Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 17 Eylül 2026 · 32:15
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim ayınızı, yılınızı hayırlı eylesin, son nefese kadar hayırlı yaşayanlardan eylesin, son nefesimizi de hayırlı eylesin, cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e, Kur'an ve sünnet-i seneye sımsık yapışanlardan eylesin, Rabbim bizleri hidayet üzerine yaşayanlardan eylesin, Sapıklardan ve sapkınlıklardan muhafaza eylesin, nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, ayaklar altına alınıyor olsa, nerede Müslümanlara haksız, adaletsiz davranılıyor olsa, Rabbim bunları yapanlardan intikamımızı alsın,
İsrail'i yerle yeksan eylesin, Müslümanlara zulmedenleri yerle yeksan eylesin, dillerimizi zikrullahıyla ıslak eylesin, gönüllerimize muhabbetullahını yerleştirsin, cümlemize aff-muğfiret eylesin, şerlerimizi hayra çevirsin, Evlilik niyetiyle yapılan ön görüşmelerde sünnete veya fıkıhta kesin bir sayı sınırı, üç kere gibi var mıdır?
En son bu konuyu tekrar ele alalım demiştiniz, taraflardan birbirini tam olarak tanıyıp karar verebilmesi adına, adına, mahremiyet ölçülerine dikkat etmek şartıyla, üçten fazla görüşmek caiz midir? Duarlığınızı istirham edelim demiş. Ben yıllar yıllar önce bir yerde böyle, üç sefer diye bir yerde okuduydum ama onu nerede okuduğumu hatırlamıyorum. O yüzden ben üç kere diye söylüyorum bunu ama bunu nerede okuduğumu hatırlamıyorum. Buna komple evlilikle alakalı meselelere bakan kitaplardan bakmam lazım. Uzun bir mesele ama normalde genel olarak hani bu mesele biraz çizgiden dışarı çıkıyor. Üç seferden fazla, üç, dört, beş ne zamana kadar görüşecek o zaman? Ya mutmain olmadı bir daha görüş, mutmain olmadı bir daha görüş, bir daha görüş, bir daha görüş, bir daha görüş, bir daha görüş.
Bu nereye kadar sürecek o zaman? Yani bunun, burada bir sıkıntı var. Allah muhafaza eylesin. O yüzden evet görüşülebilir eğer mutmain olmadıysa, üçten fazla görüşülecekse görüşülebilir. Ama ve lakin yani normalde bir kimsenin, şahısların genel olarak istekleri ortaya konursa ilk görüşmelerde, bu üç aşağı beş yukarı ne tarafa doğru evrilecek, ne tarafa doğru çevrilecek belli olur. Yani üçten sonrası hani şey biraz heva heves giriyor işin içerisine. Allah'u alem. Yani erkek nasıl bir evlilik arzu ediyor, bunu maddeler halinde sıralasa, bir kadın da evlenecek olan kimse de nasıl bir evlilik, nasıl bir eş düşünüyor? Bunu da sıralamış olsa, taraflar bu isteklerini ortaya koyduğunda uyup uyumadığı aslında birinci görüşte belli olur.
Bu normalde ikinciye, üçüncüye bile gerek kalmaz. Yani örnekliyorum, erkek dese ki, benden haram hiçbir şey isteme, işte aylık benim şu kadar gelirim var, şöyle bir hayat standardım var, bunları kabul ediyorsan evleneceğiz, e tamam bitti. Bayan dese ki, benim şu isteklerim var, böyle bir hayat standardı istiyorum, erkek kendine göre uygun değilse, zaten bırakacak. Allah bizi affesin. Yani normalde evet, şimdi gençler böyle birbirimizi tanıyalım. Ne kadar konuşursanız konuşun, on yıl sevgili olsanız, on yıl sevgili olsanız, evlendiğinizde evlilik bambaşka bir şey. Yani sevgilisin, erkek ondan çorba istemiyor, çay istemiyor, yemek istemiyor, ütü istemiyor, bulaşık yok, çamaşır yok, evin temizliği yok, hiçbir şey yok.
Sevgili, dışarıda buluşuyor, görüşüyor, yiyor, içiyor. Hayat toz pembe. Aynı şey, kadın da ondan bir şey istemiyor, kız da ondan bir şey istemiyor. Sinemaya gideceğim, bara gideceğim, pavyona gideceğim, şuraya gideceğim, buraya gideceğim, arkadaşıma gideceğim, hiçbir şey söylemiyor ki. Veyahut da ben alışverişe çıkacağım, şunu alacağım, bunu alacağım, şunu edeceğim, bunu edeceğim. Normal hayatını yaşıyor herkes. Kız annesinin babasının yanında, annesinin babasının istediği gibi ve hatta kafasına göre bir hayat yaşıyor. Erkek de annesinin babasının yanında, o da kafasına göre ve ailesinin istediği gibi yaşıyor. Evlendiği zaman, işte yaşıyor ki, erkek diyor ki, anamın kuru fasülesi gibi, kuru fasüle yap.
Ananın gözü, nereden bulacağız senin, ananın kuru fasülesini? Mümkün değil. Yani normalde, kız diyor ki, işte babam böyle yapardı. E babam öyle yapardı, ben böyle yapıyorum. Bu nereden olacak ki? Normalde belki de erkek, ömrü boyunca evde annesi hep kahvaltıyı harikulade bir şekilde yaptırdı. Öyle ya, öyle anneler var. Yani çocuklarını asla aç, evden göndermiyor. Mesela bizde baba vardı, Allah rahmet eylesin. Biz normalde sabah 6'da oturaya biniyorduk. Sabah 6'da oturaya biniyoruz. Oraya yetişmek için, kahvaltı yapacaksın. 4.30'da kalkman lazım. En geç 5'de kalkman lazım. Biz kalktığımızda, sıcak kahvaltı hazır, börektir, çörektir, neyse.
Bildiğiniz, hiç soğuk börek yemedik biz. Ahmet Özbağ orada arkada. Desin ki, bir sabahtan bir sabaha soğuk börek yedik. Desin ki, bir sabahtan bir sabaha kahvaltı yapmadan evden çıktık. Mümkün değil bu. Bu normal, tabii anne babanın evin içerisindeki durumu, otoritesi, bütün her şeyi karışıyor. Ama bir evleniyor mesela, işte erkek, nerede hanımı kahvaltı yapacak ona? Kahvaltı kaçta hazırlayacak? İşte o 6'da mümkün değil. Bir de gençlerin şimdi yeni nesil kahvaltı anlayışı da farklı. Bir bakıyorsun, ne yapmış? Muz kesmiş, üstüne çikolata dökmüş. Al sana kahvaltı. Ne o zaman? Gündüz saat 12'de. Yaşar da tuhaf tuhaf bakıyor oradan bana. Ne tuhaf tuhaf bakıyorsun? Normalde şimdi, herkesin bu noktada bir aile düzeni, bir sistemi var.
O yüzden normalde konuşurken olan hadiselerle evlenince değişik. Mesela evlendi. Oğlanın annesi var. İkide bir de arıyor gelini. Akşama oğluma ne yemek yaptın? Aniden geliyor. Oğlum temiz bir evde mi oturuyor? Soruyor, nereye gideceksin bugün? Aynı şey kızın annesi de geçerli. Damat ne aldı? Öyle kız anneleri var. Ortalığı perişan ediyor. Damada patinaj çektiriyor. İşte yaş gününde kızıma ne aldın? İşte o da diyor ki, bir elbise aldım. Onun üstüne bir bilezik takamadın mı? O yüzden evlilik farklı bir şey. Allah bizi affetsin.
Bir kulda, dervişte aşk, sevgi nasıl oluşur? Öyle bir oluşuyor ki, böyle normalde hani tanıdıkça severmiş ya insan. Bu normalde tanıdıkça sevenler için geçerli. Kimisi ilk görüşte aşık oluyor. Onun için böyle tanıma sonradan geliyor. Ama öbür türlü genel olarak, genel insanların durumu normalde tanıdıkça sever. O zaman Allah ve Resulüne karşı da o kimse Allah'ı tanıdıkça, peygamberini tanıdıkça sevmeye başlıyor.
O tanıdıkça seviyor, tanıdıkça seviyor, tanıdıkça seviyor. Ama bu böyle biraz uzun yol. Ama herkesin yolu kendince. Ama kimisi de bir görüşte bakıyor, aşık oluyor, oturuyor oraya. Diyeceksin ki, normalde bir görüşte aşık oldu, peygamberi gördü mü? Evet. Gördü, aşık oldu, oturdu. Diyeceksiniz ki, Allah'ı gördü mü? Evet. Şimdi ilahiyatçılar, diyanetçiler, ayağa kalksın gene. Gördü mü? Evet. Bitti onun için. Zaten o gördüğü anda orada kaldı zaten. Gördüğü anda orada kaldı. O artık Cemal perdesinden, Cemal perdesine, orada onu, o aşk perdesinden, aşk perdesine yürüyor. O da bir görüşte aşık olmak.
Veyahut da o kimse şeyhte de öyle yaşıyor. Şeyhi görüyor, bir görüşte aşık oluyor, oturuyor oraya. Aynı şey evlenirken de geçerli. Yani kadın bakıyor adama, tamam bitti. Adam ne dese evet diyor. Aynı şey erkek için de geçerli. Kadını bir görüyor, gördükten sonra bitti. Kadın ne dese evet diyor. Bu en kestirme yol, muhteşem. Bunda hiç sapma olmaz. Yani böyle bir görüşte aşık olan da hiç sapma olmaz. Oturur, o göreceğini görmüş, alacağını almış. Onu kovsan da gitmez. Ama o böyle sonradan sevmek var ya böyle. O böyle yan yatar, çamura batar. Onun konuştuğuna bakar, anlattığına bakar. Mesela kimisin çok derviş vardır. Burada ben bir şey konuşurum.
Evde gider hadis inceler, evde gider ayet inceler. Ona buna sorar sohbeti. Var bunlar. Sonra bir şey bulmuş gibi artesi bir dahaki sohbete getirir, onu koyar. Veya çok önemli bir şey bulmuş gibi gelir sabahın saat dördünde telefon açar. Dün akşam sohbette böyle böyle dediniz. Böyle bir anda bir bakmışsın kendini bir şey zanneder. Hadi gider bir yerlere. Hadi bir kıypıttırır. Hadi bir normalde şaşırttırır. Haydi gider başka bir dervişe. Yok dersini verir. Yok gider, yok gelir. Onunla uğraş dur işin yoksa. Uğraşırsın onunla. Sahiyetle uğraşmazsın. Selamun aleyküm, aleyküm selamun. Bitti. Gerçekten. Hele öyle böyle hani kendince o çok biliyor ya.
O şüpheyle yaklaşacak, sorgulacak. Bir de onu öğrettiler ya bütün herkese. Sorgulayın, şüphe edin. Sorgulayın, şüphe edin. Ulan sorgulamaktan, şüphe etmekten kimseyi sevemez hale geldi millet. Adama hanımını sorgulayacağım şüphe ediyor, hanımını sorguluyor. Nereye gittin? Saat kaçta gittin? Ne zaman geldin? Ne zaman gittin? Ne yedin? Ne içtin? Kadın en sonunda hastayla evlenmişim ben diyor. Ne oldu diyorum ben? Sorguluyor boyuna diyor. Haklı. O hani sorgulamak, o şüpheyle yaklaşmak insanı perperişan ediyor karşıdaki kimseyi. Bu sefer ne oluyor? O kimse evliliğini düzgün yaşayamıyor. Veyahut da dervişliğini düzgün yaşayamıyor. Hep böyle hani birini bekler ya insan, kulağı kirişti onun.
Onun gibi kulağı böyle şeyde acaba nerede hata yapacak, nerede eksik konuşacak, onun hatasını, eksiğini bulayım da ondan sonra bakayım. Hani sen istersen şu hadis kitabında, bu hadis kitabında var de. O diyor ki ben bulamadım bendeki kitaplarda. İyi diyorum bendekinin sayfası bu, hadis numarası bu. Ona dahi inanmıyor o. İnanmıyor. Veyahut da kendince diyor, bu tamam Kemal Ehli değil diyor. Başlıyor araştırmaya. Ondan sonra diyor ki filanca daha Kemal Ehli. Dersi veriyor, gidiyor oraya. Orada da, sanki gidince orada değişmiyor. Oradakini de araştırmaya başlıyor. Ondan sonra bu daha kötü çıktı diyor, ben geri döneyim. Geri dönüşü de sıkıntılı.
Bu sefer o da olmuyor. Kalıyor meydanda. E git, gitmiyor. Git kardeş, bir sefer şüphe ettin mi ettin? Yürü git bak işine. Nereye gidiyorsan git. E gidemiyor da, gelemiyor da ortada kalıyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden insan normalde inceleyerekten, araştırarakten sever mi? Evet. Ama bu benim yolum değil. Bu benim için zor bir yol. Allah muhafaza eylesin. Benim, ben hiç öyle yol gidemedim. Ne normal, sufi hayatımda, ne de özel hayatımda. Ben öyle bir yol gidemedim. Ben adamı normalde gördüm, sevdim. Tamam, ne yapıyorsa yapsın. Allah muhafaza eylesin. Peygamber Efendimiz veya büyüklerden birinin bir dervişe seni seviyorum demesi ne anlama gelir?
Ne anlama gelecek? Seviyormuş demek ki. Bak buna da şüpheyle yaklaşıyor. Ben bütün derviş kardeşleri seviyorum. Bu konuda hiç bir şeyim yok. Gönlümde zerrece herhangi bir kimseye karşı bir buğzum, herhangi bir defansım yok. Bu konuda da hamd ediyorum kendime. Ben hiç, bütün kardeşleri severim ben Allah'ın izninden. Şimdi bundan da şüphe eder insanlar. Dervişler bundan da şüphe eder. Geçerken bana bakmadı, beni sevmiyor mu? Ya bırak, şüphe etme. Şüphe seni perişan eder. İnsanın beyanına bak. Beyanı doğru mu? Doğru. Beyanı doğru kabul eder Hanefiler. Bir kimsenin beyanı neyse biz onu kabul ederiz. Biz dervişlik hukuku açısında da o kimsenin beyanını doğru kabul ederiz ki.
Doğru söylüyorsun derim ben. Doğru söylüyor. Bitti velat talihine amin. Yalan söylüyorsa kendine. Bana ne? Allah muhafaza eylesin. Cimrilik nedir? Oyyyy. Cimrilik bir şeyi harcamaya yetkisi olduğu halde doğru olması gereken bir şeye o normalde eli titreyip böyle onu harcamamaktır cimrilik. Harcamaya muhtedirsin. Hani normalde işte bunu normalde şeye bakırsak hani şer'in hükme bakarsak bir kimse zekat verebilecek muhtedirlikte zekat vermiyorsa o cimridir. Cimriler zekat vermezler verirken elleri titrer eksik hesaplar yandan oradan buradan bir şeyler söylerler. Mesela ben arkadaşlara diyorum ya bana zekat hesaplatmayın örneğin.
Neden söylüyorum onu? Ben zekat hesaplarken senin için titrerse üzülürüm senin adına. Allah muhafaza eylesin. Bana hesaplatmayın diyorum ben. Hatta birisi sordu nasıl hesaplıyorsun dedi. Ben farklı hesaplıyorum dedim. Dedi ki nasıl farklı hesaplıyorsun? Dedim bak şer'atını emretti malının kırkta biri. Yani pardon paranın kırkta biri. Ben şöyle hesaplıyorum dedim. Sen hayata başladın. Evet. Senin neyin vardı? Hiçbir şeyin yoktu. Peki hayat devam etti. Sen ne yaptın? İşte ev aldın. Bir tane oturmaya ev aldın. Güzel. Bir tane de araba aldın. O da güzel. Dükkanını aldın. O da güzel. Dükkanın içerisine işte dükkanın eğer sanayici ise takım taklılatı aldın.
O da güzel. Harika. Sonra sen bir tane arısı aldın. Kaça aldın arısayı? Bin lira. Yaz oraya. Ne aldın? Sen iki tane daha ev aldın. Kaça aldın? Beşerden on milyar. Yaz oraya on milyar daha. Sen ne aldın başka? İşte filanca yerden bir tane daha kiraya verdim. Dükkan aldım. Yaz oraya dükkanı da. Kaça aldın? İşte on beş milyar. Yaz on beş milyarı da. Şunu aldın yaz onu. Şunu aldın yaz onu. Ben hepsinin alış fiyatlarını yazıyorum. Kaç para toplandı orada? Ne kadarlık mal olmuş? Kırk milyarlık mal olmuş. Bir milyar zekat vereceksin sen diyorum. Benim hesabım bu. E şimdi bu şeriaten doğru mu? E şeriaten şunu diyor şeriat.
Normalde gayrimenkulleri var. Gayrimenkullerden aldığı kiralar var. Kiraya verdiyse. O kiralar zekata girer diyor. Değil mi hocam? Şeriatın emri o. E ilahiyatçısın hocam ya. Şeriatın emri o. Gayrimenkullerden almış olduğu kiralar zekata girer diyor. Doğru. Ölçü bu. Tabana ölçüsü bu. Bunun en hızı bu. E ben öyle hesaplamıyorum. O yüzden şimdiden böyle ilan ediyor mu? Hesaplatmayın bana. Şeriata göre verin. Şimdi o şeriata göre de vermiyorsa o cimri. Bak şeriata göre vermiyorsa o cimri. Yalnız benim hesaplattığım gibi hesapladıklarım var. Mesela her yıl Cenab-ı Hak'a hamdolsun hamd ediyorum. Öyle birkaç kişi var arkadaşlardan.
Öyle hesapladım. Maşallah onların her yıl artıyor. Bir de işin bu tarafı var. Öbür türlü şeriata göre hesaplanır verir. Şeriata göre hesaplamıyorsa o cimri. Şimdi bir de işin şu tarafı var. Mesela eş ve çocuklarına karşı çok sıkı davranıyor. Makul ihtiyaçlarını dahi görmek istemiyor. Cimri. Mesela örnekliyorum bunu. Normalde kendisi zekatını verdi. Güzel. Mesela bugün kadınların kendine ait husisi dairede kendi ihtiyaçları var. Ona normalde işte aylık veya haftalık onun bu ihtiyaçlarını görsün diye bir bütçe ayırmak. Var mı? Var. Ayır küçük bir bütçe.
Çocuklarının küçük bir bütçe ayır. Çocuklarına. Çünkü hani cömertlik birinci derecede eş ve çocuklarına. Onlara küçük bir şey ayır. Ama normalde cimri ise o kimse. Mesela eşinin makul isteklerine dahi cevap vermiyor. Almıyor. Çocuklarının makul isteklerini dahi almıyor. Cimri. Makul istekleri. Kimisi vardır uçarıdır. İşte böyle kimisi böyle bu konuda hesap kitap bilmez. Benim bu sözümü de alıp hanımına söyleme. Çocuklarına söyleme. Bak efendim böyle böyle dedi. Uçarı olanlara bunlara bunlara verilmez dedi. Sen uçarısın deme. Hani uçarılık ne? Normalde işte bazen gerçekten kadınlarda da erkeklerde de var bu.
Bir boşluk oluşuyor onlarda. Hava boşluğu gibi. Nereye ne kadar harcadığını bilmiyorlar. Bu da ayrı bir tartışma konusu. O yüzden normalde cimri kimse etrafına da bir şey yedirip içirmez. Etrafına bir faydası olmaz. Bazısında bu farklı tecelli ediyor. Eşine, çoluğuna, çocuğuna yedirmiyor. Etrafına bir şeyler yediriyor, içiriyor. Mesela örnek bir arkadaş vardı. İşte 5-6 kilo et almış. Arkadaşları dağa çıkarmış. Ben ev halini biliyorum. Dedim oğlum, hanımın, çoluğun çocuğun o etten yedi mi dedim ben. Baktı bana. Dedim önce hanımına, çoluğuna, çocuğuna yedir dedim. Sonra arkadaşlarına hovardalık yapsan. Bir insan hovardalık yapacaksa önce hanımına, çocuğuna yedirsin.
Comertlik yapacaksa hanım, eş, çocuk onlara baksın. Anne, baba onlara baksın. E şimdi onlara koklatma. İşte kendisi gezmeye gidiyor örneğin. E eşini, çoluğunu, çocuğunu ne yapıyorsun? O kimse cimri. Allah muhafaza eylesin. Tabi burada hani cimriliği sınırlarken biz şeriatın emrettiği şekilde sırlayacağız. Hani Allah da bizden ölçülü olmamızı ister. Cömertliği yaparken de ölçülü olmamızı ister. Allah israf etmemizi sevmez. Cömertlik nedir? Cömertlik bir kimse sizden bir şey istiyor. Onun istediğini makul dairede karşılayabilecekseniz karşılıyorsunuz. Cömertlik bu. Ama bu cömertlik önce eş ve çocuklarından başlamalı. Önce ailenden başlamalı. Allah muhafaza eylesin.
Cömertlikte ölçü nedir? İsraf yok. İsraf yok. Şimdi ne yazık ki gencisi, yaşlısı israf ediyor. İhtiyacın olmadığı bir şeyi alıyorsun. Bütün aile komple ihtiyacı olmadığı bir şeyi alıyorlar. Şimdi herkesin kat kat elbiseleri var ne bilemiş de eşyaları fazla fazla evine veyahut da kendisine fazla fazla harcıyor. Yani bir bakıyorsun onu almaya muktedir değil gitmiş 20 bin liralık mantı almış.
Onu almaya muktedir değil gitmiş 15 liralık elbise almış kadınlar için. Normalde israf ediyorlar. Bir gece giyecekleri kıyafete 15 lira, 20 lira, 25 lira para veriyorlar. Bu gösteriş, bu şatat, bu şatafat insanları savurganlığa götürüyor. Allah muhafaza eylesin. Türbe ziyaretinin belli bir zamanı var mı? Yok. Gece türbe ziyareti yapılabilir mi? Evet. Türbe ziyaretinde hanımlar nasıl davranmalı? Herkes gibi davranacaklar. Bizim ölçümüz belli. Biz bir veliullahın, bir Allah dostunun kabri şerifine gittiğimizde biz 11 ihlas bir fatiha okuruz. Makamları bağışlarız. Sonra orada erkekler cehri, bayanlar hafi bir şekilde tevhid çekerler. Bu kadar. Günahların aileye çevrilmesi ne demektir?
Günahlar sevaba mı çevrilir? Evet günahlar sevaba çevrilir. Çünkü kim Allah'ı, cemaat halinde Allah'ı zikrederse orada günahları sevaba çevrilmiş olarak kalksın der. İmam-ı Hanbel hadisi bu. O yüzden o kimsenin birazdan zikrullah yapacağız. Zikrullah'tan günahlarımız sevaba çevrilmiş olarak kalkacağız. Suit'i de bunu normalde nakletmiş. İmam-ı Hanbel de nakletmiş. Cemaatle zikrin edepleri ve faydaları babında bunları bulabilirsiniz. Dua nedir? Dua Allah'a ilticadır. Allah'tan istemektir. Dua O'dur. Yani bu noktada Cenab-ı Hak'a yalvarmaktır. Cenab-ı Hak her şeyi Cenab-ı Hak'tan istemektir. Dua bu. Kendisiyle alakalı. Veya bir başkası için de dua edilir.
Bunda bir sıkıntı yok. Çok dua edip kabul olunmayan duaların tecellisi nasıl olur? Kabul olunmayan dua yoktur. Cenab-ı Hak duaları kabul eder. Belki de anında tecelli olmayabilir ama o duaları kabul eder. Bir isim var burada. İsmini Zikrullah'ta geçirebilir miyiz? Çok duya ihtiyacımız var demiş. Cenab-ı Hak tecelli ettirsin inşallah. Rabbim cümlemizi affeylesin. Cümlemizin her türlü maddi manevi sıkıntılarını defeylesin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş Peygamber Efendimizin ruhlarına.
Cihar-i Yari Güzin Efendimiz Ebu Bekir Sıddık, Ömer-ül Faruk, Osman-ı Zinnureyn, Ali-i Murtaza radiyallahu anh hazretlerinin ruhlarına. Aşere-i Mübeşerenin, Evladi Resulullah, Zevce-i Resulullah, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, 72 şöhedanın, Şehidi Kerbelanın, bütün şöhedanın tüm ashabı Resulullah Hazretlerinin ruhlarına. Amin. İmamımız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam Malik, İmam-ı Hambel ve bütün mezhep imamlarımızın da ruhlarına hediye edildik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdan eyle ya Rabbi. Amin. Ve zatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife.
Fiyarabbi, hasıl olan sevabı, pirimiz, Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmed el Rifai, Seyyid Ahmed el Bedevi, Seyyid İbrahim Dursuki, Şeyh Ebu Leseneşşazeli, Şahı Nakşı Benni Muhammed-i Bahaddin, Şahı Mevlana Celaleddin Rumi, Şahı Hacı Bektaşı Veli, Şahı Hacı Bayramı, Veli, Mehmet Muhyiddin Üftade, Veysel Karani, Muhyiddin Arabi, Niyaz-ı Mısri ve bütün Pir ve Firan efendilerimizin ruhlarına da hediye edildik.
Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdan eyle ya Rabbi. Amin. Ve zatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, geçmiş üstadlarımızdan, Abdurrahim Ettantavi, Abdurrahim Ennişavi, Elhaç, Elhafız, Ebu Bekir Sıddıkı, Çorumi, Hacı Alaydar Efendi, Elhaç Çorul Mustafa Naç Efendi, Nevşehir Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Kaçuni Dergahı'nın, Kabbaşı Dergahı'nın ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına.
Ya Rabbi, bilhassa üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine, Cedved adalarının ruhaniyetlerine, yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, bütün derviş kardeşlerimizin ve ümmeti Muhammed'in ruhaniyetlerine, Türük Aliye'den, akraba-ı talikatlarımızdan geçenlerin ruhlarında hediyeledik. Vasıl ve hisse dar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, feyzzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Amin. Ve selamun alel mürselin. Ve alihim elhamdülillahi rabbil alemin. Eûzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftali zikir fa'le menna hu. La Eftali zikir fa'le menna hu.
Alhamdulillah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.