Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 9 Mayıs 2025 · 43:45
Selamün aleyküm. Aleyküm selam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batılı bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı, hak bilip, hakça yaşayan, batılı, batılı bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Rabbim nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede kanları, şerefleri, haysiyetleri, toprakları, ayaklar altına alınıyorsa, Cenab-ı Hak hepsinden de intikamını aldırsın. Amin. Müslümanlara saldıran, Müslümanları katledenleri helak eylesin. Amin. Eşme. Kurbana yedi ortak giriyor, hayvanı alıyorlar, sonra ortaklardan biri vazgeçiyor, ortaklıktan çıkıyor, başka biri bunun yerine girebilir mi?
Yedi hisse olarak birisi almış, birisi alınca onun yerine o kendi hissesine başkasına satma nasıl olur? Bu konuda çok sıkıntılar var. O yüzden hem ortakların iyi bilinmesi lazım. Buna Diyanet fetva veriyor, böyle olmasına. Aslında bakacak olursan Diyanet büyük baş satıyor, büyük baş satarken de hisse olarak satıyor. Oradan fetva veriyor zaten. Normalde bir hayvan üzerine vermiyor, hisse satıyor. Bu vakıflar da ne bileyim onlar bunlar da aynı şeyi yapıyor. Hanefi'ye göre tehlikeli. Ben bu sene zekat verdiğim için kurban kesmek istiyorum. Siz uzaktan vekalet verilerek kesilen kurbanda sıkıntı oluyor demiştiniz. Eşim araba olmadığı için ben uğraşamam dedi. Kesip hazır getiriyorlar.
Birine vekalet ver kestir dedi. Ben ne yapmalıyım? Hazreti Aişe annemize diyor ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Ya Aişe kurbanının başında dur. Vekaletle kurban kesilir mi? El cevap kesilir. Bunda bir sıkıntı yok. Eğer o vekaleti alan kurum, şahıs neyse bu konuda sağlamsa, sahihse olur. Ama bir şey var. Bu haçta da var. Bu kurbanda da var. Mesela büyük marketler kurban satıyorlar. Onca kurban sattı. Kaç tane sattı? İşte diyelim ki, beş bin adet sattı, on bin adet sattı. Ya ikinci gün etin gelmesi doğal mı? Hayatın akışına aykırı. Yani beş bin kurban kesmiş olsa, bir günde kesemez beş bin hayvana.
Ben kendim kurban kesen bir insanım. Yani gençliğimde on üç, on dört dakikada bitiriyordum bir kuzuyu. İyi. Normalde beş bin, altı bin kurban satan bir şey düşünün. Ne o? Bu marketleri düşünün. Nasıl ertesi günün kurbanını getirecek bir de parçalanmış vaziyette? İşlenmiş vaziyette bir de. Veyahut da işte vakıfları düşünün. İyi. Hadi onlar üç gün, dört gün kesecekler diyelim. Hani dördün, üçüncü günün ikindiye kadar kesecekler diyelim. Ama ne yapıyorlar bilmiyorum. Haç'ta da aynı. Millet hacca gidiyor. Peki, Türkiye'den yaklaşık işte yüz bin hacı, yüz yirmi bin hacı gidiyor. Yüz yirmi bin kurbanın böyle beş saatte, dört saatte kesilmesi mümkün değil.
Sait mümkün mü? Geldi mi Sait? Mümkün mü Sait Türk kasaplarının bir günde hayvanları kesmesi? Mümkün. Diyanet'in komple yüz yirmi bin hacısının kurbanı bir günde kesebilirler mi? Kesilir. Kesiliyor mu? Günlük.
Yani, bir mezba günde elli bin tane kesiyor. Ama Diyanet diyelim ki bir günde bitirebilir mi yüz yirmi bini? Dört gün sürüyor. Üç gün sürüyor. Şunu öğrenmeye çalışıyorum, Diyanet yüz bin acı götürdü, yüz binde kurban kesiyor. Bir günde bitirebilir mi dört beş saatte? E dört beş saat sonra ihramdan çıkarıyorlar kurbanlarınızı kesildi. O ayrı.
Hatta kimisi sabahtan çıkıyor ya. Kesildi, haber geliyor kesildi diye. E şimdi de bu tarafı var. Normalde o kimsenin kurbanı kesilmedi diyelim ki. O kurban kesildi diye kendince ihramdan çıktı, tıraş oldu, çıktı. Haccın tavafını da yaptı diyelim ki. E cinsel ilişki de serbest oldu. Ama kurbanı kesilmedi daha. Bunları normalde o kimse ihramdan çıktı, ayrı ceza. Cinsel ilişkiye girdi, o da ayrı bir ceza. Allah bizi affetsin. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem temiz bir soy ağacından geliyor demiştiniz. Amcası Ebu Leheb şirk ehli. Peygamberimize karşı gelen biriydi. Peygamberimizin amcası Ebu Leheb temiz soy ağacının dışındadır diyebilir miyiz?
Evet. Hazreti Hızır aleyhisselamın seyr-i sülûk yaparak mı ledin ilimine sahip olmuştur? Yoksa Allah tarafından bu ilim ona doğuştan mı verilmiştir? Hazreti Hızır biz onu bir peygamber olarak biliyoruz. O yüzden normalde bütün peygamberlerde il milletim vardır. Maşallah. Az yazmışsınız ya. Ateist ve egonestik düşünürler Tanrı'nın varlığını kanıtlayan argümanların hepsine eleştiriler getirmiştir. Bu eleştirilere karşı sizin yorumunuzu merak etmekteyim. Normalde bunların hepsi de Allah'ın varlığıyla alakalı eleştiri getirebilirler. Yani neden ateist oluyor eleştiri getirdiğinden veyahut da neden agonistik oluyor eleştiri getirdiklerinden dolayı felsefe noktasında.
Tabi bunlar kendi kendilerine eleştiri getiriyorlar ama ve lakin bunların hepsine cevabını Gazali vermiş. Gazali'den sonraki normalde veya önceki İslam'ın kendi içerisindeki felsefik düşünceye sahip olanlar da vermiş. Kendi'den itibaren ama sonuç itibariyle bir kimse inanç kalbi bir mesele, akli bir mesele değil. Öyle olunca kalbi bir meseleye akli hükmetmek de mümkün değil. Ama felsefenin zaten normalde hani İslam'ın dışındaki felsefenin en büyük handikaplarından birisi aklı ilahlaştırması. Yani akla uymuyor, akla uymayınca da aklı ilahlaştırıyor. Aslında bakacak olursan o zaman ruhu da kabul etmemeleri lazım. Ruhu kabul etmiyor ama ruhi hastalıklar diye hastalık beyan ediyorlar. Madem ruh yok neden ruhi hastalık var?
Veyahut da işte bir kimse normalde aklını kaybediyor, aklını kaybediyor ama yaşamaya devam ediyor. Normalde demek ki sadece akılla alakalı değil. O yüzden normalde bu ama agonistik olarak düşünsün ama işte kendince ateist olsun, ne olursa olsun bunlar kendilerince, kendi felsefelerince Allah'ın varlığıyla alakalı, peygamberlerin varlığıyla alakalı bu konuda değişik düşüncelere sahipler. Bir, kötülük problemi, teodise sorunu. Bu kötülük problemi Pavlos'la alakalıdır. Baştan onu söyleyeyim. Yani bu Pavlos'un düşüncesidir. Pavlos der ki, ondan sonra kötülük yok, o yüzden de ceza yok der. Bu Pavlos'un düşüncesidir. Yoksa ondan öncesindeki nerede hepsinde kötülük vardır. Kötülüğün de cezası vardır.
Ama Pavlos normalde şu anki Hristiyanların fikir babası. Kendisi Yahudidir. Aslında Yahudi din alimidir kendisi. Ama ve lakin İsa Aleyhisselam'a sonradan döndüğü iddia edilir. Ve şu andaki o okunan İncil'ler de Pavlos'tan alıntıdır. Yani direkt İsa Aleyhisselam'dan değildir. O yüzden normalde o kötülük problemiyle alakalı Pavlos der ki, kötülük yoktur. Kötülük yoksa da ceza yoktur der. Şimdi soruya bakalım. Kötülük probleminin teodise sorunu. Eğer Tanrı her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve tamamen iyi bir varlıksa, dünyada neden bu kadar acı, kötülük ve adaletsizlik var? Bu durum böyle bir Tanrı'nın varlığıyla çelişiyor gibi görünür. Bu ateistlerin en güçlü argümanlarından birisidir.
Tanrı yani bu dilde Allah insanları yarattı, onlara doğru yolu gösterdi. Ayet-i kerimede de, dileyen bu yolda yürüsün dedi. Dileyen bu doğru yolda yürüsün. O doğru yolun karşılığı, zıtlığı nedir? Kötü yoldur. Ayet-i kerimede de, iyilikler Rabbinizden, kötülükler de nefsinizdendir dedi. Burada cüz-i irade ortaya çıkan. Evet Allah insanları yarattı, cüz-i iradelerini serbest bıraktı onların. Eğer yok öyle değil de, Allah bütün kötülükleri normalde yaratmamış olsaydı, o zaman iyiliğin bir anlamı kalmayacaktı. Veyahut da iyiliği yaratmamış olsaydı, o zaman kötülüğün de anlamı olmayacaktı. Ama iki zıt var. Allah iyiliği de yarattı, kötülüğü de yarattı.
İyi insanlar, iyiliklerine devam etti. Kötüler de, kötülüğü seçtiler. Kötülüklerine devam ediyorlar. Ama normalde, kötülüğü de, iyiliği de yaratan Allah, ama kötülüğü Allah, tabiri caizse, istemeden yaratır. Sevmediği bir şeydir. Ama yaratıcı Allah'tır. La faili illallah. Fail olan Allah'tır çünkü. Normalde yaratan da Allah'tır. Ama ben bunu hep derslerde derim ya, iki tane gişe var. Birisinden kötülük bileti alıyorsun, birisinden iyilik bileti alıyorsun. Sen kendi cüz-i iradenle iyilik bileti alıyorsan, sen iyilerden oluyorsun. Kötülük bileti alıyorsan, sen kötülerden oluyorsun. Burada yaratıma hadisesi Allah'a ait. Ama yok, buradaki normalde, böyle düşünmüş olsaydık, o zaman cebriğe girecekti orta yere.
Yani nasıl cebriğe girecekti? Allah birisini kötü yarattı, birisini de iyi yarattı. Kötü yarattığını sonra cezalandıracaktı. Bu da mantıksal değil. Bu da akılcılık değil. O yüzden o cebriğe girmiş oluyor. O iyiliği ve kötülüğü seçmek bizim elimizde. İstersen peygamberlerin yolundan gidersin, istemezsen gitmezsin. Gitmezsen sonun cehennemlik olur. Suç işlersen cezasını çekersin. Bu dünyada da çekersin, ahirette de çekersin. Dünyada çekiyorsan, ahirette normalde çekmeyebilirsin. Ama ve lakin suç cezasız değil. Bilimsel açıklamalar. Evrenin, yaşamın ve bilincin kökenine dair pek çok mesele artık doğa bilimleriyle açıklanabiliyor. Örneğin evrenin başlangıcının kozmoloji, canlıların evremini, biyoloji, zihnin işçesini işte nörobilim açıklıyor.
Bu yüzden bu açıklama boşluğu için Tanrı'ya başvurma gereği hazırlıyor. Bu noktada bir sıkıntı yok ki dinin, İslam'ın bilimlerle alakalı bir sıkıntısı yok. Otursunlar varlığı incelesinler, otursunlar kozmolojiyi incelesinler, otursunlar nörolojiyi, nörobilimi incelesinler. Bunda bir sıkıntı yok. Yani ilim olarak siz ne tarafa doğru giderseniz gidin, neyi incelerseniz inceleyin. Bunu normalde dinle bunun bağı şuradan var ve bunları ayet-i kerimelerden çıkartmanız mümkün değil, çıkarmayabilirsiniz de. Siz kozmolojiyi araştırdınız da dinsizi araştırmayın mı dedi. Veya siz nörobilimi araştırdınız da dinsizi araştırmayın mı dedi. İlim Çin'de de olsa hikmet daha doğrusu, ilim de demiyor. Hikmet Çin'de de olsa gidip alınız.
Hikmet Müslüman'ın yitik malıdır, nerede bulursa alır. Bunlar da İslam'ın bir yasaklaması söz konusu değil veya dinin bunda yasaklaması söz konusu değil. Yani siz uzaya gittiniz de Kur'an mı yasakladı size? Hatta Kur'an size düşünmeyi, varlığın üzerinde tefekkür etmeyi, yaratılışın üzerinde tefekkür etmeyi sevk eder. Ve o tefekkürü de hadis-i şeriflerde der ki, o tefekkür 80 yıllık nafile ibadetten üstündür der. Öyle olunca siz varlığın üzerinde tefekkür edin, varlığın üzerinde düşünün, analizler edin, varlığın üzerinde çalışın. Bakın normalde bu noktada dinin yasakladığı bir nokta yok. Ama şöyle bir şey var, böyle sığ, benim de karşı olduğum sığ dini mezhepler, meşhepler var. Şahsa ait bu. Yani bu tip böyle gelişmelere, bu tip şeylere açık olmayan, evet görüş ve düşünceye sahip olanlar var mı var.
Ama bunlar normalde dinin kendisi değil. Yoksa siz oturun, Cenab-ı Hak ayı nasıl yaratmış, güneşi nasıl yaratmış, evreni nasıl yaratmış, yaratılışın başlangıcına doğru gidebiliyorsanız gidin. Veyahut da varlığı istediğiniz noktada üzerinde tefekkür edin, neyisini araştırmak istiyorsanız araştırın. Bundan bu noktada dinin herhangi bir yasağı yok ki. Allah bizi affetsin. O yüzden bu noktada dinin açıklama boşluğu da yok. Sonsuz demeyeyim ama her daim büyüyen bir varlık var, evren var tabiri caizse. Her daim büyüyen ve her daim yeniden yaratılan ve yaratmanın son bulmadığı bir evren var. Ve siz bunun neresinden tutarsanız tutun, yürüyün.
Bu noktada normalde sizi durduracak bir şey yok. Ve sizin yürüdüğünüz noktada, ilim olarak gördüğünüz nokta, bu benim kendi şahsi düşüncem. Yani parmağınızın üzerindeki bir damla su bile değil. Şu anda varlık üzerinde, ister kozmoloji olarak, ister nörobilim olarak, ister evrenin tanımı olarak, evren bilimi deyin. Siz nereye giderseniz gidin. Şu anda insanlığın elde etmiş olduğu, çok büyüttüğü bilgi, yemin ediyorum bunu inanarak söylüyorum, tırnağınızın üzerindeki bir damla su bile değil. Ulaşıldıkları yer. Daha şu anda ilim dediğiniz, bilgi dediğiniz şey insanı çözümleyememiş. Gözünün önündeki insanı çözümleyememiş henüz daha bilgi, ilim. E insanı çözümleyememiş daha.
Daha dağları çözümleyememiş. Daha okyanusu çözümleyememiş. Ya bırakın oraları gitmeye. Daha henüz piramidi çözümleyememiş, piramitleri. Bırakın işte bir Göbekli Tepe çıktı, Göbekli Tepe'yi çözümleyemediler. Hani biz nereden gel, maymundan gel dedik. On üç bin yıl önceki Göbekli Tepe'yi kapattılar. Neden kapattılar? Çünkü bütün felsefeleri çöktü. Bize yüz yıldan, iki yüz yıldan beri dayattıkları, batının dayattığı felsefe, Göbekli Tepe'de çöktü. Buyurun Göbekli Tepe'de bak, işte çıkarıyorlar. Cep telefonu var, bilgisayar var, arabalar var, uçaklar var. Göbekli Tepe'de. Senin geldiğin ilim bu noktada değil. Hani biz taş devri, tuş devri, puş devri oradan geldiydik.
Hani biz maymundan gel dedik. Bizi onu dayattılar ya. Hani nerede? Şu anda dünya üzerinde bilgi yok. İlim yok. Dünya üzerinde algı var. Dünya üzerinde ilim, bilgi üzerinden sömürü var. Uyandırmıyorlar insanları. İnsanları köleleştirme var dünya üzerinde. Sanki çok büyük bir bilgiye, çok büyük bir ilme sahiplermiş gibi algıyla yönetiyorlar dünyayı. Ve bütün dünya insanlarını hangi dinden olursa olsun sömürüyorlar. Hangi dinden olursa olsun hepsini katlediyorlar. İlim, bilgi denilen bir şey yok. Daha kendini tanımamış insan. Koca Yunus'un dediği gibi ilim, ilim bilmektir.
İlim kendin bilmektir. Sen kendin bilmezsen bu nice okumaktır. Adam normalde insanı çözümleyememiş en önemli. Neden çözümleyemiyor? Çözümlemesi bitmez çünkü insanın. Siz ilk Adem'in yaratılışını çözün ilk önce. Cenab-ı Hak bütün isimlerini ona hıfzettirdi, öğretti. Bu ne demek biliyor musunuz? Bütün isimleri öğretti demek. Ultra insan demek. Her şeyiyle bir tamam insan demek. Hem mana olarak hem manevi olarak. Hem de zahiri olarak. Biz o insana ulaşamadık ki daha. Bakın o insana ulaşamadık biz daha. Neyi çözümlüyorlar?
Sömürmeyebiliyorlar. Silahlanıyorlar, insanları savaştırıyorlar, oradan sömürüyorlar. Başka bir şey değil. Ve dünya insanlığı da milliyetçilikle, dinle, bakın dinle, mezheplerle savaşmayı biliyor sadece. Din bir savaş aracı olmuş. Irkçılık bir savaş aracı olmuş. Meşrepler, mezhepler savaş aracı olmuş. Ekonomi savaş aracı olmuş. Siyaset savaş aracı olmuş. Ve bunlarla insanları sömürüyorlar. Bana söyler misiniz? İlkokulda, ortaokulda, lisede aldığınız ilim ne, bilgi ne? Üniversiteye gittiğinizde, üniversitede aldığınız ilim ne, bilgi ne? Bir meslek sahip oldunuz, üniversiteden sonra bir meslek sahip oldunuz, aldığınız ilim ne, bilgi ne?
Size ne veriyorlarsa o kadar biliyorsunuz, o kadar öğreniyorsunuz. Bir ilahiyat öğrencisi İmam Maturi'den haberi yok. Bir ilahiyat öğrencisinin fıkıhtan, İmam-ı Azam'dan haberi yok. Diyanetteki bir mühtünün İmam-ı Azam'dan haberi yok. Hanefi ama, hepimiz de Hanefi'yiz doğru mu? Evet. İmam-ı Azam'dan haberimiz yok. İmam-ı Azam'ın fetvalarından da haberimiz yok. Siyasi fetvalarından haberimiz yok. Ekonomik fetvalarından haberimiz yok. Sosyal hayatla ilgilendiren fetvalardan haberimiz yok. Haberimiz olan şu, abdesti bozan bozmayan, namazı bozan bozmayan, orucu bozan bozmayan, haccı bozan bozmayan, ona da uymuyorlar haçla alakalı.
Bunlara da Diyanet kendine göre boyuna fetva üretiyor. Mesela Müzdelife Vakfesini de durdurmuyor. Müzdelife Vakfesi Hanefi'ye göre vacip, terk ederse bir kurban gerektirir ona. Ama vakti girmeden Müzdelife Vakfesi yaptırıyor. Vakti girmeden namaz kılıyor musun? Hayır. Vacip olan ibadeti nasıl yaptın vakti girmeden? Yaptı. Neden? Çobanlar geldi Allah Resulü'ne dedi ki, biz çobanız, yırtıcı hayvanlar kapabilir, biz gece şeytanı taşlayabilir misiniz? Taşlayabilirsiniz dedi. Diyanet yüz bin çobanı var. Koyun çünkü hepsi de. Onlara dedi ki, gece taşlayacağınız. Gece taşladılar. İyi. Senin çoban mısın? Değilsin.
Vaktin var mı? Evet. Ey izdiham var. Haç izdihamdır. Zorluktur. O zorluğa katlanacaksın ki sevabın çok olsun. Müzdelife Vakfesini yapacaksın, ondan sonra şeytanı taşlayacaksın. Yok, hepsine şeytanı taşlatıyor mu? Evet. Hanefi fıkhını da bozuyor. E ben böyle söyleyince, diyanetçiler sevmiyor beni. Böyle söyleyince ilahiyatçılar da sevmiyor. Hoca nasıl seviyorsa işte bir sefer kaptırdı kendini. E şimdi normalde Allah bizi affetsin. O yüzden, yani sanki İslam evrenin çözümlesine karşıymış gibi bir algı oluşturuluyor. Değil kardeşim. Siz çözün Tanrı'nın gizliliği, gizlenme argümanı. Mesela örnek.
Allah gizli değil ki. Allah saklı değil ki. Biz Allah rüyada görülür dedik. Gittik mahkemede yargılandık. Adam çıktı, cuma gün benim için husresi vaaz yaptı. Allah rüyada görülür diyorlar dedi. İttiler, şikayet ettiler. Mahkemeye verdiler. Mahkemeye çıktım. Dedim, koca mühtü, diyanetin kendi bastırdığı kitaptan haberi yok dedim. Diyanetin kendi bastırdığı İslam ansiklopedisinde var dedim. Diyanetin kendi bastırdığı sabunide var, şunda var, bunda var. Hakime söylüyor. Allah saklı, gizli değil. Bak direkt daha arkasından normalde sorunun ne olduğunu bakmadan yürüyor.
Allah saklı, gizli değil. Allah sıfatlarıyla tecelli ediyor. Cenab-ı Hakk'ın zatı saklı değil, zatını tefekkür etmemiz yasak. Burada zatı saklı değil, zatını tefekkür etmemiz yasak. Zatı yok değil ki, var. Zatı var. Gelsinler, bir sufiyle konuşsunlar bunları. Eğer Tanrı'yı isteseydi, varlığını açıkça gösterebilirdi. Gösteriyor zaten. Allah kendisini saklamıyor. Kendisi hadisi, kutsisi. Allah bilinmek deyi istedi. Bilinmek deyi istediği için bir şey yarattı. Nereden saklıymış Allah? Allah bilinmek deyi istiyor. Allah kendisini ishar ediyor, gösteriyor.
Nereden saklıymış, gizliymiş? Felsefecilerin yalanı. Allah meydanda, sıfatları da meydanda, zatıyla da meydanda. Allah saklı gizli değil, bizim zatını tefekkür etmemiz yasak. Allah meydanda, Allah kendisini saklamış olsaydı bir şey yaratmazdı. Ama Cenab-ı Hak tanınmaklığı, bilinmek deyi istediği için bir şey yarattı. Nerede saklılık var? Nerede gizlilik var? Sen görmüyorsun, felsefecisin ya, gözün kör senin. Felsefecisin ya, kalbi aklında yok senin. Allah meydanda kardeşler, sıfatlarıyla tecelli etmek de her an. Allah saklı gizli değil. Ontolojik eleştiriler. Ontolojik argüman. Tanrı tanımı gereği vardır.
Birçok filozof tarafından bir kelime oyunu veya mantık hatası olarak görülmüştür. Var olmak bir varlığın özüne eklenen bir özellik değildir. Var olmak bir varlığın üzerinde, Allah ise bu söz konusu, evet. Var olmak bir varlığın özünde olması gereken bir şeydir. Yoksa biz var edeni tanımamış oluruz, var edileni de tanımayız o zaman. Ben normalde bir var eden bir de var edilen olarak görürüm. Ben panteist değilim. Her şey o değil benim için. Ben ondan bir parça değilim. Varlığın herhangi birisi ondan bir parça değil. Bir var eden var, bir de var edilen var. Ama bu noktada bir kimse eğer ki var olmak, varlığın özüne eklenen bir özellik değildir dediğinde, o zaman o kimse kendisini de inkar eder.
O zaman bugüne, bu ana kadar gelen soruların hepsi de hiçe gider. Sebep, sen yoksun ki bu soruların nereden geldi? Sen yoksun ki bu düşüncen nereden geldi? Kendi kendisini inkar etmektir bu. Hayır. Bir var eden var, bir de var edilen var. Biz bu noktada var edileni de var edeni de kabul ediyoruz. Ve hesaba, kitaba çekileceğimizi de kabul ediyoruz. O yüzden normalde varlığın kendi üzerinde varlık tecellisi vardır. Yani var eden, var edenin kendisi var oluşu vardır. Vardır yani. Onun normalde var oluş dediğim sonradan oluşma gibi değil. O vardır. Var ki bir şey yarattı. Yarattığı şey de var edilen. Bütün her şeyi yarattı. Bütün her şey onun var ettiği bir şey. O yüzden varın varlığı ancak varlığıyla açıklanır.
Bu mümkün değil başka türlü. Kültürel görecelik. İnsanlık tarihi boyunca binlerce farklı tanrı ve dini inanç sistemi oluşmuştur. Her kültür kendi tanrısını gerçek sayar. Bu çeşitlilik tanrı inançlarının insan icadı olabileceğini düşündürür. Tabi bunu böyle düşünürseniz. Normalde evet her kültür kendince bir tanrı inanışı var. Bir tanrı inanışı var. Aslında bunu söyleyenin de bir tanrı inanışı var. Bir şeyin olmadığını söylemek, bir şeyin yok olduğunu söylemek. Olmadığını söylemek, onun var olduğunu gösterir. Bir şeyin ismi varsa var o. O zaman tanrı düşüncesini sen yok edemezsin ki. Var ki tanrı düşüncesi oldu.
Gittin ilk insana. O maymundan geldiğini düşünüyor ya. İyi maymuna gittin. Maymunu var eden var. Maymun kendi kendine mi oluştu? Kendi kendine oluştu. Kendi kendine oluştu ya. Öyle öğrettiler ya bize. Denizin içerisinde bir tane normalde bir hücreydik. Hücre karaya çıktı. Kendi kendine büyüttü kendini. Darwin teorisi bu değil mi? Ondan sonra o maymuna geldi. Yani balık olmadı, aslan olmadı, sırtlan olmadı. Yani insana en yakın varlık ne var? Maymun var. Dediler ki maymuna benzetelim. Onu da söyleyen kim? Siyonist bir Yahudi Darwin. Siyonist bir Yahudi. Yani aslında Yahudi dinine sahip değil o. Zaten bütün mozgurluklar Yahudilerden çıkar dünya üzerine.
Siyonist bir Yahudi. Ve o normalde düşünebiliyor musunuz? Ne oldu? Bilmem kaç bin yıl geçti. Ondan sonra o maymuna çevrildi. Sonra bir de bizim önümüzde şekil getirdiler. Böyle yürüyen bir tane maymun var. Ondan sonra düzeldi. Elleri ayakları düzeldi. İyi. Bilmem kaç bin yıl önce oldu değil mi? Tamam. Güzel. Peki o maymunu kim var etti? Kendi kendine var oldu. İlk varlığı kim var etti o zaman? Velev ki öyle oldu. İlk varlığı kim yarattı? Kozmolojiye göre varlığın başlangıcı var. Bakın. Şu anda kozmoloji ilmi, evren ilmi varlığın bir başlangıcının olduğunu söylüyor bize. İyi varlığın bir başlangıcı var ise varlığı kim yarattı, nerede yarattı, nasıl yarattı?
Şimdi eğer ki biz normalde kabul edersek dinin olmadığını ve her kültürün kendi dininin olduğunu oluşursak, evet öyle oluştu. Geriye doğru gittik. Hani ilk dini bulmamız lazım ya. Hangi uyanık bir din icat etti? Öyle ya. O icat ederken onun gönlüne nereden geldi bu din anlayışı? Nereden öğrendi? Maymunun bunu öğrenmesi mümkün mü? Maymun kafalarının bunu çalışıp da öğretmesi mümkün mü? Peki, normalde beş bin yıl, on bin yıl geçmiş hiçbir tane maymundan insan oldu mu? Ama insandan maymun oldu. Allah Yahudilerin bir kavmi maymuna benzetti. Bunların kalıntıları var bizde.
Allah bizi affetsin. Bilimde kabul edilen iddialar gözlem ve deneyle test edilebilir olmalıdır. Tanrı hipotezi ise gözlenemez ve test edilemez olduğu için bilimsel bir iddia olarak görülmez. Onlar normalde Allah bilinci, normalde Allah'ın varlığıyla alakalı bilimsellik arıyorlarsa, kainata baksınlar, yaratılışa baksınlar ama görmek istemiyorlar. Rukiye ilmi nedir? Psikolojik huzursuzluklar için okutulmalı mı? Havas ilmi nedir? Allah razı olsun. Evet. Normalde böyle psikolojik huzursuzluklarla alakalı havas ilminden veya rukiye ilmi denilen o rukiye yapmakla alakalı. Bunlarla alakalı bir kimseye faydalanabilinir mi? Erce yok, faydalanabilinir. Var çünkü.
Hz. İbrahim'in Sümer halkından olduğu, Sümerlerin de Türk soyundan geldiği söylenmekte. Tüm peygamberler Hz. İbrahim soyundan geldiğine göre peygamber efendimiz Türk müdür? Bizim damarımızı kabartmayın. Sohbetlerinizde sigaranın haram olduğunu bahsediyorsunuz. Evet, ben derviş olduğumdan beri sigara zararlı olduğu için, sigara zararlı olduğu için ben sigaranın hep haram olduğunu söylüyorum. Diyanet sonradan beri fetvaya uydu. Ben diyanetten önce sigara haram diyordum. Çünkü sigaranın zararları belli, bir şeyin zararı belli ise ona helal demek mümkün değil. Hani bir kısım Şafii uleması, o zaman için zararlıları bilmediğinden hani mekruh dememişler, Şafii'nin bir kısmı. Sonradan gelen Şafii'ler ama, sonradan gelen Hanefi'ler de bir kısmı mekruh demiş Hanefi'ler.
Hanefi'ler mekruh demiş ama sigaranın zararları tam bilinmiyor o zaman için. Ama şu anda sigaranın zararları biliniyor. Emperyalizmin elinde sigara şu anda. Her sigara içen kimse, emperyalizme hizmet ediyor şu an. Her sigara içen. Her sigara içen, tekrar söylüyorum, emperyalizme hizmet ediyor. Böyle olunca normalde sigara, vücuda vermiş olduğu zararlardan dolayı haram. Mekruh kabul edenler, Hanefi'ye göre mekruhun devamı günah kebârdir. Günah kebârdir, haramdır. Mekruh bir sefer işlersen mekruhtur. Devam ediyorsan, o alışkanlık haline geldiyse o günah kebâre girer. Sigara içen bizden değildir şeklinde bir düşünceniz var mı? Böyle bir şey yok. Yani ondan öyle sigaraya varıncaya kadar bizde içki içen de var, kumar oynayan da var.
Gıybet eden var, dedikodu eden var. Bizim içimizde her şey var. O yüzden günah kebâre işleyen bir kimseye dair ben bizden değildir demem. Buna da hiç kimsenin hakkı yok zaten. Din olarak da hakkı yok. Ben sigaraya çok sert muhalefet eden birisiyim. Eyvallah. Belki de hani geçmişte babamın hastalığıyla alakalı olabilir sigara çünkü sebebiyet verdi. sebebi sigara. Yoksa ecel ne bir adım öne ne bir adım sonraya. Ama normalde gerçekten hani sigaraya karşı nefreti makamındayım. Hele dervişlikte, sufilikte hani bu tip şeylerden uzak durması lazım bir sufinin, bir dervişin. O yüzden buna dikkat etmesi lazım. Ama yani günah kebâreler varken işte içki içmesi, kumar oynaması, gıybet etmesi, dedikodu etmesi, iftira etmesi gibi veya yalan söylemesi gibi birçok büyük günah kebâreler dururken yani o bizden değildir demek benim haddime değil.
Allah bizi affetsin. Bizde normalde adam içki içse gelse başımız gözümüz üstüne deriz. Oturturuz yanımıza bir de demli çay içeriz ona. deriz ki kafası yerine gelsin. Zikrullah yapacağız çünkü deriz. Çıkarız. Öyle bir şey yok. Allah bizi affetsin. Burası böyle şey olarak görmeyin. Yani işte ya herkes kalem gibi. Öyle değiliz biz. Ben de dahilim buna. Bizim her tarafımızda bir eğiklik, bir yamukluk vardır bir taraflarımızda. Biz buraya kendimizi düzeltmeye geliyoruz. O yüzden birisinin bir günah kebâri varsa o bizden değildir. Demek bizim harcımız değil. Yani İsa aleyhisselam bir kadın zinadan dolayı taşlanacak ya. Sözü çok meşhur. Demiş ilk taşı hiç günahı olmayan atsın demiş.
İlk taşı hiç günahı olmayan atsın demiş. O yüzden biz hepimiz günahkârız. Ben sizin adınızı da söylüyorum. Hakkınızı bana helal edin. Varsa ben günahsızım diyen onun elini öpelim. Ha birazdan günahsız hale geleceğiz. Birazdan. O zikrullah'tan sonra hadisi şerif var. Kim cemaatle Allah'ı zikretti, oradan günahları affolmuş olarak kalksın. Bir hadisi şerif daha var. İmam-ı Hanbel naklediyor bunu. Cemaatle zikrullah yapanlar günahları hayra çevrilmiş olarak kalksın diyor. Bak bu günahları affetmiş. Bu ayrı hadisi şerif. İmam-ı Hanbel'in naklediği affolmuş olarak değil. Bu diyor ki günahları hayra çevrilmiş olarak kalksın. Biz o hadisi şerifi kendimize ölçe ediyoruz.
O yüzden zikrullah bittiği anda kalbinizi selamette tuttunuz. Zikrullah'ı başladınız. Geçmiş günahlarınız hayra çevrildi. Eyvallah. Ama biz böyle aykırı insanlarız. Biz daha buradan zikrullah biter. Biz başlarız gene yazdırmaya. Öyleyiz. Yapacak bir şey yok. Allah bizi affetsin. Sigara için bir derviş kardeşimize nasıl nasihatte bulunmak doğru olur? Ben şeyhimin söylediğini söyleyeyim. Daha yeni ders almıştım. Yeni derviştim. Tire'de, sohbette böyle eliyle böyle yaptı. Bu ağız dedi, bu dil. Allah dedi mi dedi? Allah dedi mi? Yalan söylemez, gıybet etmez, dedikodu etmez, iftira etmez. İşte dilin affetlerini saydı.
Sanki bana baktı böyle. Sigara bile içmez dedi. İçimden dedim ki, bu söz sana. Mustafa Özbağ, bana baktı çünkü. Biz çıktık sohbetten. Oktay var yanımda. Allah rahmet eylesin. Amin. Oktay, yak abi dedi. Çıkardı. Oktay ben bıraktım dedim. Ne zaman dedi? Az önce dedim. Al dedim paketi çakma. Ben içmiyorum bundan sonra dedim. Abi her şeyi bırakacaksın. Aklıma gelir, bu aklıma gelmez dedi. Aklına geldiğinin geldi dedim. Oktay bitti benim için dedim. Ben bir daha dedim. Ağzıma bile koymayacağım dedim. Cenab-ı Hak hamd olsun. Bir daha hiç ağzıma koymadım. Ben bir şey bıraktım dedim de bırakırım geri de dönmem bir daha.
Bende öyle bir dirayet vardır. İnat vardır. İnat. Şeyh Efendi derdi Allah rahmet eylesin. Mustafa Efendi, inatçısın. Evet öyleyim efendim derdi. Yani şey değil. İnatçıyımdır ben. Ben bıraktım. Bırakış o bırakış. Bütün her şeyi. Hani bırakılması gerekenleri. Bıraktım bir daha geri dönmedim. Cenab-ı Hak öyle bir hususiyet vermiş bana da. Bir şeyi bırakmış olmayayım. Bırakınca bir daha geri dönemiyorum. Geri dönüş olmuyor bende. Bu ne olursa olsun ama. Hayatımın içerisinde bu ne olursa olsun. Bir şeyi bıraktığım zaman kalıyor. Bir daha geri dönüşüm olmuyor. Allah bizi affetsin. Allah'ın zikir fâlemenle hû Allah'ın zikir fâlemenle hû El-Fatiha mâ selavat
Allah'ım salli âlâ Seyyidina Muhammedin ve âlâ Allah'ın zikir fâlemenle hû Allah'ın zikir fâlemenle hû Teştos.
Teştos.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.