Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 25 Ağustos 2026 · 1:50:04
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip, hakkı haykıran, yaşayan, tebliğ eden, batılı, batılı bilip, batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına tecavüz ediliyorsa, parasına, puluna, malına, mülküne tecavüz ediliyorsa, çökülüyorsa, Cenab-ı Hak bunları yapanların hepsinin de burnundan fitil fitil getirsin.
Hepsini kahriperişan eylesin. Hepsini de yerin dibine geçirsin. Müslümanları bir ve beraber eylesin. Müslümanlara kuvvet, kudret nasip eylesin. Amin. Ejimayin. Malum bugün Mevlid kandili. Dışarıda hiç kimse kalmasın. Hızla. Görevlilerin haricinde hiç kimse kalmasın. Biz burada sıcakta terleyeceğiz. Siz orada küfür küfür duracağınız böyle bir şey yok. Çabuk çabuk çabuk … koşun. Koşun diyorum yürüyorsunuz daha. Koş koş koş … Valla ben sizin başınızda çavuşluk yapmış olsaydım hepiniz kilo verirdiniz ha. Öyle koş tutururdum ki.
Bak hala da yürüyor arka taraf. Koş yürü hızla. Ben askerde çavuştum hem de iyi bir çavuştum. Bu taraf arka taraf müsait bu taraftan gelebilirsiniz. Ercan bu tarafa yönlendir milleti. Devletin muhtarısın sen de. Herkes lafını dinlerse. Ben bir şey değilim ya. O yüzden beni dinlemezler. Seni dinlerler. Devletsin sen ya. Muhtar demek Cumhurbaşkanı gibi ya Allah Allah. Köyün muhtarı. Adam bizi köye katmıyor ya. Ahmet hoş geldin. Nasılsın iyi misin? Allah'ım daha iyisin inşallah.
Ne yapıyor bizim birader iyi mi? Bir sıkıntı yok. Aratırı korkutmasın milleti söyle ya. Gene korkutmuş birilerini de. Evet bugün Mevlid Kandili. Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin doğum günü. Her ne kadar Nisan ayına denk gelse de doğumu. Ama hicri takvime göre. O yüzden diyanetin yayınladığı zamanlar bu zaman. Her ne kadar diyanetçiler beni sevmese de. Evet. Enbiya Suresi ayet 107-108-109. Ayet 1007-108.
Ey Muhammed! Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. Ayet 1008-108. De ki bana ancak şöyle vahyolunuyor. İlahınız ancak tek bir ilahtır. Şimdi siz artık Müslüman oluyor musunuz? Ayet 109-109. Eğer yine de yüz çevirirlerse de ki size düpü düz açıkladım. Tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilemem. Bugün bir insanın dünyaya gelişinden veya doğumundan öte kendisinden sonra bütün insanlığı karanlıktan nura, zulümden adalete, haksızlıktan hukuka, cehaletten hikmete, vahşice yaşantıdan insanca yaşamaya, hayvandan daha aşağı bir mahluk olmaktan insanı kamil olmaya davet eden Hz. Muhammed-i Mustafa'nın zahiren, vücut olarak dünyaya teşrif ettiği gün.
Ve Cenab-ı Hak o nebisi için, o sevgilisi için diyor ki seni yalnız müminlere rahmet olarak göndermedim. Seni bütün alemlere rahmet olarak gönderdim buyuruyor. Yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sadece müminlere rahmet olarak gönderilen bir peygamber değil. Nice peygamberler vardır ki kendi kavimlerine gönderilmiştir.
Nice peygamberler vardır ki kendi bölgelerine gönderilmiştir. Nice peygamberler vardır ki kendilerine tabi olan bir tane iki tane insan olmuştur. Nice peygamberler olmuştur. Sadece kendisi peygamberliğini bilir. Hiç kimse onun peygamberliğini bilmez. Kendisi peygamber olduğunu bilir. Etrafındaki hiç kimse onun peygamber olduğunu bilmez. Ama o nebiler nebisi, o resuller resulu, o Hz. Allah'ın biricik sevgilisi, kulu ve peygamberi olarak Muhammed-i Mustafa bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Bu alemler dediğimizde sadece insanlar aklımıza gelmesin. İnsanlar, cinniler, melekler, hayvanlar, börtü böcek, dünya, bütün gezegen, bütün varlık alemine rahmet olarak gönderilmiştir.
O peygamber ki düşküne, mazluma, düşmanın kendisine düşmanlık edene bile rahmet olmuştur. O peygamber ki zenginlere, bürokratlara, siyasetçilere, zalimlere, bildiğiniz zalimlere, rüşvetçilere, günahkarlara dahi rahmet olarak gönderilmiştir. Bilene, anlayana ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kuzeni olan Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah nakledilen görüşe göre o alemlere denilince bütün varlık alemine peygamber olarak gönderilmiştir.
Ve o peygamber olarak gönderildikten sonra kafirlere bile rahmettir. Çünkü ondan önce bir kısım kafir olan kavimler maymuna çevrilmiş, bir kısmı kertenkeleye çevrilmiş, bir kısmına bölgesel afatlar gelmiş, bir kısmına şehirsel afatlar gelmiş ve yerle eksan oymuşlar, her biri taş toprak olmuşlar. Ama Hz. Muhammed Mustafa'dan sonra sallallahu aleyhi ve sellemden sonra bütün insanlığa rahmet olmuş ve o yeryüzüne gönderildikten sonra hiçbir kavim olmamış ki maymuna çevrilmiş olsun, hiçbir kavim olmamış ki kertenkeleye çevrilmemiş olsun, hiçbir kavim olmamış ki onlara komple bir kavim olduğu gibi yel afatından, sel afatından, yer afatına muzdarip olup yok olmuş olsun.
O yüzden normalde ne üzerlerine taş yağıyor şimdi kafirlerin, ne de onlar bir maymuna çevriliyor, ne de kertenkeleye çevriliyor. Ama manen çevriliyor mu? Evet. Mana olarak bu çevriliyor ama zahir olarak çevrilmiyor ki, bu da alemlere rahmet olan Hz. Muhammed Mustafa'nın yüzü sürmetine olmuştur. Ve müşriklere de ki, bana ilahınızdan ancak bir tek ilah olduğu vahyolunuyor.
Artık sizler ibadete layık olmayan putları bırakıp sadece tek bir ilaha boyun eğiyor musunuz? Evet, geçmiş dönemlerde insanlar zahiri putlara tapınıyorlardı. Zaman zaman bazı kavimler, bazı milletler yine bu zahiri putlara tapınırlar. O putlardan medet umarlar, o putlardan beklerler. Ama ve lakin bugün modern dünya dediğimiz bu dünya, o zahiri putları devirdiler. Malum Irak'ta, Suriye'de putları devirdiler, yerli eksan ettiler. İşte o putların hepsinin boynuna birer tane iplik bağlayıp sokaklarda süründürdüler, kırdırlar, fattılar. Ama bugün günümüzün putları daha enteresan. Günümüzün modern putları taştan veya tahtadan heykellere tapınmıyor. Günümüzün modern putları ideolojiyle, ideolojilere tapınma, arzulara tapınma, şehvete tapınma, şöhrete tapınma, haramlara tapınma gibi farklı tapınışlar sergiliyorlar.
Artık insanların içerisinde şöhret bir put oldu, makamlar bir put oldu, arzular, heva ve hevesler birer put oldu. Kur'an ve sünnet bir yerde, insanların heva ve hevesi bir yerde. Kur'an ve sünnet bir yerde, insanların makam arzuları, makama ulaşma ve o makamı kendi heva ve hevesince işgal etme bir yerde. Kur'an ve sünnet bir yerde, insanların şehvetleri, arzuları bir yerde. Kur'an ve sünnet bir yerde, Kur'an ve sünnet bir yerde, insanların şatafat, şatahat gösterişleri, kibirlilikleri bir yerde. Ve Müslümanlar şu anda görüntüde bir puta tapınmıyorlar ama gönüllerindeki dünya sevgisi, makam sevgisi, gönüllerindeki şöhret sevgisi, gönüllerindeki arzu ve istekler ne yazık ki putlaşmış vaziyette.
Ve insanlar asıl o kendi içlerindeki nefsani ve şeytani putları yıkmakta zorlanıyorlar. Ve baksak İslam dünyasına, herkes Müslüman ama gönüllerindeki putlarıyla secdeye gitmekte, gönülleri putlarıyla, gönüllerindeki putlarıyla zikir halakalarında durmakta. Ve gönüllerindeki putlarının peşine gitmekte. Artık öyle olmuş ki bu haram dediğimizde haramı küçük görme, bu helal değil dediğimizde onu küçük görme, bu farz dediğimizde farzları küçük görme, bu sünnet-i seneyi küçük görme, hatta Kur'an ve sünnet-i seneyi hor hakir görme, Kur'an ve sünnet-i seneyi kale almama, Allah'ın emir ve yasaklarını farzlarına riayet etmeme haline gelmiş.
Ve ne yazık ki insanların içlerindeki putlar dışarıdaki taştan, tahtadan yapılmış olan putlardan daha sağlam bir zemine oturmakta. Dışarıdaki putun kafasına bir kement vurup herhangi bir iş makinesiyle devirmen mümkün ama içimizdeki putu devirmek ne yazık ki çok zor. Modayla, popüler kültürle, gösterişle, şataatla, şatafatla İslam dünyası esir alınmış vaziyette, insanlar heva ve heveslerine ilah edilmiş, heva ve hevesine hoş gelen her şeyi kabul etmekte ama Allah'ın emir ve yasaklarını haşa tabiri caizse sırtından arkaya atsa iyi,
ayaklarının altını alıp ezmekte ve namaza giden ve secdeye giden ve rükuya giden kimseler ne yazık ki o putlardan kurtulmuş vaziyette olarak gidememekte. Gıybet edip secdeye gitmek, iftira edip secdeye gitmek, ne bileyim onun bunun malına, namusuna, şerefine, haysiyetine göz dikip secdeye gitmek, onun bunun parasına, puluna göz dikip secdeye gitmek, rüşvet yiyip secdeye gitmek, haramla iştigal edip secdeye gitmek, insanları kayırmacılıkla, kayırmacılık yapıp secdeye gitmek, insanların tepesinde kibirlenirip de secdeye gitmek,
insanlara gösteriş noktasında secdeye gitmek ve içindeki putlardan kurtulmadan, içindeki putları kırmadan, içindeki putları reddetmeden, la derken, asıl la'yı kalbimize okumadan ne yazık ki ümmeti Muhammed namaz kılmakta, oruç tutmakta. Yani kalbi temizliğini yerine getiremeyenler, kalbi temizliğini yerine getiremeyenler, ne yazık ki secde edecekleri yerde tozlarla uğraşmakta. Oysa Hz. Muhammed Mustafa secde ettiğinde ya anlı çamur olurdu, ya anlı toz toprak olurdu, anlı toz toprak olurdu. Çoğu zaman toz toprak olur, o tozu toprağa dahi silkelemezdi. Hatta bir Ramazan'da itikafa girdiğinde yağmura secde etmişti, çamura secde etmişti de bugün Allah-u Alem Kadir gecesidir deyip, çadırından kafasını dışarı çıkarıp Ümmet-i Muhammed'e Kadir gecesini müjdelerken, anlında çamur vardı.
Şimdi evlerimiz çok temiz, secde edeceğimiz yerlerimiz çok temiz ama kalplerimiz o kadar temiz değil. Evlerimiz çok süslü püslü. En güzel eşyalarla, en güzel mobilyalarla, en güzel o büfelerle, ne bileyim en güzel gösterişli, siz ne diyorsunuz onlara bir sürü takım taklavat var ya, tahtadan yapılma, tahtalarla süslü ama Ümmet-i Muhammed'in kalbi süslü değil. Ümmet-i Muhammed'in kalbi zikrullahla yanıp tutuşmuyor. Ümmet-i Muhammed'in kalbi Allah sevgisiyle yanıp tutuşmuyor. Ümmet-i Muhammed'in kalbi Resulullah sevgisiyle yanıp tutuşmuyor. Ümmet-i Muhammed şimdi moda ne çıktı? Muhakkak onu almam lazım. Şimdi moda trendine şu örtü, o örtüyü almam lazım. Şimdi moda trendi bu, bu elbiseyi muhakkak almam lazım.
Şimdi moda trendine şu marka ruj kullanmam lazım. Şu marka allık kullanmam lazım. Şu marka boya kullanmam lazım. Şu marka kremler kullanmam lazım. Ümmet-i Muhammed'in kadınlarının yüzleri boya küpü. Ve Ümmet-i Muhammed'in kadınları boya küpü olduktan sonra şimdi de erkeklere bulaştı. Göğüs kıllarını tavuk gibi yolduran erkek bozuntuları, ne bileyim orasındaki burasındaki kılları, tüyleri yoldurup orta yere gömleğini açan, göbeğine kadar açan erkek bozuntuları türedi.
Ve sanki biz onların göğüslerini görmek zorundayız. Sanki kadınların da göğüslerini görmek zorundayız. Kadınlar da, erkekler de göğüslerini açmış, her şeyi fora etmiş. Öyle yürümekte. Ne yazık ki Ümmet-i Muhammed'i bu noktaya getirdiler. Ümmet-i Muhammed'i bu noktaya gelmek için koşuyormuş. Koşa koşa bu noktaya geldi. Ve Cenab-ı Hak ayet-i kerimede o putları yıkın, hala da siz o putlara mı ibadet edeceksiniz derken, Ümmet-i Muhammed nefsin, heva ve hevesin ve şeytanın içimize yerleştirmiş olduğu putlara boyun eğmekte. Şöhret, makam, dünya sevgisi Ümmet-i Muhammed'i talan etmekte. Ümmet-i Muhammed'i yakıp yıkmakta.
Ve Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, o gün için insanların tapındıkları putları yıkarken, bir savaştan döndüğünde de dönerken, şimdi asıl büyük savaşa döndük dedi. Ashab dedi ki, ya Resulallah, kim var karşımızda? Dedi ki, iki göğsünüzün arasındaki nefis de, nefis var dedi. Nefis de cihad, cihadı ekberdir buyurdu. Ve Ümmet-i Muhammed bin yıl değil, yüz yıl değil, otuz yıl sonra o nefsin mücadelesini terk etti. O nefsin mücadelesini terk edince, taht kavgaları, devletin başına geçme kavgaları, Ümmet-i Muhammed'in içine yerleşti. Ve ne yazık ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, insanların önüne çıktığında, ben sizi yönetmek için gönderildim demedi.
Ben size devlet kuracağım deyip de gönderilmedi. Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim dedi. Ama Ümmet-i Muhammed, o güzel ahlakı terk etti. Dünya sevgisi, dünya makamları, o Ümmet-i Muhammed'i zehirledi. Kıymetli dostlar, evet, bugün bizim sevinç günümüz. Ama ve lakin Ümmet-i Muhammed'in düştüğü bu hal, Ümmet-i Muhammed'in şu yaşadığı karanlık dönemler, bizim sevincimizi kursağımızda bırakmakta.
Bir avuç, İsrail bozuntusu, Ümmet-i Muhammed'in başına bela olmuş, her gün bombalamakta, her gün Ümmet-i Muhammed'in kanı akıtılmakta, namusları, şerefleri, haysiyetleri yok edilmekte ve Ümmet-i Muhammed seyretmekte bunu. Ve nasıl geceleri uyuyor, ve nasıl bundan rahatsızlık duymuyor, bu da ayrı bir şaşkınlık verecek bir şey. Ve düşünebiliyor musunuz? Bir gün sizin kapınızı, İsrail askerleri çalıyor, çalmıyor, kırıyor, içeri giriyor ve sizin 10 yaşındaki kızınıza tecavüz ediyor. Ve eşinize tecavüz ediyor. Ve Ümmet-i Muhammed bunu seyrediyor. Tecavüz etmekte bırakmıyor ve onları öldürüyor. Ve Ümmet-i Muhammed bunu seyrediyor. Ve onların evlerini gasp etmekle kalmıyor.
Vücutlarını da gasp ediyor. Onların namuslarını da gasp ediyor. Ve Ümmet-i Muhammed seyrediyor. Ümmet-i Muhammed'in bizdenmiş gibi görünen siyasetçileri de, bürokratları da seyrediyor. Ve bütün dünya seyrediyor bu zulmü. Ve bu zulüm bir günlük, iki günlük, üç günlük, beş günlük değil. Bu zulüm 100 yıldan beri devam ediyor. 100 yıldır devam eden bu zulmü Ümmet-i Muhammed durduramıyor. Sadece Filistin'de mi? Hayır. Dünyanın her tarafında Ümmet-i Muhammed zulüm görmekte. Ümmet-i Muhammed'in parası, namusu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınmakta. Ve Ümmet-i Muhammed ekonomik olarak da zulüm altında. Bir gece enflasyondan sizin cebinizden paralar çalınıyor.
Ve siz bunlara sessiz kalıyorsunuz. Ümmet-i Muhammed komple bu manada sessiz. Ekonomik hırsızlığa karşı sessiz, hırsızlara karşı sessiz, rüşvetçilere karşı sessiz, namussuzlara karşı sessiz, şerefsizlere karşı sessiz ve Ümmet-i Muhammed'in üzerine zulüm yağdıranlara karşı sessiz. Oysa Allah'ın Resulü zulme karşı sessiz kalmamıştı. Ve zulmün karşısında sessiz duranı, susanı, dilsin şeytanlıkla itham etmişti. Ve Ümmet-i Muhammed, Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın getirmiş olduğu, Hem Kur'an'ından hem de Sünnet-i Seniyyesinden uzak, uzak olduğu gibi bir de düşman kesildi. Artık ayetler tartışılır hale geldi. Artık hadisleri tartışmayı açtılar. Ayetleri inkar etmeye başladılar.
Ümmet-i Muhammed'in gözünün içine baka baka ve biz burada Mevlüt kandilli münasebetiyle toplandık ve kandillerimizi zaten bunlar bidattır deyip elimizden almaya çalışıyorlar ve bidattır deyip savaş çıkarıyorlar. Sanki bütün bidatlar bitmiş de, sanki bütün yanlışlıklar, eksiklikler bitmiş, sanki bütün haramlarla mücadele bitmiş, Sanki Kur'an ve Sünnet-i Seniyyesinden ahkamıyla ahkamlanmışız da, bizim kandil kutlamalarımız kalmış bidat olarak.
Pantolonlarımız, gömleklerimiz, kadınlarımızın kıyafetleri, düğünlerimiz, şölenlerimiz, eğlencelerimiz, bütün dünyevi hayatımız tamamiyetle Avrupa'yileşmiş. Yani Avrupa kültürünün biz esiri haline gelmişiz. Ve inancımız esir, inancımız esir ve inancımızı hür bir şekilde yaşayamıyoruz. Bu esir oturmuşlar, elimizde ne var? Elimizde bir kandillerimiz var, onunla araşıyorlar. Oturmuşlar, ortalık çıplaklık, fuhuş, uyuşturucu, hırsızlık, dolandırıcılık, ortalık adam kayırmacılık, rüşvetçilik almış, götürmüş. Oturmuş bir kısım İngilizle, Siyonizmin uşakları bu ülkede veyahut da İslam dünyasındaki mevlütlere savaş açmışlar. Kandillere savaş açmışlar.
Sünnet-i Seniyye'ye savaş açmışlar. İngiliz'den beslenen Vahabi bozuntuları, İngiliz-Mossat'tan beslenen radikal İslammış gibi görünen o bozuntular ne yazık ki bizim Kur'an'ımıza, Sünnet-i Seniyye'mize, bizim kültürümüze, dini kültürümüze saldırmakta. Ve Ümmet-i Muhammed bu noktada ne yazık ki sessiz kalmakta ve kocaman bir kıyamet alameti yaşamakta. Ve Cenab-ı Hak Furkan ayet 43'te haykırmakta, Allah haykırmakta. Ey Muhammed gördün mü arzu ve hevesini ilah edineni ona sen mi vekül olacaksın? Eğer yine de yüz çevirirlerse de ki sizde düpedüz açıkladığım tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilmem. Ve Ümmet-i Muhammed heva ve hevesini ilah edilmiş vaziyette.
O gün sabah Ümmet-i Muhammed uyandığında heva ve hevesine bakmakta. Bugün kahvaltıda ne yiyelim? Açın interneti, kahvaltıda ne yiyeceğinizi size söylesin. Hiç önemli değil. Siz tarana çorbasını yeter ki unutun. Gidin siz eritilmiş, kalmış, raf ömrünü bitirmiş, raf ömrünü bitirmiş peynirlerden kaşar peyniri. Eritilen peynirden alın, ondan yiyin. Zehirlenin. Kafanız çalışmasın, aklınız çalışmasın. Zehirlenin ki sizin imanınız da, İslam'ınız da geride dursun. Zehirlenin. Sabahtan zehirlenin. Eritilmiş kaşar peyniriyle kahvaltı yapın. Annenizin tarhana çorbasını unutun. Annenizin yaptığı salçayı unutun. Sizin annenizin veya ninelerinizin yaptığı bulguru unutun. Ninelerinizin o yemek kültürünü unutun.
Ne yapın? Bütün dünyayı aynı merkezden beslemek istiyorlar. Gidin Facebook yiyin. Bugün Amerika'daki de aynı Facebook yiyecek. Buradakiler de aynı Facebook yiyecek. Neyse adı. Evet, hepiniz aynı şeyi yiyeceksiniz. Aynı o et bozuntusunu yiyeceksiniz. Et değil. Aynı o tavuk bozuntusunu yiyeceksiniz. Tavuk değil. Aynı o peynir bozuntusunu yiyeceksiniz. Peynir değil. Aynı o hazır gıda olarak bize dayattıkları gıdasız bozuk mamulleri yiyeceksiniz ki hepinizin birden aklı, beyni gitsin. Hiçbiriniz düşünemeyin. Hiçbirinizin zekası olmasın, mantığı olmasın. Ve siz sürü olarak güdün, güdülün. Bütün dünya insanlığı olarak. Sizin Almanya'dan ne farkınız var? Evet, Amerika'daki insanla ne farkınız var?
Aynı kolayı için. Aynı kolayı için. Bir Hristiyan'la bir Müslüman'ın yiyeceği aynı. Çünkü hepsi de köle. Hepsi de Siyonizm'in kölesi. Siz istediğiniz kadar namaz kılın, oruç tutun. Yediklerinizle, içtiklerinizle, harcadıklarınızla, kıyafet tarzınızla, tavrınızla, AVM'lerdeki alışverişlerinizle, markalarınızla, Siyonizm'in kölesisiniz. Evet, Amerikalılar'dan farkınız yok. O da köle, siz de kölesiniz. Hepimiz köleyiz. Köleleştirilmiş bir İslam toplumu. Köleleştirilmiş bir dünya insanlığı söz konusu. Bu kölelikten kurtaracak olan Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu demek. Ama bu diliyle değil, kalp ile tasdik ve kalbinizde ve etrafınızda ve elinizin altında, elinizin dışında.
Kur'an ve sünnet-i seni aykırı ne var ise La dediğinde onları sıyırıp atmak. La dediğinde onları gönülden çıkarmak. La dediğinde onu atmak. La yok demek. İlahe yani ilahın karşılığı ilahe. Bozuk ilahlar. Bozuk ilahlar. Hiçbir şey yapamayan, hiçbir şey edemeyen, gücü kuvveti olmayan ilaheler. O arzular, o istekler, o heva, o heves. Bunu atmak. Ama ne yazık ki biz bunları atamadık. Ve ümmet-i Muhammed olarak, biz ben kendim olarak, bu sohbet benim kendi nefsim olmuş olsun. Ben kendi nefsim olarak ne yazık ki o gün müşriklerle yaka paça olan, mücadele eden, savaş veren, can alan, can veren. Hz. Muhammed ve ashabı hepsine Allah rahmet eylesin. Onların şefaatleri üzerimize olsun.
Ve onlar ne güzel insanlardı ki, la dediklerinde her ne var ise hepsini söküp attılar. Biz bir gıybeti söküp atamadık. Biz bir dedikoduyu söküp atamadık. Biz bir iftirayı söküp atamadık. Biz gönlümüzdeki kibiri söküp atamadık. Biz bir makam sevgisini söküp atamadık. Biz dünyevi makam sevgisini de söküp atamadık. Biz uhrevi makam sevgisini de söküp atamadık. Birisi gel seni şeyh yapacağım dedi. Koşa koşa gittik. Şeyhlik icazetini aldık. Biz ona layık mıyız diye de biz soramadık kendi nefsimize. Birisi geldi bize dedi ki aman biz makam sevdasına düşmeyin derken birisi geldi gel sen şeyh olmuşsun dedi. Biz koşa koşa gittik. O icazeti aldık. Bakmadık sonumuzu. Bakmadık yarınımıza.
Bakmadık ne yaptığımıza. Biz bir makam sevdasına kul olduk. Gittik. Biz dünya sevdasına kul olduk gittik. Bize dediler ki gel şu kadar bin euro verelim. Biz o euronun peşine koşturduk. Dedik ki aman ya bu bize Allah'ın lütfudur dedik. Sormadan cebimize aldık. Kendi nefsim için değildi bu. Sonra yakalandık bilmem kaç yüz kilo altınla. Sonra yakalandık bilmem ne kadar tapuyla. Sonra yakalandık bilmem ne kadar milyon dolarlar milyar dolarlarla. Sonra bir de kavga çıkardık. Ümmetin parası mıydı yoksa babamızın dedemizin parası mıydı? Biz dünya sevgisine yıkıldık. İstedik ki bizim bir makam arabamız olsun. Bir tane S350'ye binelim, S500'e binelim.
Koca koca sakallı cübbeli insanlar bizi korumak için arabanın yanında koşsunlar. Oysa Mekke'liyi fetheden Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Mekke'ye girerken insanların temannasını görmemek için devesinin üstünde kafası mübarek başı alnı devenin hörgücüne değecek kadar eğiliyordu. Kibirden Allah'a sığınıyordu.
Ve sanki Mekke'nin Fatih'i o değildi. Öylesine tevazuyla gidiyordu. Ve Türkmen silahtarlar çadırının önünde koruma için nöbet tutuyorlardı. Hazreti Muhammed Mustafa'nın korumaları Türkmenlerdi. Dayılarının akrabalarıydı anne tarafından. Hazreti Hüseyin Efendimiz de şehit olmazdan önce o zalim komutana demişti ya, beni dayılarımın ülkesine müsaade edin ben oraya gideyim. Yani Türkiye ellerine. İşte o silahtarlar onun kapısında nöbet tutarken bir sabah Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem çadırından kafasını dışarı çıkardı da beni Allah koruyor.
Siz işinize bakın korumaya ihtiyaç yok diyordu. O korumaya ihtiyaç yok diyen Hazreti Muhammed Mustafa'nın ümmeti dediğimiz kimseler ne yazık ki bir üstad, bir şeyh sanki değil de sanki dünyevi bir imparatormuş gibi etrafında dervişlerden koruma ordusu yapıp koşturuyorlardı. Hele birisini görmüştüm İstanbul'a giderken araba vapurunda böyle işte şeyh efendiye kahvaltılar getirmişler.
Şeyh efendi vapurda oturmuş böyle arka tarafta. Ben de arabanın içindeydim. Dışarı çıkmıştım öyle baktım kulaklıklar böyle hani vardır ya CIA filmlerinde kulaklık korumalar falan. O şeyh efendiyi koruyorlar. Dedim hayırdır neden bu kadar koruyorsunuz üstadımıza Mossad operasyon yapacaktı dediler. Dedim Mossad sizin üstadınıza operasyon yapacaksa batsın dedim o Mossad. O hale gelmişiz. Beni Allah koruyor diyemeyen üstadlar beni Allah korur diyemeyen alimler beni Allah korur diyemeyen siyasetçiler bürokratlar türettik. Ve Hz. Muhammed Mustafa'ya baktığımızda ölçüsü yok bunların. Muhammed Mustafa tek başına bir ağacın altında oturan orada gölgelenen hatta yakaza uyku haline yarı uyku haline gelen ve bir müşrik onun kılıcını alıp Alıp boğazına dayayıp şimdi seni benim elimden kim kurtaracak diyebilecek kadar yakın ve o kadar da haince küstahça yaklaşabilen öyle yaklaşılan bir peygamber.
Ve ayağa kalktığında seni kim kurtaracak benim elimden dediğinde Allah deyip müşriğin elinden kılıcını düşürüp ondan sonra kılıcı eline alıp seni şimdi benim elimden kim kurtaracak dediğinde Sen benim gibi kötü değilsin sen iyi bir insansın sen beni öldürmezsin deyip müşriğin dahi merhametine rahmetine sığındı bir peygamber. Ve o koca peygamber korumasız bir ağacın altında yatarken kıyı tırıktan etrafında on kişi toplayan kimse artık yanına koruma almakta. Bu ne? Bu muhterem hoca efendi, muhterem şeyh efendi, muhterem bilmem kim efendi, muhterem bir zat. Bu kim? O işte bilmem nerede müdür, o bilmem nerede amir, o bilmem nerede belediyede bilmem ne.
Evet bir sabah arabada giderken adam birisi arkaya oturmuş belli bir yerde makam sahibi. Belediyede bir de o Broadway bir de makam arabası. Arkaya böyle oturmuş kaykılmış arkaya. Ondan sonra açtım kapıyı maşallah dedim ya. Ne bir makam sevdası dedim ya. Ve bizim artık belediyelerimizde böyle normalde devlet dairelerinde küçücük bir şefin dahi makam arabası var. Koruması var. Şoförünün silahı var. O şoför bir tek onu sabah alıyor evden iş yerine getiriyor. İş yerinden de eve getiriyor. Başka bir iş yok. Makam şoförü. Arabayı siliyor boyuna belinde de devlet ona silah vermiş. Biz bu hale geldik. Biz diyemedik bizi Allah koruyor diye. Ve sünnet-i Resulullah'tan hızla uzaklaştık. Kur'an'dan hızla uzaklaştık. Allah bizi onlardan eylesin.
Oysa Cenab-ı Hak tehdit ediyor. Bildiğiniz tehdit ediyor. Peygamberin üzerinden diyor ki yüz çevirirlerse de ki size düpedüz açıkladım. Tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilemem. Çünkü kaybı Allah bilir. Bunu Hz. Peygamberin dilinden söylüyor çünkü. Ve o tehdit olunduğumuz şeye doğru biz hızla koşmaktayız. Ve koştuğumuz yerde kıyamet. Biz o kıyametten önce tabii kendi kıyametimizi yaşayacağız. O da ne? Son nefes, ölüm. Evet. O yüzden biz o son nefesimize koşarken o tehditle yüz yüze geleceğiz. Tehditle yüz yüze geleceğiz. Ve toprağa girdiğimizde dinike, imanike, evet bakın kulumun namazına diyecek. Biz o namazı da ne yazık ki ben kendi nefsim için söyleyeyim.
Biz yanım yamalak namaz kılanlardan olduk. Biz beş vakti de tamamlayabilenlerden olmadık. Artık boş kalırsak, biraz da nefsimizden böyle mücadele edersek aman şu namazı da kılıverelim atalım. Böyle artık ben kendi nefsim için söylüyorum. O namazlar ki onların yüzüne çarpılır, atılır. Biz ne yazık ki o hale geldik. Allah'ı muhafaza eylesin. O yüzden bugün sadece bir doğum günü hatırlaması değil bu. Bize hep anlatırlardı ya. O doğduğu zaman işte doğduğu zaman genç kızlar, kız çocukları diri diri toprağa gömülürdü. Burası çok hoşuma gider benim. Biz kız çocuklarımızı diri diri toprağa gömmüyoruz, sokaklara gömüyoruz, kafelere gömüyoruz, fuhuşhanelere gömüyoruz, eğlence yerlerine gömüyoruz, barlara, pavyonlara gömüyoruz.
Biz sokaklara gömdük çocuklarımızı, uyuşturucuya gömdük. 15 yaşında, 16 yaşında, 18 yaşında kız çocuklarımız uyuşturucu kurbanı. Bedenlerini sataraktan uyuşturucu elde ediyorlar. Seyrediyoruz sadece. Sadece seyrediyoruz. Kız çocuklarımız bizim fuhuş bataklığına gömülüyor. Türkiye'de fuhuş yaşı 13. Artık Türkiye'de çocuklarımız 13 yaşında fuhuşta iştigal ediyor. Ve 13 yaşındaki bir çocuk, 14-15 yaşındaki bir kız çocuk istediği gibi sevgili edilirip fuhuş yapabiliyor. Evlenirse çocuk yaşta evlendi deyip içeri atıyoruz.
18 yaşından küçük bir çocuk, kız çocuğu, annesinin babasının rızasıyla evlenmiş olsa dahi cezası 8 yıla 9 arasında. Öyle mi? Mehmet evin ne kadar? Efendim? 5 yılla 12 yıl arası. 5 yılla 12 yıl arası. Ben birisiyle tanışmıştım. 9 yıl ceza vermiş. 3 tane çocuğu var bunun. Adam normalde genç yaşta evlendirmiş annesi babası. Evet bizatihi tanıştım. Dedim kaç çocuk var? 3 tane dedi. Kaç yıl ceza aldın dedim? 9 yıl dedi. 9 yıl ceza almış. Yani 18 yaşını doldurmamış bir kız çocuğu evlendirmiş, annesi babası evlendirmiş. 9 yıl ceza almış çocuk. 9 yıl şeydeydi dosyası, Yargıtay'daydı. Yargıtay'da dosyası 9 yıl.
Normalde eğer 14-15-16 yaşında bir kız çocuğu evlendirilirse, normalde 5 yıla 12 yıl arasında ceza alıyor. Ama normalde 15-16 yaşındaki ortaokul çocuklarının yüzde 60'ının, 70'inin sevgilisi var. Bu yüzde 60-70 sevgilisi olanın yüzde 30'u, 35'i bekaretini kaybetmiş vaziyette. Ve bu çocuklara herhangi bir kimsenin bir şey demeye hakkı yok. Anne babalar da bir şey diyemez. Anne baba bir şey derse bir telefon, polis geliyor eve. Ve anne babayı normalde bırakıyor, çocuğu alıyor, esirgeme yurduna götürüyor. Anne baba eğer ki çocuk derse ki, beni taciz ettiler, beni dövdüler. Anne babayı bu sefer alıyor, karakola götürüyor. Hz. Muhammed Mustafa'yı bize anlatırken diyorlardı ki, işte genç kızları, genç çocukları diri diri toprağa gömüyorlardı.
Şimdi biz diri diri onların fuhuş yapmalarını seyrediyoruz. Diri diri biz onların uyuşturucunun pençesinde olanları görüyoruz. Çocuk daha kız çocuğu 16 yaşında, 17 yaşında. Ben diyeyim ki 15-16, siz deyin ki 13-14. Gözümün önünde yürüyorlar. Uyuşturucu satan evden çıkıyorlar. Çok özür dilerim, kız çocuğunun arkası yan yaş. Yani eşofmanının üzerine çıkmış yaşlık. Ve bunu da istediğiniz kadar şikayet edin bir şey olmuyor. Evet, Hz. Muhammed Mustafa'dan önce, müşrikler kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyorlardı. Şimdi Ümmet-i Muhammed, kendi kız çocuklarını diri diri sokağa gömüyorlar. Uyuşturucuya gömüyorlar.
Fuhşiyata gömüyorlar. Diskolara gömüyorlar. Gece kulüplerine gömüyorlar. Meyhanelere gömüyorlar. Deniz kenarlarına gömüyorlar. Sahil, kum, deniz, çok güzel hava. Tabii onun da bir tatil yapması lazım değil mi? Soyunalım, sahillere gidelim, dolduralım. Evet, kız çocuklarımızı oraya dolduralım. Ve normalde dışarıda bir erkek, bir kız çocuğuna aç senin göğsünü göreceğim dese ooo kıyameti koparır ama deniz kenarında herkes kendiliğinden açıyor.
Kız çocuklarımız açıyor. Anneler, babalar kendi kız çocuklarının bütün vücut hatlarını seyrediyorlar. Hadi anneler seyreder de babalar da seyrediyor. Evet, bir babası kendi kız çocuğunun bütün mahrem yerlerini görüyor. Ve bir kimse, kadın düşünün, evli bir erkek, evli bir kadın, onun hanımını, bütün herkes vücut hatlarını görüyor. Biz kendi ellerimizle gömüyoruz artık kadınlarımızı, kız çocuklarımızı. Ama ve lakin diyanet veyahut da bu mevlüt kandilinden bahsedenler, çıkacaklar bu gece yine, işte Hz. Muhammed'i Mustafa gelmezden önce, müşrikler kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyorlardı diyecekler. Biz diri diri sokağa gömüyoruz. Biz diri diri uyuşturucuya gömüyoruz.
Biz diri diri fuhuşa gömüyoruz. Bunu görmüyoruz biz. Bunu görmüyoruz. Düşünebiliyor musunuz? Bir ülkede uyuşturucu kullanımı ilkokullara kadar inmiş. Bursa'da yakaladılar. Bursa'da ilkokulun önünde yakalandı. Haberlerde izledik, dinledik. Küçücük şeker haline getirmişler uyuşturucuyu. İlkokullarda satıyorlar. İlkokullarda dağıtıyorlar. Biz çocuklarımızı şimdi uyuşturucuya gömdük. Evet, uyuşturucuya. Bizim oğlan bana dedi ki, beni okuldan al. Neden dedim ben? Dedi ki baba, okulun bahçesinde uyuşturucu satılıyor dedi. Nasıl olur dedim ben? Yemin ediyorum dedi, okulun bahçesinde uyuşturucu satılıyor dedi. Bir çocuk daha ne diyebilir ki babasına? Dedim öyle mi?
Öyle dedi. Beni al okuldan dedi. Ben okuldan aldım onu. Dedim tamam açıktan oku sen dedim. Okulun bahçesinde satılıyor uyuşturucu. Çocuğun demesi bu. Şu yukarıdaki Z yolu var ya dedi. Evet dedim. Arkadaşlar orada gidip uyuşturucu içiyorlar dedi. Biz çocuklarımızı uyuşturucuya gömdük. Biz çocuklarımızı zevk-ü sefaya gömdük. Biz çocuklarımızı heva ve hevese gömdük. Biz çocuklarımızı içkiye, kumara gömdük. Ne? Sanal kumar. Devlet kanalından oynarsan bir suç yok. Devlet kanalından oynamazsan suç. Yani gittin toto, loto, anasının gözü ne oynuyorsan, devletin ihale ettiği, kumara oynarsan bir suç değil. Ama birisi 3 tane 5 tane yazılımcı tutup orada bir eğer ki sanal kumar yazılımı yaptı o suç.
Evet. O suç. Parasız fuhuş yaparsan suç değil. Ama birisinden bin lira alırsan suç. Tabi diyanette ne güzel fetva veriyor. Bir kadın evli olmuş olsa dahi 5 tane erkekle fuhuş yapsa nikahı düşmüyor. Dedim ya böyle bir fetva veremezler dedim ya. Açın bakalım telefon. O canlı o ara bir fetva şeyi vardı. Hatta bizim bayan kardeşler onun ses kaydını alıp attılar bana. Ya normalde bir kadın kaç tane erkek dolaşırsa dolaşsın, kimle resmi nikahlıysa onunla nikahı duruyor. 10 tane kadın erkek dolaştı, nikahı duruyor. Sıkıntı yok. Fetvası da var. Aileyi koruyacağız öyle mi? Biz aileleri de gömdük sokağa. Biz namusu da sokağa gömdük. Gömdük. Şimdi evli bir kadın kaldırıyor telefonu polise.
Kocam bana darp yapabilir. Yaptı değil. Darp yapabilir. Beni korkuttu. Ben korktum derse bir telefona bakıyor. Polis geliyor hemen adamı uzaklaştırıyor. Doğru mu? Mehmet Emin Bey. Evet uzaklaştırıyor değil mi? Evet senin kardeşin uzaklaştırma almıştı değil mi? Adam bir altı ay aldı. Aldığından bir altı ay daha aldırdı hanımı. Evet. Adam psikolojisini bozdu ya. Zor kurtuldu kadından kurtulabildi mi? Kısmen mi? Kısmen mi belli değil mi daha? Evet. Veya bir kız çocuğu telefonu kaldırdı. Dedi ki babam beni dövebilir. Veyahut da babamın bakışlarından rahatsızım. Beni taciz edebilir.
Baba gitti kodese. Anında. Ertesi güne beklemek yok. Veya bir kadın telefonu kaldırdı. Kocasıyla alakalı. Dedi ki kocam bana tecavüz edebilir. Etti değil. Edebilir. Hemen uzaklaştırma hemen kodes. Biz aileyi de gömdük. Aileyi gömdük biz. Çocukları gömdükten sonra ne kaldı elimizde? Aile. Aileyi de gömdük. Anne babayı zaten gömmüştük biz daha önce. Anne kim baba kim ya? Salla gitsin. Kim dinleyecek annesinin babasını? Ne zamandan kaldınız siz? Anne baba dinlenirmiş mi ya? Geç. Evet. Biz ne yazık ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin zamanında zayıfın güçlüye karşı hakkı korunuyordu.
Zayıf güçlüye karşı hakkı korunuyordu. Ama şimdi zayıfların hakkını alamadığı bir dünyadayız. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri köleliği kaldırmıştı. Şimdi İslam dünyasıyla beraber bütün dünya insanlığı deccalizmin altında, kapitalizmin altında köleleştirildi. Her birimiz köle olduk. Şimdi dünyayı yöneten emperyalistler, dünyayı yöneten deccalistler, dünyayı yöneten şeytani beyinliler, akıllılar, bütün dünyayı köleleştirmiş vaziyetteler. Adam normalde ne o gökyüzüne bir sürü starlink midir, nedir onlardan atıyor. Kimse onun hesabını sormuyor. Sen neden bunlar atıyor, nasıl atarsın demiyor. Hesap soramazsınız.
Adam her gece bombalıyor. Hesap soramazsın. Yarın öbür gün Türkiye'yi de bombalayacak bunlar diyordum ben. Bir anam gülüyorlardı. Bakın Türkiye'ye 60 kilometre yakına kadar geldiler. bombaladılar Türkiye'nin gözünün içine baka baka. Hani bir arada böyle yakıt tank atmışlardı ya Hatay'a. Evet. Yarın öbür gün bizi de bombalayacaklar zaten. Bunları böyle yumuşak, tatlı bir şekilde söylüyorum. Böyle hani yumuşattığımı zannetmeyin. Hani acaba sizler için değil, sohbeti dinleyen onlar olursa dışarıdan acaba uyandırabilir miyiz diye. Ne yazık ki öyleyiz. Allah muhafız eylesin. Ve Hazreti Peygamber'in en büyük yıktığı bir şeylerden birisi ırkçılıktı. Arabın aceme, acebin araba üstünlüğü yoktur.
Üstünlük sadece takvadadır dedi. Ümmet-i Muhammed'in içine 200 yıldan beri ırkçılığı koydular. Arap dedi ki ben acemden üstünüm. Acem de dedi ki en üstün ırk Türk'ün ırkıdır. Ben de sizden üstünüm. O dedi ki ben sizden üstünüm. O dedi ki ben sizden üstünüm. Ve bizim Osmanlı İmparatorluğunu milliyetçilikle yıktılar. O emperyalistler, o deccalistler Osmanlı İmparatorluğunu ırkçılıkla yıktılar. Şimdi Türkiye'yi yeniden ırkçılıkla bölmeye çalışıyorlar. Dini ırkçılık ayrı. Hani ırk olarak kavmiyetçilik ayrı. Biz aynı zamanda dini ırkçı olduk. Dini ırkçı. Dini ırkçı ne demek? Bu benim tarikatım. Bu benim cemaatim. Bu benim topluluğum. Biz şucuyuz. Biz bucuyuz. Biz şunlardanız.
Biz bunlardanız. Bir ırkçılık da bu. Böldüler bizi. Biz normalde Şafii, Maliki, Hanbeli, Hanefi bunu bir zenginlik olarak görürken şimdi ırkçılık olarak gördük. O neymiş? Şafii. Ha kafir sanki. Öyle algılıyorsun. Ha Şafii'miş o. Kardeş o bir zenginlik. Öyle görmedik biz bunu. O neymiş? Kadir'iymiş. Aa bırak ya Kadir'ileri. O neymiş? Nakşibendi'ymiş. Ha mezara girdiğinde ben Şahı Nakşibendi'nin tarikatındanım de. Geç. Nasıl? Bas be. Namaz sormayacaklar. Oruç sormayacaklar. Öyle mi? Zikir sormayacaklar. Zikir sormayacaklar. Helal haram sormayacaklar. Ee? Gideceksin kabre. Mahşerde çıkacaksın. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Hoş geldin. Hoş bulduk.
Ben Nakşibendi'lerdenim. Oo öyle misin? Geç. E biz Kadir'i Rufay-ı Bedevi Dusuki Şazeli Mevlevi Bizde bir sürü de var ya. Biz çıktık. Dedik ki biz Kadir'i Rufay-ı Bedevi Dusuki Şazeli Mevlevi Ne? Sen bu kadarsın ha? Gir cehenneme. Allah Allah. Biz bunu da böldük. Öbürkü de diyecek ki Ben Nurcuyum. Aa sen Nurcusun. Geç cennete. Öbürkü diyecek ki Ben Risale'nin okuyucusuyum. Ha sen yazıcı değilsin demek. Gir cehenneme. Sen. E biz normalde Neydi? Zehra grubundanız. Ne? Zehra grubundan. Döv şunu. Bamagüme bamagüme bamagüme. Ne oldu ya? Sen Zehra grubundansın lan. Sen Kürt grubundansın. Kürtler cennete girebilir mi?
Asla giremez. Döv. Haydi. Nereden çıktı bu? Oğlu. Öyle oldu şimdi. Yakında şu başlayacak. Bursalılar özel. Ya gir cennete. Biz İzmirliyiz. Ne? Siz demek İzmirlisinize. Atın cehenneme. Ne oldu? İzmirliler cehennem. Bursalılar cennetlik. Urfalılar zaten herkesten önce cennetlik. Peygamberler şehri ya. Bizim Harun Hoca istedi kadar bağırsın desin ki ya Adem Aleyhisselam Bayındır'a ayak bastı. Öbür taraftan da Hüsna diyor ki neredesin Hüsna? Bir ayağı Trabzon'da mıydı Adem Aleyhisselam? Of tabi de. Harun Hoca dinlesin şimdi Bayındır'dan. O da bize hava attı dedi. Bir de ara boyunla dedi.
Bir de mahalle verdi yani. Tam merkez verdi. Bizim mahalleden yani. Ara boyunundan. Bizimki yeni mahalle sonradan ayrılmış yeni mahalle olarak bitişik. Eee bizde de biraz bulaşır ya oradan. Ama yok öyle değilmiş. Biz boyuna bölüne bölüne bölüne bölüne yetmeyecek. Biraz daha bölüneceğiz. Biz Müslümanlardanız diyemeyeceğiz. Biz tevhid eyleği diyemeyeceğiz. Öyle ya. Birisi şimdi sen nakşı ben değilim deyince gir cennete öbürkünün boynu bükülecek. O da diyecek ulan biz Kadir'iyiz. Eee ne cenneti ya biz Cemalullah'ta buluşacağız ya. Siz cennete oynayın. Neyle oynayın? E kiminiz muz yiyeceğiniz orangutan gibi. Kiminiz huri peşindesiniz. Eee kiminiz muz yemekle peşindesiniz.
Eee biz Yunusçuyuz kardeş ya. Cennet cennet dedikleri üç beş huri, üç bel gılman. Versen onu bana seni gerek seni. Siz hadi cennetle oyalanın. Küçümseceğiz cenneti bir de. Bir de o var yani. Ne siz cennetliksiniz aman ya. Bak ya işine ya. Ne oldu? Biz Cemalullah'tayız ya. Allah Allah. Sen de çok ekmekle çok fırın ekmek yiyeceksin sen. O hale geldik. Gülüyoruz böyle. Aslında özümüz bu. Eee açıyorsun böyle kaydırıyorsunuz ya. Bana kaydırma. Bana atıyorlar. Efendim şuna bir bakar mısın? Bir bakıyorum adam nakşibendi deyince cennete gidiyor. Biz Kadir'iz deyince nereye gideceğiz? Çünkü Hazreti Abdülkadir Geylan Hazretleri hepsinin biri. Kendisinden sonra gelecek olan bütün makam sahiplerinin makamı Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin tasdikinden geçer.
Onun tasdikinden geçmeyen makam makam değildir. İstediği kadar şeyhler sana icazet versin. Geylan Hazretleri'nin makamının senin makamını tasdiklemedikçe sen ister zakir ol, ister çavuş ol, ister nakip ol, ister nügabba ol, ister halife ol, ister sugabba ol. Ha bu arada sözümü yerine getireyim. Hepiniz de çavuşsunuz. Ciddi ciddi söylüyorum bunu. Hepiniz yayılın Türkiye'nin bütün beldelerine, mahallelerine, evlerine. Hepiniz de ders yaptırmayı ezberleyin. Hepiniz de evlerinizi derse açın. Ciddiyim bu konuda. Allah'ın zikrini yaptırın. Allah'ı zikredin. Bunu ilk İsmail Hakkı tekkesinde sohbet ederken bir gece gaza gelmişim kendi kendime. Dedim ki burada bulunanların hepsine de çavuşluk verdim dedim.
Koşun dedim Allah yolunda koşturun, ders verin, her yerde zikrullah yaptırın. Bunda ciddiyim bakın. Tabi böyle haber uçurucular vardır. Yani o zaman biz de tabi zakiriz. Bizi seven de var, sevmeyen de var. Sevmeyenler bizi bırakıp gitti zaten şimdi. Hemen haberi uçurmuş da. Gıybet edecekler ya, dedikodu edecekler ya. Mustafa Özbağ'ı şikayet etmek aşların en güzeli. Nefis öyle bir tatlanır ki, öyle bir lezzet alır ki. Mustafa Özbağ'ı şikayet edelim. Mustafa Özbağ'ın eti çok tatlıdır. Arkasından bir gıybet edelim. Eti çok tatlıdır. Bir iftira edelim ona. Muhteşemdir. Gerçekten benim etim çok tatlıdır. Tatlı geliyor millete. Benim param da tatlı geliyor. Yiyor millet maşallah. Ödemiyor bir şey alınca.
Kardeşim bile öyle dedi. Abi senin paran çok tatlı ya dedi. Yemeye doyamıyor insan dedi. Kız kardeşim. Kardeşim derken abi beni nitelendirme dedi. Dedim öyle mi dedim ben. Valla abi o kadar bereketli, o kadar tatlı ki dedi. Yemeye doyumuyor dedi. Bu ara yiyemiyor ne yazık ki. Arayı bozdu ben de. Şimdi tatlı geliyor benim etim. Hemen koşmuşlar. Şeyh Efendi'ye şikayet etmişler. Demişler ki bütün cemaate çavuşluk verdi. Neyse Şeyh Efendi geldi. Nasılsın evladım iyiymişim? İyiyim efendim. Siz nasılsınız? İyiyiz filan. Böyle dolanıyor. Bir şeyler söyleyecek. Böyle şey yapayım mı? Dedim efendim bir şey diyecekseniz rahat rahat deyin yani söyleyin.
Mustafa Efendi oğlum dedi. Camide dedi. Herkese çavuşluk vermişsin dedi. Verdim efendim dedim. Öyle ya. Böyle durdu. Ben de içimden diyorum ki. Ya yıllar öncesinde bana dedin istediğine çavuşluk verin, istediğine zakirlik verin, istediğinin dersini verin, dersini alın, şunu yapın, bu neden, şunu havada, karada, denizde, istediğin gibi zikrullah yaptırın. Bir sürü yetki verdi bana. Daha ben bayındırdık. Sonradan öğrendim teknik olarak halifeye verilen bütün yetkileri bana vermiş. Daha o zaman yaşım 27-28, 27 filan. Yeni dergaha girdim daha birkaç aylık dervişim. Çömezim ben daha o zaman. Herkes de tepeden bakıyor zaten çömezim diye. Hani yeni bu filan. Herkes böyle bilgiçlik tasıyor bana filan.
Ben neyse esklenmiyorum. Sonra bir gün telefonda dedim. Benim şeyhim kim dedim. Sen misin başkası mı dedim. Bizik dedi. Dedim ya ben ayağa kaldırıyorum bu milleti zikrullah yaptırmak için. Bizim arkadaşların hepsi dedim. Meyhaneden gelme, sokaktan gelme. Dizleri ağrıyor dedim. Oturamıyoruz. Biz ayakta dedim hemen kalkıyoruz. Bağışlamadan sonra sen otururken, ayaktayken, yatarken, havada, karada, denizde, istediğin gibi zikrullah yaptırın. İstediğinin dersini verin. İstediğinin dersini alan. İstediğinin dergahtan govan. İstediğinin dergaha alan. Nevşehir şivesiyle söylüyor. Anlattı bir sürü daha sıraladı bana. İyi tamam güzel. Ya bana dedim bayındır da bana bu yetkiyi verdi.
İstediğimi çavuş ederim ben. Dedim hepinizde çavuş ettim. Hepinizde çavuşsunuz dedim. Dağılın evlerde, barklarda, her yerde Allah'ı zikretin. Allah'ı sevin, sevdirin. Ben söyledim şey efendi de dedi herkesi çavuş etmişim dedi. Ettim efendim dedim. Bir sessizlik var. Duruyoruz öyle. Hani arkası bir şey gelmesi lazım. Benden gelmiyor. Ben de ondan gelsin diye bekliyorum. Ondan da gelmiyor. Bir sessizlik oldu. Sessizliği Mustafa Özbağ bozdu. Dedim herkes efendim gitsin dedim. Evlerini, barklarına, zikrullahı açsınlar. Ders yaptırsınlar dedim. Allah'ın zikir halakaları çoğalsın dedim. Doğru söylüyorum Mustafa Efendi dedi. Dedim Allah'ı sevenler, zikredenler çoğalsın dedim.
Bugün de işin latifesi diye acı biber. Ama elhamdülillah kimse itiraz etmedi ya. O yüzden hepinizde çavuşsunuz. Bu ciddi yalnız şakadan değil. Hepinizde sorumlusunuz. Şimdi herkes bu sorumluluğu yerine getirecek. Evini zikrullaha aşacak. Üç beş kişi komşusunu, annesini, kayınvalidesini varsa evli olanlar. Teyzesini, halasını, yengesini toplayacak. Erkekler amcanızı, dayınızı, halanızı tuttunuz mu adama hemen geldik. Üç tevhid okuyalım diyeceksiniz. Millet kaçacak sizden. Hani sahabe dahi şikayet etmiş İbn-i Revaha'yı. Demişler ki ya Resulallah bu Revaha'dan şikayetçiyiz biz. Neden? Bizi demiş nerede görse zikrullah lakasını tutturuyor. O şimdi yakaladığını gel Allah'ı birkaç sefer zikredelim, biraz zikredelim deyip o tutturuyormuş.
Etrafındaki kınları. Millet yakasiltmiş ondan. Demişler ki yani bu ne ya? Onun olsa ona demişler şikayetçiyiz. Allah Resulü demiş ki İbn-i Revaha'nın meclisi ne güzel meclis. Yani o zikir meclisi ne güzel meclis. Evet sizden millet bıkabilir. Sizden bıkabilir. Çavuşsunuz, çavuşluğunuzu icra edin. Ya da deyin ki ben çavuşluk yapamayacağım. Benden bu vazifeyi al diyen varsa alalım şimdi. Makam ne tatlı ya. Bunun üzerine soda içilir. Bu çok güzel bir şey. Herkeste özgüven var. Tabi buradan birisi gittiği zaman zaten başka bir yerde şeyh oluyor.
Siz çavuş olmuştunuz ne olacak sıkıntı yok yani. Allah'ım yiyetsin inşallah. Çok hoşuna gitti kızcağız. Sana şeylik vermezler. Sakın makamdan vurmak için söylemedim bunu. Ama Cenab-ı Hak'a hamd ediyorum. Şuradan hamd ediyorum. Yani yetişmişsiniz. Bu konuda kendinizi gerçekten bu makama layık görüyorsunuz. Bu güzel bir şey. O yüzden bunu icra edin inşallah. Ben ama buna inanıyorum. Bunu ciddi söylüyorum buna inanıyorum. Hamdolsun bizim dergahımızdaki kardeşler en küçüğünden en büyüğüne kadar. Hepsi de çavuşluk, zakirlik yapabilecek kapasitedeler.
Hatta ben bazen derdim böyle. Buradan birisini alın götürün başka dergahta şeyhlik yapar diyordum. Az önce masada dediler ki teyit olundu. Buradan giden başka bir yerde anında şeyh oldu dediler. Evet teyit oldu. Murtaza sen de mi diktin yoksa gözünü? Öyle ya Murtaza şimdi bir de kaç yıl oldu Murtaza? Otuz yıl olmuş. Oho 23 yılda şeyh oluyor millet melamilerde. 23 yıl bizatihi durdu mu? Biz 23 yılı tamamladık. Biz meratibleri bitirdik diyorlar. Allah bizi affetsin. Evet o peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri insanların üzerine bir kibir abidesi olarak gelmedi. Ben sizi yönetmeye geldim demedi. Ben size hizmet etmeye geldim dedi.
O ahlak üzerine geldi. O yüzden üstünlük taslamaya, kibirlilik göstermeye gelmedi. Sufi ahlakı hiç kimseye üstünlük taslama. Kibir abidesi olma. Hz. Muhammed Mustafa olmadı çünkü. Ve ne güzel Cenab-ı Hak onun ahlakını methetti. Dedi ki şüphesiz sen pek yüce bir ahlak üzerinesin. Hz. Aişe annemiz Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakını soran yeni genç sahabelere diyordu ki siz Kur'an okumuyor musunuz?
Muhammed'in ahlakı Kur'an ahlakıydı diyordu. Hz. Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellemin ahlakı Kur'an ahlakıydı. O yüzden normalde Hz. Muhammed-i Mustafa'yı sevmek demek, onun ahlakıyla ahlaklanmak demek, onun ahlakına sahip olmak demek. Yoksa biz onu seviyoruz deyip normalde çokça salavat getirmek çok güzel bir şey ama ahlakını güzelleştirmek en güzeli. Ve o ümmet-i Muhammed onun ahlakıyla ahlaklanmadıkça ne yazık ki manevi dirilişini, kalbi dirilişini gerçekleştiremiyor. Kalbi dirilişini gerçekleştirebilmesi için o ahlakını Hz. Muhammed-i Mustafa'nın ahlakına bezendirmesi lazım. Ve düşünebiliyor musunuz? Bazen ben kendi kendime hep şu soruyu sorarım.
Bir zaman beni bir iftara davet etmişlerdi. Daha da açığını konuşayım ya. Artık saklayıp gizlemeyin. Eski Refah Partililer dediler ki hocam da geliyor, iftara davet ediliyoruz. Nereye? Kervansaray Park, Kervansaray Oteli. Beni davet eden bizim eski dervişlerden birisiydi. Sohbetlere gelen, giden birisiydi. Ben böyle şakasına sordum. Dedim iftar pahalıdır şimdi orada dedim ya. Kaç para dedim iftar dedim geçmiş gün. Ya Mustafa hocam dedi ya sen parayı sorma ya. Senin paranı ben vereceğim dedi bana. Ya dedim başka bir şey soracağım sana dedim. Buyur dedi. Hz. Muhammed-i Mustafa sağ olsaydı orada iftar eder miydi dedim. Kaldı. Bir cevap yok.
Hocam ne diyorsun dedi ya. Dedim şunu diyorum kendi nefsime dedim. Hz. Muhammed-i Mustafa sağ ol. Kervansaray'da iftar eder miydi dedim. Cevabı yok değil mi dedim. Sustu. Ben iftara gelemeyeceğim. Teşekkür ederim dedim. Bunu kendi nefsime soruyorum şimdi. Bizim evlerimize Muhammed-i Mustafa misafir olur muydu? Sallallahu aleyhi ve sellem. Sorun bu kadar. Düşünün ben böyle hayalperest bir insanım. Ben yolda yürürken kendi kendime Muhammed-i Mustafa önünde yürüyor. Mustafa Özbağ sallallahu aleyhi ve sellem.
Sen yolda yürürken o önünde yürüse sen başını kaldırabilir miydin? Kendime soruyorum bunu. Hangimiz evimize davet edebilirdik? Sorun bu kadar.
Kendime olan sorun mu? Ben cevaplayamıyorum bunu kendimden. Bunun ezikliğini yaşıyorum ben. Ben kendi nefsimde bunun ezikliğini yaşıyorum. Hangimizin evinde gıybet olmuyor acaba? Hangimizin evinde dedikodu olmuyor? Hangimizin evinde bağırış çağırış olmuyor? Hangimizin evinde Kur'an ve sünnetin dışında bir şey olmuyor diyebilir miyiz?
Biz çok konuşuyoruz ama yaşamıyoruz. Edebiyatımız çok güzel. Benim de edebiyatım çok güzel. Harika cümleler kuruyorum spontane. Allah ne güzel konuştu Mustafa Özbağ değil mi? Ne kadar yaşıyoruz. Ne kadar aklımıza geliyor. Ne kadar cömertiz. Ne kadar açları düşünüyoruz. Ne kadar yoksulları düşünüyoruz. Ne kadar yardıma ihtiyacı olanları düşünüyoruz. Kimin elinden tuttuk? Kime nasihat ettik? Kime destek olduk? Bir yetimi evlendirdik mi? Bir fukara kızın çeyizini düştük mü?
Biz tanımasak dahi bir hastaya baktık mı? Bir ihtiyara göz kulak olduk mu? Annelerimize babalarımıza saygılı davrandık mı? Hani ayet öf bile demeyiniz demiş ya. Öf bile demeyiniz. Biz annelerimize ne kadar saygılıyız? Biz babalarımıza ne kadar saygılıyız? Biz büyüklerimize ne kadar saygılıyız? Anne babalar, çocuklarınıza ne kadar merhametlisiniz? Ne kadar şefkatlisiniz? Kaç sefer başlarını okşadınız? Kaç sefer yanaklarından öptünüz? Kaç sefer onlara merhametle yaklaştınız? Kendimize sorun.
Anne baba olarak anne babalığımızı yaptık mı ki? Kendimize sorun. Onun ahlakının neresindeyiz? Kendimize sorun. Evet. Oysa ahzab ayet 21'de muhakkak Allah'ın Resulü'nde sizin için, Allah'ın rahmetini ve ahiretin nimetlerini arzulayanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için güzel numune vardır. Biz Allah'ı çokça zikredenler olarak kendimizi öyle görmesek dahi o yoldayız ya.
Biz onu ne kadar örnek aldık? Ne kadar hayatımıza onun hayatını rapt edebildik? Hani ahzab ne güzelmiş ya, Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah, bakın akıl dışı geliyor bize. Bir gün su ibrini aldı, bir yere gitti, orada bevletti. dediler ki, ne yaptın lan? Hani bu neden böyle yaptın? Ben dedi 23 sefer Hazreti Peygamber'le seyahate çıktım. O her bu yoldan gelirken buraya bevlederdi. Ben de o yüzden bevlettim dedi. Bize akıl dışı geliyor değil mi? Bize tuhaf geliyor şimdi. Yani düşünün sahabe o kadar ona sımsıkı bağlanmış. Bevlettiği yere gidip bevletip orada abdest tazeliyor. Baktığımızda akılsızlık ya. Yani peygambere uymak böyle olmaması lazım, ne alakası var der çıkarız biz.
Hayır onlar öyle değil. Onlar peygambere böyle bağlılar. Böyle itaat ediyorlar. Hani diyor ya ibadetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapın. Ondan ne görüyorlarsa yapıyorlar. Hani Hazreti Ali Radıallahu Han Hazretleri küfedeyken sahabeden bir kimse akşam kerahat vaktinde namaz kılıyor. Geliyorlar diyorlar ki ya İmr el-Müminim filanca kerahat vaktinde namaz kılıyor. Hazreti Ali Efendimiz gidiyor ona. Diyor ki kerahat vaktinde namaz kılıyorsun. O sahabe diyor ki ey İmr el-Müminin vallahi ben peygamberi bu saatte namaz kılarken görmüştüm. Hazreti Ali Efendimiz susuyor. O zat, o sahabe o saatte Hazreti Peygamberi namaz kılarken görmüş. O saatte namaz kılıyor o.
Kerahatmış o görmüş. Bitti onun için. Ve Allah, Hazreti Ali Efendimiz diyor ki ne yapayım? Namaz kılana kılma mı diyeyim diyor. Namaz kılana kılma mı diyeyim. Onlar o kadar peygambere tabiler. Biz tabi miyiz? Sorulması gereken soru bu. Çokça hadis okuyoruz. Okuyun zaten. Ama çokça hadis okuduğumuzda biz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerini örnek alıyor muyuz kendimize?
O ellerini nasıl yıkardığı bırakın. Onu da uyun da onu bırakın. Onun ahlakı, onun adaleti, onun hukuku, onun şeriatı, kadınların hakları, çocukların hakları, erkeklerin hakları, anne babanın hakları, çocukların anne babadan olan hakları ne kadar riayet edebiliyoruz? İşçilerin hakları, patronların hakları ne kadar riayet edebiliyoruz? Ne kadar tabi olabiliyoruz? Evet. Ne yazık ki İslam dünyası sadece ibadet kısmında, ahlak kısmında değil, muamele kısmında değil, dürüstlük kısmında değil, sözünde durma kısmında değil, değil. Sen ne kadar sözlerine, ahitlerine sahipsin, neye söz verdin de sözünden döndün, yerine getirmedin, ona bakmıyoruz biz. Evet, bu çok acı bir şey.
O yüzden o Hazreti Peygamber'i örnek almalıyız kendimize. Örnek alırsak kendi bireysel kurtuluşumuz olacak ve toplumsal kurtuluşumuz da oradan olacak. Ve Cenab-ı Hak Peygamber'i bize anlatırken, andolsun size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. Size çok düşkündür. Müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir. Ey peygamber, eğer yüz çevirirlerse, de ki Allah bana yeter. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur, ben ona güvendim, o yüce arşın Rabbidir de. Tövbe Suresi ayet 128 ve 129. Ve bunu ne yazık ki, 19'cular denilen sapık bir grup, kökü Amerika'da, bu Tövbe Suresi'nin 128 ve 129. ayetleri, 19'un kat sayısına uymuyor diye reddediyorlar.
İlahiyatçılardan profesörler var, onlar da reddediyorlar. Evet, Kur'an-ı Kerim'in iki ayetini reddediyorlar. Bunlar içimizde dolaşıyor. Amerika bunları kucağına almış, bunları besliyor, büyütüyor orada. Sonra bizim içimize salıyor. Ve Edip Yüksel gibi, adını da söyleyeyim, 19'un kat sayıcısı olan, mahkemeliyiz kendisiyle. Türkiye'ye gelince tutuklanacak. Değil mi hocam? Mahkeme devam ediyor daha değil mi? Düşmedi değil mi? Düşmedi. Evet, Türkiye gelir gelmez hemen derdest edilecek, ifadeye gidilecek. Değil mi? Tutacaklar, bir dosyasından mahkum oldu, bir dosyasından yakalaması var. Evet, ben uğraşırım.
Geldiği zaman mahkumiyeti var. Vuracaklar kelepçeyi götürecekler. Mustafa Özbağ'da, hediye. 19'cuya, Tövbe Suresinin son iki ayetini inkar ediyor. İlahiyatlarda da var. Evet, siz sıkıntıya düşmeniz, sizin sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir. Demek ki ümmetin derdi, onun derdi. Ümmetin sıkıntısı, onun sıkıntısı. Bir insan açsa, bir yetim ağlasa, bir mazlum ezilse, bir kul günahın içerisinde kaybolsa, Hz. Muhammed-i Mustafa bundan rahatsız olur. Siz gıybet etseniz rahatsız olur, iftira etseniz rahatsız olur, zikri bıraksanız rahatsız olur, namazı bıraksanız rahatsız olur, orucu bıraksanız rahatsız olur, birisine zulmederseniz rahatsız olur, birisine haksızlık yaparsanız rahatsız olur, birisinin namusuna, şerefine, haysiyetine dil uzatırsanız rahatsız olur.
Ey Müslümanlar, siz Hz. Muhammed-i Mustafa'yı rahatsız etmek ister misiniz diye sorsak, bütün Müslümanlar derler ki, haşa, biz Hz. Muhammed-i Mustafa'yı rahatsız etmek istemeyiz. Ama ümmetin bir sıkıntısı onu rahatsız eder, ümmetin bir derdi onu rahatsız eder. Ey Müslümanlar, o zaman siz Kur'an ve sünnetin dışında bir şey yaptığınızda Hz. Muhammed-i Mustafa'yı rahatsız ettiğinizi düşünüyor musunuz?
Bir yanlışlık yaptığımızda Muhammed-i Mustafa'yı rahatsız ettiğimizi düşünüyor musunuz? Muhammed-i Mustafa'dan helallık almayı düşünüyor musunuz? Ya biz gördüklerimizden helallık almıyoruz, görmediğimizden nasıl helallık alacak deyip fosur fosur sabaha kadar uyuyor muyuz? Nasıl bir sevme iddiasıdır bu? Nasıl bir aşıklık iddiasıdır ki bu? Biz Hz. Muhammed-i Mustafa'yı rahatsız edip dururken onu çok sevdiğimizi iddia ediyoruz. Kupkuru bir iddia değil mi? Oysa Ali İmran ayet 31'de diyor ki, de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
De ki eğer Allah'ı seviyorsanız Hz. Muhammed-i Mustafa'ya uyun. Bu mevlüt kandilinde size indiler gökten melekler saf saf diyemiyorum. Evet onun doğumunda melekler saf saf indiler de bize her gece saf saf iniyorlar mı ki? Gece oturup 5, 10, 20, 50, 100 salavat-ı şerife çekiyor muyuz? Tövbe ediyor muyuz? Allah da sizi sevsin ve sizi bağışlasın. Ayet-i Kerime böyle. Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Bu ne demek? Yani siz Allah'ı seviyorsanız peygambere uyun. Peygambere uyarsanız Allah sizi bağışlayacak. Rabbim bizi peygamberine uyanlardan eylesin.
Bağışladıklarından eylesin. Tövbesini kabul ettiklerinden eylesin. Ve bu toplantıdan tertemiz olmuş bir şekilde ayrılanlardan eylesin. Evet sevgimizin ölçüsü Muhammed-i Mustafa olmalı. Onun gibi merhamet edebiliyor muyuz biz? Onun gibi affedebiliyor muyuz? Kendi çocuğunu dahi affedemeyen bir ümmet. Kendi çocuğunu affedemeyen bir anne. Kendi çocuğunu affedemeyen bir baba. Kendi çocuğuna merhamet edemeyen. Kendi eşini affedemeyen. Kendi çocuğunu affedemeyip merhamet göstermeyen. Derviş kardeşini affedip merhamet gösteremeyen. Biz ne kadar peygamberi sevmiş olacağız sallallahu aleyhi ve sellem'i. Onun gibi fakir fukara yardımcı olabiliyor muyuz?
Sofra kurduğumuzda kaç tane fakir fukara soframıza çağırabiliyoruz? Kaç tane yetimi çağırabiliyoruz? Kaç tane öksüzü doyurabiliyoruz? Biz onun gibi sözümüzde durabiliyoruz mu? Onun gibi ahdimizde sağlam mıyız? Onun gibi biz söz verdiğimizde sözümüzde durabiliyor muyuz? Onun hukukuyla hukuklanabiliyor muyuz? Söyleyin anneler, söyleyin babalar, söyleyin eşler. Çocuklarınızı, eşlerinizi affedebiliyor musunuz? Onlara merhamet gösterebiliyor musunuz? Kendi doğurduğunuz çocuklarınıza sırtınızı dönüyor musunuz? Babalar, kendi çocuklarınıza zulmediyor musunuz? Nasıl peygamber sevgisi bu? Kendi derviş arkadaşlarınıza tepeden bakıyor musunuz?
Bu nasıl bir dervişlik, bu nasıl bir peygamber sevgisi? Kendi derviş kardeşine tepeden bakan nasıl bir peygamber sevdalısı olacak? Ben onunla konuşmam. Aa ne kadar güzel. Peygamber konuşur muydu? Konuşurdu. Kimi reddetti ki? Biz, peygamber insan inşa ederdi.
Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'i inşa etti, Sıddık oldu. Hazreti Ömer Efendimiz'i inşa etti, Faruk oldu. Adaletin timsali oldu. Hazreti Osman Efendimiz'i inşa etti. Hayanın, hayanın tabiri caizse piri oldu. Hazreti Ali radallahu anh hazretini inşa etti. Ali'ül kerrar oldu. Zülfikar sahibi oldu. Ehli beytin piri oldu. Cesaretin piri oldu. Sehavetin piri oldu. Biz sufiler, ayrıştırma için söylemiyorum bunu. İnsan inşa ederiz. Biz para biriktirmeyiz.
Biz tapu biriktirmeyiz. Merak etmeyin, ben öldüğümde arkamdan yüz kilo altını paylaşmak için kavga etmeyecek hiç kimse. Arkamdan mal mülk paylaşımı kavgası olmayacak. Biz insan biriktiririz, para biriktirmeyiz. Biz insan inşa ederiz. Biz binalar inşa etmeyiz. Biz koca koca yurtlar, koca koca camiler, koca koca tekkeler verin, verin, verin. Doymadık, biraz daha verin demeyiz. Biz doymadık Allah'ı sevmeye. Biz doymadık Resulullah'ı sevmeye. Biz doymadık insan sevmeye. Parayla pulla işimiz yok. İnsan inşa ederiz.
Derviş kardeşler, sufi kardeşler. Sevmeden nasıl inşa edersiniz? Sevemeden nasıl inşa edersiniz? Tevazu göstermeden nasıl inşa edersiniz? Gönlünüzü, evinizi, sofranızı açmadan nasıl inşa edersiniz? Siz güzel ahlakın numunesi olmadan nasıl inşa edersiniz? Hz. Muhammed Mustafa'nın en önemli sünnetlerinden birisi insan inşa etmektir.
Bakın sahabeye. Her birisi birer mürşidi kamildir. Onun tedrisatından geçmiş, onun inşaatından, inşasından geçmiş mükemmel insanlardır. Mükemmel insanlardır. İnsan inşa etti. İnsan. Her beldeye cami yaptıracağım diye uğraşmadı. Tekke yaptıracağım diye uğraşmadı. Kur'an kursu açacağım diye insanların cebinden paraları almadı. Cami yaptırıyoruz deyip de insanların cebinden paraları almadı. Yurt yaptırıyoruz, kurs yaptırıyoruz deyip insanların cebinden paraları almadı. Gitti caminin inşaatında kendisi çalıştı. Harç kardı. Harç kardı bildiğiniz. Evet. Çamur taşıdı, toprak taşıdı. Ve Hz. Muhammed Mustafa'nın mescidinin tabanı topraktı. Toprak.
Halıların üzerinde namaz kılmadı Hz. Muhammed Mustafa. Rahat yataklarda yatmadı Muhammed Mustafa. Evet. Bunları söylüyorum ben. Ben kendim rahat yatakta yatıyorum. Şimdi yatak beğenmiyoruz biz. Şimdi yorgan beğenmiyoruz biz. Şimdi derviş beğenmiyoruz biz. Şimdi Müslüman beğenmiyoruz biz. İnşa ederdi. İnsan inşa ederdi. Medine-i Münevvere'yi İslam'la tanıştıran kimdi? Musab bin Hümeyr'di. Oranın Mürşid-i Kamili'ydi. 20-21 yaşında Hz. Muhammed Mustafa'nı Medine'ye gönderdi. Şimdi başımıza 20 yaşında bir tane zakir tayin etsem bu mu bize zakirlik yapacak deyip kafa kaldırırsınız.
O 20 yaşında Musab bin Hümeyr'i gönderdi. Musab ki Mekke'nin en zengin ailelerinin birisinin tek erkek evladı. Öldüğünde, şehit olduğunda üzerini örtecek elbisesi yoktu. Diz kapağından aşağıya doğru elbisesini çektiklerinde yukarısı görünüyordu. Yukarısını kapattıklarında aşağısı görünüyordu. Ve onu örtecek bir kefen bulamadı sahabe efendilerimiz. Hiçbirisinde de öyle kefenlik bir şeyleri yoktu. Geldiler Hz. Muhammed Mustafa'ya. Dediler ki ya Resulullah aşağısını örttüğümüzde yukarısı açıklılıyor. Yukarısını örttüğümüzde aşağısı açıklılıyor. Ne yapalım, nasıl defnedelim deyince Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri olduğu gibi defnedin dedi.
O Musab ki Mekke'nin en yakışıklı delikanlısıydı. Kadınlar kendilerini onun önüne atarlardı. Ya Musab beni nikahına al diye. O Allah'tan korkarım derdi, yürürdü Musab. Ve bir tane değildi kadın, iki tane değildi. Musab geceleri yürüyemezdi Mekke sokaklarında. Çünkü yürüdüğü zaman evli kadınlar bile kendisini ona teslim etmek için önüne atlardı. Musab öyle yakışıklı, öyle uzun boylu, öyle genç bir delikanlıydı. O sakalları sırma gibi simsiyahtı. Yüzü gecenin karanlığında ay gibi parlaktı. Tebessüm ettiğinde bembeyaz dişleri çıkardı meydana. Bir kadının ona aşık olmaması, onu istememesi gayri kabil bir şeydi. Ve Mekke sokaklarında Musab yürürken boynunu aşağı eğer kafasını hiçbir yere kaldırmadan yürürdü.
O Musab'ı Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke'ye gönderdi. Git dedi insanları orada İslam'a davet et. O Musab ki Medine'ye, münevvereye hicret etti. Cebinde parası yok, pul yok, hiçbir şey yok. O haliyle, o zengin ailenin evladı olarak. Beş parasız gitti. Hani annesi onun için açlık grevine girmişti ya. Bir ara annesi açlık grevine girdi. Dedi ki sen dininden dönünceye kadar ben yemek yemeyeceğim, su içmeyeceğim, ekmek yemeyeceğim. Hiçbir şey yemeyeceğim dedi. Sen şu dininden dön. Hey gidi Musab hey. Gitti annesinin başına. Hey anneciğim bin bir tane canın olsa, her gün Cenab-ı Hak senin bin bir tane canını teker teker almış olsa ben yine eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammed'in abduhu ve resuluhu.
Demekten vazgeçmeyeceğim, ben dinimden vazgeçmeyeceğim diyen Musab. Onlar öyle bağlıydı. Ve Medine'yi Musab, İslam etti. Hazreti Muhammed Mustafa'nın hicretinin temelini attı orada. Allah Resulü'nün vazifelendirmesiyle. Şimdi biz bir kardeşi vazifeyle ediyoruz da oradan başka kardeşler bu mu bize zakirlik yapacak diyorlar.
Ne acı ki ben de aynı yoldan geçtim. İyi mi? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Üstad Abdullah Efendi beni genç yaşında beni Bayındır'a zakir tayin etti. Bayındır'daki diyanetçi hocalar mocalar filan beni beğenmiyorlardı. Bu mu zakir olacak diyorlardı. Evet. Ve acı bir şey. Bu mu zakir olacak? Evet bu olacak. Hazreti Peygamber ölmezden önce sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de 17 yaşında bir genç çocuğu neydi? İsmi? Hüsam-ı bin Zeyd. Evet. Zeyd'i genelkurmay başkanı yaptı. 17 yaşındaydı. Ensar da muhacir de patinaj ediyordu. Bu genç mi bize genelkurmay başkanlığı yapacak?
Ordu komutanlığı yapacak? Dediler ki Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'e git rica et. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz dedi ki ben yapamam. Hazreti Ömer Efendimiz'e gittiler. Hazreti Ömer Efendimiz geldi. Dedi ki ya Resulallah hani bu genci mi ordu komutanı yaptınız? Evet dedi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Hazreti Ömer mahcup bir şekilde keriğe döndü. İnsan birkaç sefer geldi gene Hazreti Ömer'e. Dedi ki bu konuda bir daha benim yanıma gelmeyin. Ve Hazreti Peygamber vefat etti. Ordu hazır. Altı aydır bekliyor orada. Ama Hazreti Peygamber hasta iyileşemedi. İyileşemeyince ordu orada hazır. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat etti. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz halife seçildi.
Yine o grup geldiler. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'e dediler ki bu genç mi bizi sefere götürecek? Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'in cevabı muhteşemdi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne yaptıysa aynı şekilde yaparım. O genç dedi sizi savaşa götürecek. İnsan inşa ediyordu. 17 yaşında 17 yaşındaki bir gence bir harbin komutanlığını veriyordu. İnsan inşa ediyordu. İnsan. Evet. Musab bin Ümer'i 20 yaşındaydı. Medine-i Münevvere'ye gönderiyordu onu. İnsan inşa ediyordu. Sufilik insan inşa etmektir. İnsan inşa etmek. Bina inşa etmek değildir. İnsan inşa etmektir. Kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler. İnsan inşa edelim.
Hani Hacı Cafer geçen Perşembe günü bir söz söylemiş hoşuma gitmiş. Demiş ki arkadaşlara ya sizden para isteyen yok, pul isteyen yok. İçin çorbanızı yapın dervişliğinizi demiş. Evet. Dervişlik yapın. Ben yolun başında ağzımdan bir söz çıkmıştı. Pişman değilim. Aynı sözdeyim. Akitlerinizde durun. Ben akdimde durmaya gayret ediyorum. Sizlerden bir şey istersem dilim kopsun. Kendi nefsime. İnsan inşa etmek derdim. Başka bir şey değil. O yüzden Muhammed-i Mustafa'nın en önemli sünnet-i seniyetinden birisi. Siz birbirinizde düşman idiniz. Allah kalplerinizi kaynaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeş olun. İşte ihtiyacımız bizim bu.
Kardeş olun kardeşler. Birbirlerinizin koluna girin. Birbirlerinizin ayağına çelme takmayın. Birbirlerinizde destek olun. Birbirlerinizde kardeş olun. Kolunuza girin. Beğenmediğiniz bir derviş sizden daha âli bir makamda olabilir. Kerih gördüğünüz bir kimse sizden daha evlâ bir kimse olabilir. Kardeş olun kardeş. Sufilik kardeş olmaktır. Aile olmak kardeş olmaktır. Kardeş olun. Ve birbirinizin ayağına çelme takmayın. Birbirinizi kerih görmeyin. Birbirinizin hakkında olumsuz şeyler konuşmayın. Dost olun kardeş olun. Gönlünüzü açın. Sofranızı açın. Elinizi açın. Merak etmeyin. Varın öyle derim ya. Varın dervişler sizi istismar etsin. Dervişler etsin. Dervişler paranızı yesin sizin.
Dervişler zamanınızı harcasın sizin. Varın dervişlere hizmet edin. Başka bir şeye değil. Kardeşliğinizi tesis edin. Sımsıkı durun. Şeytan aranızı açmasın. Nefis sizin aranızı açmasın. Deccaliyet, şeytaniyet sizin aranızı açmasın. Ufak tefek şeyler aranızı açmasın. Kardeş olun. Birbirinize destek olun. Birbirinizle yardımlaşın. Birbirlerinizle dualaşın. Birbirlerinizi tepeden bakmayın lütfen. Ölümlü dünya gelip geçiyor her şey. Bir bakıyorsunuz ki bir kardeşimiz içimizden vefat etmiş. Hele eskiler olarak bizler belli bir yaşa geldik. Vefat edip gideceğiz bu dünyadan. Gelin kimseyi kırmadan, üzmeden, incitmeden. Hiç kimsenin kalbini kırmadan.
Bu dünyadan göçüp gidelim, yürüyüp gidelim. Bir gün gelecek bir bakacağız ki birimiz içimizde yok. Evet, bu kim olursan ol, ister şeyh ol, ister zakir, ister çavuş, ister nakip ol, ister nikabba. Bir gün gelecek bir gece veya gündüz gözlerini yumcan bu dünyaya. Birisinin kalbini kırmadan, birisinin gönlünü incitmeden, birisine öf bile demeden yürü git bu dünyadan. Varsın gitsin sizin hakkınız, hukukunuz yensin, yensin varsın ya. Yensin varsın ya. Sizin hukukunuz gözetilmemiş olsun, gözetilmemiş olsun ya. Neye bu kin, niye bu garez? Niye bu insanlar birbirlerine düşman olur? Niye bu insanlar, derviş kardeşler birbirlerine yabancı olur? Bırakın, bir bakıyorsunuz ki ömür geçip gidiyor, ben arkama baktığımda kırk yıllık bir dervişlik hayatı var.
Dün gibi daha, bakıyorum ne zaman geçti bu kırk yıl diyorum. İsmail kaç yıl oldu tanışalı? Otuz, otuz iki yıl olmuş. Dün gibi daha, dün gibi otuz iki yıl olmuş. Kırmadan, dökmeden hayat yaşamaya başkın. Gençler, annelerinize, babalarınızla öf bile demeyin. İsterlerse haksız olsunlar. Bırakın, kavga etmeyin. Tartışmayın. Annelerinizin, babalarınızın arkadaşlarına, dostlarına da merhametli davranın, seviyeli davranın, ahlaklı davranın. Evet, ben öldükten sonra benim dostlarıma bütün kardeşlerimin merhametli ve seviyeli davranmasını isterim. Evet, Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah, babasının dostunu gördü Mekke-i Mükerreme'de haç zamanında.
Baktı ki onun bineği yok. Hemen altındaki bineği verdi ona. Ona hibe etti. Dediler ki ya Abdullah, hibe ettin ona. O dedi ki babamın dostuydu. Babamın dostuydu. Bir tek bir şey, babamın dostuydu. Altındaki bineği verdi. Yani Mercedes'i verdi. Deve o zaman bir Mercedes. Evet. Hani Mercedes'in anahtarını vermek var ya. Evet, Mercedes'in anahtarını verdi. Babasının dostu çünkü. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hazreti Hatice annemizin dostlarına özel önem gösterildi. Onlar Hatice'nin dostuydu çünkü.
Onlar Hatice'nin dostu olduğu için Hazreti Muhammed-i Mustafa, Hatice annemizi vefat ettikten sonra dahi onun dostlarına merhamet eder, hizmet ederdi. Ve o Hazreti Hatice annemizin kardeşine, kardeşine, kız kardeşine Mekke fethedildiğinde tabiri caizse kadınların zakiri gibi, kadınların halifesi gibi onu tayin etti. O da Mekkeli kadınların, İslam olan, Müslüman olan kadınların ahitlerini aldı. Kıymetli dostlar, sadece annelerinize değil, annelerinizin arkadaşlarına da seviyeli davranacaksınız. Annelerinizin arkadaşlarına da saygısızlık yapmayacaksınız. Bizden aldığınız öğreti bu değil. Babalarınızın arkadaşlarına saygısızlık yapmayacaksınız. Bizden aldığınız öğreti bu değil. O yüzden saygı içimizde gerçek bir ahlak olarak duracak.
Eski derviş kardeşlere saygısız davranmayacaksınız. Evet, onlar çile keşti. Onlar Mustafa Özbağ'la beraber çile çektiler. Onların eksikliklerinin, ohsanlıklarını bana getirmeniz size bir şey kazandırmaz. Size bir şey kazandırmaz. Ama beni üzersiniz, beni incitirsiniz. Evet. Neden? Onlar benimle beraber çileye rağmı oldular. Bak hala daha koşuşturuyorlar hizmet etmek için. Cafer yaşın kaç? 58'miş bak. Bana dünkü çocuk gibi geliyor daha, biliyor musunuz? Gencecik bir kimseymiş gibi geliyor. O da benim yanımda böyle dururken sanki ufacık bir insanmış, gencecik bir insanmış gibi duruyor. Ben utanıyorum kendisinden onun bazen.
Ben ilk defa yaşını sordum onun. İlk defa sordum yaşını ben onun. Hiç bugüne kadar ben onun yaşını sormadım. Aramızda 7 yaş var. O benim yanımda çocuk gibi durur. Evet. Bana sormadan bir şey yapmaz. O da 32-33 sene oldu. Dervişlikten öte. Dervişlikten öte. O yüzden biz babalarımızın da dostlarına saygılı davranacağız. Annelerimizin de dostlarına saygılı davranacağız. Biz dostumuzun dostlarına da dostluk yapacağız. Dostluk yapacağız. Ki Hz. Muhammed Mustafa'nın sünnetine uymuş olalım. Evet.
Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden onu seviyorum demek kolay bir şey değildir. Hz. Muhammed Mustafa'yı seviyorum demek kolay bir şey değildir. Ona uymak gerek. Kul hakkına dikkat etmek lazım. İnsanları kırmamak lazım. Yalan söylememek, gıybet etmemek lazım. Dedikodu etmemek lazım. Muhabbetimiz hale dönüşmesi gerekir. Sevgimiz hale dönüşmesi gerekir. Eğer muhabbetimiz hale dönüşmüyorsa, sevgimiz hale dönüşmüyorsa, biz ne yazık ki seviyorumuz dediğimiz kuru bir iddiadan öteye gidemez. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden baya ben sohbet hazırlamışım buraya. Yazmışım da yazmışım. Sonradan bir baktım ki 14 sayfa olmuş.
Dedim ki Mustafa Özbağ buna bakaraktan sohbet etmeye kalkarsan sabah olur. Ben sohbetimi burada keseyim. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Bu mevlid kandilinde inşallah kendimizi bir hesaba çekelim. Kendimizi bir sorguya çekelim. Hz. Muhammed Mustafa'ya ne kadar uyuyoruz, ne kadar uymuyoruz. Kendimize bir bakalım ve bu akşam kendi kendimize söz verelim. Diyelim ki ya Rabbi bizleri Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallendir. Aşkıyla aşklandır, muhabbetiyle muhabbetlendir, sevdasıyla sevdalandır. Onun izinden gidenlerden eyle. Onun ayak izlerini takip edenlerden eyle. Onun sünnet-i seniyyesini yaşayanlardan eyle. Onun sünnet-i seniyyesini yaşatanlardan eyle.
Onun ahlakıyla ahlaklananlardan eyle. Onun derinleştiği gibi bizleri de derinleştirdiklerinden eyle. Onun kalbini genişlettiğin gibi bizlerin de kalplerini genişlet. Onu miracına çıkardığın gibi bizleri de onunla beraber miracına çıkanlardan eyle. Ey nurların nuru olan Allah, bizleri Habibi'nin nuruyla nurlandırdıklarından eyle. El-Fatiha ma selavat. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.