Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 5 Temmuz 2024 · 36:26
Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak bizleri ve bütün Ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip hakça yaşayan, batıl batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim nerede Ümmet-i Muhammed'e zulmedenler varsa hepsini kahre perişan eylesin. Zulmedenlerden Cenab-ı Hak intikamımızı alsın, İsrail'i dağıtsın, Yahudileri dağıtsın, Siyonistleri dağıtsın, düzenlerini kendi başlarına geçirsin, yerle yeksan eylesin, Çin'i dağıtsın, Müslümanlara zarar verenleri dağıtsın, Hepsinin de burunlarını sürtsün, Mehtaların gelmesine vesile eylesin, Tez zamanda Müslümanları bu zelilden azizliğe çevirsin.
Nisap miktarı altına olan biri zekatını altına olarak mı vermeli yoksa TL cinsinden de verebilir mi? Hesaplayacak hesaplayarak TL cinsinden verebilir. Bütün zekat verilecek mallarla alakalı aynı sistem olabilir sadece altın değil. Mesela bir kimse başka bir ürün alıp satıyor ticaret malı olarak herhangi bir ticaret malı olduğu onu aldığı fiyattan ama altının günlük değerinden diğer ticaret malları aldığı fiyattan hesaplayacak ona göre TL olarak karşılığını verebilir.
Namazda dua etmek, zikir çekmek doğru mu? Bir tek normalde kunut var vitir namazlarında. Normalde bir de sabahları kunut var. Genelde hanefiler bunları uygulamazlar ama diğer mezhepler, maliki, hanbeli uleması sabah kunut yapar. Yani sabah namazını, farzını kıldığında son rükudan kıyama kalkınca kunut yapar. Yani dua okur.
Aynı şey vitirde de alakalı. O normal ama hanefiler bir tek vitirde kunut duası okumuşlar. O yeterli kalmış hanefilerce. Sabah kunut yapmamışlar hanefiler. Ama maliki hanbeli uleması yapmış. Bir kardeşimiz trafik kazası geçirdi kendisi için ve ailesi için. Dua eder misiniz? Rabbim tüm ümmet-i Muhammed'in dertli olanlarına derman eylesin. Sıkıntıda olanların sıkıntılarına def eylesin. Müşkülatı olanların müşkülatlarına hal eylesin. Ecmai. Birkaç soru alabiliriz. Efendim, bir sufi bağlı bulunduğu yolu ve bağlı bulunduğu üstadını peygamberi bir metotla halka karşı en iyi şekilde nasıl anlatır? Evet. Bu şimdi sufilik denilince şahsın kişisin, kişiye özel bir yol oluyor.
Öyle olunca normalde yolu kabullenen olur, kabullenmeyen olur. Herkesin kendince böyle bir anlayışı, bir idraki vardır. O yüzden sufiler genelde eski sufiler yol anlatmazlar, din anlatırlar. Çünkü o yolu anlatmak insanın kendisine ait bir şeydir. Hani meslek insanın bu konuda kendini ilgilendiren bir şeydir. Bir başkasını anlatırken, sufiliği anlatmak, yol anlatmak çok bence doğru bir metot değil.
Biz bir sufi ahlakıyla, Kur'an ve sünnete bağlılığıyla insanlara kendince doğru istikamette durunca en büyük nasihat o olmuş olur. ve en güzel tebliğ de o olmuş olur. O kimse bundan etkilenir, etkilenince de ona hani ondaki bu nurun, ondaki bu halin, ondaki bu tavrın nereden kaynaklandığını sorarsa, o zaman o da ona kendisinin bir sufi topluluğa gittiğine dair böyle bir şey tebliğ edebilir, söyleyebilir.
Şimdi genel anlamda biraz böyle şeyh enflasyonuyla, tarikat enflasyonu var. Hatta bu daha da ileri, insanlar bu yolu biraz istismar ediyorlar. İstismar edince de bütün herkes seni de aynı istismarcılardan belliyor. Yani normalde bakıyor, bütün kendisini tarikat, cemaat olarak isimlendirenler ortalığa dilenciliğe çıkmışlar. İşte kendilerince, kendilerince dilenecek bir yol bulmuşlar. Şu anda İslam dünyasının en büyük handikaplarından birisi bu. Cemaatlerin, tarikatlerin veya dini oluşumların ne yazık ki istikametlerinin doğru olmayışı, amaçta sapmalar olması, araçların amaç haline gelmesi. Yani araçları amaçlandırınca bu sefer ne yazık ki sapmalar oluyor, ne yazık ki istismarlar oluyor, ne yazık ki yol dediğimiz şeylerde ifsatlar oluyor, bozulmalar oluyor.
Böyle olunca da hani yolu anlatmaktansa biz insanlara Kur'an ve sünneti anlatalım, biz insanlara doğru dini aktarmaya çalışalım. Biz onun yaşantımıza onu biz tatbik edersek o zaman etrafımızdaki kimseler bizdeki doğruluğu, iyiliği, güzelliği, ince ahlakı olması gerekeni görürse o zaman o zaten kendince hani nereye gidiyorsunuz, ne yapıyorsunuz? Kendince onu sorar. Yok sen dinini yaşarken, normalde doğru yaşarken sana kimse bir şey sormuyorsa, nereye gidiyorsun, ne yapıyorsun demiyorsa kendine bak. Neden? Yani o zaman senin halin, tavrın, tarzın diğer etrafındaki insanlardan farklı değil. Farklı olmuş olsaydı diğer insanlar senin yolunu soracaktı, sen neden farklısın diyecekti, sen niçin herkes gibi değilsin diyecekti, herkes gibi niçin değilsin sen sünnet ahlaka tabi oluyorsun, herkesin alay ettiği şeye sen alay etmiyorsun, herkesin güldüğü şeye sen gülmüyorsun, herkesin makul gördüğünü sen makul görmüyorsun,
etrafındakiler atıyorum, işten kahitermeyi makul görüyor, sen görmüyorsun, rüşvet almayı makul görüyor, sen almıyorsun da makul de görmüyorsun örneğin. Şimdi bir çalışan arkadaşa dedim ki, sen işine tam saatinde git, işine tam saatinde gidiyor, hatta beş on dakika önce gidiyor, hatta bir müddet bana her sabah self atıyor. Bu beni disiplin ediyor diyor, iş yerinden fotoğrafını çekiyor atıyor bana, ben de her sabah ona mübarek olsun, aferin böyle ol diyorum, şimdi o ayakta ben de ayaktayım. En sonunda müdür bunu çağırmış, senin maksadın ne demiş, sen böyle herkesten beş dakika önce geliyorsun demiş. Çünkü müdür dokuz buçukta geliyor, elemanlar da dokuzda geliyor, herkes birbirini idare ediyor, herkes birbirini idare ediyor.
Bu da demiş ki ondan sonra, kusura bakmayın demiş, ben çalıştığımın helal olmasını istiyorum demiş, bizimki haram demiş. E sonuçta mesaiyeye demiş, siz dokuz buçukta geliyorsunuz, elemanlar dokuzda geliyor demiş, devletin sizden bir buçuk saat alacağı var demiş. Bunu her gün hesapladığınızda demiş, devasa bir alacak çıkıyor demiş, ben o yüzden vaktinde geliyorum demiş. Ona demiş ki ben sana izin veriyorum, bundan sonra sen de demiş dokuzda gel herkes gibi, demiş sizin buna hakkınız yok, ben o yüzden ben yine demiş sekiz buçukta işimin başına geleceğim. Bu sefer orada istenmeyen insan oldu bir müddet, evet kimse selam vermedi, kimse görüşmedi, bana yazıyor her gün, bunu dedim herkes harama alışmış orada.
Hani bazen bu hadis-i şerif çok hoşuma gider benim, hani ruhlar aleminde birbirlerini sevenler, birbirlerini tanışanlar, bu dünyada da birbirlerini severler, tanışırlar. Onlar birbirlerine aşinadır çünkü, mesela münafık münafığa aşinadır, sufi sufiye aşinadır, kafir kafire aşinadır, kafir kafiri görür, kendinden bir parçaymış gibi sarmaşır onu. Ya münafık münafığı görür, çok iyi anlaşır onunla, cimri cimriyle anlaşır, cömert cömertle anlaşır, seven üstadına aşik bir kimse, üstada aşik olan kimseyle anlaşır. Hele hele sevenle anlaşmaz, hele hele sevene de üstadına aşik olan kimse ağır gelir. Hani üstadına motu motu tabi olan vardır, ona bakar, ya böyle de tabiyet olur mu ya, ne demek istedi belli değil mi?
Bu tabiyet değil, bu nefis yapıyor der, neden? O çünkü o kadar tabi değil. O yüzden bunlar ayağını sabit ede, ruhlar aleminde birbirlerini sevenler burada da sevecekler. Münafıklar bir yerde toplanacak, münafığın içerisinde müminin ne işi var? İşte müminler de normalde Müslümanlar da kendi içlerinde ayrılırlar, bölünürler. O yüzden normalde sen Kur'an ve sünneti orada ve ahlakını orada yaşarsan ayrışırsın. Bu sefer Cenab-ı Hak onun kalbine bir hidayet nuru verecekse, o sana sorar. Ne yapıyorsun? Nasıl ediyorsun? Veyahut da işte durumunu, ahvalini onun yolunu, yordamını sorar. Ama sen herkes gibi davranıyorsan, senin özel bir yolun yok.
Kendi kendine ben bir yola gidiyorum, ben Sufi'yim filan deme. Yok. Neden? Herkes gibisin. Düğün dünbek sende de düğün dünbek. Herkes çıplak sende çıplaksın. Herkes giyinik sende giyiniksin. Namazı terk ediyor, sen de terk ediyorsun. Değişen bir şey yok orada. Hani bu çalışılan yer bir fabrika olabilir, resmi daire olabilir, bir adamın kendi dükkanı olabilir, kendi işi olabilir. Değişmez bir şey. O kimse çünkü tavrıyla, tarzıyla, ahlakıyla, davranış biçimiyle mesajını verecek. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri mesajını yaşayarak verdi. Sahabe yaşadı. Hani bazen derslerde diyorum ya, Vallahi de, billahi de, tillahi de, sahabe, Kur'an-ı Kerim'i sizler kadar bilmiyordu.
Sahabe bu kadar hadis bilmiyordu. Hatta bir çıt daha ileri söyleyeyim, sahabe belki de bizim kadar zikrullah da yapmıyordu. Sahabe böyle bütün hepsi de dini bizim bildiğimiz kadar bilmiyorlardı. Ama sahabede şu vardı, sahabe tabiri caizse muhteşem bir İslam yaşıyordu. Yaşıyordu. Yani bir ayet-i kerime onlara yetiyordu. Tamam bitti.
Bir peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir şey söylemiş. Tamam bitti. Bir daha oraya geri dönmüyorlardı hiç. Ve öğrendikleri her şeyi motomat yaşıyorlardı. Biz şimdi öyle değiliz. Bizim ilkokula giden çocuk bu hadis sahih mi değil mi diye soruyor bize. Öyle olunca da biz etrafımıza biz hani bir mesaj veremiyoruz.
Bir de en büyük handikap şu. Yani bu acı bir şey. Müslümanlar bilhassa biz iğneyi değil çuvaldızı kendimize batıralım, ehli sufi, ehli tarikat doğru bir sınav veremedi. Cemaatler, benim nazarımda cemaatler, tarikat, siyasi partiler bu toplumda sınıfı geçemedi. Sınıfta kaldı. Sınıfta kalınca da herkesin bakış açısı.
Zaten İslam'a karşı soğuklar, zaten Müslümanların açığını gediğini bekliyor. Münafıklar ve ehli küfür ve fasıklıkta durdurak bilmeyenler böyle bir şey bekliyor. Açık bekliyor. Biz komple, biz de dahil edelim kendimizi. Yani komple cemaatler, tarikatlar, siyasi partiler, hocalar, alimler biz doğru bir imtihan veremedik. Biz bu sınavı geçemedik. Komple topyekun. Topyekun de suçluyuz. Topyekun suçluyuz. Kimimiz paraya bozuldu, kimimiz makama bozuldu, kimimiz mevkiye bozuldu. Kimimiz birine haksız, hukuksuz, arsız, ne yazık ki hadsiz, hudutsuz işlere girdik. Biz bu noktada şeytan bizi aldattı, nefis bizi aldattı, dünya bizi hepimizi aldattı.
Ve gelecek nesillere biz doğru bir din anlayışı, doğru bir din yaşantısı, doğru bir tarikat, doğru bir cemaat, doğru bir yol miras olarak bırakamadık. Böyle olunca da bizim etrafa verebileceğimiz çok bir şey kalmadı. Bu acı bir şey. Gerçekten acı bir şey. Ama verebilirim. Çünkü insanlar artık şöyle görüyorlar. Yani ben bunu kendi nefsimde 35 yıldır yaşıyorum. Kendi nefsimde yaşıyorum bunu. Yani yeni gittiğim bir sohbet toplantısında, yeni gittiğim bir yerde bunu yaşıyorum. Ve hala da zaman zaman gittiğim sohbetlerde şunu söylemek zorunda kalıyorum. Biz bir şey isteyenlerden değiliz. Sizden ben ölünceye kadar hiçbir şey istemeyeceğimi taahhüt ederim.
İşte bunlar söylenecek sözler değil ama söylemek zorundasın. Ben hala da ticaret yapıyorum. Kendi ihtiyacımı kendim görüyorum. Kendi masraflarımı kendim görüyorum. Bir gün gelip de size pamuk eller cebe demeyeceğim. Ya bunlar söylenecek sözler değil. Artık kendi kendime ben bile utanıyorum buna. Ama bunu söylemek zorunda kalıyorum. Otuz kusur yıldır. Neden? Çünkü herkes, bir cemaat, bir tarikat, bunun adına ne derseniz deyin. Bir gün para isteyecek sizden. Bir gün para toplayacak sizden. Bir gün isteyecek ya, bu açıdan, bu gözden bakıyor. Böyle bakıldığı müddetçe cemaatlere, tarikatlara, siyasi partilere, siyasi oluşumlara Sizin orada anlatabileceğiniz çok fazla bir şey kalmıyor.
Ancak yaşantınızda, halinizde, kendinizce böyle bir ışık olabilirseniz gerçekten Eyvallah ama öbür türlü gerçekten çok zor. Bir de enteresan bir şey. Hani ben bunu söylüyorum, Müslümanların parasıyla rahatına dokunmayacaksın diye Bir de dokunanlar bazıları tarafından da kıymet atfediliyor. Yani dokunacak ona, para isteyecek. Para isterse ona daha makul geliyor. Para istemezse ona şüpheli bakıyor. Bunda bir şey var muhakkak. Neden? Bu bedava çünkü. Bedava olunca ona şüpheyle bakıyor. Sanki bedava ya içinde zehir var sanki. Değil öyle bakıyor. Bunun gibi normalden bu çok acı bir şey. Çok çok özür dilerim. Ama gerçekten Türkiye'de veya dünya üzerinde dini tarikatların, cemaatlerin söyleyebileceği çok fazla bir şey kalmadı.
Bu ne yazık ki içimizdeki çürük elmalardan. Düşünebiliyor musunuz? Afrika'dan. Yani bunu söylemek istemiyorum. Çok özür dilerim ama. Yani benim numaramı tespit edip, Afrika'dan benden para isteyen Müslümanlar var. Yardım. Yani yolunu bilmem, yerini bilmem, telefonuna bakıyorum, ülkesini buluyorum oradan. Hani ülke kodlarından. Müslümanlar bu hale gelmiş. Ama mesela işte geçenlerde internet haberi. Ne bilmem ne derneği. Bilmem nerede kuyu açacağız diye. Herkesten para toplamışlar. Başkalarının açtığı kuyuları kendi tabelalarına çektirip milletten para toplamışlar. E bu da tespit edildi. Bakın bu hale geldi. Böyle bu hale gelen bir toplumda sizin o karşı tarafa bir şey anlatmanız sözde mümkün değil artık.
Ancak davranış, fiiliyat, ahlakla onlardan farklı oldunuz. Yani onlar dedim kim? Yani Müslümanım diyor ama dini bir yaşantısı yok. Müslümanım diyor haram olarak biliyor, yiyor ama. Müslümanım diyor gıybet de diyor, dedikodu da ediyor, iftirat ediyor. Mesai saatlerine dikkat etmiyor. Aldığına sattığına dikkat etmiyor. Yediğine içtiğine dikkat etmiyor. Davranış biçimine dikkat etmiyor. Eşi ile olan davranışları kadın erkek hiç önemli değil farklı. Çocuklarına karşı farklı. Anne babasına farklı. Kayınvalide kayınpederine farklı. Hepsinde farklı. Yani insanlar, çok özür dilerim bunları böyle konuşuyorum ama. Yani insanlar Müslümanlardan çekiyor ne çekiyorsa. Bu acı bir şey.
Bu acı bir şey. Dervişleri dinliyorum, diyorum ki içimden. Ya ben boşuna anlatıyorum bu insanlara. Ne yaptı? Yani kadına bakıyorsun serkeş. Kocasını dinlemiyor. Dinlemiyor. Adama bakıyorsun adam serkeş. Karısına gayri İslami davranıyor. Çocuklarına öyle davranıyor. Çocuklarına bakıyorsun anne babayla kavgalı. Anne babaya küs. Konuşmuyor annesiyle babasıyla. Ne olmuş da onun eşine yan gözle bakmışlar. Ya ne olduysa oldu.
Git annen baban senin diyorum ya. Bir çocuk annesine babasına küsermi? Küsüyor. Bir de derviş bu. E anne baba çocuğuna küsermi? Küsüyor. Bir de derviş. Bir de bana soruyor. Ben diyor normalde salıma dahi yapışmasını istemiyorum diyor. Doğru mu söyledim diyor. Ya affet diyorum ya. Çocuğun değil mi senin? Senin evladın diyorum ya affet. Yok öyle değil. E çocuklar zaten anne babayı dinlemiyor şimdi. Dinlemiyor. Hepinizin var evlatları. Mot a mot dinlemiyor. Kim ister evladının haram işlemesini?
Hiç kimse istemez. İşliyor çocuklar. Dinlemiyor annesini babasını. Ben annenin babaları suçlamıyorum. Toplumun geldiği nokta bu. Herkes etkileniyor bir şeylerden. Çocuğu okula gönderiyorsun. Eğitim görsün diye. Örtülüyse çocuk geliyor. Ben neden örtünüyorum diyor. Bütün arkadaşlarım açık diyor. Bitti. Erkeklere namaz kılın oruç tutun hepsine diyorsun da. Okula gidiyor çocuk okulda bozuluyor. Namaz da kılmıyor. O yüzden her tarafımız dökülüyor. Rabbim cümlemizi toplasın.
O yüzden diyorum derslerinizde devam edin. Zikirlerinizde devam edin. Gerçekten biz cümlemiz hepimiz. Hepimiz her an dağılabiliriz. Bu vahşi deccalist sistem hepimizi yutabilir. Hepimizi. Dünya, makam, mevki, gösteriş, şataat, şatafat, nefis, şeytan. Her an için bizi yıkabilir. Her an için yutabilir. O yüzden farzlara sımsıkı yapışalım. Nafilelerle Allah'a yaklaşmaya gayret edelim. Allah'ı zikredelim. Çok tövbe edelim. Yolumuza sımsıkı yapışalım. Sakın ha! Ben dağılmam diye düşünmeyin. Herkes dağılır. Herkes dağılır.
Hepimiz kanabiliriz bir şeylere. O yüzden kendimizi disiplinli kılalım. Evet anlatma noktasını da yaşayarak anlatalım. En doğrusu bu. Biz etrafımıza yaşayarak ölçü olalım. Örnek diyorum. Bir baba düşünün. Kendi çocuklarını evde zulmediyorsa o çocuklarına din anlatabilir mi? Bir anne çocuklarına din anlatabilir mi? Bir anne çocuklarına zulmediyorsa, kocasına zulmediyorsa, kocasını dinlemiyorsa o çocuklarına din anlatabilir mi? Anlatamaz. Anlatamaz.
Sizin elinizden tesbih düşmesin. Elinizde tesbih. Zulmediyorsanız etrafa. Ne anlamı kaldı? Kadın elinde tesbih, böyle elinde tesbih uyukluyor. Ne kadar güzel takva. Allah'a dua et uyuklasın. Uyandığında zulmediyorsa ortalığa. Uyandığında zulmediyorsa dua et Allah'a uyuklasın o. Hiç uyanmasın. Aynı şey. Toplumumuz ne yazık ki bu noktada. Rabbim cümlemizi affeylesin. Fitne çıktığı zaman at binen insin, koşan yürüsün, yürüyen dursun, duran otursun. Bu anlatılmak istenen nedir? Evet. Siz bir kötülüğü gördüğünüzde elinizle, o da mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse kalben buğz ederken önlemeye çalışın.
Fitneyi başka türlü durduramazsınız. Öyle bir fitne olur. Öyle bir fitne olur. Artık böyle kendinizden ümidinizi kaybedersiniz. O zaman evden dışarı çıkmayın. Eyvallah. Bu hadis-i şerif. Fakat normalde bu hadis-i şerifler Müslümanları cihattan, kötülükleri durdurmaktan, kötülüklerle mücadele etmekten tembellik ettiren, geri döndüren hadis-i şerifler. Doğru yorumlanmıyor bunlar. Biz buna metin olarak bakıyoruz. Fitne çıktığı zaman at binen insin. Haydi koşun evlerinize. O zaman buraya da gelmeyin. Fitne ortalıkta çünkü. Fitne ateşi sarmış, dünyayı sarmış. O zaman ne yapacaksınız? Söndürmek için dahi üflemeyecek misiniz? Söndürmek için tükürünüz varsa tükürmeyecek misiniz?
Yok kardeş, evet fitne o hale gelirse, o hale gelirse, o zaman gücümüz de yoksa hareket edecek, otururuz evimizde. Bu bedende bu nefes var ise, ölünceye kadar kötülüklerle mücadele edeceksiniz. Ölünceye kadar dinsizlikle, imansızlıkla, namussuzlukla, şerefsizlikle mücadele edeceksiniz.
Ölünceye kadar, ölünceye kadar kafirlerle, münafıklarla, mürtedlerle mücadele edeceksiniz. Ölünceye kadar hak yolda hakkın sesi olacaksınız. Mücadele edeceksiniz. Mücadele edeceksiniz. Ölünceye kadar savaşmakla emrolunmuş bir peygamberin ümmetiyseniz, yeryüzünde la ilahe illallah hakim oluncaya kadar savaşmakla emrolunmuş bir peygamberin ümmeti gibi dimdik ayakta yürüceksiniz.
Evet fitneye bulaşmayacaksınız. Fitne ne? Kur'an ve sünnetin dışındaki her şey. Kur'an ve sünnetin dışındaki her şey fitne. Eyvallah. Biz ümmet-i Muhammed olarak bütün insanlığa, bütün insanlığa hak götürecek, adalet götürecek, bütün insanlığın şerefini, haysiyetini kurtaracak bir ümmetiz. Hangi noktada olursak olalım hakkı tebliğ etme, hakkı yaşama mecburiyetimiz var.
Paramız, pulumuz, makamımız, mevkiimiz, rahatımız, şanımız, şöhretimiz ne olursa olsun. Biz hak ve hakikati yaşayıp tebliğ etmekle mükellefiz. Fitne oradan çıktı deyip de evde pısırık Müslümanlar, pısırık insanlar gibi evde saklanacak müminlerden değiliz. Yok. Biz bir yerde ateş varsa onu söndürmek için mükellefiz. Bir yerde haksızlık, hukuksuzluk, arsızlık, uğursuzluk varsa biz onunla mücadele etmekle mükellefiz. Hele biz sufiler, biz sufiler Allah için canından, malından, Allah için rahatından, nefesinden, Allah için nülksünden, şataatından, şatafatından bir kalemde, bir kalemde vazgeçip Allah'a koşacak olan zümreyiz. Bir fitne varsa bir yerde biz o fitneyi durdurmakla, fitneyi söndürmekle mükellefiz.
Yok zorlukları görüp diyansın deyip, şimdi fitne zamanı deyip oturacaklardan değiliz. Ben değilim. Nefesim olduğu müddetçe, sağlığım müsaade ettiği müddetçe ben koşmaya namzetim. Üç kişi de olsa, bir kişi de olsa onları gidip hakkı ve hakikati anlatmaya namzetim. Seve seve, koşa koşa. Fitne zamanı otur. İyi, güzel. Var hadis-i şerif doğru, sahih mi? Sahih, evet. Evet zayıf olanlar, mücadele edemeyecek olanlar, parasını, malını, mülkünü düşünecek olanlar, rahatını düşünecek olan, çoluğunu, çocuğunu, kadından ayrılamayacak olanlar, evlerinde otursun fitne zamanı deyip kendi kendilerine iştahat etsinler, evde oturma zamanı desinler, evde otursunlar, bol bol ne o televizyon izlesinler, oyun oynasınlar, bol bol boş muhabbet yapsınlar, goy goy yapsınlar.
Otursun hanımınla ilk evlendiği günden önce hanımının teyzesinin, dünürünün, dünürünün bilmem nesinin ne yaptığını konuşsunlar. Olmadı canları sıkılsın, bir de evde dövülsünler, kavga etsinler, barışsınlar, bir daha dövülsünler. Fitne zamanı ya lan, fitne evde. Senin rahatın fitne, senin paran fitne, senin araban fitne, senin evin fitne, senin kıyafetlerin fitne, senin makamın fitne, senin mevkin fitne, senin siyasetin fitne, senin devletin fitne. Haydi nereye dolaşıyorsun, araban kapının önünde duruyor, Allah yolunda gidiyor mu araban gitmiyor, fitne, evin duruyor mu orada duruyor, evin Allah'ın zikrini açık mı değil, fitne. Senin elbiselerin gösteriş için dolapta dolu mu dolu, fitne. Senin sofran bi güzel mi güzel, fukara oturuyor mu, sofrana oturmuyor, fitne.
Fitne, ne güzel lüks evin var, var mı var, fukara giriyor mu evine, e ben yardım ediyorum, fukara evine giriyor mu? Sana yardım edip etmediğini sormadım, girmiyor, fitne. Bundan daha hala fitne var mı? Fukaranın girmediği ev fitnedir, fukaranın oturmadığı koltuk fitnedir, dervişin oturmadığı araba fitnedir, Allah yolunda çalışmayan araba fitnedir, Allah yolunda harcanmayan para fitnedir.
Cehennem ateş olarak döner sana, cehennem ateş olarak döner. Hadi biz fitneye orada burada arıyoruz, nefsimize hoş geliyor. Haa oturalım kardeş evde ne güzel, aa zikrullah. Tamam ya oldu ya Kemal Erdi. Ben gördüm onu zaten, görmüşsündür sen, ben seni görmedim yalnız.
Nasıl yani? Böyle diyor bana, ben görmedim diyor. Ne gördün? Ne gördün? Yazıyor destan gibi. Yeşillikler gördüm de, bahçede koştum da, kuş cıvıldadı da, okuyorum. Ben okuyorum, sabah namazından sonra okuyorum. Bir şey yazmıyor mu? Ardından yazıyor. Rüya yazmıştım, yorumu yok. Yani seni üzmek istemediğimden yazmadım. Yazıyorum, boş bir rüya. Kalıyor. Oturduğun yerde asıl fitne sensin. Allah yolunda koşmuyorsan, fitne sensin. Allah yolunda Allah'a koşmuyorsan, fitne sensin. Fitneyi başka bir yerde arama. Eftali zikrfâlemennâhû La ilâh El Fâtiha mâ salavat
Allahümme salli âlâ Seyyidine Muhammedine ve âlâ Hâl-i Muhammed Amin. Ecmain destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.