Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 27 Şubat 2022 · 51:06
Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Cenab-ı Hak gücünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Cenab-ı Hak her nefesinizi hayırlı eylesin. Amin. Her nefesinizi buyurun. Eşhedü ennâ ilâhe illâllâh. Ve eşhedü ennem Muhammeden abduhu ve resuluhu diyerek nefeslerinizi küstendirsin. Amin. Kalplerinize lefâlek iman nasip eylesin. Amin. İman-ı kâmil nasip eylesin. Amin. İman-ı kâmil üzerine bu dünyadan geçip gitmeyi nasip eylesin. Amin. Hakkı hak bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele edenlerden eylesin. Amin. Batılı batıl bilip batıla karşı cihad edenlerden eylesin. Amin. Her türlü kötüye karşı mücadele eden kullarından eylesin. Amin.
Rabbim cümlemizi Kuran ve Sünnet-i Seni'ye sımsıkı yapışıp Kuran ve Sünnet-i Seni'nin yaşanması ve yaşatılması için mücadele eden kullarından eylesin. Amin. Cenab-ı Hak bu geçici dünyada hepimize de imanımızı yaşamayı ve yaşatmayı nasip eylesin. Amin. Rabbim evlerimize afiyet versin. Amin. Vücudlarımıza afiyet versin. Amin. Kazançlarımıza bereket ihsan eylesin. Amin. Cenab-ı Hak çoluğumuza çocuğumuza hepsine de Kuran ve Sünnet imanı nasip eylesin. Amin. Amin. Gelecek zürriyetlerimizi namaz kılanlardan eylesin. Amin. Amin. Hacca gidenlerden eylesin. Amin. Oruç tutanlardan eylesin. Amin. Allah'ı zikredenlerden eylesin. Amin. Allah'a aşık olanlardan eylesin. Amin.
Allah'a aşık olup ona vuslat yolunda koşanlardan eylesin. Amin. Amin. Geceniz mübarek olsun. Amin. Hepinize hoş geldiniz. Amin. Sefalar getirdiniz, mutluluk getirdiniz, hayır getirdiniz, bereket getirdiniz. Allah hepinizden de ayrı ayrı razı olsun. Amin. Cenab-ı Hak attığınız her adıma sayısız sevaplar nasip eylesin. Amin. Amin. Her attığınız sevafta Cenab-ı Hak bütün günahlarımızdan temizlediği gibi kendisine yakınlik sağlayan, yakınliğe vesile olan adımlardan eylesin inşallah. Amin. Amin. Kıymetli dostlar, bugün malum Miraç gecesi. Bugün böyle kendi kendime uzun zamandan beri kendi içimi çeviren bir mesele var. Mesele şu, gün geçtikçe Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kıymetsizleştirildiğini görüyoruz dünya üzerinde.
Bu kıymetsizleştirme Müslümanların arasında hızla yükselmeye başladı. Müslümanlar bu kıymetsizleştirme düşmanlığının altında inip inip iniyorlar. Bu öyle bir büyük proje ki, bu projenin içerisinde ne yazık ki içimizdeki ahmaklar da var. İçimizdeki ahmaklar derken buradaki kardeşlerimizi bundan uzak tutuyorum.
Ama Müslüman dünyanın içerisinde ne yazık ki bu ahmaklar var. Ve bu ahmaklar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini kıymetsizleştirmenin her fırsatta yolunu arıyorlar ve yolunu buluyorlar. Ve Ümmet-i Muhammed'in önünde Hz. Muhammed-i Mustafa'yı kıymetsizleştiriyorlar. Sanki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir postacı misali eline Kur'an-ı Kerim'i aldı, getirdi, Ümmet-i Muhammed'e verdi, çekti gitti.
Başka yapacak bir şey yoktu ve hiçbir kıymeti harbiyesi de yoktu. O da bizim gibi insandı. Hani var ya, bu meşhur ya, o da bizim gibi insandı. O da senin benim gibiydi. O da yerdi, içerdi uyurdu. Böylece Peygamber'in diğer insanlardan bir farkı yok. Peygamberlerin de diğer insanlardan farkı yok. Yani Peygamberler senin benim gibi. Ve Peygamberleri bu kadar ehemmiyetli göstermenin, yüceltmenin bir anlamı yok. Anlamsız. Öyle olunca onun getirmiş olduğu Sünnet-i Semih'e de anlamsız. Öyle olunca onun getirdiği Kur'an da anlamsız. Çünkü iş o kadar büyük bir terbiyesizliğe, o kadar büyük bir ahlaksızlığa dayandı ki artık Kur'an'ın ayetlerini tartışır hale geldi Müslümanlar.
Ve Müslümanlar ne yazık ki bu tehlikenin farkındalar. Veyahut da farkında değiller. Bu tehlikenin farkında olup olmaması önemli değil. Müslümanlar bunu kabullenmiş noktadalar. Ve Müslümanlar buna bir tepki göstermiyorlar. Biz tepkiyi birilerinden bekliyoruz. O yüzden bu benim içimi kemiren en önemli maddelerden birisi. Ve biz Peygamber Sallallahu ve Sellem Hazretleri'ni unutmuş vaziyetteyiz. Hani biz kimilerini kimilerinden üstün kıldık, ayet-i kerimesini rafa bıraktık. Peygamberlerden Hz. Muhammed Mustafa'nın en yüce bir peygamber olduğunu rafa kaldırdık. Ve onu kendi içimizde, kendi dairemizde tabiri caizse basitleştirme yolunun içerisinde uyutuluyoruz.
Sünnet-i seniyeleri basitleştirilmekte, sözleri basitleştirilmekte. Ve bu böyle bizim dışımızda olan hadiseler. Ve biz ne yazık ki bütün dünyada ve Müslüman aleminde bunlar olup biterken, Anadolu'daki Müslümanlar uyutulmuş gibi bu hapı yutmakta. Bu hap zehirli bir hap. Bu hap uyuşturucu bir hap. Eğer Anadolu Müslümanları bu hapı yutarsa ne yazık ki Anadolu'da İslam adına her tarafı yontulmuş, her tarafı kesilmiş, kalanın da içi boşaltılmış güdük bir Müslümanlık kalacak. Güdük bir Müslüman. Suya sabına dokunmayan, beş vakit namazını kılsa da kılmasa da olan, orucu tutsa da tutmasa da olan diğer ibadetler veya imani veya kelami meselelerin rafa kaldırılmış ve İslam'ı sadece kendi gönlünde kabul eden bir Müslüman haline getiriliyoruz.
Ve bu adım adım, adım … bu uygulanıyor. Ve kim Kur'an ve Sünnet der ise hemen damga yapıştırılıyor, o radikal oluyor. Kim Kur'an ve Sünnet der ise hemen ona bir kafasına bir çorap örülüyor, değişik oyunlarla değişik başına getirilecek meseleler de susturulmaya çalışılıyor. Çünkü dünya üzerinde Kur'an ve Sünnet demek, bütün deccalist sistemlere karşı savaş açmak demek. Eğer Kur'an ve Sünnet demek, faizcilere, kuruşçulara, rantiyecilere, baronlara savaş açmak demek. Öyle olunca bütün bu baronların hepsi de bir yerde toplanıp, Kur'an ve Sünnet diyenlere savaş açıyorlar. Ve Kur'an ve Sünnet diyenleri susturmaya çalışıyorlar. Farkında değiliz. Belki de farkındayız ama farkında değiliz. Olan hadise şu, artık Müslümanların gözünde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri senin benim gibi bir kimse oldu.
Uyulması gereken bir peygamber değil. Peşinden gidilmesi gereken bir peygamber değil. Cenab-ı Hak ayeti kerimede ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ayeti kerimesini aldık rafa koyduk. Herkes heva ve hevesine uyacak. Herkes bir tane bir profesöre uyacak, bir tane şeyhe uyacak, bir tane alim denilen diye görünen birisine uyacak. Sünnet-i Seniyye, Peygamber sallallahu vesellem adetlerine uymayı rafa kaldırdık. Artık bize Kur'an yeter diyenlerin yirmi yirmi beş tane kitapları var. Otuz tane kitapları var. Bize Kur'an yeter deyip peygamberi kenara bırakıp bu neydi belirsiz adamlara uyacağız. Veyahut da bize Kur'an yeter. Veyahut da hadis şeritleri kendilerini cerrafa kaldıran insanların peşinden gideceğiz.
Bu çok acı bir durum. O yüzden bu çok acı durumu dillendirmeye çalışıyorum her sohbette. Bu büyük bir oyun. Bu uluslararası bir oyun. Bu sadece bizim içimizdeki üç beş tane akılsızlık kurabileceği bir oyun değil. Bu oyunun arkasında deccal var. Bu oyunun arkasında şeytan var. Bu oyunun arkasında kafirler var. Bu oyunun arkasında münafıklar var. Bu oyunun içerisinde cebini, parasını, makamını, mevkisini düşünen siyasiler var, bürokratlar var, diyanet var, ilahiyat var, hocalar var, şeyhler var, alimler var. Ama bilerek, ama bilmeyerek. Eğer bir kimse ister şeyh olsun, ister alim olsun, ister diyanetçi olsun, ister ilahiyatçi olsun, ister sufi olsun, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini yüceltmiyorsa ve onu diğer insanlar gibi bir sınıfta tutuyorsa bilin ki o hapı yutmuş, bilin ki o zehirlenmiş, bilin ki o ya eğer yazan bir kimse ise kalemini, ruhunu, bedenini satmış,
yok eğer fikir bu gibi görünüyorsa aklını, fikrini, kalbini, ruhunu buna satmış. O yüzden benim için miraç çok önemli. Çünkü miraçı da sunuyorlar, çünkü miyesini de alıyorlar, yüceliğini saklamak istiyorlar. Bunu kandillerle bir şekilde yapmaya gayret ediyorlar ve başardılar.
Artık kandil kutlamak bidat oldu ve kandilleri bidat olarak göstermeye başladılar. Ve bunun bir çıt daha üstü artık sünnet-i seniyeyi zaten rafa kaldırdılar. Şimdi miraçı da sulandırmak istiyorlar ve sulandırıyorlar. Miraçı niçin sulandırıyorlar? Miraçta eğer ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Cenab-ı Hak kendi perdesini kaldırdı ve kendisini Hz. Muhammed Mustafa'ya gösterdi dersek böyle bir peygamber bugüne kadar gelmiş peygamberlerin içerisinde yok.
Ülgiliyi yok etmek istiyorlar. Ve diyorlar ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri mümkün değil. Bu fikir, bu iştahat mütezilenin iştahatıdır. Ülkemizde mütezile dahi Mustafa'ya kadar mütezilenin düşünceleri siyasilerin içerisinde, mütezilenin düşünceleri ilahiyatçıların içerisinde, mütezilenin düşünceleri diyanetin içerisinde, hakim olmuş vaziyette bu konuda ve ayet-i kerimeyi dahi fütursuz bir şekilde askıya alıp, Neyim suresindeki yaklaştıkça yaklaştığı iki yay ucu kadar birbirlerine yaklaştığı ayet-i kerimesini,
neredeyse Kur'an-ı Kerim'den kaldıracak kadar alaksız ve edepsiz bir dairelerin içindeyiz. Fütursuz bir şekilde. Çünkü bu ayet-i kerimeleri dahi kendilerince yorumlamaya kalkıp, kendilerince asla gösterir. Diledikleri kadar benim videolarımı yayınlayıp, benim yolum Kur'an ve sünnet.
Kur'an ve sünnet bir şeye oldu diyorsa, ben onu söylemekten vazgeçmeyeceğim. Kıymetli dostlar. Miraç. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri üzgün. İlk önce büyük oğlu vefat etti. Büyük oğlu vefat etti. Dört yaşındaydı, onu gömdü. Onu gömdükten sonra küçük oğlu vefat etti. Ardı ardına. Ondan önce Mekke Müşrik Devleti bunlara her türlü zulmü yapıyordu. Her türlü hainli, her türlü zulmü, her türlü işkenceyi yapıyordu. Tam bu Mekke'deki, bu Mekke Müşrik Devleti'nin zulmü bitti derken, Hz. Muhammed Mustafa'nın büyük oğlu dört yaşında vefat etti. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onca sıkıntıdan sonra bir de oğlunu kaybetti.
Yetmedi, arkasından küçük oğlunu kaybetti. Ve küçük oğlunu da kendi elleriyle gömdü. Hatice üzgün, kendisi üzgün. Zaten nefes almakta zorlanılan bir Mekke. Ve Hatice sordu, Ya Resulallah, evlatlarım nerede? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onlar cennettedir dedi. Arkasından bitmedi. Bu sefer Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Ebu Talip öldü. En büyük dayanığın, bu manada en büyük destekçisi Ebu Talip öldü. Bu böyle bir tesbih tanesi gibi ardı ardından, ardından çok kısa bir süre sonra da Hz. Hatice annemiz vefat etti.
Artık Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin birinci dereceli etrafında hiç kimse kalmadı. Bir tek Hz. Fatıma annemiz kaldı. Bir de iki tane müşriklerle evli olan kızları kaldı. Kızları müşriklerle evliydi, görüşmüyorlardı, konuşmuyorlardı, yasak vardı. Hz. Fatıma annemiz de küçüktü. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin günlerini hüznünle geçiriyordu. İşte o hüznün arttığı bir zamanda, Cenab-ı Hak gel Habibim dedi. Onu İsra gece yolculuğuna çıkardı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir gece Cenab-ı Hak'ın emri ve izniyle kulu Muhammed'i, kulu Muhammed'i, ayeti kerimenin burasının altını çizin.
Kulu Muhammed'i geceleyin, delillerini göstermek için mescidi haramdan çevresini mübarek kıldığı mescidi aksa'ya götüren Allah, 90 sıfatlarına münezzehtir. O her şeyi çok iyi işiter, çok iyi görendir. Bu Hz. Muhammed'i Mustafa'nın İsra gece yolculuğuydu. Araya bir şey sokmak istiyorum. Hani sulandırmak isteyenler, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu yolculuğu ruhen yaptı diyorlar ya, Kul Muhammed'in sözü o yüzden önemli. Kul denilince her şeyini kapsayan bütünsel bir insandır.
Eğer kulu Muhammed'i demeseydi ruhu derdi. Ve İsra hadisesi oluşurken ona bir burak getirildi. Eğer İsra gece yolculuğu ruhen olmuş olsaydı, bir bineye ihtiyaç yoktu. Siz rüya görürsünüz, rüya görürken bir bineye ihtiyaç duymazsınız. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine burak getirildi ve o burak bindi ve mescidi aksa'ya gitti. Burası İsra gece yolculuğu. Bunun adı gece yolculuğu. Eğer bu şimdi bu meseleyi sulandırmak isteyenlerin tezleri doğru olmuş olsaydı, bineye ihtiyaç yoktu ve kulu Muhammed'i demeyecekti.
Kulu Muhammed'i diyerekten onun cesediyle beraber ruhen ve ceseden yolculuğa çıkardığına değil. Bakın ceseden ve ruhen yolculuğa çıkardığına değil. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu ayeti kerime, bakın ayeti kerimeyi söylüyorum size. Bu ayeti kerime ile İsra'nın yani gece yürüyüşünün hem zahir hem batın hem kalbi hem ruhi hem de cesedi bedeni olarak gittiğine değillir.
Çünkü Muhammed'in ruhunu diyebilirdi Cenab-ı Hak. Ama kulu Muhammed'i dedi Muhammed'in ruhunu demedi. Kulu Muhammed'i derken bir bütünsenlik oluşturdu Cenab-ı Hak. Ve onu bütünsenliğin içerisinden onu İsra gece yolculuğuna götürdü. Ve İsra'yı ve miracı sulandırmak isteyenlere bir cevabımız bu. Eğer Allah bir şeyde eksik değildir.
Eğer bu ruhen bir yolculuk olmuş olsaydı o zaman kulu Muhammed'i demezdi. Eğer ruhen bir yolculuk olmuş olsaydı ona binek getirilmezdi. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın, Cenab-ı Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şeriflerde beyan buyrulduğuna göre bu miraçtan önce de miraçları vardır. Ama o miraç böyle değildir. Ona biz uruç diyelim. Çünkü bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Beytullah'ta bir duvara yaslanmış vaziyette otururken de miraç ettiğine dair hadis-i şerif vardır. Ama bu hadis-i şerif buradaki miraçı anlatırken ona bir bineğin getirildiği anlatılmaz. Bu miraç ruhen yapılmış olan bir miraçtır ki velilerin yoludur.
Kutuplarının yoludur. Bunun adı uruç etmektir, yükselmektir. O yüzden ehli sufi edeb edip olarak nitelendirir. Miraç olarak nitelendirmez. Bu ruhen yapılan bu miraç Hz. Peygamber'de sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde miraç olarak isimlendirilir ama Allah'ın dostlarında veliullahlarda bilhassa kutup noktasında olan velilerde uruç olarak bildirilir.
Ama bunu bu sulandırmak isteyenler aynı zamanda da Horasali sufilin yolunu kesmek isteyenler bunu da sulandırıyorlar. Tekrar söylüyorum sufilin yolunu kesmek isteyenler bunu da sulandırmak istiyorlar. Ve Hz. Muhammed Mustafa'nın bu daha önceki miracını, manevi miracını da kabullenmek istemiyorlar. İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin İsra gece yolculuğu bir bineğin üzerinde olmuştur.
Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o binek vasıtasıyla Mescid-i Aksa'ya gitmiştir. Burada da bir den durmak istiyorum. Bunu sulandırmak isteyenler Mescid-i Aksa'nın kıymetsizleştirmek isteyenlerdir. Çünkü Mescid-i Aksa Hz. Muhammed-i Mustafa'nın İsra gece yolculuğunun bitiş noktası istasyon gibi ve miracın başlangıç noktasıdır.
Mescid-i Aksa bu yüzden ümmet-i Muhammed için kıymetli, ümmet-i Muhammed için önemlidir. Mescid-i Miraç ve İsrail sulandırmak isteyenler Mossad ajanı İsrail bozması siyonist, desyalist bir sistemin içinde bırakmak istiyorlar. İşgali altında Rusyası, bir zaman şükürler.
Miraç ve İsrail sulandırmak isteyenler, bunu sulandırmak isteyenler, birer İsrail sulandırmak isteyenler, Mossad'ın bozması sulandırmayı başarılarsa sizin Mescid-i Aksa davanız olmaz. Mescid-i Aksa da önemsizleşir.
Eğer bunu önemsizleştirirlerse ve sizin Peygamberiniz de önemsizleşir. Ve ardından gece yolculuğu son bulunca Miraç yolculuğu başlar. Ve Miraç da vasıtasız değildir. Bu sefer Burak yerini Bugüne kadar bizim tahayyül edeceğimiz, tarif edeceğimiz bir binek değildir.
Tarif edeceğimiz bir binek değildir. İnsanlar anlasınlar diye ref refi ata benzetmişler. İnsanlar böyle anlasınlar diye. 1400 yıl önceki insanlara siz yani Cahil Bedevi Araplarına bunu anlatırken muhakkak onların seviyesine inerekten anlatacaksınız. Ama Hz. Muhammed-i Mustafa'yı Beytullah'tan Mescid-i Aksa'ya götüren bineğin biz ne olduğunu isimlendirmemiz için mümkün değil.
Bunu isimlendirenler ya insanlar iyi niyetli anlasınlar diye isimlendirmeye çalışıyorlar ya da şimdi isimlendirmeye çalışanlar bunu sulandırmaya çalışıyorlar. Bunu isimlendirmemiz mümkün değil. Aynı şekilde de Mescid-i Aksa'dan Miraç yolculuğuna götüren vasıtayı da isimlendirmemiz mümkün değildir. Bunu değişik isimlendirmeye, tarif etmelere uğraşmışlar. Bu tarif edilecek bir şey değil. Bunları tarif etmeye kalkmak, isimlendirmeye kalkmak yine bunu sulandırmak, basite almak. Yine sulandırmak, yine basite almak. Yok bu füze gibi bir şeyle çıktı. Yok asansör gibi bir şeyle çıktı. Yok işte ona bir şey getirdiler. 1400 yıl önce millet füze mi biliyordu?
1400 yıl önce uzay aracı mı biliyordu insanlar? 1400 yıl önce asansör mü biliyordu insanlar? Kendilerince tarif ettiler. İnsanlar anlasınlar diye. Biz onun ne olduğunu bilmiyoruz. Ama Cenab-ı Hak kulu Muhammed'i kulu Muhammed'i gökleri seyran ettirmek, göstermek için kulu Muhammed'i dünyanın dışındaki, dünyanın dışındaki Kur'an'da bahsediler. Cennettir, cehennemdir, göklerdir, semadır, sidredir, kalemdir, Reb-i muhafuzdur, hepsini Kur'an'da beyan edilen bunların hepsini Cenab-ı Hak kulu Muhammed'e tanıtmak için ona bir araç gönderdi. Bunun ne olduğunu bilmiyoruz. Ve sırasıyla Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri birinci kat gök, dünya diyorlar.
İkinci üç, dört, beş, altı, yedi. Ondan sonra sema, dünyanın dışı. Dünyanın dışındaki birinci kat, ikinci kat, üçüncü, dört, beş, altı, yedi. Bu katların içerisinde cennet, cehennem, ondan sonra nef-i muhafuz, arş, kürsi ve en son Cenab-ı Hak'ın dediği iki yay miktarı kadar, yere kadar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini tabiri caizse, Allah zamandan, mekandan münezzehtir, Cenab-ı Hak kendi katına onu aldı.
Ve ayet-i kerime Mecim Suresi Ve o en yüce ufuktaydı. Sonra yaklaştı. Derken sarkıverdi. İki yay kadar yahut daha da yakın oldu. O vakit kuluna vahyedeceğini vahyetti. Kuluna vahyedeceğini vahyetti. Onun gördüğünü, gönlü yalanlamadı. Hz. Muhammed Mustafa'nın gönlü gördüğünü yalanlamadı. Sebep, çünkü daha önce de manen miraç etmişti. Ve Allah Celle Celaluhu ona kendisini göstermişti. Kendisini gösterdiği için Cenab-ı Hak daha yüksek derecede tecelledip, ona kendini gösterince, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gönlü onu yalanlamadı.
Çünkü aşinaydı. Çünkü daha önce Hz. Muhammed Mustafa, Rabbisinin, Rabbisinin izniyle ve Rabbisinin kendisini göstermesiyle görmüştür. Gördüğünden dolayı Hz. Muhammed Mustafa'nın kalbi sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin. Onu inkar etmedi. Onu yalanlamadı. Onu kabul etti. Hz. Muhammed Mustafa, Hz. Muhammed Mustafa salak gözüyle gördü. Yuduyla, bütün varlığıyla gördü ki onu hiçbir zaman şef şüphe etmişti.
Çünkü onun kalbinde vesveseliyet hiçbir şey yoktu. Çünkü İsra başlamazdan önce Cenab-ı Hak Cebrail ve yanındaki meleklerin vasıtasıyla, üçüncü sefer amel etmişti. Müşrikten sonra, Miraç ve İsra ve Miraç oldu. Fark isteyenler, Hz. Muhammed Mustafa'nın yüceliğini, yüksekliğini, kıymet yerle yeksan etmiş kafalılardır. İsra'yı müşrikler itiraz edip, inanmıyor olan diyenlerin, Mekkeli müşriklerden bir farkı yok.
Eğer İsra ve Miraç kabul etmeli müşriklerden bir farkı yok. Çünkü ayeti kerimeyi ilk deyince, Hz. Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Miraç'ı gerçek oldu.
Ve Miraç'la alakalı bakın, o günkü Mekkeli müşriklerin ve sonraki Müslüman Arapların en büyük handikaplarından birisi, bu Miraç'la alakalı meseleydi. Çünkü buna iman etmek, iman-ı kamile, iman-ı kamil olmanın bir göstergesiydi. Ve zaman zaman sahabelerin içerisinde bu konuşulur, zaman zaman büyük sahabelere bu sorular sorulurdu. İşte böyle büyük sahabelerden birisi olan Hz. Abbas, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin amcasının oğlu olan İbni Abbas, sahabeler sorunca Rabbini gördün mü sorusuna cevaben, ben yüce Rabbimi gördüm diye Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cevap veriyordu. Bu hadis-i şerif İbni Hanbel'de ve Heysemi'de geçer.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yine ayet-i kerime mucibince hiç heva ve hevesinden konuşmadı. Hiç heva ve hevesinden konuşmadığından dolayı, ben yüce Rabbimi gördüm sözü de bu manada sahih bir söz oldu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri görmediği rüyayı gördüm diyen nasıl lanetlenmiştir diye hadis-i şerifi var ise, o da görmediğini gördüm diye söyleyebilecek bir peygamber değildir.
Yine başka bir hadis-i şerifte İbni Abbas'tan Rabbimi en güzel şekliyle gördüm diye beyan etti. Çünkü bu hadis-i şerifler söylenirken bu Necm suresinin tefsiriyle alakalı meselelerde sahabe soruyordu. Diyorlardı ki bu ayeti kerimeleri okuyup, Resulullah Rabbini gördü mü? Soru buydu. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini bizatihi bunu soran sahabeler, Hz. Abbas da var bu işin içerisinde, Ebuzer-i Gifari de var nakledenlerin içerisinde. Bunu söyleyendiklerinde Hz. Muhammed Mustafa diyordu ki, evet ben Rabbimi gördüm. Ben Rabbimi başka bir hadis-i şerifte en güzel şekliyle gördüm diyordu.
Yine Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah yine başka bir kimse geliyor. Arafat'tan Ka'ab ile karşılaştı ve ona bazı şeyler sordu. Bunun üzerine Ka'ab Allahu Ekber diye seslendi. Öyle ki yankısı dağlardan geldi. Bunun üzerine Abdullah bin Abbas dedi ki, Allah'ın görünmesiyle konuşmasını Muhammed ile Musa arasında taksim etti. Musa ile iki kere konuştu, Muhammed de onu iki kere gördü.
Müslüm'de başka bir yoldan hadis-i şerifte dinliyor ki, an da olsun onu bir kere daha gördü. Demek ki bir sefer görmemiş. An da olsun ki onu bir kere daha gördü. Yine başka bir hadis-i şerifte muhteşem. Görünmez diyenlere. Görünmeyecek diyenlere. Hiçbir zaman görünmeyecek diyen İzmir İlahiyat Fakültesi'ndeki hocalara bu. İzmir İlahiyat Fakültesi'nde Allah cd'sini gördüğünüz gibi görüyorsanız, burada görünür hem ahirette.
Sıfatlarıyla her an, her yerde tecelli eder. Körüdür. Onu görünmez diyen de terimta kendisidir. Kördür. Ben üstüne basa basa söylüyorum. Sufi kardeşler, Allah'ı sevin. Allah'ı sevin ki kendisini size göstersin, kendisini size açsın. Kendisini bir kurduna açarsan ona ne gerekirse gösterir. Ve Allah gecenin ortasında dolunayın nasıl görünürse öyle görünür. Bunu inkar edenler, bunu reddedenler kafirlerin ta kendileridir.
Mirac o güne kadar, Adem'den bugüne kadar gelmiş olan bütün insanların ve kıyamete kadar gelecek olan bütün insanların ulaşamayacağı bir hakikattir. Ve Mirac, Adem'den Muhammed-i Mustafa'ya kadar, Muhammed-i Mustafa'dan kıyamete kadar hiç kimsenin ulaşamayacağı bir makam, ulaşamayacağı bir tecelliyattır.
Ve bunu Cenab-ı Hak, Hz. Muhammed-i Mustafa'yı insanların içerisinde yüceltmek ve insanların en kemal noktasında olduğunu bildirmek için ve peygamberlerin dahi en kemal noktasında olduğunu göstermek için Hz. Muhammed-i Mustafa'ya bunu bahşetmiştir. Ve kendisini tabiri caizse ona göstermiştir. Ve kendi önünde kendisinin koymuş olduğu perdeyi Cenab-ı Hak kendisi aralayıp, kendisi kaldırıp, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya kendisine aşina etmiştir. Bu kulun çalışarak geleceği bir nokta değildir. Bu ancak Allah'ın lütfu, ikramın ihsanıdır. Bu, Cenab-ı Hak'ın, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya büyük bir hemiyesidir.
Bununla biz ne kadar hamd etsek, böyle bir peygambere ümmet olduğumuz için ne kadar şükretsek azdır. Ben Miraç'ta olan hadiseleri anlatmayı istemedim bu gece. Ben cenneti anlatmak istemedim. Ben cehennemi anlatmak istemedim. Birinci kat, gök, iki, üç, dört, beş, altı, yedi anlatmak istemedim. Ben semaları anlatmak istemedim. Ben sadece bu akşam kendini Miraç'a odaklanmıştım. Ve Hz. Muhammed-i Mustafa'ya özel, özel, hiç kimseye bahşedilmeyen ve bahşedilmeyecek olan bu tecelliyatı diliminin döndüğünce anlatmaya çalıştım. Haklarınızı helal edin. Helal olsun.
Hepinize de teşekkür ediyorum. Allah hepinizden de razı olsun. Cenab-ı Hak, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın gönlünde sizlere de uruç etmeyi nasir ve müesser eylesin. Amin. Dostlar, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın Allah'ın dostları, Allah'ın velileri, Allah'ın kutupları, urucu ancak Muhammed-i Mustafa'nın gönlünde, onun kalbinde yapabilirler.
Onun gönlünün ve kalbinin dışında bu urucun yapılması, bu sülukun tamamlanması, bu yolun görünmesi mümkün değildir. Bu ancak Hz. Muhammed-i Mustafa'yı sevmek ve onu sünnet-i seniyyesine tabi olmaktan geçer. Bu ancak Allah'ı sevmek, Allah'ın farzlarını yerine getirip nafilelerle yaklaşmak, onu annenizden, babanızdan, eşinizden, çoluğunuzdan, çocuğunuzdan, dünyada gözünüzün gördüğü, görmediği her şeyden fazla sevmekle mümkün olur.
Bizim yolumuz Allah'ı sevmek, Resul'ünü sevmek, Allah dostlarını sevmek, müminleri sevmek yoludur. Bizim yolumuz çok özür dilerim, çok ibadet etme yolu değildir. Bizim yolumuz çok sevme yoludur. Biz sevmenin pişinden koşarız. Dostlar, nefesiniz varken Allah'ı sevin, onu çokça zikredin. Emirlerini yerine getirmeye gayret edin. Nefesiniz varken Hz. Muhammed-i Mustafa'yı çok sevinin. Onun sünneti seneyi yaşamayı ve onun sünneti seneyesini yaşatmayı kendinize hedef tutun. Dostlar, nefesiniz var iken kime imtisaplıysanız, üstadınızı, derviş kardeşlerinizi sevin. Ben bazen kendi kendime düşünürüm.
Hani Hacı Ebu Bekir Baba, hani Hacı Ali Haydar Efendi, hani Çorumlu Hacı Mustafa Efendi, eski arkadaşlar, hani Hacı Abdullah Efendi, neredeler? Gidikten sonra ah vah etmek hiçbir şeyi geri getirmez. Ben bazen kendi kendime öyle düşünüp size de söylüyorum ya, hadi Abdullah Efendi olsun da biz bir daha Ömre'ye gidelim.
Olsun da beraber Ömre'ye gidelim. Hadi olsun da beraber Hacı'ya gidelim. Hadi olsun da biz onun yine çorbasını hazırlayalım. Hadi yine olsun da biz onu getirelim, götürelim Türkiye'ye adım adım arşınlayalım. Nefes geçip gidiyor. Nefes bırakıp gidiyor. Bir dahaki Miraç'ta kimin elinde senedi var burada toplanacağımıza? Bir dahaki Kandil'de kimin elinde senet var bir araya geleceğimize dair? Yarına kimin elinde senedi var, var olacağımıza dair zaman sevme zamanı, zaman Allah'a aşık olma zamanı. Yarın nefesin olmayabilir ve sen Allah diyecek nefese muhtaç olabilirsin.
Bir bakıyorsunuz, canım giyerim dediklerinizi kendi ellerinizle toprağa gömüyorsunuz. Bir bakıyorsunuz, sevdiklerinizi kendiniz uğurluyorsunuz ve daha gömerken, bu Bursa'da gördüm onu, daha mezarlıkta gömerken sizi çok sevenler, ne o dağıttıkları pidenin adı? Cantık ayran sırasına giriyorlar.
Mezarlığın içinde daha. Bunu birkaç kez yaşayınca mezarlıklara gitmez oldun. Dedim ki ya bu hali görmektense Mustafa Özbağ mezarlıklara gitme. Mezarlığın içerisinde bir şey yenilip içilmesi mekruhtur Hanefi'ye göre. Mezarlıktan ibrek alınır. Cantık yenilmez, ayran içilmez, dünya kelamı konuşulmaz. Mezarlıkta yemek içmek mekruhtur. Sizi en çok seviyorum diyenler, toprağa sizi koydukları anda cantık yutmaya başlayacaklar. Gelin ne olursunuz, ne olursunuz. Nefesinizin kıymetini bilip, zikredin. Nefesinizin kıymetini bilip, Allah'ın yolundan yürüyün. Nefesinizin kıymetini bilip, Allah'la yol yürüyün.
Allah'la yürüyün. İziniz Allah olsun. Yoltaşınız Allah olsun. İmanlarınız Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem olsun. Gelin, nefes varken, tövbe edin, yolumuza devam edelim. Miracınız mübarek olsun. İsraınız mübarek olsun. Geceniz mübarek olsun. Uzaklarımın yakından, gölümden beni çok sevindirdiniz. Allah da sizin hissiyle sevindirsin. Hepinizin de ecirlerini, sevaplarını kendi katından lütfetsin, ikram etsin. Haklarınızı helal edin. Biz de yana da helal olsun inşallah. Şimdi de sıra inşallah semada. Fesek.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.