Mevlid Kandili Karabaş-i Veli Tekkesi Sohbeti - 22 Aralık 2015
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 22 Aralık 2015 · 1:23:25
Hayırlı eylesin inşâAllah. Evet, bunu baştan söyleyelim inşâAllah. Sohbetin sonunda da Cenab-ı Hak hatırlatsın. Tekrar söyleyelim, ilan edelim. Cuma günü Gemlik'te yapılacak olan Şebu Aruz programı için Cuma akşam saat 7'de heykel, teyyare önünden ücretsiz araç kaldırılacaktır. İlgililere duyurulur.
Risale-i Nur Sözler sayfa 11 Sayıd-i Nur Sin'in Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız cümlesinde Biz dahi ifadesi kendisini bizden üstün gördüğünü mü ifade ediyor? Ben böyle bir şey ifade edeceğini düşünmüyorum bunun. Belki de sözün cümlenin kurgusu, kuruluşu öyle olmuş olabilir. O yüzden bu tip meselelere takılanlardan değilim. Risale-i Nur okumamızı tavsiye eder misiniz? Tabi bir tefsir niteliğinde okunabilir. Erkek ve kadınların namıhrem olduğunu düşünürsek sizin burada bayanlara yüz yüze sohbet vermeniz ne kadar doğru ve giriş çıkışlarda erkeklerle iç içe olmak ne derecede doğru.
Hakkınızı helal edin hayırlı kandiller. Umumi meskenlerde bunlarda bir sıkıntı yok. Normalde herkesin gelip katılabileceği bayanların sohbetiyle de alakalı bir sıkıntı yok. Bununla alakalı ne İmam-ı Azam'dan, ne İmam Şafi'den, ne İmam Malik'ten, ne de İmam Hanbel'den herhangi bir yasak yok. Kadınların kendilerini ilgilendiren konularda kendilerine ait husisi özel sohbetlerde toplanıp onlara sohbet edilmesin dediği bir beis yok.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bu noktada kendisi de bu uygulamayı yerine getirmiş, yapmış. Hatta malumdur bununla alakalı kadınların içerisine bir bayram günü girdiğinde yanında Ebu Hureyre de vardır. Hatta kadınlara cömertlikten bahseder biraz ve kadınlara cömertliği teşvik eder. Kadınlar ellerinden, kollarından, kulaklarından, boyunlarından altın çıkararaktan cömertlik yaparlar. Hatta Ebu Hureyre der ki ben eteklerimi açtım, herkes benim eteğimi atıyordu der. Eteğimin içine atıyordu der. Bununla alakalı ayrıyeten de başka bir hadişefte Medine-i Münevvere'ye hicret ettikten bir müddet sonra Medineli kadınlar, erkekler sizden istedikleri gibi faydalanıyorlar. Dinlerini öğreniyorlar. Biz kadınlar bu konuda erkeklerden bize fırsat gelmiyor, kalmıyor, biz öğrenemiyoruz deyince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de der ki Siz de bir evde toplanın, bir gün tayin edin.
O günde de geleyim orada sohbet edeyim der. Ve gün tayin edilir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine-i Münevvere'de Medineli Müslüman kadınlara husisi olarak sohbet eder. Tabi bu zaman içerisinde insanlar fitne korkusuyla veya fitne düşüncesiyle Kadınların bu noktada dini ilimleri tedrisat edecekleri daireler, noktalar kısıtlanmış. Kısıtlanınca da kadınlar bu noktada gerekli ilmi alamaz hale gelmişler. Bunu yaparlarken de ne yazık ki işte kendilerince, kendi dairelerince bunu bir fitneye sebebiyet vermemek, işte bir kargaşaya sebebiyet vermemek gibi bir açıklaması olmuş. Fitne, asıl fitne sünnet-i Resulullah'a uymamaktır. İşin daha acısı sünnet-i Resulullah'ta fitne görmek de küfürdür.
Bir kimse bir işi yapıyorsa, o işi yaparken o iş sünnet-i Resulullah'a uygun ise onu fitne görmek küfürdür. Evli ise nikahı düşer. Bunu bilmeden biz bu meseleleri bilmiyorlar diye düşünüyoruz. Çünkü İslam'ın öğretilmediği, öğrenilmediği bir ortamda, bir beldede bir kimse bunları bilmediğinden dolayı böyle düşünür, böyle yaparsa, orada bunu bilmediğinden dolayı buradan bir çıkış yolu bulmaya çalışıyoruz.
Bu bilmeyenler için. Bunu da gayet normal bilmeleri mümkün değil. Yani bakın bilmeleri de mümkün değil. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin uygulamasında var. O yüzden bu uygulama, şey bir uygulama değil, sonradan çıkma heva heves uygulaması değil. Hatta mescitlerdeki, camilerdeki namaz safı, hadis-i şeriflerde işte önde erkekler, onun ardında genç erkekler, onun ardında kadınlar, onların ardında da genç kadınlar olarak namaz safları da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin zamanında böyledir.
Bu uygulama da sonradan kaldırılmış. Bakın bu uygulama da sonradan kaldırılmış. Buna normalde çözüm yolu olarak böyle camilerde veya tekkelerde işte mahvel denilen yer çözüm olarak bulunmuş. Bayan, kardeşler, kadınlar mahvellerde toplanmışlar. Mahvellerden namaza iştirak etmişler. Sohbetlere iştirak etmişler. Tekkelerde bu böyle olmuş. Mahvele çıkıp mahvelden iştirak etmişler. Öylece devam etmiş bu yol, yöntem öyle söyleyelim. Bu noktada hadis-i şerifler var. İmamların yasaklaması da yok. Sonradan, yasaklayanlar da sonradan çıkan kimseler yasaklamış. Mesela el ihtiyarda böyle bir şey bulamazsınız. İşte dürer gürer de böyle bir şey bulamazsınız.
Hanefilerin hemen hemen ilk fıkıh hitaplardır. El ihtiyar, İmam-ı Azam'ın kendisinin yazmadığı ama talebelerin direkt onun ağzından yazdığı fıkıh hitabıdır. Onlarda böyle yasaklamaları bulamazsınız. Bir şey, yani bir kimse çay haram mı diye soramaz. İslam fıkıhında işte çay haram mı, limon haram mı, işte kekik suyu haram mı, işte karanfil suyu haram mı, işte normalde renkleri farklı ya bunların.
Bunlar haram mı diye soramaz bir kimse. Çünkü İslam hukukunda haramlar bellidir. Eğer bu haram mı diye soran bir kimse cahil hükmündedir. Haramları sorabilir, bana haramları anlatır mısınız diyebilir. Ama hadis de yasaklanmıştır. Bu haram mı, bu haram mı, bu haram mı diye sormayı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yasaklamıştır. Bir Müslümanın ilk öğreneceği şeylerden birisi çünkü haramları öğrenmektir. Nikah düşecek olan bir kadınla bir erkeğin baş başa halvet etmesi haramdır. Halvet nedir? Hiç kimsenin görmeyeceği, duymayacağı bir odaya, bir eve kapanmak. Mesela bu tekkenin herhangi bir odası halvet olmaz.
Neden? Tekkenin odaları kilitli değil, herkes anında bir yere girip çıkabiliyor. Orada bir bayanla bir erkeğin konuşması halvet hükmüne geçmez. Halvet hükmüne geçmesi için orada üçüncü bir şahsın, dördüncü bir şahsın girip çıkma ihtimali olmayacak. Baş başa kalmak olacak. O yüzden bir kadınla bir erkeğin baş başa kalması haramdır. Bir dükkan, bir alışveriş yeri. İçeride bir kadın var, camlar var, kapı açık. Orada bir erkeğin girmesi halvet olmaz orada. Bir erkek orada dükkanda, dükkanı çalıştırıyor.
Camu, penceresi, çerçevesi var, işte açık veya görünüyor içerisi. Bir kadının oraya girmesi halvet olmaz. Ama böyle fıkıh bilmeyen, böyle işte dededen, nineden, amcadan, oradan buradan, X tarikattan, X hocadan, bilir bilmez bu tip ilim alanlar veya oralardan bir şeyler öğrenenler, ne yazık ki bu konuda Ümmet-i Muhammed'in içerisinde farklı görüş, düşünce beyan ediyorlar.
Bir kimsenin bunu yapmama hakkı var mı? Evet. Bir erkek, bir dükkanda bir bayan var tek başına, oraya girmeme hakkına sahip. Bir kadın, bir erkek var dükkanda tek başına, oraya girmeme hakkına sahip. Sahip. Bu onun hakkı. Bu ama din değil. Bakın bu din olarak anlatılacak bir şey değil. Bu takva olarak da anlatılacak bir şey değil. İşin enteresan noktası bu. Takva, Kur'an ve sünnete uymaktır. Takva, haram helal meselesinde haramları terk etmektir. Nefis terbiyesi, bir kimsenin haramları işlememesidir.
Bu meseleye bu kadar zaman yeter herhalde. 27 Aralık Pazar günü Gemlik'te yapılacak olan Bayan Sema Zenler ile Sema programı için saat 13'te Teyyare Kültür Merkezi'nde ücretsiz araç kaldırılacaktır. Program 14'te Gemlik 11 Eylül İlkokulu Düğün Salonu'nda yapılacaktır. Bunu da inşallah dersin sonunda tekrar ilan edelim.
İnşallah. Semazenlerdeki renkli kıyafetler ne anlama geliyor? Evet, böyle biz rengarenkiz. İçimiz dışımız rengarenk bizim. O yüzden kimisi rüyasında görüyor, kimisi halinde görüyor. Kimisini bir başkası görüyor. Öyle o yüzden rengarenk bizinkiler. Sebebi bu. Teslimiyet nedir? Sizce nasıl teslim olunur? Teslimiyet Allah ve Resul nedir? Allah ve Resulüne teslim olmak da Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmak, onların dediklerini yapmaktır. Başka bir teslimiyet aramayın. Başka teslimiyetler insana Allah muhafaza eylesin, sıkıntılı noktalara götürür.
Bizim teslim olacağımız yer Kur'an ve sünnettir. Evet, bugün mübarek Mevlüt Kandili. Mevlüt Kandili rivayet edilir ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin doğum günü. Sağlığında, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sağlığında böyle bir doğum günü kutlanmamış. Böyle bir rivayet yok. Ama sonradan, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin doğum günü kutlanmaya başlanmış. Bununla alakalı, kutlanmamasıyla alakalı bir sürü de böyle laf söyleyenler var. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Mevlüt Kandili'ni kutlamak haram değil.
Bununla özel husisi ilgilenmek de yanlış ve eksik değil. Bu son dönemlerde enteresan klikler çıkmaya başladı. Bu enteresan klikler, bu tip şeylere ne yazık ki olur olmaz, bilir bilmez sataşıyorlar. Bunlarla savaş açıyorlar. Allah, Ümmet-i Muhammed'e hidayet eyleye. Cenab-ı Hak, Resulüm biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik. Enbiya 107 ayet-i kerimesi ile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini alemlere rahmet bir peygamber olarak gönderdiğini beyan eder. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sadece Müslümanların bugünkü dilde, bugünkü tabirde peygamberi değildir. O alemlere rahmet gönderilmiş, bütün alemlerde yaşayan varlıkların peygamberidir.
Varlık aleminin tamamına gönderilmiş peygamberdir. Bütün insanlara ve cinni taifesine gönderilmiş bir peygamberdir. O yüzden varlığın bütün derecelerinde, varlığın bütün derecelerinde, varlığın bütün perdelerinde Hz. Muhammed Mustafa'nın peygamberliği, onun nuru, onun bu noktadaki tabiri caizse kandili yanar. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu manada alemlere rahmet olarak gönderildi dendiğinde, bugünkü ve kendi gönderildikten sonra ne kadar insan yaşadıysa, hepsine de gönderilmiştir.
Bugün içinde dünya üzerinde ne kadar insan yaşıyorsa, hepsinin de peygamberidir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Çünkü gök el ehlinin de, yer ehlinin de peygamberidir. Ve kıyamete kadar da ve kıyametten sonra da ebediyen, yer ehlinin de, gök ehlinin de peygamberi olmaya devam edecek. Ve Hz. Peygamber, alemlere rahmet kılınmıştır. Hem gönderilmiştir, hem de rahmet kılınmıştır. Yani, öyle gönderildi bitti değil. Bütün alemler, onun rahmetinin yüzü sürmetine ayaktadır. O yüzden bu rahmeti inkar edenler, bu rahmeti kabul etmeyenleri de, Cenab-ı Hak, bir ayet-i kerimede, Allah'ın verdiği nimeti küfre çevirip değiştirenleri ve milletlerini helak olacakları yere götürenleri görmüyor musun?
Yaslanacakları cehenneme ki, o ne kötü bir karargahtır. İbrahim Suresi, ayet 28-29. Cenab-ı Hak, bu noktada inkar edenleri, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğini kabul etmeyenleri de, başka bir ayet-i kerimede, Allah'ın vermiş olduğu nimeti küfre çeviren, yani onu örten, onu inkar eden, onu kabul etmeyen noktada görür. Ve başka bir, yine ayet-i kerimede de ki, bu iman edenlere hidayet ve şifadır. İman etmemiş olanların ise kulaklarında ağırlık vardır. Ve bu, onlara kapalıdır. Sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniyorlar da, anlamıyorlar. O yüzden, normalde o imanı kabul etmeyenler de, kulakları tıkalı, kulaklarında duymalarını engelleyen bir ağırlık varmış gibi, Cenab-ı Hak, bu insanları, iman etmeyenleri tasvir eder bize.
Ve, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bu manada, alemlere rahmettir. Ve bu manada, bütün insanlara da rahmettir. Bu rahmeti inkar edenler, küfre düşmüş olurlar. Bu rahmeti inkar edenler, kulaklarında ağır bir küpe varmış gibi, kulaklarında bir ağırlık varmış gibi, duymaktan uzaktırlar. Anlamaktan uzaktırlar. Ve, o küfür ile, o insanlar, o küfür ile, o insanlar, kendilerini ne yazık ki, cehenneme doğru götürürler. Eğer, bir kimse, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğini ve tebliğini kabul etmiyorsa, kabul etmezse, o kimse, küfür üzerine ölmüş olur. Bir hadis-i şerifte, Ebu Hureyre radallahu anh hazretleri nakleder.
Sahabeler böyle, müşriklerin baskılarından çok böyle yılınca, derler ki, ya Resulallah, şu müşriklere bir beddua etseydin de, bunlar bir helak olsaydı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, şüphesiz ben çok lanet edici olarak gönderilmedim. Ben ancak bir rahmet olarak gönderildim, buyurdu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, müşriklere dahi lanet etmemiştir. O, merhamet peygamberidir çünkü. Müşriklere dahi lanet etmemiştir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin lanet ettiği birkaç hadise vardır. Birisi Hendek'tedir, namazını kılamamıştır. Hz. Ömer Efendimiz'e sorar, sen namazlarını kıldın mı? O da der ki, kıldım ya Resulallah.
Savaş öylesine şiddetlidir ki, bir başlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, öğleyi, ikindiği, akşamı vaktinde kılamaz. Kılıç sallamaktan. Cephelere dolaşmaktan. Çünkü Hendek'in, Hendek kazılır. Hendek'in önemli yerlerinde, tabiri caizse cephe komutanları vardır. Bir bölgede Hz. Ebubekir Efendimiz, bir bölgede Hz. Ömer, bir bölgede Hz. Osman, Hz. Ali, işte böyle bölge, bölge, bölge, bölge istikam edilir.
Yedi tane komutan vardır. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri neresi zayıfladığında atını oraya sürer. Öğle gider, ikindi gider, akşam gider, artık karanlık çöker. O esnada Hz. Ömer Efendimiz'e sorar, namazlarını kıldın mı, kılamadım mı der. Lanet olasıcalar yüzünden ben de kılamadım der. Bakın Taif'te taşlandığında lanet etmez.
Dikkat edin. Taif'te taşlanır. Taif'te taşlandığında dağların meleği gelir. Rüzgarın meleği gelir. Cebrail aleyhisselam gelir. Dağların meleği der ki, bu Uhud-u Taif'in üzerine geçiriverelim. Emret ya Resulallah. Rüzgar meleği gelir, der ki, buraya ben savurayım, götürüvereyim. O da der ki, rahmet peygamberi. O da der ki, ben onların çocuklarından iman edecek insanların gelmesini ümit ediyorum.
Bakın orada lanet etmeyen kimse, namazı kazaya kalınca, lanet olasıcılar der. Ama buradaki söz de budur, lanet olasıcılar. Bir de o hani gelirler, biz İslam olduk, bize dinimizi öğretecek insanlar gönder diye bir kavim gelir ya, o kavmin insanları da medine-i münevvere'de bir hayli hafızları toplarlar, götürürler, hile yaparlar.
O hafızların hepsini de şehit ederler. O hafızları şehit edince, o zaman da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öfkelenir. Hafızlar şehit olunca da. Şimdi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu manada rahmet peygamberidir. Rahmet peygamberi. Hatta malumdur ya, Mekke'nin fethinden önce yaklaşık 10 tane olması lazım. 10 tane müşriğin ölüm fermanı verilir. 10 tane müşrik. Bu 10 müşriğin 4 tanesi öldürülür. Kadınlardan da ölüm fermanı verilen vardır, onlardan da hiç öldürülen yoktur. Diğerleri gelirler, af dilerler. Af diledikleri için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hepsini de affeder. O çünkü af peygamberiydi.
Hani ayeti kerimede de diyor ya, sen af yolunu seç. O af yolunu seçmiştir. Rahmet peygamberidir. Yine bir hadis evde derdi ki, ben ancak bahşedilmiş bir rahmetten ibaretim. Buyurdu. Demek ki o sadece bahşedilmiş bir rahmet. Bahşedilmek hediye. Karşılığında bir şey ödenmeyen. Hani bir yere giderler, bahşiş verdi der ya. Bahşiş nedir? Karşılığında bir şey ödenmemiştir. Veya bir ücret ödenmiştir. O ücreti ödenmenin üzerine ayrı etten bir kimse, hoşnutluğunun göstergesidir o. Bahşiş. Hani bizde bahşiş olunca işte genelde restoranlarda olur ya. Veyahut da böyle biraz daha üst seviyede olan yerlerde olur.
Bahşiş. Yani oradaki o kimse yemek yer, ondan sonra hesap öder. Hesabı ödedikten sonra yüz liraysa, işte on lirada bir bahşiş bırakır. Cömertliğin göstergesidir. Bahşiş. İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri için bahşedilmiş bir peygamber. Rahmet olarak bahşedilmiş. Yani bu bir kimsenin yapmış olduğunun karşılığı değil. Ya bahşedilmiş Allah tarafından. Yine şüphesiz ki Allah Teala beni bahşi olmuş bir rahmet olarak gönderdi. Ben bir kavmi inananları yüceltmek ve diğerlerini alçaltmak için gönderildim. Hz. Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gönderilmesi, inananların yücelmesi, inananların yücelmesi, inanmayanların da alçalmasına sebep oldu.
Ebu Cehil'in daha önceki ismi Ebu'l-Hikem'di. Hikmet'in babasıydı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zuhur edince, onun Ebu Cehilli çıktı meydana. Ve inananlar hikmet sahibi, inanmayanlar da cehalet noktasında durdular. Ve bu manada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri alemlere rahmet. E tabi Hz. Mevlana Celalettin Rumi hazretleri de yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri için buyurur ki, küfür insanlığın yüzünü karartmıştı. Hz. Muhammed'in nuru imdada yetişti. Ölümsüzlük davulu çalındı. Sonsuza kadar yaşayacak olan manevi saltanat geldi. Yeryüzü manen nurlandı, yeşillere büründü.
Gökyüzü sevincinden yenini yakasını yırttı. Yeniden ay ikiye yarıldı. Mücerred olan ruh geldi. Dünya tatlılıkla doldu ve beline mutluluk kemerini bağladı. Kalk! Zira o ay yüzdü tekrar geldi. Gönül yedi göğün işaretini gösteren usturlap gibi oldu. Ahmet'in gönlünün aşıklaması yedi cildi doldurdu der. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini karanlıktan nura çıkaran bir peygamber olarak görür.
Çünkü o kendi diliyle peygamberin yolunun tozudur. O peygamber yolunun yolcusudur. O yüzden der ki dünya tatlılıkla doldu. O Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gelmesiyle dünya tatlılıkla doldu. Yeryüzü manen nurlandı, yeşillere büründü. Gökyüzü sevincinden yeninin yakasını yırttı. Yeniden ay ikiye ayrıldı der. Ayın ikiye ayrılması malum Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerinden birisidir. İşte küfür her tarafı kararttığında küfrün hikmet olarak görüldüğü, cehaletin ilim olarak görüldüğü, Aklın padişah olduğu, aklın putlaştırıldığı, gücün putlaştırıldığı, şehvetin putlaştırıldığı bir zamanda Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gelerek Hem aklın putunu kırar, hem gücün putunu kırar, hem de gelir nefsani noktadan şehvetin putunu kırar.
Bu üç putu kırar Hz. Muhammed Mustafa. Ve bu üç putu kırmakla tabiri caizse kendi devrinin ihtilalini yapar. Kur'an ve sünnet-i resulullah akıl putunu yerle bir eder. Kur'an ve sünnet-i resulullah güç putunu yerle bir eder. Kur'an ve sünnet-i resulullah şehvet putunu yerle bir eder. Eğer bu putları ve bu ölümleri, bunlar manevi olarak da birer ölüm mesavesidir. Hani ölmeden önce ölünüz yolunun birinci, ikinci ve üçüncü ölümleridir. Birinci ölüm haramlardan uzak durmadır. Bu şehvet putudur.
Bu ölümü geçemeyen insanlar, Allah'a yaklaşma, Allah'a vuslat kokusunu alamazlar. Üzerinde haram bulunan ve o harama devam eden bir kimse, Allah'a yakınlık kokusu alması mümkün değildir. İkinci put, o kimse için güç putudur. O kimse gücü eline geçirdiğinde ne yapıyor? Güç elini eline geçirmek için mi uğraşıyor?
Bunu normalde kırmayan insanlar, güç ellerine geçtiklerinde adalet terazisini şaşırtanlar, güç ellerine geçtiğinde kendi heva ve heveslerine uyanlar, güç ellerine geçtiklerinde Kur'an ve sünnetin disturlarını terk edenler, hep helaka uğramışlardır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, güçlüyken af etmeyi, haklıyken ceza vermemeyi, gücü eline geçirdiğinde onunla zulmetmemeyi, gücü eline geçirdiğinde o gücü, insanlığın hayrına kullanmayı öğreterekten, büyük bir kendi devrinde ihtilal yapar.
Çünkü o güne kadar Mekke müşrikleri gücü ellerine geçirdiklerinde Allah hak getire, dilediklerini yapıyorlardı. Dilediklerini yerine getiriyorlardı, dilediklerini yapıyorlardı. Allah muhafaza eylesin. Üçüncü bu noktada, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yerle bir ettiği şey, akılperestliktir. Aklı vahye tabi ederekten, aklın imparatorluğuna son verir. Akıl odur ki, vahye tabi olmalıdır. Eğer akıl, vahye tabi değil ise, o insanı helaka götürür. İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kendi içinde bulunduğu o topluluğu, böylece alemlere rahmet, distoruyla onları Kur'an ve sünnet tarihinde hidayetlerine vesile olmuş.
Ve bugüne kadar, insanları ama içte ama dışta bu putlardan uzaklaştırmanın bize yolunu öğretmiştir. O yüzden o müthiştir tespit. Hz. Mevlana'nın buyurduğu gibi, gönül yedi göğün işaretini gösteren usturlap gibi oldu. Ahmet'in gönlünün aşıklaması yedi cildi doldurdu.
Usturlap, geçmişte, astronomide kullanılan bir alettir. Astronomi ilmine sahip olan, vakıf olan kimseler, ayın, yıldızların, güneşin, gezegenlerin hal ve hareketlerini, bu aletle tespit eder, ölçerlerdi. İşte Hz. Pir, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, gönül deryasının da bir usturlapı, ölçüsünü, düzenini dizayn eden bir kimse olarak görür.
Hem bütün dünyayı bu noktada yeşillere büründürür, mane nurlara büründürür, hem aynı zamanda da manevi yol alacak olan, mana ehlinin de gönüllerinin mihengidir. Mana olarak yol alacak olan kimseler, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın izinde ve yolunda yürümek mecburiyetindedirler.
Eğer zaten o izde, o yolda yürümezlerse, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifi onları yakalar. Der ki, varlığım kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, bu ümmetten Yahudi olsun, Hristiyan olsun, kim benim peygamberliğimi duyar da benim getirdiğime iman etmeden ölürse, mutlaka cehennemliklerden olur. Çünkü o dünyanın da, görünenin de, görünmeyenin de peygamberidir. Dikkat edin, geçenlerdeki sohbette, bütün insanlar Muhammed'idir dediğimde ortalık ayağa kalktı. Birçok mesaj ve mail aldım. Bunu nereden çıkarıyorsunuz diye. Şimdi aklıma geldi, burada bu hadis-i şerifi okuyunca.
Onlara cevap niteliğinde almamıştım bu hadis-i şerifi. Evet, burada ne diyor? Bu ümmetten, bu ümmetten, bu yaşayan insanları bir ümmet olarak görüyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Bu bütün yaşayan insanlar, ister Hristiyan olsun, ister Yahudi olsun, eğer benim peygamberliğimi duyarlar da bana iman etmezlerse, onlar mutlaka cehennemliklerden olurlar.
Çünkü iman etmeyenler, bu daveti kabul etmemiş olanlardır. İman edenler, bu daveti kabul etmiş olan kimselerdir. Hani bir kısım insanlarda, Hristiyanlar, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya iman etmese de cennetlik olur diyorlar ya, onlara cevap bu. Hani bir kısım profesörler, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya iman etmese de, Yahudi de olsa, o yine ehli cennettir diyor ya, onlara cevap bu hadis-i şerif.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne kadar zuhur edinceye kadar, iyi bir Hristiyan, muhakkak ki Cenab-ı Hak katında, imanı da, İslam'ı da, ibadeti de, bir yaptığı derecede, hal ve harekette karşılığı vardır. Bu da hadis-i şerifle sabit. Çünkü Selman-ı Farisi çok üzülüyor. Diyor ki, Ya Resulallah sallallahu aleyhi ve selleme, üzülüyorum.
Öylesine temiz, öylesine iyi Hristiyan arkadaşlarım vardı ki, öylesine temiz, iyi bildiğim dostlarım vardı ki, bunlara ne oldu? Bunlara ne olacak? Hani, hemen hakkında ayet-i kerime iniyor ya, daha önce iman etmiş, salih ameller işleyenler, muhakkak ki karşılığını Allah verecek, o yüzden ayet-i kerimelerin nüzül sebepleri çok önemli. Nüzül sebepleri. Nüzül sebebini bilmeyenler hata yapıyorlar. Mealden hükmeteceklerse, meal okuyun. Ama mealden kendi kendinize hüküm çıkarmayınız. Mealden kendi kendinize hüküm çıkarırsanız, yanılanlardan olursunuz. O ayet-i kerimenin indiriliş sebebi, hangi olayın üzerine indirildi, hangi meselenin üzerine Cenab-ı Hak onu gönderdi.
O hadis-i şerifinin çıkış sebebi, o hadis-i şerifinin söyleniş sebebi. Bunlar çok önemli çünkü. Eğer bunu kimse bilmiyorsa, kendince hükmetmeye kalkmayacak. Evet meal okuyalım, kitabımızı öğrenelim, Kur'an'ı okuyalım. Ama hüküm çıkarmaya kalkmayalım kendi kendimize. Kendi kendimize ona bir mana vermeye kalkmayalım. Mana da vermemiz gerekir. Evet. Ama bu konuda biraz üzerinde kılı kırk yarmamız lazım. İnce düşünmemiz lazım. Biraz geçmiş tefsirleri, geçmiş bu konudaki fıkıh ölçülerini inceleyip araştırmamız lazım. Öyle klavye alimliği yapmayalım lütfen. İşte bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayet-i kerimeyi okur ve der ki onlar iyi amel işledilerse, iman ettilerse, Allah onların hayır ve hasenetlerini ve ibadetlerini zayi etmez.
Ama Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem bu noktada izhar oldu. Meydana çıktı. Peygamberliği ilan edildi. Peygamberliği ilan edildikten sonra iman etmeyenler ne yazık ki cennetin kokusunu alamayacaklar. Bakar ayet 198 Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce sapıklardan idiniz. Cenab-ı Hak Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden önceki hayatı sapıklık olarak nitelendiriyor. Onlar saptıkları için onlar sapıttıkları için onlar ne yazık ki heva ve heveslerinden çıkanları ilah edindikleri için kendi akıllarını ilahlaştırdıkları için kendi nefislerini ve şehvetlerini ilahlaştırdıkları için sapıttılar.
Nefislerini ilahlaştırdılar. Nefislerini ilahlaştırdıkça da sapkınlığa uğradılar. Nefislerini ilahlaştırdıkları için Hz. Muhammed Mustafa'nın getirdiklerini kabul etmediler sallallahu aleyhi ve sellemin. Şu anda da hadisleri reddedenler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve sellemiz sünneti resulullahını reddedenler kendi heva ve heveslerini kendi şehvetlerini ilahlaştırdıklarından dolayı reddediyorlar. Kendi şehvetlerini bu noktada şehveti illaki cinsellik olarak algılamayın burada. İçerisine aşırı derecede dünya sevgisi para hırsı makam hırsı haram helal tanımaması haram helal tanımaması her türlü Kur'an ve sünnetin dışındaki olgulara oluşumlara hal ve hareketleri önemsemeyip onları kendine ölçü edilmesi.
Adama diyorsun ki bu sünneti resulullah da yok o diyor ki ben hadislerin sahihliğine inanmıyorum. Neden? Çünkü heva ve hevesine uygun değil bu. Kendi kafasına göre bir din oluşturmak istiyor. Ve yeryüzünde de bunun zaten ne yazık ki bunu pohpohlayan bunu destekleyen ülkeler kurumlar kuruluşlar var. Sünneti resulullah deyince tüyleri diken diken oluyor hepsinin de. kendi kafalarına göre Kur'an'ı yorumlayacaklar çünkü. İşin içinden çıkamayınca da böyle sanki asker arkadaşı Muhammed'in bu konuda hadis-i şerif var. Hani reddettiydin diyorum hani reddettiydin? Hani hadislerin hepsi de sahih değildi? Kalıyor. İstanbul'da bir tane o ne o 19.
19. Ne o Metin Yüksel miydi? Neydi? Edip Yüksel. Onun talebeleriymiş. Bir gece yaptık bir fasıl ben dedi haftaya ne o hoca mı getireceğim dedi. İyi getir. Bir dahaki haftaya hocasını getirdi. Cenab-ı Hak lütfetti, ikram etti. Çarpıldı, hocası da gitti. Dedi ki haftaya hocamızı getireceğim. İyi getirin. Haftaya hocalarının hocasının hocasını getirdi. bu artık Edip Yüksel'in halifesi gibiymiş. Yani o böyle İstanbul sorumlusu gibiymiş. Geldi. Hadisleri reddediyor bunlar. Kompla hadisleri reddediyorlar. Bana öğlen namazını tarif et dedim adama.
Bu kadar. Durdu şimdi. Dedim kalk şurada öğlen namazını kıl. Tarif et bu cemaata. Öğlen namazını kıl. Bu peygamberlerin geleneğidir. İbrahim aleyhisselam öğlen namazı kılmadı dedim. Kılmadı.
Namaz ona da farzdı. Dedim müşriklerin hangisi namaz kılıyordu? Bana öğlen namazını kalk kıldır şimdi dedim. Tarif et burada millete. Bu şimdi bakıyor böyle bana bakıyor. Ne bakıyorsun dedim ya. Tren miyim ben dedim. Hocam dedi bizi nereye koydun şimdi dedi. Sen hadisleri inkar etmişsin dedim. Hadisleri inkar eden cife hükmünde benim gözümde dedim. Nereye koyacağım seni başka yere verdin. Bana öğlen namazını tarif et. Ondan sonra oturalım seninle konuşalım. Ses yok bunda. Şimdi o hemen zekata girecek. Hani zekatı da o ayeti kerime var ya neyi vereceklerini soruyorlar. Sizden işte ihtiyacından fazlasını oradan girecek hemen.
Onların tutundukları yer orası. Tabi ver dedim ben de onu da tabi ver hadi bunu söyleyin de tüccar. dedim. Bu mal mülk İstoç'te zengin ver dedim hepsinde bakıyor gözümün içerisine. Kardeş bu ayeti kerimeyi iddia eden sen değil misin? Evet var ver hepsinde. Sordum dedim ev ne kadar bundan o zaman içini 6-7 yıl önce daha fazla oluyor belki de oturdun evin fiyatı ne kadar işte hocam ondan sonra işte ne kadar söyle söyle dedim utanma 1,5 trilyon git dedim gece kondoda otur ver evi bana çık ben gireceğim içeri yok tabi onlar oradan girecek zannediyorlar beni ben böyle böyle hani yumuşak duracağım zannediyorlar öbür ikisi de yanında yenilenler dedim söylemediniz mi benim agresifliğimi hocanıza dedim söyledik dediler söylemediniz mi dedim ben böyle biraz atarlıdır diye söyledik
dediler onlar da söyle kalksana kardeşim dedim ne yapmaya geldim buraya dedim kalk bana öğlen namazını tarif et ama dedim kurana göre tarif edeceksin bana dedim sünnette resulullah'tan bir şey almayacaksın söyle bana kaç rekat öğlen namazı ayeti kerimede rekat yok kılınış şeklini söyle bana ayeti kerimede kılınış şekli yok ben secde etmeyi sırt üstü yatmak olarak algılarsam ne diyeceksin bana neye göre bana diyeceksin ki secde beş tane uzvunun yere değmesidir iki ayak parmakların iki dizin iki tane ellerin bir de alnın
özür dilerim yedi bana söyle dedim söyle söyle kaldı birisi yan yattı secde ettim ne diyeceksin dedim yani o dedim ayeti kerimeyi mi söyleyeceksin işte o iman edenler ki Allah'ı yatarken de ayaktayken de otururken de zikrederler bunu söylersen dedim yana batarsın neden burada salat demiyor dedim salat demiyor namaza salat diyor namazı kıl zekatı ver namazı kıl zekatı ver ses yok dedim ne edip yüksel miydi adı
ben onların isimlerini ezberimde tutamıyorum özür dilerim hakkınızı helal edin isimleri ezberlenecek isim de değil zaten sizler zeki insanlarsınız maşallah dedim o kaldı şimdi dedim onu getirin dediler ki Amerika'dan gelecek geldiğinde getireceğiz getiremezsiniz dedim bunu dedim ben dedim o gelsin diye dedim bunu sona sakladıydım dedim namazı tarif etmekle alakalı bunu dedim sona sakladıydım şimdi dedim kelime-i şehadet getirin biz peygambere iman ediyoruz onun peygamberliğini de kabul ediyoruz diyor ve kardeşim peygamberliğini
kabul ediyorsun hadis-i şerifleri neden kabul etmiyorsun sünnetini neden kabul etmiyorsun yok bunlar böyle akıllarını kendilerince padişah yaptırmışlar akıllarını ilahlaştırmışlar onlar çok biliyorlar sağlı sollu yaklaşın yaklaşın sağlı sollu doldurun boşlukları işte Hz.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gönderilmezden önce insanlar sapıklık içindeydiler onlar da kendilerince Allah'a iman ediyorlardı kendince Rableri vardı müşrikler adı müşrik zaten Allah'a iman ediyor şirk üzerinde müşriklik o zaten bütün dünya Allah'a iman ediyor şu anda da şu anda Allah'a iman etmeyen insanlar çok az bakmayın siz ateistlere filan laf onlar tırırır onlar onlara böyle iman edip iyi ameli işlemek zor geldiğinden komplesini reddettim ben ben ateistim diyor onlar oturup konuştuğumuzda
onlar kabul ediyorlar hani böyle yok uçak patlamış da atlarken Allah'ım kurtar beni demiş onlar değil öyle değil bir kimsenin Allah'ı bir yaratıcının olmadığını kabul öyle bir şeye inanması için o kimsenin iyice zır cahil olması lazım matematikten kimyadan fenden haber olmaması lazım zaten o tip insanlar imanı kabul ederler onlarınki taklididir çünkü hemen kabul eder onlar bu kendilerince böyle üniversitede okuyorlar bir şeyler okuyorlar bir şeyler hazırlıyorlar araştırmacılar ya böyle onlar böyle laf kalabalığı biliyorlar ya
onlar kendilerince diyorlar ki yok hayır bu din sahte iyi doğrusunu getir yok doğrusu yok ya bütün dinler sahte biraz da bu Leninist Stalinist düşünce bu Darwinist düşünce bu dünyanın üzerine böyle akılperestlik Avrupa'dan çıkıp böyle Rusya'dan dolaşıp Çin'i de koltuğunun altına alıp uzak doğuda Müslüman ülkelerini sarmış bir şey batıda filan böyle kendilerince bunlar dediler ki yani dinler filan bunlar boş şeyler şimdi batı çöktü felsefe olarak da çöktü ahlak olarak da çöktü şimdi harıl harıl din araştırıyorlar Müslümanlar
sağlam değil biz sağlam değiliz biz sağlam olmuş olsak mesele daha kolay bitecek Allah muhafaza eylesin Resulüm şüphesiz ki sen bizim hıfz-ı himayemizde gözetimimiz altındasın Tur suresi ayet 48 Hz. Muhammed-i Mustafa Alemlere rahmet olarak gönderilmiş ama Cenab-ı Hakk'ın gözetimi altında onun hıfzında onun muhafazası altında onun koruması altında hani başka bir ayet-i kerimede de o hiç hevayı hevesinden konuşmadı diyor ya o heva ve hevesinden konuşmamasının sebebi Cenab-ı Hakk'ın onu husisi manada hıfz ettiği muhafaza
ettiği için işte kim manevi olarak da sünnet-i Resulullah'a tabi olur Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eğitimini alırsa Hz. Muhammed Mustafa'nın elinin altına girerse onun cübbesinin altına girerse o da hıfzı edilmiş o da muhafaza edilmiş olur bununla alakalı ayet-i kerime ne Resulüm sana biat edenler ancak Allah'a biat etmiş olurlar Allah'ın eli onların elinin üstündedir bir kimse biat etmek için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin elini tuttu mana olarak gerçekte Allah'ın
elini tuttu o zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin elinin altına girdi mana olarak gerçekte Allah'ın elinin altına girdi onun elini tutan gerçekte ne diyor Allah'ın eli onların eli üstündedir bir kimse sana biat edenler ancak Allah'a biat etmiş olurlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğini kabul edip onun sünneti Resulullah'ını yaşayanlar Allah'ın hükmünü ve hukukunu yaşamışlardır onun peygamberliğine biat eden onun getirdiklerine biat eden mana olarak Hz. Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin elini tutan kimse Cenab-ı Hakk'ın elini tutmuştur eh hıfz edilmiş muhafaza edilmiş korunmuş bir peygamberin nefesiyle nefeslenen onun haliyle hallenen onun elinden tutan da muhakkak ki Cenab-ı Hakk'ın nefesiyle nefeslenip onun elinden tutanlardan olur bu noktada hani sahabeler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle biat ederlerken el ele tutuşurlardı hatta toplu biatlarda rivayet edilir ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle elini uzatır
herkes onun elini onun elinin üzerine koyar en üstüne de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle elini koyar herkes öyle biatlaşırdı el ele üstüne koymak o elini böyle açar öbürkü koyar en üstüne de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle öbür elini koyardı sahabelerle biatlaşması buydu böyle biatlaşır ve ayeti kerime geldi ey habibim senin elinin üzerine elini koyanlar gerçekte Allah'ın elinin üzerine el koymuşlardır hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de düşmana
bir avuç toprak attıydı ya toprak atınca da ne dedi sen atmadın ben attım dedi gerçekte sen atmadın dedi ben attım gerçekte sen öldürmedin ben öldürdüm dedi ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden zuhur eden bütün fiiliyatı Cenab-ı Hak kendi üzerine aldı bütün fiiliyatı konuşmasını dahi kendi üzerine aldı Cenab-ı Hak dedi ki heva ve hevesinden konuşmadı ağzından çıkan her kelime her harf her harf Cenab-ı Hakk'ın emri ilahisinden Cenab-ı Hakk'ın vahyi ilahisinden doğma Cenab-ı Hakk'ın ilmin
leydinlüğünden gelme çünkü o hiç heva hevesinden konuşmadı ayet-i kerime bu ama okuduğumuz ayet-i kerimeler yani o Resul'ün şüphesiz ki sen bizim hıfz-ı himayemizde gözetimimiz altındasın her daim Cenab-ı Hakk'ın hıfzında ve gözetiminde hıfzında muhafazasında demek gözetiminde muhafaza etmekte kalmıyor hala da gözetiyor üzerinde bunu anlamıyor musunuz gözetmek devamlı gözünü bütün her şeyini onun üzerine koymak bütün gayretini himmetini onun üzerine yıkmak her şeyle onu gözetim altında tutmak ancak seven sevdiğini
böyle gözetim altında tutar ancak aşık maşığını böyle gözetim altında tutar ancak maşuk aşığını böyle gözetim altında tutar ancak sevenler birbirlerini böyle gözetim altında tutarlar ancak bir kimse seviyorsa gözünü ondan başka bir yere çevirmez ona aşık çünkü ona aşıksa onun gözünde başka bir şey de görünmez işte Cenab-ı Hakk'ın gözetiminde Hz. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem o yüzden onun hata yapması onun hatayı kalbinden dahi geçirmesi günahı bıraktık hata hata herhangi bir küçücük bir hata küçücük bir
gaflet küçücük bir gaflet mümkün değil bu ayeti kerimeleri bildikleri halde profesörüm deyip de tefsirciyim deyip de televizyonlarda çıkıp Hz. Muhammed-i Mustafa'nın hata yaptığını söyleyenler gerçekten de tecid-i iman tecid-i nikah gerekli onlara yok o da insanmış o senin gibi değil o hıfzedilmiş o muhafaza altında o gözetim altında sen öyle değilsin sen nefsine uyarsın sen şehvetine uyarsın Hz. Muhammed-i Mustafa üç tane manevi ameliyat geçirdi Cebrail Aleyhisselam tarafından onun kalbinde zerrece hataya yer yok
o ameliyatlı manevi yer yok hıfzedilmiş korunmuş gözetim altında o yüzden onun eksik ve yanlışlığı mümkün değil bunu söyleyen profesörler bunu söyleyen tefsirciler yalan söylüyorlar Allah'a iftira atıyorlar Allah Cenab-ı Hak benim hıfzımda gözetimim altında diyor o diyor ki değil o da hata yaptı ayeti kerimeyi inkar ediyor küfür küfür resmen küfür Allah muhafaza eylesin o yüzden bu hal onun elini
tutan Allah'ın elini tutmuştur hali yaradılmışların içerisinde hiçbir yaradılmışa bahşedilmeyen bir hal Adem aleyhisselam'dan kıyamete kadar gelecek olan bütün varlık varlığın hangisi olursa olsun hiçbir kimseye bahşedilmeyen bir şey bu kimsenin elini tuttuysa gerçekte Allah'ın elini tutmuştur kim ona biat ettiyse Hz.
Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve selleme gerçekte Allah'a biat etmiştir bu çok önemli bu mana denizine girecek olanlar için çok önemli eğer sufi yolunda yürücekse bir kimse çok önemli çünkü seyir-i sülükte her adımda Muhammed-i Mustafa'nın izini Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve selleme adetenin kokusunu onun muhakkak halini yaşayacak ve görecek bu o yüzden öyle kenar atılacak bir şey değil ey insanlar bütün insanlara hitap ediyor Cenab-ı Hak bütün insanlara ayırt etmemiş mümindi münafıktı müşrikti
kafirdi hristiyan da yahudiydi müslümandı Cenab-ı Hak ayırt etmemiş ey insanlar Rabbinizden size hak bir peygamber peygamber gelmiştir o halde kendi hayrınıza olarak hemen ona iman edin Hz. Muhammed-i Mustafa bütün insanlara peygamber olarak gönderilmiştir bütün insanlara Cenab-ı Hak diyor ki hemen ona iman edin bu sizin kendi hayrınızadır ey insanlar size Rabbinizden kesin bir delil geldi Nisa 174 ey insanlar size Rabbinizden kesin bir delil geldi o delil peşine takıl o delille yol yürü delil hacca
dahi gidiyorsunuz bilmeyen bir kimse haccını yapabiliyor mu hayır orada haccını ifa etmesi için delil lazım sana yol yürüceksin o yolu bilen lazım bütün insanlara diyor ki Allah size bir delil gönderdi hakkınızı helal edin bir hayli uzun hazırlık yapmışım ama onları es geçeyim daha fazla sizin vaktinizi almayayım Hz. Mevlana'nın Celaletin Rum Hazretlerinin Mesnevi'den Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin hakkında söylediklerinden de bir kaç dem okumaya çalışalım inşallah da o peygamberin yolunun tozuyum
diyen Hz. Mevlana ne demiş bu noktada Mesnevisinden başına örtüyü çekme yüzünü örtme çünkü dünya şaşkın bir cisimdir sense akılsın bunu Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine söylüyor hani bir kimse bir iftira atarken usturuplu iftira atacak iftira günahı ama usturuplu iftira Hz. Mevlana Celaletin Rum Hazretlerinin peygamberlerin üstünde diyenler küfür ehli görenler ne yazık ki baltayı taşa vuruyorlar başına örtüyü çekme yüzünü örtme hani Hz. Pir
burada ey örtüsüne bürünmüş peygamber hitabı var ya bakın nereden nereyi vuruyor ey örtüsüne bürünmüş peygamber kalk hani Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Hira'da Cenab-ı Hakk'ın vahyi gelince Cebrail Aleyhisselam'ı görünce titreme gelir ve koşa koşa gelir Hz. Hatice annemize der ki beni ört yorganın altına girer veyahut da örtünün altına girer örtünün altına girince Cenab-ı Hak vahyeder ayeti kerime meali ey örtüsüne bürünmüş olan peygamber kalk tebliğ et Hz. Pir bu ayeti kerime atıfta bulunuyor
Allah-u Alem diyor ki başına örtüyü çekme yüzünü örtme çünkü dünya şaşkın bir cisimdir sen akılsın Hz. Muhammed Mustafa'yı akıl olarak görüyor buradan da Hz. Pir bir cümlenin içerisinde bir de hadisi kutsuya işaret ediyor hadisi kutsuya işaret ediyor ki Cenab-ı Hak diyor ki ben ilk önce aklı yarattım yine bir hadis-i şerife işaret ediyor Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. diyor ki ilk yaratılan benim o yüzden Hz. Muhammed Mustafa aynı zamanda aklı evveldir Hz. Pir muhteşem deyişiyle muhteşem deyişiyle kalp
başına örtüyü çekme yüzünü örtme çünkü dünya şaşkın bir cisimdir bütün dünyayı da cisim metaya vurdu Hz. Pir dünya şaşkın bir cisim eğer sen olmazsan yüzünü açmazsan bütün dünya şaşkın bütün varlık şaşkın eğer sen olmazsan bütün dünya karanlık ve diyor sen akılsın ve sen olmazsan sen yüzünü açmazsan sen tebliğ etmezsen sen ortalıkta görünmezsen sen tecelli etmezsen her şey akılsızdır bunu sadece o gün için görmeyin her daim görün iddiacıdan utanıp
gizlenme sakın çünkü sen parlayan vahiy mumunu taşıyorsun hani senin peygamber olmadığını iddia edenler var ya hani seni cahil görenler var ya hani seni ümmü görenler var ya hani kendilerini hikmetin sahibi gören müşrik küfür ehli var ya sen onlardan o iddiacılardan utanıp gizlenme sakın çünkü sen parlayan vahiy mumunu taşıyorsun senin üzerinde vahyin nuru var senin üzerinde tecelli eden her şey vahyin nuru haydi geceleyin kalk çünkü sen mumsun ey sultan geceleyin mum ayakta durur kalk biz karanlık gecelerde kaldık
gel biz yolumuzu bulamayanlardan olduk biz ışığımızı kaybedenlerden olduk biz vahiy lambasını göremeyenlerden olduk senin nurun olmadıkça aydınlık gündüzde bile gecedir sana sığınmadıkça aslan tavşana esirdir senin nurun olmadıkça gündüz dahi karanlık olur senin nurun olmadıkça biz gündüz bile yolumuzu şaşırırız senin nurun olmadıkça bu alem bu varlık tamamiyetle karanır gider senin nurun olmazsa her şey taş kesilir senin nurun olmazsa her şey renksiz bir hal alır sana sığınmadıkça aslan tavşana esirdir biz
senin bu noktada hem dünyada hem ahirette şefaatine sığınırız senin şefaatin olmazsa aslan tavşana esir düşer senin yol göstericiliğin olmazsa aslan tavşanın elinde oyuncak olur ey Mustafa bu safa denizinde kaptanlık et çünkü sen ikinci Nuh'sun bu mana denizinde bize kaptanlık et bu mana denizinde biz yolumuzu bulamayız bu mana denizinde biz nerelere vuracağımızı bilemeyiz bu mana denizinde senin ayak izlerin olmazsa biz battıkça batarız bu mana denizinde senin kokun olmadıkça biz kendimize yön bulamayız
biz hep körlerdeniz senin kokun ancak bize ışık verir biz hep körlerdeniz biz senin elinden tutarız senin sen bizim elimizden tuttuğun müddetçe biz ferahlığa doğru gideriz bize kaptanlık et bize yolumuzu göster ilk günkü gibi bize tebliğ et ilk günkü gibi bize afla muamele edilmesi için yallah hani dedi ya Cenab-ı Hak ey Habibim senin yanına gelselerdi affedici bir peygamber bulurlardı biz senin elini tutmaya geldik biz o affedici peygamber olarak sana biat etmeye geldik hani öldükten sonra bir sahabi geldi de bir
bedevi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri şerifinin başına vardı onun kabri şerifindeki topraklara bulandı elini yüzüne sürdü dedi ki günahımla geldim dedi ki kusurumla geldim hatamla geldim yanlışlıklarımla geldim batmışlığımla geldim kara yüzümle geldim geldim ya Resulallah biliyorum ki seni vesile edersem Rabbim beni affedecek ayet-i kerimeyi söyledi boğra boğra eğer sana gelselerdi affedici bir peygamber bulurlardı diye ayet-i kerimeyi aykırdı o asap bütünüyle sadece o bedevi değil orada bulunanların
hepsi de duydular af olundun diye af olundun her yolda özellikle deniz yolunda akıl sahibi bir kılavuz gerekli her yolda bir kılavuz gerekli ama bu mana yolunda ama bu tasavvuf yolunda ama bu kalbi yolda ama bu gönül yolunda ama bu Allah'ı tanımada Allah'ı bilme yolunda ama Allah'a yaklaşma yolunda o sonsuzluğa kanat çırpma yolunda bize bir kılavuz gerek kılavuzsuz gidilmesi mümkün değil hani Yunus demiş ya yollar harami delil gerek kılavuzsuz yol
gidilmez Muhammed Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellemi kılavuz etmeyenlerin yolları bataklıktır Hz. Muhammed Mustafa'yı kılavuz etmeyen kimselerin aklı necasettir Hz. Muhammed Mustafa'yı kabul etmeyenlerin her şeyleri yaptıkları işler ve fiillerde necasettir kalkta bak yol yorgunu kervana bak her bir yanda kaptan olmuş bir gülyabani kalk yol yorgunu bu ümmeti Muhammed'e bak kalk bu aldatılmış ümmeti Muhammed'e bak her tarafta yol kesici gülyabaniler her tarafta yol kesici haramiler her tarafta Allah adına
katliam yapan katliam yapan Allah adına para toplayan Allah adına insanları soyup sovana çeviren gülyabaniler Allah'la aldatan gülyabaniler Allah'la kandıran hem Allah'ı seviyoruz deyip insanları perperişan eden Allah'a davet ediyoruz deyip kendi heva ve heveslerine davet eden Allah yolunda gideceğiz deyip insanları perperişan eden insanları dağıtan ümmeti dağıtan birbirini düşüren ne yazık ki haramiler sarmış her yana kalkta bak zamanın hızırı sensin her geminin kurtuluşu sendedir ruhullah gibi yalnız yürüme bu topluluğun
önünde gökyüzündeki ışık gibisin güneşe benziyorsun halktan kopmayı köşene çekilmeyi bırak ey peygamber hidayet kaftığına benzer sen ise ankasın inziva zamanı değil gir içimize dolunay geceyin yürür göğün zirvesine köpeklerin sesinden çekinip bırakmaz yürüyüşünü kınayanlar senin dolunayına ve zirveye yürüyüşüne tıpkı köpekler gibi havlayıp dururlar bu köpekler sağırdır susun emrine senin dolunayına karşı akılsızca havlayıp dururlar terk etme hastayı ey şifa sağıra kızıp da körü bastonsuz
bırakma sen dememiş miydin köre yolda yardım eden Allah'tan yüz sevap ve ecir kazanır diye kim körün kırk adım yürümesine yardım ederse bağışlanmış ve doğru yola ulaşmış olur dememiş miydin öyleyse bu fani dünyada bölük bölük alıp götür körleri yol göstericinin işi budur sen yol göstericisin sen sevinçsin ahir zaman yasına ey sakınanların önderi şu hayale dalanları yola çıkarıp kesin bir ligiye ulaştır hadi sana tuzak kurmaya gönlünü kaptıranın boynunu ben vururum sen neşeyle yürü körlükler katarım körlüğüne o şeker
sanır oysa ben ona zehir veririm akıllar benim ışığımla ışıklanır tuzaklar benim tuzağımdan ders alır der hazreti mevlana celanetini rumi kandiliniz ne güzel söz değil mi kandiliniz Allah ötelerden varlık alemine kandil nur saçan olarak Muhammed Mustafa yi gönderdi Allah bu manadaki kandilinizi mübarek eylesin Cuma günü gemlikte yapılacak olan Şeboruz programı için Cuma akşam saat 7'de heykel tayyare önünden ücretsiz araç kaldırılacaktır 27 Aralık Pazar günü gemlikte yapılacak olan bayan semazenler ile Sema programı
için saat 13'te tayyare kültür merkezinden ücretsiz araç kaldırılacaktır duyurulur öğle ve ikindi namazını cem edecek birisi Cuma namazı ile ikindi namazını cem edebilir mi edebilir Cumanın farzından sonra ikindinin farzını kılar kandillerde cinsel ilişkiye girmek günah mıdır değildir hiç alakası yoktur bu tip şeylerin Allah muhafaza eylesin geceniz hayır olsun kandiliniz mübarek olsun Allah nice kandillerde buluşmak ümidi ile aklımda söyleyeyim Yunus Notal önümüzdeki Şeybarus Hz. Mevlana'da Muhammed
sevgisi şarkı
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.