Üstad Mustafa Özbağ

Miraç Kandili Sohbeti Karabaş-i Veli Tekkesi - 25 Mayıs 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 26 Mayıs 2014 · 1:23:30

Destur. Eyvallah. Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Kandilinizi mübarek eylesin. Allah nice miraç kandillerini, nice kandilleri kutlamayı nasip eylesin inşallah. Cenab-ı Hak bu gecenin yüzü sürümetine cümle Ümmet-i Muhammed'e yardım edip Ümmet-i Muhammed'i korusun inşallah. Kandiller malum, Müslümanların, inananların derlenip toparlandığı sürura erdiği günler. Bununla alakalı İslam dünyasında tartışma çıkarmaya çalışıyorlar.
Böyle bir şey vardı, yoktu diye. Bidattı, değildi diye. İnsanları bu noktada birlik ve beraberliğini birbirlerine muhabbet etmeyi, sevmeyi, Birbirleriyle kucaklaşmayı, böyle mübarek günlerde derlenip toparlanıp dinlerini hatırlamayı, İnsanların hoşuna gitmediğinden ama bilerek ama bilmeyerek ne yazık ki bunun üzerinde tartışma çıkarıyorlar.
Tabi bu mübarek kandil günü bunlarla alakalı konuşmayı düşünmüyorum hiç. Bunlar her zaman için olacak olan şeyler. Ümmet-i Muhammed'in içerisinde ne yazık ki zaman içerisinde değişik fraksiyonlar çıkmış. Hariciler gibi, kaderiyeciler gibi, cebriyeciler gibi. Bunlar da olacak. Şimdi de bunların başını çeken adını Selefi dediğimiz, Aslında Selef imamlarıyla bağlantıları olmayan, Selef imamların peşinden gitmeyen, Kendilerince kendi dairesinde, kendilerince bir şeyler üretmeye çalışan, Vahabiler gibi örneğin.
Bu tip böyle fraksiyonlar çıkıyor. Bunlar böyle ümmetin kendi içerisindeki örneğin kandillerine, İşte ne bileyim kendi içerisinde toplanıp zikretmesine, Ne bileyim böyle toplanıp kendi içerisinde tasavvuf eğilimlerine, Hepsine de bunlar karşı. Ben onlara çarşı, her şeye karşı, Sologanıyla onlara cevap veriyorum. Bunlar her şeye karşılar. Karşı olmadıkları hiçbir şey yok. Kendilerine de karşılar. Allah muhafaza eylesin. Bugün Miraç, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Cenab-ı Hakk'ın izni, keremi, lütfu, ikramı ile, Yedi kat semayı geçip, Cebrail aleyhisselamın bundan sonra bana yürümeye, Bundan sonra gitmeye, Takat yok, müsaade yok dediği yerden, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Yürümeye devam edip, Cenab-ı Hakk'ı, Hem vücut gözüyle, Hem kalp gözüyle, Hem kalp gözüyle gördüğü, Bu noktada, Cenab-ı Hakk'la konuştuğu,
Bir hadise. Her peygamberin, Adem'den itibaren, Kendi içlerinde, Kendilerine ait, Miraçları olmuş, Bu miraçlar, Her peygamberden sonra, Artarak devam etmiş, Musa aleyhisselama gelinildiğinde, Cenab-ı Hakk, Cenab-ı Hakk, Tur-i Sinâ'da, Musa aleyhisselamla, Vasıtasız konuşmuş, Vasıtasız, Cebrail'siz, Ve Cenab-ı Hak, Musa aleyhisselamla, O kadar çok böyle konuşmuş ki, Musa aleyhisselam, Bir anda, Onu görmek istemiş, Seven sevdiğini görmek ister,
Bu öyle bir olgudur ki, Seven, İçinden bunu bir türlü çıkaramaz, Musa aleyhisselam, Öyle bir an gelir, Cenab-ı Hakk'a der ki, Ya Rabbi, Seni görmek isterim, Cenab-ı Hakk ona da, Kur'an'ın ifadesiyle cevap verir, Hiçbir göz, Onu görmeye muhtedir değildir, Ya Musa, Şu dağa bak der, Dağa baktığında, Cenab-ı Hakk dağa, Sıfati olarak tecelli eder, Sıfati olarak tecelli edince, Musa aleyhisselam ve yanındakiler, Bayılırlar, Dayanamazlar, Ve yanındakilerin, Musa aleyhisselamın, Bu, Yalvarışından haberleri yoktur, Önce Musa aleyhisselam,
Kendine gelir, Ve bakar ki, Etrafındaki bir rivayette, Yetmiş kişi, Hepsi de baygın, Der ki, Ya Rabbi, Ben kendimden geçtim, Ama bunlar böyle kalırlarsa, Kavimin bana der ki, Kendi ümmetini helak etti, Bunları bir ayıltsan, Bunları yeniden diriltsen, Bunları yeniden kendine getirsen, Çünkü, Bir rivayette öldüğü düşünülüyor, Dayanamıyorlar, Ve, Cenab-ı Hak, Musa aleyhisselamın, O duasını kabul eder, Ve yanındaki o kimseler, Tekrar kendilerine gelir, Kendilerine geldikten sonra, Tur-i Sina'dan, Tekrar kavimlerine dönerler,
İşte, Bu miraç, Bu da Musa aleyhisselamın, Miracıdır, Mesela, İbrahim aleyhisselamın, Miracı, Ateşe atıldığı andır, Ateşe atıldığı an, Hızla, Cebrail aleyhisselam gelir, Cebrail aleyhisselamı, Görür, Cebrail aleyhisselamı, Görür, Tabi, Hz. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri de, Cebrail aleyhisselamı, Görür, Şimdi, Biraz böyle teknik, Sohbet gibi olacak, Hakkınızı helal edin, Bu noktada baştan, Çünkü, Miracı, Red edenler var, Miracı reddetmek, Küfürdür, Hatta, Bazı ulema, Miracı değil, İsrail, İşte,
Reddederse, Küfür olur, Diyenler olmuş, İsrail da, Miracı da, Reddeden, Küfre düşmüş olur, Çünkü, İsra da, Miraç da, Ayetle sabit, Ayetle sabit olan, Bir şeyi, Reddetmek, Küfrü, Gerektirir, Ve, Kim, Küfürde, Devam ederse, Ona, Tecdid, İman, Tecdid, Nikahlık gerekir, Devam ederse, Onun kıldığı namazların, Tuttuğu oruçların, Yaptığı haccın, Bir faydası kalmaz, Silinir, Miracı reddetmek, İsrail reddetmek, Bu noktada, İnsanı, Küfür deryasına götürür, Dışarıdaki, Misafirlerimiz, Sessiz olurlarsa, Sohbet, Dinleyen, Kardeşlere,
Kardeşleri, Engellememiş olurlar, Dün gece, Çünkü böyle bir, Not yazıldı, Buraya, Dün gece, Bundan daha, Azdı, Kalabalık, Buna rağmen, Dışarıdaki, Uğultudan dolayı, Sohbet, Dinlemekte, Zorlandıklarını, Söylediler, Dışarıdaki, Misafirlerimiz, O yüzden lütfen, Dışarıda, Duran, Dışarıda, Sohbeti, Dinlemeye çalışan, Kardeşler, Kendi, Aralarında da, Sohbet ve, Sema esnasında, Konuşmazlarsa, Hem, Bizleri memnun ederler, Hem, Gökteki melekleri, Memnun ederler, Hem, Allah ve Resulünü, Memnun ederler, Gibi geliyor bana, İnşallah,
O yüzden, Dışarıda, Sohbeti, Dinlemeye çalışan, Kardeşlerin, Bu sohbet, Dinleme, Haklarına, Saygılı olalım, Çünkü burası, Dört yüz elli yıllık, Karabaşı, Veli tekkesi, Bir tekke, Burası, Çay bahçesi değil, Çocuk oyun parkı da değil, Lütfen, Bu noktada, Birbirlerimize, Anlayışlı davranalım, İşte, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, Mekke'deki, Peygamberlik, Yılı, On üçtür, On üç yıl, On yılda, Medine'de, Peygamberliği var, Yirmi üç yıl, Toplam, Peygamberlik, Yılı, Yirmi üç gündür, Miraç, Mekke'de,
Vuku bulmuş, Bir olaydır, Bunu böyle, Baştan aldım ki, Bazı, Kardeşlerimiz, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, Hayatını okumamış, Veya, Okuduysa da, Zaman içerisinde, Unutmuş olabiliyorlar, Miraç, Mekke'de, Zuhur etmiş bir olay, Bazı, Raviler, Bazı, Tarihçiler, Miraç'ın, İşte, Hicretten, Kimisi, Bir buçuk yıl önce, Yani, Daha doğrusu, İşte, Kimisi, On sekiz ay, Kimisi, Üç ay, Üç yıl önce, Falan olduğuna dair, Değişik rivayetler var, Ama, Ortak, Bu noktadaki, Rivayet, Hicretten, Üç yıl önce,
Yani, Peygamberliğinin, Onuncu yılında, Bunun için, Altını çizerekten, Söyledim, Bu, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, Cenab-ı Hak'la, Vücut, Gözüyle de, Görüştüğüne dair, Rivayete, İtiraz eden, Hazreti, Aişe, Validemizin, Hadisinin, Sözünü, Kendisine, Ölçü, Kabul, Edenlere, Cevap olsun, diye, Hazreti, Aişe, Validemiz, O esnada, Hazreti, Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, Eşi, Zevcesi, Değil, Hazreti, Hatice, Validemiz, Vefat etmiş, Vefat ettikten sonra, Olan bir hadise,
Ve bu esnada, Hazreti, Hatice, Validemiz, Çocuk, Yaşta, Bunu, Normalde, Algılaması, Anlaması, Bununla, İrtibatte, Bulunması, Mümkün değil, Çünkü, Hazreti, Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, Evinde de değil, Hazreti, Aişe, Validemiz, Hazreti, Ebu Bekir, Efendimizin, Evinde, Henüz daha, Hicretten, Önce, Hicretten, Üç yıl önce, Miraç, Hadisesi, Huku buluyor, Peygamberliğin, Onuncu, Yılında, Peygamberliğin, Onuncu, Yılında, Miraç, Ve, Hazreti, Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Bunu değişik sohbetlerde,
Beyan etmiştim, Bu, İlk, Miraç'ı değil, Hazreti, Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, Bundan, Önce de, Miraç'ı var, Ve, Bundan, Önceki, Miraç'ında, Hazreti, Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Yakaza halinde, Bir Miraç, Yani, Uyurla, Uyanıklık arası, Bu, İki, Miracı, Karıştırıyorlar, Nasıl, Hazreti, Musa ile, Hazreti, Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazreti, Musa ile, Hazreti, Allah, İki sefer, Görüştü ise, Musa, Aleyhisselam ile, İki sefer, Görüştü, Direkt, Tur-i Sina'da,
Bunu, Hem, İslami olarak, Muhammedi kaynaklar, Ben, Bütün dinler, Adem'den itibaren, Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerine, Gelince kadar, Bütün dinler, İslam'dır, İseviler de, İslam'dır, Museviler de, İslam'dır, İbrahimiler de, İslam'dır, Yakubiler de, İslam'dır, Yusufiler de, İslam'dır, Kenaniler de, İslam'dır, Adem aleyhisselam'dan itibaren, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerine, Ne kadar, Aykesinin arasında, Peygamber geldiyse, Hepsi de, İslam, Peygamberidir, Biz, Hepsinin,
Peygamberliğine, İman ederiz, Hepsinin de, Din olarak, Getirdiklerini, Kabul eder, İman ederiz, Biz, İsevi, Dinine, İman ederiz, Bugünkü, İsevilerin, Dinine değil, Biz, Museviliğe, İman ederiz, Ama bugünkü, Musevilerin, Dinine değil, İçinden, Doğru yerleri vardır, İsevilerin de, Kitaplarının, İçinden, Doğru yerleri vardır, Muhakkak, Ama, Bir bütüncülük, İçerisinde, Doğru olarak, Kabul etmemiz, Mümkün değil, O yüzden, Bir Musa, Aleyhisselamın, Dini de, İslam, Dinidir, İşte, O, İslam, Peygamberi olan, Musa, Aleyhisselam,
İki sefer, Allah'la, Allah'la, Vasıtasız, Görüştü, Tur-i Sina'da, Ve, Cenab-ı Hak'ta, İki sefer, Muhammed-i Mustafa'yı, Huzuruna aldı, Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Cenab-ı Musa, Tur-i Sina'ya, Yürümek zorunda kaldı, Ve, Allah, Görüşme yerini, Tur-i Sina olarak, Ona belirledi, Burada, Hz. Peygamber, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin, Yüksekliği, Yüceliği, Faziletinin, Fazlalığı çıkıyor, Hz. Peygamber, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, Bizatihi, Bir yere yürümedi, Kendi ayaklarıyla, Hz. Peygamber, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin,
Bu noktada, İki miracı var, Bir miracı, Kalbi, Ruhi, Bu miracında, Vasıta yok, Ama, Söz konusu olan, Bu geceki, Miracımız, Hem, Ayet-i Kerime'de, Hem, Hadişeriler'de, Bize beyan edilen, Mirac, Bu ikincisi, Ben, Hatta, Bu benim, Kendi, Kanaatım, Kendi, Tespitim, Kendi, İnanışım, Bu benim, Kendimle, Alakalı, Ben, Bu miracın, Üç olduğuna, İnananlardanım, Bu miracın, Üç olduğuna, İnanıyorum, Hz. Peygamber, Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hz.'nin, Üç, Mira'cı, Var.
Biz, Son miracını, Kon'a alıyoruz, Burada. Bu son mira, Hem bedenen, Hem kalben, Hem ruhen, Hem sırren, Bunu, Nasıl ifade ederseniz, Edin. Ama, Ondan, Öncekiler, Ayrı, Bir sohbet, Konusu olabilir, Belki de. Belki de, Birda ki, Miraçta, İnşallah, Onlardan da, az bir şey bahsederiz inşallah. İşte bu son miraç dediğim miraç bu konuştuğumuz miraç o. Cenab-ı Hak onu İsra suresinde ayet bir. Ayetlerimizden bir kısmını onu göstermek için kulunu bir gece mescidi haramdan alıp çevresini mübarek kıldığımız mescidi Aksa'ya seyahat
ettiren Allah her türlü noksandan münezzehtir. Bu İsra miraçın ilk safhası. İsra gece yürüyüşü demek. Ve Hz. Allah Celle Celaluhu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini mescidi Aksa'ya götürüyor. Bu mescidi Aksa'ya ilk etapta gitmesinin türlü hikmetleri var. Sufiler Cenab-ı Hak bunu böyle takdir etmiş böyle beyan etmiş der çıkarlar işin içinden. Doğrudur da.
Ama bazı aklı evveller var ya aklı evveller şöyle diyorlar. O zaman madem göklere çıkacaktı ne amma ilk önce mescidi Aksa'ya Kudus'e gitti. Bir Kudüs bütün peygamberler için önemli bir mekandır. Bütün peygamberler önceden Kudüs'te toplanırlar orayı ziyaret ederlerdi. Hatta bir vakit Kudüs Ümre yeriydi. Hac yeri değil Ümre yeri. Kudüs Müslümanların bu noktada kutsal mescitlerinden birisidir. Kudüs görünen zahir alemde peygamberlerin toplanıp namaz kıldığı yerdir. Onlar haydır diridir ölü demeyiniz.
Bunların birinci derecatı peygamberlerdir. İkinci derecatı şehitlerdir. Allah yolunda cihad edip Allah yolunda can verenlerdir. Üçüncü derecatında olanlar velilerdir. Ondan sonra velilerin içerisinde şüheda hükmünde olanlar vardır. Onlar da birinci derecada ikinci derecattadır. Ardından iyi müminlerdir. Altıncı makamda beşinci makamda olan müminlerdir. Dördüncü makamda olanların bir kısmı dahi oradaki namazda toplanırlar. Hala da Kudüs'te Mescid-i Aksa'da peygamberler toplanıp namaz kılarlar. Hala daha veliler zamanın yaşayan velileri Kudüs'te toplanıp namaz kılarlar.
hala da velilerin seyr-üsülüklerinde Kudüs önemli bir merkezdir. Sufi seyr-üsülükte Kudüs'ü gider, Kudüs'ü ziyaret ettirilir, Kudüs'te ona namaz kıldırılır ve Kudüs'te o peygamberlerin arkasında namaza durdurulur. Bunları açık açık şimdi söylüyorum ki arkadan gelenlere bir ders olsun. bu yoldan yürüyenlere bir işaret olsun. Beşinci esmayı alan kimselerin ilk önce kılacakları namaz durakları Kudüs'tür. Kudüs şu anda Müslümanların elinde ve hakimiyetinde değildir. Müslümanların oraya hakimiyet altına almaları farzayındır.
İslam dünyası miracı konuşurken peygamberlerinin bir gece yürüyüşüyle oraya gidip bütün peygamberlere bütün velilere bütün şehitlere bütün müminlere imamlık ettiği Mescid-i Aksa bugün Yahudinin elinde inim inim inlemektedir. Bütün dünya Müslümanları bugün miracı kutlarlarken peygamberlerinin namaz kıldırdığı yer işgal altındadır.
Peygamberlerinin miraçta namaz kıldırdığı pevbi diğer peygamberlere imamlık yaptığı velilere imamlık yaptığı ve her dem her gece imamlık noktasına geçip namaz kılınılan yer işgal altındadır. Mescid-i Aksa Süleyman Aleyhisselam'dan sonra önemli bir mekandır. Kutsal bir mekandır. Üç mescit ziyaretinden insanlar hesaba sorulmaz. Birisi Beytullah ikincisi Medine-i Münevvere üçüncüsü Mescid-i Aksa. Diğer mescitlere yaptığınız ziyaretten sevap almazsınız. Ama ondan bir hisse alırsınız.
Güzel bir mescittir. ziyaret edersiniz. Tarihten bir dem alır. Tarihten bir hisse alırsınız. Cenab-ı Hak ayeti kerimede de geçmiş ümmetlerin yerlerini gezmekten oralardan hisse almaktan oralardan ders almaktan bahseder bize. O yüzden bir Seliniye'ye gidebilirsiniz. Bir Süleymaniye'ye gidebilirsiniz. Bir herhangi bir mescide camiyi ziyarete gidebilirsiniz. Ama bu sadece ders almak içindir. Bir hisse kapmak içindir. Ama ibadet için üç mescide gidilir. Mescid-i Haram yani Beytullah Mescid-i Nebevi Medine-i Münevvere'deki mescid Mescid-i Aksa dördüncü bir mescid yoktur. O yüzden Mescid-i Haram önemli bir mescittir.
İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir gece bir gece Mescid-i Aksa'ya götürüldü. Tabi diyeceksiniz ki Mescid-i Aksa hikmet aklıma geleni söylüyorum. Miraç dönüşü müşrikler bununla alay etmek istediler. Mescid-i Aksa'yı sordular Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme. Cenab-ı Hak bir delil olarak da sundu insanların önüne. Hz. Peygamber ümmi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri daha önce hiç Kudüs'e gitmemiş. Mekkeliler biliyor onun Kudüs'e gitmediğini. Müşrikler biliyorlar onun Kudüs'e gitmediğini. Ve ona Kudüs'ü soruyorlar. Mescid-i Aksa'yı soruyorlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tabiriyle diyor ki Cenab-ı Hak Mescid-i Aksa'yı benim gözümün önüne getiriverdi.
Onların sordukları yerleri her daim gözümün önünde görüyordum. İşte kalbin ilham alması. Kalbin vahye tabi olması. Sufiler sufi yolunda yürüyenler işte hal budur. İşte ilmi ledünden ilim almak budur. İşte kalbi ilim budur. Size birisi bir soru sorar o sorduğu soruyu kalbinize gelen ilhamla siz cevap verirsiniz. Bu ilmi ledündür. Bu ilmi ledündür. İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Mescid-i Aksa'yı sorduklarında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin deyimiyle Mescid-i Aksa onun gözünün önüne geliverdi. Onu iki direk arasında kaç arşın diye soruyorlardı. Hz. Peygamber hemen sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o iki direk arasındaki o arşını söyleyiveriyordu.
Şurası ne diyorlardı? Hemen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gözününün önüne geldiğinden hemen sordukları yeri hemen cevaplandırıveriyordu Hz. Peygamber Efendimiz. Nereyi soruyorlarsa hemen sordular. Hatta bir müşrin birisi dedi ki bir kervan gelecekti. Dedi ki kervanı da gördüm. Filanca yerdeydiler. Diyor herhalde yarın sabah tam güneş doğarken onlardan haber gelir. Hatta kervanı tarif ediyor. O esnada diyor kervan benim önüme geliverdi. Deve sayısına varıncaya kadar yük sayısına varıncaya kadar tabiri caizse merkebin atının eşyanın sayısına varıncaya kadar kervanda kaç kişi olduğunun sayısına varıncaya kadar müşrikler böylesine şedit.
Müşrikler böylesine aklına hakim. Müşrikler böylesine akılperest. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri teker teker sıralayıverdi. Beklediler müşrikler evet tan yeri ağırken oradan bir münadi münadetti kervan göründü dedi. İşte bir hikmeti de bu akılperestlere cevaptı. Mescid-i Aksa'ya olan yürüyüş ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Beytullah'ı tavaf edip gece tavaf ettikten sonra manen ve zahiren Mescid-i Aksa'ya gitti. Mescid-i Aksa'da bütün peygamberler hazır bekliyordu. bütün peygamberler bütün veliler bütün müminler daha ileri gelecek olan veliler ve müminler de hepsi de hazırdı.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onlara imamlık etti. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri İsra gecesinde imamımız oldu bizim. İmamımız La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyenlerin imamı oldu. O gece namaz kıldırdı. Kendisine tabi olacak olan kıyamete kadar gelecek olan ne kadar Müslüman Muhammed'i var ise hepsine imamlık etti o gece. Bütün mümin ruhlar Cenab-ı Hakk'ın izni keremiyle rütfuyla o gece Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin arkasında namaza durdu. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendisinden sonra gelecek olan o ümmetini tanıdı.
Çünkü Hz. Peygamber arada böyle bir fetret dönemi yaşamıştı. Üç yıl boyunca hiç bir ayet gelmemişti. Bir vahiy gelmemişti. Hz. Hatice annemiz vefat etmiş. Onun malı bitmiş. maddi sıkıntılar başlamış. Müslümanlarda sıkıntılar hat boyu olmuş. Her türlü baskı, her türlü zulüm, her türlü işkence, her türlü ambargo, her türlü problem Müslümanların üzerinde çökmüş. Ve Müslümanlar bunun ardına bir de üç yıl boyunca hiçbir vahiy, hiçbir emir gelmeyince Müslümanların arasında derin bir hüzün olmuş. Ve münafıklar bu noktada müşrikler, mürtedler, kafirler Muhammed'in Rabbi Muhammed'i unuttu deyip yaygara çıkarmaya dedikodu çıkarmaya başlamışlardı. İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böylesine bir hüzün deryasında, böylesine garip bir noktada, garip bir noktada, böylesine her türlü baskının altında, her türlü sıkıntının, her türlü çilenin altında, her türlü maddi
manevi baskı ve zulmün altında inim inerken Cenab-ı Hak onu alıverdi bir gece. Aldı, götürdü. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gönlü mesrur oldu. Gönlü sükun oldu. Kendisinden sonra gelecek olan o ümmeti gördü. Kendisinden sonra gelecek olan o ümmeti görünce mutlu oldu. Kalbi tatlandı, içi tatlandı, içi bir hoş oldu. bütün ümmete orada imamlık yaptı. Sadece peygamberlere değil. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o imamlık yaptıktan sonra, namazı kıldırdıktan sonra, duasını ettirdikten sonra meşhur ne geldi? Burak geldi.
Pardon, ref ref geldi. Oraya kadar Burak'la gitti. Herkes Burak'ın üzerinde bir şey söyler. Herkes Burak'ın işte ayakları vardı. Burak işte ata benzetirler. İşte kimisi atımsı bir şey söyler. Bunlar ehline malumdur. Ehline. Sizi bir gün götürseler siz bineceğinizi mi düşünürsünüz? Neye bindiniz mi düşünürsünüz? Evet. Ardından oraya ref ref getirildi. Ref ref getirilerekten Cenab-ı Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine yedi kat semavata tanıttırıldı. Birinci kat semavata tanıttırıldı. Oranın halkına tanıtıldı. Oranın yaşayanlarına tanıtıldı. Meleklerine tanıtıldı.
Cinni taifesine tanıtıldı. Her ne varlık ve mahluk var ise Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini tanıdı. Ona selam durdu. Ona salatu selam getirdi. Her katta peygamberler vardı. Her kattaki peygamberler onu bekliyordu. Ve her kattaki peygamber ona salatu selam etti. Ona dua etti. Bu tanıtma ve tanışma merasimi yedinci kata kadar devam etti. Bu asnada Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cenneti gördü. Cehennemi gördü. Arş-ı alayı gördü. Lef-i mafuzu gördü. Kürsü'yü gördü. Bu yedi kat semavatın sonunda bütün Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine varlık alemiyle alakalı nasıl bir bilgi verilmesi gerekiyorsa hepsinde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri aynel yakin yani gözüyle hakkel yakin sırrıyla hepsinde tanıdı.
Her şeyi gördü. Her şeyi tanıdı. Varlıkla alakalı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tanımadığı görmediği duymadığı varlık aleminde hiçbir şey kalmadı. Ve ayet-i kerime bize şöyle anlatıyor. Necm suresi malum necm yıldız demektir. Bütün herkes bütün tefsirciler öyle tefsir ederler. İnmekte olan necm'e yani yıldıza yemin ederim ki bununla alakalı ben bunu bir yıldız olarak görmüyorum. Burada çünkü inmekte olan yıldız denilince bu yıldızdan kastın Kur'an-ı Kerim ve kıyamete kadar gelecek olan manevi ilimler olarak görüyorum.
Çünkü peygamberliğin onuncu yılıdır vahiy dahi tamamlanmamıştır. Din tamamlanmamıştır. Din daha henüz tamam olmamıştır. İnmekte olan yıldız Kur'an-ı Kerim ve bütün maddi manevi ilimlerin manzumesi topu gibidir. Topluluğu gibidir. Cenab-ı Hak inmekte olan o manevi ilimlere yemin ediyor. O ilmin sahibi o ilmin tek sahibi malikül mülk ve bütün insanlığa bir ilim iniyor. Bütün insanlığın huzur bulacağı bütün insanların insanlığın barış bulacağı bütün insanlığın ademiyet bulacağı bütün insanlığın hakiki bir ilme vakıf olacağı ilmin nüvesi ilmin tamamı ilmin bu noktada toplu hali olan Kur'an ve manevi ilimler indiriliyor.
Hz. Allah Celle Celaluhu diyor ki işte o necme o yıldıza yani indirilen o ilme yemin olsun. Çünkü Allah yemin ediyorsa arkasındaki şeyler arkasındaki ayetler diğer ayetlerden daha faziletli. Diğer ayetlerden daha önemli. Bu öylesine önemli bir şey ki dikkat edin. Hani asra yemin olsun dedi ya Velasri deki gibi Velasri de asra yemin olsun dedi dört tane madde sıraladı. Dört tane madde dini hayatın tamamı oldu. İman etmek iyi amel işlemek iman etmek iyi amel işlemek ve hakkı ve sabrı tavsiye etmek. Ne oldu? Dört. Siz şimdi raviye işareti diyeceksiniz. Biliyorsunuz bu işaret raviye işareti değil.
Bu Mehda aleyhisselamın işareti. Benim bu parmağım arızalı da ben o yüzden bu böyle beni dinlemiyor. Beni dinlemeye yerler var benim vücudumda. Birisi de bu. Ben bunu açıp kapatamıyorum istediğim gibi. Ona bağlı değil bu. Bu öbür elle ben bir elimle buna böyle şey yapıyorum. Bu ne? İsa aleyhisselamın da yeryüzüne gelirken işareti. Velasri'deki işaret bu. Bu dört tane direk. Dinin direği. Bir insanın şahsın direği bu. Şahsın dini direği. İman edecek. Salih amel işleyecek. Hakkı ve sabrı tavsiye edecek. Yoksa hüsranda. İşte Cenab-ı Hak burada yemin etti. Dört tane ana madde koydu. Dört tane ana direk koydu. Dört tane unsur koydu.
Dört tane büyük peygamber koydu. Bu dört ana maddeye dört tane siz kutsal kitap koyun. Bu dört tane ana maddeye dört tane siz büyük melek koyun. Bu dört tane ana maddeye dört tane halifeyi koyun. Bu dört tane ana maddeye dört tane büyük fıkıh halimi mezhebi koyun. Bu dört tane ana maddeyi, dört tane meşrebi koyun. Bu dört tane ana maddeyi siz dört tane zamanın kutbunu koyun. Yaşayan kutbunu koyun. Bu şey çok önemli. Necm suresinde de ne yapıyor? Yemin ediyor. Yemin olsun. Neye? Necm'e, yıldıza. Bildiğin yıldız değil o. Ya indirilen ilme, indirilen ilme, lef-i mahfuzdan, lef-i mahfuzun bağrından çıkarılmış ilmin hakikatine. Daha çünkü henüz daha peygamberliğin bitmesine on üç yıl var.
Din tamam edecek Cenab-ı Hak. Arkadaşınız şaşırmadı, azıtmadı da. Arkadaşınız dedi ne? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Arkadaşınız diyor ki o bir insan, o bir melek değil. O bir insan, o varlıkların efendisi. O olmasaydı varlığın olmayacağı efendisi, seyyidi. O bir insan, Allah'ın alemlere halife olarak yarattığı gönderdi. Kim? Hazreti Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Bir tarafı insan, seninle beraber çorba içen, seninle beraber kurumuş kelle paça yiyen, seninle beraber kuru ekmek yiyen, seninle beraber uyuyan, seninle beraber yürüyen, seninle beraber sohbet eden, konuşan, seninle beraber açken aç olan, tokken tok olan, seninle beraber hüzünlenen bir arkadaş, bir dost, bir yoldaş.
ama bir tarafı Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Hevadan, arzusuna göre söylemiyor. Ayet-i Kerim'e devam ediyor. Önce Cenab-ı Hak bize Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin özelliklerini sıralıyor Nezmi suresinde. Özelliklerini yemin ederekten söylüyor. O heva ve hevesinden konuşmaz. Yani onun konuştuğu hiçbir şey heva ve hevesinden değildir. Şimdi İmam Hatip ortaokullarında, İmam Hatip liselerinde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin de hata yaptığını, kusur işlediğini söyleyen ilahiyet mezunu öğretmenler. Bu ayeti kerimeye nereden bakacaksınız?
Çocuklara Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde hata yaptı derken hiç mi utanıp korkmuyorsunuz? Kur'an hevasından konuşmaz derken siz nasıl onun üzerinde hata yaptı dersiniz? Kur'an'ı nasıl yalanlarsınız? Kur'an'ı yalanlıyorlar. Kürsülerden hutbe okuyan hoca efendiler kürsülere hutbe gönderen diyanet o hevasından konuşmaz ayeti kerimesini ne yapacaksınız? Allah bunu yeminle söylerken Allah bunu yeminle söylerken bunu nasıl söyleyeceksiniz?
Birisi size çocuğunuza birisi televizyonda size birisi kürsüde hoca efendi size Hazreti Peygamber de hata yaptı diyorsanız onu susturmak farz onu susturmak farz böyle konuşamazsınız demek farz ayeti kerime necm suresi ayet 3 o hevasından konuşmadı o şaşırmadı o azıtmadı ayeti kerime necm suresi ayet 2 çünkü arkasından gelecek olan Hazreti Allah'ın söyleyecek oldukları şey Hazreti Allah'ın söyleyecek oldukları çok önemli çok kıymetli imani bir mesele miraç imani bir meseledir kim miraçın
bir harfine inanmazsa islam değildir islam değildir dikkat edin islam değildir burada çünkü ben yıldız bildiğiniz yıldız değil Kur'an'a yorumlamamın sebebin ayeti kerimesi bu 4. ayeti kerime necm suresi birbirini tamamladığını düşünerekten böyle söyledim diyor ki 4. o Kur'an sadece vahyolunan bir vahiydir orada ayeti kerimede Kur'an olarak geçmiyor ayeti kerimede o diyor ya bu odan kasıt Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ya da o zaman bu yıldızı biz Hazreti Peygamber olarak göreceğiz peygamberlik müessesesi peygamberlik mesleği olarak göreceğiz inen yıldızı çünkü 10 yıl daha 13 yıl var peygamberlik de tamamlanacak ve Hazreti Kur'an bize diyor ki orada o sadece vahyolunan bir vahiydir vahyolunan bir vahiy Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri
varlık olarak bir vahiydir vahyolunan bir varlıktır Hazreti Peygamber Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir ismi de Kur'an'dır çünkü Kur'an-ı Kerim bir kitap Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir veçesiyle insan insana bak o insana bak Kur'an'ı anla Kur'an'a bak Hazreti Peygamber'i anla Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yaşayan Kur'an o zaman Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri baştan başa bir vahiy o madem ki hevasından konuşmadı
Kur'an'da hevasından konuşmadı Kur'an vahiy Hazreti Peygamber de vahiy Hazreti Peygamber'i hiç görmek isteyen ahmaklar bize Kur'an yeter diyen ahmaklar Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri baştan başa bir vahiydir baştan başa bir vahiydir söyledikleri yaptıkları işledikleri her neyse yemek yemesi dahi vahiydir yürümesi vahiydir elbisesi vahiydir cismaniyeti vahiydir ruhaniyeti vahiydir sırrı vahiydir o topluca bir vahiydir top yükün ve ondan vahiyin dışında bir şey bulmak mümkün değildir onu vahiyin dışında
bir şey görmek ancak şaşıların körlerin deccal işidir ancak deccal onu vahiyin dışında bir şey görür ondan ancak şaşmış gözler vahiyin dışında bir şey görür ondan ancak küfür gözlüğünü takmış olanlar onun hata yaptığını söylerler ancak küfür gözlüğünü takanlar onun kusurlu olduğunu söylerler ancak küfür gözlüğü takmış olanlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde de heva heves kondurmaya çalışırlar küfür gözlüğü takan bunu yapabilir ancak işte o sadece vahy yolunan bir vahiydir ister bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şahsiyeti olarak algılayın isterseniz bunu Kur'an olarak algılayın birbirinden farkı yoktur çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle Kur'an'ın arasında bir fark yoktur ister Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini dinle ister Kur'an'ı dinle
birbirinden fark görmeyeceksin birbirinden fark gören şaşı kendi şaşılığını görmekte kendi aykırılığını görmekte ona kuvvetleri çok güçlü olanı öğretti Hz. Peygamber'e kuvveti çok olan kuvvetin sahibi olan kudretin sahibi olan ilmin sahibi olan her türlü sıfatın sahibi olan Allah öğretti onun mürebbisi Allah'tı hadis-i şeyh-i Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini benim mürebbim benim öğretmenim Allah'tı o ne güzel bana öğretti dedi çünkü ona her şeyi öğreten Allah'tı Allah ve bütün insanlığa hayrı öğreten
Allah'tır iyilikleri öğreten Allah'tır iyiliğin öğretilmesi kimin lafzından çıkarsa çıksın o Allah'ın nefesidir birisi birisi size namaz kıl diyorsa o namaz kıl diyen nefes Allah'ın nefesidir onu Ahmet'in Mehmet'in Hüseyin'in Ayşe'nin Hacce'nin Fatma'nın üzerinden nefeslendirir onu sevaplandırmak için onu nasiplendirmek için nefes Allah'ındır iyilikleri emredenler Allah'ın nefesleridir bir kimse Kur'an'ı size anlatıyorsa o Allah'ın nefesidir birisi size iyiliği anlatıyorsa o Allah'ın nefesidir birisi size doğruyu anlatıyorsa
o Allah'ın nefesidir birisi size hakikati anlatıyorsa o Allah'ın nefesidir onu Ahmet'ten Mehmet'ten görme onu Allah'tan gör Allah'tan bil Allah bana vahyetti de Allah bana üfledi şimdi de Allah bana ilham etti de Allah ikram etti de aman bu kardeşi bana husisi Allah göndermiş de aman bu kardeşi Cenab-ı husisi bana göndermiş bir ulak bir postacı bir haberci olarak bana göndermiş bundan bunun arkasından üfleyen Allah de çünkü hak ve hakikatin sahibi Allah hak ve hakikati anlattıracak olan Allah hak ve hakikati sevdiren
Allah hak ve hakikatin peşine düşüttüren Allah hak ve hakikatin hakim olmasını isteyen Allah o uğurda koşturanlar Allah'ın askerleri Allah'ın kulları Allah'ın inananları onlar Allah'çı onlar Allah'çı onlar Allah'ın o Yemen'den gelen nefesi gibi hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya Rahman'ın nefesi Yemen tarafından geliyor diyor onlar Rahman'ın nefesi birisi gel zikredelim dediğinde o Rahman'ın nefesi gel namaz kılalım dediğinde o Rahman'ın nefesi gel oruç tutalım diyen o Rahman'ın
nefesi gel Kur'an'a tabi olalım diyen o Rahman'ın nefesi çünkü iyilikleri güzellikleri tatlığı hakkı hakikati kuvvetlendiren Allah onu istihdam eden Allah işte Hazreti Peygamber de sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bu eğitimi bu öğretimi bu ilmi bu hakikati Cenab-ı Hak'tan alıyordu bir kuvvet sahibi bir kuvvet sahibi hemen doğruldu bir kuvvet sahibi doğruldu yani kendine ayağa kalktı harekete geçti fiilyata geçti bir kuvvet sahibi kuvveti elinde tutan kuvvetini verdi ve o kuvvetini verdikleri doğruldu doğruluyor
ayağa kalkıyor yeniden miraç yaşanıyor yeniden miraçlar yaşanıyor bu miraç topyekun bir miraç bu miraç bireylerin miracı değil bu ümmetin miracı ümmet doğruluyor ümmet doğruluyor ümmet ayağa kalkıyor ve doğruldu Cenab-ı Hak devam ediyor o en yüksek ufuktaydı en yüksek ufukta en yüksek ufukta deyince her yüksek gördüğünüze her yüksek gördüğünüzü tenzih etmeniz gerekir bir yükseğe vardınız o daha yüksektedir bir yükseğe vardınız o daha yüksektedir bir yükseğe vardınız o daha yüksektedir o çünkü yükseklerin
yükseğine otağını kurmuştur her yüksek gördüğünüzden yüksektir onun otağı işte o en yüksek ufuktaydı bunu akıl olarak algılamamız mümkün değil bunu kalp olarak algılamamız mümkün değil bunu ruh olarak algılamamız mümkün değil ruh kördür kalp zan üzerinedir ruh kördür kalp zan üzerinedir bunu ancak nefsini çok iyi terbiye edeyenler algılayabilir bunu ancak nefsini çok iyi terbiye edebilenler anlayabilir Cenab-ı Hak Hazreti Peygamberi için ne diyor onu ben eğittim onun öğretmeni benim onun öğretmeni benim
bu eğitime tabi tutulanların anlayabileceği bir şey deriz sonra yaklaştı ve sarttı şu kıymete bakın şu değere bakın şu kıymete bakın şu değere bakın Celle Celaluhu Peygamberine Habibim dediğine sevgilim dediğine sarttı yaklaştı onun gelmesini beklemedi onu huzuruna çağırmadı gel demedi ya o sarttı o yaklaştı ona sevgi büyükten küçüğedir sevgi büyükten küçüğedir sevgi Allah'tan Allah sevdi Habibini Cenab-ı Hak öylesine sevdi ki onu öylesine sevdi ki Cenab-ı Hak bütün yaratmış olduğu
her şeyden fazla sevdi onu dilime geleni söyleyemedim hakkınızı helal edin dilime geleni söyleyivereyim de içimden kalksın gitsin dert olacak Allah onu kendinden bile fazla sevdi Allah onu öylesine sevdi Allah kendinden fazla sevdi onu onu öylesine sevdi Muhammed-i Mustafa'sını sallallahu aleyhi ve selleme öylesine sevdi ki bu sevgi aklın mantığın kalbin ruhun sırrın nefsin alacağı bir şey değil onu öylesine sevdi ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme hazretlerini öylesine seven bir kimse Allah'ı sevmiş
gibidir kıymetli dostlar Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmektir önemli olan bana kızacak şimdi bazı kimseler ben o kızılmayı ve kınanmayı göze alıyorum ben kınanmaktan korkan bir kimse değilim inandığımı anlatıyorum ve Hazreti Peygamber buyurdu sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri beni annenizden babanızdan eşinizden çocuğunuzdan malınızdan mülkünüzden canınızdan gözünüzün gördüğü görmediği her şeyden daha fazla sevmedikçe imanınız kemale ermez buyurdu bizler hangi sevgilerin peşindeyiz
bakın görün bizler neyin peşindeyiz görün bir Allah var bu benim inanışım o Allah öylesine sevdi ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini kendinden fazla sevdi biz onu ne kadar sevebiliyoruz biz onun için ne yapabiliyoruz bizim sevgimiz nire onun sevgisi nire Erzurumlar öyle der değil mi nire der değil mi nire o öylesine sevdi sonra yaklaştı ve sarttı o sevdiğine yaklaştı o sevdiğine koştu o sevdiğine yakınlaştı sevmek böyle bir şeydir sevmek yakınlaşmaktır sevmek
ona koşmaktır sevmek onun yanında onun canında onun dizinde olmaktır sevmek onun menzilinde yürümektir sevmek onun nefesiyle nefeslenmektir sevmek onu her şeyden yüce ve üstün tutmaktır dostlar Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevin sevilecek bir kimse varsa bu dünya üzerinde o Muhammed-i Mustafa'dır sevilecek bir kimse varsa Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyetidir nuraniyetidir gidilecek bir yol varsa Muhammed-i Mustafa'nın yoludur Ahmet'in Mehmet'in o yolu değil yol bir tanedir o yol da Muhammed-i Mustafa'nın
yoludur bakmayın siz yol binlerce diyenlere binlerce diyenler hiçbir yere varamazlar sen bir yere varmak istiyorsan Muhammed-i Mustafa'nın izine bas senin izin olmasın bu alemde senin nefesin olmasın bu alemde senin yolun olmasın bu alemde büyük güç müstahlıktır Muhammed-i Mustafa'nın yolu varken Muhammed-i Mustafa'nın izi varken Muhammed-i Mustafa'nın sünneti varken Muhammed-i Mustafa varken kimin yolu olabilir adoslar kimin izi olabilir adoslar kimin yolu olabilir kimin izi olabilir o yollar o izler o izimler hepsi de
helaka götürür insanları o yüzden özellikle derim ki bizim yolumuz yok bazen soruyorlar işte Mevlevi misiniz Kadiri misiniz Rufai misiniz Bedevi misiniz gülüyorum içimden Muhammed-i varken ne yol soruyorsunuz bana Hz. Muhammed-i Mustafa'nın izi varken başka ne iz arıyorsunuz Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellemin sünneti varken ne arıyorsunuz ve Hz. Allah onu öyresine sevmişken ve Hz. Allah onu kendi hevasına bırakmamışken Hz. Allah onu kendisine bırakmamışken onun söyleyeceği harfi dahi onun parmağını
çıtlatmasını dahi onun gözünü kırpıştırmasını dahi onun mimiklerini dahi tanzim ederken kim kimin yolundan bahsedecek adoslar kim kimin fıkıhından bahsedecek kim kimin meşrebinden bahsedecek kim kimin mezhebinden bahsedecek kim kimin tarikatından bahsedecek kim kimin meşrebinden bahsedecek şaşırt şaşırt o muhammed mühamed muhammed görürler, şaşarım. Bana şeyhlik verildi derler, şaşarım.
Bana pirlik verildi derler, şaşırım. Bana kutupluk verildi derler, şaşarım. O Muhammed-i Mustafa dururken buna nasıl dilin varır senin, şaşarım. O hakkıyla kulluk edemedim ya Mabud derken. Birisinin kendi kulluğunu görmesine şaşarım. Kendisinin fasulye gibi nimetten saymasına şaşarım. Şaşarım. Ve böyle bir sevda dururken orta yerde. Ve Allah Habibini böyle severken seni çok seviyorum demeye şaşarım. Şaşarım. O sevgiyi düşündükçe sevdalarımdan utanırım. Şaşarım. O sevgiyi düşündükçe tövbelerimden utanırım. Şaşarım. O sevgiyi düşündükçe zikirlerinden utanırım. Şaşarım. O sevgiyi düşündükçe gözünün içine bakamam.
Şaşarım. O sevgiyi düşündükçe kafamı kaldıramam ona. Şaşarım. Şaşarım. Nasıl ondan bir şey isteyebilirim. Şaşarım. Lal olur dilim. Lal olur kulağım. Lal olur kalbim. Lal olur sırrım. Lal olur ruhum. Onu öylesine bir seven varken ben nasıl ona seni seviyorum ya Resulullah derim. Şaşarım. Şaşarım. O onu öylesine sevmiş. Şaşarım. Şaşarım. Şaşarım. Şaşarım. Şaşarım. Biz ise böyle küçücük beğenmemizi sevda görürüz. Şaşarım. Öylesine sevmiş. Öylesine süslemiş. Seven süslemiş sevdiğini. Seven şekillendirmiş. Seven tatlandırmış.
Tat koymuş kendi tadından. Şekerpare yapmış onu. Süslemiş onu. Misler gibi kokulamış. Kokusundan alemi süslemiş. Hangi cenaha dönsen o kokar. Hangi tarafa baksan o görünür. Nereye elini uzatsan onun eli vardır. Ne tarafa hangi kelam söylesen o vardır. O her yeri her şeyi her şeyle donatmış. sevmiş sevmelere doyamamış. Doymamış. Hala da sevmekte. Öylesine sevmiş. Bitmiş tükenmez bir sevda. Bu sevda ebedi desem ebedi demek az gelir. Bu sevda öylesine sevda. Her şeyi kaplamış.
Her şeyi varlıktan geçin. varlıktan geçin. Yokluğu kaplamış. Aydınlıktan geçin. Karanlığı kaplamış. Gözünüzün görüp görmedi. Sırrınızın ulaşıp ulaşmadı. O Muhammed-i Mustafa sevdası. Her yeri kaplamış. Her yeri aşmış. Bastığın yer Muhammed-i Mustafa. Sen iyi bas iyi tanı. Edeble git edeble. Onun ayağının izi var bastığın her toprağın zerresinde. Yere dahi tükürürken edeble tükür. tükürmemeye gayret et. Onun muhakkak onun muhakkak onun muhakkak ruhaniyeti ve nuraniyeti var. Yaşayamazsın düşünürsen. Hareket edemezsin. Lal olursun. Ayağında yürüyemezsin. Yiyemezsin. İçemezsin. Salaklar gibi aptallar gibi görünürsün orta yerde. Hayretten hayrete geçer. Hayretten hayrete geçer.
Hayretten hayrete geçer. Hayretten hayrete geçer. Vallahi dünyaya dönüp bakmazsın. Karanlıkta geçer. Aydınlıkta geçer. Onun nuruyla nuruna girer. Onun nurunda kendini kaybeder. Onun nurundan hiçbir şey görmez olur. Gözünde kör olur. Gözünde kör olur. Kalbinde kör olur. Sırrında kör olur. Vallahi her şeyin kör olur. Kör olarak yaşarsın bu alemde. Yetişemezsin. Yetişemezsin. onun izi varken iz arayanlar şaşkın ördek gibi. Orada otururken kendinde bir şey görenler deccal gözü gibi. Şaşarım hep. Hep şaşarım. Allah bizi muhafaza eylesin. Yaklaştı ve sarktı.
Bu yüksekten bir kimsenin kafasını uzatması gibi. Onun önüne gelmesi gibi. Hani birisi teveccüh eder ya. büyüktür ya. Çocuk babasına gelmesi gerekir. Ama baba çocuğuna gider ya. Hani seven sevdiğine gitmesi lazımdır da sevdiği lütfeder. Gelir ya ona. Birisi birisine böyle bir teveccüh gösterir ya. Sevgi büyükten küçüğedir ya. O büyük sever ya. Evladım der, yavrum der. Sever ya. Bu öyle bir şey. Böyle anlayalım biz. Gücümüz yetmiyor, kalbimiz yetmiyor. İçimiz yetmiyor ya bizim. Yetmiyor.
Bu öyle bir şey. Ve Allah hani bizler için, biz zayıf müminler için, biz zayıf kullar için Cenab-ı Hak her gece göğün semasına tecelli eder ya. Göğün semasına tecelli eder. Kullar, gücü, kudreti yok bizim gibi zayıfların. Biz ayağımızı yere buyup, yukarılara sıçrayamayız ya. biz öylesine bir Allah diyemeyiz ya. Uzaklara doğru gitmez nefesimiz. Arkasından kin, adavet, dedikodu, gıybet, iftira. Arkasından her türlü şey bizim aşağı doğru çeker ya. Durduğumuz yerde kinleniriz, durduğumuz yerde gıybet ederiz, durduğumuz yerde öfkeleniriz. Damat şöyle dediydi, gelin böyle dediydi, çocuk böyle yaptı, o onu böyle yaptı, bu onu böyle yaptıydı da.
nefislerimizi padişah yaparız ya biz. Nefislerimizi biz firavun gibi oturtururuz ya oraya baş köşeye. Her şeyi biz biliriz ya. Her şeyi biz yaparız ya. O yüzden nefesimiz yükselmez bizim. Ben kendi nefsim için söylüyorum. Sizler muhakkak ki daha iyisinizdir. işte kullar da her gece miraç etsinlerdi Hazreti Peygamber Hazreti Allah gökyüzüne tecelli eder ya yok mu dua eden duasını kabul edeyim.
Yok mu tövbe eden tövbesini kabul edeyim onu affedeyim. Yok mu derdi olan ona derman vereyim. Yok mu borcu olan borcusunun ödeyivereyim. Yok mu sıkıntısı olan sıkıntısını defedeyim. Yok mu Allah diyen ben de o kulumu zikredeyim diye her gece semaya tecelli eder ya biz layık değilizdir ama muhakkak layık olanlar vardır. O layık olanlar için öyle bir göğün semasına tecelli eder ya o her gece gece yarısından sonra ta sabah seher vaktine kadar öyle işte gökyüzüne sarkar ya ama bu sarkma öyle bir sarkma değil. Bu yakınlaşma öyle bir yakınlaşma değil. bu yakınlaşma özel bu sarkma husisi öylesine sarkıverdi Cenab-ı Hak öylesine yaklaşıverdi.
9. ayet-i kerime diyor ki aradaki mesafe iki yay boyu kadar oldu. Nefes nefese bir yay gerdiniz bu kadar kalır mı bu kadar kalır. 15 santim 20 santim 25 santim iki yayın birleştiği yer kadar germediniz durdunuz yay ve ipi iki yayın ucundan bir ip bağlarlar ya germe ipi gibi hadi yayı onu koyalım da ip tonu olsun bağlasın birbirini daha yakın ondan daha yakın kuluna verdiğini verdiği vahyi verdi.
Kuluna Cebrail Aleyhisselam'la değil bazıları bunu Cebrail Aleyhisselam'la yakınlaştı diyorlar değil Allah'la de biten bir ayet-i kerimeleri okuyorum hiç biriniz Cebrail Aleyhisselam olarak anlamadı değil mi bunu? Evet evet o kuluna verdiği vahyi verdi Cenab-ı Hak işte Habibine o esnada ne verilecekse daha verdi ona verdi ne verilecekse verdi ona ne verilecekse gözün gördüğüne kalp yalan demedi ve Hz.
Allah peygamberine diyor onun gözü gördü gözünün gördüğünü de kalp yalanlamadı onun gözü gördü çünkü kalbi de yalanlamadı çünkü kalbinde daha önce onu tanımlayan ilim bilgi vardı önce vahyi verdi ona ona vahyi verince o vahyiyle ne yaptı tamamlandı ilim ilim tamamlanınca ayağın beyan olunca gözü onun gördüğünü de kalbi inkar etmedi dedi ki evet bu Hz.
Allah onun kalbi bunu inkar etmedi onun kalbi bunu değildir tenzihe düşmedi tenzihe düşmeyen bir Hz. Peygamber bütün kullar tenzihe düşmekle mükellefler Hz. Peygamberden sonra bütün gelenler tenzihe düşmekle mükellef Hz. Peygamber'e kadar bütün peygamberler tenzih ettiler dostlar tenzih etmeyen bir peygamber var gördüğünden şaşmadı bu değildir demedi o değildir demedi kalbi tasdik etti evet bu Hz. Allah gözünün gördüğünü kalbi tasdik etti gözünün gördüğünü kalbi tasdik etti evet ayeti kerimede Musa Aleyhisselam için dedi ki hiçbir göz onu göremez doğruydu Hz.
Musa'ya kadar Hz. İsa'ya kadar Hz. Peygamber sallallahu ve sellem Hz. ne kadar hiçbir göz onu göremezdi sıfatlarının tecelliyatını görse dahi tenzihe düşmek zorundaydı tenzih etmek zorundaydı kendisinden önce ve kendisinden sonra herkesin tenzih etmekle emrolunduğu ama bir tek kimsenin tenzih etmediği husisi özel mükemmel harikulade bir Hz.
Peygamber ki o tenzih etmedi gördüğünü onun gördüğü hakikattir o Hz. Allah'ı gördü onun görmesi akılla dille ruhla nefisle sırla anlatılacak bir görmek değil onun görmesini bu dilin tarif etmesi mümkün değil harfler onu kaldırması mümkün değil kalplerin onu kaldırması mümkün değil ne kadar manevi er olursa olsun o erlerin bunu kaldırması ve anlatması mümkün değil bu cennette göreceğiz inşallah öyle değil bunu anlatmak mümkün değil bunu harfe dökmek mümkün değil bunu mümkün değil burası sevenle sevilenin arasındaki
mahrem buraya dil uzatanın dili yanar kendimce buraya göz uzatanın gözü yanar buraya kalbini uzatanın kalbi yanar buraya sırrını uzatanın sırrı yanar burası biz beşerler için ben kendi nefsim için söyleyeyim mümkün olmayan bir yer bu ayrı bir şey bu dil ile mümkün değil bu ne sorarsanız sorun bu mümkün değil bu burada oturan kimse de bunu anlatabilecek hal yok o yüzden sormanızın da bir anlamı yok gördüğü hakkında şimdi siz onunla tartışıyor musunuz her şeye cevap bu onun gördüğünle alakalı tartışma yok öyle mi gördüydü
böyle mi gördüydü yok gördü mü görmedi mi yok yok öyle mi gördüydü yok böyle mi gördüydü yok tartışmayın o gördü o gördü ama nasıl gördü nasıl tecelli etti benim ilmim yetmiyor buna buna benim gücüm yetmiyor buna benim halim yetmiyor isterseniz kendinize bunu anlatabilecek bir şeyh arayıp bulabilirsiniz size bunu anlatabilecek bu sırrı çözebilecek bir pir bulabilirseniz arayın bulun bu fakirden yok yok bu öyle bir mahrem bir şeyh bu öyle sırlar ötesinde bir sır bu görünen nasıl göründü gören nasıl
gördü ikisinin arasında olan bir şeyh bu ikisinin arasında bir şeyh kalbime geleni söylesem dahi bu tatmin etmeyecek bu içime düşeni söylesem de tatmin etmeyecek bu kalbimin dahi lime lime olduğu bir yer bu içimin lime lime olduğu bir yer benim hiçbir şeyimin yetişmediği bir yer ben neyim ki zaten de ama burada lalım yok bir şeyin yetişmesi mümkün değil bir şeyin bu noktada bir çilingir bir anahtar kapının önünde beklemek gerek kapının önünde beklemek gerek kapının önünde beklemek gerek burada bize hep tenzih düşüyor
hep tenzih hep tenzih hep tenzih hep o değildir düşüyor hep o değildir hep o değildir sonuçta o değildir diyeceksem neden diyeyim ki o değildir diyeceksem neden diyeyim boş laf bunda çok açıkım çok bu noktada hakkınızı helal edin buradan konuşabilecek bir noktada değilim buradan bir dil bir harf verebilecek noktada değilim sizler belki de beni bir şey biliyor bir şey tanıyor diye benimle beraber koşuşturuyorsunuz Allah hepinizden de razı olsun ama patinaj çektiğim bir yer var benim patinaj çektiğim yer burası benim
burada mahvolup eridiğim bittiğim yer benim burası ben otururum yıllar yılı bu nasıl bir şeydi der düşünürüm bu nasıl bir şeydi bu nasıl bir şeydi bu nasıl bir şeydi herkesin bir ölü toprağı vardır ya belki de benim ölü toprağım da burası bilmiyorum ne olur ne gider ama buradan konuşmaya mecalim yok takatim yok o yüzden kardeşler haklarınızı helal edin bu noktada internette açık sohbeti dinleyen kardeşler de haklarını helal etsinler buradan dem vuracak hali yok bu garibin o yüzden buradan dem vuracak bir kimse bir
kardeş bir veli bir dost bir Allah dostu Cenab-ı Hak size de bize de nasip etsin de buradan bize bir dem vursun kardeşler bu noktada benden haklarını helal etsinler inşallah çünkü onun gördüğüyle alakalı tartışmak da yasaklanmış bu yasak da duruyor kapının önünde hakkınızı helal edin bu yasağı zahiri alsak zahiri noktada hadi desek ki zahiren bu böyle bilir bilmez insanların konuşmaları yasak ama bu fakirin de bu konuda konuşması mümkün değil hakkınızı helal edin böyle bir bilgi vardı da saklıyor noktasında değilim ha
hayatım boyunca öyle bir noktada olmadım kendi kendime söz verdim Mustafa Özba dedim sen bir şey saklayıcı olma Allah'ın ilmini Allah'ın lütfunu ikramını ihsanını saklamak Allah'a karşı küstahlıktır ilmi bilgiyi hali verene küstahlıktır rüyayı hali yaratana küstahlıktır bilgiyi ilmi kalbe indirene küstahlıktır o ilmin sahibine küstahlıktır o cimriliktir o ketumluktur o müminlik değildir benim nazarımda o yüzden sakın ha şöyle de düşünmeyin aman buradan bir şey biliyordu da bize anlatmıyor diye düşünmeyin Mustafa Özba'nın
bu halden konuşacak bir hal yok yok isterdim ki bu Miraç gününde Miraç'ın özü hakikati aslı Miraç'ın aslında tam nüvesi tam çekirdeği Miraç'ın aslında tam merkezi olan bu halden size bir hal anlatayım ama burası her şeyin durduğu yer her anlatacağım şeyi bir dakika çok geç anında kalbime tenzih gelecekse bunu anlatmamın bir anlamı yok günlerden beri sarhoşluğumun çılgınlığımın suskunluğumun sebebi bu her ne gelirse kalbime tenzihe dayalı her gelen tenzih edilecekse anlatmanın da bir anlamı yok
o yüzden bütün kardeşlerden helallık diliyorum bütün kardeşler bu noktada kendilerine bir üstad bir pir bir şeyh bulabilirler hiçbir zaman kardeşlerin önüne ben oldum ben şeyhim ben pirim ben üstadım diye gelmedim bundan sonra da gelmeyeceğim gelemeyeceğim olamıyorum böyle bir noktada değilim böyle bir şeyi de zaten gözümü dekmiş bir kimse de değilim o yüzden buradan lalım hakkınızı helal edin ve kim bu noktada bu daireden veya herhangi bir şeyden helallaşıp giderse de hakkım helal olsun bu noktada hiçbir sıkıntım yok
hata benim kusur benim suç benim and olsun ki yine yemin ediyor Cenab-ı Hak kardeşler hakkınızı helal edin miracın tam böyle hani noktası olur ya merkezi olur ya noktası merkezi burası göz gördü kalp onu yalanlamadı tenzih etmedi yani bu o değildir demedi burada tenzih yok hiç bu sır bu sır bu miracın tam böyle tam tam böyle en mahrem noktası en mahrem noktası sırrın sırrı deseler bu herhalde haklarınızı helal edin geceniz hayır olsun
miracınız kandiliniz mübarek olsun Allah nice miraçlar kandiller yaşamayı nasip etsin bu gece bol bol Allah'a dua edin Allah'ı zikredin namaz kılın oruç tutun miraçta olan hadiselerden geçen miraçta biraz sohbet ettiydik gelecek Allah nefes verir mi veremez mi bilemeyiz verir vermez buluşuruz buluşmayız hakkınızı helal edin bizden yana da helal olsun inşallah soru yazıp gönderen kardeşler olmuş bu sorularınıza bakamadığım için de özür dilerim bu kardeşler de haklarını helal etsinler inşallah soru sahipleri demeyeyim şimdi
önümüzdeki hafta yeniden buluşuruz inşallah selamun aleyküm bu

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi