Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 19 Temmuz 2024 · 54:22
Selamünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, gününüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihat eden kullarından eylesin, Rabbim Müslümanları her türlü şerden ve zulümden korusun ve muhafaza eylesin, Nerede, dünyanın neresinde zulüm gören bir Müslüman var ise Rabbim onları zalimlerin elinden kurtarsın, Cenab-ı Hak Filistin'deki, Doğu Türkistan'daki kardeşlerimize özgürlük nasip eylesin, onların cihatlarını mübarek eylesin, ümmet-i Muhammed'in başındaki zalimleri, münafıkları, kafirleri kahri perişan eylesin,
Ecmain, Kur'an ve sünneti yaşamanın zorlaştığı zamanımızda, hakkıyla gayret edersek, kolaylaşacağını bilmemize rağmen, kısır bir döngüden çıkamıyoruz. Yapmaya gayret gerek, gayrete yaptıkça, gayret de yaptıkça artıyor, nasıl gayret buluruz. İman bir bütündür.
Bir kimse eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en muhammeden abduhu ve resuluhu deyince, İman etmiş olur. Ondan sonra, iman ettikten sonra, hani o kimse Müslüman oldu, ondan sonra imanın şartları Allah'a, peygamberine, kitaplarına devam eder. O kimse normalde imanını bu manada, imani akidelerle sağlamlaştırır. İmanını sağlamlaştırınca ardından İslam gelir.
İşte kelime şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek gibi. İbadetlerle iman iyice kavileşir, olgunlaşır. Sonra farzları, hani malum, hadisi kudsi farzları yerine getirir. Sonra sünnetleri, nafileleri yerine getirir. Allah'ı sever, Allah da onu sever. Hadisi kudsi mucibince, o kimse artık Allah yolunda yürümeye başlar. Böylece o kimse, imanının gereği olarak İslam'ı, İslam'ın gereği olarak ihsanı yaşama hedefine koyar. Bu hedefe koşarsa, Cenab-ı Hak ona gayret verir. Nasıl ki tembellik büyük bir afatsa insan için, hem dini meselelerde, hem dünyevi meselelerde de tembellik, aymazlık, çalışmamak, koşmamak, gayret etmemek, insanı her zaman için geriye götürür.
Geriye götürür. Bir kimse iman eder, İslam'ı yaşamazsa, o imanını koruması mümkün değildir. İslam'ı yaşamaya çalışsa ama ihsanı terk etse, ihsana koşmamış olsa, bir müddet sonra İslam'ı da terk eder. O ihsana doğru koşması lazım. O yüzden normalde gayret, bu noktada hiçbir konuda gaflete düşmeden, gaflete fırsat vermeden yapmamız gerekeni yapmak, bunun için koşmaktır. Eğer o gayreti biz üzerimizde tecelli ettirmezsek, o çalışmayı üzerimizde tecelli ettirmezsek, bu sefer bizim herhangi bir konuda başarılı olmamız, herhangi bir konuda istenilerini yerine getirmemiz mümkün olmaz. Örneğin bir aile babasını düşünün, o çalışmakla mükellef, eş ve çocuklarına bakmakla, onların eğitimleriyle, sağlıklarıyla, iyi bir yaşam sürdürmeleriyle sorunlu.
Evlendiyse o adam, bunları yapmakla mükellef. Ya evlenmeyecek, evlenmeyince, eş ve çocuk olmayacak, eş ve çocuk olmayınca, kendince, kendi hayatını dizayn edecek, miskin bir şekilde yaşayabilir. Bu ayrı mesele ama evlendiyse bir sorumluluk aldı, o sorumluluğu aldıysa gayret edecek, o sorumluluğu yerine getirecek. İman etti, sorumluluk aldı, İslam'ın şartlarını yerine getirecek, sorumluluk aldı, ihsana doğru koşacak. Veyahut da bir vazife aldı, dergahın içerisinde, bir çalışmanın içerisinde, kendince dedi ki ben bu işi yapabilirim, ben bu işi yapabilirim dediyse o işi yapmak için gayret edecek. Yani normalde o gayreti göstermezse eğer, o işte de başarılı olmaz. Bu noktada insanların, eğer gayretli olan insanlar, hayatlarında başarılı olurlar.
Çalışanlar, gayret edenler, hayatlarında başarılı olurlar. Eğer bir kimse gayret etmiyorsa, Allah muhafaza eylesin, onda herhangi bir başarı olmaz. Kendinize sık sık hatırlatacağımız nasihat verebilir misiniz? Şu ahir zamanda ruh sağlığımı koruyabilmek için tavsiye verebilir misiniz? Hayatı daha iyi yaşamak mümkün mü? Kendinize sık sık hatırlatacağımız nasihat verebilir misiniz? Dünyevi olarak ne iş yapıyorsan, o işinle alakalı kendini disiplin et. Dini olarak da kendini disiplin et. Normalde hem dini olarak disiplinini kaybetme, hem dünyevi olarak disiplinini kaybetme. Hem dini olarak koşuşturmanın gayretini bu manada sıcak tut, yüksek tut.
Hem de dünya üzere, dünya olarak da gayretini sıcak tut. Bir sorumluluğun varsa, sorumluluklarını yerine getirmek için gayret et. Tembellerden olma. Ahir zamanda ruh sağlığını koruyabilmen için, sana gelen bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasvet her neye geldiyse, bunu Allah'tan bil. Ve normalde bunu kullardan da bilme. Bu Allah'ın sana bir lütfudur, ikramıdır, ihsanıdır. Eğer bu noktada hoşuna gitmeyen bir şey dahi olsa, onunla mücadele et, o senin için hayır olabilir. Hastalıksa, hastalıkla mücadele et. Eğer bir sıkıntı var ise, sıkıntıyla mücadele et. Hayatını savaşmakla, mücadele etmekle geçir. O yüzden bu ahir zamanda böyle sağlık, psikolojik olarak kendini diri tutmak için her daim başına gelen musibetlerle, sıkıntılarla mücadele et.
Onlara karşı bayrak çekme, yani teslim olma. Ne geldiyse geldi, yiğit düştüğü yerden kalkar da yürü, mücadele et. Bu yoksa, mücadele etmezsen, kendi kendine psikolojik olarak, yenilgi psikolojisine girer. Bütün her şeyde kendini sıfırlarsın. Bu tabii insanların konumuna, durumuna göre her şey değişir. Ama normalde psikolojini diri tutmak istiyorsan, geçen yazmıştım, dün dünde kaldı, dünü bugüne getiremezsin. O zaman dünden dersini al, yürü. Dün ne olduysa oldu, ne sıkıntı yaşadıysan yaşadın, ne olduysa oldu bak, ne olduysa oldu. Bundan dersini al, bundan dersini al. Ders almamazlık etme. Ama bugüne başlarken, yarına başlarken tertemiz bir şekilde başla. Eğer dünkü olan hadiseden ne yapman gerekiyorsa yap. Bunu sen, dünkü hadise neydi, o esnada, spontane bir şekilde.
Ama hatalı ama hatasız, onun cevabını ver. Ona yapman gerekeni ver, anında cevap verilecekse. Yok, hata yapmaktan korkuyorsan, orada iştahat hatası yapabilirim diyorsan, bekle, istişare et, istihare yap. Ona göre kendine danış, ne yapabilirim de. İşin içinden çıkamıyorsan, üstadına danış. Yoluna devam et. Bakın, insanlar, geçmişe takılıp kalırlarsa, geçmişe takılıp kalırlarsa, orada kalırlar, oradan çıkamazlar.
Yok, geçmişe takılıp kalma. Ne olduysa olmuş, ne yaşandıysa yaşanmış, sen ileriye doğru bak. Hz. Pir der ya, hani arkasına bakanlar önünü göremezler der, Mesnevi de. Yani sen arkana bakarsan önünü göremezsin. Oysa, Cenab-ı Hak bütün kainatı her an yeniden yaratıyor. Her an yeniden yaratıyor. Dünkü Mustafa Özbağ bugün yok. Dünkü Mustafa Özbağ arama. Bazen böyle işte, yirmi yıl önce şöyleydi. Yahu yirmi yıl önceki Mustafa Özbağ öyleydi. Yani koca İmam-ı Gazali, medreseyi bırakıp, devletle bağlantısını kesip, kendi köyüne göçtükten sonra, ihya'yı yazar. Gider mesela, şeyde, Emevi Camisi'nin minaresinde, bazı rivayetlerde iki yıl, bazı rivayetlerde üç yıl inziva yapar.
İnzivadan çıkar, bugüne kadar yazdıklarımın hepsini de reddediyorum der. Nizamiye Medresesi'nin baş müderrisidir. Yani bugün için ne diyelim, bir üniversitenin dekanıdır. O zaman için Nizamiye Medresesi'nin baş müderrisidir. Devletten akçelidir, devletten maaşlıdır. Devlet onu oraya getirmiştir. O devletin içerisindeki, aykırı, dini, görüş gibi görünen şeylere cevap versin diye. Ama ihya'yı, devletle bağını keser, hür olur, özgür olur. Gider köyüne, köyünde ihya'yı yazar. Reddeder bütün o güne kadar yazdıklarında. Şimdi dün dünde kalır.
Sen on gün önceki Mustafa Özbağ'ı arama. Bir gün önceki Mustafa Özbağ'ı arama. Sebep, o zaman eğer aynı Mustafa Özbağ duruyorsa, o da kendini ilerletmemiş. O da kendisini ileri doğru iktirmemiş, ileri doğru göndermemiş. Sebep kalmış orada çünkü o. Yani bunun on yıl önceki Cafer'i bulamazsın. On yıl içerisinde Cafer'in başına gelenler, kimsenin başına gelmemiş. Örneğin, on yıl önceki Adnan'ı bulamazsın. On yıl önceki Hüseyin'i bulamazsın. Cemil'i bulamazsın. Bulamazsın. Zaten on yıl önce, onlar hala da aynı noktadalarsa, onlar manen gelişmemişler demektir. Bu dergah on yıl önceki gibi değil, on yıl önceki gibi görürseniz, yanılırsınız. Yirmi yıl önceki gibi değil, yanılırsınız.
Gelişiyor, değişiyor. Ama geriye giderse, o zaman sıkıntı var demektir. E o zaman, ahir zamanda ruh sağlığını, düzgün tutabilmek için, dün dünde kaldın. Başına gelenlerle mücadele edeceksin, hayatına devam edeceksin. Kar ettin, zarar ettin, yanı yattı, çamura battı. Her şey insanın başına gelir. Her şey insan için. Önemli olan, ileriye doğru yürümek, ileriye doğru bakmaktır. Eğer bulunduğun yerde kalırsan, ben tekrar tekrar söylüyorum ya bunu, bu karşınızdaki adam, üç sefer ticaretten iflas etti. İki sefer iflas etti, parası gitti, üçüncüsünde, bir milyon dolar borcu kaldı. Biz Cafer'le oturduk, hesapladık, bir milyon dolar borç var, bir milyon dolar mal var. elimizde. Dedi ki, kepengi indirelim, elimizdeki malla dedim, borçları ödeyelim, işimize bakalım.
Biz kepengi indirdik, elimizdeki mal komple gitti, bir milyon dolar borç durdu. Mal yok, borç duruyor ama. Elimizde ne varsa gitti. Bakıyoruz, yok. Yapacak bir şey yok. biz Cenab-ı Hakk'a hamdolsun, tekrar gayret, tekrar mücadele, öyle psikolojiyi bozmak yok. Cenab-ı Hak tekrarı yeniden verdi. Yeniden verdi. Tabiri caizse, küllerinden doğmak denir ya, küllerinden doğduk yani. Cenab-ı Hakk'a hamdolsun. E, yattığımız yerden olmadı. Gün geldi, yattığımız yerden de oldu. Gündüz çalıştık ama, gece yattığımız yerden verdi. Eyvallah. Ama o gayreti gösterdik. Benim felsefem odur.
Yani savaşacaksın, seveceksin, savaşacaksın. Savaşmadan hayat yok. Benim için öyle. Mücadelesiz bir hayat yok. Öyle. Hiçbir şey, Cenab-ı Hakk'a hamdolsun, bundan da şikayetçi değilim. Benim kolay bir hayatım olmadı hiç. Dergahta da kolay bir hayatım olmadı. Ticarette de kolay bir hayatım olmadı. Özel hayatımda da kolay bir hayat olmadı. Benim. Cenab-ı Hakk'a hamdolsun. Şikayetim yok benim. Ama ben babam öldüğünden beri çalışıyorum. Hamdolsun Rabbime. Ama psikolojiyi korumak, Allah'a teslim olmakla alakalı. Teslim olursam bir sıkıntı olmaz. Hayatı daha iyi yaşamak mümkün mü? Tabii.
Burada iyi yaşamaktan kastın ne? Onu öğrenmek lazım. Benim için hayatı iyi yaşamak, hayatı iyi yaşamak, önce doğru yaşamaktan kaynaklanıyor. Eğer sen hayatı doğru yaşıyorsan, hayatı iyi yaşıyorsundur. İyilerle beraber, sen hayatı iyilerle beraber yaşadığın için, iyi yaşıyorsundur. Kaliteli yaşayın hayatınızı. Hayatınızı kaliteli yaşayın. Kaliteli yaşamak demek, Kur'an sünnet adabına, erkanına uymak demek. İyi insanlarla oturup kalkmak demek. Allah bizi onlardan eylesin. Evlilik kader midir? Evleneceğimiz kişi belli midir? Evlilik kaderdir. Evleneceğiniz kişide bellidir. Ama sen bilmiyorsun. Kader olmayan hiçbir şey yok çünkü.
Benim burada konuşman da kader. Kader ne? Cenab-ı Hak senin hayatını biliyor, senin bildiği hayatı lef-i mahfuzda yazdı. Biz bilmiyoruz ki onu. Küçük küçük kesitler görebilirsin rüyanda halinde. Eğleneceğin kimseyi de görebilirsin rüyanda halinde. Gördün tabi olacak mısın ona? Şimdi herkes kendince bir şeyi görmek istiyor. İyi gördün tabi olacaksın mı? Bu şuna benziyor. Hani bir şey soruyorlar işte, efendim ben bunu nasıl yapayım? Yap dedim de yapacaksın mı? Geliyor arkadaşlar işte, Diyorlar ki ya böyle böyle işte şöyle bir şey var, böyle bir şey var. İyi böyle yap diyor. Kalıyor, yapamıyor. Bu kolay bir şey değil. Geçen sohbette demişlerdi hani müritlik ne?
Ya ben şeyhine sen bir şey danışıyorsan, sana ne dese yapacaksın, yapmayacaksan danışma hiç. Bak işine. Müritlik o. At dedin de atacaksın, tut dedin de tutacaksın mı? Yok. Sat dedin de satacaksın, git dedin de gideceksin mi? Yok. Yok şeyhim ne güzel şeyhilik yapmış. Göç, göçtük. Göç, bir daha göçtük. Sat, sattık. Vuruyor. Avudik bizi Konya'ya kadar getirdin maşallah. Çok rahat ettik. Arabayla konuşuyor. Mustafa Efendi sat bunu, emredersiniz efendim. Kırmızı ışıkta durduk, adam yan yan bakıyor. Açtım, satılık dedim.
Efendim bir şey diyebilir miyim? De dedi. Açtımca bu, satılık dedim. Satılık mı hocam dedi. Satılık dedim. Hemen efendim şunu kartını ver kartını dedim. Adımı aldım kartını. Geleceğim birazdan dedim. Gittim Şeyh Efendi'yi bıraktım sohbet yerine. Efendim müsaade edersiniz. Ben gideyim arabayı satayım geleyim dedim. Allah yardımcın olsun oğlum dedim. Gittim adamı buldum. Selam aleyküm aleyküm selam. Araba bu. Gümrükten çıkma. Arabanın. Kime göstereceksen göster. Kime edeceksen et. Kime ne edeceksen de. Yanındaki kim dedi. Şeyhim benim dedim. Manevi babam dedim. Vay hayırdır filanca camide bu akşam sohbet var dedim. Buyur gel. Dedi ne istiyor? Ne yapar sence dedim ben.
Valla hacım bu bu kadar yapar dedi. Hiç unutmuyorum. 7700 lira dedi. Bunu dedi 3 lirasım 4 lirasım peşimi vereyim. Üstünü de çek vereyim dedi. Birkaç aylık. Ben böyle alırım dedi. Tuttum elini hayırlı olsun dedim. Yalnız bir isteğim var. Ne var dedi. Dedim Şeyh Efendi'yi Nevşehir'i bırakacağım. Bursa'ya döneceğim. Arayacağım seni gel dedim. Arabanın satışını da al. Al gel. Geldi. Aldı. Çekleri verdi. Parayı verdi. Hayırlaştık. Otur dedim. Şimdi kahve içelim. Cenab-ı Hak hamdolsun dedim. 7700 lira kar ettim dedim. Nasıl dedi. Valla şeyhim sat dediydi. Bin lira daha versen satacaktım sana dedim. Dövünüyor Konyalı. Sat dedim.
Satcan mı? Düşüneceksin. Göç dedim. Göçeceksin mi? Düşüneceksin. Kolay değil bu. E o zaman hani psikoloji normalde bu zamanda doğru tutmak için böyle yapacaksın. Allah bizi affetsin. Amca oğlumun kızına lüsemi tanısı konmuş. Tedavi başlanıyor. Duanız da şifa bozsun inşallah. Rabbim şifalandırsın herkese inşallah. Diyanetin yapmış olduğu açıklamada. Ya Diyanet'le bir şey sormayın bana diyorum ya. Ya ben Diyanet'le mahkemeliyim. Hoş mahkemeyi kazandım. Ama Diyanet denilince tüylerim diken diken oluyor.
Yapmayın. Benim damarıma basmayın. Adamlar bana iftira attılar. İftiranın sonunda mahkemeyi kazandım. Dönüp bir özür bile dilemediler. Hatta iftira atan müftüyü normalde ne o? Diyanet ve hakkının başına getirdiler. Paranın başına koydular. Sen iyi iftira attın. Mustafa Özbağullah iyi mücadele ettin. Ondan sonra ne o? Hutbelerde böyle hutbe okudun. Vaazlarda onun aleyhine vaaz okudun. Gazeteciyle beraber hemhal oldunuz. Gizli eller bir tamamlandınız. Ondan sonra hepiniz bir araya geldiniz. 15-20 günde bir toplandınız. Gizli mahvillerde istişareler ettiniz. İşin içerisine hukukçuları da aldınız. Belediye başkanı, ondan sonra müftü, gazeteci. Hepiniz toplandınız. Mahvillerde kararlar aldınız.
Ondan sonra uygulamaya kalktınız. Ama tutmadı. Cenab-ı Hakk'ın buna müsaade etmedi. Böyle dediğiniz zaman Diyanet deyince kalıyorum ben. Allah bizi affetsin. Hemen aklıma geliyor. Sarıyorum boyuna. Diyanetin yapmış olduğu açıklamada torpille işe girmek hoş bir şey değil. Bak, hoş değilmiş. Haram diyemiyor. Ya da şunu diyecek. Darülhard'de hakkını alabilmek için torpil veya rüşvet verebilirsin. Bak, fetva şudur. İslam hukukunun olmadığı bir yerde hakkını koruyabilmek, hakkını alabilmek için, malını, canını, namusunu, şerefini, haysiyetini koruyabilmek için veya bir uzvunu koruyabilmek için rüşvet verebilirsin, torpil yapabilirsin.
Hakkını alacaksın çünkü. Darülhard'de caizdir. Yani sahabenin malına bugünkü kuvvet bölgesi, öyle diyelim, Birleşik Arap Emirlikleri'nin o bölgede bir sahabenin malına oranın işte bir şeyi, kabile reisi, oranın devlet başkasına onun malına çöktü tabiri caizse. Bu önceden beri normalde gücü elinde tutanlar, mazlumların mallarına çökmekte maharetlidir. Bu böyle bütün zalim olan sistemler, krallar, zalim olan devletler, devlet başkanları böyle zayıf gördüklerinin malına çöker. Zayıf gördüklerinin hanımına, eşine çöker. Zayıf gördüklerinin kızına çöker.
Yani İbrahim Aleyhisselam Mısır'a gitti. Mısır'ın kralı ne yaptı? Sare'ye çökmek istedi. Bu neyin oluyor dedi. Eşim oluyor deyince oranın hukukuna göre ona almaya hak kazanıyordu. Benim kardeşim olur dedi. Huta yapı. Huta yaptı. Ama o Mısır kralı ellerini uzattı Sare'ye. İbrahim Aleyhisselam dua etti. Namusum ya Rabbi dedi. Elleri felç oldu anında. Anladı. Onda bir şey olduğunu. Dedi ki vazgeçtim. Dua et dedi. Ellerim açılsın. Dua etti. Hain haindir. Zalim zalimdir. Ben derim ya bir insan bir şey yaptığı zaman bir daha yapar.
Bir daha ellerini uzattı. Bir daha dua etti. Bu zulümdür. Bir insanın namusuna göz dikmek zulümdür. Bir insanın şanına, şerefine, haysiyetine göz dikmek zulümdür. Bir insanın malına çökmek zulümdür. Haksız yere o kimseyi cezalandırmak zulümdür. Zulüm. İşte böyle bir zulme uğradıysa bir kimse mesela haksızlığa uğruyor. Örneğin işte belli bir partililer işlere giriyorlar. Geçen bayağı oluyor işte. KPSS'de kaç almış? 95 almış. Eee? Sözlü'de atmışlar onu. Ne diyorlar sözlüye? Mülakat. Mülakat da atmışlar. Hakkını yiyorlar.
Örnek. Veyahut da işte orada en büyük zulüm şudur. Bir kimse bu bizim partiden, bu bizim cemaatten, bu bizim tarikattan, bu bizim sülaleden, bu bizim ırktan deyip de onun yanlışını, eksiğini, onun hatasını ona konuşamıyorsan, bunu söyleyemiyorsan sen de zalime yardımcı oluyorsun. Adaletsizliğe susuyorsun.
Bir baba, adaletsizse, o ev dağılır. Bir anne, adaletsizse, o ev dağılır. Bir patron, adaletsizse, o iş dağılır. Bir zakir, adaletsizse, orada cemaat dağılır. Bir çavuş, orada adaletsizse, zulmediyorsa, orada cemaat dağılır. Bir üstad, bir şeyh, adaleti değilse, orada cemaat kalmaz. dağılır orası. Bir devlet, adaletsizse, dağılır. Adalet yoksa dağılır. Osmanlı son 150 yıl, adalet yok, dağıldı, çöktü. Adaletsizlikten çöktü.
rüşvet, kayırmacılık, kol gezdi. Gösteriş, şataat, şatafat, kol gezdi. Saray yaptırmak için borç aldılar. Saray yaptırıyorlar. Bildiğiniz saray oluyor. Topkapı sarayı var, bilmem ne, Yıldız sarayı var. O Atatürk'ün öldüğü saray ne? Dolmabahçe için borç aldı Osmanlı ilk defa. Yani onca saray var, bir daha saray yaptırıyorlar.
Battı. Adalet yok. Hani gidin Ege bölgesinde, Efel'in çıkış noktasına bakın, adaletsizliğe isyanılır o. Adam tütün ekmiş, geliyor devletin memuru, tütüne el koyuyor. Neden? Anlaşma yapmışlar tütün şirketlerine, borç almışlar emperyalistlerden. Adamın kendi tütününe, öz tütününe el koyuyor. Oraya verecek. Adamın karısına göz koyuyor. Çakırda Emine mi, Çerkez kaymakam almış. Neden? Adamın nişanlısına çöküyor. Biz şimdi Osmanlıcıyız ya, ha değil kardeşim ya, adaleti sağlamamışsın.
Kaymakamsan kaymakamsın. Adamın nişanlısına ne ama çöküyorsun? Adamın nişanlısına çökersen, o da sana çöker. Dinler mi sen kaymakammışsın diye? Dinlemez. Sen adamın tütününe çökersen, o da adam sana çöker. Sana baş kaldırır. Devletsen devletsin. Devletsen devletliğini bil. Vatandaşın malına ne çöküyorsun? Vatandaşın bağına, bahçesine ne çöküyorsun? Vatandaşın tarlasına ne çöküyorsun? Adaletsiz bir devlet batmaya mahkumdur. Adaletli bir devlet, kafir de olsa ayakta durur. Adalet var ise kafir de olsa ayakta durur. Adalet yoksa sen istersen uçuyor ol. Kanatların yolunur senin. Kanatların yolunur.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden yani torpille gidiyor işe. Torpille olmayan iş mi var bu ülkede? Adam, adamın eğitimi ne? Adamın normalde durduğu yer ne? Ne başarısı var? Yok tepeden inme müdür oluyor. Tepeden inme şef oluyor. Tepeden inme orada bir şey oluyor. Bu sefer oradaki memur, oradaki çalışanlar bakıyor ona. Diyorlar ki işte bu filanca partiden işte öyle müdür oldu. Filanca partiden öyle şef oldu. Filanca partiden işte burada bu oldu. Ama artık insanlar bunlardan tiksiniyor. Tiksiniyor. İğreniyor artık insanlar bundan.
Hangi partiden olursa olsun. Ama tırnak içerisinde muhafazakar bir görünümlü bir partiden olursa, bu sefer o insan, cahil insanlar dinden de soğuyor. Diyor ki işte dindar olan bunlar diyor. Ama bu normalde hani CHP bunu böyle yapıyordu. İsim vereyim. İyi AK Parti de böyle yaptı. Refah Partisi de böyle yaptı. Aynısını yaptılar. Daha önce de oldu. Sen ne ha? İşte Fethullah Gülen cemaatindesin. Seni aldı başka yere koydu. Sen AK Partilisin. Sen de başka yere koydu. Kol kola girdiler, paylaştılar. Ondan sonra ortaklık bozuldu. Ne olduysa oldu. Bu sefer onları da seyirip attılar. E her tarafı ne oydu belirsiz. Doldu şimdi herkes.
E ne oldu şimdi gene rahatsızlar. Her gün bir yerden bir bomba patlıyor. Rüşvet, kayırmacılık, torpil. Almış götürmüş her tarafı. Almış götürmüş. E bunu kendileri de görüyor şimdi. E ne yapacaksın şimdi? Bir on beş Temmuz daha lazım onları temizlemek için. Kendi kendini, kendi bağırsaklarını temizlemesi için. Bir on beş Temmuz daha lazım. Nasıl temizlenecek ki? Evet hoş bir şey değil ama kazanılan para helaldir denmiştir. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Ya sonuçta Diyanet'in içerisinde Celalettin, Afganici, Abdühçü birçok insan var. Onlardan her türlü fetva beklenir. Sonuçta TOKİ'nin faizini, faizi görmeyen bir zihniyet var. Sonuçta enflasyon miktarı kadar faizi, faizden saymayan bir zihniyet var.
O yüzden onların fetvalarında isabet de olur, yanılgı da olur, hepsi de olur. Hepsi de yanlış diyemeyiz, hepsi de doğru diyemeyiz. Torpille polis olan biri şehit olduğunda Allah katında şehit kabul ediliyor mu? Bir kimsenin şehit olması için önce iman ehli olması lazım. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu deyip iman etmiş olması lazım. Şehitlik, kutsal bir şehitlik olacaksa Kur'an ve sünnet noktasında şehit olacak. Kur'an ve sünnetin yaşanması, yaşatılması için. Biz normalde polisimizi, askerimizi hepsinde iman ehli olarak görüyoruz. İçlerini bilmiyoruz hangi dine mensuplar, felsefelerine, inançlarını. Biz onları normalde Allah için, vatanlarını korumak için öldüklerine inanıyoruz.
Şehit hükmündedir hepsi de. Yaz tatilinde meslek sahibi abilerimizin yanında çocuklarımızın çıraklık yapabileceği bir organizasyon oluşturulabilir mi? Hakkınızı helal edin. Oluşturabilir, olabilir güzel bir düşünce. Kim yazdıysa tebrik ederim. Bu konuda ama çocuklar şimdi insanların çok kıymetli. Çocuk bir yere çıraklığa gidecek, çıraklığa gidince orada işte örnekliyorum şimdi. Şunu getir, bunu götür, şurayı süpür, burayı sil. Buraya indir, burayı kaldır, şunu şöyle yap diyecek. Ağırlarına gidiyor çocukların böyle şeyler. Veyahut da orada ustası kızacak ona. Öyle biraz sesini yükseltecek. Çocuk da eve gidecek, ağlayacak ondan sonra bana şöyle dendi, böyle dendi.
Ertesi gün anne baba gidecek, sen bizim çocuğumuza nasıl böyle söylersin? Kıyamet kopacak. E şimdi sabretmek zor. E bir de yani şimdi çocuklar yazın bir yerde çalışmayı da istemiyorlar. Yoksa bir organizasyon olur. Normalde çocuklar küçük, anne babalar onları getirecek götürecek veyahut da örnekliyorum.
Çocukların bu noktada sevk ve idaresinin üzerlerini alacak. Örneğin işte bir diyelim ki motor tamircisinin yanına gitti. İki vasıta, bir vasıta gidecek gelecek. Orada sırf zaten normalde ona bir faydası olmayacak orada motor tamircisinin ama meslek öğrenmesi için sabretmesi lazım, yanında gitmesi lazım, zor. Ama güzel bir organizasyon olursa olur, harika bir şey olur. Bilmiyorum bu konuda arkadaşlar bir şey yapabilirlerse çalışma olabilir. Evet, alalım birkaç soru. Efendim Allah'ı sevdiğini iddia eden biri namaz kılmakta neden zorlanır? Bu zorluğu nasıl aşabilir?
Allah'ı seviyorum der, biz onun bu noktada sevdiğine inanırız. Namaz kılmak zor, kolay bir şey değil. Yani Allah'ı seviyorum dedi, iyi. Namaz kılmak zor, o zor. Yani o hadis-i şerifi bildiğimden dolayı dilim böyle. Hani vardı ya bir tane sahabeden bir kimse içki içiyordu. Allah Resulü birkaç sefer kendisi ceza verdi, tazir cezası verdi. Bir iki böyle değnek vuruldu ona ama sahabeden bir kimse onu böyle kerih görmeye kalkınca dedi ki sus, o Allah ve Resulünü sever dedi. O yüzden namazı zor kılabilir, biz onun sevgisinden şüphe etmeyiz. Bu zamanda namaz böyle turnusol kağıdı gibi yani bakıyorsun sakallı namazı gevşetiyor, kılmıyor. Derviş kardeşlerden de var öyle.
Gevşetiyorlar namazı kılmıyor. Mesela işte bir vakit, iki vakit kılmıyor. Bir de kendi kendine diyor, akşam eve gidince hepsini de kaza ederim. Toptancılık yapıyor. Çok eski bir derviş vardı. Allah rahmet eylesin. O bana diyordu ki ya ben akşam eve gidince hepsini kılsam olur mu? Diyorum, olmaz yani zamanında kılacağım. Ya diyor, gündüz işten başımızı kaldıramıyoruz. Gidince diyor, hani kılıyorum ben hepsini diyor. Dedim ya kıl, ertesi güne bırakma. Sonra zaman içinde alıştı artık böyle işte. Beş vakit namazı kılmaya başladı. Yani sonuçta namaz gerçekten kadınlara da erkeklere de zor bir ibadet. O yüzden biz onun Allah ve Resulü'nün sevgisinde şüphe etmeyiz.
O hadisten dolayı bir şey demeyiz ona. Efendim, akıl ve beden günahı işlerken neden azabı ruh çekiyor? Ben azabı ruh çeker diye hiç söylemedim. Hani hep kabir azabı deriz, ruh içinde kabir içerisinde. Ben hiç o ilahi ruhu azap çeker demedim. Öyle dedim mi hatırlıyorsunuz mu? Sen sohbetleri takip etmemişsin. Peki azap çeken neydi? Nefistir, candır, ruhun hani nefsani ruh dediğimiz veyahut da hayvansal ruh dediğimiz o oluşum çeker. Cenab-ı Hakk'ın kendimden üflediğim şey ceza çekmez yani. Öbür ruhlar peki o azap çeker. Ruhlar değil.
Çoğaltma. Sen geriye dön birkaç hafta içindeki sohbeti dinle. Meslemi sohbetini. Eyvallah. İnşallah. Efendim, Allah Hz. Muhammed Mustafa'ya ayet-i kerimesinde diyor ki, Ey Habibim dostlarıma dost, düşmanlarıma düşman oldun mu? Musa'ya diyor. Buradan bir şey soruyor. Musa aleyhisselama diyor. Özür dilerim. Orayı düzeltelim çünkü ayet-i kerime değil o. Özür dilerim o zaman. Devam edebilir miyim efendim? Edebilirsin. Buradan şunu sormak istiyorum efendim. Atalarımıza yani annelerimize, babalarımıza, akrabalarımız tarafından edilen hakaretlerden dolayı, hani akrabalık bağlarını kesmek haram bir durum olduğundan dolayı, burada bizim takınacağımız tavır nasıl olmalıdır?
Normalde küsmezsin hiç kimseye ama normalde böyle bir orta yerde bir edeb-i mu gayrı haksızlık söz konusu olduysa, edeb-i mu gayrı bir şey olduysa yani bunu dile getirirsin. Burada, burada, burada, burada yanlışlık oldu diye. O yanlışlığını söyledin ama onlar hala da özür dilemiyorlar, geri dönmüyorlar. O zaman mesafe koyabilirsin. Küsmek yok. Küsmek yok ama mesafe koymak. Koyabilir yani normalde örnekliyorum şimdi, bir akrabadan zararı görüyorsun devamlı. Veyahut da senin iyi niyetini suistimal ediyor. Örnekliyorum ve bu kim olursa olsun, senin iyi niyetini suistimal ediyor. Senin iyi niyetini suistimal ederekten sana haksız davranıyor, yanlış davranıyor, eksik davranıyor.
Sen anlatıyorsun, söylüyorsun, bir şey yapmadığın için, tepki göstermediğin için devam ediyor onu. Kendisini haklı görüyor. Bu sefer ona karşı hani kibirlenene kibirleniniz. O kibirlenmesin, kibrinden yapıyor çünkü. O zaman kibirlenirsin ona. Veyahut da işte büyükse hadi kalbini kırmayayım, incitmeyeyim dersin, mesafe koyarsın. Orada kendisi iştahat edecek o kimse. Teşekkür ederim. Efendim, kişi sevdiğiyle beraberdir hadis-i şerefindeki o sevmek, şöyle söyleyeyim efendim, sizin sevgi anlayışınız çok üst bir seviyede ve sevmenin çok basit bir şey olmadığını, özel bir şey olduğunu kastediyorsunuz. Oradaki sevgiyle sizin sevginiz yakın mı?
Yani örnek verin, ben seviyorum diyen, sevmemiştir aslında, sevgi öyle lafta değildir, anlayışınızdaki sevgi midir? Sevmek deyince beğenmek, ondan sonra muhabbet beslemek, sonra sevmek, sonra aşık olmak. Bunu sınıf, ben böyle sınıflandırırım, kategorileştiririm, adım adım. Şimdi biz normalde beğenmeyi de sevginin içerisinde bir makam olarak koyalım veya bir derece olarak koyalım. Onun üstüne muhabbet etmek var, o da bir derece. Hepsi de sevginin alt kademeleri bunlar. Ondan sonra sevmek. Şimdi biz beğendiklerimizden sorumluyuz, biz muhabbet ettiklerimizden de sorumluyuz, biz sevdiklerimizden de sorumluyuz. Şimdi başka bir hadis-i şerifte der ki kişi birini seviyorsa, sevdiği kimsenin yaptıklarını yapmasa dahi yapmış gibi kabul edilir diyor.
Burası çok tehlikeli bir yer. Yani sen şimdi birisini seviyorum dediğinde, onun işlemiş olduğu amele kalbi olarak, manevi olarak ortak oldun. Bak işlemiş olduğu amele. Sen şimdi hırsızı seviyorsun, destekliyorsun, örnekliyorum bunu. Sen hırsızın yapmış olduğu hırsızlığa ortak oluyorsun. Sen rüşvetçi bir kimseyi seviyorsun, muhabbet besliyorsun, destekliyorsun. Sen onun yapmış olduğu rüşvetten payını alıyorsun. Çok tehlikeli. Sen şimdi işte filanca sanatçı, ölüp bitiyor değil mi insanlar ona? Onun yapmış olduğu amelden nasibini alıyor. Şimdi ona desen ki, çok affedersin, hani dansöz gibi çık, oyna desen, oynamaz.
Ama dansözü çok seviyor, alkışlıyor onu. E o dansöz olmasa dahi, o dansözden nasibini aldı, sevdi çünkü onu. Muhabbet besledi, onu destekledi. Burası çok tehlikeli bir yer. Yani sen bir veliyi sevdin, velinin işlediği ameli işlemedin. Velinin derecesine de çıkmadın. Velinin çektiği ızdırabı da çekmedin, sıkıntıyı da çekmedin. Ama ona karşı muhabbet besledin. Onun yaptıklarına komple ortak oldun. E sen şimdi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, hani beraber yaşamadın. Onun yaşadıklarını da yaşamadın, onun çektiğini de çekmedin. Ama bin dört yüz yıl sonra onu seviyorum dedin. Ben onu seviyorum deyince, sevdiğinle ortak oldun. Bu bir tarafı çok keskin, insanı uçuruma götürür, bir tarafı insanı zirveye götüremiş.
O yüzden Sufiler sevgiye çok önem vermişler. Bak Sufiler sevgiye çok önem vermişler. Cenab-ı Hak da önem vermiş. O müminler ki Allah'ı şedid bir sevgiyle severler. Kuvvetli bir sevgiyle severler. Müminlerin vasfı bu. Mümin Allah'ı şedid bir sevgiyle sever. Mümin peygamberi de sever sallallahu aleyhi ve sellem. Mümin velileri de sever. E mümin müminleri de sever. O zaman sevdiğinde onların ameline ortak oldu. Bu muhteşem bir şey. Bak ameline ortak oldu. Çünkü hadis-i şerifte diyor ki, yapmasa bile, hatta bunun normalde heytemi Allah için sevmekle alakalı olan bapta bunu alır bu hadisi. Bu hadis çünkü, tirbizde geçiyor olması lazım bu hadis-i şerif. Yani bu mesele, kimi sevdiğinle alakalı mesele çok önemli bir mesele.
O çünkü hani, önce şu hadisi koyalım öne. Kişi sevdiği kimsenin amelini yapmasa dahi o ameline ortak olur. Yani yapmış gibi olur. Sen kumarı oynamıyorsundur, kumarı seversin. Kumar oynamış gibi günaha girersin. Sen içki içmiyorsundur. Kendince içinden içki içenleri seviyorsundur. İçkiyi seviyorsundur. İçmeden sarhoş olursun. Günaha girersin. Ha içmiş gibi girmezsin. Eyvallah. Ama bu normalde amelinde ortak olursun. E şimdi böyle olunca, iyileri seven, iyilerin ameline ortak oluyor. Sen gıybetçiyi sever, sen gıybetçini... Gıybetçiyi seviyor mu ya? Gülüyor, pıt pıt pıt pıt sana bir şey söylüyor. Sen de onu dinliyorsun.
Onun, onun aman gönlü kırılır şimdi incinmesin. Gıybet etme diyemiyorsun ona. Susun arkadaşlar. Burada olmayan bir kimsenin hakkında ne gıybet ediyorsun diyemiyorsun. Arkadaşlığını düşünüyorsun, dostluğunu düşünüyorsun, eşini düşünüyorsun. Her şeyi hesap ediyorum böyle. Gıybete karşı sonra içinden diyorum ki ben bunlardan değilim. La ilahe illallah, la ilahe illallah. Ha söylesene dilin mi koptu? De ki gıybet etmeyin. De ki dedikodu etmeyin. Diyemiyorsun onu. E içinden böyle gıybetçilerinin içindesin ama. Onlardan oldun. Onlardan oldun. Kur'an ve sünnetin dışında bir eylem var ne olursa olsun. Sen onu durduramıyorsan orayı terk edeceksin.
Yoksa ortaksın ona. Bak yoksa ortaksın. Benim eski arkadaşlarım vardı. Haydi birader gidelim. Ya ben dönmeyeceğim artık. Beni çağırmayın. Gittim bir iki sefer baktılar. Ben içmiyorum dönmüyorum. Dedim bak beni çağırmayın. Beni günahınıza ortak etmeyin artık. Bıraktılar. E yoksa git. Ha içmiyorum de oturmayan de. Bu doğru değil. Desteklemiş oluyorsun onu. Onunla beraber imajı veriyorsun. Bak onunla beraber imajı veriyorsun. Hele belli bir mesela örnek. Benim kimliğim belli mi? Belli. Benim yerim durduğum nokta belli mi? Belli. Biz şimdi, ben şimdi Kur'an ve sünnetin apaçık ezildiği, terk edildiği, Kur'an ve sünnetin rafa kaldırıldığı bir yerde durursam orada ben onu desteklemiş gibi olurum.
Olmaz. Yani ne olur? Ben bu sefer Müslümanlara sanki o işe cevaz veriyormuşum gibi olur. Bak etrafa cevaz veriyormuşum gibi olur. Olmaz. Ben o yüzden geçenlerde birkaç sefer söyledim. Kur'an ve sünnete uygun değilse yapacak olduğunuz hani tören, davet etmeyin beni dedim. Sebep benim orada bulunmam sanki ona cevaz veriyormuşum gibi olur. Sen yıl 360 gün din anlat, ondan sonra git dangıdı dungıdu, dangıdı dungıdu orada otur örneğin. Bu doğru değil. Bana doğru değil. Aslında kimseye doğru değil. Hiç kimseye doğru değil. E şimdi onu desteklemiş oluyorsun çünkü. Hani Kerbela'yı işledi ki Hazreti Hüseyin Efendimizin meşhur sözü var. Yani Yezid diyor ki şey yapsın ne o?
Biat etsin. Diyor ki benim ona olan biatim şahsi olmaz. Sonradan diyor Müslümanlara buradan kapatçılır o manada söylüyor. Zalime bu sefer biat ederler diyor. Zalime biat edilmez çünkü. Adaletsiz bir insana biat edilmez. Bakın adaletsiz bir devlet başkanına biat edilmez. Adaletsiz bir zalim insana biat edilmez. Ondan olursun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden seviyorum demek böyle bir kafiri seviyor adam. Bir masonu seviyor. Mason. 33 dereceli mason. Seviyor onu. Aşık. Adam Risale-i Nur okuyor. Adam Risale-i Nur ezberinde sanki adamın.
Adam Süleyman Demirel için yanıp tutuşuyordu. En sonunda bana onu dedi. Senin şeyhinden daha büyük evliya o dedi. Ben de dedim kişi sevdiğiyle beraber Allah seni onunla haşretsin dedim. Bu kadar basit. Allah seni onunla haşretsin. Sevdiğinle haşretsin seni. Adam Süleyman Demirel'i evliyadan görüyordu. Yeni Asya Risalecileri, Yeni Asya grubu Süleyman Demirel'i evliyadan görüyordu. Bitti. Şimdi Allah için herkesi seversin. Bu ayrı mesele. Biz bütün insanları Allah için severiz. Tamam. Allah yaratmıştır onu. İnsandır sonuçta. Kapıdan birisi girer. Biz onun dinine, imanına, cinsine, cibilliyetine bakmayız. Buraya halakamıza gelmiş.
Allah için severiz onu. Ama bireysel noktada ben onu tanıyorsam eğer ben o noktada durmam. Allah muhafaza eylesin. Doğru değil çünkü. Ama burası bir topluluk örneği. Birisi geldi buraya. Gelsin, hoş gelsin. Biz onun bu noktada neden geldiğini demeyiz. Ama insan yürekten beğendiği, muhabbet ettiği, beğendiği, muhabbet ettiği, sevdiğim, seviyorum dediklerinden sorumlu.
Bak sorumlu. Adam gidiyor bir teröristi seviyor. Sorumlu. Bir uyuşturucuyu seviyor. Sorumlu. Sorumlu. Allah muhafaza eylesin. Amin. Allah razı olsun. Eftali zikir fâle mennâhu la ilahe illâe illâh ilâh lâh illâh illâh illâh… Al-Fâtiha mâ salavad …
Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala Muhammed
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.