mustafaozbag.org

Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 06.02.2025

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 7 Şubat 2025 · 34:16

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak batıl, batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip, hakça yaşayan, hakkı tebliğ eden, hakkı haykıran, batıl, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, hakkına, hukukuna tecavüz ediliyorsa, topraklarına tecavüz ediliyorsa, Cenab-ı Hak hepsini de kahri perişan eylesin, İsrail'i, Amerika'yı, batıyı ve aynı zamanda da Çin'i kahri perişan eylesin, Müslümanlara zulmeden ne kadar devlet varsa, güç, kuvvet varsa, hepsini helak eylesin, ecmain.
Böyle birkaç soru olunca, hadi dedik, biraz da vakit geçti, saat 9.20 geçiyor, o yüzden bugün de böyle spontane sorulara bakalım dedik, inşallah. Bir de şey, daha kafadan da soru şey, zikrullah da halakı ortasına devran zikrini kimler yaptırabilir diye. Bizim öğrendiğimiz şuydu, en baştan alayım, ben yeni derviş olduğumda ve yeni de şeyh efendi bana zakirlik verdiğinde, biz tabi böyle genç arkadaşlar, bayındırdaki kardeşler hepsi de genç, ateş gibi, böyle dergah, adap, erkan bilen bir topluluk değiliz.
Herkesin ayağı ağrıyor, kolu ağrıyor, biz normalde böyle iki dizüstü oturup da böyle bir terbiye görmedik ilk etapta. Dervişliği de bilmiyoruz, hiçbir şeyi bilmiyoruz bu noktada. İşte böyle arkadaşlar var, gençler var, gençlerle toplanıyoruz, Allah'ı zikrediyoruz. Tabi herkesin ayakları ağrıyor, bir de normalde ilk başlangıçta işte dedemin evi var, meşhur elektrik yok, su yok, hiçbir şey yok. Gaz lambasını da orada zikrediyoruz, böyle şey, toprağın üstünde bir kilim gibi bir şey var, o kadar. E tabi herkesin de ayakları ağrıyor, bu sefer ben ayağa kaldırıyorum. Normalde ayakta zikrullahı yapıyoruz biz, bir hafta böyle yaptık. Tabi bildiğimiz yok bizim işte ayağa kaldırma usulü, kaidesi nedir, bunu da bilmiyoruz ama, ben bilmiyorum.
Şeyh efendi bana dedi ki sen zakirsin bayındırda, bayındırda hiçbir tane derviş yok, biz arkadaşlarla beraber böyle kendi kendimize bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, gayret ediyor. Milletin ayağı ağrıyor, ben hemen bu işlemaları yapıyorum, ayağa kaldırıyorum, ben ayakta bütün zikrullahı yapıyoruz. Bizim bir arkadaş, ondan sonra gitmiş bunu trenin zakirine söylemiş, işte biz böyle ayağa kaldırılıyor falan diye. Neyse trenin zakiri uğradı bize, işte böyle söyledi biraz hani ayağa kaldırmışım falan diye. Ha kaldırdım dedim, işte buna dedi müsaade lazım, şu lazım, bu lazım falan. Allah Allah, tabi bilmediğimden sustum, bir şey demedim, canım da sıkıldı ama. Ya biz bir kişi daha Allah desin diye bakıyoruz orada hani, herkes masadan kalkma benim tabirimle, ben de dahil.
Yani böyle bize hani, bir de hani cendereye girme, birisi beni cendereye sokmaya çalışsa, o ne vidası kalır, ne yayı kalır, bozar atarım ben onu. O cendereye girecek bir insan değilim, kendi kendimi cendereye sokarım. O ayrı mesele. Cuma tabi günlerden, o da uğradı bize böyle, perşembe ders yaptık, cuma günü uğradı. Birisi ona gitmiş söylemiş, ben cuma mübareği için telefon açtım, selamun aleyküm, aleyküm selam.
Dedim efendim, dedim, biz dedim böyle böyle zikrullah da dedim, ayağa kalkıyoruz. Ben dedim, bunda bir hata yapıyor muyuz acaba dedim. Ne oldu dedi. Dedim, böyle böyle oldu, biz ayağa kalkıyoruz, bizim arkadaşlar genç, hepsi de dedim, hani bu işin disiplinini bilen insanlar değil. Geldi dedim, biraz dedim böyle hani yaptırımlı konuşur gibi, şimdi tam kelimeleri toparlayamayacağım. Mustafa Efendi, sen ayağı da kaldırın, oturtturun da denizin üstünde, havada, karada, orada, burada, ya öyle zikir yaptırın, böyle zikir yaptırın. İstediğinin dersini alın, istediğine dersini verin, istediğine şunu yapan, istediğine bunu yapan. Sıraladı da sıraladı. Allah razı olsun efendim, selamun aleyküm, aleyküm selam kapattık.
Biz tabi o sıraladıkları şeylerin sonra bir halifeye müsaade edilirmiş ancak. Sonradan hani dergahın adaf ve erkanını öğrendikçe bunu da öğrendik. Neyse bir daha perşembe oldu. Bu sefer ben bağışlamayı da ayakta yaptım. Ondan sonra demiyorum tabi ben Şeyh Efendi'yle konuştum diye. Şimdi o dedim, şimdi ben ayağı kaldırınca, ben kim olduğunu Allah affetsin biliyorum. Ama onu açığa yakalatacağım ya, bende de böyle bir hastalık var. Derse başlayacağız, desturuz arkadaşlar, ayakta başlıyoruz dedim. O oturdu. Dedim tamam. Dedim hayırdır, o da benden ufak. İşte abi dedi yani ayağı kaldırmak dedi, Allah sana. Dedim sana onu söyleyenin dersini alır, atarım bu dergahtan dedim. Bu bir daha rengi değişti, kakayağı dedim ben, kalktı tabi.
Neyse biz ayakta bağışlamaları yaptık, ayakta şey yaptık. Sonra dergahın adabını öğrendik tabi. Şimdi önceden Çorum Nacı Mustafa Efendi'den veya onun şeyhi Alaydar Efendi'den, onun şeyhi Ebu Bekır Baba'dan, onun şeyhi şeyhi, adab şu. Ancak nakip olanlar ayağı kaldırabilir. Ayakta zikullah yaptırabilirmiş. Tabi bu adabı kırmak değil de, bu adabı ben biraz böyle dergahın içerisinde, hani bu konuda çok ciddi durmadım üzerinde.
Ayaklar ağrıyor, hiç kimse tarikat terbiyesi görmemiş. Biz bütün arkadaşlar hani ayağı kaldırabilir noktasında, böyle bir benim ta zakirliğim zamanında, işte birine çavuşluk veriyorsam, o ayağı kaldırıyordu. Devran zikriyle alakalı, şeyh efendilerim bana söyledi, ya kimse şeyh olacak, ya halife olacak, ya da nakibini gabba alacak. Ancak bunlar devran zikrullahı yaptırabilir diye şeyh efendi söyledi. O yüzden bunların haricinde olanlar, devran zikrullahı yaptıramazlar. Hatta şeyh efendi birkaç tane de bana ritüel öğrettiydi, böyle evde yalnız kaldığımızda. Bunları da oğlum ancak dedi, ona sonra dediğim şahıslar yaptırır dedi. Değişik ritüeller vardı, böyle meydan bizim şey olmadığından, biz onları yaptıramadık hiç, öğretemedik arkadaşlara.
Bizi çünkü kaçak kucak evde, orada burada, böyle hani bir dergah statüsünde bir yer olmadığından, bunları icra edemedik. O yüzden bu işin adabı o, buradan hareket ederekten bütün ders yaptıran arkadaşlar, ayağa kaldırabilirler, bunda bir sıkıntı yok. Hani bu meselede oradan da bu çıkmasın, ondan sonra bu yüzden bunda bir sıkıntı yok. Bir soru vardı, Telegram'dan sordular, kandil günlerinde alakalı, kandil günlerinde arkadaşlar normalde mesela herhangi bir il, ilçe kendisi orada kandili kutlayacaksa kutlayabilir, bunda bir sıkıntı yok. Ama bir derviş üstadının sohbetine, sohbetine, zikrullahına, kandil programına gelecekse de ona bir yasak yok. Şunun altını bir çizeyim, hiçbir derviş, hiçbir zakir, hiçbir kimse üstadla dervişin arasına girmeye hak yok.
Bir kimse, yasak konacaksa ben kendim koyarım, kural konacaksa ben kendim kural koyarım. Geri kalan herkes istediği zaman üstadını ziyaret edebilir, yazabilir, mesaj atabilir, telefon açabilir, ondan sonra veyahut da kandildi, perşembeydi, cumartesiydi, sohbete gelebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Ortak gideceğimiz bir seyahat ile ilgili benimle istişare yapılmadan karar alınması, ne kadar doğru bir karar.
Sufilikte istişare mi yoksa kulis yapmak mı uygun diyor. Yani normalde burada ortak gideceğimiz derken, nereye gidilecek, kim yapıyor, kim ediyor, bunun normalde belirtilmesi lazım. Mesela işte, dergah adabıysa onun başında bir sorumlu vardır zaten. O sorumlunun da birileriyle istişare etme durumu yoktur. O sorumlu atayan onunla istişare etmiştir zaten. O yüzden orada gidecek olan kimselerin orada istişare edilecek bir şeysi yoktur. Ama bir seyahat ise, bir gezi ise, yani o geziyi de tertip eden bir kimse vardır. Geziyi tertip eden kimse topluluk olarak bir karar aldıysa, öyle gidiyorsa, sen normalde işine geliyorsa gidersin, işine gelmezse gitmezsin. Bu da ayrı bir mesele.
Ama dergah çalışmalarında, dergahla alakalı bir mesele olacaksa, örneğin buradan Çanakkale'ye Semazen kardeşler, Mutırban kardeşler gidiyorlar. Oraya gidiyorlar, onların başında bir vazifeli var, bir görevli var. Onları tayin eden bir arkadaş da var. O yüzden onun arkadaşlarla, kardeşlerle istişare etme noktası olmaz. Zaten zannediyorum, hani şurada böyle bir vazife var. Gelmek isteyenler isimlerini yazdırsınlar diyor. Herkes isimlerini yazdırıyor. Öyle gidiyor, yani bunun bir istişaresi olmaz. Ama örneğin geziye gidiyorsunuz, on kişi, beş kişi, bir araba gezmeye çıkmışsınız. O zaman normalde istişare edilmesi lazım. Ama geziye çıkarken de başınıza bir tane imam, üç kişi diyor, yola gider diyorsa, birini imam seçsinler diyor.
Bir tane imam olur. Herkes onun imamlığını, hani istişare edebilirsiniz, atanmış değilse, o zaman o kimse bir şeye hükmetinde yine ona tabi olunacak. Kardeşlerim ile beraberken hep çok konuşuyorum, bazen de boş konuşuyorum. Bu durum hem beni hem de kardeşlerimi rahatsız ediyor. Bu durumdan nasıl kurtulabilirim? Sufi taşı alacaksın, ağız taşı alacaksın. Çok konuşmaktan, kurtulmak için. Sufiler öyle yapmışlar. Bir ağız taşı, hani Hz. Ebubekir radıyallahu anh hazretlerine böyle yılan sokunca, mağarada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir taşı yaladı. Onu Hz. Ebubekir efendimizin ağzına verdi. Dedi ki, dilini damağını daya, Allah'ı zikret. Allah bizim nedir dedi, hafi zikrullahın normalde ilk başlangıcı oradan.
Hz. Ebubekir efendimiz de dilini damağına dayadı. Orada hafi zikrullah yapmaya başladı. Ve işte müşrikler geldiler, kapının önünde dolaştılar, gittiler. Şimdi bu ağız taşı dendi ona sufiler. Hz. Ebubekir efendimizden sonra Hz. Ömer'e geçti. Hz. Ömer efendimizden sonra Hz. Osman'a, Hz. Osman'dan sonra o taş Hz. Ali efendimiz'e geçti. Hz. Ali efendimizden, Hz. Hasan'a, Hz. Hasan'dan Hz. Hüseyin efendimiz'e geçti. Ve Hz. Hüseyin efendimizden sonra taşın akıbeti belli değil. Bu dervişlerin arasında bu ağız taşı dendi. Böyle küçük bir taş, hatta mümkün ise o mağaradan alınır. O mağaradan alındıktan sonra ağza o taş konulur. Boş konuşmaktan, o dervişi uzak tutmak için, o devamlı ağzında taş, boş konuşmaz, Allah'ı zikrederdi.
Tabi bu usül kaideler de kalmadı. Boş konuşmaktan Allah'a sığınalım. Bir kimse boş konuşuyorsa, zikrullahı az yapıyor demektir. Sohbet esnasında latifeleşmek sünnettir. Latifeleşmek. Ama boş konuşmak, devamlı insanları rahatsız edecek şekilde boş konuşmak caiz değildir. Allah bizi affetsin. Evet, birkaç soru alabiliriz. Mikrofon verin, sesini aç. Anam babam sana feda olsun ya Resulallah diyen sahabe efendilerimiz var.
Bir taraftan da annesinin rızası olmadığı için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem görmek nasip olmayan ama peygamber hırkası giyen Veysel Karayna Hazretleri var. Şimdi sevmek, kimisi anasından babasından geçiyor severcisini. Ama kimisi de hani ama hep her biri de seviyor. Sevmek kaç türlü efendim? Şimdi Allah'a giden yol Kur'an ve sünnettir. Sufiler Kur'an ve sünnet içerisinde o yolda yürüyen kişi adedince yol vardır der. Bir çıt daha ileri o kişilerin içerisinde nefes adedince Allah'a giden yol vardır der. Biz insanların sevgisini ölçebilecek bir barometremiz yok. Böyle olunca bir sahabe var.
Normalde işte annesini babasını feda ediyor. Hatta Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretleriyle bir meşhur diyeliklik var. Hani ne kadar seversin, seni diyor hani gözümün gördüklerinden en fazla seni severim. Olmadı ya Ömer, imanın kemale ermemiş diyor. Diyor ki nefsimden de fazla severim. İşte şimdi kemale erdin diyor. Bu biraz uzun bu diyeliklik, kısacası da söyledim. Demek ki o kimse Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretleri nefsinden de fazla sevecek. O zaman kemale erdin diyor. Bir kim, başka bir hadis-i şerifte bir kimse beni diyor. Bütün gözünün gördüğü annesinden, babasından, eş ve çocuklarından fazla sevmedikçe imanı kemale ermez diyor.
Şimdi bir sahabeye verilen öğütler bunlar. Ama bir de işte Veysel Karani hazretleri var. Ümmetin içerisinde bu konuda böyle hani o da peygamber hırkasına hani sahip oldu ama sahabe olamadı. Sahabe olmaktı önemli olan. Ve yine İmam-ı Azam'ın meşhur sözüdür. Yani sahabe olmayan bir kimse sahabenin, atının, burnunun, üzerindeki terinin tozu dahi olamaz diyor. Şimdi böyle olunca bizim toplumumuz hani Veysel Karani hazretlerine böyle çok sahabelerden daha yüksek bir noktaya getiriyor. Burada sıkıntı var.
Yani bir Veysel Karani hazretleri, bir Hazreti Ebubekir'in, Ömer'in, Osman'ın, Ali'nin, Hazreti Hasan'ın, Hazreti Hüseyin'in veya son sahabe her kim ise onun derecesine varamaz. Fakat çileye rağm olmak istemeyenler, terbiyeye rağm olmak istemeyenler Veysel Karani hazretlerini örneklerler. Onun cübbesine mi mazhar olmak yoksa onun bir bakışına mı mazhar olmak?
Onun o mübarek nurlu yüzünü bir kez görebilmek mi yoksa cübbesine bakabilmek mi, cübbesini giyebilmek mi? Eğer cübbeyse söz konusu Topkapı'da var. Gidin bakın. Topkapı'daki cübbeyi mi görmek istersiniz, rüyanızda görmek mi istersiniz? Beni gören, rüyasında gören gerçekte görmüş gibidir. Bu hadis-i şerife mi mazhar olmak istersiniz yoksa cübbesini mi görmek istersiniz? Şimdi tabii bilhassa mesela bugün için söylüyorum bunu. Böyle bir üstada intisap edip, üstadın terbiyesine girip, onun normalde o yola girmek kolay bir şey değil. Nefis buna, nefse zor geliyor. Bir bakıyorsun işte bir karani zikri oluşturmuşlar.
Karani zikri. Herkes üveysi oldu. Üveysilik yolunda gidiyoruz. Şimdi, üveysilik yolunu bilseler, ondan sonra diyecekler ki, hani bu üveysilik yolu değil. Bir bölgeye gittiğimde orada bir üveysi şeyhi varmış, ziyaret etmek istemiş. Geldi bizim ders yaptığım yere. Biz üstadımızdan öyle gördük. Ben oturduğum koltuğu ona böyle şey yaptım. Buyurun oturun dedim. Ben de aşağı oturdum. Böyle bir ahkam kesiyor ona o sana. Sustum. Bir sor sorabilir miyim dedim. Tabii dedi. Bize öğretilen şu dedim. Yani bir kimse üstadlık seviyesine geldiyse, onun bir icazeti olacak.
Ona bir şeyh, onun şeyhliğini ilan edecek. Yetiştirdiği bir şeyh, yani bir şeyh onu yetiştirmiş ya, onu ilan edecek. Bir de onun icazeti olacak. Bu işin dedim, kuralı bu. Sizin şeyhiniz kimdir dedim. Biz üveysiyiz dedi. Üveysiliğde şeyhlik yok dedim. Bu kaldı şimdi. Nasıl yani dedi. E dedim, üveysilik şu, benim bildiğim dedim. Bir kimse istihariler yaptı, istişareler yaptı. Böyle naçar kaldı, dağın başında. Bir şeyh yok. Hani gidebileceği bir durum yok. Ona rüyasında geldi, Veysel Kara Nazletleri ders verdi. O zaman o kimse üveysi olur. Rüyanızda Veysel Kara Nazletleri'ni gördünüz mü dedim ben.
Bu durdu. Görmediği rüyayı görmüş gibi onu söyleyen dedim, Allah'ın lanetine uğrar. Dikkat edelim dedim, görmedim dedi. Görmeden nasıl şeyh oldunuz dedim. Üveysi şeyh olmuş. Bu kaldı şimdi. Dedim bizatihi Veysel Kara Nazletleri gelip size ders verdiyse yine şeyh değilsiniz dedim. Bir şeyh buluncaya kadar o dersi çekersiniz.
Bir şeyh bulduğunuz anda dedim, o şeyhe intisap etmeniz gerekir dedim. Ancak dedim, bir mürşidi kamilin dersini aldınız. Orada dedim, yani hak esmasına kadar geldiyseniz, size dedim bir şeyh lazım olmayabilir. Ama orada kalırsınız dedim. Oradan ileri gidemezsiniz. Dedim, böyle bir haliniz oldu mu? Hayır dedi. Dedim, kusura bakmayın. Hani siz dedim, yol kesicilerdensiniz. Bir canı sıkıldı, bir bozuldu. Ondan sonra, hani onun da sebebi ziyareti, hani bize intisap etmiş. Öyle hani lafın arasını onu da söyledi. Yani biz dedim, intisap etmekten dedim, gocunmayız. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bize git şuraya intisap et.
Şuna git bağlan diyorsa biz dedim, haydi haydi bağlanırız. Bizim böyle bir derdimiz yok dedim. Böyle bir şeyimiz yok. Şimdi böyle olunca, hani iş bu noktaya gelince, yani evet, Veysel Karhan Hazretleri mübarek bir insandır. Sahabe değildir. Veysel Karhan Hazretleri gerçekten, hani maneviyatı yüksek bir kimsedir. Evet, ama sahabe değildir. Böyle olunca, sahabeye verilen öğreti var. Yani sahabe, savaş meydanında babasını öldürmek zorunda kalmış. İmtihanın en acısını yaşamış. İmtihanın en acısını yaşamış. Şimdi, babasını öldürmek zorunda kalan sahabe mi her şeyden geçti, Veysel Karhan'ı mi? Yani normalde Medine'ye hicret eden ve ilk şehitlerden olan mı annesinden, babasından geçti, Veysel Karhan'ı mi?
Sahabe çok zengindi Mekke'de. Yakışıklıydı, boyu posi yerindeydi. Yürüdüğü zaman, Kureyş'in kızları kendini sokağa atıyordu. Beni nikahına al diye. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onu Medine-i Münevvere'ye gönderdi. Medine'de İslam'ın yayılmasına, en büyük etken, kimdi? Musab bin Ümeyr bıraktı, annesini Mekke'de bıraktı.
Annesi, tabiri caizse bugünkü tabiriyle, açlık grevine gitti. Bırak dedi Muhammed'i. Ne dedi ona? Bin tane canın olsa, önümde dedi teker teker bin tane canını alsalar, buna ben şahit olsam dedi, vallahi de, billahi de, ben Muhammed'i Mustafa'yı bırakmam dedi. Hangisi kıymetli acaba? ve o zengin Musab bin Ümeyr, şehit olduğunda, üzerini örtecek elbisesi yoktu. Ve Medine-i Münevvere dedi, zengin olmadı din anlatıyorum diye. Şehit olduğunda sahabeler geldiler, dediler ki ya Resulallah, bacaklarını örtüyoruz, göğsü açılıyor, göğsünü örtüyoruz, bacaklar açılıyor. Ne yapalım dediler, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem olduğu gibi gömün dedi.
Başında Hüsis'i bekleyen ve başında gözlerinden yaş inen Musab bin Ümeyr, Hz. Peygamber'in, hangisi kıymetli acaba? Şimdi biz Musab bin Ümeyr'i unutacağız, Veysel Karani'yi sahabelerden üstün tutacağız. Bu akait noktasında da sıkıntılı. Bakın burası akait noktasında da sıkıntılı. Şimdi bir kimse kalkıyor, Veysel Karani Hazretlerini sahabeden üstün tuttuğu anda, akait olarak sıkıntıda. Siz sahabenin fazilet noktasından fazileti sıralıdır, Hz. Öbübekir, Ömer, Osman, Ali, Hz. Hasan, Hüseyin sıralıdır. Cennetle müjdelenen sahabeler sıralıdır.
Siz diğer sahabeleri dahi ondan üstün tutamazsınız. Üstün tutarsanız, İmam-ı Azam'a göre sıkıntı var, fıkıh-ı ekberde geçer bu. Siz o fazilet sıralısını değiştiremezsiniz. E şimdi ümmet cahil, din cahili, bir bakmışsın, şeyi, Veysel Karani Hazretlerini bütün sahabenin üstünde görüyor. Yanlış.
O yanlış olduğunda farkında değil veya farkında biliyor veya bilmiyor. Bu şuna benziyor. Bir kimse Hz. Geylan Hazretlerini çok seviyor, iyi. Geylan Hazretleri muhakkak Veliyullah'ın piri, eyvallah. Ama onu sen sahabeden üstün göremezsin ki. Veya bir kimse üstadını, pir efendilerden üstün görüyor. Üstün göremezsin ki. Veya o şeyh denilen kimse de kendini, pir efendilerden yukarıda gösteriyor. Yapamaz ki. Sıkıntılı işler. Ama ümmet-i muhammet bu çarpıklığın içerisinde bocalıyor. Allah bizi affetsin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin.
Ya Rabbi, hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş peygamber efendilerimizin ruhlarına. Amin. Cihari yari güzin efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık, Ömerül Faruk, Osmanizin Nureyn, Ali el-Murtaza radiyallahu anh Hazretlerinin ruhlarına. Aşeri-i Mübeşerenin, Evladı Resulullah, Zevce-i Resulullah, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, 72 şühedanın, Şehid-i Kerbela'nın ve bütün şühedanın ruhlarına. Tüm ashabı Resulullah Hazretlerinin ruhlarına. İmam-ı İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hambeli ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarına ayrı ayrı hediye eledik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Peyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi.
Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet El Rifai, Seyyid Ahmet El Bedevi, Seyyid İbrahim Dusiki, Şeyh Ebu Leseneşşazeli, Şahı Nakşibenni Muhammed-i Bahaddin, Şahı Mevlana Celaleddin Rumi, Şahı Hacı Bektaş Veli, Şahı Hacı Bayram Veli, Mehmet Muhittin Üfretleri, İftade, Veysel Karani, Muhyiddin Arabi, Niyaz-ı Mısri ve bütün Pir ve Piran Efendimizin ruhlarına da ayrı ayrı hediye eledik.
Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Peyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir fatihah-i şerife. Amin.
Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, geçmiş üstadlarımızdan, Abdurrahim Ettantavi, Abdurrahimen Nişavi, El Haç El Hafız Ebu Bekir Sıddıkı Çorumi, Hacı Ali Aydan Efendi, El Haç Çorumlu Mustafa Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Kaçuni Dergahı'nın, Kabbaşi Dergahı'nın, ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına. Ya Rabbi bilhassa üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine, Ced ve dadalarının ruhaniyetlerine, yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, bütün derviş kardeşlerimizin ve ümmeti Muhammed'in ruhaniyetlerine, Turuk Aliye'den, akraba ve talikatlarımızdan geçenlerin ruhlarında hediyeledik.
Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, ve ezatlarının, himmetlerinin, şefaatlerinin, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin ve selamun alel mürselin ve aleyhim elhamdülillahi rabbil alemin. Euzü billahi minneşşeytanirracim, bismillahirrahmanirrahim. Eftali zikir fa'la mennehu La ilahe illallah La ilahe illallah El-Fatiha ma salavat Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala halli muhammedin.
Amin Ejimayin Destur

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi