mustafaozbag.org

MİRAÇ KANDİLİ SOHBET - 17.02.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 18 Şubat 2023 · 1:25:17

Femezu ve Lâhîm'e şeytânâ vâzî, Bismillâhü ve Râhmânü ve Râhîm, Eftâre zikr-fâle ve Nâhûr. Bizi hayırlı yayılırız, geçirmemizi nasib eylesin. Lütfen tatlılıkla inşâAllah tüm kâmilleri böylece geçiririp, bu dünyadan hayırlısıyla, hayırlı nefesle göçer gideriz.
Malum misra hem bir haç gecesi, bir tarafımız sözünlü, bir tarafımız kederli, bir tarafımız gamlı, bir tarafımız yaralı, çünkü ülkemiz büyük bir deprem felaketi geçirdi. Sadece ülkemiz değil, komşu Suriye'de, komşu Irak'ta, komşu İran'da ve diğer komşular da bu depremden etkilendiler. Ama en büyük etki bizim ülkemizde olduğu, bizim memleketimizde olduğu, Cenab-ı Hak enkaz altında can veren kardeşlerimize, farkımıza inşâAllah şehitlik mertebesini nasip eylesin.
Onların günahlarını temizlesin, onların kusurlarını temizlesin, onları tertemiz bir şekilde huzuruna aldığı kullarından eylesin. Bizleri de onların şefaatini nail eylesin. Bizlere de hepimizi Cenab-ı Hak şehitlik mertebesi nasip eylesin. Şehitlik mertebesiyle huzuruna çıkardığı kullarından eylesin. Rabdül cümle vermiş kardeşlerimizi o şehitlik şerbetini içen kullarından eylesin. Amin. Kıymetli dostlar, malum Hazreti Peygamber sallallahu ve Sedem Hazretlerinin üzerinde en büyük mucizelerden birisi sayılan İsra ve Miraç mucizesi. Kur'an'da her iki mucizenin de ayetiyle sabit olur ve birçok mütevatir derecesinde hadislerle beyan edilmiş olan İsra ve Miraç gecesi.
Allah'a iman edenler, Allah yolunda koşturanlar, Allah derdiyle dertlenenler, değişik sıkıntılara, değişik vela musibetlere, değişik ne yazık ki tabiri caizse musibetlere düşer olurlar. Bu, onların makamlarının azlığından veya da derecelerinin azlığından değildir. Veya tabi bunların günahlarının çokluğundan değildir. Allah, onların daha da makamlarını yükseltmek, daha da derecelerini yüceltmek için onlara değişik vela ve musibetler verir. Hz. Peygamber Sallullah ve Sedem Hazretleri de Mekke döneminde yaklaşık hicret edinceye kadar böyle bir dönemi oldu. Bu dönemde tabiri caizse okyanuslar yüzün, okyanuslar keder, gökler dert oldu.
Ve sevdiklerimle ona bu konuda destek olanları teker teker toprağa gömdü. En son toprağa gömdü Hazreti Hatice annemizdi. O, onu bir hacı tabiri caizse üzdü, bir hacı onu sarstı. Hazreti Hatice annemizi kaybetmek en büyük destekçisini, en büyük yanında duran, arkasında duran, önünde duran, onun her şeyiyle tabiri caizse hizmet eden, kol tanıtkere o Hatice'sini kaybedince, tabiri caizse Mekke bunun için bir yalnızlıklar okyanusu oldu.
Ve günlerce Beytullah'a gider, Beytullah'ta dua eder, namaz kılar ve kendi kendisine o hüzün okyanusunda tutardı. Ve öyle yine hüzün okyanusunda tuttuğu zamanlardan bir zaman Mekke'de Beytullah'a karşı bakarken bir miraç yaşadı. Bu miraçı onun tabiri caizse benim, ben üç miraç olduğunu inanırım.
Bu ikinci miraçıydı. Ve o miraçı tabiri caizse sufi diliyle hal olarak yaşadı. Bu aynı zamanda da o muhteşem büyük üçüncü miraç'a basamaktı. Ve sonra işte ayet-i kerime ile sabit olan o üçüncü miraç gerçekleşti. Çünkü peygamberlerin böyle çok sıkıntılı, böyle çok dertli, çok kendi güzellerinde büyük hadiseler olduğunda, Cenab-ı Hakmanlara değişik mücizelerle onları desteklemiştir.
Yani Yunus Aleyhisselam'ın balığın karnından çıkması gibi veyahut da Yunus Aleyhisselam'ın balığın karnına girmesi, balığın karnında yaşaması, sonra balığın karnından sağ salip tekrar yeryüzüne çıkması gibi. Veyahut da Yusuf Aleyhisselam'ın cezaevine girip sonra cezaevinden çıkması gibi. Veyahut da İbrahim Aleyhisselam'ın ateşe atılıp İbrahim Aleyhisselam'a ateşi yalamaması, ateşin ona dokunmaması gibi.
Veyahut da Musa Aleyhisselam'ın firavunun arkasına takılıp bütün askerleriyle ve Musa'yı inananlarıyla beraber onları öldürüp katledeceği zaman Cenab-ı Musa'nın Cenab-ı Hakk'ın emriyle asasını denizin üzerine atıp onlara bir hususi yol açılması gibi. Veyahut da yine Musa Aleyhisselam'ın böyle dertli bir zamanda Tur-i Sina'da Allah'la sohbet ederken, konuşurken bir anda kendisini ben seni göremez miyim noktasına getirip onu görme iştiyakıyla, aşkıyla o konuşmanın üzerine görmeyi istemesi gibi.
O konuşma da onun için neydi? Büyük mucizelerden birisiydi. İşte Allah'ın adetullahı üzerine peygamberlerine böyle mucizeler verir. Ve bu mucizelerle peygamberlerini destekler. Davut'un Cavut'u öldürmesi gibi. Davut'a taşların dile gelip, ey Davut beni al, ben Cavut'u öldürecek olan taşım demesi. İkinci taşın bir müddet sonra başka bir taşın dile gelip, beni dağın Cavut'u öldürecek olan benim demesi. Üçüncü taş geldiğinde, üçüncü taşı da Davut'a beni dağın değil, Davut'un o üç taşla Cavut'u öldürmesi gibi. Bunlar o gün için olağanüstü haller. Ve Cenab-ı Hakk'ın peygamberlerine bir desteği, mucizesiyle desteği veya Süleyman Aleyhisselam'ın şeytanlara ve cinlilere laf geçirmesi, onları emrini alması, onları emrinde çalıştırması, hatta Süleyman Aleyhisselam'da bütün hayvanatın dilinin verilmesi ve bütün hayvanatın dilini anlaması.
Bunlar mitolojik olarak hep böyle dini kitaplarda veya dini tarihi kitaplarda olan şeylerdir. Ve bunlar hem ayetle sabittir, bunları anlattıklarının bir kısmı, hem de hadislerle sabittir. Ayetle sabittir, Cenab-ı Hak, çünkü Adem'den Hz. Muhammed'in Mustafa'ya kadar bütün peygamberlerini o göndermiştir. Peygamberleri onundur, destekleyen de odur, mucizelerini veren de odur, mucizelerini yaratan da odur.
Veya İsa Aleyhisselam'a gökter sofra inmesi gibi, İsa Aleyhisselam'ın hastalıklara şifa vermesi gibi, İsa Aleyhisselam'ın yeniden kafirlerin, müşriklerin, hainlerin elinden kurtarıp onu tekrar gökyüzüne çekmesi gibi, sonra onu tekrar yeryüzüne indireceğinin beyan etmesi gibi. İşte Hz. Muhammed'in Mustafa'nın son peygamber, son resul, son nebi, son kitap peygamberi, o Cenab-ı Hak tarafından görevlendirilince, Mekke dönemi onun için çok hüzünlü, çok sıkıntılı, çok terkli, çok kederli.
İşte böyle bir anda, böyle bir zamanda, birinci, daha öncesinde birinci miraç, hal olarak, ikinci miraç yine hal olarak, bununla alakalı hadisler var, üçüncü miraç, ayet-i kerimede bahsedilen miraç, İsra, hem gece yolculuğu, hem de Cenab-ı Hak'la hüzisi manada görüşme, konuşma. Evet, başlangıcına İsra, kulu Muhammed'i, uuuu. Evet, İsra suresi, Bismillah. Böyle bir gelseniz bir kısa iftar vakti, tabiri caizse dili bir karış dışarıda, kimisi Kur'an-ı Kerim okur, kimisi dua eder, sofrayı kuran cömert medin evliler vardır.
Bunlar böyle sofra kuruyorlar, fi sevbilillah, iftar ettirmek için, bunların hışırtıları vardır. Böyle naylon sofralar serenler, hışır, hışır, hışır, onlar da böyle yüksek frekansta konuşmalılar birbirleriyle, herkes işini yaparlarlar. Ama bir tabiri caizse, ahenkli bir hava vardır. O ahenkli hava, o duayı, o zikri, o Kur'an'ı, o insanların yağlı uğraşlarını hissedersin. Böyle sermaye yükselir onlar.
Belli, Kur'an, zikir, dua karışmış, herkes öyle huşu içerisinde. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzurunda. Kimse konuşmaz, kimsede yüksek ses yoktur. Gerektiği kadar bir şey yok. Yüksek sesle konuşmazlar hiç.
Dervişlik adabında da böyledir. Dervişler toplandıklarında yüksek ses duyamazsın orada. Konuşma, kapı, ses, hareketler Dervişlere layık değildir. Derviş evinde, işinde, aşında, eşinde, her yerde narin, nazi, kibardır. Asla nazitliğinden, narinliğinden, kibarlığından taviz vermez. Asla taviz verenler olgunlaşmamış.
Dervişler, çiğ, ham. Eşine bağırıp çağırıyorsan çiğisin, hamsın sen. Çocuğuna bağırıp çağırıyorsan çiğisin, hamsın sen. Evet, kadın erkek eşlerinizi, çocuklarınıza bağırıp çağırıp da onlarla tartışıyorsanız, kavga ediyorsanız çiğisiniz, hamsınız. Tabiri caizse bir fırın yetmez. 15-20 fırın ekmek yemeniz lazım. Ne ekmeği? Derviş ekmeği. Derviş ekmeği nedir biliyor musunuz? Derviş ekmeği, bildiğiniz burada ekmeği değildir. Derviş ağzına biten ağız taşı alır, çakır taşı. Dervişin ekmeği odur. Ağzından yanlış bir şey çıkmasın diye, çakır taşını döndürür ağzında Allah'ı zikreder. Bu derviş ekmeği budur.
Derviş ekmeği zikirdir yani. Derviş ekmeği başka bir şey değildir. Fırındaki ekmeklerle karıştırmayın. Zikrin az ise ağzının babı yoktur. Zikrin az ise bağırır, çağırır, hakaret edersin. Zikrin az ise çocuğunu döversin, çocuğunla tartışırsın. Zikrin az ise eşinle, çocuklarınla, etrafınla, komşularınla her şeyle tartışır, kavga edersin. Zikir sende oturmamış, yerleşmemiş. Zikir senin dilinde bile değil. Zikir senin dilinde bile değil. Dilde zikir oldu mu? Dil günah-ı keballerden uzak durur. Yerleşti mi? Artık o dil yalan söylemez, emin etmez, bilbet etmez, dedikode etmez, iftira etmez. Dilin afatları kalmaz.
Dilde zikrullah yerleşince. Bazı kardeşler soruyorlar bana. Bana diyorlar ki, kalbe zikrullah nasıl iner? Kardeş senin diline inmemiş daha, dur kalbini nereden ince? Senin diline inerse herkese tevazu, hoşgörü, tatlı dille olursun. Senin diline zikrullah indi mi, sen tatlı dille olursun. Herkes ağzının içine bakar, konuşsa da dinlesek diye. Sebep, tatlı dillisin çünkü. E yok tatlı dilin yoksa, zikrullah diler, inmemiş. İşte, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, gece delillerini, ayetlerini göstermek için Mescid-i Haram'dan ve çevresini mübarek kıldığı Mescid-i Aksa'ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir.
O her şeyi çok iyi işiten, çok iyi görendir. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, o gün Mekke münevvere'de namazı kıldırdıktan sonra böyle bir hal yaşadı. Namazını kıldıktan sonra. İkinci, bakın hadis-i şeriflerde bunu görüp okursunuz. İkinci miracı, karıştırmayın. Mekke-i Mükerreme'de mir, İsra, bu ikinci, üçüncü olan, çünkü evinde yatıyorduk, alakalı konuşur. O zaman için, Hz. Aişe annemiz henüz daha Mekke'de, henüz daha Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri evlenildi Ebubekir'in kızı.
O yüzden, Miraç ağır lisesinde, Hz. Aişe annemiz de evli değil daha henüz. O yüzden Hz. Aişe annemizin, o Muhammed Allah'ı hiç görmediği sözlü kendi iştihadı. O Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin ağzından değil. İşte normalde, bu ikinci miracı diyor ki, ben orada namazı kıldım. Namazı kıldıktan sonra, Cebrail aleyhi ve sellem bir binek getirdi bana.
Bakın, ikinci miracı anlatıyorum. Binek getirdi, beni dolaştırdı. Değişik kabinleri de gösterdi. Onlarla ben birazdan şimdi size sohbet edeceğim. Ama bu ikinci mirat. Üçüncü ayet-i kerimede bildirilen mirat ise, yatağına yaptı. Çünkü yeri döndüğünde, henüz daha yatağın sıcaktı. hadis-i şerifte. Bu, üçüncü mirat. Ayet-i kerimede belirtiler. İşte, üçüncü mirat'ta, o normalde geldi. Cebrail aleyhisselam, yanında bir binek de geldi. Ve yanında da o bine, Cebrail aleyhisselam ona dedi ki, bin, ona bindi. Bindikten sonra, nereye gitti? Mescid-i Aksa'ya gitti. Mescid-i Aksa'ya gidince, şu anda İsraillerin işgali altında bulunan ve Müslümanların bir türlü özgür ve hür bir şekilde ibadet edemediği, girip çıkamadığı ve ne yazık ki İsraillerin zulmü altında inim inim inmeyen Mescid-i Aksa'ya gitti.
Ve orada bineğini bağladı. Bineğini bağladıktan sonra, peygamberler orada hazır idi. Veliler orada hazır idi. Bütün peygamberlere, velilere orada namaz kıldırdı. İmamlık yaptı. Orada namaz kıldırıldıktan sonra, artık o ref ref denilen ayrı bir bineğe bindi. Bakın, o Mescid-i Aksa'ya kadar gitmiş olduğu binek Burak. Çünkü İkinci İsra'da da veya İkinci Miraç'ta da Burak var. Ama mesela İkinci Miraç'ta Burak, huysuzluk yapıyor biraz örneğin. O da Cebrail aleyhisselam dolaştırırken İkinci Miraç'ta, direkt Mescid-i Aksa'ya gidilmiyor. O İkinci Miraç'ta önce Medine'yi münevvereye götürüyor.
Diyor ki burada in bineğinde, iniyor. Diyor ki burada namaz kıl. Namaz kılıyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Diyor ki, ey Muhammed! Burası nerede namaz kıldın biliyor musun? O da diyor ki, doğrusunu Allah bilir. Bu doğrusunu Allah bilir. Burası Medine'yi münevvereye, Medine'yi de diyor. Yesretti diyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hicretiyle bağlantı kurudu. Önce orada, o ikinci Miraç'ta başta Cebrail onu orada namaz kıldırdı. Sonra oradan çıktı, tekrar bineğe bindi. Dedi ki mesritten sonra, bir müddet daha gitti yine in dedi, indi. Ondan sonra tekrar namaz kıl dedi, kıldı. Nerede namaz kıldığını biliyor musun dedi?
Yine dedi ki, Allah biliyor en iyisini. O da cevap verdi, namaz kıldığın bu yer Medine'dir. Musa'nın ağacının dibinde namaz kıldın dedi. İkinci Medine'den sonra nerede kıldı? Medine'de. Medine neresi? Tur-i Sina'nın bulunduğu yer. Musa aleyhisselama, Cenab-ı Hakk'ın ağacın arkasından vahyetti, seslendiği yer. O ağacın dibinde namaz kıldırdı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Ve Müslümanlar bu yerlere gitmiyorlar şimdi. Peygamberin izini takip edemiyorlar. Yani Medine'e gidip, orada Tur-i Sina'da namaz kılamıyorlar. Devam etti. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Cebrail aleyhisselam yolculuğa. Yine yürüdüler. Yine in dedi, namaz kıl dedi.
Kıldı. Allah beni gülerlemeye başlayınca sordu. Dedi ki, nerede namaz kıldığını biliyor musun? Yine Allah en iyi bilendir diye cevap verdi. Cebrail aleyhisselam dedi ki, İsa'nın doğum yeri olan Beyt-i Lahan'da kıldın dedi. Bu sefer İsa'nın, İsa aleyhisselam'ın doğduğu yerde, Beyt-i Lahan'da tam onun doğduğu, Hazreti Meryem annemizin, doğurduğu yerde namaz kıldı.
Orada namaz kıldı. Ve ondan sonra yine devam. Ondan sonra yürüdüler, nereye gitti? Mescid-i Aksa'ya gitti. Ve orada da normalde hayvanı bağladı. Orada da mescide girdi. Orada mescidde de namaz kıldı. Bakın, bu hadis-i şerifin naklinde, peygamberlere imanlık yaptı, yok. İsra çünkü. Üçüncüsünde imanlık yaptı, namaz kıldı. Kıldırdı peygamberlere. O üçüncüsü ne yaptı? O zaman üçüncüsünde oraya gitti. Ve orada namazı kıldırdı. Bu Burak'ta enteresan şeyler var, haller var. Mesela dağın başına geldiğinde arka ayakları uzuyor. Arka ayakları uzuyor. Dağdan aşağı doğru inerken ön ayakları uzuyor. Bunun nereye bağlı?
Firavun'a. Firavun da ilahlık taslıyordu. Ne yapıyordu? Firavun normalde dağdan aşağı doğru inerken atının ön ayakları uzuyor. İşte ondaki istihraç, Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinde mucize oldu. Ve yine bu Burak'ta enteresan şeyler var. Ondan sonra böyle bir adım gözünü baktı, gözünün en son değdiği yere gidiyor bir adımdan. Bakın gözünün değdiği yere gidiyor. Yani insan gözünün normal gözle baktığı yere kadar gidiyor bir adımdan. Burak'ın bir özelliği de o. Neden Burak'a söylüyorum ben şimdi burada? Öyle değil mi? Özellikle Burak'ın da özelliklerini anlatıyorum. İsrail'e alakalı bütün hadisi şeriflerde bir binek var. Adı Burak olarak nitelendirilmiş.
Bir binek. Yani bir bineğe binerekten gidiyor. Bunu şundan dolayı söylüyorum. Şimdi geçenlerde bir ilahiyet profesörünü dinliyorum. Yani diyecekler ki bu adam ilahiyet profesörlerine düşman. Ben kimseye düşman değilim. Ben sadece onların böyle medyatik olmak için yalan yanlış şeylerini dile getiriyorum. O var ya bir tane bayraktar bayraktar mı? Neye adımın adı? Bayraktar bayrak mı? Bayraklı. Bayraktar bayraklı. Dinliyorum onu. Ne zaman sohbet etmiş bilmiyorum. Kendimi zaten dinliyorum. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinin isrası ve miracı vücut olarak olmadı. Vücut olarak olmadı diyor. Kimse de diyor ki yani nasıl oldu diyor.
Rüya gibi bir şey mi diyor. Yanıklık halinde mi diyor. Kimse de kim? Televizyonda sunucu. Bakın televizyonda sunucu. Şimdi desek ki Doktor Abdullah'a Doktor Abdullah'a Bir insan kendi kendine beyin cerra olabilir mi? Desek. O diyecek ki kafaya kırmışsınız siz. Ya muhakkak onun eğitimini almanız lazım diyecek. Kim sunucu? Karşıdaki kim? Bayraktar bayraklıymış su ismi. Diyor ki bu hani o kimse işte yakasa halinde bunu yaşadı. Ve kardeşim onca hadisi var. Onca hadislerin hepsinde de ittifak halinde ittifak halinde bir binek var. Ve telaba İsra'da zamanı belirlemiş. Demiş bir gece.
Bir gece. Mekanı belirlemiş. Mescidi Haram'dan Mescidi Aksa'ya demiş. Mekan beliriyor. Bakın zamanı belli. Mekan belli. Gidilen yerler belli. Artı bir de gidilen vasıta belli. Eğer bir geceli Mescidi Aksa'dan Mescidi Beytullah'tan Mescidi Aksa'ya yürüten diyor. Götüren.
O zaman öyle bir şey söylemezdi Cenab-ı Hak. Derdi ki onu yaşattım ben. Rüya olarak yaşattım derdi. Yok. Öyle demiyor Cenab-ı Hak. Onu ben Mescidi Haram'dan Mescidi Aksa'ya yürüttüm götürdüm. Neyle? Cebrail Aleyhisselam diyor. Yanında bir burak da geldi. Gidirdi. Beni ona bindi. Hatta yolda deve kervanında. Ve diyor ki onların devesinin birisi huysuzlandı. Onu arıyorlar. Huysuzlandı, onu arıyorlar. Onlar yok. Türkiye'deki bir ilahiyatçılar akılcılığına yapmak için yok bunlar bize. Tabiri caizse tahrif ediyorlar.
Ya tahrif ediyorlar ya reddediyorlar. Ve Kur'an'ın uncuzeyi, Kur'an'la sabit olan uncuzeyi hafifletmeye çalışıyor. Hiçbir ilahiyatçının, hiçbir ilahiyatçının şu tespitini dinlememişsinizdir. Musa Aleyhisselam Allah'la korur izinaya gidip de işte ağacın arkasından ona vahyetmiş de ona konuşmuş da bunu diyemezler. Sebeb, çünkü bu Yahudilerin inancı.
Siz Yahudilerin inancına dokunamazsınız. Ha biz zaten dokunmayız. Musa Aleyhisselam'a o mucizenin verildiğine iman ediyoruz zaten. Musa Aleyhisselam'ı mucizeyle destekleyen Allah Celle Celaluhu. Peygamberlerin sonuncusu ve yücesi olan Mustafa'yı niçin İsrail'e yani gece yürüyüşü ile desteklemesin? İsa Aleyhisselam'ı gökyüzüne aldınacaksınız ve bunu diyeniz hep üzerinde yürüdü.
Üzerindeki yüzen gemileri evliyle kıyıya çektiğini bir söz söyleyemeyeceksiniz. Söylemeyin zaten. Bizim peygamberimiz o da. Onu reddetmeyecek. Mustafa'nın üzerinden görünen Eliniyle şifasına vesile olduğunu Cevap ver.
Kimseyin gidip başına, gidip başına Seni kime öldürdü diye Gerçek karşısında İnanacaksınız. İlahiyatçı san, siyasetçi
İnkar edelim diye Sebeb, Üstad O bu konuda dinamıyor. İnanar mı ya? Yok. Kutsuz değil. Vücud vücuduyla.
Kimse küfe Kendi eşlerimizle Nikatsız çünkü.
İnsanlar Kimle evli olduğunu Seni kendine. Çünkü İsrail'e böyle ve diyeceğiz ki Cenab-ı Hak onu Cebraim'e Mescid-i Haram'dan aldı. Ne yaptı? Onu Mescid-i Aksa'ya götürdü. Ve Mescid-i Aksa'da da Bütün peygamberler, Bütün veliler, Mürşid-i Kamiller Manen hazırdı. Ve Hz. Muhammed-i Mustafa gelmiş Adem'den Muhammed-i Mustafa'ya kadar Muhammed-i Mustafa'dan kıyamete kadar ne kadar veyli ve Mecid-i Kamil var ise ve kendisinin zamanına kadar ne kadar Peygamber var ise hepsi de orada hazır idi.
Cenab-ı Peygamber Sadullah Aleyhi Vesselam'a dedi. Mescid-i Aksa'da geçti. Onlara imanlık yaptı. Onlara namazı kıldırdı. Namazı kıldırdıktan sonra da ne başladı? İsra başladı. Miraç başladı. Öncesi
Cebrail onun Cebrail onun tanısı mı? Cebrail Aleyhisselam onun ona vahyedecek. Zaten Cebrail Aleyhisselam Kur'an-ı Kerim'i ona vahyediyor zaten. Getiriyor. Miraç'ı mu? Miraç'ı çıkar. Habiri caizse bu benim aklımın, kalbimin, ruhumun, sırrımın alacağı bir şey değil. İki yarı miktarı kadar yakınlaşmayı, yakınlaşmayı benim aklım, fikrim, ruhum, sırrım, benim manem, manem ona bir şey değil.
Bu bir sıfatta taptığınız cübbenin altında da sıfatsal taptığınız sıfatlarda
sevgililiğinin Cebrail Aleyhisselam bile yaklaşamaz. Müslüman görünen Cebrail Aleyhisselam'ı görmek için mirat etti.
Cebrail Aleyhisselam'ı gördü diye bir tükersin. Tükersiniz. Sizler mahşerde mahşerde hınzır gibi halk olacaksınız. Hınzır hınzır. Birisi içki içti, içti kardeşim. İçki içti. Haram işledi. Haram işledi. Haram işledi kardeşim ya. Haram işledi. Birisi fuhuş yaptı ya, fuhuş yaptı ya. Haram işledi. Senin ilahiyatçı, miracı
sen Cebrail Aleyhisselam'a bağlarsın. Kumağımla duymasam bunları yazacağım ki yanlış mı dinliyorum. Bir daha dinliyorum. Şöyle söyler mi diyorum. Bir daha dinliyorum. Oturuyorum, kendi kendime alın. Düşünüyorum bir de. Diyorum ya, yarabbim. Böyle bir zamanda gelmişiz diyorum ya. İnsanın üzerine.
Sizin kitaplarınızı bak. Kitap uyduruktan bir kitap, on lira, yirmi liradan para mı ödedin?
Miracı sattın. İyi sattınız Kur'an. İnsanların imanlarını sattın. Düşünmediniz hiç. Elim Mustafa çıkar, bunları da sohbette söyler diye aklımızın ucundan da gelmedi. Birisi çıkar, canlı canlı, bunu bağırın diye düşünmediniz. Zaten bağırdım, bir tarafımızdan bir şey bulacağız diye uğraşıyoruz. Biz bağıracağız bunları. Biz bunları söyleyeceğiz. Mustafa'nın bugün için sesi olacaksa, iş geçmiş bütün peygamberlerin, meyillerinin, mürsidi kamilerinin sesi olacaksa, evet biz hakkı hak bilip, hakkı haykıracağız ve bağıracağız.
uzun dilsin şeytan olmayacağız. Bile bile varlıkların içerisinde, hiçbir şeyin ulaşılamayacağı noktaydı.
Cebrail aleyhisselamın geldiği o nokta. Benim vazifem bitti dedi. Bundan sonra yalnız yürüyeceksin dedi. Onun vazifesi, bildiklerini anlama. Hz. Muhammed Mustafa, bilin o değildi onları. Varlık kokusu kalmadı. Muhammed Mustafa'nın da üzerinde, Allahu Alem, varlık kokusu kalmadı.
Bunu hiçlikle anlatamayacağım. O hiçlik de değil. Çünkü hiçliğin bir ismi var. Bunun ismi yok, ismi var. Derler ya hiçliğe ulaşacaksın diye. Ah yavrum, sen daha hiçliğin heyisinden haberin yok. Hiçliğin ismi var. Sen isimsiz, mekansız, gatsız, bir hale ulaşan, hal dahi diyemiyorum. Muhammed Mustafa'nın ümmetiysen, hiçlikten bahsetmemize. Biz hiçliği, mahçibimize bile koymadık. Hiçlik dediğin ne ki? Hiçliğe geç. Hiçlik de senin önünde perde. Ama o da bir mürşidi kamil bulamamış. Bir seyir-i sülük eden bir kimse bulamamış. Hiçliği büyük makam zannetmiş. Büyük bir yer zannetmiş.
Hiçliği bulacaksın demiş. Geç, mekansızlığı, makamsızlığı bul. İşte ben o hali, Cenab-ı Hak'la o yaklaşma halini, o yakınlaşma halini, Hz. Muhammed Mustafa'nın halini anlatmak bize düşmez. Onu hiçlikle dahi tarif edemiyorum. O varlık kokusuyla dahi tarif edemiyorum. Orada varlığın kokusu da yok. Varlığın kendisi de yok. Hiçbir şey yok. Veya hiçbir şey değilim biz. Hiçbir şey değilim. O dahi anlatmaz. İşte Cenab-ı Hak, onu öylesine yaklaştırdı kendine. Öylesine yaklaştırdı. Öylesine yaklaştırdı ki, hiçbir şey kalmadı. Aslında dilimin ucuna kadar da söyleyemiyorum. Aslında kendisinden başka hiçbir şey kalmadı. O kadar yaklaştırdı onu, o kadar yaklaştırdı, o kadar yaklaştırdı ki, belki de aynanın en saf hali geldi.
O dahi anlatmak mümkün değil. Onu da öyle tarif edemeyiz. Mümkün değil. Tarif edersem edeyim, her tarifimden geri döneceğim. Sabaha kadar, o yakınlaşmayı neyle tarif edeyim. Hakkınıza helal edin. Hepsinden ben de. Onu tarif edemiyorum çünkü. O yaklaşmayı, hani bazen böyle ders çekerken, dua ederken, ikimiz de bir sıcaklık olur ya, böyle hissedersiniz. Bir ateş yanar böyle, bir sıcaklık olur. Yaklaştığınızı hissedersiniz. Bir şeye yaklaşırsınız ya. Hani onu tarif edemez insan. Bakın biz onun küçücüğünü yaşıyoruz, küçücüğünü yaşarken tarif edemiyoruz. Artık bunun tarifin mümkün değil. Bazen hani dervişler, seyir sürükler de, bu yaklaşmayı böyle daha derinlemesine yaşarlar.
Mesela şeyhine yaklaşırlar. Hani bu fenafi şeyhin ötesindedir aslında. Hani fenafi şeyh olur, eline bakar şeyhindi, yüzüne bakar şeyhindi, yüzü. Bu ondan ilerindir. Böyle şeyhinde fâni olmak, Allah'u âlem böyle şeyh olmakla değildir. O yakınliği derinlemesine yaşamaktır. Ve bir an öyle oluyor. Sen misin şeyh, o musun şeyh? Böyle sen karıştırırsın bir tarafta. Dilin pelesenek olup, bir şey de diyemezsin, bir şey de yapamazsın. O mu yapmadın, bu mu yapmadın dersin. O yakınlık böyle ilerledikçe ilerler. İlerledikçe ne şeyh kadar ne sen kalırsın. Bir bakarsın ki Hz. Muhammed Mustafa orada. Hz. Muhammed Mustafa'yı büyütmece dayanamazsın. Ona da yakınlaşsın.
Yaklaştıkça yaklaşırsın. Yaklaştıkça yaklaşırsın. Bunu anlatamazsın. Anlayamazsın. Kelimeye dökemezsin. Cümlelere dökemezsin bunu. Anlatacak ki yoktur seni. Kendi kendine yaşarsın. Daha anlatırsın, otursun olmaz. Şaşkınlaşırdı. Hayrette kaldı.
Büyüdüsün. Başlıkça yaklaştı. Çünkü Hz. Abbas'ın bu dört Abdullah'ın fedrisatından geçmiş. Hadis-i şerif sahihinde diyor ki,
Müslüm rivayete diyor. O hani onu tasdik etti. Bu ayet-i kerimeyi onu yandı. İki sefer diyor. Onun gördü. Sınırlaması da mümkün.
Söyleyince onlar da diyorlar ki, Resulullah sanırlardı. İki sefer gördü. İkincisini de, İkincisinin de bu miraç hadisesi olduğunu söylüyor. Bu ayet-i kerime net. Onun gördüğünün üzerine tartışacak mısınız? Uzak olduğunu, Bir şeyi tartışırsınız.
Boşuna tartışırsınız. Boşuna konuşursunuz. Çünkü, O iki yay mesafesi kadar yakınlaşmayı, Hangi bir, Hz. Muhammed Mustafa'nın harisi olmamış. Hz. Muhammed Mustafa'dan sonra da, Kimsenin o halekası mümkün değil, Ulaşması mümkün değil.
Sen ona bak, Onun gördüğü şey üzerinde, Kendisiyle tartışacak mısınız? Onun gördüğü şeyi çünkü, O kendisi de anlatamayacak. Kendisi de söyleyeyim, Açıklayamadan, Dünyadan ölçüp gidecek. Kuştu gitti. Kuştu gitti. Bunu kimseye anlatamamış. Tarif edemedi. Ve içinde kocaman bir sır deryası, Habire, Habire yolları tadıyla, Öteye, Şu dünya denilen, Kendi tabiriyle, Göz açıp kapatıncaya kadar, Bir zaman zarfı olan, Kendi tabiriyle, Yolcunun, Bir ağaç dibinde gölgeleneceği kadar, Bir zaman olan, İki tane zaman verimi çıktı,
Sonra bunu konuşuruz. Bir zaman içerisinde dahi, O kısacık olduğunu, Kendisi söylerken, Kendisi bu dünyadan, Öteye gitmek için, Can atar hale geldi. Ve, Bir sürü şey hazırlamışım. Hakkınızı helal edin. Evet. Anlatacak mecalim kalmadı. Uzaktan, yakından geldiniz. Geçiyor artık. Canı keskiliyor.
O yüzden tekrar, Hakkınızı helal edin. Helal edin. Bir daha, Kandil ne zaman? Şabanın 15'inde mi? 6 Mart. İnşallah, Şabanın 15'inde. Tekrar bir Kandil'de. Bu arada, Bugün aramızda değiller. Konuyu değiştireyim.
Depremzade, Kardeşlere, Deprem bölgesine, Malum, Yardım amaçlı bir şeyler, Almıştı. Cafer, Adnan, 20 kişilik arkadaş kurulu. Sezgin, Serviş oldu, Çarpıldı.
Bir dakika, Bir dakika, Biz o'dan, Hazat dağıtmaya gitti. Bu işler ya, İnşallah. Gerçekten zor şartlar altında, Orada dağıtım yapıyorlar. Bir de bizim, Şeyimizdir ya böyle, Şiarımızdır. Biz böyle, İldaki adrese teslim yapacağız. Orada adrese teslim yapıyorlar. Tabiri caizse, Çadır çadır dolaşıyorlar. Nerede bir yıkıntı var, Oraya gidiyorlar. Nerede bir çadır var, Oraya gidiyorlar. Erden dağıtıyorlar. Herkesin yerine. Gerçekten zor bir iş yapıyorlar. Gerçekten zor bir iş yapıyorlar. Oranın zorluğunu, Oranın sıkıntısını da, Uzaktan yakından biliyorum.
Deprem böyle. Çok zor bir iş yapıyorlar. İnşallah, Allah'tan bir şey gelmezse, Yarın öğlenin gibi, Toplanıp gelecekler. Onlar aramızda yoklar. İnşallah dua edelim. Kazasız belasız, Sıkıntısız inşallah. Yarın yola çıkıp, İnşallah aramıza katılsınlar. Bu arada, Herkes buraya toplanmışken, Büyük bir çorbun. Hepinizden Allah razı olsun. Maddi manevi. Ne diyorlar? Bir de eşya, Ayni. Bütün katkılarınızdan dolayı, Çalışmalarınızdan dolayı, Canhıraş, Gayretlerinizden dolayı, Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Kim bir iyilikte bulunursa, Allah ona on kat, Yüz kat, Yedi yüz kata kadar, Sevaf ve karşılık verir.
Cenab-ı Hak yaptıklarınıza karşılık, Sayısı versin inşallah. Amin. Haklarınızı bana helal edin. Helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Aranızdaki alışverişler, Ticaretler hariç, Birisinden borç alıp borç vermişlerdir. Bundan hariç, Birbirlerinizi, Haklarınıza helal edin. Helal olsun inşallah. Birbirlerinizi, Haklarınızı helal edin. Helal olsun inşallah. Birbirlerinizi, Haklarınızı helal edin. Helal olsun inşallah. Bana da hakkınızı helal edin. Helal olsun inşallah. Benim de hakkım helal olsun. Bakıyorsanız işte deprem oluyor. Sabahı kimse kimseyi görmüyor. Küssük, Hakkı kurdun. Sen şunu dedirdin, Sen bunu da dedin.
Hepsi de bir anda göçün altında kalıyordu. Dün zengindin. Bugün göçün altındasın. Milyarlara hükmediyordun. Bugün birisi bir battaniye getirsin diye bakıyorsan. 99 depreminde böyle bir bizim Daha doğrusu kardeşlerin, Arkadaşların, Valla bütün kimse vardı. Dedi ki, Benim altı, Bilmem kaç metrekare dükkan, Üstü şu kadar daire, Benim yerim var dedi. Ben seni yüzde tanımadım. Sen de beni tanımıyorsun dedi. Senin bebeği bana anlattılar. Kardeş dedi, Biz zengindik. Şimdi dedi, Ekmeğe muhtar.
Muazzam şöyle, Şöyleydim, Böyleydim. Dairem vardı. Dairelerim vardı. Kira gelirim vardı. Dedi, Benim bir emekli maaşım var. Şu anda dedi, O yıkıntının karşısına dedi, Bir tane dedi, Yorla bir çadır bulduk dedi. Biz dedi hanımla dedi, Çocuklarla canımızı kurtardık, Bize şükrediyoruz dedi. Bakıyoruz dedi, Yardım tırlarına. İsteyemiyoruz da dedi.
Birisi gelir buraya, Çadırımıza bir şey koyar mı? Diyeli bekliyoruz. Ben dokuz depreminde, Bana ders olmuştu. Yaptıracağım zaman, Arkadaşlara hep derim. Bir, Kime ne yaptığınızı kimseye söylemeyeceksiniz. İki, Gece, Kapısına bırakacaksınız. Kimse görmeyecek. Kimse duymayacak. Kimse bilmeyecek. Sen gece gideceksin, Onun kapısına bırakacaksın. Bir haber vereceksin.
Bir başkası alıp götürmesin. Zile basacaksın, Yürüceksin gideceksin. Veya kapısını tıklatacaksın, Yürüceksin gideceksin. Cenab-ı Hak'a hamdolsun. Yaklaşık, Böyle bir hayli, Ailemiz var. Bu bize tabi bir, Şiar oldu. Bir ders oldu. Ben Hacı Cafer'e dedim ki, Hacı Cafer, Yerim yapabiliyorsanız, Elden eve.
Elden eve. Çadırlara. Ama dedim, Bir güvenlik söz konusu olursa, Bundan anlatılmaz, Güvenlik zafiyetleri. Devleti zaafa uğratmamak için. Böyle bir şey olursa, Afa da bırakın yerinden. Hamdolsun, Onlar, Zoru başarıyorlar şimdi. Zoru başararakten, O videoları, O yüzden paylaşıyorum. Hani, Gecenin karanlığında, Fenerle, Çadır çadır, Herkesin yapabileceği bir şey değildir. Çünkü adam soybuna mı geldi der, Ateş eder sana. Namusuma muza mı geldi der, Ateş eder.
Herkes tedirgindir. Haklıdır tedirgin olmakta. Güvenlik zafiyeti var sahnede. Bakmışsın, Adam baltayı tarayı kapmış, Seni vurmaya geliyor. Ve, Bu zoru başarıyorlar. Çadır çadır. Tabiri caizse köy köy. Önemli olan, Gidilmeyen yerlere gidilmekti. Gidilmeyen yerlere gidiliyor. Gösterişi olmayan, Medyanın olmadığı, Basının olmadığı, Reklamın olmadığı, Bizden, Fukarayı sabirin olan yerlere gidiyorlar. Yıkılmış, Belli, Bahçesine de çadır kurmuş. Adam kendi birine dahi giremiyor. Onlara gidiyorlar. Tabi böyle olunca da, İş uzadı.
En son ben onlara dedim ki, Bu cumadan, Çıkın gelin gidenin, Gidin dedim. Afa da bıraktın, Kalanların. Çıkın gelin dedim. Bana şunu derin. Efendim, Gerçekten heder olacaktır. Biz memnunuz burada dedi. Bize bir gün daha müsaade, Kendi ellerini de dağıtalım, Öyle gelelim. Baktım böyle sesi titriyor. Hani vazifeyi tam yerine getirmek istiyor. Dedim, Tamam Hacı Cafer. Sana dedim, Bir gün daha müsaade, Arabayı ona göre ayarlayın o zaman, Telefon açın dedim. Cumartesi günü, Öğlen veya öğrenden sonra, Toparlanıp gelin artık dedim. Öyle toparlanıp gelecekler ki inşallah. Dedim, Tabi, İç dünyamın, Bir kısmı da orada.
Bu ara. Onlar alman değil, Başlarına bir şey gelmesin diye, Böyle bir, Kendi kendime teyakkuzdayım. Ondan sonra, İnşallah, Başlarına bir şey gelmeden, Dönsünler, Sizler de dua edin inşallah. Amin. Haklarınızı helal edin. Helal edin. Rabbim cümlemizin günahlarını affeylesin. Amin. Cümlemizi affı mağfiret eylesin. Amin. Cümlemizi de kendi emanına aldığı kullarından eylesin. Amin. Cümlemizi kendine dost eylesin. Amin. Habibine dost eylesin. Amin. Dostlarına dost eylesin. Amin. Selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi