Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 17 Aralık 2022 · 1:10:21
Ömrünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an-ı Kerim'e sünnet-i seneye bağlılık nasip eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Geciktiğimiz için hakkınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun inşallah. Bu Darül Harp meselesini konu bütünlüğü olması açısından bitirmeyi düşündüm. O yüzden Darül Harp ile alakalı bu Konya'dan gelen sorulara inşallah devam edeceğiz. Bu gelen sorulara da bakacağım inşallah geçen haftaki gibi.
Öyle sohbeti sonlandıracağız. Eğer bir ülke Darül Harp ise kredi kullanmak caiz midir? Hani bu iki hafta bir Darül Harp nasıl Darül Harp olur? Bir de Darül İslam nasıl Darül İslam olur? Şimdi Darül Harp'te kredi kullanmak caiz midir diye. Şimdi faizle alakalı konu farklı, kredi kullanmak konusu farklı. Kredi dediğinizde kredi kredidir.
Birisi birisine kredi veriyordur. Bunda bir sıkıntı yoktur. Mesela büyük firmalar kendi bayilerine, kendinden mal alanlara tabiri caizse böyle açık hesap mal verirler. Veyahut da belli bir hesabı vardır, bir mal sirkülasyonu vardır. Adam devamlı içeri borcu vardır. O mal sahibi de o devamlı o borcu içeride tutar, verir ona, işletir onu. Bu da bir kredidir. Bu biz daha önce tekstille fazlaca iştigal ettiğimden tekstil piyasasında vardır bu. Şimdi belki de artık dolar, ülke ekonomisi filan böyle sıkıntılı olunca bu kadar çok değildir eskisi gibi ama yine de vardır. Müşterilere öyle kredi kullandırıyorlardır. Fehim yapıyonuz mu?
Erten yapıyonuz mu? Erken yapıyonuz mu? Var yani. Evet. Ben aktif olmadığımdan tekstilde o yüzden soruyorum aktif olanları. Bu bir kredidir mesela. Burada kredi dendiğinde hemen işin içerisine faiz sokuyorlar. O yüzden diyorum yani esnafın kendi içerisinde böyle kendi dairesinde kredilendirmesi vardır. İsmail yapıyonuz mu böyle şeyler?
Yani mal satmak için kredi kullandırıyor sana. Malını veriyor, parasını sonra alıyor. Evet. Bakın bu da bir kredidir. Esnafların içerisinde bu genelde büyük esnafların içerisinde bu dolaşır. Şimdi darül harp veya darül islam bu önemli değil. Böyle bir kredi, böyle bir kredilendirme caiz mi? Evet. Hatta böyle bir kredilendirme sevap. Nasıl sevap? Hani alacağını sıkmadan alan esnaf, tüccar. Bu met edilen tüccar. Hani karşıdaki borçlusunun boğazını sıkmıyor. Onu biraz rahat çalıştırıyor. Bu esnaf, met edilen bir esnaf.
Şimdi o yüzden kredi, e bunda bir sıkıntı yok. Darül harp olsun, darül islam olsun. Bu tip bir kredi. Ama bugün dünya üzerinde veyahut da işte bankalara gittiğinizde, banka size bir para veya mal veya taşıt veyahut da işte ev veya dükkan kredi veriyoruz deyince, o karşılığında sizden fazlalık istiyor. Diyor ki, bu ev kaç para veya bu evi alacaksın sen ne kadar lazım sana? Sen diyorsun ki, 300 milyar lazım. Diyor ki, sana 300 milyarı veririm. İşte sen bir yıl içerisinde bunu aydan ayı ödeyeceksin. Ama senden 350 lira alırım diyor. Burada 50 lira faiz koydu. 50 lira.
Şimdi, eğer bir ülke darül harp ise kredi kullanmak caiz midir? Aslında bu soru ben dokunmadan böyle getirdim. Faizli kredi caiz midir diye sorması lazımdı bunun. Sorunun doğrusu buydu. Ama ben dokunmak istemedimden sadece sıralamasına dokundum soruların. Kendi şeyine yazıldığı gibi okuyorum. Normalde darül harp de de olsa ben bu soruya şöyle cevap verirdim. Soru bu, eğer bir ülkede darül harp ise kredi kullanmak caiz midir? Faiz olmadığı müddetçe caizdir kardeşim. Bir sıkıntı yok. İstediğin kadar kredi kullan, faiz kullan. Ama maksat bu değil. Bu sorudaki amaç bu değil. Sorudaki amaç ne? Darül harp de kredi kullandın. Kredi kullandığında fazlalık faiz ödeyeceksin. Bu faiz caiz mi değil mi?
Allah-u Alem soru bu. Şimdi biz böyle sorulmuş gibi buna cevap verelim. Şimdi tekrar bu konuya girecek olursak, darül harp de faizle alakalı sıkı bir şekilde duran kafirle veya harbiyle müminin arasında faiz yoktur diye sıkı bir şekilde duran, İmam-ı Azam ile İmam Muhammed var. İkisi, şimdi İmameyn bir konuda hükmettiyse, diğer tek kalan İmam o kadar kuvvetli değildir diye fıkıhta böyle bir Hanefilerin içerisinde klişeleşmiş bir ölçü vardır.
Bir de İmam Muhammed'in ayrı bir ağırlığı vardır. İmam Muhammed biraz daha böyle serttir, daha böyle nasıl söyleyeyim, bugünkü dilde öyle diyorlar ya, fundamalist Müslüman. Yani sert, biraz böyle sıkıdır kendisi. Mesela İmam Yusuf gibi Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kabul etmemiştir. İmam-ı Azam kabul etmedi, ben de kabul etmiyorum demiştir. Böyle İmam-ı Azam'ın iyi bir talebesidir. Aynı şekilde Serahsi de öyledir. O yüzden benim onlar biraz daha nasıl söyleyeyim, idolümdür. İmam-ı Azam, İmam Muhammed, Serahsi. Bunlar böyle devlete, o günkü devlete yalakalık yapmayan, o günkü devletin makamını elinin tersiyle iten, o günkü Emevi ve uzantılarına karşı mücadele eden bir yapıya sahip.
Zaten Emevilere karşı İmam-ı Azam'ın fetvası vardır. Fetvası da yetmez. Emevilerin yıkılması için normalde nakdi de yardım etmiştir. İmam-ı Azam öyle hak uğruna mücadele eden enteresan zatlardan birisidir. Şimdi, işte o İmam-ı Azam, Hazreti Mekkul hadisini kendisine ölçü alarak, Darül Harp'te Müslüman'la harbinin arasında faiz yoktur hadisi şerifini kendisine ölçü almış. İmam Muhammed de bu ölçüye aynı şekilde uymuş, devam etmişler. Şimdi bizim Darül Harp'te faizle alakalı bir Hanefi olarak, ben kendimce Hanefi olarak benim dayandırdığım, dayandığım noktanın asıl temeli bu. Yoksa hani böyle bir hadis olmamış olsa İmam-ı Azam da zaten böyle bir fetvayı vermez. Şimdi, bu Hanefi imamlarında büyük çoğunluk Hanefi imamlarında, bu İmam-ı Azam, İmam-ı Muhammed başta olmak üzere, küfür diyarında yaşayan Müslümanların gayrimüslimden faiz almasında bir beis yoktur hükmünü vermişler.
Bakın, faiz almasını. Yani normalde, diyelim ki bir Müslüman, bir gayrimüslim bir kimseye faizle para satabilir. Bu konuda Hanefilerin içerisinde hiçbir yol ayrımı yok. Burada çünkü haribini ütmek, haribini burada zayıflatma maksada amacı var. Buradaki Hanefilerin duruş noktası şu, diyorlar ki, madem ki harp halindesin, o zaman haribini zayıflatman lazım.
Harbinden faiz alabilirsin diyor İmam-ı Azam ve İmam-ı Muhammed ve diğerleri. Ama İmam Yusuf, İmam-ı Şafii, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbeli, Hanefilerden İmam Yusuf ama Şafii, Maliki, Hanbeli uleması genel olarak Darül Harp'te de olsa, Darül İslam'da da olsa faiz faizdir. Asla alınmaz, satılmaz. İşte bu konuda sert durmuşlar. Eyvallah. Çünkü normalde İmam-ı Muhammed ile İmam-ı Azam ise Darül Harp'te de o kafirden onun hukuku dairesinde, onun isteğiyle zorlama olmaksızın onu ütmenin cevazlığında şüphe etmemişler. Kumarda bunun, bu yüzden öyle kumarda.
Hani Hz. Ebu Bekir Efendimizin bir de iddia meselesi var ya, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri o 9 yıl içerisinde Mekke'nin fethi olacağını bildiğinden, Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e diyor ya, git seneyi de artır, deveyi de artır diyor. 100 deveyi iddiaya giriyorlar. 10 deveden 100 deveyi çıkarıyorlar. Buradan hareket ederekten diyorlar ki, Hanefiler kazanacağı kesin ise kumarda oynayabilir. Harbini ütmek için. Harbi kumar oynuyor çünkü. Zorla değil, onu ütmek için harbiyle kumarda oynayabilir diyor. Çünkü normalde harbinden zorla gasp etmiyor bunu. Harbine karşı zorla bir gasp yok. Harbine bir hile yok. Harbine aldatma yok, kandırma yok. Ne var? Onun hukukunun içerisinde ondan faiz almak var. Onu ütmek var.
İbn-i Abidin'de geçiyor. Darül Harp'te kafirlerin mallarını faizle, kumarla, fasit beyle, yani fasit bir alışverişle, fasit bir akitle almak helaldir. Bu yollarla Müslümanın zarar etmesi helal değildir. Buraya dikkat edin. Yani normalde İbn-i Abidin'de bu fetva. Yani siz bir kafirden faiz alabiliyorsunuz. Üteceğiniz kesinlikle kumar oynayabiliyorsunuz. Fasit beyle, yani aslında İslam hukukuna göre o alışveriş fasit, ama gayrimüslimlerin hukukunda normal, doğal zarar etmiyorsan, o fasit alışverişi de yapabilirsin diyor. Zarar burada özellikle bunu başa aldım ki, İbn-i Abidin bu konuda Müslümanın zarar etmemesini öne koyuyor.
Yani burada bir şekilde İmam-ı Azam'a tercüman oluyor. Yani İmam-ı Azam bu fetva verirken, Müslümanın zarar etmemesini öngörerekten bu fetvayı verdi diyor. Burada zarar eden kim? Müslüman değil. Buradaki ana fikir, ana düşünce bu. Şimdi Dürer Gürer'e baktım, ben ders çalışıyorum, öyle boş gelmiyorum buraya yani. İbn-i Abidin'e bakıyorum, Dürer Gürer'e bakıyorum, Fetevay-i Hindiye'ye bakıyorum. Çünkü bu sohbetleri internet üzerinden dinliyorlar. Yani kaynakta söylüyorum ki, yani gitsinler baksınlar. Bunlar Mustafa Özman'ın kendi sözleri değil, alıntı. Dürer Gürer'de de var. Darül Harp'te Müslümanların, kafirlerden ve orada Müslüman olanlardan, burası daha enteresan, kafirlerden ve orada Müslüman olanlardan, önceden adam kafir, ama sonra Müslüman olmuş.
Darül Harp'te da, dikkat edin, buranın altını çiziyorum, Darül Harp'te adam önceden kafirmiş, sonra Müslüman olmuş. Darül Harp'e Müslüman olarak gitmemiş. Sonradan Müslüman olmuş. Burayı anladınız değil mi? Evet, ben anlatabildim yani bu konuda. Evet.
Böyle arada bir şeyler içiyorum. Hakkınızı helal edin tekrar. Millet bilir bilmez şimdi, ben malum şeker hastasıyım, konuştukça dilimi, dudağımı kuruyor. Öyle olunca ben kendimi, dilimi, dudağımı ıslatmak zorunda kalıyorum. Hakkınızı helal edin. Bakın, Müslümanların, kafirlerden ve orada Müslüman olanlardan, faizle ve fasit beyle mallarını almaları caizdir. Çünkü onların mallarını rızalarıyla almak mübahtır. Dürer gürer de geçiyor bu. Şimdi, o zaman bunu krediye getireceğim. Şimdi merak etmeyin. Bu krediye geleceğim. Şimdi demek ki Darül Harp'te bir Müslüman, oradaki kafirlerden ve orada Müslüman olanlardan, sonradan Müslüman olanlardan, faizle veya fasit beyle mallarını almaları caizdir.
Demek ki faizle ondan bakın, mal alıyor. Dikkat edin. Yani, ödüyor. Burada, o yüzden aldım burayı. Bakın, Müslüman olanlardan, kafirlerden, faizle veya fasit beyle mallarını almaları caizdir. Burada şimdi kredi, o yüzden krediye geleceğim diyorum.
Dürer gürer de diyor ki, sen bir, hani, kafirden, faizle bile mal alabilirsin Darül Harp'te. Yani, adam sana ne satacak? Kumaş satacak. Dedi ki, aylık yüzde üç alırım ben senden. Buradaki ölçü ne? Senin fazla kazanman, ütülmemen, faizle alabiliyor musun? Alabiliyorsun. Dürer gürer de geçiyor bu. Buna da bakabilirsiniz. Şimdi, hep arkadaşlara tavsiye ederim ya, Yusuf Kerimoğlu'nun, iki ciltlik bir emanet ve ehliyeti var. Yani, bu da şimdi emanet ve ehliyetten. Burada tabii, Yusuf Kerimoğlu'ndan almış olduğum bu şey, bu konuda uzun biraz, hakkınızı helal edin.
Çünkü ben, Yusuf Kerimoğlu'nu da bu konuda, derslerde kaynak olarak kullanırım. O böyle, klasik medrese eğitiminden geçmiş bir kimsedir. O, klasik bir medrese eğitiminden geçmiş bir kimsedir. O, tabiri caizse bu manada, hani, ilahiyattan mezun değildir. O yüzden ilahiyatçılar onu çok tutmazlar. Hani, ilahiyat mezunu değil diye. Şimdi, Yusuf Kerimoğlu'da emanet ve ehliyetten oradan, konuyu bütün olarak alıyorum. İmam-ı Şafi, Hz. Mekkulden gelen hadisin, mürsel olduğunu, ve değişik tevhillerle, yani yorumlara müsait bulunduğunu, beyan ederek, darül harpte de olsa, kafirden faiz anlamayacağını, beyan etmiştir.
Hanefi fikası, Mekkulden rivayet edilen, hadis rivayetine, itirazda bulunanlara, bir kimsenin, burası önemli, bir kimsenin, malının, masum, yani dokunulmaz olabilmesi için, ya iman, ya zimmet akdi, şarttır. Halbuki, harbi, yani İslam'a karşı savaşan kafir için, iki durumda söz konusu değildir. Bu hususta, hadis-i şerifin var olmadığını, kabul etsek dahi, harbinin, malının, masum olmadığı açıktır. Kaldı ki, harbilerinin mallarını, kendi kanunları ve rızaları, gereğince almaktadırlar. Aldatma ve hıyanetler, söz etmek mümkün değildir, şeklinde cevap vermişlerdir. İmam-ı Ebu Yusuf, bu hususta muhaleftir.
Yani Darül Harp'te de, harbilere karşı da olsa, faizin caiz olmadığı, kanaatindedir. Evet. Ancak, Hanefi uleması, bu konuda, fetvanın, İmam-ı Azam Ebu Hanefe'nin, kavline göre, verileceğini, tahsirihe etmiştir. Sonuç olarak, Darül Harp'te, müminlerin, harbilerinin, mallarını, onların, rızalığına uygun olarak, almaları mübahtır. Yusuf Kerimoğlu, emanet ve ehliyet. Evet. Cilt 2. Dileyen oradan da bakabilir. Şimdi, buradan hareket edince, bu dürer-gürer'deki fetva var ya, faizle onlardan mal alabilir, faizle onlardan mal alabiliyorsa, buradan bir kimsenin Darül Harp'te faizle kredi alınabileceğine dair iştahat çıkmış oluyor. Bu, Mustafa Özbağ'ın iştahatı değil.
Dürer-gürer'den aldım bunu. Ha birisi şunu diyebilir. Arkadaş, ben, İmam-ı Şafii, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbeli, İmam-ı Yusuf, bu konuda, Darül Harp'te de olsa, Darül İslam'da da olsa, faiz faizdir. Alınmaz da, verilmez de, ben ne alırım, ne veririm diyebilir mi? El-cevap diyebilir. Hakkı mıdır? El-cevap hakkıdır. Eyvallah. Şimdi, bu konu, bu akşam bu konu bu kadar. Öbür sorulara geçmeyeceğim. Şimdi, bu böyle olunca, burada asıl anlayış şu, Müslümanlar, Darül Harp'in, Darül İslam'a, devşirilmesini istiyorlar mı?
İstemiyorlar mı? Müslümanlar, Darül Harp'te güçlü mü olacaklar, zayıf mı olacaklar? Burada bu çıkıyor orta yere. Şimdi, eğer Müslümanlar, Darül Harp'i, Darül İslam'a çevireceklerse, bu işin, ekonomik boyutu var. Bu işin, siyasi boyutu var. Bu işin, kültürel boyutu var. Bu işin, sosyal boyutu var. Bu, komple, farklı farklı, mücadele alanları olan, bir, alan. Farklı farklı, mücadele yerleri var. var. Şimdi, mesele ekonomiyse eğer, örnekliyorum bunu.
Türkiye Cumhuriyeti'nin, ilk 50 yılında, 60 yılında, 70 yılında, ben bunu, Turgut Özel'e kadar getireyim. Türkiye Cumhuriyeti'nde, Turgut Özel'e kadar, gelen süreçte, hemen hemen, ihracat eden, ithalat yapan, firmaların, sahipleri, yüzde 90, gayrimüslim unsurlar. Diğerlerini boğuyorlar çünkü. Kanunları, yasaları, yönetmelikleri, ona göre çıkartıyorlar. Çünkü, hepsi de, kendi ellerinde. Sebateistlerin, Masonluk zihniyetin elinde. böyle olunca, bir gecede, karar çıkarıyorlar. Örneğin, işte, şeker ithalatında, vergi sıfır diye. Kaç günlük, örneğin işte, bir hafta diyor.
Senin bir haftada, dışarıdan şeker getirmem mümkün değil. Bir de tonaj koyuyor. Diyor ki, yüz bin ton şeker, vergisi sıfır girecek diyor. Adam getirmiş zaten, onun anlaşmışlar. Yüz bin ton gemilerde hazır. Bir hafta içerisinde, süre koymuş, yüz bin ton koymuş. Yüz bin tonu, bir şirket, komple kapatmış, şekeri, hiç vergisiz içeri almış. Bunlar Türkiye'de yaşanan şeyler. Şimdi de yaşanıyor mu? Evet. Bunlar, şimdi de yaşanmıyor değil. Şimdi, orta yere konuşmak lazım. Ama bu haksızlıklar, bu hukuksuzluklar, Turgut Özal'ın zamanına gelinceye kadar, hep, sebateist, dönme, gayrimüslim unsurlara, bunlar yapıldı ve verildi.
Böylece, Türkiye'de, halk, müslüman, fakir, dikkat edin. Halk, müslüman, fakir, ama, belli bir kesim var, müslüman değil, zengin. Bakın, müslüman değil, zengin. Türkiye'de halkın, yüzde, doksanı, diyebiliriz ki, o zaman için, müslüman, fakir, yüzde onluk bir zümre var.
Devlete, çöreklenmişler. Siyasi partilere de, çöreklenmişler. Ama en önemli, devlete çöreklenmişler. Hangi siyasi partinin, geldiği önemli değil. Yani, birisi çıkıyor, Nurlu Süleyman diyor, eline alıyor, Kur'an-ı Kerim'i, düşün peşime diyor, herkes peşine düşüyor. İktidar ediyor onu, devlet de değişen bir şey yok. Bakın, devlet de değişen bir şey yok. Devletin, ana damarları ve kılcal damarları, o masonluk zihniyetin elinde. Ondan önce kim? Menderes. Düşün peşime, düşmüş peşine herkes. Ezanı Türkçe etmiş, devletin kılcal damarlarına ve ana damarlarına dokunamamış. Dokunmuş olsaydı, asamazlardı, şehit etmezlerdi.
Devletin ana ve kılcal damarlarına dokunamadığından, değiştiremediğinden, canınla oldu. Neden? Çünkü bunların ayağına bastı. Bunlar ilk şoku atlatamadılar. Nasıl olur? Bu böyle gelir, halk bunu seçer. Bu da bazı şeyleri değiştirmeye kalkar. Agresif bir şekilde cevap verdiler. Şehit ettiler üçünü de. Oysa o üçü de kendi yetiştirdikleri elemandı. Kendi içlerinden çıktı. Firavunun kucağındaki Musa gibi. Ne yaptılar? Üçünü de astılar. Şimdi bazı fetvalar vardır, bazı işler vardır. yöreğe, şahsa, oradaki, bu ses neden kesiliyor böyle? Müdahale etmek istemiyorum ama, kesiliyor böyle. Oradaki şahsa, bölge, konuma göre, o fetvanın, anlayışı, algılanışı, yaşayışı, farklı tecelli eder.
O zaman şimdi, yıllardır, Turgut Özal'ın zamanına gelinceye kadar, ithalat onların elinde, ihracat onların ellerinde, ana üretim merkezi, ana üretimler onların ellerinde, siyaset onların ellerinde, medya onların ellerinde, bankacılık sistemi de onların elinde. Her şey onların elinde. Ve onlar meseleyi, kendilerince, kendileri müsaade ettiği yere kadar gidiyor. Bu ta ne zamana kadar, bu Turgut Özal'a gelince kadar, bu böyle. Yani Süleyman Demirel'in zamanında, ufak tefek hareketler var ama, o da zaten ufacık bir hareket ettiğinde, aldı şapkasını gitti, ihtilal oldu zaten. Bir de işin bu tarafı var.
Yani senin seçtiğin önemli değil. Sen, birisi geliyor, umulmadık bir şekilde, bu millet kalkıyor, hiç umulmadık bir kimseye, oy veriyor, seçiliyor. Ama senin seçtiğin yetmiyor. Demokrasi dedikleri şey, aldatmaca. Bakın, senin seçtiğin önemli değil. Geliyor, ihtilal yapıyor, yıkıyor onu. İhtilal yapıyor. Bunu da, kimseye de hesap vermiyor. Zaten Amerika'da diyor, ihtilali bizim çocuklar yaptı diyor. Kim var? Amerika'nın çocukları var. Nerede? Askeriyenin içerisinde. Amerika'nın çocukları var. Nerede? siyasetçilerin içerisinde. Amerika'nın çocukları var. Nerede? Bürokrasinin içerisinde. Bunlar, İngiliz, Amerikan işbirliği ile gidiyor. Önceden, İngilizler, işin beyin tarafı, Amerikalılar kabadır.
İşin kaba tarafı, Amerikalılar da. İşin böyle hani, kaba, sert, ondan sonra, hesap kitap bilmeyen, bilmeyen noktası Amerikalılar da. İngiliz, Amerikan işbirliği ile, Türkiye, piyon bir ülke. İstedikleri zaman, darbe yapan, istedikleri zaman, istediği gibi, ekonomisiyle, o suyla, bu suyla, her şeyle, istediklerini aldıkları bir ülke. Şimdi, konuları böyle koyalım ki, neden Müslümanlar, bu fetvayı kullanıp, kredi alacaklar, oraya geliyorum ben şimdi. Böyle bir ülke düşünün. Müslümanların fabrika kuramadığı, Müslümanların ithalat yapamadığı, ihracat yapamadığı, devletin pastasından pay alamadığı, ihracat ve ithalat pastasının, belli bir zümre tarafından paylaşıldığı, ABD'nin, NATO'nun, İngiltere'nin, himayesinde, gölgesinde, ondan sonra emrinde, bir ülke düşünün.
Aynı zamanda, bunu da ekonomik olarak, Dünya Bankası'nı da koyun. IMF'yi de koyun bunun içerisine. Uluslararası para şirketlerini koyun. Uluslararası banka şirketlerini koyun. Böyle, örümcek ağı gibi, ülkenin dört bir alanını, ağını düşürmüşler, çökmüşler. Birisi kahrolsun, komünizm diyen de, CIA'nin elemanı, kahrolsun, faşistler diyen de, CIA'nin elemanı.
Ne Amerika, ne Rusya, kurtuluş, İslam'da diyenler de, CIA'nin elemanı. Aaaa, öyle yok. Biz işte, şöyle yapacağız, böyle yapacağız, diyen de, İslami noktada, görünen de CIA'nin elemanı. Her yeri sarmışlar yani. Sen bir cemaate gidiyorsun, CIA organize etmiş. Bir tarikata gidiyorsun, CIA organize etmiş. Bir diyorsun ki, bu farklı bir oluşum değil mi? Hani Türkiye'de, kendilerini farklı gösteren Aleviler var ya, örneğin, o da İngiliz oluşumu, M16 oluşumu. Yani, ülkeyi düşünebiliyor musunuz?
Kürtlere özgürlük diyen, Doğu ve Güneydoğu, CIA oluşumu, İngiliz oluşumu. Evet. Biz liseye gidiyorduk, Kurdar Azadi vardı o zaman için, PKK yoktu daha. Yıl 76-77. Bir kısmı Maucu, bir kısmı, Marsçı. Kurdar Azadicilerin. Devgen Çayrı. Bunlar böyle bölünmüş o Hazret'teydi. Hepsinin arkasında CIA var, İngiltere var. Ha evet, Komünistlerin arkasında da var. Devgen Çayrı'nın arkasında da CIA var. Evet. Evet. Devgen Çayrı kurduran da CIA. Nasıl şimdi PKK'nın arkasında CIA var?
Devgen Çayrı'nın arkasında da var. Kurdar Azadi'nin de arkasında var. Ayrıca, bütün ekonomi ellerinde, ekonomi ellerinden gidince, zaten kimi böyle, daha da sömürelim dediklerinde, kimi getirdiler? Kemal Dervişi. Adı ne güzel değil mi? Kemal. Soy ismi de çok güzel. Derviş. Harika değil mi? Nereden geldi? İMF'den geldi. Arkadaşlar, şunu iyi dinleyin yalnız. Kemal Derviş geleli kaç yıl oldu? 17-18 yıl oldu. Doğru mu? Yaklaşık. Türkiye'deki ekonomi, hala da Kemal Derviş'in yasalarıyla yürütülüyor. Tekrar altını çizerekten söylüyorum. Kemal Derviş geldi.
Yaklaşık 16-17 yıl. Şimdi tam tarih veremeyeceğim. Kaç yıl? AK Parti 2002-2002 20 yıl olmuş. Evet doğru. Evet. 20 yıldır ekonomi yine Kemal Derviş kanunlarıyla yürütülüyor. Dikkat edin. Kemal Derviş kanunlarını değiştiren yok. Bu vatandaşın görmediği, şeytanın sakladığı yer. Ben diyorum ya, feraset şeytanın göstermediği, sakladığı yeri görmektir. Şimdi 20 yıldır yine sevmediğimiz Kemal Derviş'in, istemediğimiz Kemal Derviş'in, İMF'nin merkez valisi gibi atadığı Kemal Derviş'in, herkesin nefret ettiği, kızdığı, Ecevit'in böyle hastalar olduğu Kemal Derviş.
Ama sonuçta Ecevit de masondu. O da onun kendi yandaşıydı Kemal Derviş'te. Şimdi böyle bir ülke düşünün, bu ülke her yerden sarılmış ekonomik olarak. Eğitim olarak da sarılmış. Bakın eğitimde hiçbir şey değişmez, değiştiremezsiniz. Bunlar ayrı şeyler. Şimdi ekonomik olarak da, bankalar olarak da, sistem olarak da komple ne olmuş? Komple çökmüşler. Evet, şimdi böyle bir ülkede, bir Müslüman iş adamı nasıl ayaklanır? Şimdi ben yıllardır beni çok eleştirirler.
Ben derim ki, işte bana özel sorarlar. Sorarlar, ne yapacaksın? Bankadan kredi alıp ne yapacaksın? O der ki bana, efendim işte bir kamyon almam lazım işime. Al derim ben. İşini büyütüyor. Ne yapacaksın? Bir iş arabası alacaksın. Al. Ne yapacaksın? Yatırıma yönelik, ülkede işine yönelik bir şey yaparlarsa, ben al derim.
Ben adamın karakterine, karakterine, duruşuna güveniyorsam, al derim ben ona. Şimdi, Darül Harbi, Darül İslam'a çevireceksen orada, elinde tank yok, tüfek yok, kılıç yok, ok yok, çakı bıçağı yok, hiçbir şey yok. Öyle Alman, gizli servisinin kurduğu gibi, Cemalettin Kaplan'ı alıp, tahtadan tüfekleri de alıp, ondan sonra, şeyde ne o, spor salonunda yürümekten olmuyor bu işler.
Bak bu işler öyle de olmuyor. O zaman, sen Darül Harbi, Darül İslam'a çevireceksen, birinci derecede sana ekonomi lazım. Burada iyi niyetliyse bir kimse, maksadı, amacı buysa, evet kardeş, sen o maksadına koşarken, bu fetvayı kendine kullan, kredi al. Amacın buysa. Ama yok, sen yazlık alacaksın, almaya, yazdığın olmasın, Müslüman'ın ne işi varmış yazlıkla? Sen mücadele edeceğim diyen bir kimsenin, cihat ruhu taşıyan bir kimsenin, yazlıkla ne işi var? cihat ruhu taşıyan bir kimsenin, lüks evlerle ne işi var?
Cihat ruhu taşıyan bir Müslüman'ın, devasa lüks arabalarla ne işi var? Eğer o kimsede cihat ruhu var ise, ben Darül İslam'ı, Darül Harbi, Darül İslam'a çevireceğim diyorsa, o kimsenin, tatili olmaz canım kardeşim. O kimsenin lüksü olmaz, israfı olmaz, gösterişi olmaz. O kimsenin şatatı olmaz, şatafatı olmaz. O kimse, amacı şu olmalı. Evet, bu dünyadan nimetlenecek misin sen? Ahiyetle de sabit bu. Evet, bu dünyadan senin nimetleneceğin şey bellidir. Hadis-i şerifte bir kimseye iyi bir eş, iyi bir geniş bir ev, menziline götürecek güvenli bir binek, dünyalık olarak bu üç şey ona yeter.
O zaman sen kendince, Darül Harbi, Darül İslam'a çevirmen için, orada oturman lazım, orada mücadele etmen lazım, oraya kök salman lazım. O zaman orada ev edinebilirsin. Orada mücadele edeceksin, orada kalacaksın, orada kalacaksın, direneceksin. O zaman orada iş yeri de lazım. O zaman sana ekonomi lazım, sen muhakkak orada ekonomiyi de elinde tutman lazım, parayı kazanman lazım, etrafına yardımcı olman lazım çünkü. O zaman orada sen işini büyütmelisin, işinin üzerine yatırım yapmalısın. Daha fazla zekat dağıtmalısın, daha fazla Müslümanlara yardımcı olmalısın. Eğer bu zihniyetteyse o kimse, evet, o zaman kredi kullanabilir. Eyvallah. O zaman faizle de mal alır, o zaman faizle de para kullanıp, işini büyütebilir.
Evet, bu tamam. Buradaki hedefi ne? Darül Harbi, Darül İslam'a çevirmek. Hedefin yazlık almaksa caiz değil canım kardeşim sana. Sen yazlık için gidip kredi kullanma. Hayır, yok. Bu sana caiz değil. Yok. Senin hedefin ayrı, senin hedefin gösteriş. Alma. Senin hedefin lüks, israf. Alma. Alma. Senin çünkü borçlanman, heva hevesinden. Alma. Heva hevesine düşme. Bu meseleye bakış açımız bu. Üç aşağı beş yukarı. Bu dürer gürerdeki bu fetvayı, veya diğer bu konuda alınabilir denilen fetvalara, bu gözle, bu mantıkla bakıyorum.
Yoksa, hani evde mi alınabilir mi? Evet, evde alabilirsin. Sen orada çünkü sabit kadem basmak istiyorsun. Orada oturacaksın. Orada mücadele edeceksin. Orada var olmalısın sen. Bakın orada var olmalısın. Orada direnmelisin sen. Sen orada pılını pırtını alıp kaçmamalısın. Sen nefsini oyup, heva hevesini oyup, sen paraya, makama da bozulmamalısın. Sen bir dava uğruna yürüyen, bir cihat erisin. Cihat eri. Makam mevkide bekleme. O zaman kendini ona göre dizayn et. Ya ben yazlık alacağım, kredi kullanabilir miyim? Kullanma canım kardeşim. Böyle bir fetva olsa dahi kullanma. Neden?
Heva heves çünkü o. Sen yat alacaksın, kredi kullanabilir miyim? Kullanma kardeşim, yat için kredi mi kullanılırmış? Senin bir tane evin var, oturuyorsun. Kullanma kardeşim. Evin var senin. Çocuğunu alacaksın. Tamam çocuğun da orada sabit kadem kalsın. Al çocuğuna da. Tamam. Ama sen böyle devasa ben evler alacağım diye, kredi kullanma. Yok. Bakın, orada Müslüman, Darül Harbin, Darül İslam'a çevrilmesi için, mücadele düşünmesi lazım. O mücadeleyi düşünüyorsa, ve öyle bir mücadelenin içindeyse, ve sermayesi yetmiyorsa ona, evet, orada bunları kullanabilir.
Ve, kendi öz vatanında, parya olmaktan çıkması lazım Müslümanın. Kabul ederim. Öz vatanında, parya olmaktan çıkması lazım. Şehitlerin kanıyla sulanmış olan bu topraklarda, Müslümanların sözü geçmeli. Bunun için mücadele ediyorsa, bunun için gayret ediyorsa, böyle bir düşüncesi var ise, gel kardeşim fetva var, kullan onu. Ama yok, sen ben yazlık alacağım, yok ben yat alacağım, yok ben lüks araba alacağım, gideceğim on trilyonluk araba alacağım diye, bankadan kullanıyorsan, kredi, faiz ödüyorsan, bu sana caiz değil. Ama sen diyorsan ki, ben burada, gayrimüslim unsurlar, örneğin, inşaat yapmış, adam elli daire yapmış, yüz daire yapmış, sömürüyor ortalığı.
Sen de yüz daire yap. Sen sömürme. Sen hatta, onların böyle, heva hevesini oyup, şan ve şatafat için yapmış olduğu sitenin karşısına, git, fakir fukaranın oturacağı, iki artı birler yap. Ve gerçekten de orayı, Müslümanlara sat. O sabahleyin, on trilyonluk arabasıyla çıkarken, görsün onu orada. Hatta diyorlar ya, bunlar nereden geldiler buraya? Evet. Yok, bu mahallenin havası bozuldu. Eskisi gibi değil artık. Neden? Sabahları fukaraları görüyorlar. Ama ne yazık ki, burada da şuna şerh düşmeden, ben bu mevzuyu kapatmayacağım. Ama ne yazık ki, benim böyle zaman zaman atıfta bulunduğum mücahit olarak yola çıkanlar, sonra müteahhit oldular, sonra it oldular, sonra da dinsiz oldular.
Ya ağır konuşuyorsun. Evet, ağır konuşuyorum. Evet, mücahit olarak yola çıktılar, müteahhit oldular, ondan sonra da it oldular. Bildiğiniz it. Ondan sonra da dinsiz oldular. Neden biliyor musunuz? Neden? Mücahit olarak yol yürürlerken, müştehitler önemliydi. İmam-ı Azam, İmam-ı Şafii, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbeli, mezhepler önemliydi. Mücahiddiler. Bunlar böyle yola çıktıklarında, hadis-i şerifler önemliydi. Hadis-i şerifler önemliydi. Sünnet-i seniye önemliydi. Önemliydi. Ama parayı görünce, müteahhit olunca, siyasette, bürokratta, bu tip, heva hevesine düşkün insanlar, tam bir terbiye olmamış, nefis terbiyesinden geçmemiş olan insanlar, belli bir makama gelince, paraya bozuldular, kadına bozuldular, makama bozuldular, mücahitlikten müteahhitliğe geçince, it oldular.
Sonra itlikte de durmadılar bunlar. Bunlar itlikte de durmadılar. Dinsiz oldular. Sebebi şu, mezhepleri inkar etmeye başladılar. Yetmedi, hadisleri inkar etmeye başladılar. Yetmedi. Şimdi ayeti kerimelere, ahkam kesiyorlar, atıyorlar bacak bacak üstüne. Çekirdek çitlerken, tarihsel mi bakalım, evrensel mi bakalım? Yok bu peygamber de hata yaptı canım. O peygamber de, bak, günah işledi. Haydi, bu ayeti kerimelere yeniden, daha siz nereden yapıyorsunuz ya? Eski tefsirleri alıyorsunuz, millet şimdi tıp okumuş, kimya okumuş, bilmem ne okumuş. Onlara diyorsunuz ki, Adem topraktan oldu, tın tın ses geliyordu. Adam inanır mı ya?
Kaç tane üniversite bitirmiş diyorsunuz. Buradan dinsiz oluyorsunuz. Evet. Hadisleri inkar etmeler, ayeti kerimeleri inkar etmeler, zengin oldular ya, altlarında Porsche'lar, Jagarlar, Maserati'ler, paramızın yetmeyeceği, ulaşamayacağı, yirmi trilyonluk, otuz trilyonluk, elli trilyonluk arabalar, ve lüks villalar, onlar burada gelip, ders yapmıyorlar zaten. Ne girecek? Bizi beğenmiyorlar zaten. Neredesi bizim, hani o apartmanın karşısında, lüks villaların karşısında, bir gece konduyuz biz. Rahatsız ediyoruz onları. Biz o lüks hayatın karşısında, gece kondu gibiyiz. Ama bizi görmek istemiyorlar. Bürokratı da siyasetçisi de, ondan sonra ekonomi de, onlara belli bir noktaya gelen de, bizi istemiyor.
Haklı. Sebep? Biz ayet, hadis, mezheplerin iştahı, imamların iştahı, şöyle olmalı, böyle olmalı, gece gündüz zikretmelisiniz. Biz bunu söylüyoruz. Biz bunu söyledikçe de, onlara ağır geliyor. İnceleyin şu adamları. İnceliyorlar, inceliyorlar, inceliyorlar. Yok. Bir tane para bağlantısı bulamıyorlar. İnceliyorlar, inceliyorlar, inceliyorlar. Ahlaksız bir şey bulamıyorlar. Koruyan Rabbime hamd ediyorum. Cenab-ı Hak'a hamdü sena olsun. Gözümüzü o tarafa çevirttirmiyor Rabbim. Bu Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanı, bu bir insanın kendi mücadelesiyle yapabileceği bir şey değil. Allah'ın yardımı bu. E şimdi, o yüzden dinsiz oluyorlar diyorum.
Bakın, o yüzden dinsiz oluyorlar. Burada, cemaatmiş, tarikatmış, siyasi partiymiş, şucularmış, bucularmış, hiç önemli değil. Alayına gider. Hiç önemli değil. Hiç. Allah'tan başka korkumuz yok. Allah'a bir can borcumuz ver. Vereceğim, yürüyeceğim. Otuz yıl önce de aynısını söylüyordum. Otuz yıl sonrası da aynısını söylüyor. Alayına gider hem. O sına busuna değil. Bu silsileyi takip eden, yani, mücahit olarak yola çıkıp, müteahhit olan, sonra it olan, sonra dinsiz olan, hangi cemaatten, hangi tarikattan, hangi partiden, hangi pürtüden, hangi hizipten olursa olsun, alayına gider, alayı da kafir.
Evet. Sebep, bir de sen, Müslümanları basamak yaparaktan yürüdün. Cemaati de, tarikatı da, herhangi bir grubu da, siyasi partisi de, sen bir topluluğun, dini inançlarını, istismar ederekten, basamaklara bakaraktan, basaraktan çıktın. Allah, intikamımızı alsın onlardan. Amin. Bu konuda kim, kim olursa olsun, alayına gider. Neden? Siz bu ümmetin gözyaşını, siz bu ümmetin mücadelesini, siz bu ümmetin, bu ümmetin, Türkiye'deki insanların, o baskılara, o zulümlere, o hainliklere, o kandırmacalara, o her türlü şeye, göğsünü gerip, ben cemaatime sahip çıkacağım, tarikatıma sahip çıkacağım, dersime sahip çıkacağım, mücadeleme sahip çıkacağım, diyen, o fakir fukarayı, o harçlığından, maaşından, memuriyetinden ayırdığı, biriktirdiği parayı, sen aldın, kendi heva hevesine, kendi nefsaniyetine, kendi emellerine,
kendi karanlık dünyana, karanlık vicdanına, basamak ettiysen, Allah, senin ciğerinden, yırta yırta çıkarsın, hiç kim olursa olsun bu, kim olursa olsun, Allah, onun ciğerinden, dikenli teli çektildiği gibi, onun ciğerinden çeksin, bu çünkü, Müslümanların, çilesini, Müslümanların, gözyaşını, Müslümanların ezilmesini, Müslümanların horlanmasını, Müslümanların çilesini, Müslümanların kahrını, Müslümanların perişanlığını, Müslümanların ikinci sınıf vatandaşlığını, üçüncü sınıf vatandaşlığını, o Müslüman kadınların başörtüsünü,
o Müslüman kadınların hastanelerde çektiğini, o Müslüman kadınların devlet dairelerinde çektiğini, ve Müslümanların o çilelerinin üzerine, sen dünyalık heva ve heves padişahlığı kurduysan, bunların üzerine sen, şimdi, eskiden inandıkları gibi, Kur'an, sünnet, icma-i ümmet inancına sahip çıkanların, inançlarını değiştirmeye çalışıyorsan, reforme edeceğim diye uğraşıyorsan, ve onları pis, hakir, ikinci sınıf, üçüncü sınıf vatandaş görüyorsan, Allah senin ciğerini yırtarak hakkımızı alsın.
Bu konuda hiç alayına gider dedim o. Evet, alayına gider. Biz öyle, ya biz de allanmışız deyip, kenara çekileceklerden değiliz. Yok, Allah bizi aldatanı, bizi aldatanı, bu ümmeti Muhammed'i aldatanı, bu ülkede aldatanları, ümmeti Muhammed'in, Allah ciğerinden söke söke intikamımızı alsın. Amin. Şimdi, bu Kur'an ve sünnet disturu ile, bir kimse, bulunduğu topraklarda, İslam'ın hakim olmasının mücadelesini veriyorsa, evet, kuvvetlenmesi lazım. Ekonomik olarak da kuvvetlenecek, ama sonra it, sonra dinsiz olmayacak. Sosyal olarak da kuvvetlenecek. Evet, kültürel olarak da kuvvetlenecek.
İslami kültürünü yaşayacak. İslami kültürünü koyacak orta yere. Dicek ki, benim düğünüm böyle olur. Evet, bizim düğünümüz öyle olur. Zeybekler kalkar, diz vururlar. Dosta güven, düşmana kahır yaparlar. Evet, bizim düğünümüz öyle olur. Biz çıkarız, sema ederiz. Dua ederiz. Biz dini kimliğimizi koyarız düğünlerde. Milli kimliğimizi de koyarız düğünlerde. Halay çekenimiz halay çeker. Evet, zeybek oynayanımız zeybek oynar. Dini kurallar içerisinde. Biz kültürümüzü de ortaya rekorarız. Rahatsız olurlarsa, buyursunlar istersek küçük kızlarını vermesinler.
Evet, böyleyiz. Biz zikirle gelin çıkarırız. Tevhidle gelin çıkarırız. Rahatsız olan vermesin küçük kızını. istersek onu da vermesin. Veyahut da almasın bizden kız. Bizim kızlar evde kalsın. Hiç önemli değil. Bizim inancımız bu. Bizim kültürümüz bu. Bizim sosyal hayatımız da bu. Sosyal hayatımız. Biz israftan uzağız. Biz gösterişten uzağız. Sosyal hayat bu. Biz moda manyağı değiliz. Moda aptalı değiliz. Biz gösteriş salağı değiliz. Biz marka budalası, gerizekalılardan değiliz. Evet. Bu da bizim sosyal hayatımız. Biz öyle kalkıp da sosyete bir hayat yaşayamayız.
Sosyal hayatımız bu bizim. Biz sosyal hayatımızda da muhalifiz. Evet. Biz dini anlayışımızda da muhalifiz. Biz Kur'an ne diyor? Sünnet-i Seniyye ne diyor? İmanların iştahı da ne diyor? Ona bakıyoruz biz. Hem de yenilerine değil. Bu sonradan olma, CIA'den bozma, Mossad'dan, yosmalardan değiliz. Değiliz. Öyle İngiliz vakıflarının desteklediği, Soros vakıflarının yedirdiği, içirdiği bozmalardan değiliz. Bizim üstadlığımız da Allah'ın elinden, dervişliğimiz de Allah'ın elinden, İngiliz Kraliyet Sarayı'ndan değil. İngiliz bozması, CIA'ya yosması değiliz.
Mossad bozması hiç değiliz. Hiç değiliz. O yüzden gelsin tankıyla, tüfeğiyle, neyle gelecekse gelsin, bağrımız açık buradayız. Yeni değil, 35 yıldır buradayız. Yeni değil, biz 45 yıldır bu yoldayız. Yeni değil, biz anne karnına düşmeden daha ötelerden bu yoldayız. Yeni değiliz. O yüzden, kim ne gelecekse gelsin. Meseleyi topladım. Velhasıl kelam, eğer o kimsede, Darül Harbi, Darül İslam, Darül Harbi, Darül İslam'a, çevirme düşüncesi varsa, evet Almanya'da gitsin, ev alsın, otursun orada. İslam bayrağını da çeksin oraya. Kendi evine, La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah bayrağını çeksin.
Hollanda'ya çeksin, Belçika'da çeksin, Fransa'da çeksin, evet evinin yucanını çeksin o bayrağı. Heee, evet, ev de alsın orada, caiz. Orada kredilen ev alsın, otursun, bayrağı da çeksin. Biz Müslümanız, bizi sömürmek için buraya getirdiydiniz, ama biz buraya islam edeceğiz şimdi desin. Evet. Alsın ev. İş yeri kursun. Ama amacı bu olsun. Orada iş yeri kurup, ondan sonra gelip, Afyon'un, ondan sonra, aşağı Piribeyli'ye, yukarı Piribeyli'ye, Elma Dağı'na, devasa villa yapıp, ondan sonra içindeki eşyayı koruyacağım diye, dışını komple, demir pancurlarla kaynatıp, Hollanda'ya gidip, bir ay geldiğinde, orada kalacağım diye, öyle bir şey yapmasın.
Öyle bir şey yapmasın. Ne yapsın? Gitsin Hollanda'da bir tane ev yapsın, oraya da, la ilahe illallah diye, koysun oraya. Yani gidiyorum, aşağı yukarı Piribeyli, yukarı Piribeyli, Yunan'a doğru gidiyorum. Bir bakıyorum, devasa villalar. Kimi Hollanda'da duran, Hollanda vari, kuleli yapmış. Almanya'da duran ayrı, Belçika'da duran ayrı, İsviçre'de duran ayrı, hepsi de kendi yaşadıkları Avrupa ülkesinin mimarisini getirmişler oraya. Ve mübarek insanlar, ve mübarek insanlar, kalacağınız bir ay orada, ne yapma o kadar boşuna yatırım yaptınız. Gidin Hollanda'da iş yeri açın, gidin Hollanda'da kalın, gidin Almanya'da kalın, ev yapın, yurt yapın. Bakın, göçmek isteyenlere diyorum ki ben oradan, göçmeyin diyorum. Siz buraya ayak uyduramazsınız. Orada dininizi yaşayın diyorum.
Ben Almanya'dan göçmek isteyen dervişlere diyorum ki, göçmeyin. Orada durun, dininizi yaşayın, orada direnin. Orada direnin diyorum. Düşüncem bu çünkü. Allah bizi affetsin. Amin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Sorulara bakacağım dedim. Bunlar da çok maşallah subhanallah ya. Hızla geçsem, soru sorarlar ayıp olacak. Evet sorularınızı önümüzdeki haftaya bıraktık. O yüzden bu soruları önümüzdeki hafta inşallah bakalım.
Ümreye gitmek için malımı sattım. Alan kişi parası yetmediği için kredi çekti. Ben bu parayla Ümreye gideceğim inşallah. İçim huzursuz oldu. Yaptığımdan da yanlışlık var mı? Ne yapma malını sattın? Danışaydın satma derdim. Ya gitmezsek ne olacak? Yazdım oraya arkadaşlar. Kesin değil. Gidilip gidilmeyecek. Ama dedim bir isim listesi alıyoruz dedim. Sordum şimdi 350 kişi. Kendi kendime tereddüt etmeye başladım. 350 kişi. Kaç para yapıyor biliyor musun? Yaklaşık 500 bin dolar yapıyor. 350 kişi. Cafer'e dedim. Cafer 350 kişi 500 bin dolar yapıyor. Nasıl dedim bunun altına imza atacağız şimdi dedim. Evet son ömreye gittiğimiz firma sağlam bir firma. Yılların firması.
Sahiplerini de tanıyorum. Hepsini de tanıyorum. Tanışıyoruz. 500 bin dolar da az değil. Cafer'e dedim. Cafer 500 bin dolar dedim. Öde öde bitmez bu. Genç olsak neyse. Çalışır çabalar öderiz. Gençlik vardı. 1 milyon dolar ödedim öyle. Ama şimdi gözüm kesmiyor 500 bin dolara. Büyük sorumluluk. Herkes gelecek emanet edecek parasını pulunu sana. Kolay bir şey değil. Geçen sefer 230 kişi miydik? 230 kusur kişiydik. Öldüm öldüm dirildim. Öldüm öldüm dirildim. Gelenler ne teklifler ediyor. Ma aile misafirimiz ol. Ömreye götürelim. Diyorum benim aile kalabalık. Hocam kaç çocuk var diyor.
Saymadım diyor. Adamın bir nevri dönüyor saymadım deyince. Böyle bakıyor şimdi ben saymayı bilmiyorum diyorum. Baba diyen geliyor elimi öpüyor diyorum ben şimdi. Kalıyor. Şimdi dedim nereye götüreceğim ma aile gideceksek yandın diyorum. Sermaye yetmez. Oradan çiziyorum onu. Diyorum ki yok. Bu adam diyor normal değil. Şimdi daha görüşmeden rüşveti koyuyor önümüze. Yok. O öbür ki diyor ki şu kadardan şu kadar hocam şunu veririz. En sonunda Ahmet Acar bunları getirirken demiş. Eğer bir şey teklif ederseniz pılınızı pırtınızı toplar gidersiniz demiş. Bu sizin bildiğiniz bildiklerinizden değil. Hiçbir şey teklif etmeyeceksiniz demiş. Böyle patinaş çekiyorlar teklif edecekler. Söyle diyorum ben söyle.
Ne söyleyeceksen söyle açık söyle. Diyor hocam herkese veriyoruz diyor. Ne o? Kaç kişide? 15 kişide bir kişi veriyoruz diyor. Ahmet Acar not al diyorum. 15 kişide bir kişi. Parayı topluyoruz biz bir daha düşürüyoruz. O şimdi 15 kişide bir kişi bedava götüreceğim diye düşünüyor. Biz paradan ortak paradan düşüyoruz. Bana bir şey teklif ediyor düşüyorum. Bir şey teklif ediyor düşüyorum. Bir şey teklif ediyor düşüyorum. Birbirlerine bakıyorlar şimdi. Bir daha teklif etseler gene düşeceğim oradan. Diyorum söyleseniz ya millete ne veriyorsanız söyleyin. Bir daha söylüyorlar düşüyoruz biz. En sonunda bir hesaba baktılar. Bir söylediklerine baktılar. Hani böyle bir şey çıktı.
Ondan sonra. Ne o sayfalarında 2250 dolar olan ömreye biz kaça gittirdik o zaman? 1350 miydi? Öyleydi. Bunlar tabii o ben düşüreceğimi düşürdüm ya. Ben şimdi esnaflıkta var ya biraz kendimi demet edeyim. Diyorum kardeşim bak iş bitti mi? Burada diyorum kolilerin içerisinde pasaportlar içinde 50'er dolar mı? 100'er dolar mı? Kaç para al dedik o zaman için pasaportla beraber? Salim kaç para aldın? Bütün paralar Salim'de toplandı zaten. Yok şey olarak pasaport başına ilk başlangıçta yazılımda 50 dolar mı? 100'er dolar mı? 100'er dolar aldık. Diyorum 100'er dolar da pasaportların içerisinde diyorum. Pasaportlar da burada işinizi bitirin alın bunları gidin diyorum.
Şimdi bir kolye bakıyorlar. Kolinin içinde hepsi de. Bir de diyorum ben 100'er dolar da içinde hani adamın geri dönme payı yok. Yani sen vize aldın 100 dolar. Onu da 100 dolara veriyor zaten adam baştan. Öyle kımıldandılar böyle kımıldandılar. Yok olmadı. O kolinin içerisinde hazır ya. Onu alacaklar. Ahmet Acar da çok felaket. Ahmet Acar diyor hocam diyor Türkçe konuşuyor diyor. Diyor ki diyor diyor pasaportlar burada para da burada. Ahmet Acar biraz da hızlı konuşuyor ya şimdi. Hocam burada diyor. Diyor ki diyor pasaportlar da burada para da burada. Siz paradan mı kaçıyorsunuz diyor. Dedim sıkıntı yok. Sen dedim parayla alakalı bir problem görüyorsan.
Ahmet Acar yaz dedim dolar çekini ne kadar tutuyorsun sen bunlara. Döndü Ahmet Acar hemen şimdi yazayım. İstanbul'a gittiğimde yazayım dedi. Ahmet Acar. Yani kaç dolar tutuyorsa hemen dolar çekini yazayım dedi. Bunlar kaldı şimdi. Yani böyle bir para ödenecek mi ödenmeyecek mi? Böyle bir tereddütleri de kalmadı. Ondan sonra gittik. İyi o zaman 230 kişiydik. Şimdi 450. Valla biraz tabiri caizse geri adım değil ama düşündürmüyor değil. Ama yine de tabi arkadaşlara ümitsizlik yok. Görüşeceğiz. Konuşacağız. Oradaki şartları da görüşeceğiz. Çünkü duyumlar alıyoruz. Medine'in münevveri de ziyaretler şeye bağlı. Ne o?
Randevuya bağlı. Mekke'de sadece erkekleri ihramlıları alıyorlar içeri. İhramsızları tavaf almıyorlar diye. Bu tip duyumlar var. Bunları da yaşayanlar da var. Böyle söylüyorlar. Eğer böyle bir şey olacak olursa biraz o zaman geri adım atabiliriz. Haberiniz olsun. O yüzden malınızı mülkünüzü hemen şimdiden satmaya kalkmayın. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yanı da helal olsun inşallah. Eftali zikrfale mennehu La ilahe illallah El Fatiha mâ salavatın Allah'a Destur. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.