mustafaozbag.org

Miraç Kandili Sohbeti - 26.01.2025

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 27 Ocak 2025 · 1:45:49

Selamun Aleyküm. Evet, dışarıda hiç kimse kalmasın, sandalyeleri biraz daha öne doğru çekiştirin. Merak etmeyin, bütün Bursa'yı aldırırım ben buraya. Bizim gönlümüz geniş, siz bakmayın siz böyle ufak tefek göründüğümüze. Yaklaşın biraz daha. Evet, yaklaşın. Bu arka tarafta boş yer var mı? Biraz daha yaklaşın. Bakın, boş yerler var. Hacı Erkan, arka tarafa sevk edin arkadaşlar.
Yaşlılar sandalye alabilir. Elle mi? Onlar yaşlı ya, o yüzden iki tane sandalye lazım onlara. Kameralarınızda dikkat edin, körelmesin bak, yanmasın. Beni ilgilendirmezse ona filmleriniz yanarsa. İsmail öyle dedi, bugün dedi aşırısın dedi. Doğru, bugün bir aşırılık var üzerimde. Dışarısı dolu mu daha? Yeniden selamun aleyküm. Sohbete başlamazdan önce bir konuyu belirtmek istiyorum. Bugün böyle ne yazık ki otururken çay-kahve servisimiz olmayacak. Ama ve lakin biraz sohbet uzun.
Kısaltabildiğim yere kadar kısaltacağım. Yapabildiğim yere kadar yapacağım. Ama ben, bizim İsmail'in tespit ettiği gibi biraz fazlayım bugün. Aşkınlığım, taşkınlığımdan dolayı hepinizden baştan özür dilerim. Yaklaşık 19 sayfa yazmışım, gazımı, hızımı alamamışım. O yüzden eğer böyle bir kesintilerle, şekilde, kesintili bir şekilde götürebilirsem götüreceğim. Ama normalde hani daha önceki programlarda bir bağırdık ya, ne diye bağırdıydık? Maşallah unutmamışsınız. O yüzden sorumlu değiliz. Ben de 19 sayfadan sorumlu değilim. Sizler de normalde dinlemekten dolayı sorumlusunuz. Ama yorulmaktan sorumlu değilsiniz. Yani yorulmayacaksınız, bıkmayacaksınız inşallah.
Yaklaşık aranızda, yolun başından itibaren beni dinlemekten bıkmayan Nuri var. En sabırlınız o. Bütün deliliklerimi çekti bugüne kadar. O yüzden o, Oktay, Harun, bunlar benim ilk başlangıçtaki deliliklerimi çeken. O zaman daha gençtim, daha agresiftim. Bunlar benim her türlü deliliğimi çektiler. Size geldiğimde, yani 90'a geldiğimde, ben biraz daha böyle deliliğim, biraz daha aşağı düşmüş bir vaziyette geldiğim. O yüzden aslında, 90'dan sonra tanışanlar, bu noktada daha şanslılar. Çünkü daha önceki deliliklerimi çekmediler. İçinizde tabii, benim çocukluğumdan itibaren deliliklerimi çeken var. Akıllı olan Ahmet Özbağ. Allah razı olsun, o bütün deliklerimi çekti, deliliklerimi. Ne yapsın garibim, kendisinden daha deliyi görünce sopasını saklamak zorunda kaldı.
O daha sabırlı. Yaklaşık 60 yaşını geçti. Gençti ama, işte böyle böyle sabredi sabredi, olgunluğa erdi, kemal erdi. Ona da şeyde, namazgahta arkada bir bölüm ayırdım. 4 metrekare. Dedim, buranın şeyhi sensin. Akıllılar 4 metrekare yeri idare ediyor çünkü. Delilik oldu mu, istersen 4400 metrekare olsun, değişmiyor bir şey. Allah cümlemizi affeylesin. Eftali zikrfale mennehu La ilahe illallah Yusuf Hoca Amin Selamun Aleyküm Allah gecenizi hayırlı eylesin.
Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakça yaşayan, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranılıyorsa, nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa, Nerede Müslümanlara her türlü zulüm yapılıyorsa, Cenab-ı Hak yapanlardan intikamımızı alsın.
Zulmeden zalimleri kahri perişan eylesin. Bu İsrail Yahudisini perperişan eylesin. Ona destekçi olan kurum, kuruluş, devlet, şahıs her ne var ise hepsini yerle yeksan eylesin. Doğu Türkistan'a yardım eylesin. O Allahsız, dinsiz, kitapsız Çin'i dağıtsın. Nerede Müslümanlara zulmeden devletler var ise hepsini dağıtsın, hepsini yerle yeksan eylesin. Bizlere de arz, la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolunan peygamberin izinden gitmeyi nasip eylesin. Bu gece İsra ve Miraç gecesi. İnşallah bu akşamki sohbetimizin ana konusu Miraç hadisesinde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Rabbisini görmesiyle alakalı. Bununla alakalı malum İslam dünyasında iki görüş var ama zaman içerisinde, zaman içerisinde bu fakirin tespiti, Muhammed Rabbisini görmedi diyenler, batının, batının, kafirlerin, münafıkların baskısıyla veyahut da yardımıyla veyahut da komplosuyla bu ağır basmaya başladı.
O yüzden bu akşam bu meselede hem ayet-i kerimelerle, hem hadis-i şeriflerle, hem tabinin, teba-i tabinin ve imamların bu konudaki görüşleriyle meseleyi bu noktada almaya çalışacağız. Anlatmaya çalışacağız, anlamaya çalışacağız inşallah. O yüzden bu akşamki Kur'an-ı Kerim tilavetimiz İsra birinci ayet ve Necm suresi 7'den 17'ye kadar. A'udhu billahi minashşeydani rrajim. Bismillahirrahmanirrahim. Mescid-i Aksa'ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir.
Necm Suresi ayet 7 ile 17 arası. Ve o en yüce ufuktaydı. Sonra yaklaştı derken sarkıverdi. İki yay kadar yahut daha da yakın oldu. O vakit kuluna vahyedeceğini etti. Onun gördüğünü gönül yalanlamadı. Onun gördüğü şey üzerinde de kendisiyle tartışacak mısınız? Ant olsun ki onu bir de diğer inişte görmüştü. Sidretül müntehanın yanında ki cennetül mevada onun yanındadır. O zaman sidreyi bürümekte olan bürüyordu. Göz ne şaştı ne de açtı. Bu akşamki konumuz İsrail ile alakalı değil. İsra'dan sonra tecelli eden Miraç ile alakalı. Zaman zaman sohbetlerde Miraç'ta Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gördükleriyle alakalı geçmiş Miraç sohbetlerinde bahsedilmişti.
Bahsetmiştik. Fakat son zamanlarda şunu tespit etmeye başladım. Gerek İmam Hatip'te okuyan çocukların bana tevdi etmiş oldukları sorular, gerek ilahiyatlarda okuyan çocukların bana tevdi ettiği, sorduğu sorular, gerek ilahiyat çevresinde, gerek diyanet çevresinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin vasat bir peygamber gibi gösterilip, hatta daha ileriye gidilip, onun da hataları vardı, günahları vardı ama o tövbe etti, böyle affoldu deme küstahlığına, cahilliğine düşen, hatta daha da ileriye gidip, sanki Muhammed-i Mustafa tabirimi hoş görün,
sanki postacıydı, geldi Kur'an'ı tebliğ etti, gitti, sonra ne yaparsanız yapın dedi gibi, veyahut da bir kısmı, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın diğer peygamberlerden bir üstünlüğü yok, diğer peygamberlerle aynı seviyedemiş gibi gösterildi, sonra daha da cesaretlendi bu zındık sayfası, tayfası, şunu demeye başladılar, hadisleri inkar etmeye başladılar, bu zındık tayfası, bu gavur tayfası, bununla da yetinmedi, ayeti kerimelere dil uzatmaya başladılar, yetmedi, Kur'an-ı Kerim'e tümüyle dil uzatmaya başladılar.
Tabi Müslümanlar suskun, Müslümanlar sahipsiz, Müslümanlar pısırık, Müslümanlar kendi inancını savunabilecek cesarette değiller, Müslümanların vur ensesini, al lokmasını, hatta Müslümanlara biz elimizden geldiğince hakaret edelim, küfredelim, onları ezelim, onların her türlü hak ve hukukunu ellerinden alalım, Müslümanlar nasıl olsa her şeyi yalayıp yutuyorlar, biz yüzlerine tükürsek, Ya Rabbi şükür diyecekler, istediğimizi istediğimiz gibi yapalım noktasına gelindi.
Ve işin daha acı tarafı, 28 Şubat'ı yaşamış olan Müslümanlar, 28 Şubat'ı yaşamış olan Müslümanlar, hiç ders almamışçasına, 28 Şubat'ı destekleyerekten, 28 Şubatçıların su yoluna girip, onların istedikleri gibi davranmaya başladılar. Ve acı olan şu, günden güne, günden güne, günden güne, Müslümanlar, bilhassa Anadolu'daki Müslümanlar, artık bir davaları kalmamış, ülküleri kalmamış, sanki dünyanın heva ve hevesine kapılmış, kendi nefislerinde ilah edilmiş, onlar da yiyelim, içelim, tatillere gidelim, alışveriş mağazalarını didik didik edelim,
burunlarımızı dayaya daya vitrin ser edelim, elimizden geldiğince harcayalım, yiyelim, içelim, savurganlık yapalım, hatta kafirler gibi bir hayat yaşayalım, gösterişte, şataatta, şatafatta, israfta, biz hiç haddi hududu görmeyelim, haddi hududu da bu noktada çizmeyelim, biz heva ve hevesimiz emrettiği gibi bir hayat yaşayalım. Yani bizim böyle bir kelime-i şahadet derdimiz olmasın, bizim öyle bir yeryüzü, la ilahe illallah denilinceye kadar savaşmakla emrolundum diyen, peygamberin mesajını duymamış olalım. Biz yeryüzü, la ilahe illallah deyince kadar savaşmakla emrolunmuş bir peygamberin ümmeti değil de, yeryüzünde her türlü heva, hevesin, her türlü nefsaniyetin, şeytaniyetin, deccaliyetin bir parçası olalım gibi bir noktaya gelmiş olduk.
Ve acı bir şey, Ümmet-i Muhammed yanı başındaki insanlara din tebliğ edemez hale geldi. Yani din tebliğ etmeye kalktığınızda da muhakkak size bir kult takılıyor, muhakkak ensenizde sizin boza pişiriliyor, muhakkak değişik baskılara maruz kalıyorsunuz. En açıktan, en ufaktan bir şey, yeni FETÖ'cüler oluyorsunuz, yeni FETÖ oluyorsunuz. Düne kadar FETÖ'cü dedikleriyle kol kola gezenler, düne kadar FETÖ dedikleri o grupla, bağlantıyla, tabirimi hoş görün, kucak kucağı yaşayanlar, bir anda böyle, aa baktık ki FETÖ tu kaka oldu, bizi de, sizi de, biz Kur'an sünnet diyenleri de aynı kefeye koyup, bir de bununla yaftalamaya çalışıyorlar.
Siz yeni FETÖ'cüsünüz. Yani Kur'an ve sünnet derseniz, yeni FETÖ'cü oluyorsunuz. Kur'an ve sünnet derseniz, imamların iştahı derseniz, siz radikal İslamcı oluyorsunuz. Eğer siz, bugünkü bozuk, bozuk, fetvacı başıları gibi olursanız, o zaman, alkışlanıyorsunuz. Bu bozuk fetvacı başıları ne yapıyorlar? Enflasyon kadar faizi caiz görüyorlar. Bunlar bozuk fetvacı başı. Bunlar ahir zaman, müsveddeleri. Bunlara alim diyemeyeceğim, bunlar müsvedde. Eğer, onların suyu yoluna giderseniz, sizi alkışlıyorlar. Çünkü, siz, Müslümanın, Müslümandan faiz alması, vermesi, Kabe duvarının dibinde anasıyla zina etmiş gibi olur derseniz, bu bozuk fetvacı başıları, kumda, güneşte kalmış, güneşte kalmış, kum gibi başlıyorlar kaynamaya.
Yani bu hadis sahih mi, değil mi? Bunu tartışıyorlar. Diyemiyorlar ki, biz, imanımızı sattık, biz dinimizi sattık, biz üç kuruşa, beş kuruşa, kendimizi deccaliyete, peşkeş çektik diyemiyorlar. Birisi çıkıyor oradan, diyor ki, tokenin faizi, faiz değildir. Yani tokenin faizi, adı üstünde, tokenin faizi, faiz değildir diyor. Haydi, bütün Müslümanlar arkasından diyor, o faiz değilmiş. Birisi, Kur'an-ı Kerim'i, inkar ediyor. Bir ayet-i kerimeyi, inkar ediyor. Bu Allah'ın, Allah'ın bir ayeti böyle olamaz diyor. On dokuz yıllar çıkıyor, Tövbe suresinin son iki ayetini inkar ediyor. Bunlar bu topraklarda oluyor. Bir siyasetçi başımız çıkıyor, dinin yeniden diyor, elden geçirilmesi lazım.
Yeniden dizayn edilmesi lazım, reform edilmesi lazım. Bin dört yüz yıllık hukuk uygulanamaz diyor. Biz alkışlıyoruz onları. Onu alkışlayanlar da komplo tecid iman, tecid nikah gerekli, onu da görmüyoruz biz. Ve bunları da, alimim diyen, şeyhim diyen, müridim diyen, mürşidim diyen, Müslümanım diyenler susuyorlar. Sustukları zaman, dilsiz şeytan olduklarının farkındalar. Çünkü aynı hadisi onlar da okuyorlar. Haksızlık karşısında, hukuksuzluk karşısında, susan dilsiz şeytandır. Not, söyleyen kimse, Hazreti Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem. Ama bu haksızlığı yapan, bu hukuksuzluğu yapan, bu zulmü yapan, bu zalimliği yapan, bu kanı bozukluğu yapan, bu sütü bozukluğu yapan, eğer bizim cemaatimizdense, bizim tarikatımızdense, bizim partimizdense, bizim kavvimizdense, bizim yandaşımızla, biz susuyoruz.
Biz susuyoruz. Değerli kardeşler, yanlış söz, Mustafa Özbağ'dan da çıksa, benim kardeşim, benim kardeşim şunu diyecek, dur, burada yanlış bir söz var. Bunu bana diyemezseniz, hakkım size helal değil, var ise. Ben, yolun başında her şeyi, tövbe edip geri döndüm. Ne derdim şeyhlikti, ne derdim, bir şey olmaktı. Derdim, Kur'an ve sünnetti. Hala da aynı. Kendi kendime şunu söz vermiştim. etraftaki cemaatleri, tarikatları görünce, Mustafa Özbağ, ne yaparsan yap, ne edersen yap, Kur'an ve sünnet üzerine ol. Söylediğin Kur'an ve sünnete uygun olsun, imamların iştadına uygun olsun diye, kendi kendime söz vermiştim.
Ben o sözümde durmak istiyorum. O sözümle de ölmek istiyorum. O yüzden kardeşlerimden istirham ediyorum, rica ediyorum. Kur'an ve sünnetin dışında, size bir şey öğretmeye kalkarsam, söylersem, lütfen, bunu bütün samimiyetimle söylüyorum, Allah için bu konuda bana nasihat edin. Sohbete başlarken, ahir zaman alimleriyle alakalı, birkaç hadis söyleyeceğim. Çünkü, ümmeti ifsad eden, ahir zaman alimleri. Ahir zamanda, din ile dünyayı talep eden insanlar, insanlar zuhur edecek. Ahir zamanda, din ile dünyayı talep eden insanlar zuhur edecek. Din ile dünya talep edenler. Bu para, bu makam, bu mevki, bu devlet kademelerinde bir makam almak, işe girmek, bu siyasette dini, dini alet etmek, siyaset yapanların kendilerini takva gibi göstermesi, dindarmış gibi göstermesi, toplumların önüne gelip, bir Kur'an-ı Kerim'den ayet-i kerime okuyup, akşama viski yudumlaması gibi, bir Kur'an-ı Kerim'den ayet-i kerime okuyup,
gidip sonra bir afiyetle domuz etini yemesi gibi bu. Bu Kur'an-ı Kerim'den bir ayet-i kerime okuyup, insanlardan, vatandaştan rüşveti cebellez etmek gibi bu. Kur'an-ı Kerim'den bir ayet-i kerime okuyup, kollarda sıvalı, abdest almaya gideceğim bak, çabuk ne vereceksen ver buraya at demek bu. Cuma'ya kılacağız, Cuma'ya gideceğiz, o yüzden rüşveti ne kadar vereceksen ver demek bu. Ahir zamanda, dini, dini kullanaraktan ne yapacaklarmış? Bunlar dünyayı talep edeceklermiş. Ben şeyhim deyip, milletten zekat toplayıp, öldükten sonra arkasından ümmetin parası mı, yoksa şahsi para mı deyip, kavga çıkarıp, birbirlerini, birbirlerinin camilerini yıkmaya kalkmak bu. Bunları açık açık konuşmazsak, herkes susarsa, dilsiz şeytan olacak.
Türkiye'nin gündemine bakın. On yedi trilyon para var orta yerde. On yedi trilyon kimin parası? Ümmetin parası mı? Yoksa babamızdan kalan para mı? Hayır, bu ümmetin parası, hayır, bu babamızın parası. Bu on yedi trilyon parayı, sen nereden kazandın diyen yok. Biz vergi mükellefi olarak, bir tane bir şeyi kaçırmış olsak, bizim tepemize, bizim tepemize bırakın maliyeden bir tane memuru, maliyeyi başımıza yıkıyorlar.
Bu kardeşinizin iş yeri kırk elli tane, kırk elli tane saymadık ama iki otobüstü değil mi? İş yerini bastıklarında yirmi sekiz Şubat'ta. İki otobüs, o günün tevik kuvveti benim iş yerimi basıp her şeyime el koyuyordu. Sen yeşil sermayesin diye. Ve bizim yatak örtülerini, kumaşları havada dolaştırıyorlardı. Sanki içinde bir şey varmış gibi. Defterlerimize el koyup, bugünün parasıyla bir milyon dolar bana ceza kesen maliye, on beş yıl mahkeme mahkeme uğraştığım maliye, şimdi on yedi trilyonun peşine düşmüyor. O gün beni yargılayan savcılar, hakimler, şimdi on yedi trilyonun peşine düşmüyor.
O gün benim iş yerimi ilmek ilmek arayan, iş yerimin altını üstünü getiren maliye suskun. Evet, ahir zamanda öyle insanlar zuhur edecekler. Dinleriyle dünyayı talep edecekler. Bunlar yumuşak koyun postu içinde, baldan tatlı dilleriyle insanları kandırırlar. Ancak onların kalpleri bir kurdun kalbi gibidir. Cenab-ı Hak şöyle diyecektir. Beni aldatmaya mı çalışıyorsunuz? Yoksa bana karşı cürete mi yelteniyorsunuz? Zatıma yemin olsun ki bunlar üzerine öyle bir musibet göndereceğim ki, içlerinde en halim olanlar bile şaşkına dönecekler. Terimece, yıllardır derim. Dini geçim aracı yapanlar daha dünyadan göçüp gitmeden helak olacaklar.
Cemaatleri de olacak, tarikatları da olacak, kendileri de da olacaklar. Sebep? Çünkü onlar dini, kendi heva ve hevesleri, kendi dünyevi emelleri için alet ettiler. Yani Allah'la savaştılar. Allah'la savaştılar. Bunlar ahir zaman şeyhleri. Bunlar ahir zaman alimleri. Bunlar ahir zaman siyasetçileri. Bunlar ahir zaman hakimleri. Bunlar ahir zaman savcıları. Bunlar ahir zamanın, ahir zamanın kendi içerisindeki güç devşirmesinden zehirlenip, Müslümanlara zulmeden zalimler. İşte bunlar böyle olunca, ümmet ne yazık ki, alimler böyle olunca, ümmet hakikati duymaktan uzak.
Ve hakikate yabancı. Ve hakikati görmekten perdeli. Çünkü alimleri perdeli. Çünkü şeyhleri perdeli. Çünkü siyasetçileri perdeli. Çünkü toplumun önündeymiş gibi görünen zevat, perdeli. Hakikatten perdeli. Bunlar gözleri var, görmüyorlar. Kulakları var, işitmiyorlar. Bunlarda kalp gözü de açık değil, kalp aklı da çalışmıyor. Böyle olunca, bunlar körün körü. Böyle bir körlüğün içerisindeyiz. Böyle bir körlüğün içerisinde, onlar, Hz. Muhammed'i Mustafa'nın, Mustafa'nın, Rabbini gördüğünü de kabul etmiyorlar. Çünkü, kendileri kör oldukları için, Hz. Muhammed'i Mustafa'yı da, kendileri gibi sayıyorlar. Kendisi kör ya, cümle alemi kör zannediyor.
Kendisinin kalbi, aklı çalışmıyor ya, cümle alemi de kalbi, aklı çalışmıyor görüyor. Kendisi cebini düşünüyor ya, o da cümle alemi, cebini düşünen zannediyor. Hani hırsızı yakalarlar, hani derler ki, hırsızsın sen, o der ki, bütün herkesi hırsız der. Hırsız, herkesi hırsız görür. Rüşvetçi, bütün herkesi rüşvetçi görür. Hatta oraya yeni bir memur girer, o der ki, rüşvet yasak, ona der ki, bu rüşvet değil. Ya, bu hediye, ya, ya, biz bunları hayır yolunda kullanıyoruz zaten der. Evet. Onlar kör çünkü. Onlar haramı kendilerine helallaştıranlar. Evet, bu Necim Suresi ile alakalı, bu gece, sizlere kendi görüş ve düşüncelerimi aktarmayacağım.
Buraya bir not almışım. İsra ve Miraç hadisesini, hatta Miraç hadisesinde, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Allah'ı hem vücut gözüyle, hem kalp gözüyle, gördüğü ile alakalı ayetleri, hadisleri, ve ehli sünnet alimlerinin, teşbitlerini aktaracağım. Ve bugün, Miraç sohbetinin sonunda, siz kendiniz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Allah'ı bizatihi görüp görmediği ile, kafanızda herhangi bir şüphenin kalmayacağına inanıyorum.
Benim inancım bu. Evet, Necim Suresi, ayet dedi, ve o en yüce ufuktaydı. Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi. İki yay kadar, yahut daha da yakın oldu. O vakit kuluna vahyedeceğini etti. Onun gördüğünü gönül yalanlamadı. Onun gördüğü şey üzerinde de, kendisiyle tartışacak mısınız? Ant olsun ki, onu bir diğer inişte de görmüştü. Sidretül müntehanın yanında, ki cennetül meva da onun yanındadır. O zaman sidreyi bürümekte olan, bürüyordu. Göz ne şaştı, ne de açtı. Sohbete başlarken, meşhur bir, kütüb-i sidde gibi, rudani, hadis külliyatı, ansiklopedisi vardır.
Genelde arkadaşlar, o hadis külliyatı, ansiklopedisini benden duymuşlardır zaten. Yaklaşık on dört hadis kitabının, bir kitapta toplanmış halidir. Kütüb-i sidde attığı hadis kitabının toplamıdır. Rudani, on dört hadis kitabının toplamıdır, cemidir. Bu, rudaniden, sekiz bin dört yüz, otuz sekiz nolu hadis, sekiz bin dört yüz kırk bir nolu hadis, sekiz bin dört yüz kırk yedi nolu hadis, sekiz bin dört yüz kırk dokuz nolu hadis.
Bu hadislerin, uzun miraçla alakalı hadisler, bu hadislerin ben, konumuzla alakalı olduğu için, hem de fazlaca vaktinizi almayayım diye, sadece, başlangıçlarını aldım. Bunu merak edenler, bu sohbet hazırlığını, telegram sayfamında yayınlayacağım sonra. Yani bunu böyle, çeyiz gibi sandığa saklamayacağım. Bu çalışmayı komple, yayınlayacağım. Bu çalışmada, bizim, iki tane kardeş, bana kendileri hazırlık yaptılar. Onları atmışlardı, onlardan da faydalandım. Gözüm görmedi ya, bizim ilahiyatçı kızı. Nerede el kaldırsın ya? Gelmedi mi yoksa? Burada olması lazım.
Ah, el kaldıran da yok. Ha? Meryem sen değil ya. El kaldırma. Efendim, sen ne elini kaldırma? Tamam. Yok seninkinden faydalandım, şimdi ismini zikretmeyeyim. Teşekkür ediyorum, Allah razı olsun. Evet. Bir de Vahit atmıştı bana. Vahit'in ismini zikredeyim. Vahit burada mı? Evet. Bir de Vahit atmıştı. Her ikinize teşekkür ediyorum. Sizin attıklarınızdan da faydalandım. Rudani, 8 bin 438 nolu hadis. Katede, Enes bin Malik'ten, o da Malik bin, sağa sağdan.
Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurdu. Bunların başlangıçlarına, dikkat edin. Dikkatinizi oraya çekmek istiyorum. Ben, Kabe'nin avlusunda, Hatim ya da Hicr'de yatarken, kimisi de uyku ve uyanıklık arasındayken dedi. Biri gelip, şuramdan şurama kadar göğsümü yardı. Yani boğazından göğsünün altına kadar yardı. Boğazından göğsünün bitimine kadar olan kısmı kastediyor. Kalbimi çıkardı, sonra içi iman dolu altın bir leğen getirildi. Kalbim güzelce yıkandı ve yerine konulup kapatıldı. Sonra katırdan küçük bir merkepten büyük bir hayvan bırak getirildi. Bembeyazdı. Adımını gözün görebildiği yere kadar atıyordu. Ona bindirildim. Cibril beni dünya semasına götürdü.
Buhari, Müslim, Tirmizi ve Nesai. Bakın başlangıçlarına dikkat edin. Neymiş? Mekke'de Kabe'nin avlusundaymış. Mekke'de Kabe'nin avlusunda. Cebrail Aleyhisselam gelmiş, yarmış kalbini ve iman dolu bir leğeni doldurmuş çıkarmış. Evet. Şimdi yine Ebu Zer naklediyor bunu. Enes radıyallahu anh'dan Ebu Zer, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu anlattı. Bakın buradaki Ebu Zer, Mekke'de Müslüman olan kimse. Mekke Müslümanı, zor zamanların insanı. Mekke Müslümanları zor zamanların insanlarıdır. Ben Mekke'deyken, Hazreti Peygamber buyuruyor bunu.
Ben Mekke'deyken evimin tavanı yarıldı ve Cibril iniverdi. Evimin tavanı yarıldı, Cibril iniverdi. Göğsümü açıp zemzem suyu ile yıkadı. Sonra iman ve hikmet dolu olan bir altın leğeni getirip içindekileri kalbime boşalttı. Sonra kapattı. Sonra elimden tutup beni göğe çıkardı. Elinden tuttu, göğe çıkardı. Burada Burak yok. Ve evde. Rudani 8447'in oğlu hadis. Şeddat bin Evs radıyallahu anh'dan. Evet bu az önce okuduğum Mekke'de olan hadis-i şerifi nakleden Buhari ile Müslüm. Bakın bunu da nakleden Buhari ile Müslüm. Yine Bezdar ve Tabarani'den bu.
Şeddat bin Evs radıyallahu anh'dan. Dedi ki ey Allah'ın Resulü nasıl İsra yaptın? Sahabe soruyor nasıl İsra yaptın? İsra biliyorsunuz. Beytullah'tan Mescid-i Aksa'ya kadar olan kısım İsra. Mescid-i Aksa'dan göklere doğru yükseliş, miraç. Mekke'de bakın buraya da dikkat edin. Mekke'de ashabıma yatsı namazını kıldırdım. Cibril bana merkepten büyük, katırdan küçük, beyaz bir hayvanla geldi. Hayvan bana karşı huyusuzlaştı, kulağını tutup büktü ve beni üstüne bindirdi. İlerledim, nihayet hurmalık bir yere vardık. Bana hadi in dedi indim, namaz kıl dedi kıldım. Bu böyle bir, bu hadis-i şerifte şöyle bir şey var. Filanca yere kadar gittik, in dedi indim, orada namaz kıl dedi kıldım.
Filanca yere, peygamberlerin kabirlerinin bulunduğu bölgelere söylüyor. Ama bu da neredeymiş? Yine Mekke'de ashabına namaz kıldırmış. O zaman için bir tek Müslümanlar gece namazı kılıyor. Daha henüz Medine'ye hicret edilmedi. Yani miraçtan sonra malum beş vakit namaz var. Daha henüz miraç olmadan, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin şahsına münhasır gece namazı var. O gece namazını o zaman için Müslümanlar Hz. Peygamber'le beraber kılıyorlar. Namazı kıldıktan sonra diyor. 8449 noğlu hadis. Bu da Bezzar'da ve Mecmu Ali Efsat'ta geçiyor. Enes radiyallahu anh, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu. Ben otururken, aniden cibril gelip iki omuzumun arasına sırtıma vurdu.
Hemen kalktım, bir ağacın yanına vardım. Üstünde kuş kafesi gibi iki şey vardı. Birine cibriyle örneğe de ben oturdum ve uyudum. Yükseldim, öyle ki ufuklar adeta bir araya gelmişti. Her tarafı seyrediyordum. Göğe değmek isteseydim, rahatlıkla değerdim. Cibriyle bir baktım, sanki yere serilmiş bir hasır gibi kanatlarıyla yere dokunuyor. Evet. Bu bir hadis daha. Bu hadis-i şeriflere baktığımızda, dört tane hadis-i şerifin başlangıcını naklettim. Bu hadis-i şeriflere baktığımızda, dört değişik miraç anlatımı var. Bir tane evde var, bir tane yastı namazından sonra var, bir tanesi de Beytullah'ın avlusunda var, uyur uyanık hali. Bir tane de Beytullah'ta var, onda uyur uyanıklık hali de yok.
Demek ki, hadis-i şeriflere baktığımızda zahiren, dört değişik halde miraç anlatıyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Demek ki, bu şahsın buradan aldığı şey, yıllardan beri derim, miraç bir tane değil diye. Yıllardan beri bunu söyledim. Dedim ki, bir tane miraç yok. Değişik miraçlar var. Dört hal. Şimdi, bunun normalde, hadi bir tanesi, iki tanesi Beytullah Mekke'nin içinde olmuş. Onu, ikiye, bir edelim biz. Cem edelim. Üç tane, bir, Kâbir'in avlusunda, iki, Mekke'deyken evinin tavanından yarıldı, üç, Mekke'de ashabına yastı namazını kıldırırken oldu. Biz ikiyi bir ettik.
Ondan sonra, bir tane, dördüncüsü de, otururken aniden Cibre'yi geldi. Görülüyor ki, Peygamberimiz değişik zamanlarda, değişik mekanlarda, miraç hadisesini anlatmakta. Bu da bize şunu gösteriyor. Miraç, bir seferlik olan olay değil. Yani, bir seferlik bir olay olsaydı, mekan değişmeyecekti. Hal, havur, hal ve tavır değişmeyecekti. Ama, dört değişik miraç anlatımı var. Başlangıcı da, dördü de birbirinden farklı. Şimdi gelelim, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Miraç'ta, vücut gözü ve kalp gözüyle Allah'ı gördüğüne dair olan hadisi şeriflerini nakletmek istiyorum. Tirmizi, Tefsir 39, Hadis-i Şerif 32-35, 5. dilt, 368 sayfa. Geceleyin abdest aldım ve namaz kıldım, ardından uyudum, Rabbimi en güzel sıfatta gördüm.
Hazreti Peygamber'in terimi. Bakın, direkt ağzından, Rabbimi en güzel sıfatta gördüm, uykuda. Ahmet İbni Hanbel, Müsnet, 5. dilt, 584. sayfa. İki kelime, Rabbimi gördüm. Bunu İbni Abbas'tan nakletmiş, Ahmet İbni Hanbel. Ve Heysem'i de, ravileri sağlam diyerek şart düşmüş buna. Yine İmam Ahmet'ten ve Tirmizi'den ve Teberhani'den. Bir de ne göreyim, Rabbimle en güzel bir şekilde olduğu halde beraberim. Direkt Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin ağzından. Yine Teberhani'den, Rabbimi bir delikanlı suretinde gördüm. Yine İmam Ahmet'ten ve Abdübin Humeyt'ten ve Tirmizi'den.
Bu gece Rabbim bana en güzel bir surette geldi. Bu hadis-i şeriflerden anlıyoruz ki, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hem uyku halindeyken, hem de uyanıkken, kendi beyanıyla bizlere Rabbini gördüğünü beyan ediyor. Miraç hadisesinin olduğu zamanda Mekkeli müşrikler, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini miraç ettiği ile alakalı ilk başta alay etmişlerdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hem Mescid-i Aksa'yı, hem yoldaki kervanları anlatmasıyla, müşrikler Hazreti Peygamberimizin miracına inanmışlardı. Ama bugünün müşrikleri veya bizdenmiş gibi görünen ahir zaman alimleri, Hazreti Peygamberimizin Allah'ı gördüğüne dair hadisleri olmasına rağmen, Allah'ın rüyada da görünmeyeceğini veya miraçta görmediğine dair tezler koyuyorlar önümüze.
Bu hadis-i şerifleri onlar okumuyorlar mı? Evet. Bu hadis-i şerifleri benden daha fazla onlar vakıf değiller mi? Evet. Benim gibi bir insan kendince küçük bir araştırma yaparaktan bu hadis-i şerifleri buluyorsa, onlar daha iyi bulduklarına inanıyorum. Ama ahir zaman alimi olduklarından, ahir zaman siyasetçilerinin emrinde olduklarından, ahir zaman deccaliyet sisteminin emrinde olduklarından, Hazreti Peygamber'in sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin yüceliğini haykıramıyorlar.
Neden haykıramıyorlar? Gavurcuklarla aramız bozulmasın diye. Neden haykıramıyorlar? Kiliselerle, Vatikan'la aramız bozulmasın diye. Neden haykıramıyorlar? Siyonistlerle aramız bozulmasın diye. O yüzden haykıramıyorlar. Şimdi sıra geldi sahabe efendilerimizin bu konudaki Hazreti Peygamberimizden nakledilen hadis-i şeriflerini bilhassa Hazreti Abbas Efendimizin oğlu Abdullah'ın ve diğer sahabelerin nakillerini aktaracağız.
Bazı sahabeler ve alimler, Peygamberimizin Miraç gecesinde Rabbini gördüğünü ifade etmişlerdir. Bu görüş özellikle şimdi nakledeceğim rivayetlere dayandırılmaktadır. Siyer ve Megazi alimi İbni İslak radıyallahu anh'ın haber verdiğine göre, Abdullah İbni Ömer radıyallahu anh, Abdullah İbni Abbas'a bir adam göndererek, Muhammed Rabbini gördü mü diye sordu. O da evet diye cevabını verdi. Yani Hazreti Ömer Efendimizin oğlu Abdullah, 4 Abdullah'tan birisi. Öbürkü de Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah. O da 4 Abdullah'ın ikincisi. Bunlar sahabenin içerisinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bizatihi eğitiminden geçmiş olan 2 Abdullah. Her ikisi de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine akraba.
Hazreti Ömer Efendimizin oğlu Abdullah, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin aynı zamanda kaynı. Yani Esma annemizin oğlan kardeşi. Hazreti Ömer Efendimizin kızı, Esma'nın oğlan kardeşi. Diğer Abdullah, amcazade, amcası Abbas'ın oğlu Abdullah. O da amcazadesi. Evet, kime gönderiyor? Hazreti Abbas'ın oğluna gönderiyor. Bir kimse gönderiyor. Sor. Çünkü Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah, İslam tarihinde ilk tefsiri yazan kimse. İlk tefsiri yazan. Bir cilttir. İlk tefsir onundur İslam tarihinde. Ve Hazreti Abbas, Arap lügatine sahip bir kimsedir.
Sahabenin içerisinde, onun oğlu Abdullah kadar Arapçaya hakim başka bir kimse yoktur. Kur'an diline en hakim olan kimse odur. Kur'an diline. Arapça ile Kur'an dili ayrıdır. Biz Kur'an'ı Arapça olarak indirdik der. Ama Kur'an Arapçası ile, Arapların kullandığı Arapçası farklıdır. Araplar dahi Kur'an'ı anlamakta güçlük çekerler. Zaten Arapların İslam'ı kabul etmeleri, İslam'ın en büyük kerametlerinden birisidir. Bunu da bir kenara not alın. O Arap kavmi İslam olduysa bütün insanlık İslam olur. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, böylesine cahil, böylesine cahilliğinde inatçı, inatçı kadar inatçı olduğundan daha fazla, kör bir topluluğa peygamber olarak gönderilmiştir.
Evet, bu bütün dünyaya bir hüccettir, bir delildir. Bir Arap Müslüman olduysa, gerçekten İslam'ın hakikatinin üstünde bir din olduğu meydana çıkar. Çünkü bir Arap'ın İslam'ı kabul etmesi kolay kolay düşünülemez. Devam ediyoruz. Abdullah İbni Abbas'tan gelen meşhur görüş, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin Allah-u Teala'yı gözleriyle gördüğü yönündedir.
Bu görüş, ondan çeşitli senetlerle gelmiş ve buna ilaveten şöyle demiştir. Allah-u Teala, peygamberler arasında Musa'ya kendisiyle doğrudan konuşma, İbrahim'e onu kendisine dost edinme, Muhammed'e ise kendisini görme özelliğini bağışlamıştır. Bu, Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah radıyallahu anh hazretlerinin nakillerini önemsiyorum. Çünkü Miraç hadisesinde Hazreti Abbas Mekke'de. Hayır görmedi diyenler Hazreti Aişe annemizin hadisini naklederler. Miraç hadisesi vukup olduğunda Hazreti Aişe annemiz henüz daha çocuk. Çünkü Miraç yaklaşık Mekke'de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğinin beşinci yılında zuhur etmiş bir şeydir.
Beşinci yılında. Ve enteresan, o güne kadar Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiçbir Kur'an ayetini Mekke'de müşriklerin yüzüne okumamıştır. Ta ki Necm suresi gelince kadar. Necm suresi inince, vahyolunca, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke'de, Kabetullah'ın bulunduğu yerde bütün müşriklerin içerisinde Necm suresini açıktan okuyup tebliğ etmiştir.
Necm suresini. Bakın daha önce inen sure oku emridir. Hazreti Peygamber da bu arada gelen ayet-i kerimeleri müşrikleri açıktan okumamıştır hiç. Necm suresini açıktan okumuştur. Çünkü miraçla alakalı meselelere müşrikler de şahittir. Yine İbni Abbas'ın bu konudaki delili şu ayetlerdir. Gözünün gördüğünü kalp yalanlamadı. Onun gördüğü şey hakkında şimdi siz onunla tartışacak mısınız? An dolsun ki onu başka bir inişte de gördü. Necm ayet 11 ile 13 İbni Ebi Asım es-Sünnede, Kadı İyaz es-Şifa'da, Tarıkül Hıkıkül Mustafa Cilt bir sayfa 410 İbni Abbas, Peygamberimizin Allah'ı gözleriyle gördüğünü ifade eden rivayetler nakdetmiştir. Bir rivayette şöyle denir.
Muhammed Rabbini gözleriyle gördü. Müslim iman 291. hadis-i şerif. Yine Sayı Müslim'de İbni Abbas'tan rivayet edilmiştir. Muhammed Rabbini iki defa gördü. Müslim iman 291. hadis-i şerif. Yine Tirmizi'nin sünneninde, Miraç gecesiyle ilgili rivayetlerde şu ifade yer alır. Direkt peygamberin ağzından. Rabbimi gördüm. Tirmizi, Tefsir-ül Kur'an, sayfa 53. Bakın, adım adım gidiyorum. Hadis-i şeriflerle gidiyorum. Ahmet bin Hanbel'in Müsned'inde İbni Abbas'tan gelen rivayette şöyle denir. Muhammed Rabbini gördü. Bu rivayet, Ahmet bin Hanbel'in, Miraç'ta Allah'ı görme konusunda görüşünü destekleyen önemli delillerden biridir.
Devam ediyoruz. Abdullah bin Abbas, Arafat'ta Ka'b ile karşılaştı. Ve ondan bazı şeyler sordu. Bunun üzerine Ka'b, Allahu Ekber diye seslendi. Öyle ki yankısı dağlardan geldi. Bunun üzerine Abdullah bin Abbas dedi ki, biz Haşim oğullarıyız. Ka'b ise Allah görünmesiyle konuşmasını Muhammed ile Musa arasında taksim etti. Musa ile iki kere konuştu. Muhammed de onu iki kere gördü dedi. Kaynak tirmizi. Ben şuna üzülüyorum. Bu hadis-i şerifleri benim gibi bir kimse çıkarıp önümüze koyduysa, bunu zamanın alimleri, zamanın şeyhleri bilmiyor değil. Zamanın ilahiyatçileri veya diyanetçileri bunları okumuyor değil.
Ama onlar işte ahir zaman alimleri. Onlar normalde ne yazık ki ahir zamanda şerlilerin en şerlisi kötü alimlerdir diyen, darimiden nakledilen hadis-i şerifin tecelliyatına mazhar olmuş kötü alimler. Ne yazık ki Müslüm'ün bize naklettiği alimlerle alakalı ahir zamanda yalancılar ve hilebazlar olacak. Ne sizin ne de atalarınızın o zamana kadar duymamış olduğu şeylerle gelecekler.
Onlardan uzak durun ve onları uzağınızda tutun ki sizi yanlış yola saptırıp fitnenin içerisine atmasınlar. Bunlar o alimler. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Allah'ı hem vücut gözüyle, hem dünya gözüyle hem de kalp gözüyle gördüğünü es geçiyorlar. Anlatmıyorlar. Çünkü bunu anlatırlarsa peygamber yücelmiş olacak ümmeti Muhammed'in gözünde. Peygamberin ümmeti Muhammed'in gözünde yücelmesine ne yazık ki onların hoşuna gitmiyor. Tabi'in alimlerinden Şerik İbni Ebi Nemir radıyallahu an rivayetine göre Ashab-ı Kiram'dan Ebu Zeril Gifari, gözünün gördüğünü kalp yalanlamadı ayetini tefsir ederken, Resul-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Rabbini gördü demiştir.
Ebu Zeril Gifari malum biliyorsunuz henüz daha İslam henüz daha tazeciken kardeşini gönderip Mekke'de bak bir Muhammed diye birisi çıkmış yeni bir dinden bahsediyormuş. Dinle bakalım deyip kardeşini gönderen sonra bizatihi Medine Mekke'ye gelip Hz. Peygamber'i dinledikten sonra Müslüman olan dünün eşkıyasıdır.
Vurduğu vurduk, kırdığı kırdıktır. Tabiri caizse kabadayı yüreklidir. Efe yüreklidir. Korku nedir bilmez. Hakkı hakikati haykırır. Hatta Müslüman olur olmaz Beytullah'ın çıkıp La ilahe illallah Muhammed'in Resulullah deyip müşriklere haykıran kimsedir. Ardından bütün müşrikler gelir başlarlar dövmeye onu. Onu Hz. Hamza kurtarır. Der ki ey Kureyşliler bu kim biliyor musunuz? Dururlar. Bu der Gifar kabilesinden Vallahi sizin bütün kervanlarınızı soya. Dünya böyle tatlıdır. Dünya böyle tatlıdır. Kureyşliler hemen bırakırlar onu. Dokunmazlar. Neden? Kervanları basılacak. Neden?
Dünyalıkları tehlikeye girecek. Dünya peresten hakkı ve hakikati anlatamazsın. Makamın gidecek. Malın gidecek. Paran gidecek. Öyle ya. Ah güzelliğin gidecek. Örtüneceksin ya. Tabii. Sen öbür türlü yok örtününce olmadı. İşe gireceksin. İşe gideceksin. Yani örtüsüz olman lazım. Etrafla diyalogları nasıl olacak? Sen sakal bırakamazsın. Sakal bırakınca ne olacak? Sen bir kisviye bürüneceksin. O zaman ticaret yapamazsın. Memur olamazsın. Nimlenirsin. Soruşturma geçirirsin. Öyle ya. Hatta biraz daha sen böyle Kur'an sünnet dersen radikal İslamcı olursun.
Ensende boza pişirler. Bir bakmışsın sen Kur'an sünnet derken radikal Müslümanlığa atfedilmişsin. Hanefi Fakihi Muhaddis Alül Kari yani Ebu Zer'i Gifari Gifar kabilesinden bir eşkıya. Tabii durmuyor. İkinci gün gene gidiyor. İkinci gün yine ayı kırıyor. Yine geliyorlar dövüyorlar. Hazreti Abbas bağırıyor. Diyor ki Ey Gifar kabilesi Ey Kureyşler bu Gifar kabilesinden Vallahi sizin kervanlarınızı soya. İkinci günde bırakıyor. Üçüncü gün yine aynı şeyi yapıyor. Allah Resul diyor ki sen köyüne dön. Sen her gün burada dayak yiyeceksin. Her gün dayak yemenin rağmen geri dönmeyeceksin davandan. Evet belli. Sen anlaşıldı. Sen delilerdensin.
Hesap kitap bilmeyensin. Ben bunu burada söylersem iyi mi olur kötü mü olur başıma şu mu gelir senin hesabın kitabın yok. Sen diyor Gifar kabilesine git. O kendi kabilesine göçüyor. En güzel hoşuma giden yer çırası. Medine-i Münevvere'ye hicret oluyor. Ebu Zer-i Gifar hicreti duyuyor. Gifar kabilesinde ne kadar bütün kabileyi İslam etmiş. Kabile Müslüman. Ebu Zer-i Gifar çünkü dünün eşkıyası bugünün evliyası. Güzellik de olmazsa zorlu olur. Kılıç hakkından gelir. Bizim meşhur hançer gibi. Anlatıyorsun olmuyor anlatıyorsun olmuyor anlatıyorsun olmuyor çekiyorsun. Ne diyorsunuz diyorsun hepsi pıtır pıtır pıtır pıtır biniyorlar münevise. Bu insanlara lazım biraz.
Şimdi Gifar kabilesi komple Müslüman olmuş. Medine-i Münevvere'de Müslümanlar oturmuşlar yerleşmişler. Onlar da orada din diyanet anlatacağız diye uğraşıyorlar. Ulaklar bir haber getiriyor. Bir toz bulutu var. Medine-i Münevvere'ye yaklaşan bir ordu gibi bir şey geliyor. Öyle bir toz bulutu ki Medine'liler ayağa kalkıyorlar. Diyorlar kim geliyor bize? Saldırıya uğruyoruz zannediyorlar. Toz bulutunun içerisinde çok özür dilerim kendisinden hacim olarak küçük ama bir süliyet beliriyor. Bahadır mı? Bahadır. Efe yürekli. Cengaver mi? Cengaver. Kim? Ebu Zerifare.
Bütün kabileyi İslam etmiş. hepsi de tam teçhizatlı. Medine-i Münevvere'ye geliyorlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yüzü gülüyor. İşte o Ebu Zerifare. Sözünü hiçbir zaman sakınmayan Hazreti Osman'ı eleştiren dikkat edin. Hazreti Osman'ın yönetimini eleştiren sahabelerin hayat standardını eleştiren Muhammed-i Mustafa zamanında böyle yaşanmazdı.
Siz zevk-i sefaya daldınız. Dünyaya daldınız. Dünya sizi aldattı. Cihadı terk ettiniz deyip Medine'deki sahabeyi eleştiren Ebu Zerifare. Öyle Ebu Zerifare ki eğer ki gece aç yattıysan belinde kılıcın mı yok senin deyip kılıcınla rızkını temin et Ebu Zerifare. Hazreti Osman dahi Ebu Zerifare'nin eleştirilerine daha fazla dayanamıyor.
Onu Şam'a gönderiyor. Şam'da kim var? Muaviye var. Sanki Şam'da rahat mı durdu? Şam'ın içine bile girmedi. Şam'ın içine girmedi. Şam'ın içine adım atmadı. Şam'ın kenarına gitti. Kenar eteğine bir tane çadır kurdu. hurma dallarından bir çadır kurdu. Hurma dallarından şimdikiler gibi para dilenmedi. Mescit yapacağız, cami yapacağız, tekke yapacağız, kurs yapacağız, bilmem ne yapacağız deyip de para dilenmedi. Hurma dallarından kendisine bir terek yaptı. Altı toprak, üstü hurma dallarından terek oturdu. Şam'ın gençlerine Allah'ı ve Muhammed'i anlattı. gençler birken, iki, ikiken, üç, üçken, beş, beşken, on beş oldular.
On beşten yirmi beş, yirmi beşten otuz beş, elli beş, yüz elli beş oldu. Muaviye başladı kaynamaya, davet etti yemeğe, gitmedi. Gitmedi. Ey zalim sultanların sofrasından kalkmayan ahir zaman alimleri, ey müritlerinin parasıyla yiyen, içen, zevk-ü sefa süren ahir zaman şeyhleri. Ebu Zerif gifarının yüzüne nasıl bakacaksınız? Evet, o ikinci davete de gitmedi. O üçüncü davete de gitmedi. En sonunda Muaviye kendisi geldi, davet etti. Dedi, gelirim. Gitti. Üzerinde onun sırmalı kaftanları yoktu.
Ben Horasan erlerine Horasan erlerine duyduğum saygıdan dolayı bunu giyiyorum. Onun şatafatlı arabaları yoktu. Onun atı yoktu. Beygiri yoktu. Devesi yoktu. Onun ertesi güne yiyecek ekmeği yoktu. Gitti Şam'a. Saraya girdi. Sofralar kurulmuş. Şam'ın bütün ahir zaman alim müsveddeleri oturmuş sofraya. içeri öylesine bir heybetli girdi ki bir yetmişlik adam iki yetmişlik adama döndü. 55 kiloluk adam 155 kiloya döndü. Allah ona öyle bir heybet verdi. Ona öyle bir vakar verdi.
Ona öyle bir yüceltti. Ona öyle bir yükseltti ki bütün herkes boynunu büktü. O emin adımlarla Rab gitti. Sofraya elini uzattı. Sofradan bir avuç aldı. Pilavdan sıktı. Sıktığı zaman kanla yerin attı. Muaviye'nin önnatı verdi. Beni buna mı davet ettiniz dedi. Beni buna mı davet ettiniz dedi. Ey müşriklerden medet umanlar ey müşriklerin fasıkların ekmeğini yiyenler ey zalimlerin kılıcını sallayanlar ey dervişlerin üzerinden geçincem diye uğraşan şeyh müsveddeleri alim müsveddeleri siz Ebu Zer Gifari'nin yüzüne nasıl bakacaksınız?
Eğer Ebu Zer Gifari'nin kalbi sizde olmuş olsaydı yediğinizin kanla irin olduğunu görürdünüz. Eğer Ebu Zer Gifari'nin kalp gözü birazcık sizde olsaydı siz gariban dervişlerin insanlardan dilendiği paralarla zevk-ü sefa içinde yaşamazdınız. İşte o Ebu Zer Gifari sözünden geri dönmeyen Ebu Zer Gifari hak ve hakikat için canını yok pahasına atan Ebu Zer Gifari ve Muaviye'nin söz geçiremedi Muaviye'nin önünde büklüm büklüm büküldü ezildi Ebu Zer Gifari hiçbir şey diyemedi Muaviye sadece bir mektup yazdı Osman'a dedi ki
eğer Şam'ı istiyorsan Ebu Zer Gifari'yi buradan çek Hazreti Hazreti Osman bir mektup yazdı Şam'a Ebu Zer Gifari'ye dedi ki Medine'ye dön o Ebu Zer Gifari Medine'ye döndü ama küskün döndü o Medine'ye döndü ama içi kırık döndü Medine Münevver'in içinde oturmadı o gitti Medine Münevver'in dışına yine hurma dallarından kendine bir terek yaptı o tereğin altında yapayalnız öldü ve Hazreti Muhammed Mustafa ona öyle demişti sen yalnız yaşar yalnız ölürsün çünkü hak ve hakikati anlatanları kaderleri budur yalnız yaşarlar yalnız
ölürler ve dedi ki Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem çok hayırlı bir cemaat dedi senin namazını kılar evet Ebu Zer Gifari öleceğini anladı öleceğini bildi öleceğini gördü Muhammed Mustafa zamanın tamam oldu bana geliyorsun dedi hazırlandı kendi bir tek geriye bırakacağı bir tek kefenliği bile yoktu hizmetçisine dedi ki ben öldükten sonra beni yıka beni kefenle sürüye sürüye dedi yolun ağzına kadar beni götür oraya bırak muhakkak dedi bir hayırlı bir topluluk gelir benim namazımı kıldırır dedi o hizmetçisi onu tek başına
yıkadı tek başına kefenledi onu sürüye sürüye yolun ağzına kadar götürdü ve bekledi bu tecelli edecek mi diye evet tecelli etti İbni Mesud radıyallahu an talebelerine hadis okutuyordu hadis ezberletiyordu ne yazık ki Medine-i Münevver'in içinde o hizmeti yapamıyordu o da çünkü zulüm her yeri sarmıştı ne yazık ki ve hadis okutmak için sahralara çıkıyorlardı Hazreti Osman'ın zamanı ne oldu bu Hazreti Osman Efendimiz'in zamanında hadis okumak için hadis okutmak için o dışarı çıkıyordu dışarı çıktılar Medine'nin dışına
çıktılar ve Medine'nin dışında hadis ezberliğe ezberliğe yolda yürürlerken bir de baktılar ki birisi ölmüş cenazesi yolun dibinde başında hizmetçiye dediler kim bu o da dedi ki Ebu Zerigifari Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın silah arkadaşı Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın kılıç arkadaşı Medine-i Münevver'de hiçbir cihattan geri durmamış olan cebinde parası pulu olmayan üzerindeki bir tek kıyafetleri olan Ebu Zerigifari şefaatleri üzerimize olsun işte o Ebu Zerigifari diyor ki Muhammed Rabbini gördü o Ebu Zerigifari'nin
kellesi gideceği bilse o doğruyu haykıran Ebu Zerigifari o yüzden bütün sahabeleri bir kenara koyalım Ebu Zerigifari ayrıdır o çünkü öyle der bu başın gideceğini bilsem de hakikati anlatırım der işte o Ebu Zerigifari diyor ki gözünün gördüğünü kalp yalanlamadı ayetini tefsir ederken Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Rabbini gördü dedi Hanefi fakihi ve muhaddis Ali'ül karrin açıklamasına göre Hanefilerden Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem
Allah-u Teala'ya iki defa gördüğünü söyleyenlerin delilleri sonra indi yaklaştı iki ay kadar oldu hatta daha da yakın Necim 8 ve 9. ayet ve an olsun ki onu başka bir inişinde de gördü Sidretül müntahanın yanında Necim suresi 13-14 Ali'ül karri şerri şifada devam ediyor diyor ki Musa iki defa konuşmasıyla Firavun'un yanına gönderildiği zaman diğeri de Firavun'un denizde boğulmasının ardında Tuğrat çıktığı zaman olmuştur O yüzden Hazreti Peygamber de sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de iki sefer Rabbisini Allah'ı
görmüştür Yine Şafii Fakihi Maverdi şöyle demiştir Söylendiğine göre Allah-u Teala kendisiyle konuşma ve cemalini görme imkanını Hazreti Musa ile Resul-i Ekrem Efendimiz arasında taksim etmiştir Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Cenab-ı Hakk'ı iki defa görmüş Hazreti Musa da onunla iki defa konuşmuştur Yine Fakih Muhaddis ve Müfessir Ebu'l-Fethi Er-Razi ile Tefsir Alemi ve Hanefi Fakih Ebu'l-Leyse Semerkandi Maverdi'nin bu cümlesini Tabi'in İmamlarından Kâb-ül Ahbar'ın sözü olarak nakletmiştir Kadıyaz Eşşifâ Bitarik-ül Hukik-ül
Mustafa Yemenli Muhaddis Abdur-Rezak İbni Hemmam Es-San'ani Hasan-ı Basri'nin Elbette Muhammed Aleyhisselam Rabbini görmüştür diye yemin ettiğini söylemiştir Hadis Hafızı Ebu Ömer El-Telaman ki Tabi'inden Müfessir İkrime El-Berberi'den de Muhammed Aleyhisselam Rabbini görmüştür diye yemin ettiğini söylemiştir Bazı kelam alimleri Abdullah İbni Mesud'un da Muhammed Aleyhisselam'ın Rabbini gözleriyle gördüğü kanaatinde olduğunu söylemişlerdir Siyer ve Megazi alimi Muhammed İbni İshak'ın haber verdiğine göre Emevi halifesi
Mervan Ebu Hureyre'ye Muhammed Aleyhisselam Rabbini gördü mü diye sormuş o da evet demiştir Kıraat alimi ve müfessir Ebu Bekir El-Nakkâş rivayet ettiğine göre İmam-ı Ahmet İbni Hanbel Radiyallahu Han şöyle demiştir Ben Abdullah İbni Abbas'ın rivayet edildiği hadiste anlatılanı aynen kabul ediyorum Resul-i Ekrem Allah-u Teala'yı gözüyle gördü onu gördü onu gördü onu gördü onu gördü onu gördü onu gördü diye nefesi tükenince kadar söylemiştir ilk devir sufilerinden muhaddis ve müfessir İbni Ata biz senin göğsünü açıp
genişletmedik mi ayetini tefsir ederken şöyle demiştir Allah-u Teala Resul-i Ekrem'in göğsünü kendisini görebilmesi için Hz. Musa'nın göğsünü de kendisiyle konuşabilmesi için açıp genişletmiştir Eşari'ye mezhebinin İmam Ebu'l Hasan Eşari ve onun mezhebinden olan alimlerden bir grup şöyle demiştir Resul-i Ekrem Cenab-ı Hakk'ı gözleriyle evet başındaki iki gözüyle görmüştür peygamberlere verilen mucizelerden bir eşi de bizim peygamberimize verilmiştir ayrıca kendisine Allah'ı görme üstünlüğü bağışlanmıştır Maliki Kadısı
Hadis ve Fıkıh alimi Kadı İyaz bu rivayetleri kitabında zikrettikten sonra şöyle buyurur ben şöyle derim şu kesin bir gerçektir ki Allah-u Teala'nın dünyada görülmesi aklen caizdir akıl bunu imkansız görmez dünyada Cenab-ı Hakk'ı görmenin aklen caiz olmasının delili Hz. Musa'nın Rabbim kendini bana göster de sana bakayım Araf 143 demesidir bir peygamberin Allah katında caiz olanla olmayanı bilmemesi imkansızdır Musa Aleyhisselam da Allah'tan imkansız olanı değil mümkün olanı istemiştir peygamber Efendimizin Allah-u Teala
görüp cemaline bakabilmesi ise ancak Cenab-ı Hakk'ın öğrettiği kimsenin bileceği akıl ve duyular ötesi bir konudur Allah-u Teala Hz. Musa'ya sen beni asla göremezsin yani buna dayanamazsın beni görmeye güç yetiremezsin buyurmuş bunu da Hz. Musa bünyesinden daha güçlü daha sağlam olan dağ misaliyle kendisine anlatmıştır bütün bunlar Allah-u Teala'nın dünyada görülmesini imkansız kılmayan tam aksine genel olarak onu görmenin mümkün olduğunu gösteren şeylerdir Kur'an'da ve sünnette Cenab-ı Hakk'ın kesinlikle görülemeyeceğini
onu görmenin asla mümkün olmadığını ortaya koyan kesin bir delil yoktur var olan her şeyin görülmesi de mümkün olup imkansız değildir Kadı İyaz eşşifa bir tarifi hukukil Mustafa cilt bir sayfa 413'ten 417'ye gözler gözler onu göremez ne demek maliki kadısı hadis ve fakih alimi Kadı İyaz gözler onu göremez enam 103 ayetiyle alakalı şöyle buyuruyor gözler onu göremez ayetine dayanarak Cenab-ı Hakk'ı görmenin mümkün olmayacağını ileri sürenlere bu ayetleri teşkil etmez çünkü bu ayetin yorumunda çok farklı görüşler ileri
sürülmüştür uzun bazıları da şöyle demiş gözler onu göremez demek onun gözün kendisi göremez yoksa bakanlar onu görür demektir demiş İmam-ı Rabbani de görüleceğine dair uzun bir sözü var bu konuda İmam-ı Rabbani bir hali alıntı var uzun uzun ben daha fazla vaktinizi alacağım için bu uzun uzun olanları okumayayım meseleyi kısaca toparlayacak olursak Hz.
Peygamber 1- Demek ki Cenab-ı Hak görülmez bir varlık değil Allah rüyadayken uyanıkken de görülür İmam-ı Azam ben 99 kez Allah'ı rüyamda gördüm diyor İmam-ı Azam Sabri Hoca bu dişte dayanmıyor bana ne olacak bilmem Sabri Hoca biz Fırat Nehri gibi aşkına kanız ne diş dayanıyor bize ne bir şey Allah bizi affetsin inşallah kıymetli dostlar kıymetli kardeşler bayadan beri bu konu bizim ilgimizi çekiyor bu konuda ilahiyatçılar
diyanetçiler hıyanetçiler hepsi bir olup üstümüze bir hayli geldiler herhalde bugünkü sohbet hepsine de ders niteliğinde olur sizlere değil sizler zaten bu konuda iman etmiş insanlarsınız ama ve lakin bizim dışımızdakilere inşallah bir delil olur onlar da kendilerini derleyip toparlarlar sufilerin yaratılışla alakalı kendilerince bir algıları vardır yaratılışla alakalı Cenab-ı Hak hiçbir şey yokken tanınmak istedi tanınmaklığı isteyince kendi ruhaniyetinden
ve nuraniyetinden bir şey yarattı biz sufiler bu fakir o yaratılan şeye ilk hitabın Allah'tan geldiğine inanırız ve Cenab-ı Hak o ilk yarattığı şeye ol ya Muhammed dedi yani kün ya Muhammed dedi o kün ya Muhammed deyince o hitap karşısında o yaratılan Muhammed Mustafa'nın nuru irkildi heyecanlandı aşk ona vurdu
aşk ona vurunca ona kün ya Muhammed deyince anında aşkın diliyle La ilahe illallah dedi o La ilahe illallah deyince Cenab-ı Hak o hitaba hitapla karşıladı Muhammed Resulullah dedi Muhammed Resulullah deyince o yaratılan ilk ruhaniyet ve nuraniyet aşka geldi coştu hem aşkın debdebesinden hem aşkın sıcaklığından hararetinden kendinden geçti kendinden geçince o Allah'ın zikir deryasına daldı zikrettikçe Cenab-ı Hak ondan
semaları yarattı o zikrettikçe Cenab-ı Hak ondan nebavatı cisimleri hayvanatı yarattı o zikrettikçe ondan kalemi yarattı zikrettikçe lef-ü mahfuzu yarattı zikrettikçe onu arş-alayı yarattı zikrettikçe o varlık alemini tamamiyetle o nur Muhammed eden yarattı varlığın hangi derecesine gidersen git varlığın hangi kategorisine gidersen git varlığın neresine gidersen git gözün açık veya gözün kapalı görecek olduğun nur nur Muhammed'inin nurudur Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah'ı tanımaz bilmez
değildi Allah'ı görmemiş değildi bir peygamberler üstü bir peygamberin yüceler yücesi bir peygamberin Allah'ı görmeme gibi bir şeyi olamaz zaten o Allah'ı görüyordu ve aynı zamanda da bildiği kadar da biliyordu biz ne kadar bildiğini de bilmiyoruz ama o Allah'ı biliyordu ve bütün insanların kendisinden önce ve sonra bütün peygamberlerin hepsinin yücesindeydi çünkü hiçbir peygamber için söylememişti Cenab-ı Hak Allah ve melekler ona salatu selam ediyorlar sizler de salatu selam edin diye hiçbir peygamber için söylememişti
Cenab-ı Hak Muhammed-i Mustafa için söylemişti Allah ve melekler ona salatu selam getirirler ey iman edenler siz de ona salatu selam getirin diyordu Cenab-ı Hak o peygamber ki o peygamber ki Hz. Cebrail'i tanımamış bir peygamber değildi ilk vahyi getiren Cebrail aleyhisselam defalarca ben Cebrail ben Cebrail diye kendini tanıtmıştı ve bir seferinde bütün ihtişamıyla gelmişti o kadar yolu Cebrail'i tanımak için katletmedi çok çok özür diliyorum haddimi aştıysam Allah beni affetsin Muhammed-i Mustafa'nın yanında Cebrail
ne ki Muhammed-i Mustafa'nın yanında melekler ne ki Muhammed-i Mustafa'nın yanında varlık ne ki Muhammed-i Mustafa'nın yanında kalem lef-i manvuz ne ki arşala ne ki Muhammed-i Mustafa'nın gerçek manada maneviyatını gerçek manada suretini eğer ki arşala görseydi utanırdı bu güzelliğin karşısında derdi ve bütün varlığın güzellikleri bir yerde toplansaydı Muhammed-i Mustafa onlara bir bakış atsaydı o bakışı o bakışıyla bütün varlığı eritirdi şimdi Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini diğer peygamberlerle
eşleştirmek isteyenler aynı seviyede görmek isteyenler Muhammed ümmetini de diğer ümmetlerle aynı seviyeye koymaya çalışıyorlar çünkü dünya üzerinde bir deccaliyet dini kurmak istiyorlar bu deccaliyet dininde hani inanıyorsanız üstün olan sizsiniz bu geçerli olmayacak bugün o deccaliyet dininde bugün dininizi tamam ettim sizin için dini İslam olarak seçtim bu ayeti kerime olmayacak Yahudisi Hıristiyeni Ateisti Putperesti Itperesti Atperesti Helkelperesti hepsi de bir yere toplanıp ortak bir din oluşturacaklar bunun karşısında
duran bir tek bizim gibi bizim gibi baldırı çıplak sufiler kaldı yoksa herkesi Cebellezi Minelbeşer ettiler filus var ya para makam var ya hani sizin cemaate kaç kişilik kadro lazım söyleyin ondan sonra da şunu diyecekler ne istediğiniz de vermedik ki hiçbir şey istemedik hiçbir şey de istemiyoruz siz de bizim bu sözlerimizi duyup başınızı apış aranıza sokacaksınız evet biz buradan bağıracağız ahir zaman siyasetçisiniz buradan bağıracağız ahir zaman alimisiniz buradan bağıracağız ahir zaman
şeyhisiniz ve onların avanelerine de bağıracağız bağıracağız diyeceğiz ki onlara bakın ne diyeceğiz öyle kimseler vardır ki ten renkleri bizimle aynıdır bizimle aynı dili konuşurlar doğru şeyleri sizin lanet demiş olduğunuz yanlış şeylerle karıştırırlar cehennem kapılarında durup insanları içeri girmeye davet ederler onları dinlediğiniz vakit tutup sizi içeri iterler bu harim islim siz bu hadis inkarcılarını dinlerseniz siz bu islam hukukunu istemezlik diyenleri dinlersiniz siz bu dinde reform yapacağız diyenleri dinlerseniz
siz enflasyon miktarı kadar faiz caizdir diyenleri dinlerseniz siz tokenin faizi faiz değildir diyenleri dinlerseniz siz başörtüsü tefarattır diyenleri dinlerseniz siz islamın getirmiş olduğu ölçüler bin dört yüz yıl sonra yaşanmaz uygulanmaz diyenleri dinlerseniz siz de o cehennemden içeri girenlerden olursunuz ben yeni hadis okumaya başladığımda buhari babül fiten bakın direkt bölümünü söylüyorum size buhari babül fiten buhari de babül fiteni okuyan bir müslüman etrafındaki siyasetçiyi diyanetçiyi ilahiyatçıyı alimleri
zalimleri şeyhleri müritleri uçanları kaçanları dilenenleri para toplayanları paranın peşinde koşanları zenginlere kürsüye oturtturup fukaraları kenara oturtturanları zenginlerle sarmaşıp fukaralarla sarmaşmayanları ayırt eder evet ders kağıdını parayla satanları bir ders kağıdı bilmem kaç bin lira diyenleri ve derviş olanlar cuma mübarende şeyhin cebine para sıkıştıracak diyenleri iyi tanır eğer buhari babül fitheni okursa eğer ahir zaman alimleri bablarını okursa size naklettim hadisleri evet beni sevsinler diye uğraşanlar
bunları söylemeyecekler size aman ya ben şimdi bunu söylersem bu adam üç beş kuruş bize veriyor biz o üç beş kuruştan da oluruz evet onlar söyleyemeyecekler sonra ne olacak yani on beş yirmi trilyonluk elli trilyonluk arabaya nasıl binecekler sonra sorardım halifelere şeyhiniz ne iş yapıyor benim en güzel sorum budur halifeler toplanmışlar yani dedim şeyhiniz ne iş yapıyor tanışıyoruz ya bakıyor hiç sormamış bugüne kadar ona kimse şeyhiniz ne iş yapıyor diye yani ne iş yapıyor emekli mi SSK'dan mı emekli bakurdan mı emekli
bakurdan mı emekli ticaret mi yapıyor ne yapıyor şeyhlik yapıyor nereden geçiniyor nereden geçiniyor geçimi ne bir insanın geçimini sor geçimini sor onun ne olduğunu çıksın meydana Ankara'dan bir kardeş yazmış bilmiyorum aranızda mı diyor ben hep eleştirel bakıyordum sizin gibi insanlara Polatlı'ya geldim diyor bir baktım ki diyor yalnız bir adam arabadan indi diyor elinde çantası diyor karşılayanı yok diyor uğurlayanı yok geldi diyor oturdu sarını sardı soru cevap sohbet etti sonra çıktı diyor tekrar yalnız başına
diyor arabasına diyor bindi bir hayal gibi gitti diyor kendim kendime dedim hani yazmış böyle işte ondan sonra da ders almış kendi kendime dedim bu dünya hayal zaten ki Hazreti Pir diyor ya bu alemi sen hayal üzerine yürür gör bu alem hayal üzerine yürür görünecek ölüm herkese hak hesap da hak hesap da hak sen kime zulmettiysen onun hesabını vereceksin sen dinini nasıl istismar ettiysen onun hesabını vereceksin o da hak sen kime haksızca öte git dediysen onun da hesabını vereceksin sen kimin hakkını hukukunu yedin
onun da hesabını vereceksin vereceksin böyle olunca bu hesabı düşününce insan o garip kuraba dervişin parasını nasıl yer boğazına dizilmez mi bu da ayrı bir şey dizilmiyor bunların boğazlarına bunlar ele geleni yiyorlar sonra dile geleni de diyorlar Allah bizleri muhafaza eylesin o yüzden Kur'an ve Sünnet-i Sene'yi dimdik yaşayıp bu dünyadan dimdik yaşayıp ölüp gidenlerden eylesin bizleri rahatsız ettim belki de uzun konuştum herhalde yaşım geçtikçe çenem düşüyor bugün çene düşüklüğü de kalmadı diş de düştü burada
kalk ayağa kalk kalk şöyle bir dön böyle bir dön aha müsebbibi burada kızmayın ama iyi arkadaş biz memnunuz kendisinden Allah da memnun olsun inşallah bu böyle şeyde namazgahta içeri giriyorlar bir arkadaş daha var yanında o da neyi halanın oğlu mu akrabası neydi onun da su ismi sükut su ismi nerede burada mı salih sükut hasta Allah şifa versin inşallah neyse baktım bu böyle yeni gördüm ya ben bir gördüm bir daha hemen ikinci tanırım seni tanıdığım gibi gümrükçü o yıllar önce o kaşkınlardan bir tekkeye gelmiş o onun dosyası
bende neyse dedim ne iş yapıyorsun tanıştık hemen giril girmez ben atraksiyonlu bir insanım baktım yeni gördüm dedim hoş geldin elini sıktım dedim tanışalım ben Mustafa Özba ben sabr-i sükut dedi harika ne iş yapıyorsun dedim ben ben dedi diş doktoruyum dedi böyle şey ama hani tevazuyla böyle uyuyor dedim iyi olacak hastanın ayağına doktor ayağına gelirmiş dedim böyle sevdim ben onu böyle buncağızla neye kurban olduğunun farkında değil hoşuma gitti böyle bakışı duruşu tevazısı dedim bende diş sıkıntılı bir sürü de
dişte sıkıntılı olanlar da var dedim ben dedim benim dişler çekil bir de ben doktora iş öğreteceğim ya diyorum dişler çekilip oraya diyorum ben implant olması lazım çünkü onu da bize Cafer söyledi Cafer yok değil mi burada ah Cafer ah ah Antepli Cafer ah o da diş doktor o da kardeşimiz ama o uzak geldi bize şimdi neyse dedim iki tane buradan önden çekilecek arkadan da bir tane dedim boş yer var orada da çekilecek 55'den sonra gelen bir diş var ya benim gençlik dişi unutmuş o kendini 18'de çıkacağına 55'den sonra çıktı
ben de buradayım dedi hatta yerliyi kovdu bildiğin itekle de attı ben bir gün İzmit'e sohbete geleceğim böyle kafam zonkluyor böyle sohbet olmaz dedim gittim dişçiye dedim çek bunu biz çekemeyiz dedi biz işte ne o Ankara'daki diş şey ne fakültesi değil öbürkü Hacetepe biz Hacetepe'liler şöyleyiz biz Hacetepe'liler böyleyiz dedim hocam ben bu dişi çektireceğim ya sen çekeceksin ya da başkasına çektireceğim dedim aha bir evrak imzalattı yarım sayfa bana getir dedim imzaladım çek dedim şunu ya ben sohbete gideceğim dedim ya
diş ağrısıyla sohbetmediler çektirdim dişi şimdi sizde oturduğunuz benim diş muhabbetini dinliyorsunuz değil mi nereden çıktı değil mi tabi hani Geylan Hazretleri oğluna demiş ya evladım demiş çık biraz sohbet et ben gelinceye kadar oğlu hadisler böyle ayetler böyle kimse dinlemiyormuş herkes kendi havasında Geylan Hazretleri gelmiş oturmuş kürsüye selamun aleyküm aleyküm selam herkes çarpınmaya başlamış demiş ya kusura bakmayın kardeşler bizim demiş hanımefendi iki yumurta kırdı ona takıldık demiş Allah diyen vuruyormuş
kendini bir yerlere oğlan demiş baba debitten beri ayet hadis anlatıyorum demiş ya hiç kimse kendini vurmadı böyle evladım demiş ağız demiş senin ağzın ağzı benim ağzıma bizimki de şimdi ben diş muhabbeti herkes duruyor arkadan ne gelecek diş gelecek tabi bizim sağlıktan sorumlu Abdullah dedim Abdullah bir bak bakalım bir araştır o da bir araştır dedim sanki sağlık örgütünü araştırıyor dedim bak bu çocuk hoşuma gitti dedim buna gidelim tamam baba ben bir araştırayım dedi iyi araştır üç gün beş gün on gün on beş gün
oğlum ben bak gideceğim o çocuğa dedim şu araştırmayı bitir sonlandır sonlandırdı konuştum dedi adamı sorguya çekmiş neyse gittim tabi ben oturdum biz iki diş diye gittik ya hani beni tanıyanlar bilir ben bir yere gider teslim olurum kurbanlık koyun gibi neden niçin nasıl ne olacak hiç sormam gittim oturdum baktım biri gitti iki gitti üçüncü gitti dördüncü de gitti bizim yıllardır beraberdik biz onlarla böyle açtım gözümü dedi üstadım dördüncü de çekmem lazım dedi iyi dedim ne olacak ki çek ben de zannediyorum çek çek
implantı koyacak yerine kaçak kat attı buraya bildiğiniz mikseri dayadı beton döktü bir de ne diyor bana içine diyor bir de mebran döktüm diyor mebran deyince inşaat sektörüne gitti kafam hani su geçirmez mebran satıyorsunuz değil mi siz ne satıyorsunuz su izolasyonu mebran döktüm dedi bana ya dikkat edin kaçak inşaat var burada bunun için ceza kesebilir belediyeler bana ceza kesmek için bahane arıyorlar ya bana vay sen demek ki kaçak hat attın dişine dişine deyip harbiden ceza kesebilirler velhasıl kelam ben onu geçen kandile
davet ettim dedim gel hani görsün millet bana neler yaptığını geçen kandil gelmiş kalabalık yoğunsun demiş gitmiş dedim yok bugün geleceksin sen bugün geldi tabi işte böyle ben adamı reklam ederim aha müsebbibi iki tanesi kırıldı kenarları bu da kırıldı gene bekleyeceğiz mi şubatı bak biraz daha yumuşadı ben hedefime ulaştım tarihi biraz daha öne çektim şimdi öne çektik değil mi biraz daha biraz daha bak daha hala daha gardını indirmiyor inşallah inşallah Cenab-ı Hak tez zamanda beni de sahte dişlere ulaştırsın aslı gitti çünkü
aslına bir daha ulaşamayız artık değil mi üstüne bir de mebran döktü bir daha alttan bir şey gelmesin çıkmasın diye bıraksaydı belki de çıkardı Cenab-ı Hakk'ın takdiri sufiler öyle düşünürler sen şimdi takacaksın bir de arkadan geliyor mu bak sen muhabbete bizde tıp tarihinde görülmeyenler görünüyor çünkü doğru görünüyor mu eyvallah peki hakkınızı helal edin şimdi semada buluşacağız sema esnasında Allah'ı zikrederken rabıtanız muhammed-i mustafa olsun sallallahu aleyhi ve sellem laf zeyi celal başlangıçta sonra ortadaki
esmayı değiştirirse hani ortada sema eden birisi var ya o esmayı değiştirirse sizler de esmayı değiştireceksiniz böyle es-es-es konuşamıyorum ki kaçırıyor kelimeli sesleri harfleri ortadaki esmayı değiştirirse sizler de esmayı değiştireceksiniz ama rabıta değişmeyecek bugün rabıtamız muhammed-i mustafa olacak sallallahu aleyhi ve sellem hiçbir şey düşünmeyin hiçbir şey tefekkür etmeyin hiçbir şey aklınıza getirmeyin bir tek muhammed-i mustafa'yı aklınızda tutun bir tek kalbinizde onu tutun bir tek onun sevgisine yapışın
bir tek bakın üç sevgi üç sevgi insan için üç sevgi vardır Allah'ın sevgisi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sevgisi ve bizden olanların sevgisi itaat üç şey Allah'a Resulüne sizden olan imamlara bu demek değildir ki eşinizi sevmeyeceksiniz bu sözüm erkeklere Hz. Muhammed-i Mustafa'ya Hz. Ayşe annemiz soruyor beni nasıl seviyorsun diyor kördüğüm gibi diyor arada soruyor kördüğüm ne alemde Ya Resulullah deyince ilk günkü gibi diyor derviş kardeşlere bu sözüm eşlerinizi kördüğüm gibi sevin ibadettir kadınlar
zaten severler kendilerini sevenleri kadın kendisini seven bir erkeği görsün muhallebi gibi olur bak muhallebi gibi olur der ki kendi kendine böyle öyle bir şey ki böyle adamın arkasından tıpış tıpış yürür öyle İsmail ne bakıyorsun bana öyle tıpış tıpış yürür İsmail de bakıyor yeni duymuş gibi yeni görmüş gibi o yüzden eşlerinizi sevin bu erkeklere kadınlar zaten siz severseniz onlar da sizi severler çocuklarınızı sevin arkadaşlarınızı sevin dostlarınızı sevin müminleri sevin bunlar ibadettir kardeşlerinizi sevin bunlar
ibadettir ama sevginiz dilde kalmasın sadece fiiliyata dönüşsün fiiliyata dönüşsün ve gerçekten bu vahşi dünyanın vahşi insanları içinde biz bir avuçuz biz birbirimizi sevgiyle yoğuralım birbirimizi sevgiyle anlamaya çalışalım birbirlerimizi sevelim ve göreceksiniz ki gerçekten hem içinizin rengi değişecek hem etrafınızın rengi değişecek semada buluşmak üzere selamun aleyküm

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi