mustafaozbag.org

Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 16.05.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 18 Mayıs 2024 · 40:16

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilen nereden eylesin, hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim ümmet-i Muhammed'e nerede zulmeden ki kafirler varsa hepsinden de intikamını alsın. Filistin'de, Doğu Türkistan'da, Irak'ta, Suriye'de dünyanın herhangi bir ülkesinde, herhangi bir Müslümana zulmeden bir kimse var ise, Cenab-ı Hak o zalimlerden o Müslümanların hakkını alsın. O zalimlerin burnumu sürttürsün. İbret-i âlem için onların dünyalarında ahiretlerinde perişan eylesin.
Selamun Aleyküm. Bir derviş sosyal hayatta nasıl olmalıdır? Örneğin yere tükürmek, çöp atmak, sokak hayvanlarına kötü davranmak, trafikte kavga etmek, kötü söz söylemek, küfür etmek, hanımına, kocasına, annesine, babasına ve evladına, iş arkadaşına bu tarz davranışlar yapmak ne kadar uygun. Hiçbirisi de uygun değil.
Dergahta hepimiz iyiyiz belki ama dışarıda değişebiliyoruz. Topluma uyuyabiliyoruz. Derviş nasıl olmalı? Dervişin nasıl olması gerektiğini sen yazmışsın zaten yukarıda. Derviş demek elinden, dilinden, gözünden, ayağından, kalbinden, aklından, diğer insanların emin olduğu kimsedir. Soru iki, evli erkek dervişlerin genel sorunlarını size iletmek istedim.
Evlenip çocuk olduktan sonra bayanlar çocukları bırakalım, her hafta sohbete gidelim istiyorlar. Biz zaten paramız ve işimiz müsait oldukça getirmek istiyoruz. Lakin bize karşı anlayışsızlar. İstiyorlar ki altına, araba, teslim, eline kartı verelim. Çocuklara biz bakalım. Ev işi ve eşler hak getire, lütfen biz erkeklere yol gösterin. Doğru yapıyorlar. Sen çocuğuna bakamayacaksan evlenmeyeceksin. Eşler çocuk bakmak zorunda değil Hanefi'ye göre. Eşler ev temizlemek zorunda değil Hanefi'ye göre. Kadın çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, elektrik süpürgesi değil. Çocuğuna bakabileceksen evleneceksin.
Evine bakabileceksen evleneceksin. Yoksa evine ve eşine bakamayacaksan, çocuğuna bakamayacaksan evlenmeyeceksin. Tabii böyle cevap beklemiyor değil mi? Hiç kimse. Ben şimdi buradan erkeklere, ne o? Yok kadınlara höyküreyim. Nasıl böyle yaparsınız diye değil mi? Hanefi'ye göre, Hanefi fıkhına göre bir kadın çocuğuna bakmak zorunda değil. Evini temizlemek zorunda değil. Ne bileyim işte çamaşır yıkacak, bulaşık yıkacak bunların zorunda değil. Eğer bir erkek veya bir kadın bunları konuştuysa, evlenmezden önce, geleneğe uymuyor burada. Bunu diyor ki, ona göre bak ben İslam hukukunu, şunu dedi, kadın dedi ki erkeğe, ben Hanefi fıkhına uygun bir hayat yaşayacağım.
Hanefi fıkhına göre evleneceğim. Harika. O zaman kadın ne o? Çocuk bakmak zorunda, hatta emzirmek zorunda bile değil. Ev temizlemek zorunda değil, yemek yapmak zorunda değil. Hanefi fıkhına göre. Bazen diyorum ya, İslami kurallar, esaslar olmuş olsa, böyle cemaatı gösteriyorum. Komple. Buradaki erkeklerin büyük bir çoğunluğu bekar kalır. Bayanların büyük bir çoğunluğu da bekar kalır. Sıtkı çok hayretle baktı. Ümitsiz bir vaka gibi baktı Sıtkı. Ha öyle daldın gittin değil mi? Güzelliğime mi daldın? Biraz Adnan gibi yapayım ben de. Allah'ı yesin inşallah. Tabi Hanefi fıkhını ben söyleyince, ondan sonra kadınların çok hoşuna gidiyor bu.
Diyorlar ki tamam, muhteşem bir şey. Diyorum yalnız bunu nikahlanmazdan önce söyleyecektiniz. Bunu nikahlanmazdan önce söylemediniz. Orada gelenek, görenek, kültür neyse onu kabul etmiş oluyorsun. O yüzden normalde bir kadın şimdi konuşmadı bunu. O ülkedeki, o toplumdaki, o bölgedeki, o kavimdeki kültür neyse ona tabi olmuş oluyor. Mesela işte diyelim ki bir yörük köyünde evleniyor. Yörük köyünde bir yörük kızı bütün hayvanları sağacak, bütün hayvanlara bakacak. Damı temizleyecek, hayvanları yemleyecek, bu ahçe işi varsa onlara koşacak, konuşulmadı çünkü baştan. Oradaki kültür o, o kültüre tabi olacak, ben bunları yapmam diyemez. Konuştuğu zaman ise, konuştu.
Dedi ki, ben mi evet bu yörük köyünde oturuyorum, yörük çadırındayım. Ama ben asla çocuk bakmam, şunu yapmam, bunu yapmam, tamam eyvallah. Onun hakkı. O yüzden normalde o hakkını kullanabilir mi? El cevap kullanabilir. Soru sorun kafam açılsın. Ammah heyecanlık aylık. Buyur. Efendim, Ahmet Bican'ın Envary ile Aşk'ın kitabında, kalemle Allah-u Teala'nın bir sözlü kısmı var.
Allah-u Teala, kalem soruyor, dervişler hakkını ne yazayım diyor. Allah-u Teala da diyor ki, ben dervişlerdenim, dervişler de bendendir diyor. Allah'ın bahsettiği bu derviş topluluğu nedir, kimlerdir, biz bunlardan nasıl olabiliriz? Böyle bir hadisi kutsu ve böyle bir hadisi şerifi okumadım için. Envary ile Aşk'ın da geçebilir. Benim okuduğum kaynaklarda böyle bir hadisi şerifi ve böyle bir hadisi kutsu yok. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme de bu miraç hadislerinden birinde olması lazım. Fakirlerle, bazı yerlerde de dervişlerle beraber ol diyor. Fakirler ayrı mesela. O geçen sohbette vardı, Allah'ın cemalini isteyen, bunun için gece gündüz dua edenlerle beraber oldu.
Bu ayrı. Ama orada bir işte, Cenab-ı Hak ben dervişlerim dediği zaman hadisi kutsiye giriyor. Ben hadisi kutsilerin içinde de böyle bir hadisi kutsi okumadım. Hadis şeriflerde de okuyamadım. Bilmiyorum. O yüzden o sözü ben şimdi kalkıp da hadisi kutsi değildir, hadisi şerif değildir deme noktasında değilim. Ama ben okumadım. O yüzden zaten Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin literatüre baktığımızda o zaman da derviş tırnak içerisinde literatürü yok. Fakir var, eyvallah. Salih insanlar var, eyvallah. Ama o dediğim yok. Efendim bir sufinin, işte bir dervişin, semazenin mesela semasını cihattan görmesi veyahut da bir çay taşıyanın çay hizmetini cihattan görmesi uygun mudur, doğru mudur?
Allah yolunda bir kimse, Allah yolunda bir nefes alıp veriyorsa dahi cihattandır. O yüzden bir kimse Kur'an sünnet dairesinde Allah yolunda ne hizmeti yapıyorsa yapsın. Allah rızası için, Allah için yapıyorsa o cihattandır. O yüzden onu böyle ben ayrıştırmam, şimdi arkadaş boşları topluyor, çay dağıtıyor. Örnekliyorum şimdi, Allah yolunda hizmet ediyor. Yani o buradan bir ücret mi alacak şimdi? Hayır, ne için yapıyor? Allah rızası için yapıyor, Allah için yapıyor. Cihad kolay değil, insanın nefsini yenip de millete çay dağıtması. Bak bu nefisle mücadeledir. Kendinden küçükler de var, büyükler de var. Alıyor çay tepsisini, burada çay dağıtıyor. Nefis mücadelesi bu. Bak bu nefis mücadelesi.
Veyahut da bir semazen yetiştiriyorsun, çocuk dağı. Ona bir şeyler öğretiyorsun, onun nazını niyazını çekiyorsun, yapıyorsunuz bunu öyle değil mi? Nefis mücadelesi, yetiştiren için de. Yetişen için de nefis mücadelesi. Karşılığında para yok, pul yok, hiçbir şey yok. Çıkacak, Allah diyecek, sema edecek. Nefis mücadelesi. O yüzden hepsi de cihattan geçer. Ben başka dergah, tarikatları söz konusu etmeyeyim. Bizim içinde bulunduğumuz bu dergah, bir şeyde ücret kazanan, ücret devşiren, makam, mevki devşiren bir yer değil. Burada herkes Allah için burada. Böyle olunca, burada bulunmak da cihat, burada hizmet etmek ondan daha fazla büyük cihat. Bir iş yapmak, bu ne yaptı mı, yapmıyor.
Mesela bir kimse geldi, oturdu, et diye süt diye karışmıyor, zikrullah yapıyor, buraya gelmesi de cihat oran. Adamın şu anda, ben bir yere müntesibim, ben bir dergaha bağlıyım. Bu cihattır. Bak bunu söylemesi dahi cihattır. Bu zamanda. Biz şimdi kendimize özellik atfetmek için demiyorum. Ama ben işte oraya bağlıyım demek, ondan bir çıt daha fazla cihattır. sebep bizim dedikodumuz çok. Şimdi, her şeye rağmen gelip burada derste oturmak cihattır. Burada herhangi bir şehre böyle hani bir vazife almak, gönüllülük esası, o cihattır. Onun üzerinde vazifenin işte küçüğü, büyüğü olmaz. Ama herkesin bir sorumluluk alanı var.
O sorumluluk alanına göre daha büyük cihattır. Yani bir insanın kendisini idare etmesiyle, on kişiyi idare etmesi aynı değil. O daha büyük cihattır. Veyahut da nefis terbiyesi işte. Ben bazen bakıyorum, işte kardeşi burada nerede senin ufak, büyüğün müydü şey? Yok arkanda, ha? Nerede senin kardeşin? Samet nerede? Tamam. Samet bak bakayım bana. Sen de dur ayakta. Samet ne mezunulsun yavrum sen? Elektrik, elektronik mühendisi. Sen ne mezunulsun? Elektrik, elektronik mühendisi. Bu çocukların ikisi de elektrik, elektronik mühendisi. Birisi çay ucanda çalışıyor. Çay dağıtıyor ara sıra yukarıda da.
Bu arkadaş da şeyden ne o? Teknik işlerle ilgileniyor. O da gerektiğinde çay çorba dağıtıyor. Şimdi, okul mu? Okul. Eğitim mi? Eğitim. Kariyer mi? Kariyer. Karşımda elektrik, elektronik mezunu birisi var. İki tane, iki kardeş. Şimdi onlar kendilerinin farkında veya değil. Bir de evde ders açtınız değil mi? Evet. Şimdi bu çocuklar normalde, her ikisi de öğrenciliklerinden beri buradalar. Büyük cihat. Oturun yavrum bakın işiniz. Allah razı olsun. Şimdi adam elektrik, elektronik mühendisi. İş kariyeri var. Okul kariyeri var. Adam geliyor burada çay ucanda. Ne o?
Çay dağıtıyor. Büyük cihat. Çay yapıyor. Büyük cihat. Büyük cihat. Sebep? Ya adam şimdi elektrik, elektronik mühendisi. Adam kendince bir, kendine bir tarz koyuyor. Kendine bir tavır koyuyor. Geliyor burada, adam kendince hani dergaha hizmet ediyorum diyor. Büyük cihat. Şimdi hep böyle evliyame inkıbbelerinde okuyoruz ya. Adam işte belirli bir zengin ya da işte ne? Belirli bir makam sahibi. İşte dergaha gidiyor orada çaycılık yapıyor. Büyük cihat. Bunu görmez. Ben bazen diyorum ya, Allah affetsin kendimi büyüklenmek için söylemiyorum. Ben dergaha'nın çaycısıydım. Hizmet etmeyen dervişlik bilmez ki. Hizmet etmeyen dervişlik bilmez.
Kendinden küçüğe temanna etmeyen dervişlik bilmez. Onu idare edeceğim, onu yetiştireceğim, onu belli bir noktaya getireceğim, o dervişlik bilmez. Naki kaç tane semazen yetiştirdin bugüne kadar sayısını bilmiyorum. Belki de elli, belki de yüz. Belki de elli, belki de yüz. Çocuklarla uğraşıyorlar hep, doğru mu? Çocuğun babasının tafrasını çek, annesini çek, çocuğun tafrasını çek, çocuğu sen semaya çıkarmazsan babası ayrı konuşur, annesi ayrı konuşur. Değil mi Naki, herkes ayrı bir telden çalar, hepsinin gazını al, hepsine böyle şey yap, ne o, belli bir yumuşaklıkta davran. Ben bazen derim ya, bir çiçek yetiştirdin mi?
Bak şimdi diyor ki, elliden fazladır, elli veya yüzdür diyor. Bir çiçek yetiştirmek. Kaç tane semazen var Çanakkale'de? Elinizde sağlam kalan. Toplam kaç kişiye öğrettiniz? Yüzün üstünde. Yüz tanenin üzerinde, elinde sağlam kalan kaç tane var? On beş tane var. Oysa neler çektiniz değil mi? O yüz tane, zaman içerisinde. Hepsine ayrı ayrı emek var değil mi? Hepsine ayrı ayrı konuşuyorsun, hepsine ayrı ayrı emek. Cihat hepsi de. Bunlar insanı olgunlaştırıyor. O yüz tanenin içerisinden hiç kimsenin kalbini kırmadıysan, hiçbirisini incitmediysen, kalbini kırmadıysan, incitmediysen büyük cihat.
Onları taşıyorsan, büyük cihat. Onları taşıyorsan, büyük cihat. Onları böyle son nefese kadar bu yolun içerisinde kalsın diye uğraş gösteriyorsan, büyük cihat. Büyük cihat. Ahmet Özbay, yanlış anlama, bir tespitini söyleyeceğim senin. Hu! Yanlış anlama, senin bir tespitini söyleyeceğim diyorum. Ses ver. Bak adam ses ver demeyince ses vermiyor. Nazı diyor oradan. Onun nazını da çekiyorsun oradan. Şimdi yıllar önce bana dedi ki, etrafına bakıyorum dedi, etrafındaki hepsi de kendine münhasır.
Bunları nasıl idare ediyorsun dedi bana. Ben içimden dedim ki, ben hiç öyle görmemişim. Hani etrafımdaki insanları normalde, kendine münhasır dedi. Hepsi tuhaf özelliklere sahipler dedi. Bakıyorum dedi etrafına dedi. Sanki kendisi tuhaf değilmiş gibi. Hepsi dedi kendine münhasır. Tuhaf özellikleri var dedi. Kendi kendime, o öyle deyince kendime baktım. O an dedim, demek ki ben tuhaf değilim ki dedim. Hani ben de tuhafım ki, herkes tuhaf. Ben tuhafım, o tuhaflara tuhaf gelmiyorum ben. Hani o becidenmiş gibi, bendenmiş gibi görüyor. Şimdi bunların hepsi de büyük cihat. Birini dinliyorsun, birini gazına alıyorsun, ona dua ediyorsun, onunla ilgileniyorsun. Hepsi de cihat onların.
yoksa kır, dök, at dışarı. İşin kolay tarafı. İşin zor tarafı o değil. Alacaksın, yetiştireceksin, yürüteceksin, sahip çıkacaksın, korucan. Son nefese kadar gitmesi için de gayret göstereceksin. Son nefese kadar gitmesi için de gayret göstereceksin. Toleranslı davranacaksın, müsamahalı davranacaksın. E paran gidecek, pulun gidecek, zamanın gidecek, ne bileyim, senden gidecek, sağlığın gidecek, her şeyin gidecek senden. Vereceksin. Ben her zaman diyorum ya, çık savaş meydanına, ya Allah, Bismillah, savaş kılıcı salla, sağa sola. Yani orada can vermek kolay. Ne olacak ki?
Sen gel burada bir on yıl yaşa bakalım. Ne olacak? Savaşta can vermek. O yüzden, Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, demiş, küçük cihattan büyük cihada döndük. Demiş, ya Resulallah, hani kim var karşımızda büyük cihada döndük? Demiş ki, nefis var, nefis. Nefis de cihat, cihada ekberdir, en büyük cihattır demiş. Kolay değil. Bak şimdi bir arkadaş, buraya yazmış ya, eşler istiyor ki diyor, altımızı arabaya verin, bir de kredi kartı verelim, biz derse gidelim. Bak, aslında kendi kendine açık veriyor. Kadın nereye gitmek istiyormuş? Derse, zikrullaha gitmek istiyor. Kadın demiyor ki, ver bana kredi kartını, ben AVM'e, AVM'e dolaşayım.
Ver bana arabayı, ondan sonra ben arabayla, kafe kafe dolaşayım. Bunu söylemiyor. Ne istiyor? Diyor ki, bana arabayı ver, ben derse gideyim. Zikrullaha gideyim. Şimdi bunu yazan, kadını şikayet ederken, kendini açıya düşürdü. Ne istedi kadın senden? Allah'ın zikrine gitmek istedi. Allah'ın zikir en büyük iş mi? Ayetle sabit mi? Evet, kadın en büyük işe gitmek istiyor. Sen araba ne? Onun altına bir tane de, şoför tut varsa paran. Arabayı vermen yetmez. Bir de şoför tut. Bir de hizmetçi tut. Sebep, ayağı, Cenab-ı Hakk'ın ayeti kerimede, en büyük iş dediği, ibadete gidiyor. Asıl nefise cihat bu.
Senin eşin nereye gidiyor? Zikrullaha. Sen çocuğu al, salla ayağında evde. Nereye gitti eşin? Zikrullaha gitti ya. Binlerce evli adam vardır şimdi, eşi zikrullaha gitsin, hidayete ersin, Kur'an ve sünneti yaşasın diye. Binlerce adam vardır, milyonlarca adam vardır. Milyonlarca adam vardır. Dese ki, ben gece bar'a gideceğim, ne diyeceğim?
Dövemezsiniz. Bir telefona bakar, polis gelir, atar evden sizi. Sövemezsiniz. Bir telefona bakar, polis gelir, seni evden atar. Elini dahi kaldıramazsın. Bir telefon, polis gelir, seni atar. Polis seni gelir, seni evinden dışarı atar. Sen kalırsın dışarıda, ne yapacağını da bilemezsin. Yaşayan derviş kardeşler var. Yakında erkekler içinde misafirhane açacağız. Evden atılan adamlar gitsin orada kalsın diye. O yüzden cihattır. Ben kendi içinde bulunduğum toplulukla alakalı söyleyeyim. Başkaları beni ilgilendirmez. Burada fise bilillahlık, söz konusu olduğundan dolayı cihat.
Karşılığında bir şey olmadığından dolayı cihat. İnşallah. Rabbim bizleri o cihat edenlerden aynısı. Bakın normalde son Cenab-ı Hak Amdusena olsun oktayı defnettik. Şimdi herhangi bir zorlama oldu mu gelin cenazeye diye? Olmadı. Zorla mı getirdik milleti? Hayır. Dedik ki kardeşler işte yok oğlu gelecek, şu olacak, bu olacak. O yüzden pazara ertelendi cenazesi. Pazar günü defnedeceğiz dedik. Ben bayındırlıyım. Daha bayındırdı öyle bir cenaze olmadı. Kalabalıklık açısından da maneviyat açısından da. E bak son nefese kadar adam kendini muhafaza etti, korudu.
Bir atını bozmadı. Tabiri caizse hiç oynamadı orası burası. Dersi aldı bitti. Öyle göçtü gitti. Ayakta. Ölümü de ayakta, ölüsü de dirisi ayakta, dirisi de ayakta. Yürüdü gitti. Biz arkadan destarının sallanışını gördük. Dedim ona, oy koca derviş. Ulan dedim, dirin ayrı, ölün ayrı dedim. Benim için büyük mutluluk. Benim ilk ders verdiğim kimseye. İlk ders verdiğim kimseye. Bana ilk inanan insan. Hoş ondan öncesinde de inanan insandı da bana.
ama dervişlik girince ilk ders verdiğim kimse. Duası tecelli etti. Ben senden sonraya kalmayayım. Cenab-ı Hak bizden önce aldı götürdü. Şimdi gıptayla bakılacak bir şey. Öyle değil mi? Onun ailesini ben biliyorum. Bazen zaman zaman diyorum ya, karşıya kadar ilk cenaze namazı kılan bayanlar vardı ya, medyaya düştü. ortalık alabar oldu. O ilk cenaze namazını kılan bayanlar Oktay'ın teyzeleri. Birisi Korgeneral Hanım'ı, birisi de çok zengin. Mermerci, benzin istasyonu, ıvır zıvırı vardı. Bakın, karşıya kadar kadın olarak ilk cenaze namazı kılan kadınlar bunlar. Ailenin yapısını söylemek istiyorum.
O ailenin içinde dervişini devam ettirmek büyük cihad. Namaz kılmak dahi büyük cihad. Ben dervişim demek dahi büyük cihad. Büyük cihad. Bayındır'daki onların evine Şeyh Efendi'nin dişlerine bakmak için, Olcay dişlerine bakmak için evlerine gittik biz. İçimden dedim ki, içimden söylediğimi söylüyorum. Dedim ki, Şeyh Efendi'nin bu eve girmesi, bu eve girmesi büyük keramet dedim. Eve girmesi büyük keramet dedim. Şeyh Efendi de Allah rahmet eylesin böyle dizleri rahatsızdı arkadaşlar bilirler. O merdivenleri çıktı böyle, ben böyle zorla çıktık. Ondan sonra Olcay o zaman diş hekimi Ankara'da, Kızılay'da çalışıyor.
İlla ki ben bir bakacağım ondan sonra ne yapmışlar, ne etmişler diye. O arada da Şeyh Efendi'nin bütün dişlerini çatır çatır ödemişte çekmişler. tabi baktığı şey, sağlam dişleri de çekmişler. Ondan sonra Hüseyin yanlış anlamadım. Sen kayınpeder de çektir baba, çektir baba demiş. Onu söyleye söyleye Şeyh Efendi. Sen diyor, çektir baba demedin be bana diyor. Senin hiç mi için titremedi diyor. Sağlam dişlerimi çektirmedi. Sağlam diyorum diyor doktora diyor. Bunlar diyor, Adil'le ikisi beraber ortak oldular Mustafa Efendi diyor. Çektir baba, çektir baba, çektirdiler diyor. Sağlam dişleri çektirmişler. Anlattı bana tabi Şeyh Efendi. Götürdüm ben Olcay'a dedim bir baksın efendim.
Oktay'ın kız kardeşi dedim. Hani ne yapılacak, ne edilecek? Kızılay'dı. Çok güzel bir yerde çalışıyor dedim. Bir baksın dedim. Baksın Mustafa Efendi dedi. Çıktık yukarı. Ben içimden diyorum ki işte keramet bu diyorum. Şeyh Efendi o evin içine giriyor. O evin içine giriyor. Büyük keramet bu diyorum. Neyse, bakıyor şimdi Olcay'da Şeyh Efendi'nin ağzına. Böyle o rahattır böyle konuşurken. O tabi bizim şeyhimiz olarak bakmıyor ki o. Yani bir yaşlı bir adam. Bu dişleri kim çekti dedi. Kazma mı bu dişleri çeken dedi. Diş doktoru değil, kasapmış bu dedi. Şeyh Efendi'ye böyle kafa döndü mü gördün mü Mustafa Efendi. Arkadaşının kardeşi ne dedi. Ben susuyorum şimdi. Kasap dedi ya.
Gerçekten kasaptı bunlar. Şimdi dönüyor. Ahmet Duran abi diyor. Çektir baba. Çektir baba dedin diyor. Çektirdik işte diyor. Bir tane diş kalmadı ağzımızda diyor. Adil de diyor. Kafası çalışan birisiydi diyor. Üniversite mezunu olacak bir de diyor. O da diyor. Çektir baba. Çektir baba. başındakisi beraber diyor. Sen olaydın. Çektirmezdin Mustafa Efendi diyor bana. E dedim efendim sağlam diş çekilir mi? Çekilmez zaten diyorum ben. Sağlam diş çekilmez. Nereye gidersen git. Olcay da diyor mu şimdi? Biz diyor sallananın diyor kökünü tamir ediyoruz diyor. Sallanan dişi sağlamlaştırıyoruz diyor. O da şimdi doktorluk gösteriyor. Şeyh Efendi bakıyor.
Nasıl yan diyor. Diyor ki ona ondan sonra biz diyor bir diş sallanıyor diyelim ki değil mi diyor. Biz onu diyor tamir ediyoruz sağlamlaştırıyoruz onu diyor. Hatta diyor bazen diyor dişi oradan alıyoruz tekrar oraya monte ediyoruz diyor. Allah'ım diyorum bu da diyorum yangına benzinle gidiyor şimdi diyor. Şeyh Efendi buradan çıkınca diyorum ben her ikisini perte edecek diyorum. Bu böyle bir anlattı Olcay bir anlattı. Tabi biz Ankara'da soluklandık diş yaptırmak için. Neyse dedik Olcay'a geliyoruz Ankara'ya. Ankara'ya gittik onun çalıştığı yere laf lafı açıyor. Adam da Nevşehir'le çıktı dişçi. Bir de Şeyh Efendi'nin ondan sonra tanıdığının oğlu akrabası çıktı. Bir samimi bir muhabbet Kızılay'da nereden nereye tabi Olcay'da orada çalışıyor.
O da doktor orada. Ondan sonra neyse yani lafı şuraya getireceğim. Oktay o ailenin içerisinde dervişlik yaptı. Büyük cihat. Şimdi Oktay'ı bazen de eleştiriyordu arkadaşlar. Adamın nerede olduğunu bilmiyorsun. Konumunu bilmiyorsun. Evinin sülalesinin durumunu bilmiyorsun. O istiyor ki eski dervişler daha fazla öyleydi. Oktay sarığı sarsın haydar geçsin yürüsün. O adamın eve sarık götürmesi dahi muhteşem bir şey. Nereye adamı eve sarık götürecek. Eve sarık götürse bu ne diyecekler evde. O sarığı bile anlatamaz evde. Bak sarığı anlatamaz. Oktay'ın benden bayındırdı.
Dolaşması bile yasaktı. Biz ara sokaklarda dolaşıyorduk. Ana caddeye gelince Oktay hadi abicim sen buradan eve git. Balkondan bakarlar şimdi sana diyordum benle mi geziyorsun kimden geziyorsun. O giriyordu balkona ana caddeye tabi balkona baktığında anası da babası da balkonda ertesi gün diyorduk ki abi nereden bildin ya ikisi de balkonda beni bekliyordu Arda. Oğlum seni beklemiyorlardı benden değil misin ona bekliyorlardı ona bakıyorlardı şimdi o yüzden ben her zaman için şunu derim bir dergahta durmak büyük cihattır. Bu ciddi ciddi söylüyorum bunu. İsterse o şeyhin o şeyhin o dergahın şeyhi kamil bir zat olmasın. Bakın bunun altını çizerekten söylüyorum.
Sen orada kal bu büyük cihattır. Bir mürşid-i kamilin dergahında durmak ise o büyük cihadı ona yirmiye yüze katlayacak cihattır. Sebep o dergahın şeyhin mürşid-i kamil ise işin sıkılığı vardır disiplini vardır. Şunu yapacaksın bunu yapmayacaksın şunu yapacaksın bunu etmeyeceksin bir sürü koşuşturma odur budur her şey vardır. onu kaldırmaz çünkü her nefis onu kaldırmayacağı için o terbiyeyi kaldırmayacağı için orada durmak on kat yüz kat daha fazladır. Orada hizmet etmek ise bin kat fazladır. Bir işin ucundan tutmak ne olursa olsun bak orada bir hizmet etmek orada zakirlik yapmak yöneticilik yapmak on bin kat fazladır.
Bakın on bin kat fazladır. Sebebi şu derdini gider ona anlatır öbür kül gelir ona işte naz eder niyaz eder sinkaflık eder öbür kül böyle kendini bir şey zanneder başka bir şey der hep onları o yöneticiler zakirler çavuşlar öğreticiler hepsi de onu toleranslı davranmak zorunda kalırlar. Hepsi de onunla alakalı yumuşak davranmak zorunda kalırlar. O yüzden bir dergahta bulunmak gerçekten büyük cihattır. Rabbim bizleri son nefesimize kadar Kur'an ve sünnet yolunda o sufilik hayatının içerisinde devam ettirsin. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin.
Ya Rabbi hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına bütün geçmiş Peygamber efendilerimizin ruhlarına Cihari yari güzin efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık Ömer Faruk Osman Zinnureyn Ali Murtazar Allah'ın hazretlerinin ruhlarına Aşer-i mübeşirenin evlad Resulullah Zevce-i Resulullah İmam-ı Hasan İmam-ı Hüseyin 72 şöhedanın Şehidi Kerbela'nın bütün şöhedanın ruhlarına tüm ashabı Resulullah hazretlerinin ruhlarına İmam-ı İmam-ı Azam Ebu Hanife İmam-ı Şahf-ı İmam-ı Malik İmam-ı
Hambeli ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarına bağışladık vasıl ve hissedar eyle Ya Rabbi haberdar eyle Ya Rabbi feyzatlarını himmetlerini şefaatleri dualarını üzerimizden eksik eyleme Ya Rabbi 3 ihlas bir Fatiha-i Şerife Ya Rabbi hasıl olan sevamı Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylani Seyyid Ahmet El Rufai Seyyid Ahmet El Bedevi Seyyid İbrahim Duseki Şahzeli Şahı Nakşibenni Muhammed Bahaddin Şahı Mevlana Celalettin Rumi Şahı Hacı Bektaş Veli Şahı Hacı Bayram Veli Mehmet Muhittin Üftade
Veli Veysel Karani Muhittin Arabi Niyazı Mısri Ve bütün Pir ve Piran Efendimizin ruhlarında hediye eledik vasıl ve hissedar eyle Ya Rabbi haberdar eyle Ya Rabbi feyzatlarını himmetlerini şefaatlerini dualarını üzerimizden eksik eyleme Ya Rabbi Amin Üç ihlas bir Fatiha-i Şerif Amin Ya Rabbi Hasıl olan sevabı Geçmiş Üstatlarımızdan Abdurrahim Et Tantavi Abdurrahim Ennişabi Elhaç Elhafız Ebubekir Sıddiki Çorumi Hacı Ala Haydar Efendi Elhaç Çorunlu Mustafa Anaç Efendinin Nevşehir Hacı Abdullah Gürbüz Efendinin Kacuni Dergahının
Kabbaşi Dergahının Geçmişlerine Ve bütün Geçmiş Mürşid-i Kamillerin Velilerin Evliyaların Dervişlerin Müminlerin Ruhlarına Ya Rabbi Bilhassa Üstadımız Bayındırlı Hacı Mustafa Özba Beyefendi Hazretlerinin Ruhaniyetlerine Ced ve Dadalarının Ruhaniyetlerine Yaşayan Bütün Mürşid-i Kamillerin Velilerin Evliyaların Bütün Derviş Kardeşlerimizin Ve Ümmeti Muhammeddin Ruhaniyetlerine Turukaliyeden Akraba Ve Tahlukatlarımızdan Geçenler Ruhlarına Hediye Ya Rabbi Bilhassa Oktay Abimizin Ruhlarına Hediye Elik Vasıl Ve Hissedar
Eyle Ya Rabbi Haberdar Eyle Ya Rabbi Feyzatlarını Himmetlerini Şefaatlerini Dualarını Üzerimizden Eksik Eyleme Ya Rabbi Amin Ve selamun Alel Mürselin Ve Alihim Velhamdülillahi Rabbil Alemin Eûzü Billahi Mineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali Zikir Fa'lam Enne Hû La Ilah El Fatiha
Ma Salavat Allah Ne istir

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi