MEVLİD KANDİLİ SOHBET- SEMA- DUA Tasavvuf Vakfı- 17.10.2021
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 19 Ekim 2021 · 1:26:56
Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak nefeslerinizi ömürleyin. Cümlemizi ve cümleleri batılı, batılı, hak yolunda bir rahatlık, kıymetli, hepinize aile, şehrin cezasız kalmaz, hayranın karşılığını alacak, şehrinin de cezasını çekecek, eğer tövbe etmeden göçer giderse, cümlemize son nefesimize kadar tövbe etmeyi nasip ve müesser eylesin.
Çünkü tövbe etmekte ayrı bir lütuf, ayrı bir ikramdır. Bugün Mevlüt Kandili, Mevlüt Kandili, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin doğumu, dünyaya teşrif vererek, inşâAllah o Hazreti Muhammed-i Mustafa'yı dünyaya gönderip, dünyaya teşrif ettirdiği gibi, gönüllerimize, evlerimize, sokaklarımıza, caddelerimize, işyerlerimize, şehirlerimize, bütün her yere ve her tarafa teşrif ettiririz.
İnşâAllah her şeyimizi ona uydurmaya gayret ederiz. Bu çocukları bir alsanız ortaya da sohbetin kalitesine gövde düşürüyorlar. Çünkü bakıyorum dinleyen kardeşlerimiz çocuklara gözlerini dikiyorlar. O yüzden yoksa çocuklardan bir rahatsızlığından dolayı değil. Çocuklardan bir rahatsızlığımız yok. Kıymetli dostlar, bugün Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin günü. Herki kerime mucibince alemlere rahmet olarak gönderilen, Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın doğum günü. Ve o bütün alemlere rahmet olarak gönderildi. Bu taraf biraz daha yönterefa doğru sıklaştırın, sandalyeleri de sıklaştırın. Arka tarafa bu arkadaşlar, kardeşler daha rahat bir şekilde dizilsinler.
Bakur edin, inşâAllah yüzüne kafeye. Sen biraz geri çık, ağabeylerinin önünde durma. Bu tarafa doğru yaklaşın, arkadaşlar yağmur, çamur dışarıda kalmasınlar. Alemlere kafirlerle, münafıklarla, mültehlerle, inse, cinse, hayvanata, nebavata hepsine de rahmet olarak gönderilmiş.
Bir seferinde müşriklere beddua etmesi istenen Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine ben lanetçi olarak göndermedim, ben alemlere rahmet olarak göndermedim deyip müşriklere dahi lanet okumayan, lanetlemeyen bir peygamberin ümmetiyiz. Ve kendi tabiriyle ben rahmet ve hidayet peygamberiyim diye isimlendirilen, biz hidayet ve rahmet peygamberinin ümmetiyiz.
Her ne olursa olsun böyle bir peygambere ümmet olduğumuzun bilincine varıp rahmet peygamberinin ümmeti olarak etrafımıza biz de rahmet yaymalı, etrafımıza biz de yumuşak ve tatlı davranmalıyız. Ve o rahmet peygamberinin ümmetine yakışır bir şekilde hal ve hareketlerin içerisinde bulunmamız gerekir. Ve onun o yumuşaklığı, onun o merhameti, rahmeti direkt Allah'tan gelme, Allah'ın lütfu, ikramıydı.
Çünkü Ali İmran 159. ayet-i kerimede de Cenab-ı Hak Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer sert ve kaba davranmış olsaydın, etrafında hiç kimseyi göremezdin, bulamazdın diye isimlendirilen, atlandırılan ümmete karşı müşrik, yumuşak, ümmete karşı hoşgörülü, ümmete karşı her daim, bir baba şevkatıyla, bir anne kucağı, muhabbetiyle, sevgisiyle duran o Muhammed Mustafa'nın ümmetiyiz.
Ve o hiçbir zaman katı kalpli olmamıştı. Ne eşlerine, ne çocuklarına, ne etrafındaki ashabına, ne hayvanlara karşı, ne de herhangi bir bitkiye karşı hiçbir zaman katı olmamıştı. Hiçbir dinin, bugüne kadar gelmiş olan hiçbir dinin hiçbir hükmünde yoktur. Hac esnasında bir yeşil yaprağı dahi koparmanın yasak olduğu, bir sineğin, bir böceğin daha öldürülmesinin yasak olduğu.
Bakın hiçbir dinin kendi içerisinde böyle bir hükmü yoktur. Ancak bu İslam'da vardır. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa, alemlere rahmet bir peygamberdir. Onun ümmeti bir yaprağı dahi koparmaz. Bir sineği dahi öldürmez. Bir sineği dahi öldürmez. Biz o rahmet peygamberinin ümmetiyiz. O yüzden geçmiş kitaplarda dahi o katı ve kapa değildir. O bağırıp çağırılan değildir. Geçmiş kitaplar onu met ederken öyle met etmiştir. İşte biz o rahmet peygamberinin ümmetiyiz. Bana farzlar emredildi. Bana farzlar emredildi. Ama aynı zamanda da farzları yerine getirirken insanlarla iyi geçinmem de emredildi diye bir peygamberin ümmetiyiz. İnsanlarla da iyi geçinmem bana emredildi diye bir peygamberin ümmetiyiz.
İnsanlarla iyi geçinem. Şimdi kendi kendimize düşünelim. Eşlerimizle, çocuklarımızla, anne babalarımızla, komşularımızla, arkadaşlarımızla, etrafımızla. Neyi ne kadar bu toplum yaşıyor? Ve peygamberin çizgiden toplum ne kadar şaşmış, peygamberin çizgiden ne kadar uzaklara doğru yol almış bir topluluğun içindeyiz. Sizleri tenzih ediyorum. Bunları söylerken gerçekten samimi bir şekilde sizleri tenzih ediyorum. Ama bütün dünya karanlığın içerisinde tabiri caizse debelenip dururken ve ne yazık ki bu topraklarda da karanlık hakim olup biz o karanlığın içerisinde debelenip dururken Hz. Muhammed Mustafa'nın o merhametli, o şefkatli, o yumuşak, o nurlu yoluna, o nefesine ne kadar ihtiyacımızın olduğunu size anlatmamın bir anlamı yok.
Siz zaten farkındasınız. Ama ve lakin hani tekrar etmekte fayda vardır ya bazen insan nasıl bir topluluğun içerisinde bulunduğunun farkına varmayabilir. Bir evin içerisinde sadece İslam var ise her tarafı İslam zanneder o. Veyahut da o kimsenin başına bir hukuksuzluk, bir adaletsizlik gelmediyse o ortamda hukukun, adaletin olduğunu düşünebilir. Ondan uzaktır çünkü. Onun başına bir hukuksuzluk, bir adaletsizlik gelmemiştir. O bir zulme uğramamıştır. O bir zulme uğramadığı için zulme uğrayanların halini bilmez. O bir kayınmacılığa maruz kalmamıştır. Kayınmacılığa maruz kalmadığından dolayı kimler kayınmacılığa maruz kaldı onunla farkında değildir. Veyahut da o kimse o güne kadar hiç fakirlik görmemiştir.
Hiç fakirlik görmediğinden dolayı fakirliğin ne olduğunu bilmez. O sabah kapısının önüne çıktığında ekmek alamayan bir kimseyi görmemiştir. Ekmek alamayan bir kimseyi görmediği için o bütün herkesi aynı zanneder. O sabah uyandığında sitesinde kalkacak. Sitesinden dışarı çıkarken herkes Mercedes'ine, BMW'sine, Avucisi'ne binecek, gidecek. Bütün dünyayı öyle zanneder. Korunaklı siteler, zenginlerin sadece yaşadığı siteler, karşı dairenin açlığından bir haber, bir sitede yaşıyorsa o kimse, kimin ne halde olduğunu bilmeyebilir. Bilenler vardır ama bilmeyebilir. Bunun gibi insanlar kendi içlerinde yaşarlarken neyin ne olduğunu bilmeyebilir. Karanlığın farkına varmayabilir.
Bakın karanlığın farkına varmayabilir. Ancak bulunduğu toplumda hem dışarı çıkanlar, karanlığı veya aydınlığın başını dışarı çıkarıp etrafta ne oluyor? Sosyal hayatın içerisinde bulunan insanlar ancak insanların ne yaşadıklarını, ne yaşamadıklarını, ne düşündüklerini, ne düşünmediklerini bilebilirler. Genel olarak geçmiş ümmetlerde helaka uğrayanlar, kendilerince komün bir hayat kurup, kendilerince belli siteler kurup, o sitelerde harikularda hayat yaşayan müşrikler gruplarıyız.
Hüd Aleyhisselam'ın kavmine baktığımızda, Hüd Aleyhisselam'ın kavmine baktığımızda, Salih Aleyhisselam'ın kavmine baktığımızda veyahut da diğer helaka uğrayan kavimlere baktığımızda çok özür dilerim. Daha şedet bir hali görürsünüz. Diyeceği şunu diyebilirsiniz. Madem ki o günkü kavimlerden daha şedet bir durumdayız, bize neden helak gelmiyor diyebilirsiniz. Bize helak gelmeyişi veyahut da bu zulmeden zalimlere helak gelmeyişinin sebebi de Hz. Muhammed Mustafa'nın rahmet peygamberi olmasından. Çünkü hadis-i şerifte buyurdu ki yine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bana iman eden, benim peygamberliğime iman eden, benim peygamberliğimi kabul eden kurtuluşa ermiştir.
İnan etmeyen, peygamberliğimi kabul etmeyen de geçmiş kavimlerin başına gelen helaklardan kurtulmuştur buyurdu. Hud aleyhisselamın, Salih aleyhisselamın, Lut aleyhisselamın zamanında daha şedet büyük günah kebailer var. Neden helak olmuyoruz diye bana sorarlar ben yüz usul hürmetine. Dikkat edin, bugün dünya karanlığın içerisinde kalmış vaziyette. Sadece İslam dünyası değil, sadece İslam dünyası değil. Bütün dünya karanlığın içerisinde debelenmekte. Ve dünya kendisine bir çıkış yolu bulmakta, aramakta. Dünyayı yöneten o helif, deccalist tabaka değil. Hristiyanıyla, Yahudisiyle, Hudisliyle, Hindusuyla, inananıyla, inanmayanıyla bütün dünya toplumunun, dünya toplumunun köleleştirilen toplum kendisine bir çıkış yolu aramakta.
Köleleştirilmiş toplum diyorum. Çünkü o elin tabakanın dışındaki bütün insanlık, dini ne olursa olsun köleleştirilmiş vaziyette. 400 yıl önce köleliği orta yerden kaldırırken, ne yazık ki son Osmanlı İmparatorluğu devirdikten sonra, bütün dünya insanlığı zorla ve köleleştirilmekte. Ve bu köleleştirilme devletler eliyle yapılmakta. Yani herkesin kendi içerisinde bağlı bulunduğu devlet tarafından onlar köleleştirilmekte. Toplumu da köleleştirilmekte. Fransa'sı da, Amerika'sı da, İsviçre'si de, Afrikalılar zaten köle. Anadolu Müslümanı da köleleştirilmekte. Orta Asya'sından, Çin'den Japonya'ya kadar bütün insanlar kölelik zincirine bağlanmış vaziyette.
Sizin dininizin, siyasetinizin ne olduğu önemli değil. Hristiyanmışsınız, dinsiz misiniz? Siz ateistsiniz, Çinlisiniz veya Türkiyelisiniz, Fransızsınız, Almansınız önemli değil. O yukarıdaki deccelisler için. Onlar için önemli olan şeytani bir sistem, şeytani bir ekonomik sistem, şeytani bir siyasi sistem, şeytani bir askeri sistem. Şeytani, çünkü eğer ki siyasetle, ekonomiyle halledemedikleri işi askerle hallediyorlar. Libya'nın bir sabah bombalanması gibi. Irak'ın bir sabah bombalanması gibi. Afganistan'ın bir sabah işgale uğraması gibi. Suudiye'nin bir sabah bombalanması gibi. Ve buradaki Müslümanların neden, niçin belli olmayan katliama maruz kaldıkları gibi.
Veyahut da bunları dile getiren şeyh, cemaat, alim, tarikat adına ne derseniz deyin. Veyahut siyasi parti adına ne derseniz deyin. Onların başına görülmedik çoraplar görülmeye çalışılması gibi. Bu değişmiyor. Sizlerle gelip beni uyarmazsanız, sizlere de hakkım helal değil. Çok hoşuma gitmiş.
Gençlik yılları, hala ben genç ama o gün Osmanlı'da altı çıplaklar vardır. Üzeri çıplak, altında bir tek bir şal var. Başka hiçbir şey yok olarak gelmişti. Onun o çılgınlığı benim çok hoşuma gitti içimden. İşte dedim, Sufi bu. Sufi, baldırı çıplak ne demek biliyor musunuz Osmanlı'da? Cephenin en önündedirler. Cephenin en önünde. Kılıçları yoktur, kalkanları yoktur, elbiseleri yoktur, zırhları yoktur. Onlar Ebu Zer'i Gifare gibi. Onlar İbn-i Revaha gibi. Onlar Hasret-i Ali gibi. Onlar Halid-i Velid gibi.
Onlar sahabenin içerisinde savaşçı, assat gibi. Savaşın en hakim yerinde dururlar. Savaşın canlısının hareketlenmesini beklerler. Aşk ehlidir çünkü. Can, mal, eş, çoluk, çocuk hiçbir hesapları yoktur. Onlar savaşın en kızgın zamanında, savaşın en kızgın zamanında. Allah nizarlarıyla düşmanın üzerine yürüyüp, sadece tokatlarıyla savaşırlar.
Ve düşman bakar ki karşısında sadece eliyle, tokatıyla savaşan. Baldırı çıplar, her şeyinden geçmiş, silaha ve tesisatına rağmen evi ayağa titrer, kılıç düşer ve sürüyüp gider. Hazret-i Muhammed-i Mustafa, bir ağacın altında dinleniyordu.
Geç geldi, kılıcını aldı Hazret-i. Seni elimden kurtaracak deyince, Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kılıcı aldı.
Şimdi dedi, seni benim elimden kim kurtaracak? Müşrik ona dedi ki, Sen benim gibi kötü değilsin. Sen benim gibi kötü değilsin. Affedicisin dedi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde onu affetti. Ve o kimse kavimine gitti. Başına geleni anlattı. Ve dedi ki, Ben şimdi o en iyi adamın yanına gidiyorum dedi. Geldi Müslüman oldu. İşte Sufi böyle baldırı çıplaktır. Elinde tabancası, tüfiği, tankı yoktur. Ama Allah yolunda, adaletsizlikle mücadelede en öndedir. Zalimlerle mücadelede en öndedir.
Benim anladığım, benim anladığım, Khorasani Sufilik bu. Benim anladığım, Benim öğrendiğim, Kendi kendimi yaşamaya çalıştığım, Khorasani Sufilik bu. Benim öğrendiğim bu. Ve benim öğrendiğim değil bu. Ben, Hazreti Muhammed Mustafa'nın, İzinden gitmeye çalışan, Garip bir kimseyim. O yüzden, Onun izinden gidenlerin, Uyuması gereken de, Hazreti Muhammed Mustafa'nın, Sünnetleri. Ben Muhammed'im. Ben Ahmet'im. Yetiştiren, Mahşerde benimle ve kadınlara, Olması gereken, Değeri veren peygamber.
Hoş geldin. Sefalar getirdi. Gönlümüzü hoş etti. İçimizi bir tuhaf etti. Hoş geldin. Hüseyin, Dedelerinden, Değeri isteyince, Cebinde, Onları hoşuz edecek.
Kendisi dizlerinin üzerine, Ve evlerinin üzerine eğilir. Bir deve mi var? Deyip, Torunlarının sırtına beğendiren peygamber. Hoş geldin. Çok muhtacız şimdi. Sırtına bindirip, Bundan daha iyi bir, Deve mi olur diye, Yaşayamadık.
O yüzden, Hoş geldin ya Resulallah diyorum. Torunlarını öperken, Bir saha, Bir bedev onu gördüğünde, Birisini de öpmen dediğinde, Merhamet edilmez, Merhamet etmeyene, Merhamet edilmez deyip, Torunlarını öpücük yağmuruna tutan peygamber. Hoş geldin. Ne güzeldi oldu. Yıllar sonra, Bu karanlık gecelerin sonunda, Aramıza kadar, Bizimle beraber olman, Hoş geldin. Allahümme sallallahu aleyhi ve sellemiş, Giderken, Bir yavrularını emdirdiğini gör, Çölün ortasında, O köpek, Rahat bir şekilde, Yavrularını emzirsin diye, Rahatsız olmasın diye, Başına nöbetçi diken peygamber, Şimdi,
Anneler çocuklarını emzirmekten uzak, Emziren eşleri, Döverken, Söverken, Sütlerinin kesilmesine sebep olurken, O, Bir köpeğin de yavrularını emzirmesi için, Başına asker diken peygamber, Aramıza hoş geldin. Susuz kalmış bir köpeğe, Su veren bir kimsenin, Cennete gideceğini müjdeleyen, Ama, Ümmetine de komşusu, Aç gel tok yatan, Bizden değildir deyip, Hem, Susuz kalan hayranlara, Hem de aç kalan ümmetine, Şefkat ve merhametle, Davranan peygamber, Aramıza hoş geldin.
Kendisine gelen, Bir vurmayı dahi, Etrafındaki ashabsız yemeyen, Dâhi etrafıyla paylaşan, Ve yarım bir hurma ile de olsa, Siz cehennemden kurtuluşa, Cehennemden kurtulmaya bakın, Deyip, Yarım hurmasını, Etrafındaki ashabıyla paylaşan peygamber, Hoş geldin, Sefalar getirdin.
Ve yine, Pendek günü, Bütün ashab açlıktan kırılırken, Ashabtan birisi gelip, Ya Resulallah, Sütten kesilmiş, Doğumdan kesilmiş, Çok özür dilerim, Bir keçimiz vardı, Onu kestim, Yemek hazırlattım, O akşam bize gelin deyip, Gizli bir şekilde onu yemeğe davet ettiğinde, Kafasını kaldırıp, Ey ashabım, Filanca kardeşimiz, Bizi yemeğe davet ediyor deyip, Bütün ashabını, O yemeğe götüren, Merhamet peygamberiyiz, Şefkat peygamberiyiz, Hoş geldin, Şimdi insanlar, Kimin ne iyiliğine bakmazken, Kimin ne halde olduğunu görmezken,
O öyle yaşayarak da, Bizlere, İyilik yolunu açan peygamber, Hoş geldin, Ben kendince, Daha farklı bir giriş, Yaptıydım yazdıklarımla ama, Cemil'in dediği gibi, Yazdığını okumuyorsun dedi, Çıktı Cemil bir gün bana, Yine yazdığımı okuyamıyorum, Ama bir şey okuyacağım, Böyle birkaç, Kendini bilmez kimse, Hazreti Mevlana Celal, Ruhu Hazretlerinin, İşte kendince peygamberlik, İktiha ettiğini filan, Veya birkaç kendini bilmez, Onu peygamber olarak, Görmeye kalktığından dolayı, Biraz Hazreti bir, Hazreti peygamber hakkında ne demiş,
Onları okuyacağım size, Hakkınızı helal edin, Bundan sonrası, Mustafa Özbar'a ait değil, Hiçbirisi değil, Ve bundan sonrası, Hazreti Pirden, Bizim makamımıza, Ne bir peygamber, Ne melek, Ne de ruh, Erişebilir dedi, Artık düşünün, Anlayın, Peygamber, Biz, Gözü kaymayan, Ve sınırı aşmayan kişiyiz, Karga değiliz, Adem'i renk renk boyayan, Allah'ın sabhoşu, Hoşçuduruz, İmam ol, Havetlere, Düzen veren, Feleğin dönük, Işığı ve meleğe,
Ne hoşu, Söz konusu olmazdı, Denizler, Heybet, Yeryüzü içinde, Define, Ve dışında, Yasemin, Bulunmazdı, Can vermek, İşimiz, Gücümüz, Dünyanın övündüğü, Mustafa, Bizim, İki alemin günü,
Mustafa, Hoşçaldın, İnsanlar arasında, Kimse ayetiyle,
Övülmüş bulunur, Hoşçaldın, Kevser'in sahibisi, Denilen peygamber, Hoşçaldın, İnsanlar maksat,
Hoşçaldın, Cebrail'den, Değilim, Ulaşamadığım, Hoşçaldın, Çünkü çözüm vermesine, Kaymadığım,
Adışahtan kaymadığı için, Devası Muhammed, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hoşçaldın, Senin sürmesiyle, Cebrail'in, Yetim, Mükemmel, Sırrı, Muhammed'i Mustafa,
Hoşçaldın, Bir cisimdir, Sen ise akılsın, İddiacıdan, Utanıp gizlenme sakın, Çünkü sen mumsun, Geceleyin, Tuzaklar, Benim tuzağımdan ders,
Şefaat, Nefesler, Yetişenimiz, Aşkımızda, Başımızda okşayanımız, Sırrımızı sıkı sıkı, En ümitsiz zamanımızda, Haydi diyenimiz, Vardığı zamanda, Sabah yakın diyen, Kuştumuz, Hoşçaldın, Gariplerin peygamberi, Kimsesizlerin nebisi, Yolsuzlara yol gösteren, Nursuzlara nur dağıtan,
Hidayet peygamberi, Hoşçaldın, Bizler, Yuvanın içerisinde, Yavru kuş misali, Sen, Annemiz gibi, Babamız gibi, Anasız babasız kalan, Senden, Şefaat bekler, Hoşçaldın, Haklarınızı helal edin, Uzaktan yakından teşrif ettiniz, Bu topluluk, Benim değil, Ben ve biz kardeşlerimiz, Her ne yaptıysak, Allah ve Resul adına yaptık, Davet olun, Davet sahibi o, O yüzden, Biz de tegimizin döndüğünce, Onun misafirlerine,
Hürmet etmeye çalıştık, Sürçülisan ettiysek, Hepiniz de, Bizlere afferin, Hizmet eden kardeşlerimiz, Bir hata, Kusur işledilerse, Bir yanlışlık yaptılarsa, Bilin ki bile bile, Yapmamışlardır, Eğer yaptılarsa, Onlar adına da, Sizlerden de özür diliyorum, Haklarınızı helal edin, Euruz, Pek sesini duydu, Yaman'dın, Euruz, Biz, Canlı öleceğiz, Biz gül çıkacak, Hz. Muhammed Mustafa'nın, Hümmetinin, Sesi gül çıkar, Biz son nefesimizde dahi, Etrafımıza, İblet olsun diye, Tevhidi, Canlı, Heyecanlı, Çekerekten, İnşallah, İnşallah,
O yüzden, Pısırık bir hayat, Pısırık bir düşünce, Pısırık bir yol gidişimiz yok, Biz canlı, Heyecanlı, Allah Allah, İdarlarıyla yürüyen, Allah Allah, İdarlarıyla, Yapacak olduğunu, Yapan bir topluluyuz, Araksan'ı hatırlamakta, Fayda var, Hepimiz de delimiz, Delilere selam olsun, Delilerle beraber, Kapının önünde lazım bana, O da ben, Eğer gideceğim diyen varsa, Niyet ettiysen, Birisine söz verdiysen, Orayı bulmak için, Öyle bir şey de yoksa,
O zaman hiç akıl lazım değil, O yüzden, Allah delillerine selam olsun, Muhammed Mustafa delillerine selam olsun, Sufilik delilerine selam olsun, Deliler gibi zikredenlere selam olsun, Deliler gibi yol yürüyenlere selam olsun, Deliliği kendisine rehber edenlere selam olsun, Aleykümselam, Aleykümselam, Aklına uğran, Hesap eden, Hesabın içerisinde boğulanlardan hiç olmadın, O yüzden, Hesapsız, Kitapsız, Düzensiz, Nizamsız, Allah'ı sevenlere, Selam olsun, Aleykümselam, Hesapsız, Kitapsız, Hiç takıntısız, Hz. Muhammed Mustafa'yı sevenlere,
Selam olsun, Allah ve Resulüne aşık olanlarla cümlemiz bir ve beraber eylesin, Cümlemiz onlarla beraber yol yürüyenlerden eylesin, Aklınızı helal edin, Bana da helal olsun, Ben topluluğunu görmüşüm, Hani siyasetçiler böyle beş kişi toplanınca sözü bitirmezler, konuştukça konuşurlar, Bir de diyanetçiler böyle, Bir vayındır da bir müftülükle beraber bir program yaptık dedik, tövbe ettik sonra, Bitmiyordu konuşmaları, Öyle olmaktansa kısa kesmeye uygun görüyorum, Hakkınızı helal edin, Şimdi de inşallah kardeşler seman yapacaklar,
İnşallah hep beraber izleyeceğiz, Hep beraber dua edeceğiz, Ondan sonra gecemiz son olacak, İnşallah, Destosu. Afezler,
Afezler işlediklerimizi afezler, Size buyurdu ki, Kim cemaat içinde cemaatle beraber Allah'a,
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.