mustafaozbag.org

Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 20.06.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 21 Haziran 2024 · 54:50

Selâmün Aleyküm. Aleyküm selâm. Allah gecenizi, gündüzünüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Cenab-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e Kur'an ve sünnet-i seneye yapışmayı nasip eylesin. Amin. Cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e Kur'an ve sünnet-i seneye yaşama ve yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin. Amin. Ecmâin. Möbeklere dönem dönem yapılan ve farklı isimler adı altında üretilen aşıların yapılmasını tavsiye eder misiniz? Dünya Sağlık Örgütü'nden gelen hiçbir şeyi tavsiye etmiyorum karar ailelere.
Yani örnekliyorum işte Dünya Sağlık Örgütü 40 yıl önce bir yerde bir aşılama yapmış, bir şey yapmış veyahut da o yapmış olduğu işlemlerden 40 yıl sonra bir sürü şey çıkarmışlar. Dünya Sağlık Örgütü dediğimiz sağlıksız örgüt ne yazık ki dünyanın sağlıkla alakalı yararına çalışmaları olduğunu inanmıyorum. Bayramda çalıştığım için gelemedim, bayramınız mübarek olsun.
Bir şey gelmiş geçmiş, hiçbir zaman geçmiş olan bir şeyin tebriği olmaz. Evet, sorun soracaksınız. Efendim, Hz. Hüseyin Efendimiz'le Yezid arasındaki meselede, Hz. Ali Efendimiz'le Muavi arasındaki meselede son dönemde şöyle yayınlar yapılmaya başlandı. İşte Hz. Ali Efendimiz'in de hatalarının olduğu bu meselede, Hz. Hüseyin Efendimiz'in şehit edilmesinde Hz. Hüseyin Efendimiz'in de hatalarının olduğu gibi bazı böyle eleştiriler son dönemde şey olmaya başladı.
Ben bunu sormak istiyorum. Bu bir proje mi? Ümmet'in içerisindeki ehli beyt sevgisini zedelemeye yönelik bir algı mı? Bir de Ümmet-i Muhammed'in içerisindeki bu ehli beyt sevgisi zedelenirse Ümmet-i Muhammed'e ne gibi bir zararı olabilir? Bu konuda bilgi verir misiniz? Size iki şey bıraktım. Sımsık yapışırsanız sapıtmazsınız. Delalete düşmezsiniz. Kurtuluşa erersiniz. Bu birincisi Allah'ın kitabı Kur'an. İkincisi ehli beytimin yoludur.
Şimdi bu biraz Hz. Hüseyin Efendimiz'in de hataları vardı. Dedem, hatta daha ilerisini söylüyorlar. Onun hataları vardı derken şunu da ilave ediyorlar. Mevcut sisteme karşı geldi. Yani mevcut sisteme karşı gelmek demek bayi statüsünde demek. Bayi olunca o kimse aslında küfrüne fetva veriyor. Orada saklı gizli olan, örttükleri şey bu.
Bir kimseye sen bayi dersen, bayinin öldürülmesi hak oluyor. Bayinin öldürülmesi hak olunca nereden onun bayiliği hak oldu? Küfre düştü. O yüzden öldürüldü. Aslında onu küfürle suçluyor. Ama küfürle suçlamış olsa oyun tezgah meydana çıkacak. Oyun tezgah meydana çıkmasın diye haktanmış gibi görünüp, onun da hataları, kusurları vardı. Yani o Kur'an ve sünnet seneye aykırı olan devlet başkanlığı seçimine itiraz etmeyecekti. Yani ilk atanmış devlet başkanı Muaviye'nin oğlu Yezittir. Şimdi o Yezid'in torunları, Ümeyye oğullarının devamı. Yezid'in torunları, şimdi diyorlar ki Hazreti Hüseyin Efendimiz de hatalıydı.
Bir kısmı da Hazreti Hasan Efendimiz de düşman oluyor. Neden sen devlet başkanlığını Muaviye'ye bıraktın diye. Onlar da ayrı bir fraksiyon oluşturuyor. Şimdi bunun her iki taraf da hatalı. Yani Hazreti Hüseyin Efendimiz'e devlet başkanlığını bıraktı deyip de eleştiren Şia da hatalı. Mesela Şia Hazreti Hasan Efendimiz'i çok dile getirmez. Bunu buradan eleştirir. Hatta Şia'nın bir kısmı Hazreti Hasan Efendimiz'in de küfrüne fetva verir buradan. Şimdi öbür taraftan Ümeyye oğullarının devamı niteliğindeki kimseler de diyorlar ki Hazreti Hüseyin Efendimiz de hata yaptı. Yani neden hata yaptı? İşte devlet başkanına başkaldırmayacaktı. Devlet başkanına mevcut sisteme başkaldırdı.
Mevcut sisteme başkaldırarak ne yaptı? Bayi statüsüne düştü. Bayi olunca da onun öldürülmesi hak oldu. Çünkü küfür ehli oldu. Aslında onlar bunu söylüyorlar ama böyle demiyorlar. Bunu derken mesela işte diyorlar ki Hazreti Hüseyin Efendimiz hata yaptı. Buradaki şey şu, ümmetin içerisinde hem Sünni kesimin içerisinde hem de Şii kesimin içerisinde bir Hazreti Hüseyin sevgisi var. Ehli beyt sevgisi var. Buradan ehli beyt muhakkak hataları vardır. Biz kalkıp da onları peygamber statüsünde veyahut da hatasız statüsünde görmemiz mümkün değil. Ama ve lakin biz onları normalde ben kendi nefsim için olarak söyleyeyim. Ben bir hatalarını görmedim. Gören varsa kendi kendine şurada hata yapmış desinler.
Ben bir hatalı olarak görmedim. Bak hatasız demiyorum. Ben hatalı olarak görmedim. Birisi de gördüyse de bana söylemiş olsa ben de ona gerekli olan cevabı verebilecek kadar özgüvenim var bu konuda. Şimdi ilmim de var. Kendime yetecek kadar. Şimdi böyle olunca Hazreti Hüseyin Efendimiz'in üzerinden aslında tırnak içerisinde selefi, vahabi kesimin kesim şöyle diyor. Yani başınızda bir devlet başkanı var. Kim? Suud ailesi. Başınızda bir devlet başkanı var. Kim? Mısır'da Sisi. Siz ola ki bunlara karşı başkaldırırsanız bayi statüsünde olursunuz. O yüzden siz de onları biat edeceksiniz. O dairede duracaksınız. O dairenin dışına çıkmayacaksınız. Gelmek istedikleri nokta bu. O yüzden normalde şimdi bir Suud ailesine karşı eleştirmen, Suud ailesini laf söylemen, Suud ailesine karşı herhangi bir harekette bulunman bayi statüsüne seni getirir ve öldürülmen hak olur.
Nitekim adamı Türkiye'de öldürdüler. Öldürdüler. Öldürdüler adamın kemikleri bile çıkmadı. Kemikleri bile yok adamın. Öldürdüler, tandırda yaktılar adamı. Tandırda. Yani onların o böyle kuzu yedikleri tandırlar var ya. Tandırın içerisinde yaktılar adamı. Küle çevirdiler. Efendim bu eleştiriyi yapanların şöyle bir cümlesi var. İslam'da saltanatın işte Muaviye'nin Gezi'de işaret etmesiyle değil de Hazreti Ali Efendimizin Hazreti Hasan Efendimizin işaret etmesiyle başladığına dair de bir eleştirileri var. Ya söyleyecekler tabii normalde hırsız minareyi çalacak, kılıfını hazırlayacak.
Bunu yapacak. Bunu normalde, bunu acı taraf şu. Yani Ümmet-i Muhammed ve mesela Ehl-i Beyt'i sevenler veyahut da o yolda yürüdüklerine dair konuşanlar bunlara cevap vermiyorlar. Korkuyorlar. Yani alim ulema kesimi de korkuyor. Mesela onun normal vatandaşlar bilmez. Mesela Suud her sene belli şeyde hani oranda mesela işte ilahiyat fakültelerinden profesörleri, doçentleri hacca götürür. Düh önceden şimdi ne yapıyor bilmiyorum. Devam ediyor mu, etmiyor mu? Örneğin Diyanet işte belli bir kesim bu profesör, hoca kesimini onlar da ücretsiz hacca götürür.
Yani onların ücretlerini bazen Suud, önceden Suud ödüyordu. Yani uçak biletini, oradaki otel masraflarını, bütün Diyanet'in, şeyin ne o? Suud'un Haç Bakanlığı'nın misafiri olarak gidiyorlar onlar. Haç Bakanlığı'nın misafiri olarak gidince de onlar normalde Suud ailesini ve Suud'un sistemine düzenine bir laf söylemiyorlar. Yani bunları böyle konuşmak istemem. Ben mesela 3-4 yıl kırmızı çizgiydim ben, bana vize vermiyordu Suud. İstanbul'da vize almak için uğraşıyorlardı. Dönüyordu benim vize. Ben kimseye de bir şey demiyordum, seslenmiyordum. Onlar normalde iyi çalışırlar. Yani benim mesela, Allah affetsin, vize benim bu problemi şey, bizim Said, ilk defa Said'le mi gittiydik biz ya? Kasap olarak hacca?
Said'le gittiydik değil mi? Said mi ayarladıydı, Yakup mu ayarladıydı? Yakup ayarladı. Ben Yakup'a hiçbir şey demedim. Pasaportu verdim ben Yakup'a. Ben dönecek mi, dönmeyecek mi bilmiyorum tabii. Mesela işçi vizesi olarak dönmedi. Ben tabii onlara da bir şey demedim. Çıktı, çıkınca dedim tamam hani buradan kırmızı çizgi herhalde kalktı dedik mesela. Ondan sonra ömreye gideceğimiz zaman yine ben tereddütlüydüm. Yani o kırmızı çizgi çıkar önüme gibisinden, hiç çıkmadı. Öbür türlü normalde önceden vize vermiyorlardı ben böyle Suud'ları eleştiriyorum diye. Şimdi o normal, o Vahabi sistemi bizim içimize de el atmış vaziyette. Bu son senelerde artık o böyle Türkiye'de ritmik olarak Vahabiliğe karşı bir karşı duruş olmaya başladı.
Bu tabii Selefi çizgi, Husisi uluslararası düzlemde İngilizlerin kuruladıkları, İngilizlerin kurduğu bir sistem. Yani Daesh nasıl Amerikalıların kurduğu bir sistemse bu Selefiliği de İngilizler kurdu. Selefilerin içerisinden çıkarıyorlar Daesh'i zaten. Yani bunun fikir babası Selefiler. Yani Selefi dedim bugünkü kendilerinin ne o Selefi yani yeni Selefi dedikleri Vahabi Selefi çizgisi olan.
Yoksa İmam-ı Azam da Selefi, İmam-ı Malik de Selefi, İmam-ı Hanbel de Selefi, bunlar da Selefi. Ama normalde bu yeni Vahabi Selefi çizgisi o eski hani Selefi imamların çizgisinin dışında. Bunlar Suud beslemesi, dolayısıyla İngiliz beslemesi, İngilizlerin kurduğu bir sistem. O Selefilerin içinden çıkıyor zaten Daeshçiler. Daesh'te CIA'nin kurduğu bir sistem. Ta Daesh'in ilk başlangıcındaki sohbetlerimi dinlerseniz, başında da dedim ki Mossad CIA yapımı bir örgüt dedim ben. Ta en başından beri. Herkes onu İslami cihatçı olarak gördü. Dedim yanılıyorsunuz, Orta Doğu'da hiçbir zaman İslami cihatçı bir örgüt olmaz. Hiçbir zaman olmaz. Bakın hiçbir zaman olmaz. Bugün için de olmaz. Yarın için de olmaz. Bu hepsi de İngiliz CIA, Mossad üçlüsünün, hatta zaman zaman buna Almanlar girer işin içerisine, Fransızlar girer. Zaman zaman kurulmuş tezgahın içerisine Ruslar girer.
Ruslar da o tezgahtan paylarını alırlar. Mesela Daesh'in içinde Rusçu bir kanat vardır. Daesh'in içerisinde Fransız kanadı vardır. Daesh'in içerisinde Alman kanadı vardır. Daesh'in içerisinde Mossad'ın direk elemanları vardır. Daesh'in içerisinde zaten CIA kurmuştur. Parasını, pulunu, silahını CIA verir. Hiç hiç hiç bu saklı gizli değil bunlar. Sonra Daesh'e yol verir. Sonra Daesh'le mücadele ediyoruz diye oradan PKK, YPG ismine bir sürü harfler koyun. Onları organize eder. Onları birbirine kırdırır. Nasıl olsa kendinden bir şey kırılmıyor. Ona da silah verir. Ona da silah verir. Sonra der ki, Daesh'ten kurtulmak için YPG, PKK'yı desteklemeniz lazım. YPG, PKK'yı silahlandırır. YPG, PKK öyle Daesh'le falan mücadele etmez. Onlar da Mehmetçik de Türk askeriyle ve yerleşik olan Arap oradaki, bakın yerleşik olan Arap sünnilerle, yerleşik oradaki Kürt sünnilerle mücadele eder. Onlar da.
Yani onlar da yerleşik oradaki Arap ve Kürt aşiretlerle, sünnilerle yalnız. Arapların oradaki bir şia olanları vardır. Kürtlerin şia olanları vardır. Kürtlerin içerisinde ezidiler vardır. Arapların içerisinde ezidiler vardır. Kürtlerin içerisinde Ermeniler vardır. Ermeni olduklarını söylemezler. Bu Ermeni olan Kürtlerden Kürdüm deyip de Ermeni olan Aleviyim deyip de Ermeni olan Türklerin de Anadolu'da da insanlar vardır. Doğuda, Güneydoğu'da da bunlar vardır. Bunlar kendilerine Ermeniyim demezler. Bunlar kendilerine Aleviyiz derler, Kürdüz derler. Çok iyi Kürtçe konuşurlar. Ama kendi aralarında ne yaparlar? Kendi aralarında da normalde Ermenice konuşurlar. Bunlar da normalde Anadolu'nun içerisinde vardır. Mesela Sünni bir Kürt, açık açık konuşayım, Sünni bir Kürt kalkıp da Türkiye silah çekmez. Mehmetçe silah çekmez.
Sünni bir Kürt. Ama Alevi değil, Ermeni bir Kürt, onun aslında Ermeni kökeni. Onun önünde bir perde var, Kürt perdesi var. Bir Ermeni, evet Mehmetçiye de, Türklere de, ondan sonra polise de silah çeker. Bu konuda hani yapması ne gerekiyorsa yapar. O aslında Kürt değildir. Şimdi kendini gizlemek için Kürt olarak konuşur. Ama Kürt değildir. Mesela işte neydi, İYİ Parti'nin başındaki Meral'di değil mi? Mesela Meral, Maral'dır. Nerede bakın, İYİ Parti'nin başında. Ama aslında o Diyarbakır'da yaşayan bir Ermeni ailenin kızıdır. Bunu bir, oradaki Kürt açıkladı bunu, sürgün gitmiştir bunlar. Orada çünkü Osmanlı'nın içerisinde karışıklık yapmışlardır. Mesela içerideki şimdi o gezi olaylarından ceza alan neydi o? Dışarı çıkarmak için uğraşıyorlar.
Kavala'da onun teyzesinin oğludur. Bakın Kavala'da onun teyzesinin oğludur. Onların kökenleri Diyarbakır Ermeni'sidir. Harbi Ermeni'dir onlar. Bu konuda şey değil. Bakın, Harbi Ermeni olan nerede? İYİ Parti'nin başında. Yani Milliyetçi Parti'nin başında. Beni konuşturacağınız şimdi bu mevzuda açıyorsunuz. Evet, iyi. Bir Ermeni de neredeydi önceden? MHP'nin başındaydı. Kıbrıs doğumlu gibi görünür. Kıbrıs doğumlu değildir. Kıbrıslı bir aile evlatlık almıştır onu. O nerededir? O da Milliyetçi bir partinin başındadır. Ya bu ülkenin başına gelen hiçbir ülkenin başına gelmezdi. Zaten bu başka bir ülkenin başına gelmiş olsaydı ülke kalmazdı zaten ortalıkta.
Şimdi normalde bunların Selefi Vahabileri İngilizler kurduğu gibi örnekleyeceğim bunları şimdi. DAİŞ'i de CIA, İngiliz, Mossad beraber kurarlar. Türkiye'deki Alevi teşkilatlanması da, Türkiye'deki Alevi teşkilatlanması ve Alevi ismi İngilizlere aittir. Osmanlı'nın son 200 yılına kadar Alevi yoktur. Türkmenler vardır Osmanlı'da. Bakın Osmanlı'da Türkmenler vardır.
Kimisi Bektaşi'dir, kimisi Bayrami'dir. Ama bunlar Türkmen'dir. Bunlar kendilerini Alevi olarak nitelendirmezler. Alevi olarak nitelendirilmesi İngilizlerin oyunudur. Onlara der ki siz Alevisiniz. Namaz, abdest, oruç bu noktada gider ve Osmanlı'nın son döneminde Dersim isyanıyla alakalı meselede de, bakın Dersim isyanı meselesinde de Ermeniler başroldedir.
Ermeniler başroldedir ama kendilerini Ermeni olarak göstermezler. Birer Kürt milliyetçisi gibi gösterirler. Bu daire tartışma konusudur. Sonuç itibariyle bu İngilizlerin kurmuş olduğu Neo-Selefiler normalde farklı bir şekilde İslam dünyasının içerisinde yayılırlar ve İslam dünyasının içerisinde herkesin küfrüne fetva vererekten fitneye ve kargaşaya kucak açarlar. Sonuç itibariyle İslam dünyasının içerisinde birçok bu konuda örgütlenme, tarikat, cemaat her şeyi bulabilirsiniz. Allah razı olsun. Ben bangır bangır bağırıyordum İngilizlerin kurduğu hani tarikatlar var, şeyhler var diye kızıyorlardı bana. Ne kızıyorsunuz kardeşim? Var işte. Tarikatlar kapatılsın, hepsi de kapatılsın.
Buyurun kapatın. Mason tarikatlarını kapatın. Yahudi tarikatlarını da kapatın. Alevi tarikatlarını da kapatın. Kapatın hadi. Hadi kapatın. Nerede ne tarikat varsa kapatın. Hadi gidin cemevlerini kapatın hadi. Hadi gidin İngilizlerin kurmuş olduğu Türkiye'deki bir kısım kendilerini nakşibendi olarak nitelendiren tarikatları da kapatın hadi.
Hadi gelin araştırın nereden gelmişler kim, şeyhleri kim, şeyhlerinin şeyhi kim. Bulun araştırın. Devletin elinde bu dökümanlar kesin var. Devletin elinde bu dökümanlar olmamış olsa ve devletin üzerinden hükümetler bu dökümanlara ulaşmamış olsalar bunları kullanamazlar. Bunları kullanıyorlar.
Gelin bakayım geliyorlar bunları. Sıralanın bakayım sıralanıyorlar. Melemen bardağı gibi sıralanıyorlar. Kafalarında sarıklar üzerinde cübbeler. Diyorlar ki şu partiyi desteklediğinizi açıklayın. Açıklıyorlar. Ne zaman İngiltere'de kraliçeyle görüşmeler tıkanıyor. Görüşmeler tıkandıktan sonra bir daha görüşmeler başlıyor. Artık ne taviz verildiyse veya ne alındıysa anlaşma sağlanıyor. Anlaşma sağlanır sağlanmaz. Yarım saat bile geçmiyor. Türkiye'deki nakşibendiler toplanıyorlar bakın tırnak içerisinde. Bu sufilik yolunda asla olmaması gereken bir şeydir bu. Sufiliğin adabında erkanında devlet erkanına yaltaklanmak, hükümet erkanına yaltaklanmak yoktur.
Gerçek bir alim de devlet erkanına yaltaklanmaz. İmam-ı Azam'ın yolu budur ulema olarak. Övürtülü sufilerin de yolu budur. Gerçek sufiler devlet erkanına yaltaklanmazlar. Çünkü devlet erkanına yaltaklanan alim veyahut da şeyh, alimliğini ve şeyhliğini devlet erkanının kapısında bırakır.
Mümkün değildir o. Sonuç itibariyle İngilizlerin kurduğu bu dergahlar, bu tarikatlar, bu cemaatler günü geldiğinde lazım olduğunda kullanılır. Bakın günü geldiğinde lazım olduğunda kullanılır. O yüzden muhakkak devlet bunları araştırmıştır, bakmıştır, etmiştir. Mustafa Özbağ, iki gördüğü rüyayla veyahut da iki araştırmayla bunlara ulaşabiliyorsa, ondan daha fazla ulaşabilirler her şeye.
Bu kadar. Ümmet-i Muhammed'in başına çorap örüyorlar. Ne o demek, yeni demek. Yeni selefilikle daha başka örgütler var. Pakistan'da, Afganistan'da, ondan sonra İran'da, Suriye'de, Irak'ta, Yemen'de, Fas'ta, Tunus'ta, Cezayir'de. Kullanılmaya müsait, kullanılmaya müsait. İslami olarak adı tarikat, cemaat ne derseniz deyin, bunlar var.
Efendim, geçenlerde bir televizyon programında adamın biri alaycı bir üslupla, Abdülkadir Geylani Hazretleri'nin yanındaki bir hizmetlisinin öldüğünü, daha sonra Azrail'i çağırarak gel bakalım buraya, sen bunun canını almadan önce bana sordun mu tabirini böyle alaycı bir dille anlattın. Aynı muhabbet okuldaki öğretmen arkadaşlara geçtiğinde dönüp dediler ki, hani böyle bir şey olabilir mi? Ben bilmiyorum dedim ama, efendim birinci sorum, böyle bir durum. Ben de bilmiyorum. İkincisi efendim, içimden, dedim ki eğer Mevzu Bayis Abdülkadir Geylan Hazretleri ise dedim, yani Allah fersin, olmaz diyemem, düşüncesi yanlış mıdır? Evliyanın kerameti haktır. Bunun konuda bir evliyanın üzerinden bir keramet zuhur etmiştir.
O yüzden biz evliyanın kerametini kabul ederiz. Ama böyle bir, yani bu keramet zaten olağan bir şey değildir. Olağan bir şey olmadığından dolayı keramettir zaten. Biz onu normalde keramet olarak kabul ederiz. Ama bu olmuş mudur, olmamış mıdır bir şey diyemeyiz. Ha bu normalde olmamış olsa dahi, biz kendi, ben kendi nefsimde bir kerameti reddetmem. O kapıyı aralamam. Bu evliyanın derecesine göre, kerametlerinin de derecesi vardır. O yüzden normalde benim okumamam, o meseleyi okumamam olmadığını göstermez. Ben genelde hani mesela avarif-ül marifte böyle şeyler çoktur. Anlatılan kıssalar, öyle söyleyeyim menkıbeler çoktur avarif-ül marifte. Ama avarif-ül marif vardı bende daha önce.
Şimdi duruyor mu durmuyor mu bilmiyorum o kitap. Ama ben çok okumayı tercih etmedim. Yani onları reddettimden dolayı değil. Yani ben bir evliyanın kerametini anlatıncaya kadar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin mucizesini anlatmayı yeğlerim. Bir kerameti anlatıncaya kadar ben Kur'an ve sünneti anlatmayı yeğlerim. Bir kerameti anlatıncaya kadar ben bir fıkıhi meseleyi anlatmayı yeğlerim. Ben o yüzden hani keramet anlatmaktansa en büyük mucize Kur'an'dır. Onun en büyük mucizesi ondan sonra sünnet-i seniyedir. O yüzden bir kimsenin Kur'an ve sünnet-i seniyedir anlatması binlerce keramet anlatmasından daha evladır. Çünkü bir sünnet-i seniyedir öğretmek binlerce kerameti öğretmekten daha fazla fazilettedir.
Bir ayet-i kerimeyi anlatmak, onun insanlara öğretmek binlerce hadis öğretmekten daha evladır. O yüzden burada söz konusu olan sıralama Kur'an-ı sünnet imamların iştahıdır. İlk sufilerin sufilik adabı erkanı ölçüsüdür. O yüzden o insanlar, buradaki kardeşler önemli olan dinlerini birinci derecede Kur'an-ı sünnet bağlamında, imamların iştahı bağlamında dinlerini öğrenmesidir. Yoksa otururuz, işte Abdullah Efendi Hazretleri'nin kerametlerini anlatırız, otururuz Çorumacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin kerametlerini anlatırız. Ha lafı geldiğinde, sırası geldiğinde bunlar da anlatılır mı? Anlatılır. Ama ölçü olarak birinci derecede bunlar değildir, anlatılacak olan şeyler. Oturuz Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin de kerametini anlatırız.
Eyvallah. Hani geliyor ya, bir kadıncağızın birisi, oğlu orada medresedeymiş. Ondan sonra illa ki görüşmek istiyor Geylan Hazretleri ile. O da meşhurdur, Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin sohbetlerinin sonunda var bu şey orada, okudum kendim. İşte o da tavuk yiyor, çatır çatır çatır çatır. Diyor ki bizim çocuk aç kalıyor, sen burada tavuk yiyorsun diyor. Bu Allah'tan reva mı diyor, hiç seslenmiyor. Kemikleri topluyor, küntü biiznillah diyor kemiklere. Küntü biiznillah diyor, tavuk gıt gıt gıt gıt yürüyüp gidiyor. Diyor ki senin oğlun da bu hale gelince o da tavuk yer diyor. E şimdi evet bunu okudum deseler ki hani bu var mı? Ben derim ki bu hak ama onun delilini de getiririm.
Derim ki onun da delili var, o konuşulanın da delili var ama insanlar din bilmiyor. Mesela bunun delili ne? Hani şey İsa aleyhisselam normalde ölüyü bu manada diriltir miydi? Evet havarisi de yaptı mı? Evet. İbrahim aleyhisselam küntü biiznillah dedi, kuşlar canlandı mı? Evet. Benim velilerim Ben-i İsrail peygamberinin üstündedir. Bir hadis-i şerifte gaza üstündedir olanı kendisine ölçü alır. Ama hadis-i şerif var, Ben-i İsrail peygamberlerin mesabesindedir. Öyle olunca o velinin kerameti hak olur mu? Evet. Ölçü. Hadis-i şerif. Geylan hazretleri sen nasıl bunun canını benden habersiz aldın dediğinde, yani şey hani havariler geliyorlar da havarilerden birisinin üzerine katil damgası vuruyorlar, onun katiline hükmediyorlar, ne yapıyor baş havari?
Alıyor Antakya padişahını yanına, öldürülen kimsenin yanına gidiyor. Öldürülen kimsenin, ölenin kimsenin başına gidiyorlar. Yanlarında kimler de var? Yanlarında hakimler, savcılar bugünkü noktada. Bir de kim var? Bir de Antakya kralı var. Gidiyorlar ölünün yanına, ölüye soruyor o baş havari. Senin gerçek katilin kim diyor, senin gerçek katilin kim deyince, ölü diyor ki beni filanca öldürdü, şöyle öldürdü, böyle öldürdü, bir çağda şuraya koydu diyor, ölü.
E bu şimdi hani havarinin üzerinden tecelli eden bir şey. O baş havari gidiyor, o daha tam yetişmemiş olan, toy olan, daha tam kemale ermemiş olan havariyi ölümden kurtarıyor. Bu sefer de o Antakya kralı Hristiyanlığı kabul etmiş oluyor. Yoksa pagan o kimse, dinsiz. Böylece o havariyi oradan kurtarıyor mu? Kurtarıyor. Havari ölüyü konuşturuyorsa, bakın bu normalde yeni akit dediğimiz, İdnil'de geçer. Ha o zaman havarinin biz o ölüyünü konuşturduğuna inanırsak, o zaman bir Allah dostu veli de bir ölüyü konuşturur, bu ölüyle de konuşur. O zaman biz bu noktada onun keramet olduğunu kabul ederiz.
Kerameti reddetmekte küfür olur zaten. Bak bir keramet, keramet, kerameti reddetmek küfürdür. Ha şunu diyebilir bir kimse, Yusuf'tan keramet çıkmaz. Eyvallah, Yusuf'tan keramet beklemesen. Örnekliyorum onu. Bu senin hakkın. Ama böyle keramet yoktur dediğinde küfre düşmüş olur. Allah muhafaza eylesin. Efendim, Hasbel Beşer İmam Hatip Beyli'ye tahsili yapmış biri olarak bu soruyu sormak istiyorum.
O yıllarda hadisede bakış açısı olarak iki önemli kıstas gösteriliyor. Bir, akla vurun. Bu noktada da izinizle ayeti kerimede ki, Efe la tefekkerun, Efe la teakilun, Efe la tedebberun. Akletmez misiniz, şirketmez misiniz? Bunu örnek veriyorlardı. İkincisi de gelecekle alakalı hiçbir hadisi şerife, La ye alemul gaybe illallah. Gaybı Allah'tan başlık bilemez kaidesi gereğince. İnanmayınız. İki önemli kıstas vardı. Biz de Allah affetsin bunlara inanıyor idik. Hamdolsun sizinle tanışmak nasip oldu. Sufice bakışı nedir efendim bir hadisi şerife? Temel nokta olarak. Eyvallah. Şimdi ben yolun başındayken Allah affetsin hani hadislere ehemmiyet verirdim.
Ben böyle hani bir şeyde ayeti kerimeye, bir fıkhi meseleye bakarken hani böyle hadis-i şerifler ne demiş? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ne demiş? O zaman da böyle bir kendi kendime demek ki bana bir kibir gelmiş. Hani bu sahihti, bu değildi. Bu mevzuydu. Ondan sonra bu işte haber-i vahiydi değildi. İşte bu mütevatirdi değildi. Bu normalde benim dervişliğimin ilk yıllarıydı. Fakat şunu sezinledim. Sonra tabii o dervişliğimin ilk yıllarında benim ağır tartışmalarım var. Ağır tartışmalarım melamilerle. Ağır tartışmalarım açık açık konuşayım artık bunları. Menzil nakşibendileriyle. Ağır tartışmalarım Bediüzzaman'ın izindeyiz diyen bu yeni Asyacılarla.
Ağır tartışmalarımız o zaman yeni yeni selefiler var. Selefilerle ağır tartışmalarımız milli görüşçülerle onlarla. Böyle çarşıya her şeye karşı gibiyim ben. Bir de tabiri caizse herkes beni yenmeye çalışıyor. Hani ben yenileceğim yenilince de sufilik yolundan geri döneceğim. Ve işte beni kim yendiyse ben onların peşine takılacağım. Yani bir de böyle bir durum var. Bu sefer hani ben bunları analiz ederken kendimce baktım ki çok büyük bir tehlike var. Bu tehlike hadis-i şeriflerin üzerindeki şek ve şüphe üzerine. Yani her hadis sahih değildir. Veya işte bak böyle sahih olmayan hadisler de var.
Veya hatta işte bu hadis sahih mi filan. Böyle bir tehlikeyi sezinleyince. Dedim ki burada büyük bir tehlike var, büyük bir oyun var. Yani iki tane kitap okumayan bir kimse hadis-i şeriflerin sahih olmadığını iddia ediyor. Ve bu biraz daha böyle bir iki çok özür dilerim. İmam-ı hatiplerde, ilahiyatçılarda bu daha fazla. Yani böyle bir alim tavırlarla, alim tavırlarla. Buhar'de, Müslim'de, Tirmiz'de, Ebu Davut'ta, İbn-i Mace'de. Yani işte İmam Nevevi'de bir yerde bir hadis söylediğinde. Yani topyekun ayağa kalkıyorlar. Bu hadis sahih değil diye. Bu tip hastalıklar ben tespit etmeye başladım. Mesela yeni asyacılarda kurtuluşa erenler bir tek yeni asyacılar.
Başka kurtuluşa eren yok. Bediüzzaman'ın peşinden gittin, gittin, gitmedin, kurtuluşa ermedin. Ve Bediüzzaman'ın eserlerinden başka bir şey de okumana gerek yok. Hastalık bunlar. Mesela işte aynı hastalık örneğin Süleymancılarda ayrı hastalık. Ben kendimce tespit ediyorum. İşte Süleyman İlmitun Hazretleri'nin fotoğrafını alacaksın karşına, ona rabıte edeceksin, ders yapacaksın. Ondan sonra ne yaparsan yap. Önemli değil. Her şey Süleymancılara senin para pul götürmene, zeytin salça götürmene bakıyor. Aynı şey Fethullah Gülen Hoca'nın da cemaatinde var. Ya muhakkak bir şey götürmen lazım. Bir yardım topluyorlar, himmet topluyorlar. Paranın üzerine kurulu sistem. Bunları açık açık konuşuyorum. Benim kendimce tespit ettiklerim.
Milli görüşçülerde de aynı. Bir tek kurtuluşa onlar eriyorlar. Refah Partili olursan kurtuluşa erersin. Refah Partili olmazsan kurtuluşa eremezsin. Milli görüşçülerin içindeysen doğru yoldasın. Milli görüşün içinde değilsen senin yolun doğru değil eğri. Yani sen ne kadar büyük üstad olursan ol, ne kadar veli olursan ol. Sen gidip de Erbakan Hoca'ya biat ediyorsan senin veliliğin haktır. Biat etmiyorsan senin veliliğin hak değildir. Veli meli de değilsindir. Hiçbir şey değilsindir. Şimdi bunları böyle teker teker teker bunların üzerinde böyle konuşurken, işte tartışırken bütün hepsi de bayındırda toplanmışlar. Birer tane, ikişer tane bunlar böyle çok fazla da değiller.
Yani oturmuşlar Mustafa Özbağ'ın yoluyla uğraşıyorlar. Hepsinde de hikmet var. Ben harıl harıl kitap okuyorum. Ben harıl harıl okuyorum. O ara. Tabi böyle bütün şeylerini toplamışlar. Bütün himmetlerini Mustafa Özbağ ve yoluyla alakalı. Yani Şeyh Efendi'yi didik didik ediyorlar. Şeyh Efendi'nin icazetsizliğinden tutun da, Şeyh Efendi'ye hani bu Alevi diyen de oldu. Bu böyle şey halinde. Bu beni sıkı bir sufi etti. Bu hastalıkları tespit edince dedim ki kendimce, bundan sonra dedim sohbetlerde zayıf hadisdi, mevzuydu. İşte şuydu buydu kaldırdım.
Ve bütün ulemanın ortak noktası vardır. Zayıf hadisle amel edilir. Bakın bütün ehl-i sünnetin ortak noktasıdır. Bu ortak noktasıdır. Zayıf hadisle amel edilir. Ben başladım şimdi bangır bangır. Zayıf hadisle de amel edilir. Hüküm var mı? Var. Zayıfsa zayıf kardeşim. Kabul ediyorum. Amel ediyorum. Bu böyle bende gelişince kemikleştim. Hatta bu daha da ileri gitti. Bursa'ya geldiğimde Bursa'da da bununla alakalı uğraşmaya başladılar. Ben ta ne zamana kadar? Ben normalde benim iş yerime birkaç tane çantalı eleman gelip senin sohbetlerini dinliyoruz, izliyoruz. Çok izleyicim var. Senin sohbetlerini kitaba çevirelim, bastıralım.
Yayın evlerinde dağıtalım. Ama senden bir şey rica ediyoruz. Bir şey istiyoruz. Ne? Ondan sonra sohbetlerinde hadis-i şeriflerle alakalı zayıf hadisler var, mevzu hadisler var. Hadis-i şeriflerin hepsi de sahih değil diyeceksin dediler. Ve bir sürü profesörün ismini, yalan doğru onların her şey. Bir sürü profesör, araştırmacı, yazar bilmem ne dediler ki bunların hepsi de bizimle beraber çalışıyorlar. Yayın evi olarak geliyorlar. Yayın evi. Ve o günün parasıyla dediler ki her ay hesabına on bin dolar yatırılacak. Tam iflas etmişim her şeyim tın tın benim. Para pul yok bende. Her ay on bin dolar. Ve kitaplarımı bastıracaklar, sohbetleri komple kitaba çevirecekler. Aslında senin şeyin kalmayacak. Hepsini imzalayacaksın sözleşmeleri.
Sen sohbet etmişin, etmemişin önemli değil. Senin adından kitapları bastıracaklar. O yüzden bununla yüz yüze karşılaştığımdan itibaren son 40-50 yıldır, 100 yıldır basılmış olan herhangi bir profesörün, herhangi bir doçentin, herhangi bir İslam araştırmacısının hadislerle alakalı zayıf var, mevzu var, hadisler sahih değil diyorsa hemen hükmü veriyorum ben. Bu da diyorum Mossad'ın CIA'nin yetiştirmesi. Bu da diyorum hadis düşmanlarının ve hadis-i serif üzerinden ümmet-i Muhammed'i ifsad edeceklerinin adamı diyorum. Bakın televizyonlarda izleyin. Televizyonlarda izleyin. Bu televizyonlarda izlediğiniz bu kanallara çıkan kimseler hadis-i şeriflerle alakalı gevşek, konuşuyorlar mı, konuşmuyorlar mı?
Gevşek konuşuyorlar. O gevşek konuşanların hepsi de, hepsi de ruhları sarışın kendilerini satmış insanlar paraya. Yoksa onların kitapları o kadar satılmıyor. Satılmaz da zaten. Kimse bilmiyor bile kitaplarını. Ama onları televizyona çıkaranlar da, bu Yahudi mason locasının bozmaları, onları televizyon televizyon dolaştırıyorlar. Onları her televizyona çıkmak için para veriyorlar. Ona veriyorlar parayı. O zaten meşhur artık. İnkar ettikçe inkar ediyor. İnkar ettikçe inkar ediyor. Bunların hepsini ceman topladığımda, ben kendimce şunu diyorum. Hadis kitaplarında, önceden ben mesela kütüb-i siddet derdim, Buhari Müslüm, Tirmize, İbn-i Maci, Ebu Davud, İmam-ı Hanbel derdim.
Şimdi onu da demiyorum. Şimdi diyorum ki, 33 tane hadis mecmuası var, hadis derlenmiş kitapları var. 33'ünü de kabul ediyorum. 33 hadis aliminin bütün kitaplarını, hadis kitaplarının hepsini de kabul ediyorum. Hiçbirisini de reddetmiyorum. Onların içerisinde geçen hadisleri de kabul ediyorum. Mesela gidin şimdi ilahiyata, ilahiyatçılar suvitiyi kabul etmezler. Derler ki, mevzu, hadisler çok onda. Gidin ilahiyata, Gazali'yi kabul etmezler. Derler ki, Gazali'de mevzu, hadis ve uydurma hadis çok var içinde. Bunu ilahiyatlarda açık açık söylerler. Gazali, bu İslam dünyasının fikri noktada, İslam dünyasını kör etmiş, İslam dünyasının bağrına saplanmış bir hançerdir derler.
Mesela Gazali'ye ya. Ya sen Gazali'nin tırnağının üzerinde tozu olamazsın. Ona bakmaz ama. Mesela çıkar bir kimse, der ki, ben de imam-ı azamım der. Profesör bunu der. İmam-ı azamım der. Ya imam-ı azamım dediğinde, imam-ı azam mevcut o günkü, sisteme karşı çıktığı için, kırbaçlanarak şehit olmuş. Be adam! Sen hükümetin önünde el pençe durmuşsun. Sistemin önünde el pençe durmuşsun. Sen enflasyon miktarı kadar faize caiz veren bir insansın. Neren alim senin? Alim süpüntüsüsün sen. E kim verdi bunu sana? E Celaleddin Afgani verdi. Celaleddin Afgani şia zaten. Mason, İngiliz masonu. İngiliz masonudur Celaleddin Afgani.
Aynı zamanda şiadır. Ama kimse Celaleddin Afgani'nin masonluğunu konuşmaz ki. Ama Celaleddin Afgani'nin fetvalarını, veyahut da yorumlarını, biz ilahiyatlardan öğreniriz. İlahiyatçılardan öğreniriz. Dünya üzerine mevcut bir deccalist sistem var. Bu deccalist sistem, Hristiyanmışsın, Yahudiymişsin, Türkmüşün, Kürtmüşün, hiç önemli değil. Senin ırkın önemli değil, rengin önemli değil, dinin önemli değil, felsefen önemli değil, tarikatın önemli değil. O uluslararası deccal sistemi, senin her şeyini ifsad eder, bozar kardeşim. Bunun için parasa para, bombaysa bomba. Bakın paraysa para, bombaysa bomba. Seni parayla hizaya getiremezsen, bir gece bombalayıverir seni.
Türkiye, yıllardır söylüyorum, Türkiye bu bombalama tehdidinin altında olan bir ülkedir. Ya deccalist sisteminin su yolunda yürür, ya da bombalanır. İkisinden biri. Hatta uzaktan bombalanmaz. Türkiye'yi NATO bombalan. Uçakları da hazırdır, bombaları da hazırdır. İncirlikten kalkar, bombalar. Bunun, bunun, küçük bir, ne diyorlar film öncesi şeye, fragmanını 15 Temmuz'da incirlikten kalkan uçaklardır. Bu kadar. Biz bağrımızda taşıyoruz düşmanımızı.
Bağrımızda taşıyoruz. O yüzden Türkiye'deki cemaatler veya tarikatlar, siyasi oluşumlar, hepsi de dahil. Hepsi de dahil. Eccalı sistem tarafından organize edilir. O organizeye uymayan tarikat, cemaat, siyasi parti ne var ise, ensesinde boza pişirirler. Ensesinde boza pişirirler. Asla ve asla onu rahat bırakmazlar. Ya biat edersiniz, bu siyasi bir parti olabilir, biat ettiğiniz kimse, evet. Bu siyasi bir teşekkül olabilir, veyahut da bir vakıf olabilir. Ben böyle söyleyince de kızıyorlar. Karabaş Veli Tekkesi'ni bizden alıp verdikleri yer, Londra Uluslararası Mevlana Vakfı'nın yan kuruluşudur.
Masondur, hepsi de İngiliz masonudur. Türkiye'deki yöneticileri de, yöneticilerinin dedeleri, pardon babaları, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından İngiliz ajanı olduğu tespit edilip, Haleb'e sürülmüştür. Sonra bir el, İngilizler bu konuda çok maharetlidirler. Kendi ajanlarını asla öldürttürmezler. Kendi ajanlarını tekrar ülkeye geri çevirirler. O ülkeye tekrar katarlar. İngilizler buna göz yummazlar. O İngiliz ajanı Halep'e gider. Halep Mevlanesi poş sinist olarak oraya gider. Oradan tekrar Hatay'a döner. Hatay'dan da gider, gider. Telebi dediğiniz kimseler, İstanbul'da Robert Koleji'nde okur.
Ve Robert Koleji'nden sonra, Türkiye'deki Mevleviliğin otoritesi olurlar. Kimdir babaları? İngiliz ajanıdır. Ve kurulmuş olan vakıf nereye bağlıdır? Londra, Uluslararası Mevlana Araştırma Vakfı'na bağlıdır. Sizi, Karabaş Veli Tekkesi'ni yedirmezler size. Hiç kimse de önlerinde duramaz. Yaptı, yaptık, ettik, ettik, kestik, kestik, hareket ederler. Çünkü, arkalarında İngiliz locası vardır. Arkalarında İngiliz locası olduğu için de derler ki, bunlar bizim çocuklarımız. Dokunmayın. Dokunamazsınız. Bunun altına imza atan memurların, memuriyetlerinin dahi bir anlamı yoktur.
Gerekirse memuriyetleri yanabilir. Ama İngiliz locasının dediği, tespit ettiği şey, tecelli eder. Yürür. Bunun, AK Parti hükümetlerinin içerisinde elemanları olduğu gibi, devletin içerisinde de elemanları vardır. Mesela Kültür Bakanlığı dediğimiz bakanlık, İngiliz localarının elindedir, Mason localarının elindedir. Bunu böyle de söylediğim için de mahkemeye verilebilirim. Çünkü İngiliz locasına çatarsan, seni rahat bırakmaz daha. Yaşım 63, böyle yaşım 63 oldu diye korkumdan değil, bilen biliyor, ben yıllardan beri söyleyeceğimi söylerim. Rabbim bizi, hakkı görüp, hakkı konuşanlardan eylesin. Amin. O yüzden sıkıntılıyızdır kendimiz. Dertliyizdir.
Söylediğimiz sert olabilir. Bizim yolumuz da, bu noktada biraz, hani, tabiri caizse dikenlidir. Biz, öyle tipik bir, sufi olamadım ben. Salla başını, al maaşını. Yapamadım. Ne yaparlar? Para toplarlar. İsterler. Dilenirler. Belediyelerden dilenirler. Devletten dilenirler. Böylece ne yaparlar? Hiç medreseleri bitmez. Hiç camileri bitmez. Hiç yurtları bitmez. Ve büyük bir çoğunluğu kaçak kuşaktır. Hepsi de, sistemin önünde el pençe, divan durmak zorundadırlar. Dolayısıyla, oradan, Buckingham Sarayı'ndan, düğmeye basıldığında, sahibinin sesini buradan dinlersiniz. Eftali zikr fâlemen nâhu, ve, yiii, yiii, el-Fatiha mâ, salavat,
a-Allah, ümmâ, salli ala, seyyidina, hummedin ve âlâ. Amin. Ecma'in destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi