidiyorum, Ben sabah namazını kılıyorum, Büroya açıyorum. Açıyorum kapıyı, Komple kepengi. Diyorum içeri, Sabah şeyi, Ne o, Berekete girsin diyorum. Sabahleyin, Çünkü melekler bereket dağıtır. Allah onlara, Onlara ömreder. Der ki, Git sabah namazından sonra, Kim dükkanı açıksa, Oraya dua edin. Oraya bereket verin. Ben açıyorum, Sabah namazından sonra, Bir Allah'ın kılı diyorum, Bir dervişin birisi gelir de, Sabahleyin diyorum. Bu adam dükkanı açıktır. Bir soru sorar mı? Hiç kimse gelmiyor. Bir zikrullah paylaşıyorum. On kişi cevap yazıyor.
Uyuyor herkes. Ne olsa her vakti zikrullah, Kim de? Uykuda herkes. İyi uyumaları da güzel, Haram işlemiyorlar ya. Haram işlemiyorlar. O yüzden bizim tevekkül anlayışımız şu, Biz çalışmadan bize gelsin, Cep telefonundan oynayalım, Biz para kazanalım. Tabi, Elimizde cep telefonu, Çalışan bir kimsenin, Deyin ki çalışan bir elemana, Cep telefonu açmak yasak, Tek de işi bırakıyorlar şimdi. Kimse çalışmak istemiyor. Tutturmuşlar, Biz z şeyi ne o? Ne diyorlar? Z kuşağı. Ulan ne z kuşağı ya? 16 yaşından beri ev bakıyoruz biz.
Çalışmadığımız iş kalmadı. Biz gittik, Pamukta topladık, Pamuk çapasına da gittik, Pamuk sulamada gittik, Zeytin toplamaya gittik, Zeytin silmeye gittik, Çalıştık. Kahvede garsonluk yaptık, Mehanede garsonluk yaptık, Çalıştık. Ayakkabıcıda çalıştık, Ayakkabıda, Ne o? Kalfalık yaptık, Orada çıraklık yaptık, Ayakkabı satışında, Mağaza yönettik. Bizdeki tevekkül şu, Oturacak o arkadaş, Ona gelecek. Yok öyle bir şey. Öyle bir hayat da yok. Tevekkülü öyle anlıyor. Yok kardeş, Sabahleyin erkenden kalkacaksın, İşine bakacaksın. Sabah namazından sonra, Yatan adamdan hayır gelmez. Adam dediğin sabah namazında kalkar, Sabah namazından sonra bir daha yatmaz.
Sabah namazından sonra gider, Sabah namazında kalkar, Kahvaltısını yapar, Ne yapacaksa yapar, Hanımını da kaldırır. Kalk der, kalk. Hayırlı adam odur, Sabah namazında hanımını da kaldıracak. Çalışacak, Adam sabah namazından sonra hareket halinde olacak. Sabah namazında adam yatıyor, Kadın yatıyor, Çocuklar yatıyor, Hane komple yatıyor. Adam sabah namazından sonra, Burada kahvaltı yapan, Hiç kimse yoktur. Evinde. Sonra iş yerine gidiyorlar, Ellerinde iki tane poğaça poşeti, Sallaya sallaya iş yerine gidiyor. İki tane poğaça elinde, Veyahut da simit, Her gün bir de değiştiriyor, Bir poğaça, Bir simit, Bir açma, Ne var başka Bursa'da, Bir tahinli, Tabi bir bakıyorsun, Abdal'ın önünde kuyruk var.
Kuyrukta kadın yok, Sırf adam, Kapalı çarşıya, Yürüyecek olan, Abdal'ın önünde kuyruk, Oradan simit alacak, Poğaça alacak, Bir şey alacak, Gidecek, İş yerini açacak. Eee, Hanım nerede? Hanım uyuyor. Hanım da, Ne o? Yorganın altından böyle, Bir parmağını çıkaracak, Elini çıkarır, Su üşütür, Parmağını da güle güle, Diyecek, Ona o da gidecek. Hayat böyle. Fırınların önü, Simitçilerin önü, Ne bileyim, Poğaçacıların önü, Sabahleyin doluysa, Adamların adamlıkları kalmamış, Kadınların da kadınlıkları kalmamış. Velhat da halin amin. Mevzu başka oradan başka yere geçti. Bir ara o arkadaş içimizde şimdi, Onun hanımı böyle şikayet ediyordu, Bu arkadaşa dedim ki, Bunu sabahleyin dedim, Götür bir tane dedim, Besaş ekmeğin önünde kışın, Beklet dedim, Değil mi?
Ona dedim ki, Git, Burada şimdi o arkadaş da. Bunu dedim, Sabah namazında götür, Besaş ekmeğin kuyruğunda beklet dedim. Orada arabanın içerisinde görsün bir dedim. İki gün, Üç gün götür dedim. Sabahın o soğuğunda, İnsanlar yokluktan Besaş kuyruğunda, Bir kuruş ucuz ekmek alacağım diye. Eee, Şimdi hem yatıyor o sıcacık yatakta, Hem parmağınla böyle güle güle diyor adama, Hem bir de şikayetçi nankör kadın. Sabahleyin erkenden işe giden, Kocasını aç gönderen kadın, Kocasını işe aç gönderen kadın, Sonra kocasına sıcak poğaça, Yapan bir kadın olunca, Kocasına bir sıcak börek yapan olunca, Televon açıyor. Mustafa Hoca ile mi görüşüyorum? Estağfurullah ben hoca değilim buyurun. Eşim beni aldatıyor. Ben soruyorum.
Gördün mü zina ettiğini diyorum ben. Hayır diyor. Dört tane şahit var mı diyorum, Adamın zina ettiğine dair. Hayır, İftira ettin diyorum kocana. Hele birisini hiç unutmuyorum. Ben soracağım, Sen cevap ver dedim. Evet dedi. Allah'ına dinle, İmanına söyle dedim. Adam kaçta gidiyor işe dedim. Ben yedi buçukta dedi. Sen kaçta kalkıyorsun dedim. On, on bir gibi dedi. Adama kahvaltı yaptırıyor musun dedim. Ben hayır dedi. Erken gidiyor çünkü dedi. Adamın suçu erken gitmek. Gitmesin erken ya. Tabii otursun ya. Kahvaltı yapacak adam. Kim gidiyor? İşe gitsin. E dedim. Peki akşama geliyor dedim. Akşam geldiği zaman dedim ben. Akşam geldiği zaman. Yemeğin hazır.
Mutfakta. Basan hazır. Her şeyin hazır. Sen dedim kokulanmışsın, süslenmişsin, giyinmişsin. Öyle mi karşılıyorsun adamı dedim ben. Hayır dedi. Dedim mutfakta dedim yemek kaynıyor, kızartma oluyor bilmem ne oluyor. Senin de üzerinde dedim ben. Senin de üzerinde çamaşır suyu dökülmüş eşofmanlar var değil mi dedim ben. Ne var bunda dedi. Evet dedi. E tabii. Ben dedim vallahi de billahi de aldatmazsa o kadını adamın hakkı dedim ya. Adam para kazanacak. Normalde evin bütün iaşesini sağlayacak. Yiyeceğini, giyeceğini, içeceğini alacak. Elektroni, suyunu, doğalgazını ödeyecek. Bütün parasını, pulunu, her şeyini karşılayacak. Sen adamı sabahleyin uğurlamayacaksın.
Kahvaltı da hazırlamayacaksın. Ondan sonra normalde adam akşama gelecek. Sen akşama geldiğinde çamaşır sulu ondan sonra paçoz bir eşofmanla adamı karşılayacaksın. Orada yemek kaynıyor da. Yok şu olacaktı, yok bu olacaktı. Kaçta yiyorsunuz yemeği? Dokuz buçuk, onda mı yiyorsunuz? Ben anca hazırlanıyor dedi. Allah bizi affetsin. Tevekkülü yanlış anlıyoruz. Biz yapmamız gerekeni yapacağız. Sonuç Allah'a ait. Biz yapmamız gerekeni yapmıyoruz. Biz işin matematiği nedir ona bakmıyoruz. Ondan sonra kendimizce tevekkül ehli zaman. Değil. Tevekkül o değil. Benim anladığım o değil herhalde. Allah bizi affetsin. Efendim, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin zamanından günümüze kadar tasavvuf ve tarikatlar neden hep zan altında kalmıştır?
Neden? Zan altında kalmıştır. Yok zan altında kalmıyorlar. Bu son iki yüz yıldır öyle. Yani zan altında kalınacak bir şey yok. Ama bu son iki yüz yıldır batının ve içerideki batı uşaklarının kendilerince batının emriyle uyguladıkları bir strateji bu. Yoksa zaman zaman belirli zamanlarda bu tip yanlış anlaşılmalar olmuş ama zan altında kalmamışlar. Yani dört mezhep imamının dördü de hatta normalde desek ki dörtten fazla normalde bazılarına göre on altı bazılarına göre otuzun üzerinde mezhep var. Ama hadi diyelim ki ayakta kalan dört mezhep imamının dördünün de bu konuda aleyhine bir fetvası yok. Yani din, Kur'an, sünnet imamların iştahdıysa o zaman normalde Kur'an'da belli, sünnette belli, imamların iştahdında belli.
Ehli tasavvufun bir kısım böyle hani uçuk söz söyleyenler veyahut da çizgi dışı söz söyleyenlerin üzerinden böyle şeyler yürütmüşler. Bu son iki yüz iki yüz elli yıldır İngiliz stratejisi ve siyasetedir bu. İngiliz oyunudur. Çünkü normalde İslam'ın kalbi hükmünde olan ehli tasavvufu, İslam'ın aklı hükmünde olan fıkıh alemleri yani mezhebi ikisini çökertmiştir İngiliz soytarıları. Bakın İslam'ın kalbi vardır, ehli tasavvuftur, sufilerdir. İslam'ın aklı vardır, imamlardır yani mezhep sahipleridir. Ama ne yazık ki herkesin içerisine koydukları İngiliz ajanları, sonra da CIA ajanları, Mossad ajanları bu İslam'ın hem aklını bozdular hem de kalbini bozdular. Bunda da başarıya ulaştılar. Ya ben bangır bangır bağırıyordum yıllardan beri.
Bu Mossad'ın kurduğu tarikatlar var, CIA'nin kurduğu, desteklediği tarikatlar var, İngiliz M16'nın desteklediği, kurduğu tarikatlar var diye insanlar böyle hani ben böyle işte kendimce uyduruyor olmuşum gibi geldi insanlara. Tekrar söylüyorum, bakın Türkiye'de öyle bir tehlikeli yapılanma var ki CIA'nin, Mossad'ın desteklediği, sünniymiş gibi duran tarikatlar var. Bunları normalde Mossad, CIA bunları M16 destekliyor. Bunların hepsini bir çatı altında destekliyor. Bu tarikatların, bu tarikatların terörle ilgili olanları var. Suriye'de ve Irak'ta silahlandırılıyor bunlar. Bunların içeride odakları var. Bildiğiniz onlar da tarikat. CIA'nin desteklediği, Mossad'ın desteklediği, bilhassa Mossad'ın bilahare, çok özel ekiplerle, ekiplerle donattığı Türkiye'de Masonik tarikatlar var.
Bunları kimse görmüyor. Bunların adı Türk, adı Türk bunların. Bunlar özel ülkede yetiştiriliyor, özel okullarda yetiştiriliyor. Bunlar götürülüyor İsrail'e, İsrail'in, Mossad'ın özel servislerinde yetiştiriliyor. Tekrar Türkiye'ye getiriliyor. Bunlar genel müdür oluyor, bakan oluyor bunlar. Evet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde bunlar bakan oluyor. Bunlar genel müdür oluyor. Bunlar yüksek bürokrat oluyor. Seninle beraber namaz kılıyor bunlar. Şimdi belki de gelse birisi buraya, bizle beraber zikrullah yapar. Bunlar Kur'an-ı Kerim'i de okuyorlar. Aldanıyor bu millet. CIA'nin desteklediği cemaatler var, tarikatlar var. CIA destekliyor. Parasını, pulunu CIA'ya veriyor.
Evet, bunlar o yüzden büyüyorlar. Bunlara geliyorlar, işte filanca ne o, yayın evine gidin sizin kitabınızı bastıracaklar. Bastırıyorlar. Filanca gidin şunu yapacaklar, yapıyorlar. Bunların burunları kısık zaten. Tutmuşlar bunları. O yüzden hepsi de var. Bangır bangır bağırıyorum. Diyorum ki ya, tekkeyi kime verdiler? Bizden aldılar, kime verdiler? Merkezi Londra'da olan Uluslararası Mevlana bilmem ne vakfına verdiler. Merkezi nerede? Londra'da. Bitti. Kime verdiler?
Şarkıcıya verdiler. Kim vakfın adı ne? Türk musikisi bilmem ne bilmem nesi. Bunu ben konuşunca bana da kızıyor herkes. Diyorlar, nasıl böyle söyler? Haydi ona bir şey bulalım, arkasından bir şeyler yapalım ona. Araştırıyorlar, karıştırıyorlar. Oradan bir şey buluyorlar. Haydi veriyorlar mahkemeye. Olmadı birisi, İstanbul'dan birisi şikayet ediyor. Filan pişman. Neden yapıyorlar onu? Evet, tekrar söylüyorum. Bu ülkede, bu ülkede, bu topraklarda CIA'nin, Mossad'ın, M16'ın kurduğu, işlettiği, yürüttüğü, desteklediği, tarikatlar var. Diyeceksiniz ki devlet ne yapıyor?
Devletin içinde de bunların odakları var, elemanları var. Bunların MIT'in içinde de adamları var. Askeriyenin içinde de adamları var. Bütün bakanlıklarda bunların adamları var. Adliyenin içinde de, hukuk sisteminin içinde de var bunların elemanları, adamları her yerde var. Şimdi tarikatlar deyince, zannediyor, herkes şunu zannediyor. Yani bir tek bu Kadir-i, Rufa-i, Bedevi, Duz-ı, Kişazeli bunlar var. Değil kardeşim, Alevi tarikatları var. Dinsiz her biri. Dinsiz olan Alevi tarikatları var. Hadi gidin, araştırın hadi. Bu memleketin unsuru, bu memleketin unsuru iyi. Tarikatı kapatacaksan onlar da kapat hadi. Onlar ne kapatılmadı? Tekke ve zaviyeleri kapattın, kapattın.
İyi hadi, o normalde Alevi zaviyeleri neden kapanmadı? İyi tekke ve zaviyeleri kapattın, kapattın. Mason tarikatları neden kapanmadı? Çünkü Cumhuriyet döneminde normalde 3 aşağı 5 yukarı Mason olmayan Başbakan veya Mason olmayan bakan yoktur. Bakın Mason olmayanı bulmak zor. Ya Osmanlı'da koca Şehli İslam Mason. Osmanlı'da koca Şehli İslam Mason. İslam dünyasının alkışladığı, ayakta tuttuğu, hatta onun görüş ve düşüncelerini böyle kamikaze gibi savunarken Afgani var. Mason, Abduh var Mason, bildiğiniz Mason. E Abduh'un, Afgani'nin görüşlerini benimseyen siyasi partiler var.
Milli görüş var, adı Milli Görüş. Bunu şimdi böyle söyleyince de kızıyorlar bana. Afgani'yi kim tanırdı? Siz tanıttınız. Abduh'u kim tanırdı? Siz tanıttınız. Anlattınız? Gelin. E şimdi Milli Görüş'ün içinden çıkan, Refah Partisi'nin içinden çıkan AK Parti'nin içinde yok mu sanki? Afganici var. AK Parti'nin içinde hadis inkarcıları var. AK Parti'nin içerisinde mezhep inkarcıları var. Oldu molası var. Var. E CHP zaten son dönem gitti, Alevi Partisi oldu. Var. E ne olacak şey, Süleymancılar Meydan'da, Nurcular Meydan'da, birisi diyebiliyor mu cesaretle? Bizim hiçbir siyasi kliğimiz yok.
Bizim hiçbir siyasi partiyle bir bağımız yok. Biz Kur'an ve Sünnet, Vatan Millet noktasındayız diyenini duydunuz mu? Diyemezler. Sebep, hepsinin de yularları, hepsinin de ensesinden tutmuş birileri. Yarın AK Parti gider, işte B Parti gelir, hepsi de B Parti'nin arkasında dizilir. Neden dizilir biliyor musunuz? Ağababaları der ki, bu partiyi destekleyeceksiniz. Ağababaları der ki, bu partiyi destekleyeceksiniz. Hepsi gider tıpış tıpış o partiyi destekler. Ağababaları der ki, böyle İslami cemaattir, değil mi orası? Ağababaları der ki, bu seçimlerde CHP'ye uyarıyoruz. Herkes CHP'ye uyarır.
Ağababaları der ki, AK Parti'ye vereceğiz, hepsi de AK Parti'ye verir. Verir. Şimdi o cemaatlere, o tarikatlara müntesip olanlar, hop oturup kalkıyorlar. Ben böyle söyleyince. Ne oturup kalkıyorsun kardeşim? Sana CHP'ye oy ver dediler de, vermedin mi? Vermediyse dahi çıkıp orada bağırardın. Hop kardeş ya, biz kırk yıldan beri neyin mücadelesini veriyoruz? Şimdi gidip CHP'ye mi oy vereceğiz deseydin? Diyemezsiniz. Diyemezsiniz. Diyemezler. Neden? Kökleri dışarıda. Kökü içeride olan da böyle bizim Kur'an sünnet tarihinde durursa, durursa onu daha rahat vermezler. İşin en garip kısmı da efendim, şimdi siz deyince fark ettim.
15 Temmuz'da bizden başka kısıklı meydana gelen yoktu. Yani ben orada görevliydim, düşündüm az önce siz derken. Hiçbir grup, hiçbir tarikat, kısıklıya, o meydana bizden başka gelen kimse olmadı. Biz... Yularını kim tutuyorsa göndermediler. Şimdi siz onu deyince... Bitti. Tekrar söyleyeyim ben bu meseleyi. Bir kimse Kur'an, sünnet, vatan, millet diyorsa, onun bu ülkede Allah'tan başka yardımcısı yoktur. Bu ülkede Allah'tan başka yardımcısı ve desteği olan yoktur. O yüzden partiymiş, purtiymiş, cemaatmiş, tarikatmış, at bir tarafa gitsin hepsinden. At bir tarafa gitsin hepsinden. Umurumda değil. Hani bu böyle fitursuzluk gibi yanıyor. Umurumda değil. Yani sonuç itibariyle ben kendi özümü biliyorum. Ben kendi bağlı bulundum, dergahımın özünü de biliyorum.
Ben kendi özümü de biliyorum. O yüzden umurumda değil. Kimden nemalanırsan, onun kılıcını sallarsın. O yüzden o millet tabii, cemaat, bir topluluk onu bilmez. O devasa binalar nereden oluyor? Benim kafam basmıyor buna. O şatafat, o lüks nereden oluyor buna kafam basmıyor benim. Biz şuraya başımızı soktuk Allah'a hamd ettik. Senede birkaç sefer patlıyor, çatlıyor. Ha caver? Her taraf rutubet. Biz şuraya kafamızı soktuk. Yani böyle konuşmak istemiyorum. Ahmet Açar'dan Allah razı olsun. Yani gerçekten adam fi ise bilillah verdi. Alın, kullanın dedi. Kullanıyoruz burayı. Sormuyor bile.
Diyorum tapusunu al benim üzerimde kalmasın. Ne oldu baba? Rahatsız mı oldun? Diyor. Oğlum rahatsızlık yok diyorum. Ölüm var, kalım var. Ben başlar babaya. İyi, başlar ya. Şimdi Allah'a hamd ediyoruz. Diyoruz ki ya bir yer oldu. Cenab-ı Hakk'a hamd olsun. Çık diyen yok. Ne o? İki bin lira, iki bin beş yüz lira kira öderken yedi bin beş yüz lira isteyen yok. Sonra yedi bin beş yüz lira isteyip, bir daha sonra geriye torunistan edip, yani bir de işte kaç yıldır böyle ödediniz, şu kadar ödemeniz lazım, şu kadar borcun var diyen yok. Şimdi bu yaşananları kimse bilmiyor. Bunları yaşarken biz hani Allah rızası için, Allah için yol devam etsin, dergah devam etsin, zikrullah devam etsin diye mücadele veriyoruz.
Yok çıkın, haydi eşya toplanıyor, çıkıyor. Haydi yok girin, ben öyle demedim, yanlış anladık, tiyansın. Haydi bir daha toplanılıyor. Kolay değil bizim işlerimiz. Hiç unutamadığım şeylerden birisi bizim Adnan'ın babası, kulakları çınlasın, Allah şifa versin inşallah. Benim Bursa'ya geldiğimde ilk beni fethedenlerden birisidir. Biz böyle yine bir Bodrum'da ders yapıyoruz. İlk defa geldiler böyle baktı ortalığa. Dedi ki bir tane daire var, paylaşmadık dedi. Geçin orada ders yapın dedi. Orayı verdim size dedi. Hiç unutmuyorum bunu ben. Bir sevindik, bir sevindik, gittik daireye. Cennet bahçesi geldi bize. Haydi zikrullah'a başladık orada. Kira istemiyor, para istemiyor, pul istemiyor.
Ders yapıyoruz orada. Nereye kadar? Mal paylaşıncaya kadar. Malları bir paylaşıma girdiler. Ulan ertesi gün duyduk ki dergahın bütün eşyalarını sokakta. Bunları yaşadık biz. Dediler ki dergahın eşyalarını sokakta ne? Sokakta ne oldu? Ondan sonra orası filanca kardeşe düştü. Dergahın eşyalarını sokağa attılar. Biz dergahın eşyalarını sokaktan topladık. Kaldık. Hiçbir şey demedik, ağzımızı açmadık. Tabii bunu biliyorum ya ben. Bir de o paylaşım esnasında haksızlığa dedim ki burada haksızlık var. Adnan'a söyledim. Adnan burada sizi ütüyorlar dedim. Haksızlık var. Dedim git babana konuş. Haksızlık var burada dedim. Tabii bu böyle konuşulunca bana düşman oldular.
Adnan'a ya haksızlığı haksızlık diyeceğim. Biz bunları yaşıyoruz. Şikayetimiz yok. Cenab-ı Hak hamdolsun hiç şikayetim yok. Lütfediyor. Bakın geçen hafta Çanakkale'ye gittim. Cenab-ı Hak öyle bir yer nasip etmiş. Sıkıntılar yaşandı Çanakkale'de. Yaşanmadı değil. Ama sabır, mücadele, gayret, tevekkül. Anlatabildim mi? O sabır, o gayret, o mücadele Allah senin önünü açıyor. Harika bir yer çok hoşuma gitti. Yani böyle bizim dergahımıza yakışacak bir yer oldu. Hamdolsun Cenab-ı Hak veriyor. Gayret lazım, mücadele lazım. Yani tevekkül dediğimizde buna güzel örnek. E ne hallerde ders yaptık öyle değil mi?
Yok yukarıda park gibi bir yerde ders yap. Yok orada bir yerde ders yap. Yok orada bir yerde ders yap. Kolay değil bu işler. Nefis de kaldırmaz her şeyi. Tabi. Orada bir başkasının yanında sığıntı gibi ders yap. Doğru mu? Ya mücadele. O diyorsun ki bu Çanakkale'de gün gelecek. O yaşanacak. Ha o mücadele de o sıkıntı da yaşanacak. O sıkıntı yaşamazsan çünkü onun kıymetini bilemezsin. O sıkıntı da yaşanacak. E Cenab-ı Hak'a hamdolsun. Kolay olmuyor bizim işler. O yüzden ehli tasavvuf zan altında değil. Ehli tasavvuf kimlerin zanı altında? Mossad yetiştirmesi, CIA'ya yosması, M16 fahişelerinin zanı altındayız.
Hiç önemli değil. Bildiğiniz onlar fahişedir. Çünkü ehl-i zikre laf söyleyen, ehl-i zikre eleştiren, ehl-i zikre karşı olan kimse küfür ehlidir. Küfür ehlidir direkt. E kimler karşı? Meydanda Türkiye'de. O yüzden umurumuzda da değil. Eftali zikr fa'ale mennehu La ilahe illa El Fatiha ma salavat La ilahe illa Salli âlâ Seyyidina Muhammedin ve âlâ Âl-i Muhammed Âmîn
Ecmu'ya Destur
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.