Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Aralık 2024 · 1:10:24
Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, gayret eden, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim bütün ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seneye sımsık yapışanlardan eylesin, ümmet-i Muhammed'in hangisine, nerede, ne şekilde olursa olsun, zulmedenlerden Cenab-ı Hakk'ın intikamını alsın,
Rabbim ümmet-i Muhammed'in namusunu, şerefini, haysiyetini, kanını, ırzını tecavüz edenlerden Cenab-ı Hakk'ın intikamını alsın, Ejma'in, açılmasını bekliyorsun, işte o da benim gibi kafasına göre takılıyor, bir açılıyor, bir açılmıyor, bir çalışıyor, bir çalışmıyor, kitledi kendini herhalde, soru yazanlar herhalde manen asılıyorlar bizim sorularımıza vakti,
ben Rabbime tam teslimiyet yaşamak istiyorum, Rabbime tam teslim oldum diyorum ama tam teslimiyette olduğumu nasıl anlarım, hissederim, kim farzlara sımsıkı yapışırsa, Allah'ın en fazla hoşuna gittiği bir iş yapmış olur, nafilelerle Allah'a yaklaşır ve Allah'ı sever, Allah'ı severse Allah da onu sever, Allah onu sevince, Allah onu gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayığı, söyleyen dili olur.
Sonra hadis-i kudsi devam ediyor, benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle konuşur, benimle yürür. Hadis-i kudsi devam ediyor, şimdi bir kimse Allah'a tam teslim oldum, tam teslim olacağım diyorsa, o kimse farzları yerine getirecek, bu farzları yerine getirmek derken sadece ibadet noktasında değil, haramlardan da uzak duracak ve nafilelerle Allah'a yaklaşacak, bizim için en önemli nafile Allah'ı zikir, eğer normalde o devamlı Allah'ı zikirle dili ıslak oluyorsa, o zaman o daha da ileriye gidecek, Allah bizi onlardan eylesin.
Bilmekten olmaya nasıl geçilir? Bunlar çok güzel sözler böyle, bilmekten olmaya geçmek lazım, işte bunlar böyle harika cümleler, farzları tam anlamıyla yerine getiremeyen, haramlardan tam anlamıyla uzaklaşmayan bir kimse, bilmekten olmaya geçecek. Yani ümmetin ne yazık ki acı tarafı bu, yani sanki farzları bitirdiği, hani böyle haramları bitirdiği üzerinde, ondan sonra bir de nafilelerle Allah'a yaklaşacak ya, yani böyle işte o kimse ertesi günü rüyasında görmeye başladı, o kimse olacak olan şeyleri görüyor, bir de teslim oluyor.
Başına bir bela, musibet, sıkıntı geliyor, teslim oluyor. Hiç şikayeti yok onun. Yani bir gün hiç şikayet etmeden başına gelenlere sabret, hiçbir şey söyleme, olacaksın. Hiç şikayet etme. Bir gün hiçbir istekte bulunma, hiç kimseden, olacaksın. Bir gün hiç kimseye böyle, Kur'an sünnet dairesinde hiç kimseye kızma, olacaksın.
Yani o böyle, herkes şöyle düşünüyor onu, yani okudu, bildi ya, bildikten sonra olacak artık o, kemale erecek. Yani bil değil ne, amel edeceksin ki kemale eresin. E sen biz daha toplum olarak, bizim kendi ülkemiz olarak düşünelim, biz toplum olarak daha dini bilmiyoruz ki. Biz daha tam haramları, helalları bilmiyoruz. Nereye olacağız, nereye olmuşuz biz? Allah bizi affetsin. Ayağına diken batmayan sufi neyi yanlış yapıyordur? Tam iman etmemiştir.
Tam iman etmediğinden dolayı ayağına diken batmamıştır. Tam iman etmiş olsa, o imanını yaşamaya çalışsa, merak etme ayağına diken değil, pranga vururlar onu. O dikeni hoş görür. Sevmek için nereden başlamak lazım?
Beğenmekten, muhabbet etmekten. Sufiyi yolda tutan iman mıdır, sevgi midir? İmansız sevginin ne anlamı var? Yol göstere, yolunu göstersin diye ne yapmalı? Yolda durmalı. Sufi şiirsiz, beyitsiz olur mu? Sufi, Kur'ansız, sünnetsiz olmaz. Her kalp gönü müdür? Her kalp gönüldür ama farkındaysa. Aşk afyon mudur? Evet. Bir kalp en çok ne kadar yük kaldırabilir? Kaldıramayacağınız yükü yüklemeyiz demiş.
Bakın bu soruların hiçbirisi de soran kimsenin hali değil. Soruyu soran kimsenin hali değil. Bir kimse kendi haliyle alakalı soru soracak. Kendi haliyle. Mesela o kimse Kur'an sünnet tarihinde dinini yaşamaya çalışıyor. Sufilik olarak da sufili de çalışıyor. Sufili de yaşamaya çalışıyor. Sufili de yaşarken bir yerde tıkandı. Veya bir yeri çözemedi. Bu onu sorar. Yol yürüyor. Yol yürürken önüne bir tümsek geldi. Tümseyi nasıl aşacağını bilmiyor.
Onu sorar. Şimdi ben sorulara birer cümleden cevap verdim. Mesela cümle bile değil. Birkaç kelimeyle cevap verdim. Çünkü bu soruların hiçbirisi de onun hali değil. Yani normal aşk afyon mudur demiş. Mesela bu soruyu soran için beğenmek afyondur. Aşk değildir. Nasıl beğenmek afyondur? Şimdi normalde bu aslında aşk afyon mudur? Bu cümle de sufilerin cümlesi değildir. Bu selefi vahabi takımının zahircilerin cümlesidir. Aşk afyon mudur diye ben de afyondur dedim attım kenara. Ona göre afyon çünkü bu. Aşka nasıl bakarsan, hangi gözle bakarsan aşk odur. Şimdi afyondur ama bugün insan normalde bir kimse aşık ise aşıklığını afyon gibi görmez zaten.
Aşığın bu manada çünkü kendi aşıklığından haberi yoktur. Kendi aşıklık durumundan, derecesinden de haberi yoktur. O yüzden o kendi içerisinde kendince afyon diyemez. Dışarıdan bir kimse bakar ona, onun hal ve hareketlerine bakar, der ki bu afyon yutmuş gibi. Çünkü aşıklık anca Allah'adır. Bir erkeğin kadına aşık olması mümkün değildir. Fıtri değildir. Bir kadının da erkeğe aşık olması mümkün değildir. Fıtri değildir çünkü. Buna ben zaman zaman hani kadınlar daha çabuk sever, daha çabuk muhabbet eder, aşıklığa doğru yürürler derim. Ama bu normalde bugünkü kadınlar da bunu kendi üzerlerine alıyorlar. Almayın.
Siz öyle sevemezsiniz. Siz öyle aşık olamazsınız. O öğreti yok çünkü sizde. Hani Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya, hani diyor siz kadınların büyük bir çoğunluğu nankördür diyor. Sahabe kadın diyor ki hani nasıl nankör oluyor? Siz diyor bir gün bir eksiklik görseniz hemen diyor ona şikayet edersiniz, nankörlük edersiniz. Şimdi aşk afyon mu? Aşk afyon değil. Sufileri göre aşk eşittir, Allah'tır. E şimdi o zaman nasıl afyon diyeceğiz biz onu? Dışarıdan bakan bir kimse aşığa laf söyleyeceğine aşka laf söylüyor. Onun da kara cahil olduğundan aşığa laf söylese, dese ki aşığa sen aşk sarhoşsun, kabul edeceğiz onu. Ama aşk afyondur dediğinde o aşktan hiç haberi yok onun.
Ancak aşığın haline siz bir söz söylersiniz. Aşığın haline. E aşığın haline de herkes bakar, kendince kendi noktasından ona laf söyler. Kendi bakışından laf söyler. Kendi bakışından, kendi tanımlamasından laf söyler. Bakar, bu aşıklık ne güzelmiş der, insanı kendinden geçirmiş der. Ama öbürkü bakar, bu aşıklık ahmak işi der, benim işim değil der. Öbürkü bakar, akılla onu yorumlar, bu aşıklık gerçekten hoş bir şey değildir der. Şimdi, aşıklığın yetmiş bin türlü hali vardır. Ve aşk sayısız, hadsiz, hudutsuz aşıkların üzerinde tecelli eder. Ve bir kimse o aşığın üzerindeki tecelliyata bakar ve aşığın o hareketlerine göre hükmeder. Ama bir kimse aşk afyon mudur dediği anda o kimse aşkı anlamamıştır.
Anlamamıştır, aşkı çözümleyememiştir. Hiçbir şekilde aşk noktasında zırh cahil, kara cahil bir kimsedir. Şimdi, o sözü de bir sufi getirip buraya koyduğu zaman buraya, aşk afyon mudur dediğinde, ben derim ki, bu sufinin kendi düşüncesi değil, kendi hali de değil. O dese ki mesela, ben baktığım yerde aşık olduğumu görüyorum, aşkın diyeceğiz ayrı bir tecelliyatı. Aşıklık, onda aynel yakin olarak tecelli etmiş. Ayn göz demek, her baktığı yerde maaşuğunu görüyor. Ha dese ki, bulutların arkasından sevdiğimi görüyorum. Diyeceğim ki, ya tamam aşıklıkta yol gidiyorsun sen. Diyeceğim, bulutun arkasında kalma. Dağın arkasında kalma. Oranın buranın arkasında kalma. Bunlar seni yer, mekan atfediyor.
Aşıklık öyle değildir. Buradan sıçra. Bulutun arkasında göreceğim diye uğraşma. Dağın arkasından göreceğim diye uğraşma. Güneşte göreceğim, ayda, yıldızda göreceğim diye uğraşma. Neden? O öyle bir tecelli etti. O bir daha öyle tecelli etmez. Ama sen orada takılmış kalmışsın. Hala daha bulutun arkasından bir siyah gözün senin bakmasını istiyorsun. Onu görmek istiyorsun. Ama sen orada takıldın kaldın işte. Bak orayı aşamadın sen. Oysa o hiçbir zaman aynı tecelliyle tecelli etmez. E olmadı işte. O kendi halini sormadı. Sufilik kendi halini sormaktır. Herkes kendi nefsinden sorumlu. Ha bir kimse zahir olarak yanındaki kimse gusül abdestini bilmiyor. O zaman gusül abdestini sorarsın sen.
Yanındaki kimsenin gusül abdestini bilmediğini düşünerekten. Veya sen bu soruyu mesela şöyle sorabilirdin. Yani aşka düşen aşıklık, aşık, afyon mudur onun hali? Afyon yutmuş gibi midir desen. O zaman diyeceğim ki bu bir şeyler öğrenmeye çalışıyor. Geriye gidiyorum şimdi. Her kalp gönül müdür? Yani normalde şimdi kalp ile gönülün arasında bir fark yok. Dil ve kültür farkı var. Birisi der ki gönül, birisi der ki kalp. Yoksa onun merkez noktası aynı. Kelimeleri oynaştırmaya gerek yok. Kelimeleri oynaştırmaya gerek yok. Gönül de kalp de aynı. Diyecek ki nereden soru sordum ya?
Battım diyecek kendin içinden. Sufi şiirsiz, beyitsiz olur mu? Olur. Herkes şiir yazacak, beyit yazacak diye bir kaydı yok. Sufi, Kur'ansız, sünnetsiz olmaz. Şiir yazmış, beyit yazmış. Kur'an'dan, sünnetten haberi yok. Ne yapayım şiiri beyiti ben? Sabah namazına kalkmıyor. Ne yapayım ben şiiri beyiti? Yol gösteren yolunu göstersin diye ne yapmalı? Sen yoldaysan yol gösteren zaten sana yolunu gösterir. Sen bir yola çıktıysan yolunda mihmanları varsa sen de yoldaysan sana yol gösterir o mihmanlar. Ama sen yolda değilsen, yolda değilsen, yol gösteren sana ne gösterecek? Sen yolda değilsin.
Kimisi yolda olduğunu zanneder. Bir vesvesedir bu. Bu şeytanın aldatmasıdır. Nasıldır şeytanın aldatması? O kimse kendi kendini yolda zanneder. O kimse kendi kendini sağlam Müslüman zanneder. Şeytan ona öyle bir vesvese verir ki aldatır onu. Bak şeytan onu aldatır. Senin zikrullah yapmana gerek yok. Sen yoldasın. Aa! Sen bir mürşidi kamilin elini tuttun. Senin bir şey yapmana gerek yok. Aa! Şeytan seni yolla aldattı. Sen kendi kendini yolda düşündün. Çünkü yoldayım diye. Sana öyle bir hava verdi. Şeytanın ayrı aldatması. Yok sen yolun adaf ve erkanına, icablarına uyarsan yoldasın. Yolun icabına, adaf ve erkanına uymuyorsan, sen kendi kendini yolda zannediyorsun.
Yol göstericiye tabi olacaksın ki yol gösterici sana yolda yolu gösterecek. Sen yol göstericiye tabi değilsen, sen heva hevesine tabiysen, sen heva hevesini ilah edindiysen hala da kendini yolda görüyorsan şeytan seni aldatmış. Sen kanmışsın. Sen aldanmışsın. Bu da sufiliğin vartalarıdır. Yani o kimse aldanır orada. Yani Müslümanlar vardır mesela. Görürsünüz de etrafta. Farz yok, vacip yok, sünnet yok, hiçbir şey yok. Ama kendini evliyadan görür. Yani kendisini Müslüman görmesi onun hakkıdır. Bir şey demeyiz. Ama o kimse dinin icablarını yerine getirmez. Farzı, vacibi, nafilesine bakmaz. Bakmaz.
Yok. Ama kendini evliyadan görür. Hatta daha ileri kendini Mürşid-i Kamil görür. Hatta daha ileri gider. Dervişlerin öğleleri de vardır. Der ki benim hakkımı şeyhim yiyor. Ben gerçekten mürşidim. Ama işte biz öğlelerini de duyduk çünkü gördük. Hatta der ki işte şeyh efendi beni o yüzden dergahdan uzaklaştırdı. Tabi. O şeyh olacaktı. Veya şeyh aslında şeyhin haberi yok ondan. Bu normalde sufiliğin vartalarıdır. O kimse kendini yolda görüyor hala da. Bak o kimse kendini yolda görüyor. Yani yaptıklarını, ettiklerini normalde çuvala koysan çuvala sığmaz. Nehre döksen nehir necislenir.
Çanakkale boğazına döksen Ege denizi kirlenir. Ona bakmaz o. Der ki kendince. Hani benim hakkım yendi. Ama görsen o yoldadır. Ondan daha iyi derviş de yoktur. O derviş de değil artık. Şeyh olmuş o. Sufi'yi yolda tutan iman mıdır, sevgi midir? İman olmazsa bir kimse de necistir.
Bir kimse de iman yok ise necistir. O neyi ne kadar sevdiğini iddia ederse etsin, imansız bir kimsenin hiçbir şey de doğru değildir. İman etmek önemlidir önce. Bir kimsenin, hadis-i şerifte bir kimsenin içinde zerrece iman olsa, zerrece iman olsa o cehennemden kurtulur der. Önemli olan imandır.
İmanın üzerine, İslam, İslam'ın üzerine de sevgi yerleşti mi o kimse kemale erer. Allah bizi onlardan eylesin. Sevmek için nereden başlamak gerekir? Sevmek için beğenmekten başlar. İnsan beğendiğini sever, beğenmediğini sevmez. Beğenir, ona muhabbet besler. Bu ne olursa olsun. Beğenmezse ona muhabbet beslemez. Muhabbet beslerse ona sevgi yolu açılır. Muhabbet beslemezse ona sevgi yolu da açılmaz. Severse o kimse aşık olur. Sevmezse o aşık da olmaz. Ayağına diken batmayan sufi neyi yanlış yapıyordur? Bir kimse imanı, İslam'ı kadar başına bela ve musibet gelir.
Eğer bir kimsenin üzerine bela ve musibet yok ise o kendince hem imanını, hem İslam'ını, hem de İslam'ı tebliğini kendi üzerinde sorgulaması gerekir. Çünkü bela ve musibetin çoğu peygamberleridir. Ondan sonra peygamber varisler nedir? Ondan sonra onun peygamber varislerinin etrafındaki neredir? Bu, o kimsenin bela ve musibetle iman ve İslam'ı yaşaması dengelidir. Bir kimsenin üzerinde dinle alakalı, üzerinde herhangi bir musibet yok ise, herhangi bir sıkıntı yok ise, o kimse tam iman ehli olarak La ilahe illallah Muhammeden Resulullah dememiştir. Yani, kemale ermemiştir.
Eğer kemale ererse, öyle söylerse onu ancak müminler sever. Müminler sevdiği için, diğerleri sevmediği için o sıkıntı yaşar. Bu kimse böyle bir tam iman ehli olursa, onun üzerine hastalık eksik olmaz, bela ve musibet eksik olmaz. Bu hastalık, bela, musibet eksik olmuyorsa da, onun iman ehli olduğunu, İslam ehli olduğunu, doğru yolda olduğunu gösterir. Çünkü, o bela, musibet, hastalık da Allah onu temizliyor. Onu bu dünyadan o temiz bir şekilde götürecek. O zaman, bu bir sufin ayağına diken batmıyorsa, o tam bir sufilik yapmıyor. Tam sufilik yaparsa, onun ayağına diken batmaması mümkün değil. Tam bir sufilik yaşarsa, ne evdeki eşi dayanır, ne evladı uşağa dayanır, ne etraf dayanır.
Ve tam bir sufilik yaparsa, Türkiye Cumhuriyeti devleti malum, devletle sıkıntı yaşar, yaşar. Yaşamaması gayrı mükemmel, gayrı kavim bir şey. Mümkün değil. Mümkün değil. Dua ediyoruz, Cenab-ı Hak derviş kardeşlerimize, imtihanın kolayından versin. Çünkü, hadis-i şerif, ayet-i kerime var. Anne babalarınızla, eş ve çocuklarınızla, mallarınızla, canlarınızla imtihan ederiz diye. Varlıkla, yoklukla, ticaretlerin kısılmasıyla, ziraatta elde ettiğiniz ürünlerle imtihan olursunuz. Ticaretten imtihan olursunuz. Ticaretten imtihan olursunuz. Ziraattan imtihan olursunuz. Eşlerinizden, kadın erkek önemli değil, imtihan olursunuz.
Çocuklarınızdan imtihan olursunuz. Eğer o noktada imanınız kavi ise, bu imtihanlara da sabredersiniz. Bir çıt ilerisi, onlarla barışık olursunuz. Bir çıt ilerisi, hiç şikayet etmez, tebessüm edersiniz. Hiç şikayet etmeyip tebessüm ediyorsanız, o zaman tamam. Of yandım yok bu işte. Of yandım diyorsan, o zaman sıkıntı büyük yine.
Geriye doğru gittik, ilk soruya da gidelim. Evet, tam teslimiyeti, onu teferratla anlattıydık. Saffat suresi, saf saf dizilmişlere, toplayıp sürenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki ilahınız birdir. 1'e 4 soru 1. Kur'an'da farklı surelerde Allah yemin ettiğini okuyoruz. Allah'ın yemin etmesi nedir? Biz bu noktada çok soru sorarlar bunu. Allah bir şeyin üzerine yemin ediyor, göklere de yemin ediyor, yerlere de yemin ediyor. Allah yemin ediyor. Burada ciddi bir şey var. Yani bu konuda, benim anladığım bu, bir şeyi yeminle söylüyorsa, bunun arkası ciddi bir şey. Burayı dikkatle bakın, burayı dikkatle okuyun, buranın üzerine dikkat gösterin.
Benim anladığım bu. Allah yemin eder mi? Etmiş. Sonuçta bu ayet-i kerimeler tam olarak müteşabi olduğundan anlaşılabilmiş değil. Ne yapacağız? Bunların üzerinde kafa yormanın bir anlamı yok. Bunların üzerinde kendi kendimize kafa yormaya kalkarsak, bu sefer biz asıl meseleyi, gerçeği kaçırmış oluruz. Gerçek, hakikat ne? Biz Allah'ı bilmek ve tanımak için yaratıldık. Onu bilmenin, tanımanın yolunu ara. Soru 2. Sûrede zikir edenlerin de üzerinde mi yemin ediyor? Yemin etmiş. Allah'ı zikredenlere Allah da zikrediyor. Yemin etmiş. Ne diyelim şimdi, etmesin mi diyelim? Allah'ın üzerine yemin etmesi bu duruma nasıl kıymet veriyor? Daha önem atfediyor bu mesele.
Daha önemli olması gerektiğine inanıyoruz. En önemli soruyu en sona bıraktım. Cumartesi günü ehliyet sınavım var. Yalnız çok heyecan yapıyorum. Duanızı ve tavsiyenize ihtiyacım var. Bu da lazım. Allah yardımcın olsun. Kolay değil, ehliyet sınavı kaç para derler? 15 bin lira mı ne derler? Yanınca 15 bin lirası yanıyor. Aman yanmasın. Allah muhafaza eylesin. Bunun da açılası yok. O yüzden birkaç soru alabilirim. Efendim bir müminin iç dairede de bir dervişin tahammül seviyesi ne olmalı? Bilemeyiz onu.
Mesela neye ne kadar tahammül edeceğini nasıl içtahat edebiliriz? Biz normalde onu bilemeyiz. Onda yanılabiliriz çünkü. Kimin neye ne kadar dayanacağını bilemeyiz. Birisinin ayağına diken batar, günlerce hasta yatar. Gerçekten hasta yatar. Biz ona neden buna dayanamadın diye hesap soramayız, bir şey de diyemeyiz. O kadar o. Adam birisi 5 lira kaybeder. 5 lira kaybedince kafasını adamın akli dengesini yitiriyor. Ben birini tanıyorum. Ondan sonra bir yangın geçirdi. İşleri toparlıyorum dedi. Geldi birisi bir çarptı gitti. Bir tekrar borçları ödedi. Ondan sonra tam biraz daha toparlanıyordu.
Birisi geldi bir daha çarptı gitti. Şekil A. Ondan sonra yine toparlıyorum dedi. Tam toparlayacak. Bu sefer iş yaptığı adam En fazla normalde borcu vardı. Kendimi saymıyorum ben. Benim de ondan kalacak yanım yok da. Ondan sonra adam kalktı. Bir de kafasına sıktı. Kendince biz diyoruz ki adam kendi kafasına sıktı. Yok. Bizim Cafer'in kafasına sıktı adam. Sonuç itibariyle Cenab-ı Hak dayanma gücü verdi. Dayandı. Yine tekrar borçları morçları ödedi. Düşünün artık imtihanı siz. Şimdi bir başkası normalde onları da tanıyor. Adam 5 lira kaybediyor. Kafayı yiyor. Bir hastalık geçiriyor. Kendinden geçiyor adam.
Bir kimsenin neye ne kadar tahammül edeceğini bilemeyiz. O yüzden bir kimsenin başına bir şey geldi gelir. Herkesin başına gelir. Buna neden tahammül edemedi diye de sorgulayamayız. Cenab-ı Hak onu öyle yaratmış. Şimdi tahammül sınırı onun o kadar. Gönül ister ki hiç kimse hiçbir şekilde bir sıkıntı yaşamasın. Cenab-ı Hak bütün dervişleri rüyalarında geçirsin. Yani gönül onu ister. Onlar kolay bir şey değil çünkü bunları yaşamak. Yani böyle hani imtihan istenmez. Ama insanın başına gelir çarpar. Şimdi örnekliyorum bunu böyle. Şimdi ben neyim? Naylon faturacı. Öyle yazıyorlar mı herkes şimdi? Yazıyor.
Ben mahkemeye dilekçe yazdım. Dedim ki faturaları bana hangi faturaysa bana örneklerini gönder. Mahkeme büyüs mahkemeye yazdı. İncelenmiş bir fatura yoktur diye. Ha nerede o zaman bu naylon nerede? Yok. Bütün Türkiye'ye beni öyle tanıttılar mı? Hala daha millet büyük bir çoğunla öyle tanıyor mu? Bu şimdi bir başkasının normalde kaldırabileceği bir şey mi?
Bunu düşündüğün zaman, tefekkür ettiğin zaman ya diyorsun ki ya ben neyle karşı karşıya kaldım? Şimdi bu normalde Türkiye burası. Veya Türkiye olmasa ne olacak ki? Başka bir yer olsa ne olacak? Olmasa ne olacak? Bir Müslümanın başına gelecek olan bir şey bu. Eğer mümin isen. O yüzden bir kimse nereye kadar dayanır? Ona bir şey diyemeyiz ki biz. Adam bakıyorsun beş kuruş kaybediyor, dünyası gidiyor adamın. Veya işte herkesin başına gelebilir. Adam eşinden ayrılıyor, çöküyor. Psikolojisi bozuluyor. Kadın erkek. Bakıyorsun aa psikoloji gitmiş. Sen onu istediğin kadar da ya memlekette kadın mı kalmadı, memlekette adam mı kalmadı?
Boş laf. Gitti. Bir kimsenin neyi nereye kadar kaldıracağını tahmin etmek, tahmin etsen dahi analiz etsen dahi o boşa çıkabilir. Bir bakıyorsun adam sivilceden yıkılıyor. Bildiğin sivilce. Rengi sarardı diyor. Doktor doktor dolaşan insan tanıyor. Bir de doktor hiçbir şey yok diyor. Doktor bir şey bilmiyor diyor. Başkasına gidiyor. O da diyor hiçbir şey yok. Başkasına gidiyor. Benim hastalığımın, derdimin devasını bulamadılar. Hastalığımı da bulamadılar diyor. Demiyor benim hastalık kafamda diye. O yüzden onun hani bir kimse neyi nereye kadar çeker? Neyi nereye kadar götürür? Bilemeyiz. Onu analiz etsek dahi zor.
O bir insanın başına gelince belli olacak o. İnsanın başına gelmeyince belli olmaz. Şimdi bir kimsenin dostluğu insanın başına gelmeyince belli olmaz. Sevgisi bir imtihana girmeyince belli olmaz. Bağlılığı bir imtihana girmeyince belli olmaz. Adamlığı bir imtihana girmeyince belli olmaz. Kadınlığı bir imtihana girmeyince belli olmaz. Evlat bir imtihana girmeyince belli olmaz. Ben öyle çocuklar tanıyorum, anasını babasını satıyor. Ben öyle insanlar tanıyorum, babası hasta, aylarca, yıllarca yanına gitmiyor. Ben öyle kadınlar tanıyorum, adam hasta olduğu için bırakıyor adamı. Öyle adamlar da tanıyorum, hanımı hasta, bırakıyor. Öyle adamlar da var, kadının bütün çilesini çekiyor, kadın gene onu görmüyor.
Daha laf söyleyeceğim diye uğraşıyor. Hepsi var, kim ne kadar kaldırır bilemeyiz. Onu normalde dışarıdan analiz eder insan, ben şimdi otururum, Yusuf'u analiz ederim. Yusuf'u analiz ederken tanımaya başladıkça analizim değişebilir benim. Baştan ana hatları belirlersin ama yol yürüyorsun. Yusuf'un bir taraftan kaşını oynatmasını görürsün, dersin ki bu burada kaşını oynattı.
Önceden ama görmedim. Eğer manen gördüsen bir sıkıntı yok zaten, problem yok. Manen dediler ki, Yusuf böyledir al tamam, ne yapıyorsa yapsın Yusuf, sıkıntı yok onda. Ama öbür türlü yolda tanıyorsun onu. Yusuf'a diyorsun kalk oradan buraya otur, Yusuf bir sendeliyor. Diyorsun ki sendeledi buradan. Ne olmuş yani bir arka halakaya geçmiş veya bir arka halakaya geçmiş. Ne olmuş yani halakaya çıkmamış. Bir bakmışıyorsun sendeliyor. Hiç küçücük bir şey değil mi? Birine diyorsun ki bunu buradan kaldır diyorsun sendeliyor. Diyorsun ki tamam. Ben bunları yazar mıyım içimden evet. Yazdığımı saklar mıyım? Hayır. Bu analizler ama yolda hep değişir bunlar. Şimdi örneklemek gerekirse neydi ismin?
Ahmet mesela, Ahmet'in başlangıcıyla bugünün arasında dağlar kadar fark var. Doğru mu? Evet. Şimdi Ahmet üstüne koya koya gelen bir derviş. Benim nazarımda şimdi onu analiz ediyorum. Ben ama başlangıcında Ahmet tabiri caizse bomboştu değil mi Ahmet? Yani onu küçümsemek için söylemiyorum ama şimdi o analiz ettin. Bu adam boş. İyi. Sonra analize devam ediyorsun. Adam istikameti, istikrarı, gelmesi, gitmesi, hizmeti, koşturması. Bakıyorsun Ahmet üstüne koya koya gidiyor. Analizin değişiyor o zaman. Tanıdıkça daha da değişiyor, daha da değişiyor. Bu arada tabii sıkıntılar da dergahın sıkıntısı, Çanakkale'nin sıkıntısı örneğin. Sıkıntı bitmez bizim gibi topluluklarda.
Ahmet orada duruyorsa hala da tamam. Yani o rüzgarları, o fırtınaları atlattıysa her yerin bir rüzgarı fırtınası vardır. Dergahın da bizim dergahın da rüzgarı fırtınası eksik olmaz. Bitmez. Hani tabiri benim tabirimdir. Elek çalışır hep. Şimdi o kimse normalde örneğin sadece Çanakkale'de olmaz ki Ankara'da da olur. İzmir'de de olur. İzmir'de birisi başını kaldırır. Oradan başka birisi başka bir şey yapar. Her yerde olur bu. Burada olmaz, böyle bir şey yok. Dervişlik varsa bir yerde, orası böyle kaygan zemin gibidir. Orada herkes çalkalanır habire. Sağlam tutun sen. Şimdi analiz değişir o yüzden yolda.
O değişmeyecek diye bir kaydı yok. Efendim az önce hani Yusuf'a bakarım kaşını kaldırdı mı yazarım dediniz ya. Mesela ona ne kadar tahammül edersiniz? Ben ederim. Onu yazdığınız zaman ona sabır gösterirsiniz. Ben onu ederim. Kaşını kaldıracak o. Ben onu burada eğiteceğim, bir daha öğreteceğim. Şimdi bunu söyledim ya. Bütün herkes şimdi ne diyor? Aman bir şey dediğinde kaşımızı kaldırmayalım. Doğru mu? Örnek. Ahmet'in üzerinden ben Ahmet'e değil, herkese mesaj veriyorum şimdi burada. Bir eğitim bu. Bir şey oldu mesela. Cafer'i dinlemeyen beni de dinlemiyordur. Bıraksın gitsin dedim ben şimdi. Bu bir eğitim.
Sen Cafer'i dinlemiyorum diyemezsin. Sen Adnan'ı dinlemiyorum, Hüseyin'i dinlemiyorum diyemezsin. Şimdi birisine bir laf söylersin, herkes alır ondan alacağını. Alıyorsa, almıyorsa zaman içerisinde alacak yani o. Öğrenecek yani o burada duruyorsa öğrenecek onu. Ama pahalı öğrenecek ama ucuz öğrenecek. Öğrenecek ama. Çünkü burada Allah'ın sevgili kulu. Bak ben zikrullah lakasına devam eden bir kimseden hiç ümidimi kesmem. Yeter ki o böyle devasa hatalar yapmasın. Devasa hata nedir? İşte dergahı, topluluğu rencide edecek, topluluğu farklı bir yöne sevk edecek bir şeyler olursa, bana kalmaz zaten iş.
Ben yine böyle, şunu unutmayın. Allah beni affetsin, böyle söylemek istemem. Kimisi böyle malı babasından bulur. Mirasiyettedir o. Eğer gerçekten düzgün insansa, babasından kalın malı, en böyle azami muhafaza eder, korur. Üstüne koyuyorsa o iyi insandır. Bak üstüne koyuyorsa. Şimdi benim dergah hayatım mirasiyeti değil. Allah beni affetsin. Ben bir kimsenin üzerine kurulmadım. Ben bayındırın ilk dervişiyim. Şeyh Efendi'nin, şeyhlinin ilk zakireyim. Bayındırın da zakireyim. Ben ödemişte ilk dersi orada veren benim. Sonra oraya göçen benim orada Allah'ın izniyle dergahı kuran da bu fakir.
Yani bu tabi tek başına değil. Ardından Bursa, ardından başka il ve ilçeler. Ben böyle hazır kurulu bir yere hiç oturamadım. Ben hazır kurulu bir iş görmedim. Hiç hazır kurulu bir işe oturamadım. Hazır kurulu bir eve oturamadım. Hazır kurulu bir dergaha oturamadım. Hiçbir şeyim benim hazır değil. Cenab-ı Hak hamd-ı senayi durum bu konuda. Hiç kimseye mehnet borcum yok. Şimdi böyle olunca hani bir dergah nasıl kurulur? Orada insan nasıl yetiştirilir? Ne sıkıntılar çekilir? Ne problemler yaşanır? Hepsini birebire 38 yıldan beri yaşayan insanım. Karakolunu görmüşüz, mahkemesini görmüşüz, savcısını görmüşüz, polisini görmüşüz, askerini görmüşüz, sorgulanmışız, günlerce sorguda kalmışız.
Bunları yaşaya yaşaya gelen bir insanım. Ben o yüzden Yusuf'u harcamam kaşını kaldırdı diye. Ben Yusuf'u çünkü burada tutmanın yolu veya ona bir şeyler vermenin çabasını harcayan bir insanım. Neden Yusuf'u harcayayım? Kaç yıl oldu Yusuf? 13 yıl olmuş. Neden harcayayım Yusuf'u? Ben harcamam. Harcayana da hatta kızarım. Derim ya siz bir çiçek yetiştirdiniz mi? Siz bir sebze yetiştirdiniz mi? Bir meyve yetiştirdiniz mi? Yani sen bir tane bülbül yavrusu al koy bakalım kafese bir yetiştir onu. Sen bir tane adamı al taşı onu yanında.
O naz edecek sana. Ya bu akşam geleyim mi gelmeyeyim mi? Bak öksürüyom da. Ya geliyorum terliyorum ondan sonra da üşütüyorum orada ben. Bunları hep dinledik hep yaşadık. O adamı derviş edeceğim diye uğraşırsın, mücadele edersin, çile çekersin, nazını çekersin. Şimdi zaman zaman yaptım diye söylemiyorum hakkınızı helal edin. İki kişi yakalamışız orada, bir kişi yakalamışız. 500 kilometre gidiyorum ben. 300 kilometre gidiyorum. Bir de kimselere de haber veremiyorum. O üç kişiye var ya onu koruyacağım diye uğraşıyorum. Onlar da gidiyorlar, gelecek diyorlar sohbete. Oradan bir başkası yazıyor Mustafa Özbağ diye yüzüme söylüyor sen naylon fotoğracı mısın diye.
Anlatıyorum ona boyuna. Şimdi gitmişin 350 kilometre 400 kilometre dövüyorsun oraya gidiyorsun geliyorsun gidiyorsun geliyorsun. Orada bir tane fidan dikelim diye. Bir rüzgar esiyor orada da bir sallanıyor orası da. Aman sallandı orası diyorsun tekrar gidiyorsun. Nereye kıyacaksın? Nereye yapacaksın senin dalınını bu dalını keserim diyemiyorsun. Yani o kolay bir şey değil. Sen gel şimdi buraya harca. Sen kazanmadın ki harcarsın. Ama sen kazandıysan harcayamazsın. Sen birisi oraya zarar verecek diye kolunu kanadını gerersin oraya.
Kendini feda edersin. Dersin ki birinin bir şeysi olmasın. O yüzden kaç kaldırdı diye harcayamayız kimseyi. Ve hatta işte o gevşek davranıyor. O da gevşek dervişmiş dersin. Zamanına sıkılaşır dersin. Ders çekmiyor. Neden ders çekmiyorsun diyemezsin. Utanır, sıkılır, zikrullaha gelmezsin. Ders çekmeyenler var mı? Var. Sabah namazından sonra oturursun sen ders çekeyim diye bir bakarsın ki ders çekmeyenler gözünün önüne getirilmiş. Ondan sonra dersin ki akşam tamam sohbet neydi bugün? Ali İmran kaçtı? 135 miydi? 135'ti. Ali İmran 135.
Onlar ki bir hata bir günah yaptıklarında bir nefislerine uyduklarında hemen Allah'ı zikrederler. Ayet-i Kerime bu. Dersin ki bunun akabinden şimdi söyleyecek olduğun verecek olduğun mesajı verirsin dersin. Öyle programlıyorsun ya kendini. Onda bilgisayara açılmazsın. Hazırlarsın ana temalarını. Dersin ki Ali İmran 135'ti değil mi? 135'ti. Ali İmran 135. çalışırsın bir gün. Bir de sabahleyin görmüşsün göreceğini ya. Akşamdan 135'i belirlemişsin. İyi sabah yakasada da göreceğini görmüşsün. Tamam hepsini yerli yerine toparlayacağım dersin. Açılmaz kalır. Dersin ki içinden. Şimdi herkes der ki bilgisayar açılmadı. Ben içimden kendi bilgisayarımdı. Der ki ha bunu konuşmaman lazımmış.
Şimdi konuştukken. Diyemezsin bir şey. Söyleyemezsin. Bu şuna benzer. İnsanın kendi evladı bir hatası kusur oluyor. İkide birde onun hatasını kusurunu söylersen. Hani baba evlat ilişkisini bozarsın. Bozarsın. Böyle bir babalık olmaz. Böyle bir annelikte olmaz. Ha böyle çocuğun üzerinde baskı yap. Şunu şöyle yaptın da bunu böyle yaptın da şu şöyle oldu da bu. Olmaz. İlişki bozulur. Olmaz. Bir insan baba mesela babalığını ona göre göstermeyecek. Çocuğunun hatasıyla kusuruyla uğraşmayacak. Onunla arkadaş da olmayacak. O da yanlış. Baba oğluyla kızıyla arkadaş olmaz.
Yok. Baba babadır çocuk çocuktur. Aynı şey. Şeyh şeyhtir mürid mürittir. Arkadaş değildir. Sen onun eksiğini kusurunu nasihat edeceksin söyleyeceksin. Aynı şey. Nasıl baba babalık yapıyor evladını atabiliyor mu? Doğru bir baba evladına zulmetmez. Atamaz da evden. Doğru bir baba evladına küsmez. Doğru bir baba çocuğuna yolda berde orada burada küfretmez, hakaret etmez, laf söylemez. Doğru bir baba evladını bir başkasına şikayet etmez. Bir başkasının önünde küçük düşürmez. Doğru bir anne baba diyelim yani. Doğru bir anne baba çocuğunun yaramazlıklarını, yanlışlıklarını, eksiktiklerini hiç kimse konuşmaz.
Oturur evladına nasihat eder. Aynı şey. Doğru bir şey, doğru bir zakir, doğru bir çavuş etrafındaki insanları şikayet etmez bir yere. Oturu nasihat eder. Biz şeyh efendi yani bir başka şeyh ile oturuyoruz. İşte dervişleri şikayet ediyor bana. Kendi dervişlerini şikayet ediyor. Sustum baktım. Öyle değil mi Mustafa efendi dedi bana. Estağfurullah efendim dedim, siz daha iyi bilirsiniz ama dedim. Yani dedim, dervişleri şikayet etmemek lazım dedim. Bu da Beytullah'ın bahçesinde oluyor yani dış bahçede, sarayın önünde oluyor.
Hiç unutmuyorum. Şimdi biraz da bana ilk önce hani laf çarptırmak istedi. İşte dedi, gördüklerini söylüyorlar dedi. Diyeceğim ki dedi, şu gömleğin altında ne var, düğme var diyecek sana dedim. Kaldı ben öyle deyince. Çünkü onun ortamında şeyh efendi bana hal anlattırdı. Şimdi oradan o ben onu biliyorum derdin onun, sıkıntısı var.
Ya Beytullah'ın bahçesinde de o hani gol atacak hesapta. Allah da attırmayacak ya. Yani diyeceğim ki dedi, böyle gömleğini tuttu. Bunun altında ne var diyeceğim dedi. Ben de dedim, düğme var dedim. İçimden dedim şimdi düğmenin altında ne var derse parayı oraya saklamışım, parasızım diye geziyorsun ortalıkta. Diyeceğim yüzüne. Allah biliyor içimdekini. Baktı, durdu. Şimdi cimri insan parasını saklar kendi üzerinde de olsa. Cimri insandır o. Kendi parasını kendinden bile saklar o. Olur mu olur yanlışlıkla elim oraya gider ve ondan da para çıkar der. Cimri insan öyledir.
Kendi parasını da saklar o. Bulunmayacak yere koyar kendi parasını. Sonra arar boyuna kimisi unutur gerçekten kimisi de böyle hani parayı arıyormuş gibi yapar sen öde. Cimri insandır o. Bak bu cimri insandır. E şimdi sonra dervişlere geçti. Dervişler şöyle dedim yani efendim hakkınızı helal edin yani. Derviş şikayet edilmez bir başkasına. Bir de senin dervişin. Bir insan kendi dervişini bir başkasına şikayet eder mi? Başka bir dergâhtan bir kimseye. Yok etmez senin mahremindir dervişler. Oradaki dervişler zâkirin mahremidir. Oradaki dervişler çavuşun mahremidir.
Orada ders yapan kimseler derse gitti evin mahremidir. Ancak işin içinden çıkamazsa Adnan işin içinden çıkamadı tereddüt etti. Ben burada ne yapayım diye o zaman gelir istişare eder. Yoksa ben yetki veririm arkadaşlara. Yetkisizlikten değil hata yapmaktan çekinir istişare eder. Cafer istişare eder. İşin içinden çıkamazlarsa. Hüseyin istişare eder işin içinden çıkamazlarsa. İki yüz sufikesi de istişare eder işin içinden çıkamazsa. Erdoğan istişare eder işin içinden çıkamazsa. Ertan işin içinden çıkamazsa istişare eder. Erkan işin içinden çıksa da çıkmasa da istişare eder. Sıkıntı değil.
Yani herkesin dervişlik yolunda bir yürüyüşü vardır. İstişare ederler. Bu noktada bir sıkıntı yok. Yani o normal. O şikayete girmez. Burada nasıl davranayım? Bu şikayet değildir. Orada nasıl davranacağını soruyor. Doğru haktır. Örneğin. Korkmadık Cemil ya. Bunlar alınmazlar benim adımı zikretmedi diye. Bir de öylesi var. Benim adım okunmadı orada. Tabii. Ya beni İsmen bildi. O büyük mutluluk. Örnek. Yani aslında yok bir kasıt. Ama ve lakin terviş gönlü böyle bir şeydir. Yani İsmail diyor beni buradan es geçtin diyor.
Aradan geçirdin diyor İsmail de. İsmail seni es geçmedim ya. Seni es geçer miyim ya? Hala daha gözümün önündedir senin evinde ilk zikrullah yaptığımız zaman. Salonda yaptık değil mi? Evet. Şimdi normalde. O yüzden hani istişaret eder. Bu şikayet değildir. Ama bir kimse mesela örneğin burada olan bir şey. Dışarda adam şikayet ediyorsa o buranın dervişi değil o. Mahremdir bazı şeyler. Biz açık konuşuyoruz. Sonuçta internette canlıda yayınlanıyor. Bizim saklımız gizlimiz yok. Ama mahremdir bazı şeyler. Yani bir insanın hani bir adamın eşini gidip de annesine babasına veya eşinin annesine babasına şikayet etmeye benziyor. Veya bir kadının kalkıp da kocasını annesine babasına şikayet etmesine benziyor.
Hiçbirisi de doğru değildir. Senin eşindir. Otursun konuşursun. Şikayet etmek hoş bir şey değildir. Veyahut da bir eşlerin birbirlerinin eksikliklerinin ve noksanlıklarına dışarıda konuşmaları hoş değildir. Mahremindir senin. Bir kadının eksikliğini annesine babasına anlatamazsın. Sen kendi anne babana da anlatamazsın. Bir adamın eksikliğini kadın kendi annesine babasına da anlatmaz. Oğlanın annesine babasına da anlatmaz. Doğru değildir bunlar. Sonra bir kimse bir adam evini korur. Evini muhafaza eder. Bir erkek kendi evine kendi annesine babasına da karıştırmaz. Torba olur orası yoksa.
Olmaz. Annesine babasına diyecek ki benim sorumlusu. Karışmayın benim evime. Tatlı bir şekilde. Yoksa anası ayrı karışır. Babası ayrı karışır eve. Haydi onu duyan kızın annesi karışır. Onu duyan kızın babası karışır. Oldu dört tane el evin içinde. Bir adamın evi var eli var beş. Bir de kadın var altı. Altı tane el var evin içinde. Altı tane söz var. Hepsi de onar cümle kurmuş olsa altmış cümle var orta yerde dalaşan. Baş edilmez. Zayıflık göstergesi. Zafiyet var. O yüzden bir dergahta da on tane el karışmaz ortalıyor. Oranın şeyhi var belli. Bitti.
Oranın bir zakiri var. Bitti. Oranın bir görevlisi var bitti. Orada biter. Bitmiyorsa üstad var. Bu kadar. O yüzden kıyılmaz. Laf oradan çıktı. Analizdin değişir. Analizler değişir. Hayat değişir. Dünya değişir. Dergah değişir. Her şey değişir. Algılar değişir. Yönetimler değişir. Değişir. Ama sen istikameti korumakla mükellefsin. Değişmeyen Kur'an ve sünnettir. Hayat da değişir. Yaşantı da değişir. Daha ben yeni dervişken zakirden habersiz şeyhe telefon açamazdık biz. Dergah da onu kaldıramayın.
Bayındır da daha kaldırdım ben bunu. Arkadaşlar saat 10 ile 11 arasında arayabilirsiniz. Ben şeyh efendiden müsaadeyi aldım. 10 ile 11 arası herkes şeyh efendiyi arayabilir. Benden izin almanıza gerek yok. Hatta daha sıkıydı. Mesela Tire'den bir derviş İzmir'e gidecek. Ticaret yapacak. İş yapacak değil mi? Neden zakir haber vermemiş? Öyle bir sıkılık vardı. Adamın özel bir işi var ya. Neden haber versin ona? Haber verecek. Dedim yok. Bana dese ki birisi bana böyle haber verecek. Ben haber vermem derim. Benim özel hayatım derim. Söylemek zorunda mıyım sana nereye gittiğimi geldiğimi?
Ben bayındır da onu kaldırdım sonra her yerde kaldırdım. Gittiğim yerde de. Şeyh efendi dedi böyle böyle diyormuşsun dedi. Evet efendim dedim sizden müsaade almıştım dedim. 10 ile 11 arasında herkes arayabilir. Hiç kimse benden izin almasına gerek yok. Dileyen dilediği yere gider. Zakirler hariç. Cemil gitmeyecekse o hafta derse Cemil bana haber verecek. Diyecek ki ben bu hafta gitmiyorum. Şuraya gittim buraya gittim. İşte ömrüye gittiler geçen. Allah kabul etsin. Onu böyle edeben söyleyecek. Neden? Ben bileceğim Cemil bu hafta orada değil. Örnek. Başka bir şeye gerek yok. O hani değişir dedim ya. Değişti. Örnek. Bursa'dan bir kimse şimdi bir yere gidecek.
Hüseyin'i mi arayacak? Hüseyin abi ben filanca yere gidiyorum. Veya İstanbul'dan bir kimse bir yere gidecek. Erten'i arayacak. Erten kardeş. Eee ben şuraya gideceğim. Gidebilir miyim? Bir de bu var. Değişiyor. İzin ayrı bilgi ayrı. Bilgi verir adam bir kimse. O ayrı. Efendim? Verilmesi gerekir mi var? Zakirlerin vermesi gerekir. O eğer onun da orada bir vazifesi varsa bilgi verecek. Bir vazifesi varsa. Mesela örneğin. Kim var şimdi? Kim var şimdi? Sizin semazenlerin başında kim var şimdi? Kim? Ha Dursun var. Evet. Dursun semazen başı olarak çıkıyor değil mi? Çıkıyor şimdi. Onu örnekliyorum. Şimdi Dursun'un görevi var. Dursun görevi olduğu için Dursun bilgi verecek.
Çünkü pazar günü program var orada. O gelemeyeceğini söyleyecek yani. Çünkü vazifesi var onun. Veya mıtırban var değil mi orada şimdi? Mıtırban haber verecek. İçinden birisi. Mıtırbanın başında. Ahmet sen misin mıtırbanın başında? Ahmet de diyecek ki Ahmet abi ben bugün gelemiyorum. Eyvallah. Eyvallah. Söylemek zorunda değil neden gelmediğini. Mahremidir. Bir şeysidir. Ama vazifeli olan oradaki vazife ile alakalı bilgi verecek. O ayrı. İzin değil bu. Bu bilgilendirme. Üç İhlas ve Fatiha-i Şerife. Ya Rabbi Hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş Peygamber efendilerimizin ruhlarına.
Cihar-i Yarı Güzin efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık, Ömer-ül Faruk, Osman-ı Zinnureyn, Ali Ali Murtaza radiyallahu an hazretlerinin ruhlarına. Amin. Aşere-i Mübeşerenin evladı Resulullah, Zevce-i Resulullah, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, 72 şöhedanın, Şehidi Kerbela'nın, bütün şöhedanın, tüm ashabı Resulullah hazretlerinin ruhlarına. Amin. İmamız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam Malik, İmam-ı Hanbeli ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarına ayrı ayrı hediye edildik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Feysatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Ya Rabbi. Ya Rabbi.
Amin. Amin. Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet El Rifai, Seyyid Ahmet El Bedevi, Seyyid İbrahim Duziki, Şeyh Ebülesene Şazeli, Şahı Nakşibenni Muhammedi Bahaddin, Şahı Mevlana Celaleddin Rumi, Şahı Hacı Bektaş Veli, Şahı Hacı Bayram Veli, Mehmet Muhyiddin Üftade Veli, Veysel Karani Muhyiddin Arabi Niyazi Mısri ve bütün Pir ve Piran Efendimizin ruhlarına da ayrı ayrı hediye edildik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Amin. Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Ya Rabbi. Hasıl olan sevabı geçmiş üstadlarımızdan.
Abdurrahim Et Tantavi, Abdurrahimen Nişavi, El Haç, El Hafız Ebu Bekir Sıddıiki Çorumi, Hacı Alaidar Efendi, El Haç Çorumlu Mustafa Anaç Efendi, Nevşeyli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi, Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Kaçuni dergahının, Kabbaşi dergahının ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına. Ya Rabbi bilhassa Üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özba Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine, Ced ve dadalarının ruhaniyetlerine, yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, bütün derviş kardeşlerimizin ve ümmeti Muhammed'in ruhaniyetlerine, Turuk Aliye'den, akraba ve talukatlarımızdan geçenlerinin ruhlarını da hediye edildik.
Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, ve ezatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin ve selamun alel mürselin ve alihim velhamdülillahi rabbil alemin. Eûzübillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftali sikir fa'lemennâhû.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.