Üstad Mustafa Özbağ

Mustafa Özbağ Efendi Karabaş-i Veli Tekkesi - 8 Haziran 2013

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 9 Haziran 2013 · 1:38:45

Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Ehli Sufi, memleket meselelerine duyarsız değildir. Ehli Sufi, günlük ucuz politika, siyaset yapmaz. Ehli Sufi, insanları yönetmeye kalkmaz. Ehli Sufi, Kur'an'a, sünnete, insanlara, memlekete hizmet eder. Hizmettir amacı.
Ama Ehli Sufi, böyle işte fikri yok, düşüncesi yok, bir eylemi yok, bir fiiliyatı yok hükmünde değildir. O yüzden Sufilerin de fikirleri, düşünceleri vardır, iştahatları vardır. Bu noktada bizim de fikrimiz var, düşüncemiz var, iştahatımız var. Biz de bu memlekette yaşayan, bu memleketin birer bireyi, birer ferdiyiz. O yüzden bizim de memleket meselelerinde hasbelkader çok ağırlıklı, çok kıymetli de olmasa, bizim de fikir ve düşüncelerimiz olur.
Biz de onları beyan ederiz. Bu siyaset değil, bu günlük meselelerle, günlük politikalarla uğraşmak değil, bizim işimiz değil bu. Allah bizi affetsin. O yüzden bu manada, hani birkaç sohbettir, malum 3-5 ağaç için yürüdüklerini zannedip de, sonra başbakanlığa gidip ne istediklerini, başbakanın yardımcısına söyleyince, meselenin ne olduğu meydana çıktı.
Bununla alakalı ben de birkaç yerde konuştum. Yani Gezi Parkı eylemleriyle Kanal İstanbul Projesi'nin ve İstanbul'a 3. Avrupa'nın 1. en büyük havaalanının ve köprünün, 3. köprünün, aynı zamanda enerji ihalelerinin, yani enerji derken, nükleer enerji ihalelerinin ne bağlantısı var deyince, ortalık biraz, hani siz demeyin, Mevleviler günlük siyasetle uğraşıyorlar diye, değişik tepkiler alınca bunu açıklamak zorunda kaldım.
Bunun altını tekrar çiziyorum. İnsanların hakları vardır, haklı yerleri vardır, haklı yönleri vardır. Hakkı gasp edilmiştir. Bize söylenen oydu, bunların hukuki yolları vardır. Herkes hukuki yollardan hakkını arar. Bana 28 Şubat'ta öyle söylemişlerdi. Ama 5-10 tane ağaçla bu 4 projeyi bağlantılı almıyorum.
Bir tek bağlantı kurabiliyorum, kafam ona yatıyor. Bu projelerin hepsi de Türkiye'nin kalkınmasıyla alakalı. Ve bu projeleri ilgilendiren uluslararası arenada devletler var. Bu projelerden rahatsız olacak. Bu devletler kendi içerideki unsurlarla bir darbe yapmak istediler. Cenab-ı Hak bu darbeyi önledi. Hamd-ı senavsun, halkın sağduyusu, insanların sağduyusu, sufilerin duası, zikri darbeyi önledi. Bu bir darbe. Her türlü darbeye kayır. Karşıyım, karşı olacağım. Allah bizi affetsin. Sessiz zikiri açıklar mısınız? Toplu halde yapılan sessiz zikir hakkında bilgi verir misiniz? Daha önce sessiz zikiri kimler yapmıştır?
Bazı kişiler sessiz zikirin sakıncalı olduğunu söylüyorlar. Sessiz olması gerektiğini söylüyorlar. Gizli olan zikir makbul diyorlar. Yorumlarınızı alabilir miyim? Zikrin iki yapılış şekli vardır. Birisi cehridir, birisi de hafidir. Hafi zikir, gizli zikir değildir. Zikrin gizlisi yoktur çünkü. Müslümanlar Allah'ı gizli zikretmezler.
Allah'ın nasıl hem batın sıfatı, hem zahir sıfatı var ise ve zahir sıfatı nasıl tecelli ediyorsa her şeyin zahire dönük bir tecelliyatı vardır. Gizlinin de zahire yönelik tecelliyatı vardır. Bir şey gizli değildir yani. Sessiz zikir vardır. Sessiz zikrin de yalnız zahire yönelik tecelliyatı vardır. Gizli zikir deyince sanki saklı gizli bir yerlerde bir şey oluyormuş gibi algılanıyor. Bunlar gizli örgüt misali. Böyle bir şey yok. Sessiz zikir var. Nasıl namazın bazıları sessiz, bazıları sessiz kılınıyor. Sabah namazı sesli, cehri kılınıyor.
Öğlen namazı hafi kılınıyor, sessiz kılınıyor. İkindi namazı hafi kılınıyor, sessiz kılınıyor. Akşam namazının iki rekatı cehri, bir rekatı hafi kılınıyor. Yatsı namazının iki rekatı cehri, iki rekatı da ne? Hafi kılınıyor. Ama hafi kılınan, cehri kılınan namazlar hep önde. Akşam namazının iki rekatı cehri önde. Sabah namazı zaten iki rekat toplam farzı. O zaten sabah namazının başlangıcı da, günün başlangıcı ne olmuş oluyor? Cehri. Günün ortası ne? Hafi. Günün ortasından ileri doğru giderken de ne? Akşamla günün ortasının arası yine hafi. Akşam namazı, başlangıcı cehri, sonu hafi.
Yatsı namazı, yine başlangıcı cehri, sonu hafi. Şimdi böyle baktığımız zaman, günün başlangıcı neymiş? Cehriymiş. Günün sonu, cehriyle hafide kapanış buldu. Bu cehri zikir üstündür. Hafi zikir üstün müdür? Tartışması, cahillerin işi. Bu tartışmayı çıkaranlar, İslam dünyasında tartışacak başka bir şey kalmamış gibi bunu öne sürerler. Bu sufilerin de, Müslümanların da cahilidir. Neyi nerede konuşacağını bilmeyen, neyi nerede tartışacağını bilmeyen insanlardır. Buradan bir sonuç çıkarmaya çalışırlar. Her ne kadar cehri zikullahın evla olduğunu söyleyen bir sürü alim olsa da, ben onlara katılanlardan değilim.
Bir şeyi Allah'ın emirlerinden zikirle alakalı, hafiz zikri cehri zikullah'tan üstün tutmak, cehri zikullahı hafiz zikullah'tan üstün tutmak, çok böyle akıl karı bir şey değil. Cenab-ı Hak cehri zikullahı da emretmiş, hafiz zikullahı da emretmiş. Cehri yapan sahabeler de olmuş, hafiz yapan sahabeler de olmuş. Cehri yapan ehl-i tarikat da olmuş, hafiz yapan ehl-i tarikat da olmuş. Senin gönlün hangisine ısındı, senin gönlün hangisine yattı, sen o zikrullaha devam et. Sen o yolu kendine ram bil, o yolu kendine yol bil. Yoksa cahilin birisi kalkacak şimdi, diyecek ki, cehavi zikrullah, cehri zikrullah'tan üstündür. Hiç kimse cehri zikrullah yapmadı, ona diyeceğiz ki, biz din cahilisin sen. Hiç ayet, hadis okumamışsın.
Hiç sahabe hayatı okumamışsın. Örneğin, Hz. Ebu Bakir Efendimiz'in oğlu Abdullah diyor ki, biz sahabenin namazı bitirdiğinde, namazdan sonra yapmış olduğu zikrullahın sesini duyduğumuzda anlardık. Namaz bitti, Hz. Peygamber Efendimiz zamanında. Namazın bittiğini nereden anlıyorlarmış? Namazdan sonra yapılan cehri zikrullahın dışarılara duyulmasıyla. Demek ki Hz. Peygamber Efendimiz her namaz sonrası cehri zikrullah yaptırıp, Medine sokakları duymuş bunu. Birisinin kalkıp da şimdi işte, hafiz zikrullah üstündür demesi veya cehri zikrullah üstündür demesi, o kimsenin din cahili olduğundan. Türkiye ve ehli tasavvuf bunları konuşmayı, bunları tartışmayı geçmiş olması lazım.
Hele sufiler, entelektüel düşünmeleri lazım. İleri derecede düşünmeleri lazım. Derinlemesine düşünmeleri lazım. Bilgili olmaları gerekir. Bilgisizden sufi olmaz. Ayetten, hadisten haberi olmayan bir kimsenin sufi olmaz. Haberi yoksa, o oturur iki dizinin üzerine, haberi olanlardan sohbetleri dinler, öğrenir. Bilmeden tartışmak, bilmeden münazara etmek, bilmeden öyle değildir demek, bilmeden bu böyledir demek, insanı şeytanın kucağına iter.
Bilsen dahi, orada tartışma çıkacak, sus, bir adım geri dur sen. Tartışma, ağır başlı ol, vakarlı ol, sözü büyüklere bırak, vakarını kaybetme. Senden önce büyükler vardır, abiler vardır, bu işiyle iştigal edenler vardır. Ona soralım, ona danışalım. Onlar muhakkak bunun cevabını verirler. Tartışmanın anlamı yok. Bugün insanlar cehaletten dolayı habire tartışıyorlar. Amel etmiyorlar. Amel etseler, kendilerini kurtaracaklar. Konuş Allah konuş, tartış Allah tartış. Allah bizi affetsin. Mübarek insanlar, içimden okumam için buraya bir şeyler gönderiyorsunuz.
Buradaki cemaatin hakkı değil mi? Ben burada bir şey okuyacağım, onlar da bekleyecekler. Dışarıdaki insanlar sohbet bekliyorlar. Ben buradan bir şey okuyacağım, içinizden okuyunuz diyorsunuz. İyi. İçimden okuyacağım, dışarıdakinden ne anlayacaklar? Sakal bırakmak sünnet, fakat çoğumuz herhangi bir zararet olmaksızın tıraş oluyoruz. Bunun hükmü sünneti terk midir, yoksa bir harama girmek midir? Sünneti terktir. Bir kimsenin sakalı kökünden kazıması sünneti terktir. Bazı ulema bir sünneti yapabilecek güçte, muhtedirlikte olmasına rağmen sünneti kasten terk etmeyi haram olarak görenler var. Ama bu biraz ağır.
Böyle olunca işin rengi, şekli, şemali kaçıyor. Hanefilerin büyük bir çoğunluğu böyle düşünmemişler. Gönül arzu eder ki kimse sünneti Resulullah'ı terk etmesin. Sakal sünnetinin en uzunu da bir kabzedir, bir tutandır. Gönül arzu eder ki herkes az çok uzun kısa kendine göre bir sakal bıraksın. Ama ve lakin bunu şart koşamazsınız.
Şart koşamama sebebine İslam'ın hukuk sistemi, Darül Harp, Darül İslam meselesi girer. Darül Harp'te bir kimseni sakal bırak deme hakkına sahip olamazsınız. Mezhep taklidi yapmak caiz midir? Caizdir. Ne caiz olmasın ki? Bugün bir komşunun cenazesine katıldım. Kişiyi defnettikten sonra orada bulunanlara para ve ikram yapıldı. Doğru mudur demiş. Normalde bunun mezarlığın içinde yapılmasını ben çok hoş görmüyorum. Ama ölen bir kimsenin mirasçıları ama ölenin parasından eğer vasiyet ettiyse, vasiyet etmediyse mirasçılar kendilerine kalan miraslardan ölen kimse için hayır hasenet yapabilir, bu caizdir. Ama Bursa'da enteresan bir şey var, adet var.
Bu biraz bana tuhaf geliyor sadece. Bununla alakalı dini hüküm var. Mezarlıklarda bir şey yenmez, içilmez, caiz değildir Hanefilere göre. Zaruret kalmadıkça. Bursa'da enteresan bir şey oluyor. Yani Bursa'ya geleli 23 yıl oldu. Cenaze defnediliyor. Mezarın başında başlıyorlar şey dağıtmaya. Ne o? Cantık. Defnediyorlar, Kur'an-ı Kerim okunuyor, duası ediliyor. Amin deniyor diyor. Hemen cantık arabası, cantık kutuları, ayranlar. Habire milletin eline birer cantık, birer ayran. Mezarlığın içinde de. Kabri şerifin başında. Millet orada cantığı, ayranı yiyor. Bir güzel afiyetle.
Neredeyse masa kuracaklar. Yiyelim içelim burada. İyi ki öldü lan adam. Bu bana biraz tuhaf geliyor. Ama aklımda kalan, hatırımda kalan bir şey var. Mezarlıklarına bir şeyin yeğenip içilmesi caiz değil. Hadis-i şerif var. Ama bu nereden bu gelenek bulaştıysa buraya, buraya bulaşmış. Mesela Demirtaş'a gidiyorum cenazeye, Demirtaş'ta mezarlığın içinde değil. Onlar da mezarlığın önünde dağıtıyorlar. Öyle miydiniz? Mezarlığın içinde değil sizin. Kapıya koyuyorlar. Çıkana, o biraz daha ehven. Önceden bizim bayındır da evde olurdu bu. Millet mezarlıktan yakın olanlar tekrar eve gelirler. Taziyede bulunurlar.
Evin önüne işte masa, sandalye, bir şeyler konur. Orada insanlara helva, ekmek dağıtılırlar. Öyle değil miydi Hacı Mehmet? Şimdi helva, ekmek kalktı herhalde değil mi? Var mı şimdi bayındırda? Oysa sen de bayındırı terk ettin. Bayındırılır mı kaldı seninle? Allah selametlik versin. Dinimize göre bir ülkede yöneticilerin hatasını gördüğümüzde, hak talep ettiğimizde onlara karşı olumlu ve olumsuz düşüncelerimizi nasıl iletmeliyiz?
Evet, bu İslam dininin olduğu yerde olursa nur ala nur. Hazreti Ömer Efendimiz bir gün hutbede, bu Ömer saparsa ne yaparsınız demiş. Sahabeden birisi elinde belindeki kılıcı çıkarmış, bununla seni düzeltmesini biliriz ya Ömer demiş. Hazreti Ömer Efendimiz de demiş ki, elhamdülillah Ömer'i düzeltecek dostlar, arkadaşlar Allah'ın kulları var demiş, Allah'a amd etmiş.
Siz önce bir İslam'ı getirin de, bir İslam'ı yaşayın da, bir İslam'ı oturtturun da, ondan sonra yöneticinin hatasına, kusuruna bakalım biz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifini unutmayın. Siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz. Bir toplum düşünün, toplum hırsızsa, içinden çıkacak olan yönetici de hırsızdır. Bir toplumun dini ne kadarsa, yöneticisinin de dini o kadardır. Bir toplum ne kadar ahlaklıysa, yöneticisi de o kadar ahlaklıdır.
Eee, önce kendimize bakalım biz. Önce nefsimize bir soralım bakalım. Önce bir nefsimizi sigaya çekelim bakalım. Bir başkasını sigaya çekmek, işin en kolayı. Çıkarsınız dersiniz ki ya, bu yanlış bir adam. İyi, kendine bak bakalım bir de. Kendimize bakalım bakalım bir. Benim meşhur bir tezim vardır. İşte adım, öyle söyleyeyim. Bana ait. Ben derim ki, bu çek karnesini aldın mı sen, aldın. Bunun hukukunu kabul ettin.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde yaşıyor musun? Evet, hukukunu kabul ettin. Hukukunu kabul ettin. Suç anlayışınız ne? Devletin suç gördüğü, yasayla sabitlediği konular. Bugün içki içmek suç mu? Değil. İslam'a göre içki içmenin yasaklanması gerekir. Üretilmesinin yasak olması gerekir. Satılmasının yasak olması gerekir. Evlerinin içerisinde insanlar ne yapıyorsa yapsın. Ona bir şey İslam karışmaz.
Taşınmasının yasak olması gerekir. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hukukuna göre bu yasak değil. Hadi ne herkes sokağa dökülsün şimdi. Bunların yasak olması için mücadele etsin. Yaksın arabaları. Devirsin polis arabalarını. Ve birisi buradan çıksa, arkadaşlar içkinin yasak olması için mücadele edeceğiz. Miting yapacağız. Dediği zaman, buradaki bütün Türkiye'deki Müslümanların o mitinge katılmaları farzayın olur. Adam bir miting bildirgesi düzenlese.
Bir, Türkiye'de içkinin üretilmesinin, alınmasının, satılmasının yasaklanmasını. İki, Türkiye'de her türlü faizin haram olduğunu, faizle iştigal edenlerin annelerıyla Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günah-i kabber işlediklerinden dolayı her türlü faizin kaldırılmasını. Üç, bütün genel evlerinin ve randevlerinin kapatılmasını. Burada vesikayla çalıştırılan kadınlara maaş bağlanılmasını ve hür kılmasını. Dört, eşkare fuhuş edenlerin ve fuhuş ettikleri şahitlerle tespit edilirse veyahut da ne bileyim işte kendileri bunu beyan ederlerse katledilmelerini. Altı, cinsel istismar eden tecavüzcilerin hepsinde katledilmesi. Yedi, haksız yere insanların öldürenlerin katledilmesi.
Sekiz, namuslu insanların namusuna iftira atanlarının meydanlarda yüz sopa vurulmasını. Dokuz, homosoksel lutilik yapanların kesin olanlarının hem yaptıranın hem de yapanın asılması, katledilmesi. Böyle birisi çıksa, dese ki bunlar için miting yapıyorum, ey ümmet-i Muhammed beni destekleyin dese, bütün ümmet-i Muhammed'in onu desteklemesi farzayın.
Bunu söyleyen adamı neyle içeri atarlar biliyor musunuz? Devletin hukukunu, devletin anayasasını, devletin hukukunu ve anayasasını dini kurallar üzerine koymaktan, ömür boyu muhabbetten yargılanır adam. Ömür boyu muhabbetten.
Hadi önce kendimizi düzeltelim biz. Biz insanlar olarak, biz memleket olarak, biz başkasını düzeltmeyi çok seviyoruz. Biz kendi nefsimizle mücadele edemeyiz, evimizle mücadele edemeyiz. Çocuklarımızla, eşlerimizle, mahallemizle, sokağımızla, etrafımızla biz mücadele edemeyiz. Biz otururuz, her gün hükümet kurar, hükümet yıkarız.
Çok basit şeyler söylüyorum. Şimdi gene siyaset yapıyor diyecekler. Yürüyenler ne için yürüyor? Ağaç için değil mi? Baskı var diyorlar, şu var diyorlar, bu var diyorlar değil mi? Ben burada on yıldan beri bağırıyorum. On yıldan beri diyorum ki, arkadaşlar, kardeşler, kapitalist sistem hepinizi ve hepimizi sömürüyor. Askeri vücret alan bir kimsenin cebinde dört tane kredi kartı var diyorum.
Atın bu kredi kartlarını diyorum. Kimse yürümüyor. Türkiye'nin ilk on vergi rekortmeni bankalar. Kimse yürümüyor.
Kimse yürümüyor. Bir kampanya başlatmıyorlar. Bütün banka kredi kartlarını kıracağız atacağız. Banka kredi kartlarını, bunu açık daha ileri söyleyeyim. Bir tane Allah'ın kulu, benim şeyhim banka kredi kartlarına karşı, benim banka hesabım dahi yok. Ben banka kredi kartı kullanmıyorum. Kullanacak güçteyim demesine rağmen kullanmıyorum deyip de, kredi kartlarını gidip de bankaya iade eden yok. Türkiye'de hazinenin faizi yıllık yüzde altı kusur. Kredi kartlarına ödediniz aylık yüzde dört gecikme faizi.
Cebinizdeki kredi kartlarının aylık gecikme faizi yüzde dört. Yüzde dört. Ben ticaret yapıyorum. Oturduğun yerden yüzde dört. Kazanmıyor hiçbir esnaf. Aylık yüzde dört. Ey Türkiye Cumhuriyeti'nin evlatları yürüyün yüzde dört ödemeyin hadi. Yürümez kimse. Kılındıday kımıldatmaz. Hadi harcamayın. Almayın kredi kartlarıyla hiçbir şey.
Buna sufiler dahil. İşin en acı tarafı bu. Bunu sufilerin kullanmaması gerekirken sufiler kullanıyor. Sufilerin o beş yıldızlı otellere gitmemesi gerekirken sufiler gidiyor. Sufiler o alışveriş merkezlerinin kapısından içeri girmemesi gerekirken sufiler giriyor. Kimi düzelteceğiz biz?
Başbakanını, cumhurbaşkanını, bir bakanı düzeltmek kolay. Ona bağırmak, çağırmak, küfretmek kolay. Nefsine bağırıp, çağırmak, küfretmek zor. Başbakanı nereden çıkmaz? Uzaydan gelmedi ya. Bu memleketin içinden çıktı. Bu memleketin çocukları Fatihlere, Yavuzlara, Kanunlilere layıkmış.
Onlara layıkmış daha önce. Sonra Atatürk'e, İnenü'ye, Menderes'e, Demirel'e layık olmuş. Ondan sonra Ecevit'e, Bahçeli'ye, ondan önce Erbakan'a, Tansu Çiller'e, şimdi de Recep Tayyip'e. Onu küçümsedin, kendini küçümsedin.
Kimsenin hastalığını öne sürmek istemiyorum ama yürüyemeyen bir başbakan idare ediyordu Türkiye'yi. Yürüyemeyen, konuşamayan, 28 Şubat'ta bir milyon dolar ben bir ayda batırdım. Doların yükselmesinden ne o anayasa kitapçığı attı, öyle demediler mi bize?
Anayasa kitapçığını attı dedi, ben yaşadığımı söylüyorum. Ben bir gece de iflas ettim. Buna layıkmışız. Hiç kimse polis arabası yakmadı. Hiç kimse 300 tane sivil araba yakmadı. Yaksaydı var ya, onların 7 sülalelerini yakarlardı. 7 sülalelerini yakarlardı.
28 Şubat'ta beni götürdükleri zaman önce benim önüme çocuklarımın fotoğraflarını koyuyorlardı. Okula giderken çekilmiş, piknikte çekilmiş, eve girerken çekilmiş. Bu soruyu sorduğunuz adam oradan gelme. Biz valla, evimiz han kapısı gibiydi. Biz eve girdiğimizde bir bakıyorduk ki, yattak, yorgan, ev alabor olmuş.
Gene aranmış ev gece biz yokken. Şurada oturuyor, nafız var bak burada. Ben gece onun evine saklandım ben. Bizi bastılar ders yaparken, onun ikizleri olduğuydu. İkizlerine isim koydum ben. Ayakkabısız gittim onun evine. Camide basıldık biz, camide kaldı ayakkabılar. Ayakkabılar camide kaldı. Onun evine gittim ben, evine girdim de ayakkabısız girdim çoraplarla. Adnan'ı var bizim şimdi, Sema'nın başındaki arkadaş. Adnan, çoluğu çocuğu toparladı, eve götürdü. Evden eşya getirdi, ayakkabı getirdi. Oradan gittik biz. Biz polis arabası yakmadık. Evet, o hukuku kabul ediyorsun.
Oy attın mı? Attın. O hukuku kabul ettin. Ben 52 yaşındayım, ben iki sefer oy kullandım. Parti olarak bir sefer oy kullandım. Bir partiye. O zaman ne zamandı? Bursa'ya yeni geldiğimde 93'te mi, 94'te mi ne? Bir cephe oluştuydu. O cepheye oy attıydım o zaman ben. 92 mi 93 seçimlerinde mi ne? Bir de referanduma evet atmıştım. Zaten var yazılarım sayfada evetle alakalı. Ben hiçbir siyasi partiye oy atmadım. Atmam da. Sen attın mı oraya? Attın. Bu sistemi kabul ettin. Bağırmağın hakkın yok. Dört yıl sonra sandık önüne gelecek.
Atma. İstediğini at. Sistemi kabul etmişsin çünkü. Kimliğim ne? Türkiye Cumhuriyeti hükümeti kimliği, devleti kimliğim var. Bu hukuku kabul etmişim ben. Herkes yaksın, yıksın o zaman önüne gelen her şeyi. Ne? Hesap soracağız deseyim. Yok böyle bir şey. Anarşi yok. Onu da yaşadım ben. Kaçak yaşadım sonra bir yıl, 12 Eylül'de. Önüne gelen alıp götürüyordu adam. Her, her ihtilal, her darbe aynıdır. Biz 12 Eylül'den kurtulduk.
Bir yıl, bir buçuk yıl, iki yıl hatta. Bayındır'a böyle kaçak geldik, kaçak gittik. Dışarılarda durduk. 28 Şubat'ta yakalandık. Adamları istedikleri zaman bizi getirip götürüyorlardı. Hiç buradaki o eski arkadaşlar yakmadı polis arabası. Yaşandı. Allah bizi affetsin. Hatasını gördüğümüzde evet, gönül arzu eder ki biz onu uyaralım. Yazın. Vardır muhakkak bir o devlet başbakanının, başkanının mail adresi. Mail ile gönderin hatasını. Vardır o memlekette onun milletvekilleri. Götürün deyin ki, o milletvekilleri.
Burada hatalar oluyor dersiniz. Yani şimdi bunu burada okumayın upuzun böyle. Hakkınızı helal edin.
Yani bunu yazmışsınız. Allah razı olsun ben okuyayım buna cevap da vereyim. Biraz uzacak. uzasın olmaz mı? Bizler yaklaşık 6 aydır her fırsatta sizin sohbetlerinize iştirak etmeye çalışan, sohbetlerinizden feyiz almaya çalışan birkaç arkadaşız. Sizin düşünceleriniz bizim için büyük önem taşımakta. Fakat geçen haftaki sohbetinizde bir arkadaşınızın yönlendirmesiyle bize çok, bize göre çok talihsiz bir açıklamada bulundunuz. Şöyle ki, şehit cenazelerinde bile gezi parkı eylemlerindeki kadar kalabalık olmadığını, biraz küçümseyici bir tavır ile gülümserek söylediniz. Şehitlerimize kelle diyenleri de hatırlatmak isteriz. Sohbetin farklı yönlere kaymasını ve amacından sapmasını istemediğimizden o an itibariyle bu söyleminize karşılık cevap vermeyi uygun bulmadık.
Evet, eğer şehit cenazelerinde bu kadar kalabalık insanlar toplanmış olsaydı ve duyarlılığını koymuş olsaydı, şehit cenazelerinde CHP, DHKP, halkın kurtuluşu, devrimci sol, devrimci halkın çocukları, MHP, AKP, bütün partiler, bütün fraksiyonlar şehit cenazelerinde toplanmış olsaydı, bu memleketi bu kadar kan gövdeye götürmezdi.
Bir şehidin cenazesinde neredeydi DHKP'li'ciler? Hangi şehit cenazesinde DHKP'yi gördünüz? Hangi şehit cenazesinde Türkiye İşçi Partisi'ni gördünüz? Hangi şehit cenazesinde Türkiye Komünist Partisi'ni gördünüz? Hangi şehit cenazesinde bir Kürt Partisi'ni gördünüz?
Ben gördüğümü, yaşadığımı söylüyorum. Ben Cumartesi günü heykeldeydim. Saat 6.30'dan saat 8.00 şereye kadar heykeldeydim. Ulu Cami'nin yanına gelinceye kadar, Ulucağı Kızılay'ındaymıştı o zaman, daha ön gruplar geliyordu ben heykeldeydim. Gördüm mitinge kimlerin katıldığını. Ben hiçbir şehit cenazesinde mine tekli bir bayan görmedim. Hiçbir şehit cenazesinde askılı giymiş bir bayan görmedim. Keşke görseydim. Hiçbir şehit cenazesinde elinde bira şişeleri birisini görmedim. Keşke görseydim. Ve deseydim ki, şu memleketin sarhoşu dahi şehidine sahip çıkıyor.
Hiçbir şehit cenazesinde elinde viski şişesi var ama şehidini uğurlamaya gelmiş. Memleketinin şehidi. Görmedim. Göreniniz var mı? Bu yazıyı yazan da cevap verebilir. Biz hürüz burada. Evet. Keşke ve bu terörü bizim başımıza bela eden, PKK terörünü bizim başımıza bela eden, Amerika, İsrail, Fransa, Almanya, Rusya, Çin beşlisi bu cevabı alsaydı.
Açık konuşuyorum. Hata yapıyorsam Allah beni affetsin. Şimdi görseydi ki bu halk şehidinin arkasında tek yumruk duruyor. Devam ediyorum. Sizin gibi bir ilim adamının konunun özünü bilmeden böyle bir yorumda bulunması bizleri oldukça üzdü. Biz mi yanlış anladık acaba diye düşündük. Fakat ertesi gün sohbeti iki kez daha internet üzerinden dinlediğimizde maalesef yanılmadığımızı anladık. Fakat size de hak veriyoruz. Çünkü özgür iradesini kaybetmiş olan medya bu konuyla ilgili olarak bir hafta boyunca haber yapmadı. Daha sonrasında ise iş adamlarının medyaya reklam vermeme tehdidi bulunması üzerine yeni yeni haber mültenlerinde gerçeklerin bir kısmı yer verilmeye başlanmış olup toplumumuz bu gerçekleri ancak öğrenebilmiştir.
Evet. Toplum gerçekten de son anda gerçekleri öğrendi. Toplum baştan bilmiş olsaydı niçin yürüdüğünü bu saklanmamış olsaydı o zaman gerçekten daha farklı olurdu. İnsanlar niçin yürümüş biliyor musunuz? Son anda bunu öğrendik biz. Bir, Kanal İstanbul projesinin reddi. İki, Avrupa'nın en büyük hava alanı inşaatının durdurulması.
Avrupa'nın hatta Avrupa'nın ve Asya'nın en büyük yani bu bölgenin Avrupa'nın en büyük hava alanı inşaatının durdurulması. Üç, Üçüncü Boğaz Köprüsü'nün durdurulması. Dört, Türkiye'nin enerji ile alakalı nükleer enerji ihalelerinin durdurulması. Bu dört taneyi kim açıkladı bize?
Taksim platformu. Bunu açıkladığında evet gerçekten basın özgür değil. Basın da darbecilerin, TV'de darbecilerin eline geçmiş. Özellikle internetten baktığımda kani olmadım. 6 Haziran Zaman Gazetesi'de dahil dedim buna. Baktım, bu dört maddeyi yazmamış büyük bir çoğunluğu. Dört madde. Kanal İstanbul, dünyanın en büyük siyasi, askeri ve ekonomik bir projesi. Dünyanın en büyük. Süveyş kanalından geçen herkes para veriyor Süveyş kanalına. Biz, Mondros mütarekesinden dolayı boğazlardan bir kuruş alamıyoruz. Pisliğini çekiyoruz. Boğazlardan geçecek olan savaş gemilerinin hepsinden Rusya'nın haberi olacak.
Boğazlardan geçecek olan savaş gemilerinin hepsini İngiltere'den haberi olacak. Boğazlardan geçecek olan bütün savaş gemilerinin tonajlarına varıncaya kadar, üzerindeki silahlarına varıncaya kadar Mondros mütarekesinde, Lozan Antlaşması'nda kayıt altına alınmış. Siz Karadeniz'e, hiç Karadeniz'de siz deniz tatbikatı yaptınız mı Türkiye olarak?
Hiç Karadeniz'de siz hava kuvvetleri olarak tatbikat yaptınız mı? Yapamazsınız. Dört tane ağaç için yürüyenler. Yapamazsınız. Siz Karadeniz'e belli bir tonajdan fazla gemi gönderemezsiniz, götüremezsiniz, bulunduramazsınız. Rusya sizin Trabzon'unuzu bombalamaya kalksa, örneğin X bir devlet size yardım etmek için gemi gönderecek olsa gönderemez. Boğazlardan geçiremezsiniz.
Gürcistan dese ki size, ey Türkiye Cumhuriyeti Devleti bana yardım et, bana gemi gönder dese, gönderemezsiniz, boğazlardan geçiremezsiniz. Bunu kim biliyor? Bunu yukarıda uluslararası okuyanlar var, uluslararası okuyanlar dahi bilmiyorlar bunu.
İşsinler üniversitede sorsunlar hocalarına. Boğazların anlaşmasını çıkar desinler, bir kısmı devlet sırrı. Kim karşı çıkıyor Kanal İstanbul'a? İngilizler. Lozan anlaşması birinci tarafı İngiliz. Bakın diyor ki, iş adamların medyaya reklam vermeme tehdidiyle diyor, haber yapmaya başladılar. Evet, bu bir darbeydi çünkü. Bir darbe tek başına değildir. Bir, siyasi muhatabı vardır. İki, ticaret muhatabı vardır. Üç, medya muhatabı vardır. Dört, askeri muhatabı vardır. Beş, halkı, basın ve halk muhatabı vardır.
Bu darbenin başarıya ulaşmamasının iki tane sebebi var. Bir, askeri muhatabını bulamadı. İki, al. Birisi kalayana gelse, cahillik yapsa, silahlandılar bunlar. Birisi oradan bir haber uçursa, herkesin evlerini silahla basacaklar, taracaklar dese, millet silahını kapsa, heykele yürürse, kangı ödeye götürecek.
Cahil bunlar. Adamın kapısının önünde bu maytabı patlatsa, adam benim gibi 12 Eylül'ü görmüş olsa, 28 Şubat'ı görmüş olsa, ulan beni mimlediler, bana basmağı mı geldiler deyip, adamın evinde silah varsa sıkmaya kalkar adam. Böyle başlar cinayetler. Cahil bunlar. Evet benim gibi ilim adamı, medyanın soytarılığına bakmaz. Medya soytarı bir kısmı, büyük kısmı. Seyrediyorum ben, CNN'de haber dinliyorum, Levent Üzümcü bir tane şey almış ağzına, maske almış.
Gaz maskesi değil, bildiğin şey. Onu o, toz maskesi almış. O sunucu da bir tane maske koymuş. Gazdan korunacak arkadaşlar. Bu provoke değil de ne ki bu? Evet medyanın soytarıları bunlar. Bu darbeydi bu. Darbe girişimiydi. Bunun siyasi muhatabı belli. Pankartlarını açtılar orada. Sivil muhatapları belli. Ertesi gün kesti ve disk, grev yaptı, yürüdüler. Siyasi muhatabı var mı? Var. Sahiplenen. İşçisi sahiplendi mi? Aynı 28 Şubat gibi bu. Sahiplendi. Bütün televizyonlarda herkes işte, ne o, Tayyip Erdoğan şöyle, başbakan şöyle diktatör, başbakan böyle diktatör, başbakan şöyle diktatör.
İyi kardeşim. Bir yıl mı var seçimlere? Bir yıl sonu göm sen seçimlerde adamı gömebiliyorsan. Lan adam yedi sefer gitti, sekiz sefer geldi, bir şey demediniz ya. Her zorluğu gördüğünde, aldı şapkayı gitti. Ortalık limonla ortalık düzeldi, aldı şapkayı geldi gene. Düşün peşime kurtaracağım sizi dedi. Millet gitti, oy attı buna, attı. Ulan neden siz buna oy atıyorsunuz diye, biz gidip oy verenlerini yakmadık ki. Biz yapmayın, etmeyin, yırtındık. Bu adam memleketi satıyor. Bu adam, işte şöyle adam, mason adam, bu adamdan hiçbir şey olmaz dedik. Nurcular dahi gitti, ona yattı. Yakmadık biz hiçbir yeri, neden Süleyman'a oy verdiniz diye.
Her türlü entrekayı yaptı adam. En son 28 Şubat'ı da sardı bizim kafamıza. O yüzden medyanın yalan haberine bakmıyorum ben. Ben olaylara bakıyorum. Aa, yıkıyorlar. Çarşıya bir haber geldi bizim, burada da kepenk kapatacaksınız, burada da kepenkler kapatılacak, altı parmak da kapatmışlar, burada da kapatılacak. Bir de gelip bana husisi söylediler. Bana söylüyorlar bir de. Saat böyle işte, dört, dört buçuk dolaylarında. Ha, gelen de sözde, iyilik yapmaya gelmiş. Böyledir provokeler hep. Gelene, geleni tuttum. İlk defa görüyorum orada. Delikanlı dedim ben. Sen dedim böyle haber yaymaya gelmişsin.
Buradaki esnaf dedim, yutar, ben yutmam dedim. Sen provokasyoncusun dedim. Seni şimdi içeri alırım dedim. Ayağına sıkmam, kafana sıkarım seni dedim. Rengi değişti bunun. Eğer dedim, buraya gelir de dedim, bir tane cam bardağı hatayla kırarsa adam dedim, kafasını kırarım onun dedim. Hata alayım bile kırarsa dedim. Bu çarşıdan bir tanesi dedim, kapatırsa, senin bu korku vermenle dedim, seni tanıdım dedim.
Unutmam tanıdığımı dedim. Ben yaşadığıma bakıyorum. Ben medyaya bakmıyorum. Ben çıktım cumartesi günü heykele, bu insanlar ne istiyor, göreyim dedim. Gördüklerimi anlatıyorum, anlatırım. Adamın üzerindeki tişört beş lira, ayağındaki don on lira, ayakkabısı on beş lira, elinde yüz liralık viski şişesi var. Oturmuşlar, bira içiyor herkes. Başörtülü kadınları taciz ediyorlar, geçenleri. Ben hamillik yapacağım diye uğraşıyorum. Oğlum ne laf söyledin? Hayca abi, oğlum ne laf söyledin yoldan geçen kadına? Utanmıyor musun? Annen olsa ne olacak? Kız kardeşin olsa ne olacak? Gördüğümü, yaşadığımı söylüyorum.
Sonra laf şu, içeride provokya edenler olacak. At dışarı, her bir olumsuzluk söylediğinde, provokasyoncu bunlar. Ya ne yapacağım? Hepiniz provokasyoncusunuz o zaman siz. Ezan okunurken ben yuhlamadım ezanı. Medyanın aldatmasıymış. Medya hep aldatıyor ki zaten. Medya aldattı, dört maddeyi sunmadı. Medya aldattı. Gerçekten aldattı medya. NTV söylemedi dört maddeyi. CNN söylemedi dört maddeyi. Zaman gazetesine yazmadı dört maddeyi. Evet bu bir darbe girişimiydi.
Bunun arkasında, tekrar bunu söyleyeceğim, bunu tweete yazdım zaten. Bunun arkasında Amerika var. Bunun arkasında Fransa, Almanya, İngiltere üçlüsü var. Bunun arkasında Rusya, Suriye, İsrail, Çin dörtlüsü var. İran da dahil buna. Bunun arkasında Saroz var. Bunun arkasında kapitalist sistem var.
Evet medya bunu kandırıyor, aldatıyor, örtüyor bunu medya. Eee, her darbenin, bir de din işlerinden sorumlu imamı gerek. 28 Şubat'ta kimdi? Beyaz ve Yaşar Nuri Öztürk. 28 Şubat'ın imamı Yaşar Nuri Öztürk. Peki, bu darbe girişiminin imamı kim?
İhsan, el açık. Adam yıllardan beri kandil yok dedi, kandil kutladı. Ömrünü kandil yok, kandil bir at, böyle bir şey yok dedi, gitti orada kandil kutladı. Hani kandil yoktu yalan da. İhsan el açıkta, bu darbenin imamı oldu. Hocası. Darbenin mehdisi de var şu anda. Tamam. Bakın bunları normalde, böyle spontane gelişiyormuş gibi zannediyorsunuz siz. Bunlar spontane gelişmez öyle. O çocuğun eline 100 liralık viski şişesini alan, veren var.
O çocuğa para verirlerse, o çocuk parayla viski şişesi almaz. Gider çocuk, iyi bir kıyafet alır. O çocuğun eline viski şişesini veren var. Bir tane de değil. Ben sıraladığımı, bana mail gönderiyorlar. Ben şunu diyorum, provokasyoncu. Bunu söylüyorum, provokasyoncu. Bunu söylüyorum, provokasyoncu. Kardeş, burada neden bir provokasyoncu yok? Olabilir mi burada da? Olur. Ben bağırıyorum buradan, eğer burada bir kadını taciz ederseniz, atarım sizi diyorum dışarı. Burada bir bayan tacize uğruyorsa, buradayız biz diyorum. gelsin, desin ki, bu adam bize taciz etti.
Atarım ben onu buradan diyorum. Nitekim atıyoruz biz burada. Buraya üfürükçüsü geliyor, muskacısı geliyor, bilmem necisi geliyor, yıldıznamecisi geliyor, kitapçısı geliyor, bakımcısı geliyor, tespit ettiğimiz hatta. Cafer burada. Hemen telefon açıyor bana, hemen geliyor. Efendim böyle böyle böyle birisi geldi, ondan sonra bunu atıyoruz. At Cafer diyorum ben. Adam atıldıktan sonra benim yanıma geliyor. Mustafa hocam ne oldu biliyor musun? Ne oldu kardeşim? Beni tek yeden attılar. Allah Allah, hayırdır? Haberin var benim meseleden. hayırdır diyorum ben. Ya ben muskacılık yapıyormuşum, orada iki tane kadına iyilik olsun diye dua ezberletiyordum. Kardeş, biz diyorum, üşüyoruz bu tip şeylerden, fazla alıngınız.
Öğretme sen o iki duayı. Öğretme. Seni diyorum iki üç sefer ikaz etmiştir onlar. E söylediler. Daha ne yapmaya devam ettim? Haa demek ki, provokasyoncu olabilir mi? Olabilir. Atarsın dışarı. Ben yanıldığıma inanmıyorum. Bana o dört maddeyi açıklayacak birileri. Bu dört maddeyi. İkincisi ne? En önemli şey. En büyük havaalanı, Avrupa'nın. Bu ne demek biliyor musunuz? Amerika'dan Çin'e gitmek isteyen kimse, Lüft-Hansa üzerinden gidiyor. Almanya üzerinden gidiyor. Çünkü Avrupa'nın en büyük havaalanı Lüft-Hansa'da. Lüft-Hansa'da. O hava yolları götürüyor.
Şu anda Türkiye, hava yolları dünya ikincisi. Ölüyorum ben bunları söylerken. Büyük bir mutluluk duyuyorum. Dünya ikincisi. En büyük havaalanını kurunca ne olacak biliyor musun? Dünya birincisi. Bütün hava sirkülasyonu Türkiye'den geçmek zorunda kalacak. Türk uçaklarıyla taşınacak. Adam Amerika'dan Çin'e gidecekse, Türk uçağıyla gidecek. Adam Çin'den Amerika'ya gidecekse, yine Türk uçağından gidecek, Türkiye üzerinden gidecek. Bize uyguladıklarını uygulayacak bizinkiler de. Yerli uçaklar hizmeti 10 liraya alacak. Kendi memleketi ya. Türk Hava Yolları kendi hizmetini 10 liraya alacak. Dışarıdaki hizmet 20 lira alacak.
Öyle olunca onun pahalı gelecek bileti. Herkes Türk Hava Yollarından uçacak. Türk Hava Yolları büyüyecek. Marka oldu Türk Hava Yolları. Biz çıktık açık alınna. Bir tane marka gösterin bana. 80 yıllık bir marka gösterin bana. 80 yılda yapılmış. Türkiye'nin markası bu deyin bana. Karına arasını biliyorum ben. Ben basını dinlemiyorum. Ben dinliyorum. Nisan ayı Türkiye ihracat üçüncüsü. Sana o ihracatı yaptırmazlar. Mihakak bir yerlere düğmeyi basacak. Saroz ne dolaşıyor ki? Saroz basıyor düğmeye.
Türkiye Nisan ayında ihracat üçüncüsü. Şimdi diyecekler ki hükümeti destekliyor. Ben memleketimi seven insanım. Biz yamalı pantolon giymiş insanlarız. Sizin iş çamaşırlarınız yamalı değildir. Bizim iş çamaşırlarımız yamalıydı. Siz pençeli ayakkabı giymemişsinizdir. Benim ailem mahallenin zenginiydi. Biz pençeli ayakkabı giyerdik. Benim ailem mahallenin zenginiydi. Ben sünnetimde takım elbisem vardı benim. Mahallenin zenginiydik biz. Ama iş çamaşırımız yamalıydı. İş çamaşırımız yamalı. Biz mahallenin zenginiydik bir de.
Bunları yaşamadı kimse. Geçen gün kadın diyor ki çocuğumu baktırıyorum elhamdülillah diyor. Hiç bir kuruş para vermeden diyor. Keşke yürüseylerdi. Deseylerdi ki arkadaş şu memleketin bütün insanı sağlıktan bedava faydalanması gerekir. Adam kimliğini gösterecek. Sigortalısa sigortadan. Bağkurluysa bağkurdan. Yoksa devletten. Faydalansak. Bunun gibi bunun için yürüselerdi. Bu dört madde var ya. Dört madde. Bu dört madde. Madde. İhtilalin sebebi. Evet. Bu dört maddeyi açıklasınlar bana.
Ben aynı şeyi zaman gazetesi içinde yazdım. Bu dört maddeyi niçin yayınlamadın? NTV'ye sorun. Bu dört maddeyi niçin yayınlamadınız? Siyane'ne sorun. Niçin yayınlamadınız? Ulusal kanala sorun. Niçin yayınlamadınız? Bu dört maddeyi. Bu dört maddeden eylemciler niçin rahatsız? Sen Türk vatandaşı mısın? Evet. Kardeş. Avrupa'nın en büyük havaalanı yapılacak. Neden rahatsız oluyorsun? Ağaç kesilecekmiş. Ay sevsinler seni. Severken nereye oturtacağımızı bilemesek seni. Pembe pamuklara sarsak seni. Evet. Basın yanıltıyor insanları. Ama Cenab-ı Hak'a hamdolsun.
Bu fakiri yanıltmamış. Elbette ki böyle toplumsal olaylarda provokatörlerin olması kaçınılmazdır. Fakat olan biteni onlara tahvil etmeye çalışmak ne yazık ki gerçeklerin üstünü örtmektir. Sizin tabiriniz ile ahmaklıktır. Gezi parkı eylemlerinin bu noktaya gelmesinin sebebi provokatörler ve ağaçların kesilmesinden ibaret değildir. Türk toplumunun yapısı gereği özgürlükçü ruha sahip olduğunu tüm dünya milletleri öğrenmişken vatandaşın kaç çocuk yapacağına, ne içilip içilmeyeceğine kadar kişi hak ve özgürlüklerine ve sayamadığımız birçok şeye kadar karışılması insanlarımızın aşırı tepki vermesine yol açmıştır. Devlet politikası üç çocuk hatta bize çocuk yapmamayı tavsiye edenler emperyalistler, bizim çocuklarımızı katledenler darvinist emperyalistler, bizim çocuklarımızı katletmemizi isteyen kapitalist sistem.
Bu söylem kapitalist sistemin söylemidir, emperyalistlerin söylemidir, kendilerini çoğaltmak için maaş bağlarlar, her doğan doğuran anne için maaş bağlarlar, her çocuk için maaş bağlar kapitalist sistem. Neden? İslam dünyasına gelince doğurmayın derler. Türkiye'de doğum kontrol serbest, bedava dağıtılıyor, kürtaj serbestti.
Neden? Bu memleketin nüfusu azalsın. Yüz milyonluk bir Türkiye düşünebiliyor musunuz? Yüz elli milyonluk bir Türkiye düşünebiliyor musunuz? Nereye gider bu Türkiye? Bir şeyi doldurursun, doldurursun, doldurursun, genişlemeye ihtiyacı duyar. E Yunanistan'ın şeyi ne o? Nüfusu az. Biraz oraya nüfus ihracat ederiz. Avrupa'nın da nüfusu az. E biraz da oraya ihracat ederiz. Nüfus ihrac ederiz biraz. Kapitalistler, emperyalistler bunu gördüklerinden dolayı bize az çocuğu emrediyorlar. Devlet uyandı bunu. Bu başbakanın projesi değil. Devlet projesi.
Devlet diyor ki en az üç çocuk yapın. Başbakan senin çocuk yapıp amca ne karışacak? Zorunluluk mu var? Devlet isterse zorunlu da kılar. Örneğin ben devlet başkanı olmuş olsam zorunlu kılarım. Ben üçte bırakmam, beş çocuk derim. Çocuk başına derim, on sekiz yaşına kadar gelince üç yüz lira para vereceğim derim.
Kafası basmıyor ki insanların. Lan adama beş tane çocuk, üçer yüz liradan ne yaptı? Bir buçuk lira mı yaptı? Ulan adam zaten o ay yiyecek onu. Ha buraya ekonomi çalışacak. Ekonomi çalışacak. Yiyecek adam o parayı. Senin ekonomin canlı olacak. Düşünebiliyor musun? Yüz elli bin olsun nüfusu Türkiye'nin. O da diyor ki benim çocuğuma ne karışacak? Lan senin çocuğuna ne karışsın? Devlet politikası bu. Devlet politikası. Anlamıyor ki. Hadi Çin'le savaşsın birisi göreyim. Adamın on tane çocuğu olmuş olsa, biri söylese adam der ki ya üç gün izlülür.
Dokuz tane arkada var ki daha. Bir tane oldu mu sakınırsın her şeyden onu. Adamın bir tane çocuğu var kaçırmak için herkesin gözü onda. Dokuz on tane olsa adamın dokuz onunu da kaçırması lazım. Adamın bir tane çocuğu var bekliyor. Bir çocuk da gelmezse üzülüyor. Dokuz tane çocuk olmuş olsa bir tanesi arada kaynayacak. Gelse de gelmese de anlaşılmayacak. Rahat edecek herkes aslında. Hacı Mehmet babaannenin kaç çocuğu vardı? Değil mi? On sekiz doğum yapmış galiba. Kaç tanesi sağ kalmış? Evet.
Hiç açlıktan ölen olmamış değil mi? Çok iyiymişler. Hacı Mehmet benim dayımın oğlu. En son yani biz benim aklımız erdiğinde üç tane dayı annemle beraber yani dört kız, üç oğlan vardı sağ olan. Ayakta evli hepsi de. Bir tanesi evlendiğinde ölmüş. Onun bir oğlu kalmış Reşat, Hacı Mehmet'in ablasıyla evlendirdiler sonunu. Ondan sonra hepsi de ayakta. Bir bayram olduğunda ooo Cürcün adı anneannemin evi. Herkes de oraya gitmek için can atıyordu. Kalmadı ki şimdi. Nerede doğuracak kadın?
Başbakan bağırsın dursun üç tane değil diye beş tane yapın desin. Doğuracak kadın kalmadı ki. Daha ileri konuşsam da Allah affetsin. Adam da kalmadı yani. Ne içilip içilmeyeceğine kadar kişi hak ve özgürlüklerine. Evet benim iş sistemi karışmayacaksın sen. Neden kardeşim? Sen günde iki paket sigara içeceksin. Benden fazla sağlıktan faydalanacaksın. Ne hakkın var? Sen uyuşturucu içeceksin. Ne hakkın var? Uyuşturucu benim çocuklarımı da alıştıracaksın. Ne hakkın var? Hadi gidin şimdi bir içki satan bir bayinin önünden geçin. Hadi geçebiliyor musunuz?
Herkesin elinde biralar, içkiler etrafında dönüyorlar orada. O sokaktan geç hadi. Türk toplumunun yapısı gereği özgürlükçü ruha sahip. Evet. Türk toplumu özgürlükçü bir ruha sahiptir. Boyunduruk altını alamazsınız. Ancak inanırsa boyunduruk altına girer. O yüzden boyunduruk altına girmedi. İnanmadı sokaktaki eylemcilere. İnandıramadı sokaktaki eylemciler samimi olduklarını. Sokaktaki eylemciler bir inanç sergileyemediler. Türk toplumu gerçekten özgürlüğüne çok sahip. Bak özgürlüklerini yok eden 28 Şubat'ı alt etti.
28 Şubat davası Ankara'da mahkemede kabul gördü. Ortalığı yakıp yıkmaya çal başladılar. Çünkü sıra 28 Şubatçılara geliyor. Keşke beni de çağırsalar. Gel deseler 28 Şubat için. Kısaca olayların bu boyutlara ulaşmasının sebebi kıyametin kopacağını bilseniz elinizdeki fidanı dikiniz diyen Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi Vessellem'e karşılık kıyamet kopsa da o ağaçlar sökülecek diyenlerdir. Keşke bu ağaçları söken Koç ve Sabancı Üniversitelerini yaparken de kıyamet kopsaydı. Keşke bu kıyamet Bursa'nın ovası helak olurken kopsaydı. Gürsü Belediye Başkanı o şey yapmış, paraşütle atlama yeri yaptırmış. Onun üstüne en tepesine bir gün çıktık biz.
Koca Yayla için bir yer arıyorduk. En tepeye çıkardı beni orada bir tepenin üstüne. Oradan Bursa Ovası'na baktım içim kan ağladı. Dedim Orhan Bey, dedim bu ova ne hale gelmiş. Bana söylediği şey şu oldu. Efendim dedi, Cumhuriyete kadar ovada hiçbir yapılanma yok dedi. Cumhuriyetten sonra komple ova talan olmuş dedi.
Şimdi hala daha talan oluyor. Hala daha ovaları katlediyoruz biz. Ağaçlar kesilmesin. O zaman ovaya imar açacaksın. Ovaya imar açsan aç kalacaksın. Tarım alanın gidecek. Genel olarak söylüyorum. Ovalara imar verilmemesi lazım. Ovaya imarı kapatacaksın. Keşke para olsa ovayı komple yıksan şimdi. Yine tarla haline getirsen. Aç, dağa doğru yürüt şehri. Ama nerede ki? Kıyamet kopsa da ağaçlar sökülecek diyenlerindir. Yani bu işin makyaj tarafı.
Bu değil mesele. Mesele dört madde. Bunu yazan kardeş keşke o dört maddeyi koysaydı buraya. Bu kardeşe kim yazdıysa bunu, bu kardeşe rica ediyorum. Önümüzdeki hafta Taksim Gezi platformunun Bülent Arınç'a vermiş olduğu maddeleri buraya yazıp getirin. Ben yazacağım getiririm yoksa. O dört madde, uluslararası okuyanlar, ödev yapanlar. O dört maddeyi koyun. Ödev konusu. Dört madde. Dört madde. Kanal İstanbul. Türkiye'yi bölgesinde süper güç edecek olan bir proje.
En büyük havaalanı. Türkiye'yi kendi bölgesinde süper güç edecek olan bir proje. Enerji. Nükleer enerji politikası. Türkiye'yi bölgesinde süper güç edecek olan proje. Türkiye enerjide bağımlı. Doğalgazda Rusya'ya bağımlı. Rusya'nın kime? Gastrom şirketine. Gastrom şirketinin en büyük işsatları kim? Almanya. Hey bunu yazan kardeş. Bunları bilmediğimi mi zannediyorsunuz? Türkiye'ye, Karadeniz'e nükleer enerjisini kurarak, oraya kurmuş olduğu enerji ağını direkt oradan nükleer enerjiyi bağlayacak. Gastrom şirketine göbeğe bağlı kalmayacak.
İran'a göbeğe bağlı kalmayacak. İran'a göbeğen bağlı. Gastrom şirketine göbeğen bağlı. İran'la zıtlaşamıyorsun. Rusya'yla zıtlaşamıyorsun. Senin onu zıtlaşmaya kalktığında, Vana onların elinde. Sen, nükleer enerji politikasına karşı gelmekle, Rusya'nın adamı olduğunu gösteriyorsun. Almanya'nın adamı olduğunu gösteriyorsun. Bir kolunla da İran'ın adamı olduğunu gösteriyorsun. Çünkü Almanya, Rusya, İran, Fransa dörtlü çete. Size uluslararası siyaset dersi vermeyeyim şimdi. Sen memleketini seven bir insan, memleket sever bir insan, vatan sever bir insan. Memleketini seviyorsa, vatanını seviyorsa, bu toprakları seviyorsa, bu üç tane projeyi, üç tane projeyi, başına tac eder.
Birisine, Kanal İstanbul. İkincisine, Avrupa'nın en büyük hava limanı. Üçüncüsü ne, nükleer enerji. Kucak dolusu para veriyoruz. Doğal gaza. Kucak dolusu veriyoruz. Neden? Elektriği de ondan üretiyoruz biz. Elektriği de ondan üretiyoruz. Türkiye kalkınıyor. Yetmiyor enerji. Elektrik yetmiyor. Enerji yetmiyor. Satın almak zorunda kalıyorsun dışarıdan. Kimden alıyoruz? Rusya'da. Rusya sana nükleer enerjiyi kurdurur mu şimdi? Satıyor adam boyuna sana. Bizim kardeşler de ağaç için yürürlerken, bu dört maddeyi koydular.
Ben de Tweet'te yazdım. Bu dört maddeyle açığa düştünüz, yakalandınız dedim. Bu dört maddeyle darbeciler yakalandı. Bu dört maddeyi gazetesinde yayınlamayanlar darbeci yanlısı. Bu dört maddeyi televizyonlarda yayınlamayanlar darbe yanlısı. Evet. Bu bir darbe. Bu bir darbe girişimi. Bu darbe girişiminin Cumhuriyet Savcıları olaya el koyup, bunun iç ve dış mihraklarını bulmaları lazım. İçeriden bunun basındaki ayağını, içerideki iş adamlarındaki ayağını, içerideki finansının ayağını bulmaları lazım. Ve bunları mahkemenin huzuruna çıkarmaları lazım. Bu 28 Şubat darbecilerinin devamı bu.
İnşallah. Kendisini sevmeyi imanın şartı olarak algılayan, kendisini eleştirilemez olarak düşünenlerdir. Şanlı ülkenin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e Ayyaş diyenlerdir. Peygamber Efendimizin, ümmetimin en hayırlısı ashabımdır, Hadeşi Şerif'i apaçık dururken, Hz. Ömer'in adaletini getireceğiz deyip, kendisini adalet timsali, Faruk Efendimiz ile kıyaslayanların, mahşer günü, Hz. Ömer Efendimizin yüzüne nasıl bakacaklarını merak ediyoruz. Her mümin, kendisine adalet ölçüsü olarak, Hz. Ömer Efendimiz'i görür. Ve der ki, adalette Ömer gibi olmamız lazım. Ve der ki, sadıklıkta Ebu Bekir gibi olmamız lazım. Ve der ki, hayata, utanmada, Osman gibi olmamız lazım.
Ve der ki, secahatte, cesarette, yüreklilikte, ilimde, irfanda, Ali gibi olmamız lazım. Bu müminlerin şiarıdır. Müminlerin ülküsüdür. O yüzden, Hz. Ömer Efendimizin gibi, adalet, yeryüzünde hakim olması için, bütün Müslümanların, bu konuda çalışması gerekir. Ne der Hz. Ömer Efendimiz? Fırat'ın kenarında bir kurt, bir kuzuyu kapsa, bunu Ömer'den sorarlar der. Bu adaleti önümüze koyan kardeş, iki yüz yetmiş tane sivil araç yakıldı. Bu araçların parasını kim ödeyecek? Onca dükkan talan edildi, soyuldu.
Adaleti bize söyleyen kardeş, kendine gel. o dükkanların talan edilen, dükkanların parasını kim ödeyecek? İki yüz kusur tane polis arabası yakıldı, yıkıldı. Bunun parasını kim ödeyecek? Adaletçi kardeş. 28 Şubat'ta, faizcilerin parasını kim ödedi? 28 Şubat'ta, milletin başörtüsünden dolayı, darbe yaptılar, bankaları soydular. Kim ödedi bankaları? 28 Şubat'ta, memleketi darbe yapıp, IMF'ye onca borç yaptılar. Kim ödedi? Bu millet ödedi. Bizi böyle bir kenarda, bir köşede oturup, zikir yapıyor, dışarı iş çıkmıyor, hiçbir şeyle ilgilenmiyor diye, düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
Yanılıyorsunuz. Ben cumartesi günü, mitingde de oradaydım, keşke mitingde de oradaydım. Yanılıyorsunuz. Mustafa Özbağ'ı tanımıyorsunuz daha. Vaktim olsaydı, Taksim'e de gidecektim. Ben salı gün İstanbul'daydım, vakit kolladım. Vaktim olmuş olsaydı, böyle iki saatlik bir vaktim olsaydı, üç saatlik bir vaktim olsaydı, diyecektim, götürün beni Taksim'i, bir görmek istiyorum orayı. Gidecektim. Ben bu memleketin insanıyım. Ben 12 Eylül'ü görmüşüm, 28 Şubat'ı görmüşüm ben. Kılımı kımıldatmamışım ben bu memlekette.
Emniyetin duvarları bizi iyi tanır. Hem Bursa, bu merkezdeki, Fomaran'ın altındaki emniyet, hem de Acemler'deki emniyetin duvarları iyi tanır bizi. Yok öyle ya ama. Evet. Bu arada sizi daha yeni tanıyorken, iki haftadır sohbetlerinizde, veda hutbesinde bulunur gibi konuşmanız, bizleri üzmektedir. Allah'tan size acil şifalar vermesini diliyoruz. Veda hep var. Biz o sevgiliye kavuşmak için can atanlardanız. Allah bizi affetsin. Hakkınızı helal edin. Biraz vaktinizi aldım, semanız gecikti ama bu kardeş bunları yazmış, bunu böyle şimdi es geçersem, bu kardeşe de saygısızlık yapacağım.
Ben genelde buraya gelen soruları vaktim kaldırınca, hepsini de cevaplamaya, hepsini de okumaya çalışıyorum. O yüzden bunu da cevaplamak, okumayı kendime bir farz bildim. O yüzden onu da okudum ama arkadaşlar tekrar söylüyorum size, olayları iyi okuyun. Uyanık olun. Ben resim tamamlıyorum sadece. Ben başka bir şey yapmıyorum ben de. Allah bizi affetsin. Araçlarda kaza riskine karşı kasko yaptırmak dinen nasıl yorumlanmaktadır? Kardeş, zaten aracına senin istesen de istemesen de sigorta yapıyor mecburi. Onu dinen bir şeyse olmuyor da öbürki mi olacak? Bunda dinen, bakın devletle olan, sistemle olan ilişkilerinizde dini, hukuk ve hüküm aramayın.
Çünkü bizim devletimiz, bizim devlet sistemimiz bir dine dayalı bir devlet sistemi değil. Rahatsızlığından dolayı Ramazan orucunu tutamayacağını bilen bir kişi daha Ramazan gelmeden şimdiden fidyasını vermesi doğru olur mu? Hayır, Ramazan geldiğinde verecek. Belki de Cenab-ı Hak Ramazan'a geldiğinde ona bir şifa verecek. O zaman oruç tutacak. O yüzden Ramazan geldiğinde hakkınızı helal edin. Allah rızası için el-Fatiha'ma selavatın. Amin. Şunun da altını çizmek istiyorum. Son kelam. Ben hiçbir partiye üye değilim. Hiçbir partiye de oy atmadım.
Hiçbir partinin sözcüsü de, mözcüsü de, savunucusu da değilim. Bu üç projeyi memleketim adına çok önemsiyorum. Bu üç proje. Dördüncüsü ne? Köprü. Bu farklı bir şey. Ama üç projeyi çok önemsiyorum. Ama mecbur o havaalanı olunca köpründe olmak zorunda. O havaalanı oldu mu köprü olmak zorunda zaten. Birbiriyle bağlantılı. O havaalanı olunca mecbur İzmir yolu olmak zorunda örneğin. O havaalanı olunca. O havaalanı olunca hızlı tren ta Van'a kadar olmak zorunda. Örneğin. O havaalanı projesi var ya ve havaalanın hemen öbür tarafından da Kanal İstanbul geçiyor.
O müthiş bir proje. O 100 yılın projesi o. Bak bunu nasıl söyleyeyim böyle bir hükümet şakşakçılığı gibi değil. Ben memleketim adına seviniyorum. Burayı CHP belediyesi tadilat, restorasyon planını almış. Alkışlıyorum adamı ben. Bitirememiş, yapamamış, bırakmış. Önemli değil. Ama adam bir şeyin bu ucundan tutmuş mu? İhalesini etmiş mi? Etmiş. Bak buradayız biz şimdi. Memleket adına faydalı mı? Evet. Adama nankörlük mi yapalım şimdi? Adamın partisi CHP.
Ne yapacağız şimdi? CHP'li bir parti buranın restorasyonunu başlattı. Biz buraya girmeyiz mi diyeceğiz? Ne alakası var? Alkışlıyorum ben adamı. O başlatmış. Recep Bey bitirdi. Alkışlıyorum adamı. Bunlar bizim memleketimizin değeri. E şimdi böyle bir proje var. Üç tane. Bütün dünya devletlerini ayağa kaldıran, dünya devletlerini, bölgedeki insanları, böyle devletleri rahatsız eden Taksim Gezi Plotformu'nun bu dört tane projeyle ne bağlantısı var? Bu bağlantıyı kurun. özür dileyim. Ben bilmem, ben televizyondan adamın açıklamasını okudum.
Platform olarak oraya gitmişler mi? Gitmişler. Başbakanından bunu istemişler mi? İstemişler. O zaman platform olarak gidenler darbe sözcüsü o zaman. Bilmem. Onlar adına mı gitti? Evet. Ben buradan üç tane arkadaş göndersem bizim adımıza onlar benim sözcüm olmuyor mu? Evet. Uyanık olun. Bu dört maddeyi açıklasınlar bana hangi babayı açıklayacaksa hangi vatansever bu dört maddeyi açıklayacaksa bana açıklasın. Ben diyorum ki bilememişim ya. Görememişim ben. Bu basın beni aldatmış. Ben de aldanmışım diyeyim. Evet basın aldatıyor hala da. Basın hala da bu memleketteki insanları aldatıyor. Bu dört tane maddeyi Taksim'le bağlantısını kurgulamıyor. Ben bir gün sonraki zaman gazetesine de baktım onda da yok.
Zaman gazetesine hedef aldığım için söylemiyorum. Masanın üstünde gördüm onu görüyorum çünkü. Bakıyorum yok. Hürriyet gazetesinde yok. Milliyet gazetesinde yok. Kanal D'de yok. CNN'de yok. NTV'de yok. Bu dört madde yok hiçbirinde. Evet basın aldatıyor ve yanıltıyor. Sokaklara dökülen arkadaşlar yanılıyorsunuz. sizi aldatıyorlar kandırıyorlar. Bedava içkiyle sizi sokaklara döktüler. Bedava viski bedava içki bedava yemek bedava içmek onda ne gösteriyorlar burada barış var burada hızır var burada para yok. Millet gelsin işi gücü olmayan üniversite talebeleri iti kopu gidecek bedava yemek var bedava da içki var.
Herkes de alkışlıyor onlara şöhret de var ne kadar güzel. kimse de karışmıyor. Şimdi bunu böyle konuşmak istemiyorum. Taksim'deki o ağaçların altında neyin ne olduğunu bütün Türkiye biliyor. Edep nurdan tacıymış. Allah bizi affetsin. Selamun lütfen. Selamun lütfen. Lütfen. Lütfen.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi