Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 23 Mayıs 2025 · 37:25
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hakça yaşayan ve hakkı tebliğ eden, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede Müslümanların kanı, şanı, şerefi, haysiyeti, namusu, toprakları ayaklar altına alınıyorsa, Cenab-ı Hak hepsinin intikamını alsın.
Rabbim bu Siyonist İsrail Devleti'ni yerli yeksan eylesin, onların destekçilerini de yerli yeksan eylesin, Çin'i de yerli yeksan eylesin. Nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz, kanunsuz davranan varsa hepsini de yerli yeksan eylesin. Ejmeyin. Allah Kur'an-ı Kerim'de ayetinde ey iman edenler iman ediniz diyor.
İkinci kez iman kelimesi kullanılıyor. Burada ne demek istiyor? İmanda kemallerin, taklidi imandan tahkiki imana geçin. Allah-u Alem. Namazda miracımızı nasıl yapabiliriz? Namaz müminin miracı demiş. O yüzden ihlasla ve samimiyetle namazı kılacağız. Bütün ibadetlerimizde ihlas ve samimiyet olacak. İnşallah o zaman namazda mirac olacak. Gavsiye de ya gavsa azam. Kim ki ilimden sana rüyet isterse o mahçüptür, perdelidir. Kim ki rüyeti ilmin gayrı zanneder, o Rabbi görmekten güvenilmeyecek zanna aldanıp kendini beğenmişlerden olur, mağrurlardan olur. Konuyu açar mısınız?
Açacak bir şey yok. Herkes her şeyi Allah için yapacak. Başka bir şey için değil. İlmi Allah'ı bilme, Allah'ı tanıma noktasında yapacak. Birilerine cevap verme, birilerine anlatma için değil. O zaman ilmi Allah'ı tanıma, Allah'ı bilme noktasında olursa o ilim onu perdelemez. Ama yok ilmi birilerine sohbet etmek için, birilerine hava atmak için, birilerine tartışmak için, mücadele etmek için ilim öğreniyorsa o ilim ona perdeli olur. Genelde bu kastettiğimiz ilim dinle alakalı, ilahi yani aslında dinin içerisinde de Allah'ı bilme, Allah'ı tanıma ile alakalı. Çünkü Allah'ı bilme, Allah'ı tanıma ilmi farklı bir ilimdir. Hadis ilmi ayrı, ayet ne bileyim işte Kur'an'da, Kur'an-ı Kerim'in ilmi kendi içinde okumasıydı, hukukuydu, ne bileyim diğer ahkamıydı, Kur'an'la alakalı.
Bunların hepsi de ayrı ayrı ilim dalı. Bu ilim dallarını o kimse eğer ki sırf Allah'ı tanımabilme noktasında yapıyorsa o ilim onu perdelemez. Ama yok dini ilimlerde birisine aktarmak için, birisine anlatmak için veyahut da ondan para kazanmak için veyahut işte ben şunlarla tartışacağım, bunlarla ondan sonra dini tartışacağım, dinle alakalı şunu yapacağım diyorsa o ilim onu perdeler. Bu ne olursa olsun, sufiler şöyle düşünürler, senin ne yapacaksan, yemeği yerken de Allah için yiyeceksin, yedirirken de Allah için yedireceksin, zikrederken de Allah için zikredeceksin, zikrettireceksin. Sohbet ediyorsun, sohbeti Allah için yapacaksın, Allah için yapacaksın. Yani beni beğensinler, beni kabul etsinler, aman bunlar bana küsmesin, aman işte korku, bakın burada Allah için olduğu zaman bütün her şeyi sıyırcan atacaksın, hiçbir şey kalmayacak sende.
Yani Yusuf Hoca seni beğensen olacak, beğenmesen olacak. Yusuf Hoca'ya göre ilim yapmayacaksın. İşte Adnan seni beğensen olacak, beğenmesen olacak. Şahıslara göre ilim konuşmayacaksın, şahıslara göre sohbet etmeyeceksin. Ama şahısların anlamayacağı dili de konuşmayacaksın. Onlara patinaj çektirmek için de uğraşmayacaksın. Onları normalde yoldan çıkaracak veyahut da yola karşı şüphelendirecek sözler de yapmayacaksın. Allah rızası için, Allah için yapacaksın. Din samimiyettir, başka bir şey değildir. Samimiyettir, Allah'a karşı samimi ol. Samimiyettir, Resulullah'a karşı samimi ol. Samimiyettir, müminlere, müslümanlara karşı samimi ol. Samimiyettir, mümin olmasa dahi insanlara karşı samimi ol.
Din samimiyettir, insan olmasa dahi hayvanlara samimi davran. Din samimiyettir, dağa, taşa, toprağa, yeşilliğe, ağaca, denize, varlığa samimi davran. Bakın, varlığa samimi davran. Din baştan başa samimiyettir. Eğer bir kimsede o samimiyet yoksa, kendince neye karşı samimiyeti yoksa, kendi iç hesabı neyse, onun kulu olur. Din ise söz konusu, onun içerisinde dinle alakalı, onun içerisinde herhangi bir şeye karşı samimiyeti yoksa, samimiyeti olmadığı şeyin, düşünce, fikir, dünya malı, makam, mevki, buna ne derseniz deyin, o onun ilahı olur. Çünkü herkes kendince, kendi ilahına yaranmaya çalışır. Kendi ilahına.
O zaman o kimse, yani derdi onun insan toplamaksa ilahı o oldu. Onun derdi para toplamaksa ilahı o oldu. Onun derdi, oh ne iyi derviş desinlerse, onun ilahı o oldu. Onun derdi, oh ne güzel namaz kılıyor desinlerse, onun ilahı ne güzel namaz kılıyor desinler oldu. Onun ilahı, ya ben şu partiden görüneyim de, bana buradan bir makam, bir iş verirler. O yüzden ben hemen o makam sahibinin arkasında namaza durayım dedi. İlahı onun o makam sahibi oldu, o işi oldu. Allah muhafaza eylesin. O zaman din baştan başa samimiyettir. Sen normalde dini para kazanmak için yaptıysan, senin ilahın para kazanmak oldu, para oldu. Başka bir şey olmadı. Sen hak ve hakikati herhangi bir şeyden korkaraktan sustuysan, senin ilahın o korkun oldu.
Din samimiyettir. İslam dini baştan başa samimiyettir. Buradaki dinden kastım benim, bu İslam bütünü. O yüzden samimiyettir. Bir kimse bu konuda samimiyetini kaybettiği anda, hangi alanda samimiyetini kaybettiyse ilahı o oldu. Ve perdelendi. İlahı o olmakla kalmadı. Perdelendi diyoruz, perdenin, Arapçası küfür, örtü. Küfür örtmek, örtünmek veyahut da bir şeyin üstünü kapatmak.
Perde o, olumsuz noktada. Olumlu noktada perde hayrettir. Allah'ı tanıdıkça, tanımladıkça hayreti artar. O da ayrı bir perdedir. Bu olumlu noktada. Sizin kalplerinizde yetmiş bin hicap perdesi vardır. Yani yetmiş bin perde vardır. Sen her iyi amel işledikçe, güzellik yaptıkça bir perde açılır. Kötülük yaptıkça da perdeler kapanır. Rabbim bizi samimi olanlardan eylesin. Bütün Adem'den itibaren dindarların en büyük handikapı samimiyettir. Bütün, bak Adem'den itibaren bugüne kadar. Dindarların en büyük handikapı samimiyettir. Samimiyeti terk ederler. Araya bir şeyler katarlar çünkü. Allah muhafaza eylesin.
Dinen anne babanın çocuk sayısını belirleme hakkı var mıdır? Vardır. Varsa nereye göre bu sayı belirlenmeli? Herkes mali durumuna, kültür durumuna, eğitim durumuna, her şeye bakaraktan bir sınırlama getirebilir. Bu daha doğrusu babanın hakkıdır. Bu kadının hakkı değildir. Ama burada çocuk edinmeyle alakalı size okutulmayan, Müslümanların bilmediği bir dini hukuk var. Darül Harp hukuku, mesela bir baba çocuğunu Kur'an ve sünnet dairesinde yetiştiremeyeceğini düşünüyorsa, bu konuda buna hükmediyorsa çocuk edinmeme hakkına sahip. Ama evlenirken o zaman kadına söyleyecek, diyecek ki ben çocuk edinmeyi düşünmüyorum. Bu şartlar altında evleneceksen evleniriz diyecek. Kadın bunu kabul ederse evlenebilirler.
Bu Darül Harp hukukuyla alakalı. O yüzden veyahut da erkek dedi ki, ben bugünkü sistemde iki tane çocuğumu Kur'an sünnet dairesinde yetiştirip, onun iş, ağaç, eş, dini öğrenme, bunların hepsini ben bir çocuk veya iki çocuk bunları yapabilirim der, gücüm ona yatıyor diyorsa, onu da söyleyecek evlenirken. Bunların hepsi evlenirken konuşulacak şeyler. Çünkü örnekliyorum, bunu söylediğimde hükümet merkezliler çok kızıyorlar bana, çok canları sıkılıyormuş. Ben işin realitesini söylüyorum. Son 20 yılda uyuşturucunun yüzde kaç arttığını hesaplamak mümkün değil. TÜİK bunlar açıklamıyor artık. Yani 2007 ile 2013 arasındaki şeyleri okumuştum daha önce, sadece uyuşturucudan tedavi olmak isteyenler 2007 ile 2013 arasında yüzde 1800 artmıştı.
Bu şimdi uyuşturucu belası nereye kadar gitti belli değil. Ne bileyim içki, kumar nereye kadar gitti belli değil. Fuhuş nereye kadar gitti belli değil. Muhakkak devletin içinde, devlette veyahut da hükümette bu bilgiler var. Belki de infial olacak diye paylaşmıyor olabilirler. Ama ve lakin bunun nerede durduğu, nereye kadar gittiği, hangi noktada olduğu, ben birkaç böyle rapor okumaya çalıştım, bunu tespit edemedim tam olarak.
Bir de o daha önceki raporlar gibi değil, böyle değişik hesaplamalar yapmışlar. Biraz ben gerizekalı olabilirim, ben işin içinden çıkamadım. Yani mesela son 20 yılda uyuşturucu ne kadar artmış, son 20 yılda içki kullanımı ne kadar artmış, son 20 yılda fuhuş ne kadar artmış, son 20 yılda vesik almak isteyen kadınlar yüzde kaç artmış, örnek. Son 20 yılda fuhuşla alakalı devletin kayıtlarına geçmiş ne kadar artmış, son 20 yılda bulunan, yakalanan uyuşturucu miktarı ne kadar artmış, son 20 yılda uyuşturucudan ölenler ne kadar artmış, son 20 yılda uyuşturucu satıcıları ne kadar artmış, bunların hepsi de ayrı ayrı analiz edilmesi gereken şeyler. Şimdi bunlara baktığımızda, bunlara bakınca, son 20 yılda ne kadar dindarlaşma olmuş, son 20 yılda namaz kalanlar azalmış mı, çoğalmış mı, son 20 yılda Kur'an-ı Kerim öğrenenler azalmış mı, çoğalmış mı, örnek bunları.
Bunlar normalde hepsi de muhakkak hükümetin elinde veya devletin elinde bu oranlar vardır. Ama ben bilmiyorum şu anda. Birkaç böyle araştırmaya çalıştım, tam net tespit edemedim. E şimdi böyle olunca bu ortamda, yani çocukların, çocukların diyorum, cep telefonundan rahat bir şekilde kumar oynayabildiği, cep telefonundan rahat bir şekilde fuhuş yapabildiği, fuhuş yapabildiği, ülkede fuhuş yaşının 14-15'e düştüğü, bakın 14-15'e düştüğü, kız çocuklarının ortaokul çağında, büyük bir çoğunluğunun kızdığını kaybettiği, yani siz bağırıyorlar ya işte çocuk yaşlı evlilik diye,
yani ilkokula giden çocukların sevgilisi var şimdi, yani ortaokulu bitirirken çocukların büyük bir kısmı, yani kızlıkla alakalı sıkıntıları var. Tabii ülkede bunları konuşmak da gericilik. Yani siz hala da kızlık mı konuşuyorsunuz? Gericisiniz. Bunu aramak da gericilik. Tabii layık, demokratik, insan haklarına saygılı hukuk devletinde hala da kızlık sarımı konuşulacak. Yani Diyanet bir yıllar sonra, bir cuma hutbesi okudu, ondan sonra işte fuhuşla alakalı, kız arkadaş, erkek arkadaşla alakalı, dinozorlar ayağa kalktı.
E şimdi bir kimse bu noktada, bu dairede, hani ben bu çocuğu nereye kadar İslam üzerine yetiştirebilirim diye, hesaplayabilir. Evet, Cumhurbaşkanı beş çocuk yapın diyor, üçten beşe çıkardı ama, yani o çocukları eğitmek, okutmak, dinlerini öğretmek, birer meslek sahip etmek, onları evlendirirken, eşekte paldım ben seni saldım gibisinden, çeyişsiz, çömezziz, evlendirmek de var. Yani neyle evlendirecek, nasıl evlendirecek, nasıl iş kuracak, bunların hepsi de var. Ve baba, yani erkek, bunların hepsinden de sorumlu. Erkek çocuklarından sorumludur. Sorumlu olan babadır çocuktan. Kadından, evliyse kadından sorumlu olan erkektir, kocadır.
Evleninceye kadar sorumlu olan babadır. Evlendi mi kadın, direkt sorumluluk kocaya geçer. E böyle olunca, şimdi kim nereye kadar yetecek, kim nereye kadar yetemeyecek, bunun hesabını yapıp, ona göre çocuk edinebilir. Darül Harp ile alakalı bu mesele. Kalibi, daribi ve nefes ile yapılan zikrin, hem maddi hem manevi manası nedir, güzel ahlak nedir, sufilerde nasıl olmalıdır? Bu yaklaşık 16 cilt tutar, böyle bir sorunun cevabı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bu üç türlü zikrullahı sahabeye öğretmiş. Bu üç türlü zikrullahı sahabeye öğrettiği için, biz de sahabeye öğretilen zikrullahı yapıyoruz. Ben bunlarda başka bir şey aramam.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bir şey yapmış mı, yapmış. Yaptıysa bunun manası nedir, bunun altı nedir, üstü nedir, bundan ne anlamalıyız? Yanım kardeşim, sen yap denileni yap. Sana mana gönlüne gelsin inşallah. Güzel ahlak nedir? Güzel ahlak dediğinizde, birinci derecede haram işlemeyin. Bu yeter bize. Diliniz, gözünüz, kulağınız, eliniz, ayağınız, uzuvlarınız, haramdan uzak dursun. Bu yeter. Bakın bu yeter. Haram işlemediğiniz zaman da, sevaba giriyorsunuz çünkü. Haram işlemeyin. Güzel ahlak olarak. Sonra onun zaten arkası gelir. Sufilerde nasıl olmalı? Sufilerdeki ahlakı anlatsam, ben dahi buradan çekip gitmem lazım.
Bende de bu yok diye. Biz haramlardan uzak dıralım. Müslüman ölür, şehit olur. Yatağında ölenler nasıl şehit oluyor? Neden olmasın ki? İllaki harpte mi şehit olacak? Bir kadının birisi ağlıyordu, oğlum vefat etti diye. Hani böyle pisi pisine gitti gibi bir şey dedi. Dedi ki, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem azaltı, oğlun neden öldü, sebebi neydi? O da bir küçük bir hastalık söyledi. Daraltıyorsunuz, genişletmiyorsunuz dedi. İşte karın ağrısından ölen şehittir, baş ağrısından ölen şehittir, devasız hastalıktan ölen şehittir diye, şehitlik dairesini genişletti. Boza ve şalgam içmekte bir sıkıntı var mı? Sıkıntı görüyorsan içmeyiver canım kardeşim. Sen kendince bunu sıkıntılı görüyorsan içme.
Çünkü haramlar belli ya, haramlar belli diyor. hadis-i şerpte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Helallar da belli. İçinde hiç şüpheli olanlar vardır, arada kalan. Siz onları terk edin diyor. Yani, her şey bitti, bozaya mı kaldı iş? Her şey bitti, Adanalıların bir tek şalgamı var ellerinde. Şalgamı mı kaldı iş yani? Başka bir şey kalmadı mı? Allah bizi affetsin. İçin bozaydı için, şalgamı da için. Sıkıntı yok. camide konuşmak doğru mudur? Camide ne konuşulur, ne konuşulmaz? Bunun hükmünü öğrenebilir miyiz? Camiler dünyalık meselelerin konuşulacağı yerler değil. Hele cuma hutbe okunurken hiç değil.
Ama ne yazık ki cuma hutbeyi dinlemek farz. Hele bir de emeklilere denk geldim ben, ben de emekliyim ama, yakın yanındakına soruyor, senin emekli maaşı ne kadar oldu diyor. Hutbe de orada, hoca da hutbe okuyacağım diye uğraşıyor. O yanındakına emekli maaşı ne kadar oldu senin diyor. O şu kadar oldu, o öbürkü bu sefer, o emekliler bir de, hani sandalyeye sıralanıyorlar ya, melemen bardağı gibi. Onlar politbüro üyesi gibi, bizim Murtaza gibi. O sandalye Murtaza'nın makamı. Onun yüzünden adam dergahı terk etti. Murtaza hala daha o sandalyede mi oturuyor diye. Adam orada oturuyor işte. Kaç yıl oldu sen orada oturalı? Buraya geleli 18 yıl oldu. Adamı 18 yıldan beri makamı terk etmiyor. Olur mu olur birisi kapar diye düşünüyor herhalde.
Adam onu gördü, dergahı terk etti. Allah bizi affetsin. Var ya camilerde böyle, adam rahatsız, ona söyleyecek bir lafim yok. Ama ya mübarek insanlar en arkaya böyle, o müezzinlik tarafına sıralanıyorlar. Hani konuşmayın bari, susun bari. Ama çok samim oluyorlar ya orada toplana toplana. Ben de cumaya böyle en son gidiyom ya. Ben gittim onların içine düştüm. Hutbe bitinceye kadar emeklilik maaşını bağlayamadılar bir yere. Şimdi hutbe okunurken, hutbe okunurken konuşmak caiz değildir. Hutbeyi dinlemek farzdır. Hutbe ne dediği belli olmuyor. Bazen kızıl ay haftası, yeşil ay haftası, yeşillik haftası, mağurluk haftası. Var ya böyle. Hatta bir hafta ondan sonra Bursa Gaz'ın bildirisi okundu.
Bursa'da okundu. Lodoski'ye içecek, bacalarınızı temizletin. Hutbede bu da okundu. Ben böyle kafamı kaldırdım. Hoca böyle gözünün üstünden baktı. Geçen bir hafta önce çünkü şey vardı, ne o organ nakli. Dedim ki öldüğüne kim hükmediyor? Böyle baktı, tehlikeli adam dedi bu adam. Kafasını çevirdi, sevgili cemaat bize verileni okuyoruz biz burada dedi. Bize ne söyleniyorsa onu okuyoruz dedi. Yani diyaloğa girmedi. Ben öldüğüne kime hükmediyor deyince. Öyle adam makine bağlı, yaşıyor orada. Yani fişi çekti. Öldüğüne kim hükmetti de fişini çektin. Ölmemişti adam. Neyse ardından işte Bursa Gaz hutbesi. Ben böyle kafeye kaldırdım. Diyeceksiniz ki sevgili cemaat, biz Bursa Gaz'ın hani nesini okuyoruz?
Diyeceğim zaten. Bizim dedi bize veriyorlar okuyoruz dedi. Veriyorlar okuyorlar. Hadi böyle bir şey oldu. Sen o zaman gir Beytullah'ımı rabıta edeceksin, Peygamber'imi edeceksin rabıtana. Kimi alacaksan Allah'ı zikret orada. Hani şu boş muhabbeti dinlemeyeyim de Allah'ı zikret. Ama öbür türlü camide bilhassa hutbede konuşmak hoş değil. Birine borç para verirken örneğin bir gram altın miktarı TL parayı sana veririm. Bir ay sonra bir gram altın miktarı TL senden alırım deyip para vermek caiz mi? Tam faizin göbeği. Faizin tam göbeği. Bir gram altın verirsen bir gram altın alacaksın. Altına altın.
Yüz lira verdin yüz lira alacaksın. Yüz liranın karşılığı yine yüz lira. Öbür türlü TL verdin yerine altın alıyorsun. Fark olsa da olmasa da faiz. Yani bir kilo hadislerde şöyle geçer. Bir kilo iyi hurmaya karşılık iki kilo kötü hurma aldın faiz. Tabii şimdi Celaleddin Afganin Abduhtan Mason Abduhtan Mason Celaleddin Afganiye.
Her ikisi de İngiliz Büyük Britanya lojasına bağlı iki masondur. Abduh El Eser'in imamıdır. Cumhuriyet'ten, Osmanlı'dan sonra. Abduh Büyük Britanya lojasına bağlı 33 dereceli masondur. Abduh'un talebelesi olan Celaleddin Afgani aslında kendisi Şia'dır. O da 33 dereceli Büyük Britanya Masonudur.
Tabii bu Celaleddin Afgani'nin kitaplarını da milli görüşçüler Türkçe'ye çevirip Türkiye'ye sokmuştur. Bunları böyle açık açık konuşuyorum artık neyin ne olduğu görünsün bilinsin öleceğim gideceğim ya. Şimdi o Celaleddin Afgani'nin yetiştirmiş olduğu o ekole devam eden ilahiyatçılar vardır bizim ülkemizde. Ülkemizde bu Celaleddin Afgani'nin damarından kanalından gelen o ilahiyatçılar enflasyon miktarı kadar faizi caiz görürler.
Birinin sapkın olup olmadığını, sapık olup olmadığını, birisinin İngiliz paratörlerinin elemanı olup olmadığını bu faiz fetvasından öğrenirsiniz. Anlaşıldı değil mi mesele? Birinin fıkıhçı birisi sağlam pabuç mu değil mi aşcan faizle alakalı meseleye bakacaksın. Hatta bu mealler var ya, mealler de şöyledir faizle alakalı. Kat kat faiz size haram kılındı. Kat kat değilse bir katsa faiz, faiz o size caiz olmuş oluyor. Kat kat katmerli. Şimdi katmerli dediğiniz o hesabı siz bilmezsiniz. Onu bankacılar bilir bir de tekstilciler iyi bilir. Tekstilcilerin içerisinden eski iplikçiler iyi bilir. Yüzde kaç aylık işte faiz? Yüzde yedi değil mi?
Şimdi yüz lira bir aydan sonra ne yaptı? Yüz yedi lira oldu. Kat kat olunca yüz yedi liranın bir daha kayı yüzde yedisi ne oldu? Kat kat bu. Anlaşıldı değil mi hesap? Bankacılar bunu böyle hesaplarlar siz bilmezsiniz. Veya işte ortalıktaki faizciler de böyle hesaplarlar. Bu kat mat kat kat katmerli oluyor. Diyor ki oradaki meali yazan kimse kat kat faiz size haram kılındı. Edepsiz bunlar. İşte bunlar dinini, imanını bir yerlere peşkeş çeken insanlar. Bu kimseler dinde reform isterler. Bu kimseler dinde işte yeniden bir oluşum yapalım. Ondan sonra bin dört yüz yıl önceki kanunlar, hukuklar bugün uygulanmaz derler. Bunlar yoktu ayet-i kerimelere tarihsel olarak bakalım derler. Pardon özür dilerim evrensel bakalım derler.
Bunlar tarihsel bazı ayet-i kerimeler. O yüzden onlar tarihte kaldı derler. Bunlar böyle nefse tatlı gelen, nefse hoş gelen ne varsa söylerler insanları kandırmak için. Allah muhafaza eylesin. O yüzden her fazlalık faizdir. Her fazlalık bu kadar. Her fazlalık. Bunu böyle kafanızın bir tarafına yerleştirin. Bu kağıt kaç para? Bin yedi yüz lira. Ben ama bunu üç ay sonra ödeyeceğim. Kaç para ödeyeceğim? İki bin yüz lira ödeyeceğim. Dikkat edin bakın sözlere. İyi ben üç ay sonra ödeyeceğim bunu. Üç ay sonra ödemek şartıyla sana bunu iki bin yüz liraya sattım. O da üç ay sonra ödemek üzere iki bin yüz liraya aldım. Bunda faiz yok. Bu kaç para?
Bin yüz lira. Üç ay sonra ödeyeceğim veya peşini ödeyeceğim. Peşini ödersen bin yüz lira, üç ay sonra ödersen bin yedi yüz lira. O geldi bin yedi yüz lira. Ben üç ay sonra ödeyeceğim dedi. Aradaki fark faiz oldu. Akitleşirken çift fiyat oldu çünkü. Yok. Akitleşirken tek fiyat olacak. Akit bitiyor, alışveriş bitecek. Öyle değil mi? Tek fiyat olacak. İsterse satıcı size yirmi tane sizin önünüze fiyat koyabilir. Farklı farklı aylarda farklı farklı ödeme sistemi koyabilir. Onun birisini tercih edip aktü öyle bitirdiniz. Faiz yok. Allah'ın affetmeyeceği günahlardan biri Allah'a ortak koşmaktır. Ortak koşmak ne demektir?
Ortak koşmayı açıklar mısınız? Bu çok uzun bir mesele canım kardeşim. Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir. Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler fasıkların, münafıkların ayrı ayrı ait ta kendileridir. O zaman normalde hepsi de şirke düşmüş olur. Allah'ı ortakla ortaklık bildirmek o da şirktir. Bu çok geniş bir şey. Ama Allah'ın affetmeyeceği günah şirkle gidersen affetmeyecek seni. Sen la ilahe illallah Muhammeden Resulullah demişin. Öyle huzuruna çıkmışsın. Bunda bir sıkıntı yok. Cuma namazı vakti yapılan ticaret haram mıdır? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ve ayet men etmiş. Cuma vaktinde alışverişi. Ama tekrar bu artık insanın kendi nefsiyle alakalı bir noktaya geldi.
Genel hukuk böyle değil çünkü. Genel hukuk farklı. Eftar zikr fâle minnehu La ilahe illallah La ilahe illallah El Fatiha'ma selavat Allah'u hümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala Ali Muhammed
Amin Bir uyarıda bulunmak istiyorum. Hakkınızı helal edin. Uzun zamandan beri bunu takip ediyorum. Esmaları vururken esmaların önüne veya arkasına bir harf eklemeyin. Mesela hay esması çekiliyor. Hay Değil Veya hu esması çekiliyor. Hu E hu Yok.
Bu normalde yazık. O kimsenin zikullahı böyle yaparken ilave etmesi hem manayı kaçırıyor hem de ritmi kaçırıyor. Yok. Veyahut da mesela darbeli vermedim ben. Darbeli ne? Hu Bu darbeli. Buna herkesin nefesi yetmez. Hay Darbeli Hay Darbesiz Allah Allah Darbeli Allah Darbesiz. Şimdi zikullahı yaptıran kimse darbesiz zikullahı verdi. Senin darbeli yapman nefsinden.
Senin farklı ses çıkartman nefsinden. Veyahut da zikullahı yaptıran işte hafif pes yaptı. Allah Pes bu. Yükseltmiyor. Darbeye geçmiyor. Allah Allah Senin bunu yapman nefsinden. Veyahut da darbe vurdu. Allah Senin kalkıp da Allah Allah Bu da nefsinden.
Bak bu da nefsinden. Kimseyi üzmek, incitmek istemiyorum. Nefesin yetmiyorsa birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü alakada durma. Gerçekten ciddiyim. Zikrullahı alakası zikrullahı alakasıdır. Kenardan yaparsınız zikrullahı. Bunda bir sıkıntı yok. Ama nefesi bozmaya hakkın da yok. Zikrullahın ahengini bozmaya da hakkın yok. Bunu son defa uyarıyorum bu konuda. Tehditvari olarak algılamayın. Bunu duyunca çok üzülüyorum. Bunu yanı başındakine yapmaya hakkın yok çünkü. Onun da yanı başındakine yapmaya hakkın yok. Birisi normal Esma'yı vuruyor. Birinci alaka, ikinci alaka veya birinci alakanın içerisindekilerden birkaç tanesi vurmuyor. Geçme kardeşim birinci alakaya.
İkiye, üçe geçme. O tempo arkaya doğru çünkü bozuluyor. Mesela arkada zikrullah yapmakla önde zikrullah yapmanın arasında fazilet olarak bir fark yok. Önemli olan zikrullah alakasında durmaktır. Zikrullah alakasındasın. Nefesin yetmeyebilir. Ertesi gün Sayonara'da sahne alacaksındır Ali gibi. Ali der ki ya ben şimdi sesimi burada bozmayayım. Yarın sahne alacağım bir yerde onunla o sana. E kalkacaklar şimdi makbere oku diyecekler. Ali o sesle makbere nasıl okursun sana? Bilmiyorum son performansını nasıl dinlemedim Ali ama. Ya normalde şimdi o kimse böyledir. Örneğin hani der ki ben sesimi saklayayım. Yarın işte erkekler için söylüyorum. Yarın ben bir hanımefendi var görüşüyorum.
Ona ilanı aşk yapacağım. Çok sesli bir şekilde duyurayım diye öyle ya. Böyle bir estantene işte hayalledi. Sen vadinin karşısına geç. Ben de bir vadide geçeyim. Bağırayım ben seni çok seviyorum diye. Vadide yankılansın. Hiç aklımıza gelmiyor böyle şeyler de. Romantizm yok yani. Hemen siz ben seni çok seviyorum. Mesele bitiyor. Zaten bizim kızlar da zaten birisine ben seni çok seviyorum deyince gidiyor. Onlar da kalıyor orada. Yok değişik şeyler arayın. De ki dağın başında çık. Vallahi bakacaktan Bursa'ya bana sesini duyur de. Örneğin çıksın bakacaktan başlasın bağırma. İşte X isimle ben seni çok seviyorum diye. Sen de telefrikten yukarı doğru çık.
Duyacağım mı duymayacaksın mı? Öyle örnek yani. Bizim Yusuf Hoca vazgeçti. Ben yapamayacağım dedi. Çıktı işin içinden. Hoca çabuk iflas ettin ya. Olur mu öyle şey? Mesela böyle bir işi olur o kimsenin. Ben sesimi saklayayım der. Eyvallah. Ama bir türlü kardeş. Verilen esmayı çek. Hakkınızı helal edin. Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.