Mevlid Kandili Sohbeti Karabaş-i Veli Tekkesi BURSA - 3 Şubat 2012
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 4 Şubat 2012 · 1:29:47
Geceniz eylesin, İslâm'a. Genelde, gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayırlı, gündüzünüzü hayırlı eylesin, maşallah. Gündüzünüzü da naib eylesin. Gündüzünüzü, maalınızı da eylesin, İslâm'a. Gündüzünüzü, maalınızı da eylesin, İslâm'a. Gündüzünüzü, maalek olsun. Allah'ın hiçe sandikler mazı olsun. Gece peygamber sevdasıyla, sevgisiyle böyle geceleri hikaye etmeyi Cenab-ı Hak nasip etsin inşallah.
Bugün, cumada malum hep kandil ile alakalı sohbetler vardı. Cumadan çıktıktan sonra, böyle komşularla sohbet ederken malum herkes, peygamber sallallahu ve selam hazretlerine, sevilmesiyle alakalı sohbetler. Fakat, Cenab-ı Hak ayet-i kerimede de, ben size bir kalp yarattım, iki değil yarattım. iki değil yarattım. Yani kalpteki sevginin, sadece ve sadece Allah'a olmasını söyleriz.
eğer kalpte Allah'tan başka bir sevgi varsa, o sevginin şirk olacağını söyleriz. Ama bütün her yerde, her sohbette, herkeste, peygamber sallallahu ve selam hazretlerinin sevilmesi gerekir. tenaffuz söz konusu eski dillerde. Peygamber sallallahu ve selam hazretleri sevilmiş. Ama biz, bir şeyin bu noktada, şuurlanma dairesinde neden, niçinini bilmemiz gerekir. Ayet-i kerimede Cenab-ı Hak, Ey Peygamber biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak göndermeklerdir.
Demek ki Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretleri, bir müjdeci, bir şahit ve uyarıcı. Sakın sohbetinin girişinden dolayı, ya sen de bu Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretlerinin sevilmesine karşı çıkan nadamsın, diye böyle bir suizana düşmeyin, öyle bir dertim yok. Sadece buradaki girişteki kastım şu, biz Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretlerinin sevgisinin nedenini, niçini bilelim ki severken ona göre severim.
Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve selam hazretlerin bir şahit. Allah'ın varlığına, birliğine, tekline, sıfatlarına şahit. Neye şahit? Allah'a şahit. Allah'a şahit. Çünkü biz seni bir şahit olarak gönderdik diyor. Demek ki Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve selam hazretleri, birinci derecede şahit. İkincisi müjdeci.
Kimin müjdecisi? Allah'ın müjdecisi. Kimin şahidi? Allah'ın şahidi. Kimin müjdecisi? Allah'ın müjdecisi. Kimin müjdecisi? Allah'ın müjdecisi. O zaman bir peygamber var. O peygamber Allah'ın şahidi. Hem Allah'a şahit, hem Allah'ın şahidi.
Müjdeci, hem Allah'ın müjdecisi, hem de kullara müjdeci. Uyarıcı, hem Allah onun üzerinden kullarını uyarıyor, bir uyarıcı. O Allah uyarmıyor, sakın ağrıyor, birşey anlaşılmasın. Sevdiğimiz peygamber, Allah'ın uyarıcısı, Allah'ın müjdecisi, şahidi.
Ve Cenab-ı Resulullah diyor ki sallallahu aleyhi ve selam hazretleri, Allah'ın size verdikleri nimetlerden dolayı sevin. Beni de Allah sevdiği için sevin. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve selam hazretleri, kendi dilinden de diyor ki, Beni de Allah sevdiği için sevin. Allah sevdiği için.
O zaman Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve selam hazretlerini Allah sevmiş. Biz Cenab-ı Resulullah'ı severken Allah onu sevdiği için seviyoruz. Ve Allah onu yarattıklarının içerisinde en fazla sevmiş. Yarattıklarının içerisinde en evvel sevmiş. Yarattıklarının içerisinde adını adına katılmış. Ve yarattıklarının içerisinde onu en evvel etmiş. Peygamberlerin öncesi peygamberlerin de en evvel etmiş. Ve peygamberlerin de sonuncusu etmiş. En sonuncusu etmiş. Yani Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretleri Allah'ın en sevdiği bir varlık. Ve biz onu severken Allah onu çok sevdi diye seviyoruz.
Allah onu çok sevdi. Ve Allah onu o kadar sevdi ki sevgisinden dolayı bütün sıfatlarını onun üzerine zuhur ettirdi. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve selam hazretlerini kendisine ayna etti. Onun üzerinden tecelli etti. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve selam hazretleri üzerinde Hz. Allah'ın tecelli etmeyen hiçbir sıfatı yoktu. Onun üzerine bütün sıfatları tecelli etti. Ve onun üzerine bütün sıfatları tecelli ettiği için Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve selam hazretleri Hz. Allah'ın ailesiydi. Ve biz Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretlerini severken onun üzerindeki Allah'ın sıfatlarını seviyoruz aslında.
Ve gerçek manada da Allah'ı sevmiş oluyoruz. Biz sıfatın üzerinden zata gidiyoruz. O zaman iyi bir kimseyi severken aslında onun iyi sıfatını sevilirken o kimse gerçekte Allah'ı sevmiş oldu. Hani bir hadis-i şerifte kula teşekkür Allah'a teşekkürdür dedi ya. Kula teşekkür Allah'a teşekkür. O zaman kulun üzerindeki iyilikleri sevmek, iyilikleri yaratan, var eden Allah'ı sevmek. Ve bu iyiliklerin misali, iyiliklerin öncüsü, iyiliklerin üzerinde tecelli eden şahıslar peygamberler. Ve o peygamberlerin içerisindeki en faziletli peygamber Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selam hazretleri. O iyiliğin en uç noktasında, iyiliğin en uç noktasında, hayrın en uç noktasında, güzelliğin en uç noktasında, bilginin, hikmetin en uç noktasında, cesaretin en uç noktasında, zorluklara göğüs germenin en uç noktasında,
korkusuzluğun en uç noktasında, Allah'tan korkmanın en uç noktasında, Allah için yaşamanın en uç noktasında. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve selam hazretleri, zahirende, bahşirende, Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmış, Allah'ın ahlakıyla örülmüş, Allah'ın ahlakıyla ilmeklenmiş, Allah'ın hukukuyla, ahkamıyla yücelmiş. Öylesine adalet sahibi, öylesine hukuk sahibi ki, savaşta ayağını çok acıtan, inciten bir bedeviye bir kırbaç vurdum diye, ertesi gün sabah, bedeviyi bütün askerlerin içerisinden buldurup, ben sana dün bir kırbaç vurmuştum.
Şuradan seksen koyun bunun diyetini al da git diyecek kadar. Hukuku muhafaza eden, koruyan bir peygamber. Ve biz onu severken aslında, biz onu severken, o Allah'ın ahlakı, ahlak, Allah'ın huyu, hukuku ahkamıyla müteşekkil olduğundan, gerçekten Allah'ı seviyoruz. Ama bir ismiyle batıldır, bir ismiyle de zahirdir. Siz bütün kainata bakar, kainattaki her zerreden Allah'ı bulabilirsiniz. Siz bütün insanlara bakar, bütün insanları cem eder ve bütün o insanlardan siz Allah'a ulaşabilirsiniz. Onu sevebilirsiniz. Ama bunun en kestirme yolu, bunun en kısa yolu, bunun cem edilmişi, bunun derlenip, toparlanıp, bir kişinin üzerindeki tecelliyatı, Hz. Muhammed-i Mustafa.
Ve Müslümanlar, Hz. Muhammed-i Mustafa'yı severken, bilinçli bir şekilde sevmeli, şuurlu bir şekilde sevmeli. Tabii kimse bilinçli, şuursuz sevsen olacak. Eyvallah o da sevdi. Onun sevgisini reddetme noktasında, onun sevgisini barometreyle ölçme noktasında değiliz. Ama ve lakin, Müslümanlar kandil gecelerini ihya ederlerken, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin doğumunu ihya ederlerken, biraz daha şuurlu ve bilinçli, biraz daha meseleye derinlemesine baksın isterim.
Kıymetli dostlar, eğer ki biz Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerindeki o muhteşem ahlakı, Hz. Allah'ın olarak görmezsek şirke düşmüş oluruz. Evet, mahbubun mahbubu sevilir. Yani sevgilinin sevgilisi sevilir. Bir kimse sevgilinin sevgilisini sevmen derse, sevgilisini sevmemiştir.
Eğer bir şeyi seviyorsanız, o sevdiğinizin sevdiğini de seversiniz. Allah'ı seviyorsanız, Muhammed Mustafa'yı seversiniz. Allah'ı seviyorsanız, peygamberlerini seversiniz. Allah'ı seviyorsanız, Allah'ı sevenleri ve Allah'ın sevdiklerini seversiniz. Çünkü mahbubun mahbubu sevilir. O zaman bir veliyi severken, o Allah'ın sevgilisi diye severiz. O Allah'ın dostu diye severiz. Bir veliyi severken, o kimse Allah'ı sevdi diye severiz. Şimdi bir kardeş girdi içeri, ömreden geldi. Beytullah'ı tavaf etti. Niçin? Beytullah'ı Allah sevdi. Beytullah'ı Allah sevdiği için seviyoruz. Eğer Beytullah'ı Allah sevmemiş olsaydı.
Allah oraya hürmet etmemiş olsaydı. Ve Allah bize oraya hürmet etmemizi söylememiş olsaydı. Beytullah kara bir taş. Sevmeyecektik. Hiçbir anlam ifade etmeyecekti. Ve Beytullah'ın anlamı Allah sevdiği için. Hani bakın enteresan bir şey. Hazreti Ömer Efendimiz radıyallahu anh hazretleri tavaf esnasında Hacer-i Lesvet'e karşıdan istilam eder. Karşıdan istilam etmek Hacer-i Lesvet'e Hazreti Ömer Efendimiz radıyallahu anh hazretlerinin sünnetidir. O der ki ey kara taş. Bilirim ki sen bir taşsın. Bir kıymeti yok. Ama velakin o Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem sana temanada bulundu. Sana sevgiyle yaklaştı.
Seni selamladı. Sana istilam etti. Ben de o yüzden istilam ederim der. Bismillahüallahu ekber der. Elini kaldırır ve öper avucunun içini. Şimdi Hacıların Beytullah'ı tavaf edenlerin Hacer-i Lesvet'e dışarıdan istilam etmelerinin bu kolaylaştırıcı yönü Hz. Ömer Efendimiz'e aittir. Ve bizim Hacer-i Lesvet taşına muhabbetimizin sebebi Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ona muhabbet etmesidir.
Mahbubun mahbubu da sevilir. Sevgilinin sevgilisi sevilir. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uymamızın sebebi Hz. Allah'ı sevdiğimizden dolayıdır. Çünkü Cenab-ı Hak ayeti kerimede der ki, Ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. O zaman Allah'ı sevmenin ölçüsü Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uymakla alakalı. Ve ona uymak, Muhammed-i Mustafa'ya uymak onun sünnetlerine bağlanmakla alakalı. Ve onun sünnetlerine bağlanırken en önemlisi onun ahlakıyla ahlaklanmakla önemli. Onun ahlakı ki Hz. Aişe Validemizin deyimiyle Kur'an ahlakı. Kur'an ahlakı ise Allah'ın ahlakı. Eğer biz Allah'ın ahlakını öğrenmek istiyorsak muhakkak Muhammed-i Mustafa'nın ahlakına bakacağız.
Çünkü Muhammed-i Mustafa'nın ahlakı insan dairesinde, insan seviyesinde Allah'ın ahlakının yaşanmasının bir örneğidir. Kıymetli dostlar, eğer biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sevgide bu noktada durmazsak, Allah muhafaza eylesin, bizde de sıkıntılar olabiliriz. O yüzden bu meseleye giriş noktasında böyle bir kısaca değinmek istedim. Değinmek istedim ki Müslümanlar Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini neden sevdiklerini, niçin sevdiklerini bir nebze olsun hatırlasınlar. Siz Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin davranışlarına, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakına, düşüncesine, fikir yapısına, felsefesine, onun hayat standartına, hayat tarzına baktığınızda, onun her zerresinde Allah'ın tecelliyatını göreceksiniz.
Her zerresinde, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin her nefesinde, her nefesinde, her hareketinde, her düşüncesinde, her yaptığı şeyde Hz. Allah'ı göreceksiniz. Onun üzerinde her nefesinde, Hz. Allah'ındır ve bir velinin, bir mürşidin, bir pirin, bir ashabın üzerinde her nefesinde, hayır manada Allah'ındır. Allah'ın. O zaman biz Hz. Mevlana'yı severken, onun üzerindeki hayır Allah'a aittir. Onun üzerindeki güzellik Allah'a aittir. Onun üzerindeki aşıklık Allah'a aittir. Ve biz onun aşıklığını severken, Allah'ın aşıklığını severiz. Onun aşkını severken, Allah'ın aşkını severiz. O zaman bizim anne ve babalarımıza olan hürmet ve saygı da, Allah'a hürmet ve saygıdır.
Niçin? Cenab-ı Hak der ki, anne ve babalarınıza saygılı davranın. O zaman onlara olan davranışımızın sebebi de, ne olmuş oldu? Allah oldu. O zaman davranışımızın buradaki, davranışımızın gidecek olduğu yer nereye oldu? Allah'a oldu. Kıymetli dostlar, o zaman iyi, güzel, hayır noktasında sevdiğimiz her şey Allah'ındır. Cenab-ı Hak ayeti keriminde de der ki, iyilikler Rabbimizdendir. O zaman bütün iyilikler Rabbim'dir, Allah'ındır. O zaman iyilikleri ne kadar çok severseniz, o kadar çok Allah'a yaklaşırsınız. Ne kadar iyi niyetli olursanız, o kadar çok Allah'a yaklaşırsınız. Çünkü sevmiş olduğunuz her iyilik, sevmiş olduğunuz her iyilik yapamasanız dahi, yapmış gibi sayılıp size sevap yazılanlardan olacak.
Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Tabi bu gecede Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde tecelli eden o ince ahlaktan bahsetmemek, biraz Allah muhafaza edersin, gaflet gibi olur. İnşallah onun güzel ahlakından birkaç örnekleme, hadis sunalım inşallah. Hazret-i Ayşevalidimiz der ki, yüce Allah, Hazret-i Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, yüce Allah yolunda yaptığı savaşlar haricinde ne bir kadına ne de bir hizmetçiye hiçbir şeye eliyle vurmuş değildir. Bu hadis-i şerifin dersinin en başına aldım koydum ki bir örnek olsun.
Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri savaş hariç hiçbir şeye bir tokat vurmamış. Hiçbir şeye. Kıymetli Müslümanlar, bir peygamber var sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hayatı boyunca savaşlar hariç hiç kimseye bir tokat vurmamış. Buna çocuklar dahil, buna kadınlar dahil, buna erkekler dahil, buna gençler dahil, buna ihtiyarlar dahil, buna her şey dahil, hayvanlar dahil buna, hayvanlar dahil, taş, toprak, böcek dahil buna.
Hiçbir şeye tokat vurmamış bir peygamber. Biz şimdi kendi kendimizi rabıta edelim. Hani sorarlar ya tasavufta, rabıta nedir diye, alın size rabıta. Kendi kendinizi rabıta edin. Kendi kendinize. Kaç kişiye tokat vurdunuz? Bunlar çocuklarınızı ne kadar tokatladınız da övdünüz? Erkekler ne kadar dövdünüz? Eşlerinizi ve çocuklarınızı? Tokatladınız demiyorum, dövdünüz diyorum. Bir tokatla kalsanız harika. Bir tokatla kalsanız harika. Bir de dediniz ki dayak cennetten çıkmak. Doğru, dayak cennetten dışarı atılmış. Cennette dayak yok. Cennette dayak yok.
Dayak cehennemde var. Tokat vuran ne yapmış oluyor acaba? Tokat vuran kendisini cehennem yerine koyuyor. Cezacı. Cezacı. Senin üzerinde cezacılık tecelli ediyor. Senin üzerinde cehennem tecelli ediyor. Senin üzerinde zorbalık tecelli ediyor. Senin üzerinde gadarlık tecelli ediyor. Senin üzerinden tecelli ediyor. Bu tecelliye kaparlayan sensin. Bu tecelliye çanak tutan sensin. Ama Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ömrü boyunca hiç kimseyi savaşın arasında tokatlamadı.
Bir şeye fiske vurmadı. Vurmadı. Kendimize çekidüzen veriyor. Biz hep kandilleri kutlarız. Hep kandillerde de şöyle doğduydu deyip doğumunu anlatırlar bize. Öyle değil mi? Bu sohbetleri takip edenler bilirler ki ben daha Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin doğumunu anlatmadım. Neden? Onu herkes sular seller gibi ezberlemiş vaziyette. Ama hiç kimse ahlakını ezberleyip onu yaşama yoluna gitmiyor. Veya hiç kimse dersem haksızlık olur. Müslümanların büyük bir çoğunluğu onun ahlakından uzak. Allah bizi affetsin. Medine ailesine ait bir cariye Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin elinden tutup onu istediği yere çekinmeden götürebilirlerdir.
Cariye'nin birisi gelmiş. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin elinden tutmuş. Medine'nin arka sokaklarında filan dolaştırmış. Buhari'nin bu hadisi. Şimdi bir yerleri atıfta bulunacağım. Hani Hazreti Ayşe validenizin bir sözü vardır. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hiçbir kadına eli dokunmadı der. Bu hadis-i şerife binaen ulemanın büyük bir kısmı der ki kadınla erkeğin tokalaşması haramdır der. Ben o haramdır diyenlere böyle biraz şey yaklaşırım. Mesafeli yaklaşırım. Çünkü bu hadisi bilirim ben. Bu hadisi bildiğim için mesafeli yaklaşırım. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eline mahrem kadın eli değmiş.
Mahrem kadın eli değmiş. Bunun kaçarı göçeri yok. O kadın yok deliydi. Yok o kadının aklı yoktu. Kadın kadındır. Yok o kadının fikri yoktu. Kadın kadındır. Yok o kadın mecnundur. Kadın kadındır. Bir şeye haram derken dikkat edin. Bunu bütün kardeşlere ders olsun diye söylüyorum. Bakın hadis Buhari'den. Medine'li bir cariye, cariye. Onun elinden tutup yürüyebilirdi diyor. Gezdirebilirdi. Cariyenin hukuku ayrı diyebilirsiniz. Dersiniz. Bir atlaşmayla alakalı da hadisler var. Mesela Süfyan'ın hanımı elini uzatır. Bir atlaşmak için Hazreti Resulullah sallahu aleyhi ve sellem Ağzını, yüzünü, burnunu sarar Süfyan'ın hanımı.
Kendini tanıtmamak için. Hazreti Peygamber elini uzatır. Bir atlaşmak için. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adrette der ki Bu el kadın elimi, erkek elimi belli değil de. Koşar Süfyan'ın hanımı eline kına yakar tekrar elini uzatır. Madem ki bir atlaşma esnasında onun elini tutmayacaktı. Neden kadın elini uzattı? Ve kadın elini uzattığında neden bu erkek elimi, kadın elimi belli değil dedi. Ve tekrar kadın elini uzattı. Havaya mı uzattı elini? Haram derken dikkat edin. Böyle mahalle sohbetlerinde, ev sohbetlerinde konuşursunuz bunu. Orada burada konuşursunuz. Haram derken dikkatli davranın. Medine'de kadınlar toplanır bir atlaşmak için.
Hazreti Ömer Efendimiz elini uzatır onların penceresine. Neden elini uzatır acaba pencereye? Elini pencereye uzatmakla havaya mı uzatır elini? Ve Medine'li kadınlar derler ki biz de ellerimizi uzattık pencerede. O kadınlar neden ellerini uzatırlar acaba pencereye? Havaya uzatabilirlerdi. Haram derken dikkat edin. Dilinizi hemen böyle alıştırmayın bilir bilmez bir şeye fetva vermek için. Allah muhafaza eylesin. Bugün bir camide de sohbet vardı. Şey vardı. Hutbede takkeyle alakalı. Yani cemaata dedi ki kafanızda takke yok. Sünneti işleyin takkelerinizi giyin de gelin derim. Üzüldüm.
Üzüldüm. Camiye gelmiş adam. Cuma kılmaya gelmiş. Namaz kılmaya gelmiş. Bırak. Takkeyi sünnet olarak söyledi bir de. Takke yok sünnetten. Başı örtmek var. Başı örterken de sarık sarmak var. Uhud'dan itibaren sarık sarmak sünnet. Şu sarık sarmak sünnet. Şu sarık. Sadece beyaz takke giymek veya değişik renklerde takke giymek İsraaliyet'te var. Yahudilerle alakalı. Allah bizi iyi eder. Ben hep üzülürüm. Şuna üzülürüm. Camiye gelmiş bir kimse ona bağırıyor hoca. Ya ona ne bağırıyorsun? O adam gelmiş camiye. Onu neden azarlıyorsun? O adam gelmiş camiye. Ona neden hükürüyorsun? O zaten secde etmeye gelmiş. O Rabbisi'yle buluşmaya gelmiş.
O Rabbisi'yle sohbete gelmiş. Muhabbete gelmiş. Rabbisi'yle konuşmaya gelmiş. Rabbisi'nin huzuruna çıkacak. Belki de orada Rabbisi'nin huzurunda dedi ki bir ibadethaneye girdin başladı gönlünden Allah Allah Allah Allah deme. Gönlünde Allah diye zikreden bir kimseyi sen yerden yere vuruyorsun. Gönlünde ne var onun? Allah var. Ya ona neden bağırır hoca görürsün? Onu neden azarlarsın? Onu neden eksik görürsün? Onu neden eleştirirsin? Allah bizi affeder. Kıymetli dostlar. Dilimize sahip çıkalım. Dilimiz. Dilimiz bizim dinimiz. Neden? Dilinde ne varsa dinin o senin. Dilinde ne varsa dinin o.
Dilinde Allah varsa dinin Allah senin. Senin dilinde hırs varsa dinin hırs. Senin dilinde kim varsa dinin kin. Senin dilinde küfür varsa dinin küfür. Senin dilinde o esnada insanları eksik görmek var ise senin dinin eksiklik Allah mahaza eylesin. O yüzden insanların eksiklikleriyle uğraşmayın. İnsanların hatalarıyla uğraşmayın. İnsanlara bağırıp çağırıp konuşmayın. Allah bizi affetsin inşallah. Benim böyle yüksek tonayda seslenmem. Sesim yetişsin diye. Sesim duyulsun diye. Ben askerde çavuştum ya. Ondan kaynaklanıyor. Hakkınızı helal edin inşallah. Bunu duymuşsunuzdur hadislerden hep. Ama bu hadisleri yaşayalım diye söylüyorum.
Bu hadisleri bir kulağımızdan girsin, bir kulağımızdan çıksın diye deyim. Allah bizi affetsin. Kıymetli dostlar. Yaşayalım. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yaşadı. Allah'ın peygamberleri yaşadı. Allah'ın velileri yaşadı, yaşadı. Onu yaşadığı bir fiil. O hal ile hallendi. Önemli olan o hal ile hallenmek. Eğer siz bildiklerinizle amel ederseniz, bilmediklerinizi Allah size öğretir. Ayet-i kerime. Bildiklerinizi yaşayın. Bildiklerinizi tecelli ettirin üzerinizde. Bildiklerinizi etrafınızda tecelli ettirin ki, Cenab-ı Hak sizi bilmediklerinizi öğretsin. Size gayb aleminden kapı açsın.
Size bilinmeyen kapılardan kapılar açsın. Bilinmeyen yerlerden rızık kapı açsın. Manevi rızık. Buradaki rızıktan kastım buğday değil. Buradaki rızıktan kastım arpa değil. Buradaki rızıktan kastım ettir, ottur, çöktür değil. Buradaki rızıktan kastım manevi. Bildiklerimizle amel edelim. Allah bilmediğimiz kapılardan bize rızık kapıları açsın. Manevi rızık kapıları. Bilmediğimiz kapılardan bizi hikmetine doğru götürsün. Bilgisine doğru götürsün. Marifetine doğru götürsün ki, kendine bize dost etsin. Bildirsin bize. Kendisini bildirsin. Biz o kendisini bildirmedikçe bilemeyiz. Onun kendisini bildirme yolu, onun yolundan gitme yolu. Onun yolundan gidersek o bize kendisini gösterecek, bildirecek.
Onun ahlakıyla ahlaklanırsak, o bize kendi yolunu, kendi hikmetini gösterecek. Kendi bilgisini gösterecek. Allah bizi onlardan eylesin. Hazreti Peygamberle, sallallahu aleyhi ve sellemle karşılaşıp da onunla tokalaştığı zaman adam elini çekmeden Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri elini çekmezdi. Birisiyle tokalaşıyorsunuz. Karşınızdaki elini çekmeden siz çekmeyin. Ona iyi niyetinizi, ona samimiyetinizi, ona dostluğunuzu, ona arkadaşlığınızı, ona sevginizi ishar edin, gösterin. Ama bunu gösteriş için yapmayın. Ama bunu riya için yapmayın. Ama bunu desinler diye yapmayın. Karşınızdaki kimseye kıymet verin, değer verin. Karşınızdaki kimseye değer verin ki Allah da size değer versin.
Hani hadis-i şerif vardı ya, insana teşekkür, Allah'a teşekkür diye, insana kıymet, Allah'a kıymettir. Din insan için vardır. Din insan içindir. Din Allah için değildir. Din melekler için değildir. Din insan içindir. Cenab-ı Hak insan için din indirmiştir. Ve yaşanacaksa din yine insan yaşayacaktır. Ve din konuşacaksa yine insana konuşacaktır. Dinin muhatabı insandır. Allah'ın muhatabı insandır. Kitapların muhatabı insandır. Peygamberlerin muhatabı insandır. Velilerin muhatabı insandır. İnsanın muhatabı insandır. İnsan o zaman Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri insana değer verirken gerçekte Allah'a değer veriyor. O yüzden koca Yunus dedi ki, yaradılanı severiz yaradandan ötürü.
O yüzden Hz. Mevlana dedi ki, bütün insanlar bir şekilde aşıktır dedi. O zaman Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde bunun inceliği var. O elini çekmeden o elini çekmiyor. O elini çekecek ki o da elini çekecek. O zaman o elini çekmediği müddetçe o kimseden o elini çekmiyor. Adam yüzünü çevirip gitmeden de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yüzünü ondan çevirmezdi. O zaman iki kişi konuşuyor. İki kişi konuşurken o yüzünü çevirmeden sen yüzünü çevirip gitme. Sen güzel ahlaklı ol. Çünkü yüz cemalullah'tır. Yüz cemalullah'tır. Sen hiçbir cemalullah'a yüzünü çevirme. Hiçbir cemalullah'ın yüzüne tükürme. Hiçbir cemalullah'ın yüzüne ekşitme. Hiçbir cemalullah'a karşın burnunu bükme. Hani geldi ümmü mektum cübbesinden asıldı.
Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onun yüzünü ekşitti ya. Hemen ayeti kerime indi. Sen de onun yüzünü ekşitme. Senden o dinini öğrenmek istiyordu. Sen o zalim, kaba, laf anlamaz insanlar yüzünden o mümin, merhametli, şefkatli dinini öğrenmek isteyenin yüzüne ekşittin dedi. Allah senin gönlünü onlara çeviriverdi dedi. Tehdit etti peygamberini. Allah peygamberini tehdit eder mi? Hayır. Peygamberinin üzerinden bizleri tehdit ediyor. Peygamberlerinin üzerinden bizlere öğüt veriyor. Peygamberinin üzerinden bize hikmet bunları akıtıyor. Diyor ki ey insanoğlu, ey Ademoğlu, hepiniz de insansınız. Birbirlerinizle yüzünüzü ekşitmeyin. Birbirlerinizle yüzünüzü çevirmeyin.
Senin beğenmedin kimsenin üzerinde Allah'ın cemalullahı tecelli etmekte. Senin çirkin gördüğün kimsenin üzerinde Allah'ın cemalullahı tecelli etmekte. O kadını çirkin görme. O erkeği yakışıksız görme. O erkeği çirkin görme. Onun yüzü çirkin mi deme. Kibirlenme. Ben bu çirkin adamla mı evleneceğim deme. Kibirlenme. Hiç evlenemezsin. Ben bu çirkin kadınla mı evleneceğim deme. Hiç evlenemezsin. Allah sana öyle bir çirkin çocuk verir. O çirkin çocuğa bakar durursun. Çirkin değildir aslında o. Senin sınıfına göre çirkindir. Sen onu çirkin görürsün hep. Ve ömrün boyunca kalbinde bir uhde olarak kalır o. Sakın ha. Hiçbir şeyi çirkin, eksik ve noksan görme.
Görme. Allah'ı unutma. Hani üç tane adam vardır ya. Beni İsrail zamanında olmuştur bu. Bunu Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri aktarır. Birisi kaldir. Birisinde alaca hastalığı vardır. Birisi de ahmadır. Melek insan suretinde gelir. Dikkat edin. Görünüşte insan ama hakikatte melek. Bu Beni İsrail peygamberlerinin zamanında oldu, şimdi olmuyor diye düşünme. Bu Hazreti Muhammed Mustafa'nın zamanında oldu, şimdi olmuyor diye düşünme. Karşındaki kimsenin zahirde insan görürsün. Zahirde çirkin görürsün. Zahirde eksik görürsün. Zahirde senin karşında insandır o. Ama köprünün altında bir dilencidir, bir açtır.
Ama sokağın kenarında bir yetimdir. Ama başka bir yerde bir duldur, dul. Başka bir yerde bir işte kimsesiz bir kimsedir. Başka bir yerde sanki çok özür dilerim fahişedir. Başka bir yerde bir yakışıklı erkektir. Başka bir yerde çok güçlü, kuvvetli, zengin bir erkektir. Nasıl geldi Hazreti Eyyub'in hanımına çok zengin sultan, sanki padişahmış gibi geldi şeytan. Gerçekte o şeytandı, görüntüde padişahmış gibi göründü. Hazreti Eyyub'in hanımına musallat oldu. Bırak dedi şu ihtiyarı sen. Gel seni dedi zenginliğin içerisinde gezdireyim. Gel seni dedi saraylarda yaşatayım. Gel seni dedi paranın pulunun içerisinde dolaştırayım. Makamın, mevkinin içerisinde dolaştırayım. Gel seni dedi öbürüne hizmetçiler vereyim.
Şu ihtiyarı bırak dedi. Bırak bu ihtiyarı burada. Sütüde sultan oldu. Ama gerçekte şeytan mı? Şeytan, azal değil. Hazreti Eyyub'in hanımı dedi ki, Hayır dedi, ben ihtiyarımı bırakamam. Ben Eyyub'ümü bırakamam. Aşka bak, sevgiye bak, muhabbete bak. Dedi ben Eyyub'ümü bırakamam. Oysa Hazreti Eyyub'i şehirden sürmüşlerdi çöplüğe. Şehrin çöplüğüne sürmüşlerdi. Şehrin çöplüğüne sürdükleri yetmedi o zalimlerin. Dediler ki çöplükte de istemiyoruz biz bu Eyyub'i. Ya çöplükten de sürdüler bir mağaranın içerisine. Hastalık bulaşacak bundan bize dediler. Hastalık bulaşmasın diye mağaranın içine kapattılar.
Ve Hazreti Eyyub'in hanımı da hastalık bulaştıracağım. Bize dedikleri için şehrin içerisine dolaşamaz. Çöplükten atılan yiyeceklerden alır, Eyyub'ine götürürdü her gün. Vefaya bak, vefaya. Vefaya bak. Şimdi insanlar kocalarını hastanede bırakıp gidiyorlar. Şimdi insanlar hanımlarını hastanede bırakıp gidiyorlar. Şimdi insanlar anne babalarını hastanede bırakıp gidiyorlar. Görüntüde insan gibidir onlar. Siz zannedersiniz ki şeytan şeytan şeklinde gelecek bizi kandıracak. Hayır. Siz zannedersiniz ki melek melek halinde gelecek bize söyleyecek. Hayır. İşte o Bedi İsrail zamanında da o muhabbeti uzatmayın. O melek insan suretine geldi. Gitti o alaca hastalığı olan kimseye. Dedi ki hayatta en fazla ne istersin?
O da dedi ki şu alacadan kurtulmak isterim. Onu alacadan kurtardı. Başka ne istersin dedi. Dedi ki bir de dedi inek isterim sağılsın. O da verilecek dedi. Dileydi. Onu da verdi. O da dedi ki kendi ince. Binek atlar isterim. Deve bir deve isterim dedi. Deve binek için ona dedi ki isteğim verilecek. Bir tane ona genç bir deve verildi. Amaya gitti o melek. Amaya dedi ki ne istersin gözlerimin açılmasını isterim dedi. Mal olarak ne istersin doğuracak koyunlar isterim dedi. Sana da istedim verilecek dedi. Ona da doyuracak koyunlar verdi. İyiliğin sohbeti.
Bir zaman sona geçti. Melek tekrar o alaca hastalığına tutulmuş bir kimse gibi alaca hastalığına büründü geldi. O alaca hastalığına tutulan kimse dedi ki ya ben de de alaca hastalığına tutuldum. Dedi ki bana deve lazım. Bana dedi buradan bir deve verebilir misin? O kimseye dedi ki hayır ben bunu çalıştığımda kazandımdır. Velek dedi ki ya ben seni bir yerden gözüm tanıyor gibi dedi. Sen dedi daha önce bu hastalıktan yok muydu dedi. O adam değil misin sen? Git bak içine sen dedi. Yürü dedi. Kovdu onu. Ardından kele gitti. Kel surediler. Dedi ki ya bugün benim çok açık. Muhakkak bir inek kesmem lazım benim. Bana bir inek ver. Oradan ya da sütünden ver.
Şimdi tam toparlayamayabilir mi hakkınızı helal edin. Ya sütünden ya ayetinden bir şey et dedi. O da kovdu onu. Ya dedi sen benim gibi kel değil miydim ben seni tanıyor gibiyim dedi. Kovdu onu. Her ikisine dedi ki Allah sizi daha önceki hal edersin. Ahma etti. Ahma'ya dedi ki ahma suretini etti. Bana bugün dedi koyun lazım. Ahma dedi ki o kimseye. Ben dedi ne bulduysam bana Allah verdi. Ey ahma dedi. Ben de senin gibi ahma'ydım daha önce. Ama Allah benim dedi gözlerimi açtı. Ona şükrediyorum. Ona hamd ediyorum. Şimdi dedi gir sürünün içerisine elinden tuttuğun ne kadar tutabilirsen senindir dedi. Kıymetli dostlar.
Vefa. İnsana saygı. Etrafına merhametli davranmak. Şefkatli davranmak. Allah'ın ahlakı. Unutmayalım. Allah bizi muhafaza eylesin. Birisi yüzünü çevirmeden biz ondan yüzümüzü çevirmeyelim. Devam ediyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri beraber oturduğu kimsenin önüne de ayağını uzattığı asla görülmemiştir. Beraber oturduğunuz insanların önünde ayaklarınızı uzatmayın. Beraber oturduğunuz insanların önünde edebinizi muhafaza edin. O kimse ayağını uzatabilir. Ayağı ağrıyordur. Kola ağrıyordur. Bela ağrıyordur. Sen uzatma. O kimse rahatsızdır. Uzatmıştır. Sen uzatma. O kimse bilmiyordur. Sen bil. Sen uzatma. O kimse işte öğrenmemiştir.
Herkesin içerisinde yan gelir yatar. Sen yatma. Annenin babanın yanında yan yatma. Kadınlar kocalarınızın yanında yan yatıp yatmayın. Çocuklar anne babalarınızın yanında yan yatmayın. Yatmayın. Yatacaksanız gidin odanıza çekilin yatın. Annelerinizin babalarınızın yanında bacak bacak üstüne atmayın. Kadınlar kocalarınızın yanında bacak bacak üstüne atmayın. Adamlar eşlerinizin yanında bacak bacak üstüne atmayın. Yapmayın. Ayaklarınızı uzatmayın. Nimete hürmetsizlik yapmayın. Kötü laf konuşmayın. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Hazreti Ayşe'ye sormuşlar. Peygamberimiz salallahu aleyhi ve sellem evinde nasıl davranırdı? Diye sorduğumda Ayşe ailesinin ev işlerine yardım eder.
Namaz vakti geldiğinde de namaza çıkardı demiş. Erkeklerin hoşuna gitmeyen bir şey. Evet. Resulullah salallahu aleyhi ve sellem hazretleri abdest alırken kimseden yardım almazdı. Abdest alırken kimseden yardım almazdı. Sadaka vereceği zaman da araya kimseyi koymadan bizzat kendisi verirdi. Ne yaparmış? Şimdi birisi aklıma geldi de gözümün önünde Allah cümlemizi affetsin. Abdest alırken bizim arkadaşlardan birisine dedi ki hani ayağımı yıka manasında abdest alıyordu. Bizim genç bir arkadaşımız vardı. Ona hizmetle görevlendirmiştim ben. Bir şeyh efendiydi o.
Onun sana tabi biz ikimiz de donduk kaldık. Gözümüzün önünde tecelli diyor. Evlat ayağımı yıka bakayım dedi. Mahşere gittim de dedi dersin dedi. Filanca efendinin ayağını yıkamıştım. Arkadaş bana bir böyle hafiften baktı. Dedim yıka. Hani işaret ettim yıka diye. Hemen yıkadım onun ayağını o. Şimdi bu hadisi daha önce de Allah'a fesim okuduğumda Hep kimse aklıma geliyor benim. Ya ne kadar sünnetten uzak şeyler bunlar. Asla birisinden bu noktada kendi işleriniz için yardım istemeyin. Asla. Gidin ayağınızı kendiniz yıkayın. Çorabınızı kendiniz giyin. Pantolonunuzu gömleğinizi kendiniz giyin. Ben dayımı anlatırım bazen. Dayım size örnek olmasın.
Dayım hiç gömleğinin düğmesini dair ne sökerdi ne çözerdi ne yiyitlerdi. Yengem yapardı. Allah muhafaza eylesin inşallah. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden daha mütebessim olan birini görmedin demiş. Kim? Abdullah bin Haris bin Cez demiş. Daha mütebessim birisini görmemiş. Tebessüm edin. Tebessüm etmek sadakadır. Yüzünüz tebessümlü olsun. Yüzü tebessümlü olmayanların gönüllerinde mutluluk yoktur. Gönlünüz mutlu olsun, mutluluk dolu olsun ki yüzünüz de tebessümlü olsun. İnsanların arasında tebessümlü olun. Eşlerinize, çocuklarınıza tebessümlü olun. Tebessümlü. Tebessümlü olan insanların gönüllerinde mutluluk vardır. Gönüllerine mutluluk olanların gönüllerine ilahi ilhamlar iner.
Gönlünde mutluluk olmayan bir kimsenin kalbine Allah ilham etmez. Gönül neyle mutlu olur? İnsanları mutlu etmekle mutlu olur. İnsanları mutlu etmekten mutlu olun. İnsanlara yardım etmekten mutlu olun. İnsanlarla iyi geçinmekten mutlu olun. İnsanlarla iyi geçinin. Etrafınızla iyi geçinin. Komşularınızla iyi geçinin. Eşlerinizle, çocuklarınızla, akrabalarınızla iyi geçinin. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri akrabalarla iyi geçinmeyi şart koşardı. Akrabalarla arasını ayrılmayı ve ayırmayı düşünmezdi. Bir sahabeden birisi geldi iman etmek için. Gençten birisi geldi peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine iman etmek istediğini söyledi.
Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki ona Annenin babanı katledersen senin biatını kabul ederim dedi. Bakın ashabın peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sevgisine bakın. Annenin babanı katledersen senin imanını kabul ederim, senin biatını kabul ederim deyince o genç hızla yanından kalktı, annesinin babasını katletmeye gidiyor. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hızla arkasından seslendi. Hızla. Dedi ki durdurun şunu. Çağırdılar gelinler. Dediler ki ben akrabalarla bağı kesmek için gönderilmedim. Bilakis akrabalarla bağı güçlendirmek için gönderdim. Hani sana latife yapmıştım babında öyle bir şey söyledi. O yüzden kıymetli dostlar, akrabalarla bağınızı asla ve asla kesmeseydim.
Kesmeyin inşallah. Sen olmasaydın alemleri yaratmadım lafzını reddederek ve buna din adına yaptıklarını söylerek yapılan katliamdaki ama sizce ne olur? Herkes bir şeyler. Din adına neler yapmamışlar ki şimdi yapmayacaklar. Siz onlara bakaraktan bakmayın mesele. Siz din adına insanları sevin. Ezan okundu sandım. Orucumu açtıktan beş dakika sonra ezan okundu. Orucum kabul olmuş mudur? Evet, orucum kabul olmuştur inşallah. Hazreti Mevlana'dan bir gazel. Alemin bağı, meyi, enguru mevcut olmadan la ezali badesinden canımız mahmur idi.
Âlim-i can bağdadında biz enel hak derdik. Nükte-i mansur evvelden dahi meskur idi. Etmemişken ağrı kinde nefsi kül mimarlığı, ta haravat-ı ezelde iyiymişiz mahmur idi. Bu Hazreti Mevlana, Celalettin Rum Hazretlerinin sarhoşluğunun zirvesinde söylediği gazellerden birisidir. Kıymetli dostlar, aşıklığı getirir.
Aşığın üzerinde aşkın sıfatları tecelledir. Aşkın sıfatlarından birisi şevk. Şevkten sonra da işliyattır. Perde perde. Ama aşık bir şekilde hep sarhoştur. Aşık bir şekilde hep kendinde değildir. Bu bize göredir. Aslında o kendindedir. İşte Hazreti Mevlana'da alemin bağı, meyi, enguru mevcut olmadan la ezali badesinde canımız mahmur idi diyor. Yani daha alem yaratılmazdan önce, dünya yaratılmazdan önce, dünyada taş, toprak, bağ bahçeyi yaratılmazdan önce, ben yaratılmışydim ruhlar aleminde diyor.
Daha Allah hiçbir şeyi mahmur etmemişken, beni mahmur etmişti diyor. Hiçbir şey daha olmamışken, yani bu noktada, dünyadaki bağ bahçe, dünyadaki taş, toprak yaratılmamışken, ben ruhlar aleminde yaratılmıştım diyor. Ve ruhlar aleminde canımız mahmur idi. Yani canımız orada var idi. Ve canımız orada rahat idi. Canımız orada mükemmel idi. Ruhlar aleminde. Ve dünyada toprak yaratılmadıydı daha. Daha dünyada bağ bahçe yaratılmadıydı. Dünyada dağlar, göller, dereler, dağlar yaratılmadıydı. Belki de daha dünya yaratılmadıydı. Ama diyor, ben, ben ezel aleminde, o yüzden var idim diyor. Ve orada dostla dost idim.
Orada dostun bahçesinde dolaşır idim. Orada dostun cemalini görür idim. Orada dostun cemaline hayran hayran bakar idim. Ve orada dostun cemaline hayran hayran bakarken, işte bu dünyaya indirildim. İşte bu dünyaya gönderildim. O yüzden meslebinin başında dinle dedim. Dinle. Bu ne? Nasıl şikayet etmekte? Ayrılıkları nasıl anlatmakta? Ve gün be gün benim bu ayrılık acıma, kadınlar, erkekler nasıl ağlamakta? O yüzden dedi, bu benim hikayemdir diye. O yüzden dedi, dinle. Bu benim hikayemdir. Bu beni anlatan bir hikayedir. Bu da beni de demiyorum. Bu bizi anlatan hikayedir. Yani bütün velileri, bütün peygamberler anlatan hikayedir.
Çünkü o dostun bağında dolaşır idi. Dostun gül bahçesinde gül yaprağı idi. Dost ona bakar, kendini görür. O dosta bakar, dostu görürdü. Ya o kendine bakar, dostu görür. Ya o dosta bakar, dostu görür. Ya dost ona bakar, dost kendini görürdü. Ve Hazreti Mevlana, bunu aşıklığının, debdebesinin had safhasında söylediğim bir gazeldir. Hoş, meslebi baştan sona aşıklığı anlatır. Ve meslebi baştan sona aşıklığı anlatırken, Hazreti Mevlana da Kur'an'a, Kur'an baştan sona aşıklığı anlatır der. Ve işte devam ediyor. Alemi can bağda adında biz enel hak derdik. Yani biz Allah'ın canında can iken, Allah'ın bahçesinde dolaşırken, Biz orada her daim enel hak derdik.
Nükte-i Mansur'dan emel dahi meskur idi. Meskur idi. Etmemişken abukirde nefsi külü marlı. Ta harabat ezerdi. İymişiz mamur idi. Daha halacı Mansur, dünyaya gelip enel hak demezden önce, biz dostun bağında enel hak derdik. Daha halacı Mansur'un esamesi yoktu enel haktan. Biz daha orada enel hak diyenlerdendik. Bu seyir-i sulukun derecesidir. Bunlar kale gelmeyen laflardır ama, Hazreti Pir bunları kale getirmiş. Bunları kale getirirken de, aslında ortodoks bir düşünceyi, ortodoks bir sufili yerle bir etmiş. Ortodoks bir sufili, ortodoks bir felsefeyi, ortodoks bir tarikatı yerle bir etmiş. O güne kadar gelen bütün tasavvuf silsilesini silkelemiş. Oysa, o güne kadar gelenler bunları konuşmamış mıydı?
Konuşmuştu. Ve her konuşanı asmışlardı. O yüzden demişti, Beyazlı Bestami, benden daha şami yüce var mı diye. Ama Beyazlı Bestami'ye hiç kimse bir söz söyleyememişti. Hazreti Ali Efendimiz'e hiç kimse bir söz söyleyememişti. Demişti ki, ben görmediğim Allah'a ibadet etmem. İşte Hazreti Mevlan'a bu silsilenin insanı, bu silsilenin insanı olduğu için diyor ki, Hallâc-ı Mansûr daha dünyaya inip, enel hak demezden önce, biz dostun bahçesinden enel hak diyenler dendik diyor.
Dostun bahçesinden, o dostun bahçesinden bahsediyor. Ruhlar aleminden bahsediyor. Ruhlar alemindeki ilk yaratılmışlıktan bahsediyor. Ve ruhlar alemindeki kendi halinden bahsediyor. Dostlar, insanlar çalışmakla peygamber olmaz. Peygamberler seçilmişlerdir. Peygamberler Allah'ı sevdikleri için peygamber olmamıştır. Allah onları sevmiştir, kendisine seçmiştir. Allah onları sevdiği ve kendisine seçtiği için peygamberdir. Bir kısım ehli tasavvuf, velileri de aynı kategoriye koyar. Der ki, veliler çalışmakla veli olmaz. Çalışmakla evliya olursun. Çalışmakla veli olamazsın. Ya, derler ki, velilik seçilmişliktir.
Allah o veliyi kendisine seçmiştir. Allah o veliyi kendisine seçtiyse, onun önünde her ne engel çıkarsa, Allah o engeli kaldırır. O yüzden veliler gaflete düşür. Gaflete düşür. Yönlerini mecaza çevirirlerse, o mecazlar helak olur. O yüzden, göz göre göre, kulak duya duya, veliler kendileri mecaza çevirmezler. Kendileri mecaza çeviriyormuş gibi görünürler. Siz onları bir iş yapıyormuş gibi görürsünüz. Eğer o işi sever, iş gönlüne girerse, Allah o işi helak ediverir. O bir kimseyi severse, sınırı aşaraktan, o sevdiği şey helak oluverir birden. Allah, kendi arasında perde istemez. Kendi arasında perdeyi kaldırıverir Allah.
O veliyi kendisine seçtiysem. Ama evliya olmak için, o kimse engelleri teker teker geçmek zorundadır. Oysa veli de, geçiyormuş gibi görünür. Ama o engelleri Allah kaldırır onun önünden. Ve Hazreti Mevlana, velilerin ezelden seçilmiş olduğuna inananlardandır. Ekol olarak. Ve der ki, Arabi de aynıdır. Arabi de der ki, veliler ezelde seçilmiştir. Yaratılışla alakalı, kül lafzıyla alakalı, hadisi kutsileri ve hadis şerimleri toparlayanlar derler ki, Allah peygamberleri yarattı, peygamberlerden artan, hamurdan velileri yarattı. Hadisi kutsi var bu manalarla. O yüzden, o veli seçilmiştir ezelden.
Ezelden seçildiği için, o ezel bahçesinde, hakkın cemaline aşinaydı. O ezel bahçesinde, enel harp der idi. Ezel bahçesinde enel harp dediği için, ve ezel bahçesindeki enel harp değiştirmeyi duyduğu için, dünyada enel harp deme gereğini duymadı. dünyada o ezel bahçesinden haberi olmayan, dünyadaki enel harp sedalarını duyunca, vurdu, sigortayı yaktı enel harp dedi, onun da zaten can gitti. Ama Hazreti Mevlana diyor ki, daha Mansur dünyaya gelmeden, bakın, halbuki, Hallâc-ı Mansûr, Hazreti Mevlana'dan önce yaşamıştır. Zaman olarak. Dünya zaman olarak. Diyor ki, Hazreti Mevlana, daha Hallâc-ı Mansûr yaratılmamışken, daha o dünyaya gönderilmemişken, o daha enel harp demezden önce, biz ezel aleminde, enel harp derdik diyor.
İren Mevlana'dan. Aynı mi? Aynı. Tabii, bir önceki alemin balı diyor. Alem deyince, bütün cihanı söz konusu diyor. Yaratılmış olan her şey. Çok bunlar böyle, çenara atılacak böyle, ya, ya, söylemiştir, denilecek sözler değil. Alemin balı bahçesi, kurulmamışken. Yanda güneş yok, dünya yok, samanyolu yok, yıldızlar yok, cennet yok, cehennem yok. Alemin balı bahçesi, kurulmamış. Bunu söylüyor. İkinci gazet, cihanda, bağ bahçe yaratılmamışken, kudret eli, su ve toprağı mimar olmamışken, hakikatlar harabatında, bizden, yiyip içmemiz mükemmel.
sen, yine Mevlana, herhalde bunun şerhi gibi bu. Öyle mi? Şerhi değil mi? Soruyu soran burada, burada ses çıkan mı? Eğer böyle ise, kün ol emrinden öncesini anlatır mısınız? Bunların hiçbirisi de, kün emrinden önce değil. Kün emrinden önce değil. Kün emrini, ancak bir zevk ve hal işi. Kıymetli dostlar, bu, kün emri denilince, yaratılışın ilk başlangıcına gidiyor söz.
Yaratılışın ilk başlangıcı. Kün dedi. Hiçbir şey yok iken o var idi. Ve o, bir şeye ol dedi. Ve ilk yarattığı şey, Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti. Çünkü, bu söz, Hz. Mevlana'nın bu sözü, Hz. Peygamber, Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin söylediği söze işaret ediyor. Hz. Peygamber diyor ki, Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin, hiçbir şey yok iken, Allah önce benim ruhaniyetimi ve nuraniyetimi yarattı. Başka bir Adi Şerif'te, daha Adem yok iken diyor. Daha Adem yok iken, ben peygamberim. Şimdi, Cenab-ı Hak, kün dediğinin ilk, nasıl söyleyeyim onu, saniyenin, saniyenin, trilyondan sonra katrilyon mu geliyor yeni şeyden?
Katrilyonundan sonra, katrilyon mu geliyor? Saniyenin ilk yaratılış, kün lafzı, bakın, en yüksek birim katrilyonmuş şimdi, değil mi? Mega katrilyon mu? Ben böyle çok teknik lafızlara, kafam almıyor. İnsanoğlunun, insanoğlunun, hesaplayabileceği, saniyenin hesaplayabileceği, en küçük, en, en, en, …
en küçük zaman veriminde, Cenab-ı Hak yarattı. Hani, Big Bank diyor ya, teori olarak, Big Bank'ın, başlangıcını düşündü. Mega katrilyon, saniyenin, mega katrilyonunda, biri bile fazla olan.
Mega katrilyonu, sen söyleyin ki, başına işi sen açtın şimdi. Kimse bunda, mega katrilyonu bilmiyordu. Var mıydı, mega katrilyonu bilen? Elini kaldırsın, sen biliyordun. Başka? Yok. Mega katrilyonu, ben de bilmiyordum. Mega katrilyon dediği arkadaş ya, kaç tane sıfır oluyorlar? On yüzleri olarak, tarih ediyoruz. Ya, iyi bir astrofizikçiye ihtiyacımız var. Allah onu da tesis eder inşallah. Kün lafzı, kün lafzının, başlangıcı, başlangıcı. Mega katrilyon, saniyenin, mega katrilyonunda, en en en en küçük biriminde. Hesaplanması mümkün değil. Bakın, hesaplanması mümkün değil. Şu anda onu hesaplayabilecekliği, matematik formülü yok.
Ben o yüzden böyle tarif ediyorum. Ve matematik formülü, formülsüz. Oradan şuraya geleceğim. O, yaratılışın başlangıcı, böyle bir nokta, ve yaratılış, ilk yaratılanla, böyle bir nokta. yani o yaratılan şeyin, kütle ağırlığı sıvır. Dinin anahtarıymış.
O ilk yaratılışın, kütle ağırlığı sıvır. Ha bunu matematikçiler, bulacaklar ileride. Bunu matematikçiler, astrofizikçiler, ileride bulacaklar. Boyuna şimdi gidiyorlar ya, maddenin üzerine, onu bölüyorlar, altından ha bile çıkıyor ya, yeni bir şeyler daha. Çıka, çıka, ilk yaratılışın, külmün hafsındaki, ilk yaratılışın, sıfır, kütle ağırlığında, olduğunu bulacaklar.
Çin'de, ayak kapık, söyleyeceğim bunu. Eski sohbetleri, dinleyenler, Nesnevi'den, neydi? Sen bu alemi, hayal üzerine, yürür gör. Bu seyri sülükle mümkün. Bunun sıfır olduğunu görmek, bunu hissetmek, bunu anlamak, seyri sülükün neticesi. Bu Mustafa Özban neticesi değil. Sakın bunu Mustafa Özban, aa bildi, sakın öyle düşünün. Allah bizi muhafaza eylesin. Lafzı, kül lafzı o zaman, gerçek manada, ağırlık birimi olarak sıfır. Zaman birimi olarak da ne? Sıfır. O zaman zaman birimi ne?
O zaman sizin ağırlık gördüğünüz her şeyin, gerçek manada, kütlesel ağırlığı ne? Sıfır. O zaman, künden önce ne vardı? Sıfır. Allah var. Künden önce ne vardı? Sıfır. Allah vardı. Hadis-i Kudsi, Allah var dedi, başka hiçbir şey yok dedi. Oradan meczubun birisi bunu söylerken, meczubun birisi kafasını yemiş, hala daha aynı demiş. Allah var idi, ondan önce hiçbir şey yok idi. Aşığın birisi de demiş ki, bir sohbet esnasında böyle birisi söylemiş, o da demiş ki, hala daha aynı demiş.
Şimdi de yok yani. Hiçbir şey. Ha bu aynı tartışma noktası. Evet. künden öncesine giden var mı? Hayır. Eğer birisi künden öncesine lafızda bulunursa, yalancının kara kökü. Niçin? Eşref-i mahlukatın en tepesinde, zirvesinde duran. Ve Hazret-i Allah'la iki yay ucu kadar yaklaşan, ve Hazret-i Allah'ın bütün sıfatlarıyla süslediği Hazret-i Resulullah, ilk yaratılan benim ruhum en olurum diyor. O zaman, ondan öncesi olmuş olsaydı, diyecekti ki, ondan öncesinde şöyle bir hayat var.
künden önce sorar Bedeviler, Ya Resulallah, Allah hiçbir şey yaratmazdan önce neredeydi? O da der ki, amadaydı. Bu ama lafzının üzerine fırtınalar kopar. Herkes bir şey söyler bunun üzerine, herkes bir şeyler derler, ama ehli tasavvufun edeb unsuru olanlar, ehli tasavvufta edebi çiğnemek istemeyenler, Hazret-i Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin, bu sözünü kendisine edep ve distur edinirler.
Derler ki, ilk yaratılan, Hazret-i Muhammed-i Mustafa'nın, ruhaniyeti ve nuraniyetidir. Ondan önce yaratılmış hiçbir şey olmadığından, ondan önce neyle alakalı bir şey, herhangi bir şey, Allah'ın zat ve sıfatlarıyla alakalı bir şey var ise, var ise, bu Allah'ın kendi anlatımıyla alakalıdır ki, onun insanların algılaması ve anlaması buna müsait değildir. O yüzden, onu algılaması ve anlaması, insanlar müsait değildir, insanlar müsait olmadığı bir şeye, fıtraten, yaratılıştan verilmemiş bir şey de, konuşmaları mümkün değildir. Kaldı ki, Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, külden önce, hiçbir şey konuşmamıştır. Ve konuşanlar, bu fakirin kendince tespiti, işkembe-i kübra'dan atıyorlar.
Biraz ağır bir lafız oldu ama, evet, bazı işte kitaplar var, bazı sözler var, bazı böyle insanlar, eee, egzotik olsun diye, bir şeyler yazıp, hayal yürüyüp, onları söylüyorlar, onlar külden önce filan değil, onların tasavvufla alakalı bağlantı da değil, Allah bizi affetse. Geceniz muharek olsun, kandiliniz muharek olsun, kıymetli dostlar, bir cümleyle geceyi bağlayalım, böyle kandiller, işte kutlanmaması lazım, olmaması lazım, işte ne bileyim, bunların, bunlara gerek yok.
Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin zamanında, mevlid kandili olmuyordu, olmaması gerekir gibi, sözler çok dolaşıyor, malum İslam dünyasında, önceden bunlar çok dolaşmazdı. Biz illaki, mevlid kandilinin, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin döneminde, kutlandığını söyleyenlerden değiliz. Bu noktada, bu tarihi reddedenlerden de değiliz. Birkaç arkadaş böyle mail yoluyla bana bir şeyler aktardılar, sorular sordular, veyahut da biraz da böyle işte kinayesine söylüyorlar. Kardeşler, birbirlerimize ilim satmamıza gerek yok. Bütün herkes biliyor, İslam dünyası biliyor ki, mevlid kandili, işte Mısır'da, Fatih Midrari zamanında, üç yüzlerde filan kutlanılmaya başlanmış.
Ya Osmanlı'nın içerisinde de, bin üç yüzlerde kutlanılmaya başlanmış. Bunu söylemeye gerek yok. Bunu bizim gözümüzün önüne koymaya, veya bunu böyle eleştirmenize gerek yok. O tarihimizi biz biliyoruz. Mevlid kandilinin Mısır'da, Fatih Midrari zamanında, kutlanmaya başladığını, önce sarayda kutlanmaya başladığını, sarayda Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem mandatinin doğumunun, Hazreti Ayşe validemizin, Hazreti Fatımatun Zehra validemizin, doğum günlerinden, doğum günlerinden, sarayda yemek verildiği, mevlidler okutulduğu,
Kur'an-ı Kerimler okutulduğu, yani birisi gitse işte, Kasım Köksal mıydı tarihçi? Asım Köksal. Geçmiş zaman, onun o, İslam tarihinde okumuştum ben. Yani o, Kasım Köksal'ın, Asım Köksal, Asım Köksal, çok eski okuduğum, 20 yıl önce filan. Yani baya eski okuduğum zaman. O zamandan kalma olduğunu biliyoruz biz, o, normalde bu tarih kitaplarında var. Bizim derdimiz şu, biz Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin doğum gününü kutlarken, doğumunu kutlarken, o eşref-i mahlukatın zirvesinde olan, o nebiler nebisinin, ahlakını öğreniyoruz. Ona muhabbet besteme, onu sevme, onun yolunu tanıtma, onun yolunu tanıma, onun ahlakını tanıma, onun ahlakını tanımlama gidiyoruz.
Asıl buradaki niyetimiz bu. Niyetimiz, o alemlere güneş olarak, güneş olarak doğan, Hz. Peygamber'e, biraz daha muhabbet beslemek, onu biraz daha tanımak, onu biraz daha bilmek, onun üzerinden, Hz. Allah'ın, ahlakını, hukukunu, muhabbetini bilmek, Hz. Allah'ın, bu noktadaki, huylarını, sevdiği ahlakları, sevdiği hazretleri öğrenmek, bu bir. İkincisi, kıymetli dostlar, bizim memleketimiz, bu hale gelirken, elini kolunu, sallaya sallaya gelmedi. Mevlidlerimize, laf uzatanlar, dil uzatanlar, kasıtı dil uzatıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti, devletinde yaşayan, Müslümanlar, dinlerini ayakta tuttularsa, dinlerini, şu anda hala da, tüyü taze tuttularsa, tuttularsa, o mevlid cemiyetlerinin, mevlid cemiyetlerinin katkısı var.
Niçin? Mevlid okumak serbest, hadis okumak yasaktır. Sizler bilmezsiniz. Bu fakir bilir bunu. Ben İzmir bayındır da, ders yapacağım zaman, biz, rahmelerimize mevlid koyardık. Mevlid. Mevlid okumasını bilen bir kimseydi, oturtturdum ben başına. Polis geldiğinde, başta mevlid ederdim. Ben orada sohbet ederken, polis gelir basardı bize, o arkadaş başlardı, indiler gökten, melekten saf saf diye, mevlid okuma. Polis bizi götürürdü, karakola. Sıralanırdık biz, karakolda. Ne yapıyordunuz? Mevlid okuyordunuz. Kim okuyordu mevlidi? İmam Hatip mezunu, İmam Hatip Okulu'ndan okumuş belizeye. Veya orada bir tane imam, veya bir tane oradan hoca. Mevlid okuyorduk. Bakardı karakol, polis şimdi, oradaki komiser mevlid okuyorduk. Mevlid okumak yasak mı?
Değil. Mevlid okumak yasak değil. Hadis okumak yasak. Mevlid okumak yasak değil. Zikretmek yasak. Mevlid okumak yasak değil. Kur'an okumak yasak. Zaten onu söyleyenlerim diyorum ki, kaç defa karakola gittin? Ne aldılar kimliğini önünü göğsünde tutaraktan? Ne sefer seni yandan, önden, arkadan, gözlüklü, gözlüksüz, paltolu, paltosuz, terörist gibi fotoğraflarını çekip senin, dosyaladılar seni.
Yaptığın şey ne? Allah'ı zikretmek. Yaptığın şey ne? Hadis okumak. Buharine'nin hadis tercihmesini, Buharine'nin hadis tercihmesini, Sofoğlu'nun, hadis tercihmesini, suç aleti olarak, diyanete sorulmuş adamım ben. Ne okuyordun? Buharine'nin hadis tercihmesi. Cumhuriyet savcılığı, diyanete yazı yazdı. Bu dini kitap mıdır, değil midir? Yasak mıdır, değil midir? diye. Otunup buna ağladım ben karakolda. Otunup buna ağladım. Şimdi, Güllük Külistanlık. Bundan on yıl önceye baktığınızda, Güllük Külistanlık.
Bundan yirmi yıl önceye baktığınızda, Cennet Bahçesi ortalık şimdi. Cennet Bahçesi'nde yaşıyorsunuz nimeti bilin. Şükrüne eda edin. Cennet Bahçesi'nde yaşıyorsunuz bugün. Cennet Bahçesi. Camide zikrullah yaparken, polisler sıralanırdı, ödemişler. Caminin ortası, caminin içinde zikrullah yapıyoruz biz. Polisler orada. Arkadaşlara derdim ki, gözünüzü açmayın. Gözünüzü açarsanız, gözünüz ahma olur, kör olur. Görecek polisi, zikrullahı bırakacak diye korkarım. Herkes gözünü yumar. Zikrullah biter. Dışarı çıkarız biz şimdi. Arkadaşlara derim ki, çıkın siz gidin. Hepsi de teker, teker, teker, teker gider.
Mustafa Özba en son kalır. Adamın işi benden. Böyle yapıyordu bana. Kalk. Tamam. Kalktık. Hadi bakalım. Destur. Götür. Hadi götür. Karagola. Ne var? İşte amirim. Bunlar zikrediyorlardı. Zikrediyorlardı demiyor. Bunlar ayin yapıyordu. Camide. Al. Sabaha kadar uğraş. İşin yoksa. Ertesi gün sabahına çık. Savcıya. Savcı ne yapıyordunuz? La ilahe illallah diyordu. Aynen bunları yazıyorlardı. Çat çat çat. Yaz kızım. Meclis camide la ilahe illallah diyorduk. Yaz kızı. Mevlid okunuyordu. Bayındır'da ilk zikrullah yaptıracağım zaman Bayındır Belediye Haparası'ndan Mustafa Özbağ, merhum babası Hasan Özbağ adına Hacı İbrahim Mahalle'yi camisinde Mevlid-i Şerif okutacaktır.
Bütün halkımız davetlidir. Hiç kimse neyle karşılaşacağını bilmiyor. Annem bütün hısım akrabeye söyledi. Üst katta kadınlar var bizim camiler orada. Burada da aynı. Alt katta adamlar var. Bizim Tire'den derviş kardeşler geldi. Ne zaman dedim ki hani Mevlid'de var ya işte kim aşk ile bir kez dese Risan Allah dökülür cümle günahları mistahazan kısmı var ya oraya deyince başlayın Allah demeye dedim ben. Zikrullah'la tanışacak Bayındır ilk defa. Tam oraya dediler başladı. Allah Allah ortalığı buz buz oldu. Herkes dışarı çıkıyor. Biz oralardan geldik. Ben o zaman orman işletmesinde muhasebede çalışıyorum. Ertesi gün bir tane polis karakoldan çağırıyorlar beni. Orman işletmesinde.
Zaten ertesi gün herkes öyle yan yan bakıyor bana. Kimse merhaba dahi demiyor. Biz oralardan geldik. Mevlid okuya okuya. Bakın mevlid okuya okuya. Şimdi çıkacak birisi sizin yaptığınız bidat diyecek. Siz yaptığınız yanlış diyecek. Tuğ kakasınız diyecek. Ben de ona diyeceğim ki ah kardeş ah. Sen bizim gibi hayatı yaşamadın ki. Sen sahada değildin. Sen lüks evinde yatıp uzanıyordun. Sen o zaman bunlardan haberin yoktu. Çilelerden haberin yoktu. Bu insanların ne yaşadığını ne çektiğini bilmiyordun diyecek. Allah bizi affetsin. O yüzden kardeşler. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini anmak için.
Onu sevmek için. Onun sünnetini öğrenmek için. Onun ahlakını yaşamak için. Onun edebini. Onun adabını öğrenmek için. Düzenlenmiş olan bütün programlar. Tüm etkinlikler mübahtır. Sahittir. İbadettir. Onlara destek verin. Onlara katılmaya gayret edin. Geceniz hayır olsun. El Fatiha. Bren'in uwu.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.