mustafaozbag.org

Mevlid Kandili Sohbeti - 14.09.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 17 Eylül 2024 · 58:23

Sıkı çizgide hareket edecek, indiyanet görmedik, katli görmedik, biz kendi şahsım adına konuşacak olursak, biz babamdan Hazreti Ali sevgisi, Hazreti Hüseyin sevgisini bulduk. Kitapları vardı, Hazreti Ali Efendimizle alakalı ve Hazreti Hüseyin Efendimizle alakalı. Bizim temelimiz, umrunla atılmış. Bizim hamurumuz, umrunla yoğurdum.
Bir tane sorardım, anneanne senin sülalene ne derler? Bizim sülalemiz emirler derdi. Emirler. Sonradan aklım erince, dedim ki, Rus'a'daki Ekur Sultan Hazretleri mi, anneanne, he he oğlum onlardan dedi. Emirler sülalesi dedi. Evet, emirler sülalesi. Onunla yoğurdum. Cenab-ı Hak'a hamdü sena diyordum. Hepiniz de muhakkak onunla yoğurdunuz.
Hamurunuzda hüseyinlik olmasaydı, hamurunuzda, DNA'larınızda, genetiğinizde böyle bir şey olmasaydı, bu yolu sevmezdiniz. Bu yol size çok sevgili gelmezdi. Bugün Hazreti Muhammed Mustafa'nın doğum yıldönümü, mevlid-i şerif. Evet, bir bahar ayında doğmuştu. Kameri yıla göre, yıl içerisinde devamlı, değişik, onar gün, anar gün, farklı zamanlarda kullanıyor.
Okunan Kur'an-ı Kerim'de şüphesiz ki Allah müminlere lütufta bulundu. Müminlere, kafirlere değil, münafıklara değil, mültetlere değil, masonlara değil, sebateysilere değil, müminlere lütufta bulundu. Zira daha önce onlar açık bir sapıklık içinde bulunuyorken, onlara içlerinden kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, kendilerini temizleyen, kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber mümkün. Kitap ve hikmet. Kitaptan kasıp, malum Kur'an-ı Kerim, hikmetten kasıp, Hazreti Muhammed Mustafa'nın hem zahiri sünnet-i semiyesi, hem de batili sünnet-i semiyesi. Hem zahiri söyledikleri, hem de batili söyledikleri. Batili söylediklerine, Ebu Hureyre radallahu anh hazrettir diyor ya, ben Muhammed'den içi ilim aldım.
Heyvenin önündekini herkese saçtım. Eğer heyvenin arkasından konuşacak olsaydım, Hureyre kafir oldu der, boynumu uçururdunuz dedi. Demek ki, hem zahir ilmi var, hem batın ilmi var. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, iki şey bıraktım. Kim onlara sımsıkı sarılırsa asla sapıtmaz. Birisi Allah'ın kitabı, ikincisi de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti. Yine başka bir hadisiyette, bunları iyi izleyin. İzleyin, iyi dinleyin. Başka bir hadisiyette, şüphesiz ben size kendisine sarıldıkça asla satmayacağınız iki şey bırakıyorum. Biri ötekinden daha büyük ve gökyüzünden yeryüzüne uzanan bir ilk ilteleğinde olan Allah'ın kitabı.
Diğeri, ehli beytim. Birisi Allah'ın kitabı, diğeri de ne? Ehli beytim. Ya Resulallah, çoğaldıkça ehli beytimden nasıl tanacağız? Hadis-i şerif. Kim Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışırsa, işte o benim ehli beytimdir. Bunlar havzuma gelince dek birbirinden ayrılmayacaklar. Bunlar hakkında benden sonra ne yapacağınıza iyi bakıp dikkat edin. Bu da Tirmizi'de. Kıymetli dostlar, ehli sünnet inancında manevi miras daha çok ilim, hikmet, güzel ahlak, dini terbiyenin ve hakikatlerinin gelecek nesillere aktarılması olarak değerlenir. Ve manevi mirasın esası Kur'an ayetleri, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleri ve aynı zamanda ehli beytimdir.
Çünkü hadisi şerifle sabittir ki miras, manevi miras. Kur'an-ı Kerim, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleri ve aynı zamanda da ehli beytdir. Eğer ehli beyti biz yerli yerine koymazsak, Hazreti Muhammed-i Mustafa'yı gücendirir. Muhammed-i Mustafa'nın sözüne karşı çıktığımız için yoldan sapanlardan oluruz.
Rabbimiz onlardan eylemesin. Ve Cenab-ı Hak Fatır Suresi ayet 32'de de sonra biz kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan kimi kendine zulmeder, kimi orta yolu tutar, kimi de Allah'ın izniyle hayırlı işlerle öne geçer. İşte bu Allah'ın büyük lütfudur buyurur. Ve bizim inancımıza göre manevi miras kişinin ölümünden sonra bıraktığı mal mülk değildir.
Manevi miras o kimsenin ahlaki ve manevi değerleri içeren öğretisidir, mirasıdır. Yoksa bıraktığınız mal mülk çocuklarınız veya torunlarınız tarafından talan edilecektir. Dünya üzerinde hiç kimsenin mirası kalmamıştır ki abat olsun. Sen öldükten sonra senin çocukların veya torunların veya onların çocukları senin mirasını talan edecektir.
Ama manevi miras bıraktıysan yani sen çocuklarını Kur'an ve sünnet üzerine büyüttüysen onlardan bir manevi miras alacaksın. Senin amel defterin kapanmayacak veyahut da manevi bir yolda yürürsen senin o manevi yolda yürüdüğün o kimseler, o arkadaşlar, o ihvan yola devam ettiği müddetçe senin amel defterin kapanmayacaktır. Düşünebiliyor musunuz bizim üzerimizden Hazreti Muhammed Mustafa'ya kadar bütün pil efendilerin, bütün şeyh efendilerin o silsilerde geçen büyük o zatların hepsinin de manevi miras olarak amel defterleri kapanmıyor. Siz her gün girdinizi çekerken, bağışlamaları yaparken o kocaman manevi büyük aileye aidetinizi gösterirken onların defteri kapanmıyor.
Ve aramızdan göçüp giden kardeşlerimiz de o yolda giden çocukları, arkadaşları o yolda yürüyen ihvanlar olduğu müddetçe onların da manevi defterinin yolları kapanmıyor. Manevi o zaman defterleri de kapanmıyor. Nisa 69 ayetinde kim Allah'a ve peygambere itaat ederse işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdi. Peygamberler, sındıklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdir.
Onlar ne güzel arkadaştır buyurmuştur. O zaman kim Kur'an ve sünnete tabi oldu? O manevi silsileye itaat etti, ittiba etti. O manevi silsileye bağlandı. O kimse peygamberlerle, sındıklarla, şehitlerle, salih kimselerle beraberdir. Onlar gibi yaşayamasada, onların yaptığı ameli yapamasada, değil mi ki ben onlardanım demiş, adiyet kesbetmiş, değil mi ki ben şu yoldanım demiş, o yola girmiş, o yola adiyet kesbetmiş, eğer ki o yolun silsilesinde herhangi bir sıkıntı yoksa, yani şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna, …
Muhammed-i Mustafa'ya dayanıyorsa, sallallahu aleyhi ve selleme, o zaman o yol sahittir, o zaman o yolda yürüyenlerin manevi defterleri kapanmaz, o yolda yürüyenler, peygamberlerle, sındıklarla, şehitlerle, salihlerle beraberdir. Bu ayet-i kerime, yolda yürüyen, kardeşlere bir müjde niteliğindedir. Ve, Allah Resulüne itaat eden, ve manevi olarak, o silsileye bağlı olan kimseler, o silsilenin içindeki salihlerle, şehitlerle, sındıklarla, peygamberlerle beraber olacağının delilidir. Yine, Cenab-ı Hak, insanları üç sınıfa ayırır.
Birinci sınıf, kemel defterleri sağından verilenlerdir. Kutlu insanlar da kemel defterleri sağlarından verilir. Vakıa dokuz, kemel defterleri sağından verilenler, insanlardır kemel defterleri sağlarından verilenlerdir. On ayet-i kerime, hayır, hayır için önde gidenler, ahirette de öndedirler. İşte, o, üç sınıftan sonuncusu, dünyada hayır için önde gidenler, ahirette de öndedirler. sufiler, dünyadayken her türlü şeytani, her türlü heva ve her türlü nefsani, Kur'an ve sünnet dışındaki, oluşumlara, oluşumların düşmanlıklarına maruz kala kala, Kur'an ve sünnetin dışındaki insanların hakaretlerine, iftiralarına, onları küçük görmelerine, hor hakir görmelerine ve yollarına diken dökmelerine rağmen, o sufi topluluğu, Kur'an ve sünnet yolunda azmederek, gayret ederekten, mücadele ederekten yollarına devam ederler.
İşte onlar dünyada öndedirler. Dinlerini paraya satmamışlardır. Dinlerini pula satmamışlardır. Dinlerini makama satmamışlardır. Dinlerini mevkiye satmamışlardır. Dinlerini üç beş kuruşa, üç beş akçeye, üç beş koltuğa sarf etmemişlerdir. Ve dinlerini sırf Allah için yaşarlar. Ve sufiliklerini sırf Allah için yaşarlar. Hani hadisi kutsi'de, Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem annetleri, o mahşer yerinde, nurdan minberlere oturtturup, nurdan tac ile taşlanan, nurdan elbiseler giyinen ve şehitlerin, peygamberlerin, sıddıkların, bütün mahşer halkının gıpta ile baktığı ve mahşer halkının bunlar hangi peygamberlerden, değerlerinde değil, bunlar hangi şehitlerden, bunlar şehit de değil, diye sorulduğunda, dünyada kendini severler, için toplanan, biz birbirlerimizi sever,
biz zikreder, Allah için dağılırız. Bunun disturu başı da sonuna, şeyenillah demeyiz. Dinimizi, diyanetimizi, dinara değişmeyiz. Dinimizi, yolumuzu, Türkiye'ye değişmeyiz. Hiç yoluna çıkmışız. Hiçlik yoluna. Daha bu fakirden duymamışsınızdır, ben şöyle şeyhim, ben böyle müşidim diye. Sığınızda ben ölünceye kadar. Sözümü şeyhime verdiydim. Önünde dedim. Bir gün sizin önünüze gelir, ben şeyhim dersem, sakalımdan tutun, yüzüme tükürün dedim.
Evet. Hiç kimse duymamıştır, ben şeyhim diye. Bu fakiri, benim üstadım ilan etti, ettirdi. Bana telefon açtı, ilan etti, ben edemem efendim dedim. Ben ettiririm dedi, kendisi ettirdi. Ben ağzımdan öyle bir laf söylemedim. Çünkü, ben yolun başında, şeyhime de öyle demiştim. Ben yolun başında, zakir olayım, nakip olayım, mügabba olayım, şeyh olayım diye çıkmadım. Yangın var, önce benim gönlümde yangın var, sonra sokakta yangın var. Ben yangınımı söndürmek için yola çıktım. Ben yangınımı söndürmek için yola çıktım. Ne yazık ki yangınım arttı. Alevler sardı da sardı, sardı da sardı.
Dedim madem ki, bu yangının söneceği yok, ben biraz daha altına bulun atayım. Biraz daha kömür atayım. Yandıkça yansın, yandıkça yansın dedim. Öyle yürüdüm. Ve Cenab-ı Hak, bizi o üç sınıftan, son sınıf olan, önde gidenlerden eylesin. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerim. Buhari ve Müslüm'de çok enteresan bir adı şerif var.
İnsanların en hayırlıları, özür dilerim. İnsanların en hayırlıları, sonra bunları takip edenlerdir. Buhari Müslüm. Cenab-ı Peygamber, sile yoluyla, güne işaret ediyor. Dikkat edin. Bu devam eder gider. İnsanların en hayırlıları, benim asrımda yaşayanlardır. Sonra bunları takip edenler, sonra da bunları takip edenlerdir.
Bu takip edenler devam eder. Hazreti Muhammed Mustafa'dan, Hazreti Ebu Bekir Ömer Osman Ali, Hazreti Hasan, Hazreti Hüseyin Ehri Bey, bu yol devam eder. Ve bu yolun devamına tabi olmak zorundasın. Kabul etmeyebilirsin. Seni kabul etmeme, yolla intitaya uğratmaz. Senin laf söylemen ne? Güneş. Işığını vermemezlik etmez. Sen gözünü kapatmakla, güneşi yok hükmünde göremezsin. Ancak sen körlerden olursun. Sen güneşe sırtını dönerekten, güneşe de bir zarar veremezsin. Sen bu silsile-i meşahiyi kabul etmezsen, onlara bir zarar gelmez.
Zaten ayet-i kerimede Cenab-ı Hak'ta buyurdu ki, çok azınız iman eder. Çok azınız. Bakın Müslümanlar sanki çoklar, öyle değil mi? Baktığımız zaman, kocaman bir bölge var. Afrika, Asya, Avrupa ve kocaman o bölgede Müslümanlar var. Ama bir Filistin meselesi, bir Afganistan meselesi, bir Suriye meselesi, bir Irak meselesi, yakın tarihte bir Bosna meselesi, bakın Kırım meselesi.
Siz Kırım'ı kenara atmayın. Kırım bir İslam İmparatorluğu'ydu. İslam'dı Kırım. Veyahut da siz, Türkiye Cumhuriyetleri'ni, veya Asya'daki, bütün o Türkiye Cumhuriyetleri'ni, ta Hindistan'a kadar, siz kenara atmayın. Çin'in bir kısmı, bakın, Doğu Türkistan, inim inim iniyor. Ve ne yazık ki, çok azımız iman etti. Ve Müslümanların ne yazık ki, yapabildikleri hiçbir şey yok. Müslümanlar çünkü, başlarındaki devlet başkanları, başlarındaki siyasi liderler, ne yazık ki, bu Filistin meselesi olsun, Suriye, Irak meselesi olsun ve Bosna meselesi, Afganistan meselesi olsun, hepsinde de zayıf kaldılar.
Ve gerekli cevabı veremediler. Ve Müslümanların da ellerini, kollarını bağladılar. Hiç hareket edemiyorlar. Ben yıllardan beri derim, bizim hangi hükümet olursa olsun, seslenirim, derim ki, gelin bir Mehdi ordusu kurun. Bir Mehdi ordusu kurun. Gönüllülük esasına bağlansın. Gönüllülük esasına göre insanlar gitsinler, oraya asker olsunlar. Ve gönüllülük esasına göre, oraya para yardımında bulunsunlar. Silahlansın onlar. Ama bu deccalist sistem, ama bu kafir sistem, bu dünyayı ele almış olan siyonist sistem, ne yazık ki buna müsaade etmiyorlar. Yapmaya da kalkan hiç kimse yok. Allah bizi affetsin. ve Peygamberimiz, Salullah ve Selam Hazretleriyle, Hazretleri bu hadis-i şerifle, ümmetine, şeriatın zahirini, hakikatin batinini açıklayacak, velilerin, bulunacağını, ve bu zatla, sözleriyle, fiilleriyle, insanları, şeriatın adabına sevk edeceklerini,
onlar, ümmetin, peygamberinin varisleri olarak, tevhidi, hakikatlerin erbabı, ve güzel adabı, kıyamete kadar, peygamberin yolu, kişilerdir. Başka kimseler değildir. Sebateist, masonist kimseler değildir. Merkezi Londra'da bulunan, kimseler değildir. Siyahinin yönettiği, Mossad'ın yönettiği dergah ve tekkeler değildir. Mossad'ın emrinde, Siyahinin güdümünde bir dergah ve tekke bunu veremez. Silsilesi sağlam, ilham velilerden, Mürşid-i Kamillerden, dünya üzerinde hiç eksilmezler.
Sen böyle bir yola girmediysen, kendini sorgula. Senin bir mürşidin yok ise, kendini sorgula. Sen nasıl bir hata yaptın? Sen nasıl bir yanlış yaptın ki? Senin yolun bir Mürşid-i Kamil kapısına varmamış. Senin yolun, bir velinin kapısından geçmemiş. Sen nasıl bir yanlışlık yaptın? Sen nasıl bir küstahlık yaptın ki? Sen o yol ile nimetlenmemişsin. O yol ile şereflenmemişsin. O yol ile sen, ne yazık ki, hikmete rağmı olmadın. Oysa, şunu duyarsınız hep. Hep yıllardır duydum. Mürşidler var mı ki? Onlar geçmiş zamandaydı.
Yok. Kendi kusurunu gördü. Gözlüğü, ayıpla dolduğu için, ayıp gördü. Olduğu için, kusur gördü. Bir Mürşid olabilir. Mürşidlik buna mı kaldı? Değil. Ettiler. Ettiler. Çünkü Hazreti Kegale dedi ki, attıran bizden değildir. Attırdılar.
Attılar. Attırdılar da. Ve ne yazık ki, onlara kendini kapattı. Çünkü, eminlik yapanları, dışarı bırakır. İçeri olmaz. Eğer dışarıda kaldıysan, kendi nefsine var. Eğer bir yola yürüyemediysen, o Mürşid'e intisap etmediysen, daha önceki Mürşid'ine tanımlamamışsın. Daha önceki Mürşid'ini tanımamışsın. Mürşid'inden ilahi hikmet, ilim almamışsın. Daha önceki de desen, körlüğüne devam ediyorsun.
Ve şöyle diyor, gibi bize adı gelmez. Böyle diyerek, hadis-i şerifleri inkar ediyorsun. Çünkü, Allah Resulü buyuruyor ki, ümmetim arasında, Halil İbrahim ahlakı üzerine, kırk kişi daima bulunur. Kıyamet vakti gelince, bunların ruhları kavzundur. Demek ki, kırk tane Mürşid-i Kamil, kıyamete kadar var olacaktır. Bunlar eksilmeyecektir. Bunlar ne zaman ki, kıyamet kopacak, o zaman, onlar yok olacaklardır. Yine, İmam-ı Hanbel natif ediyor bunu. Hadis-i şerifin bize lazım olan kısmını okuyorum. Halil-i Rahman, Hz. İbrahim Aleyhisselam'ın kalbi üzerine, gir bu Mürşid-i Kamil'den.
Bunlardan biri ölünce, Allah onun yerine, bir başkasını koyar. Hz. Ali Efendimiz'in rivayeti var. Ebdallar şamdadır. Onlar kırk erkektir. Bunlardan biri öldü mü Allah yerine birini koyar. Yavru onlar sebebiyle, sular düşmanlara karşı onlar sebebiyle yardım edilir. Ataraf edilir. Hz. Ömer Efendimiz'in oğlu naklediyor bunu. Hilyet-ül Evliya'da Evin Uyan'dan nakledilmiş. Biz de ümmetin en hayırlıları beş yüz kişidir. Ebdallar da kırk kişidir. Ne beş yüzler için, ne de kırklar için eksilme vardır. Bunlardan bir kimse ölünce, Allah yerine elliden birini alır, kırklara koyar. Bu böyle devam eder gider.
Hadis-i Şerif uzun ve bakar ayet iki yüz altmış dokuz. Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verdiyse, ona çok hayır verilmiştir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar. Hikmet kuruluna vermiş olduğu bir lütuftur. Vay ve manevi mirasın önemli bir parçasıdır. Ve hikmet sahibi olmak, bu mirasın değerini anlamak ve başkalarına da aktarmak anlamına gelir. Bir hadis-i Şerif'te Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ümmetim yağmur gibidir. Evveli mi, yoksa sonu mu hayırlıdır, bilinmez buyurmuştur temizide. O yüzden kime hikmetli kardeşler, minavi, manevi miras, Kur'an ve sünnette ilim, hikmet, ahlak ve hayırlı ameller şeklinde ifade edilir.
Bu mirasın korunması, aktarılması, hem bireylerin, hem de toplumların manevi gelişimi için önemlidir. Tabi ki zamanımızın en büyük hastalıklardan biri de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini reddetmektir ki, ne yazık ki yeni nesil, içimizdeki sebata isperin, masonların, kafirlerin, münafıkların bu tür yayınlarından ve sözlerinden etkilenmekte ve cahil bir şekilde adiş verifleri inkar etmekteler.
Ve ne yazık ki bu hastalık evlerimize, sokaklarımıza, hatta camilerimize kadar sirayet etti. Diyanete, ilahiyata sirayet etti. Bu hastalık zaten ilk önce ilahiyatta başladı. İlahiyattan diyanete, Diyanetten basınla, radyoyla ne yazık ki on beş yaşındaki çocuklara kadar indi. Ve bilir bilmez, tanır tanımaz, ilimli ilimsiz, cahil cühella, takımı ne yazık ki hadis şerifleri inkar etme, cüretine büründüler. Ve bunları durdurmak bilmiyor. Hiç kimse bunları da durdurmuyor. Ne yazık ki gençlerimizin içine bunu yaydılar. Şimdi gençlerimizin kimisi ateist oldu, kimisi deist oldu, kimisi budist oldu, kimisi namussuz oldu, kimisi şerefsiz oldu, kimisi haysiyetsiz oldu, kimisi çırılçıplak soyundu, soysuzlaştı.
Anne tanımaz, baba tanımaz, büyük tanımaz bir hale geldiler. Kur'an tanımaz, sünnet tanımaz, fıkıh tanımaz, din tanımaz hale geldiler. Ve ne yazık ki bizim toplumumuzda iyice yaygınlaştı, iyice serpildi. Toplumda LGBT'ciler, toplumda masonlar, siyonistler, sebateistler, kafirler, münafıklar, mürtedler, ırk düşmanları.
İki yaşındaki çocuğu tecavüz eden bir çocuk, kendi yeğenini öldüren bir amca, daha kesinleşmese de, kendi hanımını öldüren, kendi hanımını katleden bir baba, bir erkek, nasıl bir erkeksen, nasıl bir kocaysa, ve kendi çocuklarını katleden babalar, kendi çocuklarını katleden anneler, kendi kardeşlerini mal yüzünden, bir tane zeytin ağacı yüzünden, birbirleriyle küsenler, senin annen sana şunu yaptı, benim annem bunu bana yaptı, senin babacın şunu yaptı, senin babam bunu bunu yaptı, sana şu kadar verdi, bana bu kadar verdi,
bir ömür boyu küsenler. Ve ne yazık ki Kur'an ahlakı, ne yazık ki peygamber ahlakı unutuldu, ne yazık ki bu ahlak lafa kaldırıldı. Anneyi babayı dinlemeyen çocuklar, anne babayla tartışan, kavga eden, ağzına geleni söyleyen çocuklar oluştu. Karın koca arasında, ağzına geleni söyleyen, karın kocalar oluştu. Ve o, sünnet-i seriyenin saf, temiz ahlakı, Kur'an'ın saf, temiz ahlakı, ne yazık ki, bizim içimizde kalmadı.
Ve ne yazık ki, evler deccal evi oldu. Ne yazık ki, ne yazık ki evler firavun evi oldu. Ne yazık ki sokaklar, deccalist hakim oldu. Ne yazık ki, alışveriş merkezi dediler bize, kapitalist sistemin, deccalizmin, muhabbeti yerine oldu. Ve her sabah oraya gitmek, orada bir kahve içmek, orada bir yerde, kafede oturmak, onlar için çok önemli bir kariyer oldu. Ve yüz hayat yaşama, bu özenti, insanlar için ne yazık ki, çok kötü bir, necaset çukuruna götürdü. Marka budalası olan gençlik, marka budalası olan gençlik, ve markaya ulaşmak için, her şeyini feda eden, kızlarımız, erkeklerimiz oluştu. Ve ne yazık ki deccal, bizim evlerimize girip, bizim evlerimizi, bizim evlerimizi, avucunun içine değil, midesine aldı.
Midesini aldı. Artık, anne ve babalar, kendilerine de söz geçiremez oldu. Çocuğunu korumak için, tesettürlü anne, kafede çocuğuyla beraber, çünkü çocuğuna gitmiyor diyor, çocuk gidiyor. Aman çocuğumu koruyayım diyor, o da kafeci olup çıkıyor. Aman çocuğumu koruyayım diyor, o da barcı olup çıkıyor. Aman çocuğumu koruyayım diyor, o da bakıyorsunuz, gece aleminlerine gitmeye başlıyor. Tabii bunda, mevcut, sistem, buna alkış tutuyor. Artık, biraz, nereden geldiği belli olmayan, bir kısım, tırnak içerisinde, Müslüman görünümlü, deccalist sistemin uşakları, Müslüman görünümlü ama bunlar.
Görüntüsü Müslüman. Bu deccalist sistemin uşakları, bu bozulmaya çanak tuttular. Rabbimizi muhafaza eylesin. İşte Allah Resulü, 1400 yıl önce, bunların olacağını bize haber veriyor. Diyor ki, yakındır, sederine, koltuğuna, yaslanıp oturan bir adama, benim hadisim ulaşacak, ve o şöyle diyecek, aramızda Allah'ın kitabı vardır, onun için helal olarak, bulduğumuzu helal sayar, haram olarak gördüğümüzde, haram sayarız. Oysa zavallı bilmiyor ki, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellemin haram kıldığı şey de, Allah'ın haram kıldığı şeydir. Birkaç ayet-i kerime sohbeti sonlandırdı. Nisa 80. Kim peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur.
Bu ayet, peygambere itaatini, Allah'a itaatini eşdeğer olduğunu bildirir. Bu ayet-i kerimede, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinin, ve peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, zahiri ve batini, ilminin, ehemmiyetini ortaya rekoyalım. Haşr, ayet dedi, peygamber size neyi verdiyse, onu alın, size neyi yasakladıysa, ondan sakının. Ve bu da, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, yasaklamaya, hakkı olduğuna, gösteren ayettir. O bir şey yasakladıysa, Allah da onu yasaklamıştır. Ali İmran 31, de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız, bana buyun ki, Allah da sizi sevsin. Burada da, Cenab-ı Hak, kendi sevgisini kazanmanın yolunun, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, tabi olmaktan, geçtiğini bize söylüyor.
Daha sohbetim var, ama ve lakin, hani bu, bu hendirle alakalı da böyle, bu dinde yok, bu bidat, bunları bana böyle Twitter'da da yazıyorlar, bidat istiyorsunuz diye. Size de söylüyorlardır, oradan buradan da, çok biliyorlar ya Allah, ahkam kesiyorlar ya. bazılarına soruyorum, kaç hadis kitabı okudun diyorum, ses yok. Bunlar, bil, okumadan bilenler. Bir cahil vardır, bilmiyordun, bilmediğini de biliyordun, öğrenmek ister. iyi bir cahildir o. Ama bir cahil vardır, cahilliğini de bilmiyordur, bu kötü bir cahildir. Hani onlardan yüz çevirilmiyor. Neden?
Cahil, ama cahilliğini de bilmiyor. Ve kendini, güç olarak gösteriyor, ahim olarak gösteriyor. Bir tane bir şey söyleyeceğim. Hacer Ali Askalani'den bu. Askalani'den, Şeyh-i İslam'dır kendisi. Askalani'yi dinleyen de yoktur zaten. O şöyle diyordu. Mevlüt kutlamanın hükmü sorulduğunda, buna şöyle cevap verdi. Mevlüt kutlamasının sünnette sabit olan bir asla dayandığı, benim nezdimde anlaşılmış oldu. Bir asla dayandı, benim nezdimde anlaşılmış oldu. Şöyle ki, Sahihayn'da geçen, Sahihayn dediği, Bahri Hüsnü, geçen bir hadis-i şerife göre, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Musa aleyhisselam'ın ve ümmetinin kurtuluş günü olan, aşure gününün şükür mahiyetinde o günü oruçlu geçirmiştir.
Hani bir aşurenin 10. günü, Medine'li Yahudiler oruç tutuyorlar, Allah Resulü bunu duyuyorlar, diyor ki tazim etmek bizim hakkımızdır. Hani Musa aleyhisselam'ın firavundan kurtulduğunun günü tazim etmemiz bizim hakkımızdır. Bir şey yemeyenler oruç tutsun diyor. Ve böylece mağrum aşure günü oluştutuyorlar. Devam ediyorum. Askelane sözüne. Bundan anlaşıldığına göre, Allah-u Teala'nın muayyen bir günde lütfettiği bir nimete, veya bir belayı kaldırmasına şükür olsun diye, bazı şükür fiilleri yapılabilir, ve her senenin aynı günü geldiğinde bu şükür ameliyyesi, tatbikatı tekrar edilebilir. Allah-u Teala'ya yapılacak şükür, secde, oruç, sadaka ve Kur'an tilaveti gibi, türlü türlü ibadetlerle ifa edilebilir.
Rahmet peygamberi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin, mevlüt gününde dünyaya teşriflerinden daha büyük nimet ne olabilir? O halde, o günün özellikle tespit edilip, ibadetlerle ihyası yapılması gereken bir vazifedir der. Askelane. Hazreti Piyer'in sözüyle getiriyorum sohbetimi. Celalettin Uluma Hazretleri, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri için diyor ki, sen olmasaydın bu dünya yaratılmazdı.
Ve Hazreti Piyer, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin yaratılış merkezinde olduğunu, onun varlığının, kainatın varmış sebebi olduğunu söylüyor. Son kelam, Necip Fazıl'dan, O ki alemlere rahmet, O ki varlık sebebi, O ki nur, Mevlüt kandili, O nurun dünyaya teşrifidir. Geceniz hayır olsun. Bugün sizi biraz geç bıraktık. Malum ilan etmiştik, yukarıda vakıfta, denilebilir ki, iki yüz yıldır, hiç olmamış bir, manevi törenimiz vardı. Forasani'den gelen, o manevi töreni icra ettik. Aslında biraz daha vakit olmuş olsaydı, birkaç ülke daha eksiğimiz oldu.
İnşallah, Muhammed Azim-i Hüseyin'i, bir daha Mevlüt kandiline gelirse, yarım kalan, o kısmı da inşallah, daha geniş bir zaman olarak, tamamlarız inşallah. Huzurlarımızda, İran'ın, halifesi, halifemiz, Muhammed Azim-i Hüseyin'i, Allah razı olsun, bu, ta Orta Asya'dan itibaren, Ahmet Leşevi'den gelen, o yolu, o adabı, o erkamı, Allah razı olsun, bize yeniden yaşattı.
Uzun bir gayret ve çabadan sonra, uzun bir hazırlıktan sonra, Cenab-ı Hak bahşetti. Ben, kendi adına, çok memnun oldum, çok mutlu oldum, ve, belki de 250 yıl sonra, böyle bir töreni, Cenab-ı Hak'ın bize bahşetmesini, lütfetmesini, ikram etmesini, çok önemsedi. Huzurlarımızda, kendisine teşekkür ediyorum. Allah çalışmalarına, gayret kuvvet versin. Cenab-ı Hak, muayini olsun. Amin. Cenab-ı Hak, gönlüne feraset versin. Amin. Gönlünü nurlandırsın. Amin. Yaptıklarını, ettiklerini, Cenab-ı Hak, önüne çıkarsın. Amin. O, nur ile, yolu ve önü, aydınlansın.
Amin. Tabi, gönül arzu eder ki, hepinize de, böyle, ayrı ayrı, törenler düzenleyelim. İnşallah, ahitleşmeler düzenleyelim. Bu, yolun, adabını ve erkanını, devam ettirelim inşallah. Rabbim, bu yolda bizleri daim eylesin. Amin. Bu yolda bizleri hizmet, kar eylesin. Amin. Hizmet edenlerden eylesin. hizmet bekleyenlerden değil, hizmet edenlerden olalım inşallah. amin. Amin. sohbeti de böyle yazdıklarıma bağlı kalmak için kendi kendime oyna tavsiye de bulunuyorum. hani ipin ucunu kaçırma. İpin ucunu kaçırırsam bunun nerede biteceği veri değil diyor.
Kendime telkinde bulunuyorum. kendi kendime o telkimi de tuttum hamdolsun. Şimdi Sema, Sema'da bugün daha önce gördüğümüz siz. Ama yeni görenler olacak. Bugün çift post çıkacak. Çift post çıkması demek hem üstadın hem halifesinin posta çıkması demektir. İnşallah özür dilerim. Bu meylevilik yolunda bir ağdahtır. Üstadın yanında ikinci post olarak halifenin de postatıdır. Bunu büyük bir çoğunluğumuz gördüydü daha önce. Ama bugün de bu icra edecek inşallah. Yarın da Geligoğlu Mevli Hanesi'nde program var. İnşallah Muhammed Azim'i Hüseyin'i kardeş Geligoğlu Mevli Hanesi'ndeki yarınki sohbeti ve oradaki mevlevi mukabelesinde post sinist alara çıkacak.
müsaak olan kardeşlerin oraya da gitmelerini arzu ederim. Çünkü orada da böyle elimizde materyal olması için ciddi bir şekilde profesyonel bir şekilde çekimler olacak. Kardeşler müsaak olanlar giderlerse hepsine ayrı ayrı teşekkür ederiz mutlu olunuz. Rabbim gecenizi hayırlı edesin. Cenab-ı Hak cümlemizi affetsin mağfiret etsin afiyet versin lütfetsin Selamun Aleyküm çekin fotajafımıza fotoğrafımızı
kim

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi