Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 21 Eylül 2024 · 47:43
Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed'i, hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim nerede bir Müslüman'ın burnu kanıyorsa, zulme uğruyorsa, zulmeden zalimlerden Cenab-ı Hak intikamlarını alsın, zulmeden zalimlerin burunlarını sürtsün, güçlerini ellerinden alsın, kuvvetlerini dağıtsın, birlik ve beraberliklerini dağıtsın, mağlup eylesin, perperişan eylesin, Filistin'e yardım eylesin, Doğu Türkistan'a yardım eylesin, tüm Müslümanlara yardım eylesin.
Ejimay, hem çayınız için hem soru salam varsa sorsun. Selamun Aleyküm. Aleyküm selam. Efendim sorum, malum bu haftaki misafirimizle alakalıydı, hem bizlere ölçü olması babında, hem de bilmemiz açısından sormak istedim. Malum siz daha önce dergahımızda üç kişiye yurt dışından halifelik icazeti vermiştiniz.
Bu hafta da onlardan bir tanesi misafirimizdi. Bu yurt dışından gelen halife misafirlerimize bizim hitap şeklimiz ne olmalıdır, davranışımız şekil olarak ne olmalıdır, ne şekilde görmemiz gerekmektedir. Bunda böyle bir zaman zaman sıkıntı demeyelim ama nasıl bir hitap şekli, nasıl bir davranış şekli sergileceğimizde bir çekimsellik hal olmuştu. Hem bunu öğrenmek hem arkadaşlar da bu konuda bilgilenmek için sormuştum. İkincisi, siz icazetleri verdiğinizde de böyle birkaç soru gelmişti. Yani efendim halifelik icazeti verdi ama hani dergahımızı bağlıyor mu, bağlamıyor mu onlar yurt dışında, onların dergahları var. Bizim silsilimizde de böyle geçmişte olmuş mudur ya da bundan sonra halifelik verdiğiniz bu kişiler dergahımızın silsilesinde de halife olarak yer alacaklar mıdır, almışlar mıdır?
Özür dileyerek soruyorum, bilgi edinmek babından hakkınız herhalde inşallah. Eyvallah. Bu birincisi normalde kaçını Kazım Efendi, Kazım Efendi zaten orada şeyh, normalde Kazım Efendi şeyhlik yapıyor. O yüzden Kazım Efendi'ye hatırladığım kadarıyla şeyhlik icazeti verildi. O yüzden Kazım Efendi'nin icazeti halifelik değil, onunki şeyhlik icazeti.
Bir kimseye şeyhsiniz dediği zaman o kimsenin normalde hani kendince bağımsız bir dergahı, kendince bağımsız bir işlevi olur. Öbürküsü şeyde Murtazan, Üsküp'te. Murtazan evet halife ama orada halife. Burada dergahın iç işlerine, dergahın iç işlerine karışma noktasında değil. Zaten onu da ilan ederken orada Üsküp halifesi olarak ilan ettik.
Burada dergahın iç işleriyle alakalı, dergahın işleyişiyle alakalı bir hükmü olmaz. O da şeyhlik yapıyor orada. Biz ona halifelik verdik ama kendisi orada şeyhlik yapıyor. Çünkü babası şeyh, dedesi şeyh, dayısı Üsküp komple makadanya meclisi meşayih başkanı orada. Yani normalde onun zaten tabiri caizse, hani babası onun şeyhliğini verecekmiş ama ömrü vefa etmemiş, öyle söyleyelim.
Normalde babasının halifesi ona zaten halifelik vermiş orada. Orada dersleri yaptırıyordu, ondan sonra yani dersleri yaptırıyordu, halifeliğini vermemişler daha doğrusu. O burada bir rüya anlattı. O rüya anlatınca hem ders aldı hem de ona halifelik verdik. O Üsküp'le alakalı. Azimi, azimi halife. Normalde gelse buraya otursa halifeliğini icra eder. Şimdi böyle sorulunca dergahla alakalı, ben hani Türkiye'de de var, onu da yakın arkadaşlar biliyorlar. Bu konuda Kapbaşi bir halifelik verdi de gitti geldiğinde. Onun yüzden normalde onu çok dillendirmek istemiyorum ben. Ama bir kimse halife, halifedir.
Halife olunca ona şeyhe hürmet edilir gibi hürmet edilir. Şeyhe itaat edilir gibi itaat edilir. Aslında şeyh değildir ama en yakın şeyh adayıdır. O yüzden normalde halife denilince bir şeyhe nasıl davranılıyorsa, nasıl ona hürmet ediliyorsa, ona da öyle davranılır, hürmet edilir. Ama kendisi şeyh değildir, rabote edilmez ona.
Ne bileyim işte şeyh böyle noktasında görülmez, tutulmaz. Onun da nereden ölçüsü Allah rahmet eylesin, şeyh efendi benden için bazı arkadaşlara hani bana hizmet ettiğiniz gibi hizmet edin, bana yaptığınız gibi, bana davrandığınız gibi davranın, bizim halifemizdir derdi benden için. Bunu böyle hani çok herkese açıklamazdı. Ben de su sardım, imtihan bu işler derdim. Bir şey demezdim ama normalde öyle davrandırırdı ama hiçbir zaman bir halife şeyh değildir. Öyle olunca da ona hani edep, adap açısından, yaklaşım açısından bir kimse şeyhe göstermiş olduğu edebi, adabı ona da gösterir. Bu hani Türkiye ile alakalı veya dergahla alakalı olanı çok konuşmamamızın bir sebebi de bu.
Yani herkes ona şimdi böyle farklı bir davranış içerisine girer, nefis taşıyor bütün herkes. O yüzden nefis olmasın diye o konuda biraz daha ne o kötü duruyoruz. Yani bu noktada biraz daha bu meselenin pişmesini istiyoruz inşallah. O yüzden Cenab-ı Hakk'a da hamd ediyorum. Ben hani azimi hani de üstüne koya koya yürüyor. Bazıları vardır hani üstüne koymaz bir adamı hani çavuştur, üstüne koymaz, zakirttir, üstüne koymaz, nakiptir, üstüne koymaz işte bunun gibi üstüne koymayan bir kimse olsa durur. Ama şu anda azimi yürüyor. Allah yardımcısı olsun inşallah. Bu benim için şey, mutluluk verici bir şey.
Çünkü her bir üstad kendince böyle bir yetişmiş insan ister arar. Ama sonuçta bu işler sonuç itibariyle Allah'ın bileceği bir iş. Cenab-ı Hakk ne yapar, ne eder, kimi koyar, kimi getirir, kimi götürür, kim bozulur, kim düzgün gider. Bu Rabbimin işi. Bizim işimiz değil. Ben her zaman için açık açık konuşuyorum bunu. Rüyamda görürsem şakkadan veririm derim ben. Çıkarım işin içinden. Rüyamda bir şey görürsem hiç tereddüt etmem. Verir giderim. Çünkü bunlar benim nazarımda manevi emanet. O manevi emaneti bir kimsenin saklaması, gizlemesi, onun üzerinde akıl yürütmesi, o emanet, manevi emaneti üzerinde bulunduran kimseye de bir manevi sorumluluk getirir.
Şimdi o manevi sorumluluktan kurtulmak için o kimsenin onu açıklaması gerekir. Açıklamazsa, bunun bir de şeyi var. Ne o? Öbür alemde de bunun bir ceremesi var. Bazen, Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi derim ben, hani açıkladı, attı yükü üstünden. Hani normalde kaynıyormuş ortalık, kaynadı, zıplıyormuş, zıpladı. Dinleyen dinledi, dinlemeyen dinlemedi. Herkes işine geldiği gibi baktı, gibi gibi. Ama sonuçta Şeyh Efendi, bizim Adnan Hoca'ya da telefon açmış açıklayın diye. Normalde kendince açıklattı, o manevi tabir caizse sorumluluğu üzerinden attı. Yoksa bizim İsmail'e çok rabot ettir dedi, kendi oğluyla alakalı. Değil mi İsmail? Bir de İsmail'e diyordu, Mustafa Efendi'ye sakın söyleme diye.
Ben de İsmail'e her gün rabot ediyordu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin başında. Geliyordu, akşam iftardan sonra Şeyh Efendi'nin yanına, benim gözümün içine bakıyordu İsmail. Ben diyordum ki, Şeyh'ine tabi ol, kimseye söyleme gördüğünü, orada söylenileni diye. İsmail de el aya titriyordu, İsmail bir şey çok böyle saklayıp gizleyemez. El aya titriyordu, tamam abi, tamam abi diyordu. Ondan sonra diyordum, koş Şeyh Efendi'nin yanına. Gidiyordu o şimdi Şeyh Efendi'ye söylüyordu. Ondan sonra Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi, böyle dedi, şunu dedi, bunu dedi. Yaklaşık İsmail o sene, 6 gün mü, 7 gün mü, ne Medine'yi mi, Nevere'de kaldık.
O her gün, Ashab-ı Subhan'ın orada rabıta etti, her gün. Her gün de rabıtanın cevabı 3 aşağı, 5 yukarı, değişik hallerle aynı oldu. Tabi bana, ben hala daha sormuyorum İsmail'e ne gördün diye. Ama bu Rabbimin işi, bu senin beğenmenle, benim beğenmemle, onun beğenmesiyle olacak bir iş değil. Cenab-ı Hak kime lütfetti, kime ikram etti? Bu kulun çalışmasına bağlıdır ama Allah'ın ikramında reddetmemek gerekir. Cenab-ı Hak hikmeti dilediğine verir, ayette sabittir. O yüzden, senin sevmediğin insan, gelir olaya şeyh olur. Cenab-ı Hak ona verir, Allah'ın sonuna verince de, o kimse de, hani, ilim dediğiniz şey, bir an bile değildir. Bir an uzundur, manevi ilimlerde.
O kimse, bu böyle hani, Allah affetsin, adam cahil yatar, alim kalkar. Adam normalde yatar, hiçbir şey bilmez, kalkar, çok şey bilir, kendisi de çok şey bildiğini bilmez. Bakın, yatar, hiçbir şey bilmez, kalkar, aslında çok şey biliyordur ama bildiğini de bilmez. O zaman soru soruldukça gelir ona, rüya anlatıldıkça gelir ona, onun işin içinden çıkamayacağı bir hal kalmaz.
Bu, Cenab-ı Hak'ın, Allah'ın dilediğine hikmeti verir, hükmüdür bu. O yüzden, Allah'ın dilediğine verir, cahil insanlar, kör insanlar, bu Allah'ın dilediğine hikmeti verir, hükmünü görmezler. Ondan olmaz, bundan olmaz derler, derler. Nasipleri olmayan, ondan da olmaz, bundan da olmaz der. Bir ömür boyu öyle, ondan olmaz, bundan olmaz da ömrünü geçirir, bitirir. Ama bu işler iddia işi de değildir, bu işler beklenti işi de değildir. Bakın, iddia işi de değildir, beklenti işi de değildir. Hiç ummadığınız bir anda, ummadığınız bir kimseye bir şey veriliyor. Bakıyorsun, hiç ummadığın anda, ummadığın bir şey oluyor. Yani, sufilikte, bu yolda, bu böyle olmaz, bu böyle şey, havada kalıyor.
Yani, bu nasıl havada kalıyor? Yani, şey, Süleyman Demirel'in bir sözü vardı, siyasette bir gün, çok uzun bir gündür diyordu. Bir gün değil, bu maneviyatta bir an, çok uzun bir zaman birimidir. Bir anda, bir bakmışsınız, her şey değişir. Gehlana Hazretleri gelir, bir söz söyler, bütün her şey değişir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri gelir, bunu böyle yapılacak der. Kökten değişir her şey. Bakın, kökten değişir. O yüzden bu işlerin benim nazarımda, matematiği yok. Meseleyi toparlayalım. Dergahın vermiş olduğu bir şeyhlik var, ondan sonra. İki tane halifelik var, ama Kapahşi'nin vermiş olduğu bir halifelik daha var.
O da dergahın içerisinde, durum bu. Amin inşallah. Var mı başka bir şey? Eyvallah. Şimdi, normalde şöyle söyleyeyim, bunu da söyleyeyim. Ben bunu hep böyle yıllardan beri iddia ederim. Bunu böyle de şerh olarak düşerim. Cafer, Adnan, Hüseyin, başka bir dergahın, başka bir dergahın şeyhlerinin üstündedir.
Tekrar bunun altını çizerekten söyleyeceğim. Yani, herhangi bir dergaha gidin, herhangi bir dergahtaki bir şeyhi alın. Cafer, Adnan, Hüseyin, o şeyhin üstündedir. Hizmet olarak, maneviyat olarak, bağlılık olarak, ondan sonra. Bak, hizmet olarak, maneviyat olarak, bağlılık olarak üstündedir. Ama işte, üçünün de bugüne kadar, benden makkam, mevki, şu, bu, hiçbir talepleri olmamıştır.
Tabiri caizse, işte, Cafer en son noktada bile ben olmayayım buranın içerisinde dedi. Öyle yani, normalde, halleri var, tavırları var. Allah nefislerini uydurmasın inşallah. O yüzden arkadaşlar, kardeşler, hani bu kardeşlerin, bu arkadaşların halifelikleri açıklanmadığı, hani teknik olarak bu arkadaşlar halife değil düşüncesinde olabilirler. Ama tekrar bunun altını çiziyorum. Teknik olarak icazetleri yok. Ama başka bir dergahın, başka bir dergahın şeyhinden daha fazla bağlıdırlar. Daha fazla hizmet ehlilerdir, daha fazla maneviyatları vardır. Teknik olarak böyle bir şeyleri yok. Böyle bir dertleri de yok onların. Böyle bir istekleri, arzuları, böyle bir duruşları da yok.
Bizim dergahımızın içerisindeki, hemen hemen arkadaşı, zakirlik yapan arkadaşların, büyük bir çoğunluğu başka bir dergahdaki halife kadar hizmetleri, bağlılıkları vardır. Bunlar sadece Cafer Adnan, Hüseyin Üçlüsü değil, bir Cemil olsun, bir Hacı Erkan olsun, bir Ertan olsun, ondan sonra hatta daha ileri, iki Yusuflar olsun, gelip o Çanakkale'dekiler, İsmail olsun. Bunlar böyle hani maneviyat olarak, bağlılık olarak öyle geride insanlar değildir. İşte bizim Sinan olsun, onlar böyle şey değillerdir, Semazenbaşı Ali olsun, bunlar böyle hani kale alınmayacak, hafife alınmayacak noktada değillerdir. Böyle bir şey oluştu Türkiye'de.
Bilhassa Cafer bunun üzerinde titizlikle duruyor. diyor ki bizim içimize makam girmesin. Hani burada diyor makam söz konusu olmasın, konuşulmasın diyor. Eyvallah. Bu da bir istişare sonuçta. Yani Cafer üzerine basa basa durur. Makam girmesin aramıza der. İçimizde makamla alakalı bir sıkıntı olmasın der. Çünkü gerçekten bu nefis mücadelesi kolay bir şey değildir. O yüzden Cafer onun üzerinde çok fazla sık duruyor, sıkı duruyor tabiri caizse. Ben de anlayış gösteriyorum. Diyorum tamam. Hatta onların nakipliklerini Şeyh Efendi kendisi kendi zamanında verdiydi. Üçünü de, törenlerini sen yap dedi bana.
Töreni sen yap deyince bir kimsenin halife hükmünde olması lazım ki töreni yapsın. O zaman benim nakibi nikabbalığım açıklanık. Halifeliğimi hani o bana söylüyor ama cemaat açıklanık değil. Şimdi bir tören yapsın dergahın içi kaynayacak. Diyecekler ki işte halifeliğini mi ilan ediyor, ne yapıyor? Ben çok yumuşak, tatlı bir şekilde Şeyh Efendi Hazretlerine diyordum ki Efendim hakkınızı helal edin. Siz geldiğinizde bir tören yapalım. Tamam Mustafa Efendi diyordu. Yok o zaman bastırsa, yap töreni dese yapacağım ben. Sıkıntı yok. Ben öyle laftan küften korkacak bir insan değilim ben. Kaynıyorsa kaynasın, zıplıyorsa zıplasın der. Çıkarım ben işin içinden. Yani kalan sağlam bizimdir derim. Yürürüm. Dökülmesin, yıkılmasın.
Ben Şeyh'imden habersiz bir şey yapmadım müddetçe. Bir sıkıntı yok. Neyse işte Şeyh Efendi'ye dedim. Geldiğinizde efendim yapalım. Tamam geldik. Ben hazırım, yapacağım. Ama Şeyh Efendi'den bir sessiz daha çıkmadı. Bir şey demedi. Haydi Nevşehir'e gidildi. Sonra bir daha söyledi bana. Yapalım törenlerini dedi. Ver icazetlerini dedi. Efendim geldiğinizde verelim. Tamam. Peki o zaman geldiğimizde yapalım dedi. Geldiğinde yine olmadı. Evet tabi bu benim muhtemde kaldı. Ondan sonra Cafer'e dedim. Cafer öleceğim gideceğim. Hani Şeyh Efendi bunu birkaç sefer söyledi. Kendisi yapmadı. Sonuçta artık biz tören yaptık. Onların nagipliklerini ondan sonra açıkladık, söyledik.
Hoş açıkladık herkese de değil de. Bizim şeyde hani bizim Türkiye'de bu tip şeyler hani bizim aramızda daha doğrusu böyle çok ehemmiyetli görülüp de gündemde tutulacak bir şeyler değil. Ama dergahın geleceği söz konusu. Dergahın geleceği söz konusu olunca böyle açıklanması gereken bir şey olursa da hiç tereddütsüz açıklarız. Bunda bir sıkıntı olmaz. İnşallah. Var mı bu konuda başka sorusu olan bu konuda? Yok şimdiki soruyla alakalı. Bu Muhammed Azimi kardeş biz önce ona İran halifesi olarak açıkladık. Orada öyle duruyor.
Ama bu demek değildir ki burada dergahın halifesi değil. Hükmü çıkmaz burada. Allah razı olsun inşallah. Bu şey normalde derlerse ki komple dergahın deriz ki komple dergahın. Abi de denilir. Bunda bir sıkıntı yok.
Cafer abi, Cafer abi, Adnan abi, Adnan abi. Evet başka bu konuyla alakalı sormak istediniz mi? Bu konu. Kafanızda bir şey kalmasın diye bu konuda sabitliyorum. Efendim oradaki halifeye bunu nasıl yapıyorsunuz dediğinizde üstadımız bunu böyle yapıyor demekte bir beis var mıdır? Yok. Yani bunu böyle yapalım dediğinde abi üstadımız bunu böyle yapıyor dergahda üstadımızdan bunu böyle öğrendik demekte bir sakınca var mıdır? Yok. Bir sıkıntı yok. Yani moda moda tabi olmak gerekir mi üstada tabi olunduğu gibi? Yok. Yani normalde şimdi ben ayrıştırmayı hani güzel yaparım dedim ya. Şimdi örneğin buranın kendine göre bir siteli sistemi var, bir gidişatı var.
Ondan sonra o sistem, o gidişat devam ediyor. Tabi o da azimi de şu anda iyi bir durumda. Hani birkaç çıtı var böyle konuşmak istemem bazı şeylerde. Ama normalde hani o da böyle bir şey mesela gelip oluyor gelirken bütün her şeyi o yapacak. Meydan ona ait dedim ben. Orada ona tabi olunur. Sıkıntı olmaz. Bunu böyle yapacağız arkadaşlar dediğinde yapılır. Veyahut da işte diyelim ki Adnan geldi oraya herkes Adnan'a tabi olacak orada dediğimde Adnan bunu böyle yapacağız dediğinde herkes onu öyle yapar. O işte Şeyh Efendi bunu böyle yapıyordu denmez ona. Adnan oranın o gün hem şeyhi hem piri hem velisi orada bir vazife var çünkü.
Ben çok böyle ayrıştırırım karışmamdı. Mesela örneğin işte İstanbul'un zakiri Ertan. Ben karışmam Ertan'ın işine. Ama normalde Ertan'ı oraya İstanbul'un zakiri olarak tayin etmişim, atamışım onu oraya. Ertan dese ki şu ders burada olacak, bu ders burada olacak, şurası şöyle olacak, burası böyle olacak. Öyle olur. Ben oraya, ben illere, ilçelere bir yere birisini atadıysam orada çok işine karışmak istemem. Çünkü her tarafın kendine göre bir adabı, erkanı vardır. Her tarafın açarı, açması vardır. Bir başka zakirin de oraya karışmasını istemem. Yani sebep, yani işte örnekliyorum İstanbul'un işleyişi ayrıdır. Çanakkale'nin işleyişi ayrıdır. Yani İstanbul, Çanakkale'ye karışmaya başladı mı, Çanakkale'nin işleyişi bozulabilir.
Veyahut da işte İzmit, Sakarya, İzmit, Cemil orada işleyişi ayrıdır. Oranın karakteristik özelliği vardır. Bakın her yerin karakteristik özelliği, oradaki zakir, çavuş, oradaki koşanlarla oluşur. Şeyhin karakteri vardır orada ama orada şeyhin karakteriyle zakirin karakteri harmanlanır orada. Bu reddedilmez bir şeydir. Öyle olunca tabi bu şeyhin adabına, erkanına riayet etmemek, reddetmek, karşı gelmek değildir bu. Ama örneğin işte Çanakkale'de şimdi bir yer orada tesis oldu, bir yer açıldı. Şimdi mahalleyi orası tanıyor, evleri onlar tanıyor. Oradaki gelenin gideni onlar tanıyorlar. Oradaki dervişlerin tamamını onlar tanıyorlar. Kim derviş, kim derviş değil, onlar tanıyorlar.
Şimdi öyle olunca normalde oranın işleyişine sen şeyh de olsan, manevi bir işaret olmadığı müddetçe karışmamayı eğlerim ben. Derim ki ben karışmam, dersi yaparım, zikullay yaparım, çıkarım. Çünkü örneğin bir kimse vardır, yeni geliyordur daha. Onlar ona göre davranıyorlardır ona. Ona göre farklı bir çizgi koymuşlardır. Oranın işleyişidir o. O yüzden onu normalde hani müdahalede bulunmak çok hoş bir şey değildir. Yani oradaki işleyişi baltalayabilirsin, köreltebilirsin, işleyişi farklı bir noktaya götürebilirsin. İşte biz burada yarım saat, kırk beş dakika zikrullah yapıyoruz. İyi. İşte bir arkadaş geldi. Şimdi Çanakkale'de örneğin illaki kırk beş dakika burada ders yapacağım diye uğraştı.
Ama oranın işte dervişleri on beş dakika, yirmi dakikaya alıştı. On beş, yirmi dakikada ders yapıp dağılıyorlar. Orada kırk beş dakika ders yapacağım dersen oranın işleyişini bozuyorsun. Yani veyahut da bir yerde mesela işte ben genel dışarı çıktığımda on birde dersi bitiririm en geç. Kendimce derim ki yani herkesin işi var, gücü var, evi var, çoluğu var, çocuğu var, bekleyeni var. Ben on birden önce bitiririm dersi kalkarım. Yani herkesin bir ev hayatı var, iş hayatı var. Onları etkilememek. O kendi düzenim, o düzeni tuttururum. Orada ama başka bir kimse geldi orada iki saat ders yapacağım diye uğraşıyor. Oranın düzenini bozar. O yüzden böyle müdahalede bulunmamak daha hoş. Ama üstad bir şeye şerh düşer, emreder.
Bunu böyle yapacaksınız der. O zaman akan sular durur, keskin bıçak gibi her şey biter. Bunda yapılacak bir şey kalmaz. Ama mesela azimi gelse şimdi burada herkese her şeye örneğin yani bir şey yapar. Bütün programı ona bıraktım ben mesela. Dedim ki Gelibuldak bütün her şey sana ait. Orada herkes ona şeyhe tabi olur gibi tabi olur. Örneğin geldi Cafer'e dedim ki Cafer gitti Gelibuldak bütün her şeye. Bak, et, orası sana ait dedim. Cafer gelir orada her şey karışır örneğin. Yani bu normalde o zaman şey olarak, hiyerarşik olarak da kimse ona bir şey demez. Bunun gibi. Mesela işte yaptığımız horosani tören, şeyhe dedim ki ben, ne o, azimiye dedim ki, baştan sona sanayi dedim.
Yani o da öyle yapıp da nefsine uyup da havalara uçmadı şimdi Allah için. Yani çok güzel bir tevazu örneği gösterdi herkese. Bakın herkese çok güzel bir tevazu örneği gösterdi. Rabbim cümlemize edeb-ı adam nasip eyle inşallah. Malumunuz üzere halifelik eserlerde mutlak halifelik ve mukayyet halifelik diye ayrılıyor. Tasavvuf tarihinde böyle. Evet. Mukayyet halifelik şeyhin kaydı hayatı ile bitiyor. Evet. Böyle bir durumda dervişlerin o mukayyet halifeye bakışı ne olacak? Bunu genelde bizim dergahımızda bu böyle teknik olarak mukayyet olarak görünen, görünmeyen olarak hiç ayrılmamış. Yani Çorumlacı Mustafa Efendi zamanında da böyle mukayyet noktasında birisi tayin edilmemiş.
Ondan önce de edilmemiş. Ondan önce de edilmemiş. Bizde mukayyetlik yok. Yani normalde işte Kabbaşi geldi birine halifemsin dedi. Ondan da mukayyetlik yok. Bitti o mesele. Oradan haber gönderiyor. Gelsin icazetini vereceğim diyor örneğin. Şimdi onda mukayyetlik yok. Veyahut da işte ben Nazimiye dedim ki İran halifesi. Mukayyetlik yok onda. Bunu böyle söylemek istemiyorum. O bu noktada kalmaz. Örneğin. Yani o nefsine uymazsa yola çık. Ben mutluluk duyuyorum ondan.
E zaten şey Kazım Efendi zaten şeyhlik yapıyor. Onda bir sıkıntı yok. Murtazan var. Murtazan da oranın halifesi. Vefat ettik kaldık gitti. O öyle halifelikle kalacak örneğin. Yani o bu nokta. Ama Cenab-ı Hak hani önünü açar bir şey diyemeyiz. Mesela böyle bilhassa Avrupa'dan ondan sonra Arnavutluk'tan, İtalya'dan böyle halifelik yapıp da Veyahut da şeyhlik yapıp da benden şeyhlik, halifelik isteyenler var mesela. Onlar bu törenlere bakıyorlar, ediyorlar. Hani hazır bir şey zannediyorlar. İşte yazıyorlar bunu.
Hani biz gelsek, ziyaret etsek seni. İşte bize halifelik verir misin? O mukayyetliği de biliyorlar onlar. Ben de diyorum gelin kapımız herkese açık ama rüyamda bir şey görmezsem, halimde bir şey görmezsem hiçbir şey vermem diyor. Bu böyle bunun bir de manevi sorumluluğu var işin içerisinde. Öyle olunca hani olmamış bir kimse, olmuş gibi bir şey vermek de benim işim değil. Yani ben dergahı benim dergah olarak görmüyorum. Allah'ın dergahı. Ben de hizmetçisiyim burada başka bir şey değil. O yüzden o teknik durumu bizim dergah adabında hiç kullanmamışlar. Yok yani. Mesela Şeyh Efendi de kullanmadı hiç. Hani Şeyh Efendi icazetleri verdi. Yedi sahih ders vererekten icazet verdi.
Yani mukayyetlik yok orada. Yani bütün nakibinin kampanya icazetlerinde, nakib icazetlerinde yedi sahih üzerinden verdi. Ondan sonra yani onu hani mukayyetlik noktasında görülmedi hiç. Yani bizim dergahların oluşumundan itibaren böyle bir şey de yok. Tabii benden öncesini Ahmet Özboğ'a daha iyi biliyordur. Geldi mi Ahmet Özboğ'a aralarda mı? Bir mikrofon götürün ona. Buralara gelip çok meşhur olmasın. Sonra havaları giriyor. O arka bölgenin şeyhini yapıyor şimdi. Soracağım soru şu. Evet.
Çorumlacı Mustafa Efendi Hazretleri zamanında mukayyet bir halifesi yoktu. Ondan önce de mukayyet bir halife yok değil mi? Yok öyle bir laf hiç duymadım. Evet. Halife halifeydi. Tabii çavuşları, nakipleri, nakibini, nukabalarını hepsini biliyorum. Evet. Öyle bir ifade hiç duymadım. Hiç duymadım. İlk defa duyuyorum ben bunu. Bu teknik bir terim acaba. Evet çok teknik. Evet. Onu fark ettim evet. Allah razı olsun. Daha önceden de yok böyle bir şey. Yok önceden de değil mi? Yani tabii Ali Aydar Efendi olsun Hacı Bekir Baba dahil olmak üzere o silsileyi bildiğimiz için böyle bir şey yok. Mesela Hacı Bekir Baba mukayyet bir halife de tayin etmemiş.
Yok öyle bir hiç böyle bir şey duymadık yani. Yani bir şeyh gelinceye kadar bu sizin halifenizdir geçici olarak burada derslerinizi devam ettirsin böyle bir şey de söylememiş. Bir şey. Vefat etmezden önce dediği şey şu. Sabredin bekleyin şeyhiniz gelecek diyor. Evet. Değil mi? Evet. Tabir bu değil mi Hacı Bekir Baba? Tabir nakib ve nukabalar yanında bunu söylüyor. Evet. Hepsi duymuş yani bunu. Evet. Ahiska'dan Ali Efendi Ahiska'dan çıkıyor geliyor. Bir sabah çıkıp geliyor derka oturuyor. Yani bu işler manevi. Dediğim gibi bu işler böyle peşin hükümlülükle, istemekle, bakın tekrar söylüyorum bunu, istemekle, peşin hükümlülükle olacak, dönecek işler değil. Tabi.
Böyle ben şeyh olayım, ben çavuş olayım, ben zakir olayım bundan dönecek bir şey değil bu. Veya bunları hep söylerim, anlatırım ya ben olmasa bu olmaz bunlar böyle dönecek şeyler değildir. Sen olmasan da ben olmasan da neler olmuş. Adem'den itibaren. Bak sen de yoksun, ben de yokum. Adem'den beri bu yol var mı? Var. Cenab-ı Hak dünyayı boş bırakmamış. Adem'den sonra şiti göndermiş. Bak Adem'in öbür oğlan var. İki oğlanın birisi zaten ölüyor. Öbürkü de var. Ama bak değil. Şit geliyor. Bakın şit geliyor. Zaten öbürkü Allah affetsin katil zaten de kendi kardeşini katlediyor. Ama yani Cenab-ı Hak şiti veriyor.
Yani çok kısa dönemleri şitten sonra nuh geliyor. Enteresan bir şey. Yani arada böyle çok uzun zamanlar yok. Şitten sonra da nuh geliyor. Yani bunlar böyle bu manevi işler. Ben benim kısaca tecrübem şu. Bu manevi meseleler böyle hani bir insana şeyh olayım işte şu ne olayım, bu ne olayım, olacak bir şey değil. Bu iş Allah rızası için koşturacaksın, çalışacaksın. Cenab-ı Hak ne verirse verir. Şeyh olmak için, çavuş olmak için, zakir olmak için, nakip olmak için, nügabı olmak için koşturursan hiçbir şey olmaz. Hiçbir şey olmaz. Yani kendimi meth etmek için söylemiyorum. Örneklenmesi için söylüyorum. Zakirlik nedir bilmezlik. Milleti toparlayıp biz derse götürüyorduk.
Minimise bindirip. Şeyh Efendi dedi ki oğlum sen bayındırın zakirisin. Bayındırın zakirisin dediğinde bayındırdı. Bir tek derviş ben vardım. Başka hiç kimse yoktu. Benden de ne kadar derviş olursa. Bir tane dersi kimse yoktu. Sonra şeyh Efendi kendisi nakipliğimi açıkladı benim. Ben hiç zakirliğimi kendisi açıkladı. Nakipliğimi kendisi açıkladı. Nakibini kabbalığımı kendisi açıkladı. Ben hiç ağzımı açmadım. Sonra şeyhlimi kendisi açıkladı. Ağzımı açmadım ben. Bakın ağzımı açmadım. Bu işler böyle enteresan bir şey. Bu insanın aklıyla yönetebileceği bir şey değil. Bakın aklıyla yönetilebilecek bir şey değil. Yani bunca insan bunca işte şehirlerde, illerde, ilçelerde, köylerde, yurt dışında, yurt içinde, rüyasında gören, halinde gören.
İşte şöyle olan, böyle olan bunlar akılla yürütülecek bir şey değil. Almanya'dan, Kanada'dan ta Amerika'ya kadar akılla yönetilecek bir şey mi? Amerika'ya mı gitmiştim var benim, Kanada'ya mı gitmiştim var, İngiltere'ye mi gitmiştim var, Fransa'ya mı gitmiştim var, yok. Bunlar akılla yönetilecek şeyler değil. Akılla olacak bir iş de değil. Bu fiziki güçle, kuvvetle olacak bir şey değil. Fiziki akılla olacak bir şey değil bunlar. Bunu ciddi ciddi söylüyorum. Cenab-ı Hakk'ın, hani ayet-i kerimisi tecelli ediyor. Allah dilediğine hikmeti verir. Ona hikmeti verdiyse de Cenab-ı Hak onu lütfetmiştir, ikram etmiştir, ihsan etmiştir. Bu kadar basit bu iş. Allah cümlemizi bizim, Cenab-ı Hak cümlemizi bu yola layık eylesin.
Bu yola hizmetçi eylesin. Nefsimize uydurmasın. Şeytana uydurmasın. Heva hevesimize uydurmasın. Bize makamlı sevdasına kandırmasın. Mevki sevdasına kandırmasın. Rabbim bizleri kendine kul eylesin. Habibine ümmet eylesin. Bu yolda bizleri derviş eylesin. Hizmetçi eylesin. Ecmain. Üç ihlas bir fatiha-i şerife. Amin. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ruhlarına ve bütün geçmiş Peygamber Efendimiz'in ruhlarına.
Cihari yarı güzin efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık, Ömer'ül Faruk, Osman'ı Zinnureyn, Ali Ali Murtaza radiyallahu anh Hazretleri'nin ruhlarına. Aşere-i Mübeşşer'in evladı Resulullah, Zevce-i Resulullah, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, 72 şühedanın, Şehidi Kerbelanın, bütün şühedanın, tüm ashabı Resulullah Hazretleri'nin ruhlarına. İmam-ı İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam Maliki, İmam-ı Hambeli ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarına ayrı ayrı hediye eldik vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet El Rifai, Seyyid Ahmet El Bedevi, Seyyid İbrahim Dursiki, Şeyh Ebul Esen-i Şazeli,
Şahı Nakşibenni Muhammed-i Bahaddin, Şahı Mevlana Celaleddin Rumi, Şahı Hacı Bektaş-ı Veli, Şahı Hacı Bayram-ı Veli, Mehmet-i Muhiddin Üftade Veli, Veysel Karani Muhiddin Arabi Niyaz-ı Mısri, Ve bütün Pir ve Piran Efendimizin ruhlarına da ayrı ayrı hediye edik vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Ya Rabbi, Hasıl olan sevabı, Geçmiş Üstatlarımızdan, Abdurrahim et Tantavi, Abdurrahim en Nişavi, Elhaç, Elhafız, Ebu Bekir, Sıddık, Çorumi, Hacı Ali Haydar Efendi, Elhaç, Çorunlu Mustafa Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Kaçuni dergahının, Kabbaşi dergahının, Ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin, Velilerin, evliyaların, dervişlerin, Müminlerin ruhlarına.
Ya Rabbi bilhassa Üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ, Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine, Ced ve dadalarının ruhaniyetlerine, Yaşayan bütün mürşidi kamillerin, Velilerin, evliyaların, Bütün derviş kardeşlerimizin, Ve Ümmet-i Muhammed'in ruhaniyetlerine, Turuk Aliye'den, Akraba ve talukatlarımızdan, Geçenlerin ruhlarında hediye edildik. Vâsıl ve hissedar eyle ya Rabbi, Haberdar eyle ya Rabbi, Feyzatlarını, himmetlerini, Şefaatlerini, doğalarını üzerimizden eksik, Eyleme ya Rabbi, Amin, Ve selamun alel mürselin, Ve alihim velhamdülillahi rabbil alemin, Eûzu billahi mineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikir fa'lemennâhû, La ilahe, Fatiha ma salavat,
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.