Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 16 Temmuz 2026 · 36:29
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak batılı, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hakkı tebliğ eden ve yaşayan, batılı, batıl bilip, batıla karşı mücadele eden, cihad eden kullarından eylesin, Nerede Müslümanlara zulmeden varsa, hakkına, hukukuna tecavüz eden varsa, topraklarına, namusuna, şerefine, haysiyetine tecavüz edenler varsa, Cenab-ı Hak hepsinde kahri perişan eylesin, hepsinde yerli yeksan eylesin, Cenab-ı Hak cümlemizi hıfz-i muhafaza eylesin, affetsin, emanını aldığı kullarından eylesin.
Bugün aslında bu zikir sohbetlerine devam edecektik. Ama ve lakin hem geciktik, hem bir de ona çok zaman kalmayacak. Herhalde bir iki ay belki de bu günler dönünce kadar böyle soru cevap götürebiliriz. Hayırlısı inşallah. Mürşid-i Kamil'in söz, hüküm veya bir kişiyi övmesi, dervişlerce o kişiyi bir yere koymak gibi içsel bir etki yapar mı? Yapar.
Yani bunu genelde nazara vermek derler ya, o yüzden normalde iyilik yapan, iyi ameller işleyen, Kur'an ve sünnet tarihinde duran insanları, bu noktada övmek, onun o iyiliğini ortaya koymak, hakikat noktasında bir sıkıntı yok. Mürşid-i Kamil'in hükmü hatalı olabilir mi? Veya adaletsiz gibi gözükülebilir mi? Bu konuyu adil bulmama ve benzeri duygular oluşur ise, derviş bununla nasıl mücadele etmelidir? Sonuçta mürşid-i Kamil'ler de insan, onlar da hata yapabilir. O yüzden bir hükümde, iştahatta da hata yapabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Bir kimse böyle bir şeye uğradıysa, hatalı bir hüküm verildiğini düşünüyorsa kendi üzerinde, gelir o üstadla görüşür bu konuyu, aydınlatır ona. Çünkü sonuçta o da insan, sonuçta o da dinlediği veyahut da gördüklerinin üzerine hükmetecek.
O yüzden hatalı olabilir. Bu konuda iştahat hatası da olabilir. Ama tekrar söylüyorum, bunu normalde gelir, üstadla görüşür. Der ki, böyle böyle bir konu vardı, siz benim hakkımda bunu böyle hükmetmişsiniz gibi. Genel olarak ben hüküm verirken, birisine üzerinde hüküm vereceksem, benim kendimle alakalı. Mesela Yusuf Hoca hakkında hüküm vereceksem, dinlerim Yusuf Hoca'yı. Veya onu ilgilendiren bir konu var ise, başkalarını da dinlerim veyahut da dinletirim. Bir arkadaşları görevlendiririm, gidin dinleyin bakın derim. Ondan sonra hükmünü veririz. Ama ve lakin, normalde genel olarak tavır bu, davranış bu, böyle olması gerekir. Ama ve lakin, insanlarız, insanız hepimizde. İnsanın gözünden kaçan bir şey olabilir.
Bu noktada da gidilir, görüşülür, konuşulur. Bu hüküm değişir mi? El cevap değişir. Bizdeki itaat, Kur'an sünnet tarihisindedir. O yüzden biz böyle, çok özür dilerim bunu böyle söylemektense, bir kısım ehl-i tarikat gibi, üstadımızın ağzından ne çıktıysa biz itaat ederiz, Kur'an ve sünnetin dışında da biz ona uyarız, bu doğru değil. Bizim sevgimiz de Kur'an sünnet tarihisindedir, bizim bağlılığımız da Kur'an sünnet tarihisindedir. Bir üstad da dervişlerinden bir şey isteyecekse, bir şey söyleyecekse, o da Kur'an sünnet tarihisinde, sufilin genel adabı, erkanı içerisinde söyler. Bazen mesela dervişler arasında böyle çok, affedersiniz, böyle uçuk muhabbetler olur.
Bunlar yola zarar getiren şeylerdir. Bakın bunlar yola zarar getirir. Bir mürşid, bir üstad, dervişten Kur'an ve sünnetin dışında bir şey istemez. İsterse de tabi olunmaz ona. Bizim yolumuz Kur'an sünnet tarihisindedir. Biz onun zahirine bakarız. Maneviyat o kimsenin rüyanla alakalıdır, üstadın rüyasıyla alakalıdır veya haliyle alakalıdır. Ama biz Kur'an sünnet tarihisine bakarız bu meselede. Bazen, bu böyle zaman zaman dervişlerin arasında Kur'an ve sünnetin dışında, hani sevgisini gösterecek ya, bağlılığını gösterecek ya, bunlar kelamla olacak olan bir şey değildir. Bir insan üstadına bağlılığını gösterecekse, Kur'an sünnet tarihisinde söylediğine tabi olur.
Sevginin tecelliyatı odur. Bir insan Allah'ı seviyorsa, Allah'ı zikreder, Allah'ın emirlerini yerine getirir. Bir kimse Peygamber'i seviyorsa, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnet seneyesini yerine getirir. Seviyor çünkü. Bir kimse üstadı seviyorsa, üstadın Kur'an sünnet dairesinde, sufiliğin adab-ı erkanı dairesinde söylediklerine tabi olur. Heva hevesine uyacak, çok seviyor, çok seviyor. Bazen bu derviş kardeşlerinin arasında olur. Ben eskiden bir örnek vereyim de, bu hepimizde örnek olsun. Biz Ümre'ye gidiyoruz uçakta, yanımızda bir ağabeyimiz var. Bana dedi ki, Şeyh Efendi bana uçaktan atla dese atlarım dedi. Ben de ona hep anlatırım ya bunu örnek. Ben de dedim ki ona, Hacı abi Şeyh Efendi sana uçaktan atla demez.
Ama öyle zamanda, öyle bir yerde öyle bir şey söyler dedim, patinaj çekersin dedim. Böyle büyük sözler söyleme dedim. Dediğim gibi oldu. Allah beni affetsin. Dediğim gibi oldudan değil. Yani Ümre'de onu şikayet etmişler. Aynı kendi bulunduğu bölgenin, kendi bulunduğu ilin dervişleri şikayet etmiş. Bir şeyler, bir şeyler, bir şeyler olmuş ondan sonra. Neyse, Şeyh Efendi'ye biz bir oda boşalttık o zaman. Eski arkadaşlar bilir. Şeyh Efendi odada kalıyor. Acanne başka bir odada kalıyor. İki bayan dervişte. Şeyh Efendi beni çağırdı. Ondan sonra dedi, böyle böyle böyle böyle olmuş dedi. Ben sustum. Ondan sonra çağır filancayı dedi bana. Ben çağırdım.
Onu giderken dedim, sakın ha hiçbir söz söyleme dedim. Bir şey konuşma dedim ona. İçeri girdik tabii. Şeyh Efendi bir başladı ona. Tabiri caizse giydirmeye. Yani bir üstad, bir mürşid bir şey söylüyorsa savunmaya geçme o esnada. Bekle. Bu benim Şeyh Efendi'yi tanıdıktan sonra ki ben böyle onun etrafına olan davranışlardan çıkardığım şey buydu. Şeyh Efendi başladı ona söyleme. Ondan sonra lafının arasında da kendimi meth etmiş gibi olmayayım. Şunun kadar hiçbiriniz olmadı dedi. Hiçbiriniz bunun gibi olamadı dedi. Hiç kimseye şikayet etmez bana dedi. Gurt tavuk gibi dedi. Etrafına toplar herkes dedi. Hizmet eder, kopar milletin işine dedi. Ondan sonra bu arada da kendini savunmaya çalışıyor.
Savunmaya çalıştıkça Şeyh Efendi çarpıyor. Neyse bitti. Ben bir üstaddan çarpılan bir kimsenin halini orada gördüm. Kapıdan dışarı çıkamadı. Kapıyı bulamadı. Ben tuttum elinden, kapıdan dışarı çıkardım. Yani hiçbir şey demedim. Gittim onu oturdum bir yere. Sakinleştirdim. Ben girdim içeri tekrar. Tabi Şeyh Efendi daha sakinleşmedi. Sonra o kardeş dedi ki, Şeyh Efendi benim adıma dedi, hani beni şikayet etmişler, doldurmuşlar dedi. Ben bunu hacı anne ile görüşeceğim dedi. Dedim, Hacı abi senin şeyhin hacı anne mi dedim. Sen ona mı bağlasın dedim. Bu kaldı.
Dedim, bu dedim, Şeyhimi doldurmuşlar dedin. Şeyh Efendi dolduruşa gelen birisi mi dedim. O yüzden Şeyhler de hata yapar, Mürşitler de hata yapar. Yapar. Geçmiş peygamberler de hata yapmışlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ben de etten yapılmış bir canım sizin aranızda diyor. Yani hükümlerimde sizin söylediklerinize göre hükmederim. Sizin söylediklerinize göre hükmederim. E şimdi öyle olunca, yani bir mürşidi kamili peygamberden üstün tutmak gibi, hiç hata yapmaz. Doğru şeyler değil. Bir kimse şunu diyebilir, ben hatasını hiç görmedim. Eyvallah. Bu fakirin sözüdür. Ben bir hatasını görmedim. Sen görmüşsen seni bağlıyor. Bizi ilgilendirmiyor. Üstadım hakkında.
E şimdi o yüzden üstadlar da hata yapabilir, iştihatlarında eksiklik olabilir, iştihatlarında hata olabilir. Hadis-i şerif. Bir kimse bir konuya hükmetti. Kur'an sünnet tarihsine hükmetti. Hata yaparsa iştihatın da bir sevap aldı. Hata yapmazsa on sevap aldı. O yüzden bir kimsenin üstadı da bu konuda hatalı bir hüküm vermiş olabilir. O kimse bu konuda bir derdi var ise gider üstadıyla oturur, konuşur, meselesini halleder. Şeyhinin husisi söylediği her dediğini yapmak, zakirine itaat edip çavuşuna etmemek veya çocuğun zakirine itaat edip babasına itaatsizlik etmesi gibi durum var. İtaatte seçicilik ve yararşi gözetmeyle ilgili görüşlerinizi rica ediyorum.
Normalde bir kimse, bir üstadın husisi birisine söylediği bir şey olabilir. Ona husisi bir şey söylediyse, o husisi söylemiş olduğu şeyin üzerine hüküm koyacak hiç kimse yoktur. Zakir de ona hüküm koyamaz. Ona husisi bir şey söylemiş. O zakir normalde kalkıp da o müridin üzerinde o konuda herhangi bir şey olmaz. Veyahut da üstad ona bir şey söyledi, zakir şunu diyemez. Yani benden izin alacaksın tekrar. Bunu diyemez. O yüzden zakirine itaat edip çavuşa etmemek bu da doğru değil. Yani bir, bizim sufi topluluklarda bir hiyerarşi vardır. Oraya üstad birisini zakir tayin etmiş mi? Etmiş. Sen o zakiri, Kur'an Sünnet Dairesi, yani dergah adabı dairesinde, bu itaat edeceksin ona.
O zakirin kendi özel işini yapma. Bizde bu yasak. Zakir kendi özel bir işini yaptırıyorsa yapma. Sana çantasını taşıtıyorsa, torbasını bilmem nesini taşıtıyorsa, gelirken şunu alıver, bunu götürüver diyorsa yapma. Yapma. Zakir kardeşler de bunları istemesinler zaten. Bu bizim dergahımızın adabında, Erkan'ın da yok. Şeyhin de yok. Şeyh de kendi nefsine ait bir işi senden istiyorsa yapma. Çok açık. Zakir bu konutuda yapmayacak. Zakirler de istemeyecek. Ben yine geçmişten bir örnek vereyim. Bir bayan kardeş vardı. Burada öğrenci olan kız çocukları vardı. Bir pazar günü gayri ihtiyarı aradım ben o öğrencileri.
Bir şey olacaktı. İşte bir şey bırakılacak oraya. Telefon açtım ben. Dedim neredesin? Kem küm yapıyor o. Kızım neredesin diyorum sana dedim. Ben filanca ablanın oradayım dedi. Ne yapıyorsun sen orada dedim. Evini temizlemek için yardım ediyorum dedi. Kimden izin aldın sen böyle bir şey dedim. Oradan abla ya öbürkü abla aldı telefonu. Ben istedim abi dedi. Sen kimsin dedim isteyecek. Ortalık buz gibi tabi. Kıza dedim ki çabuk dedim. Dön eve. Döndü. Tabi o abla ya çok kıymetli ya. Bir insan çarpılacaksa kendi kendini çarptırır. Şeyh Efendi'ye şikayet etmiş.
Böyle böyle abi bana kızdı. Şöyle oldu böyle oldu. Şeyh Efendi dedi. Oğlum sen filancayı kızmışsın dedi. Ben sustum şimdi. Ondan sonra işte şöyledir böyledir. Bitti. Efendim bir şey diyebilir miyim dedim. Tabi dedi. Dedim efendim o kızı Yevmiye'ye mi çağırmış dedim. Ekmeğini mi vermiş, yemeğini mi vermiş, suyunu mu vermiş dedim. Evini temizletmeye çağırıyor onu dedim. Kimden izin almış dedim. Evini mi temizletmeye çağırmış dedi. Evet evini temizletiyordu dedim. Bana böyle söylemedi dedi. E dedim yüzleşmeye hazırım ben lanetleşmeye de hazırım dedim. Tak kaldı. Bir zakir, kendi husisi işini yaptırmaz dervişlere. Bizim yolumuzda bu yok.
Bir çavuş, kendi husisi işini yaptırmaz dervişlere. Bizim yolumuzda yok bu. Bir şeyh, kendi husisi işini yaptırmaz dervişlere. Bir şey yaptırıyorsa da parasını verir. Ücreti mukabilinde işini yaptırır. Ücreti mukabilinde o işini yaptırır. Ayrı mesela İsmail lastikçi. Benim arabamın lastiği değişecekse, bir şey olacaksa ben İsmail'e ben ücreti mukabilinde lastiğimi yaptırırım.
Bak bu ölçüdür. Bir zakir de bir şey yaptıracaksa, çavuş da bir şey yaptıracaksa bu ölçü. Herkes ücretini verir. Bugüne kadar bana bir iş yapan derviş kardeşin benim bildiğim bir alacağı yok. Herkes sormam kaça yapıyorsun diye. Üç aşağı beş yukarı hiç sormam. Burhan sorar mıyım? Mustafa sorar mıyım? Kadir sorar mıyım hiç? Nafız burada mı? Kurban ey, nerede sen? Hiç sorar mıyım kaç para diye? Bitirirler, kaç para borcum? Şu kadar, bitti. Bu kadar bakın. Pazarlık yapmam ben derviş kardeşlerle. Benim samimi böyle can ciğer olduğum insanlar var mı? Var.
Ben onlara dahi kaç para derim. Pazarlık yapmam. Abdülkadir orada, kardeşini gördüm Abdülkadir orada mı? Abdülkadir sana soruyor muyum kaç para diye? Evet. Sormam. Siz sormazlık etmeyin. Sorun. Bunu kaça yaparsınız deyin. Bu ayrı mesele. O karşılığını verecek. O yüzden bizim zakire ve çavuşa olan bizim itaatimiz Kur'an, sünnet dergah tarihisindedir. E zakiri dinleyecek, çavuşu dinlemeyecek. Sen zakiri de dinlemiyorsun, şeyhi de dinlemiyorsun. Bunu çok açık yüreklilikle söyleyeceğim. Ben, yani ben genelde bir kimseye görev vereceksem, ona çavuşluk, zakirlik bir şey veriyorsam, ben onu rüyamda görürüm, müracaat ederim.
Ben bedavadan böyle bir şey vermem. Kolay kolay vermem. Birinin dersini alacağım zaman kılı kırk yararım. Ben müracaat ederim. Çünkü bir kimsenin dersine alınması demek koyun yüzler gibi derisini yüzler gibi yüzmektir. Çıs çıplak kalır o. Ben onu kolay kolay yapmam. Yaptığım zaman da geri dönmem. Çünkü ona derim ki maneviyat bu kararı vermiş, ben o maneviyatın kararını bozmam derim. Bunları hep söylerim ben yolun başından itibaren arkadaşlar burada otuz kusur yıllık her biri. Sebep, hemen onun manevi sorumluluğu var. Birinin dersini alıp gönderiyorsun adam zikir halakasında durmuyor. O zikir halakası demek cennet demek.
Adamı sen cennetten kovuyorsun. Kimsenin haddine değil bu. Çünkü ne diyor zikir halakasını cennet bahçelerine, siz dünyadayken cennet bahçelerine uğrayınız. Neresi ya Resulallah? Allah'ı zikredilen meclisler. Oradan cennet nimetleriyle nimetleniniz. Bir kimseyi zikir halakasından mahrum bırakmak kolay bir şey değildir. Ama o kimse yola ihanet eder. Yol benim değil. Dervişlere ihanet eder. Dervişler benim değil. İfsat eder orada ortalığı. Dergah benim değil. Bu benim değil. Burada birisi birisine haksızlık yapar.
O haksızlık yapılan, o haksızlığı uğranı savunmak bize ait. Bunlar ince meseleler. O yüzden bir çavuşun, çavuşluğunla dalga geçmek dahi yolla dalga geçmektir. Böyle bir şey yok. O çavuş da çavuşluğunu bilecek, edebini, adabını koyacak ortaya. Bir yararşi vardır bizde. Herkes tabi olur. Yani bir kimse şunu demeye hakkı yok. Cafer kim oluyormuş ya? Ben onu mu dinleyeceğim? Sen Cafer kim oluyormuş? Ben onu mu dinleyeceğim dersen ben seni hiç dinlemem. Sen Adnan kim oluyormuş? Hüseyin kim oluyormuş? Dersen ben seni hiç dinlemem. Bak hiç dinlemem ben seni.
Bu hiyerarşiyi korurum. Sen Cemil'i mi dinleyeceğim? Dinleyeceğim. Hacı Erkan'ı mı dinleyeceğim? Dinleyeceğim. Sen Hasan Özbağ'ı mı dinleyeceğim? Dinleyeceğim. Sen Ertan'ı mı dinleyeceğim? Dinleyeceğim kardeşim. Sen iki Yusuf'ları mı dinlemeyeceğim diyeceğim? Dinleyeceğim. Ya ben takmam onları. Seni de biz takmıyoruz kardeş. Çok açık. Biz de seni takmıyoruz. Allah yoluna çık etsin. Ver dersini git. E kim oluyormuş ya? Hasan bizi halakaya çıkaracak. He ağrına mı gitti? Ver dersini git. Öyle laf söyleme etrafta. Dersin ki benim nefsim kaldırmıyor.
Ben onun halakaya çıkartmasını kabul edemiyorum. Allah yoluna çık etsin kardeş. Bu bizde yap biz şimdi hani Şeyh Efendi'nin zamanındaki keskinlik yok bende. Şimdi Cafer olsun Adnan olsun o benim zakirliğimin keskinliğini onlar bilirler. Hüseyin bilirler. O disiplini bilirler. İyi bilirler hem. E tabi gün geçtikçe zaman geçtikçe artık böyle hani bazı şeyleri daha da hukufiyet arttıkça çarpmayayım, yapmayayım, sabredeyim, bekleyeyim. O moda geçiyorsun. Ama bazen öyle şeyler oluyor ki o gene benim o kafam dönüyor. Gençlikteki gibi boğazını sıkıvereyim şimdi diyorum.
Bunu nasıl yapar bu diyor. Bu tarafım gene hala da keskin. Hatta bazen kendi kendime daha buraya törpüleyememişsin diyorum. Dergan dışında da keskin olan benim. İçinde de keskin. Allah bizi muhafaza eylesin. Kur'an ve sünnetten ayırmasın. O yüzden hiyerarşiyi göze... Derviş olacaksan, ben dervişlik yapacağım, ben nefsimi terbiye edeceğim diyorsan, Buraya oturup da hala da Murtaza o koltukta oturuyorsa ben burada durmam hiç durma git. Murtaza o koltukta oturacak nefsine uyacaksın sen çünkü onu göreceksin nefsine uyacaksın. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini 17-18 yaşındaki gence ordu komutanlığı verdi. Savaşı yönettirdi ona. Ensar ayağa kalktı. Dediler ki gidelim bunu peygambere söyleyelim. Hani bu çocuk daha hani ordu komutanlığı yapacak.
Bunun mu peşinden gideceğiz manasında? Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'i koydular araya. Dedik Hazreti Ebu Bekir Efendimiz ben hiçbir şey demem. Bu konuda bana gelmeyin dedi. Hazreti Ömer Efendimiz'e gittiler. Hazreti Ömer Efendimiz gitti dedi ki ya Resulallah hani o mu ordu komutanı olacak? O olacak dedi. Bitti. Sonra bir daha geldi Ensar Hazreti Ömer Efendimiz'e dedi ki Hazreti Ömer Efendimiz bu konuda bana bir şey demeyin. Bunun için bana gelmeyin. Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hasta yatağında ordu bir türlü sefere çıkamadı. Ordu hazır vefat etti. Vefat ettikten sonra Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'e geldiler. Değiştir ordu komutanını diye. O da dedi ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri neyi nasıl yaptıysa öyle devam edelim dedi.
Ordu komutanını değiştirmedi. Dikkat edin. O seferin komutanını değiştirmedi. Burada on yaşında çocuk olur, çavuş olur. Sana abi bunu böyle yapar mısın dediğinde eyvallah diyeceksin yapacaksın. Bu on yaşındaki çocuk deyip de kibirlenmeyeceksin. Ben onun çavuşluğunu takmam. Seni de takmazlar. Allah yolunu açık etsin. Nereye gidiyorsan git. Nereye gidiyorsan git. Demiş ya ilahine. Bu meydanda nice başlar kesilir. Kan parasını veren olmaz. Senin yerin dolar. Yeri dolmayacak hiç kimse yok bu alemde. Yeri dolmayacak hiçbir kimse yok. Yeri dolar. Sen kendini korumaya muhafaza etmeye çalış. Allah muhafaza eylesin. Derviş edep dairesinde durduğu sürece bir zakir ve herhangi birisi kardeşine bir adım geri davranabilir mi?
Davranabilir mi? Aynı olay, aynı konuda X bir derişe neredeyse sohbet edecek kadar o konuyu açarken X bir makam veya görev sahibi kişiye bir şeyi söylemekten geri durmak edep içeriği midir yoksa yanlış mıdır? Yok herkes normalde diyelim ki edep dairesinde duruyor. Normalde bir adım geri durabilir bir başkası. Bunda bir sıkıntı yok. İlla ki zakirle, çavuşla iç içe olacak her şeyi onlara anlatacak diye bir kaydı yok. O konuda da bir sıkıntı yok bunlarla. Zakir veya çavuşlar da neden benden bir adım geri duruyorsun? Bana bir adım öne gel falan. Onu da istemeye hakları yok. Bu konular anlaşıldı herhalde değil mi? Varsa kafanıza takılan sorun. Aşure programında çok üzüldüğünüzü ve bunların sırası geldikçe söyleyeceğinizi bildirdiniz.
Bir kimse ama farkında olarak ama farkında olmayarak bir hata yaptığı zaman siz söyledikten sonra topluluğa tebliğ etse helalleşme yoluna gitse hatasını telafi etmiş olur mu? Ya da sizi yüzen şeylerin telafisi mümkün mü? Ya normalde şimdi canım kardeşlerim ben hiç kimsenin bireysel hatasıyla, kusuruyla ilgilenmem. Yusuf Hoca'nın hataları vardır, vardır. Benim de var, onun da var. Yusuf'un hataları var, var, onun da var, benim de var. Burada hatasız olan elini kaldırsın. Bunda sıkıntı yok. Biz böyle medrese eğitimi almış bir topluluk değiliz sonuçta. Hatayı yapacağız. Maneviyatın ve benim en çok üzerinde durduğum, hassas bir şekilde durduğum mesele şu. Sen bir derviş kardeşine yanlış yapma.
Orada orayı ifsad etme. Orada fitne çıkarma. Hiyerarşiye tabi ol. Sen ben şunu tanımam, bunu tanımam. Bu mevzulara girme. Bunlar zülfikara dokunur. Kellen gider, hesabını veren olmaz. Zaman zaman böyle, şimdi olmuyor artık. Ben böyle ters dediğimi herkes biliyor. İşte, ya Yusuf Hoca da şöyle yapıyor. Yusuf Hoca'nın şahsıyla alakalı sen mevzulara girme kardeşim. Sana ne? Başında üstadı var, o düşünsün. Sana ne? Sen zikrullahını yap, otur, sohbetini yap, otur, dersini yap. Bak yoluna sen. Yusuf Hoca'nın hatası, kusuru kendine ait. Ama Yusuf Hoca, diğer Yusuf'un dergâhtan gitmesine sebep oluyorsa, gel kardeş benim yanıma.
Veya senin o topluluktaki davranışından dolayı birisini dervişliğini ettiysen, gel kardeş benim yanıma. Önemli. Ben şimdi giderim İzmit'e. İzmit'e gittiğim zaman, bunu açık açık konuşuyorum. Cemil kaç yıllıksın? 32-33 yıllık. Bak 32-33 yıllık. Bende bu mekanizma manyak bir şekilde çalışır. Ben Cemil'in oraya gitse, ben İzmit'e gideyim, ben İzmit'teki, bütün herkes ezberimdedir benim. Ben o ezberimde olan insan, suret olarak ezberimdedir. Ben o ezberimde olan insanlara böyle bakarım, oradalar mı? Oradalar. Kim eksik, şu eksik, bu eksik. Şöyle birisi daha vardı, böyle birisi daha vardı.
Bir daha gittiğimde, aa o adam gelmiş, geçen sefer yoktu, bu sefer var. Geçen sefer işi olmuş olabilir. Ben özeri bir sefer görmemişim, iyi ikinci de gene görmüyorum, üçüncü de yine görmüyorum. Özer ne oldu? İçimden kendi kendime sorarım. Biraz müsaade ederim, hastası vardır, ustası vardır, bir şeysi vardır. Aa! Özer dördüncü gelişimde de, beşinci gelişimde de yok. Ben derim ki burada problem var. Benim suskunluğum onu görmediğimi göstermez. Yazarım ben oraya. Aa! Cemil çok samimiydi. Kim ne? Adnan'la çok samimiydi. Veya Seymen'le bizim çok samimiydi. Çok samimiler, her yere bir yer, beraber gidip geliyorlardı. Beş ay sonra Seymen yok meydanda.
Derste de yok Seymen, Seymen şeyde de yok. Cemil'in yanında da yok, derste de yok. Ne oldu ki kendi aralarında? Siz bunları takip etmeyebilirsiniz. Ben takip ederim. Ben yazarım. Güzel yazıcıyımdır. Yazarım ben. Bakarım o zakirin etrafı, yakın dairesi hep değişiyor. Ulan birisi nefsine uydu, ikincisi uydu, üçüncüsü uydu, dördüncüsü uydu, beşincisi uydu. Hepsi de mi nefsine uydu bunun? Neden gitti? O benim toplamadığımı zanneder herkes. Toplarım ben. Zankirliğimde de toplardım. O kimse yola zarar veriyor. Veyahut da birisi sohbet esnasında bir muhabbet atar oraya, orta yere. Hiç ilgisi, alakası yoktur. Oradaki dervişlerin kalplerini soğutur dergattan. Onun parçası bulunmaz.
Benim ona muhabbetim kaymaz bir daha. Ben o yüzden derim, dersini aldın mı senin aldın mı? Git bir dergah bul kendine. Benden kapın kapalı. Ben bir, bu konuda böyle birkaç arkadaşlar var ama en yiğit adam, Abdüllatif'i gördüm. Mesela Abdüllatif kalktı, dedi ki hakkını helal et. Ben arkandan senin laf söyledim dedi. Bana hakkını helal et dedi. Bak burada yüzü şimdi. Dedim helal olsun, yiğit adammışsın sen, delikanlı adammışsın dedim. Bitti bu kadar. İnsan hata yapabilir. Ne dedin sen saydırdın mı dedin, ne dedin sen? Ha konuşmalarına şahitlik ettim dedi.
Evet, evet. Eyvallah. Bitti bu kadar bakın. Biz gelmedik davi için demiş ya Yunus. Allah bizi affetsin. O yüzden biz bu noktada Kur'an sünneti uymaya gayret edelim. Bakın bir insanın içi bozulabilir mi? Bozulabilir. Hataya düşebilir mi? Düşebilir. Ben meydandayım. Bak bugün yazılanları okuyorum. Ben ulaşılmaz bir yerde değilim. Yani altı aylık bir itikafta ulaşılmadı ama genel olarak ulaşılabiliyorum. Buradayım sonuçta. Yani buraya yazıp koyabilir. Burada elini kaldırıp söyleyebilir. Çok basit. Biraz Ahmet Kaya'ya döndüreyim. Beni bir çocuk bulur, bulduğu zaman isterse de vurur.
Meydandayım ben. Benim korumam yok, bir şeyim yok. Tabancam yok, silahım yok. Hiçbir şeyim yok. Çakı bıçağım bile yok. Bu kadar basit. Dileğim gelir bana söyleyecekse bir şeyini söyleyebilir. İçinden böyle bir şeyi büyütmesine gerek yok. Akşamları ben hata yapsam beni rüyamda uyarırlar demek doğru mudur? Bu çok abartalı bir söz. Bu kardeş kim söylüyorsa tövbe etsin. Bu çok şatahatvari bir söz. Bu böyle dervişlerin içerisinde konuşulan bir şeydir. Ben hata yapsam beni uyarırlar. Maşallah subhanallah. Sen her kimsen gelelim senin ayağının altını öpelim ya. Sen mürşidi kamil olmuşsun sen. Tabi.
Sen pir seviyesine gelmişsin. Maşallah subhanallah. Yavuz Sultan Selim bir şiirinde tac imiş, taht imiş. Hepsi bir kuru kavgaymış. Asıl mesele bir mürşidin gönlüne girmekmiş demiş. Neden böyle demiş? Mürşidin gönlünde ne var? Mürşidin gönlünde ne olduğunu mürşidin gönlüne girince görmek lazım. Herkesin görüşü farklıdır çünkü. Herkesin derecatı da farklıdır. O yüzden mürşidin gönlüne girince görülecek her şey. Eftar-ı zikr-ı fâlevennehu La ilahe Fatiha ma salavat Allah Salli âlâ Seyyidil
Amin Destur
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.