Üstad Mustafa Özbağ

MEVLİD KANDİLİ Karabaş-i Veli Tekkesi - 8 Kasım 2019

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Kasım 2019 · 1:04:54

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bu yarın akşamki sohbet. Bunu yarın akşam inşallah. Bugün malum Mevlid Kandili, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin Doğum gününün hicri takvime göre sene-i devriyesi.
Bugün doğum günü değil. Hicri takvime göre sene-i devriyesi. Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hicri takvime göre sene-i devriyesini, Doğum gününün sene-i devriyesi olarak kutlayacağız. Veya bunu konuşacağız. Ama gün olarak farklı, miladi takvime göre. Bunu aslında burada bir kendimce, bir sıkıntı görmüyorum ben. Ama bazıları bunun üzerinden bir sıkıntı olarak görebilir. Bunu bir sıkıntı olarak düşünebilir. Ben o yüzden sohbetin başında sene-i devriyesi dedim. Bu özellikle onu öyle kullanmak istedim. Çünkü doğum günü dendiğinde, çünkü normalde Nisan'da doğum günü.
O yüzden bu konuda, şimdi böyle de söyleyince, mesele başka yönlere çekmeye çalışacaklar. bunların İslam dünyasında kendince analiz edilmesi, böyle bir topluluğu bir şekilde, alimlerin, işte ehl-i sufinin, tarihçilerin, yani din tarihçileri olarak, hepsinin toplanıp, böyle bir düzgün bir şekilde analiz etmeleri lazım.
ama ne yazık ki böyle bir analiz söz konusu olmuyor. Sağlı sollu yanlara doğru yanaşın. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, henüz daha varlık yok iken,
henüz daha hiçbir şey yok iken, Cenab-ı Hak kendi ruhundan ve nurundan, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, manevi olarak ruhaniyetini yarattı. İlk yaratılış bu manada, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, ruhaniyeti ve nuraniyeti oldu. Alemlere rahmet olarak gönderdim dedi, Enbiya 107'de. O peygamberden, Cenab-ı Hak onun ruhaniyetinden ve nuraniyetinden, bütün alemleri ve her şeyi yarattı. Ve bütün alemleri, onun ruhaniyetinden ve nuraniyetinden yarattı. Ama, bizim kendi dilimizde, tabir ederken, görünür alem olarak gördüğümüz, şehadet alemi, ama bizim yine kendi tabirimizde, tabir ettiğimiz, gözümüzde, pardon, çıplak gözde, ve elimizde görmediğimiz, görmediğimiz manevi alemde, onun ruhaniyetinden ve nuraniyetinden yaratıldı.
Ve, bu manada, varlığın başlangıcı oldu. O, yaratılış varlığının, başlangıcı. bunu, tarif ederken, bazı zatlar, Pınar'ın ilk doğduğu yer, Pınar'ın ilk gözü, veyahut da, bir nehir düşünün, nehirden bir çıkış yeri var ya, meydana çıkış, hani, Pınar'ın başı deriz ya, normalde bir kimse, bir nehirden, geriye doğru, akıntıya göre, gider, gider, gider, gider, bakar, işte, bir kayanın gözünden, veya da böyle bir, taş toprağın içerisinden, su oldurdan, tabiri caizse, donburur ya, o, nehrin başlangıcıdır, Pınar'ın başıdır,
suyun, çıkış yeridir, normalde ilk, zuhura, erdiği noktadır. Bu da onun gibi, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, bu noktada, zuhuratın başı, tecelliyatın başı hükmünde, ve manevi olarak, o zuhuratın ve tecelliyatın başı olunca, ister maddi, tecelliyat açısından bakın, ister manevi tecelliyat açısından bakın, o, bütün her şeyin, başı hükmünde olur. Ve bütün her şeyde, tabiri caizse, onun bir izi olur, onun bir nüvesi olur, onun bir tecelliyatı olur, her şeyde. Böyle olunca, varlık, tamamiyetle, onun nuruyla, nurlanmıştır. Varlık, tamamıyla, bu noktada, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, ruhaniyetini, nuraniyetini, taşımaktadır.
O yüzden, sufiler, varlığın tamamına, bakın, varlığın tamamına, hürmet ederler. hürmetlerinin sebebi, varlığın her alanında, her dairesinde, her noktasında, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, ruhaniyetinin ve nuraniyetinin, var olduğundandır. Bundan haberi olmayan kimse, varlığa merhametle yaklaşmaz. Bu taşta da vardır, bu toprakta da vardır, bu ağaçta da vardır, bu bulutta da vardır, güneşte de, ayda da, uzayda da, maddi manevi, alemin her tarafında, ve her şeyinde, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, ruhaniyeti, ve nuraniyeti vardır. Onun üzerinden bütün sıfatlar tecelli eder. Onun ruhaniyetinin ve nuraniyetinin üzerinden bütün sıfatlar tecelli eder.
O yüzden, alem bu manada, hem maddesel noktada, hem manevi noktada, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın nuruna gark olmuştur. Yerlerin de göklerin de nuru Allah'tır der. Cenab-ı Hak ayeti kerimede, yerlerin ve göklerin nuru Allah'tır. Ayeti kerimesinin tecelliyatı, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyetinin ve nuraniyetinin üzerinde etmiştir.
Yani, biz buna başka bir gözlükle baktığımızda, bütün alemde, varlığın her derecesinde, varlığın her tecelliyatında, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, ruhaniyetinin ve nuraniyetinin, tecelliyatını görmek mümkündür. O yüzden, Hz. Ömer radıyallahu anh Hazretleri, her varlığın, her noktasında, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, ruhaniyetini ve nuraniyetini müşahede ettiğinden, kim ona öldü derse, bu kılıcımla ben onun hakkından gelirim, ben onu bu kılıcımla katlederimin, sebebi budur.
Çünkü, o, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, ruhaniyetini ve nuraniyetini, bütün varlığın üzerinde, tecelli ettiğini görmüş, aşina olmuştur. Peki, Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh Hazretleri, niçin, biz ölmeyen, devamlı, sağ ve diri olan, Allah'a iman ettik? Bütün peygamberler ölücü, bütün insanlar ölücü, ey, Ömer, biz, hiç ölmeyen bir, Allah'a iman ettik deyip, onu bu noktada, farklı bir, daireye, farklı bir merhaleye, çıkarmasını neyle anlayacağız?
Evet, bu, bir üst noktadadır. Bir üst nokta nedir? Evet, o kimse, Allah'ta fâni olmuştur. Allah'ta fâni olduğu için, varlığın üzerindeki bütün tecelliyatta, bütün tecelliyatta, artık o, nurun, farklı bir tecelliyatını görür. Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, bu noktada, nurunun tecelliyatından kesilir. O nurun, aslında, nur değişmez, bu manada. O kimsenin, bakış açısı değişir. O kimsenin, kendi manevi boyutu değişir. O kimsenin, kendi manevi boyutu değiştiği için, artık öyle, görür ve inanır. Mesela, bir sufi, bir derviş, bu noktaya gelmezden önce, üstadında fâni olur. Sufilikte böyle bir merhale vardır. O merhaleye gelen, bir sufi, varlığın bütün, her alanında, üstadının ruhaniyetini, ve nuraniyetini görür.
O dağda, taşta, ovada, bulutta, güneşte, ayda, denizde, suda, bardakta, yemekte, kaşıkta, çatalda, karşısındaki baktığı her kimsede, üstadının ruhaniyetini, ve nuraniyetini görür. Bu onun için hak mıdır? Evet. O da, öylesine bu sefer, üstadına bağlanır, öylesi üstadına aşık olur ki, onun dışında bir şey, yokmuş hükmünde gelir ona. Ve buna, sufiler, fena fi şeyh makamı derler. O kimse, şeyhinde fâni olmuştur. Bu hale gelmeyen bir kimsenin, yolu daha çok uzundur. Bu hale gelen kimse, ancak yolu açılır. Bu hale gelmeyen bir, sufi, bir derviş, daha aşağıdadır. Bunun bir altı aşağısı nedir? Kabir haline vakıf olmaktır.
Zikrullah'ta geleni gideni görmektir, manevi olarak. Bu, o kimsenin, normalde fena fi şeyhin, bir altında olduğunu gösterir. Bunun altı nedir? Hani kabir halinde altı nedir? İşte böyle kendince, ya böyle kalbi ufak tefek çalışmaya başlar. Veya böyle rüyaları ufak tefek ayağın olmaya başlar. Veyahut da ne bileyim işte, kalbinde ufak tefek kıpırtılar olur. Bu onun altıdır. Normalde onun altı da var mıdır? Evet, onun altı da levvamedir. O da kendi kendine pişmanlık duyar hep. Kendi kendini levmeden. Yani ben bu günahı neden işledim? Ben bugün bu derse neden gitmedim? Ben virdiğimi neden çıkmedim? Yarabbi ben affeyle, ben bir daha yapmayacağım bunu. Bu levme diyor. Kendi kendisine ne yapıyor?
Levmeden nefis. Levmeden nefis, hep pişmanlık duyan, ama yine yapmaktan vazgeçmeyen kimsedir. Yapar, pişmanlık duyar. Namazı bir kılar, bir kılmaz. Orucu bir tutar, bir tutmaz. Derse bir gelir, bir gelmez. Dersi bir çeker, bir çekmez. Levmeden. Ama pişman olur hep. Bakın, pişman olur. Gücü yettikçe o haramlardan uzak durur. Ama gider mi yine? Gider. Bir pişman olur, bir böyle utanır. Üç, beş derse gelmez. Beş, on derse gelmez. Sonra bir arkadaşı görür onu. Ya neredesin seni? Görmedik, etmedik, duymadık, bilmedik. Neredesin filan? Ya işte sorma etme. Yürü kardeşim ders eder. Veya işte zakiriyle, üstadıyla, birisiyle karşılaşır.
O yürü hadi ders eder. Tekrar derse gelir. O normalde levmeden. O kimse, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyetinin, nuraniyetinin farkında mıdır? Değildir. Bir üstü, yani böyle işte kalbi hafif hafif çalışmaya başlamış. Bu böyle ender onda böyle tabiri caizse hani böyle bir pırıltılar olur ya, böyle bir pırıltı görür. Sanki böyle bir şey çakmak taşı, bir yerde yandı gibi. Böyle yakomoz gibi. Siz deniz kenarında Ege'de oturduğunuzu düşünün. Sahil boydan boya, gün batımında yakomaz olur. Ayrı bir romantikliktir. E yapmayın şimdi beni Ege'ye götürmeyin. Bir sezenden patlattırırsınız şimdi bana. Şimdi o ayrı bir şeydir. O yakomaz var ya, o yakomaz.
Normalde gözünün önünde, gözü kapalı iken böyle şey olur, kıpır kıpır olur. Onu gören bir kimse, hah şimdi görüyorum der, gözlerini iyice yumar. Gözünü yummakla görülmez bu iş. Sen istediğin kadar gözünü yum, dişini sık olmaz. Ya bu güzel halaklı olur. Bu etrafına yardım etmekle olur. Bu cömertlikle olur. Bu iyilikle olur. Bu iyi geçinmekle olur. Bu küstahlıkla, vurdum duymazlıkla, şataatla, şatafatla, gösterişle olmaz bunlar. O Hz. Muhammed-i Mustafa'nın nuraniyetiyle nurlanmaktır derdimiz. O zaman buralarda durmayacak. O alemlere rahmet olarak gönderilmiş olan peygamberin nuruyla nurlanca. Bir kimse kendinden olanı sever.
Bunu unutmayın hiçbir zaman. Yani tabiri caizse, her şey aslında kendini sever. Kendinden olanı sever. Kendine benzeyeni sever. Bunu hiçbir zaman unutmayın. Birbirine benzer, bir sever sevdiğine benzer deriz ya. Seven sevdiğine benzer. Benzedikçe sevilen onu sever. Benzemezse, sevilen der ki ya bu ne? Benden değil ki bu. Adam evlenmiş, gece arası uyanmış, yanında bir kadın yatıyor. Demiş bu ne ya?
Evlendiği gece adamın yaşadığı şey. Demiş ya bu ne? Ya ben neden demiş böyle bir şey yaptım da evlendim ya? Yıllar önce oluyor bu. Koşa koşa gelmiş. Dükkanın önünde birisi bekliyor. Ben açtım, içeri girdim. Selamun aleyküm dedi. Aleyküm selam kardeşim. Ben sizi bekliyordum dedi. Buyurun. Ben dedi sizi biliyorum, tanıyorum. Siz beni tanımıyorsunuz. Yok tanımıyorum kardeşim. Ben dedi ya, böyle böyle oldu dedi. Ben dedi baktım, yanımda bir kadın yatıyor. Bu nereden ben evlendim bunu? Nereden aldım? Ne yaptım? Ne ettim? Böyle dedi. Psikolojin bozuldu benim dedi. Sen otur dedim bir dakika. Neyse dedim biraz kahve içelim.
Önce bir kafamız yerine gelsin. Senin de kafan yerine gelsin. Neyse diofana bastım. Ben şimdi yukarıda o zaman Reyhan'da yukarıda çaycı var. Oradan çay getirtiyoruz. Diofana bastım. Bana dedim, bir benim için kahve, bir de misafir var. Onun için kahve dedim. Benim için kahve, sizler duble diyorsunuz. Büyük Nescafe fincanında Sade Türk kahvesi. Benim için kahve o. Misafir içinde küçük bülbül yuvası gibi var ya, kahve fincanları. Bülbül yuvası kadar bilen değil. Millet nasıl ondan kahve içiyor bilmiyorum. İki yudum da bitiyor. Sünneti işleyeyim, üç yudum içeyim desen dahi üç yudum olmuyor. Onunla kahve içiyorum diyor minnet. Herkesin zevki, tadı, bir şey bilemem.
Ben o desteğiyle getirseler, desteğiyle kahve içeceğim. Kahveler geldi, kahveleri içiyoruz. Dedim, söyle şimdi. Neyse, başladı, anlattı. İyi. Çok özür dilerim hepinizden. Dedim, zifaf olmamış sizde dedim. Durdu. nereden bildin dedi. Dedim, uzman olmaya gerek yok. Olsaydı dedim, onu kendinden görecektin. Senin görecektin dedim. Sen onu şimdi kendinden görmüyorsun. Senin görmüyorsun dedim. Neden olmadı dedi. İşte o malum sebepten, dedim hata yapmışlar. Düğün gününü böyle tayin etmeyeceklerdi dedim. Ben tayin ettim dedi. Ne kendi kafandan tayin ettin ki, bir büyüğüne danışsaydın dedim. Yok mu senin bir büyüğün dedim. Düğün tarihi nasıl tayin edilir, nasıl olur.
Onu kadınlar bilir dedim. Gidip söylesin. Onlar çok ısrar ettiler dedi. İşte bir hafta sonu olsun, on gün sonu olsun. Dedim, ahmaklık sende. Ne dinlemiyorsun, ne istişare etmiyorsun dedim. Git dedim, böyle bir şey yok. O dedim, bir müddet sonra, sen dedim ona alışacaksın. Neden? O birinci derece, tür olarak insan, insan, kendinden görür insanı. İkincisi, insan kendini sever dedim ya, kendi huyu, kendi ahlakıyla, ahlaklanan kimseyi sever. Erkek cimri, cimri kadını sever. Cömert kadını sevmez. Erkek cömert, cömert kadını sever. Cimri kadını sevmez. Erkek yedirmeyi, içirmeyi seviyor.
Misafir gelsin, yesinler, içsinler, kadın sevmiyor. her misafir geldiğinde, evde problem çıkar. Kadın çalışmak istemiyor, misafiri ağırlamak istemiyor. Bir sürü bahane üretiyor. Problem çıkar. Veya kadın, misafirler gelsin, yiysinler, içsinler, ev dolsun, taşsın istiyor, adam bunu istemiyor. Yine problem çıkar. Bakın, bir, cins birliği olacak, kendinden. iki, huy, ahlak, yol, bakış, düşünce birliği olacak. O zaman o onu sever. Şimdi, o yolda, bir kimse, Muhammed'i yolda tutunacak, sufilik yolunda tutunacak. O zaman, mesela, bir dergaha gitti, kendinden bir şey görmesi lazım orada.
Kendinden bir şey görürse, orada kalır. Kendinden bir şey görmezse, kalmaz orada. Yol yürücek. kendinden bir şeyler görecek. Bu şimdi, o kimse, ikinci dereceden, levvameden, mülyümeye geçti, kalbi kıpırdamaya başladı, kendisini değiştirmeye başlar. Kime değiştirecek? Önünde protip var. Protip kim? Üstadı. Üstadına, protip gördü, üstadıyla, hemhal olmaya başlayacak. Protip. Adından, üstadıyla, hemhal olurken, bakın, üstadına benzemeye başladı. Üstad da bir insan, o da kendine benzeyeni sever. Bir çıt üstü, o kimse, pirlen, fena oluyor.
Veyahut da, Hz. Muhammed-i Mustafa'yla fena oluyor. Onunla fena olacaksın, e onun sünnetlerine sarılacaksın. Onun sünnetlerine sarılmazsan, aranda irtibat kopar. Aranda irtibat olmaz. Namaz. Namazı kasten terk etmiş, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i çok seviyor. Değil kardeşim. Senin sevgini seviyorum dediğine, biz bu noktada bir şey demeyeceğiz. Ama, sen onun yolundan gideceksin. Onun, hadislerini, onun sünnetlerine, irtiba, irtiba edeceksin. kabul edip yaşayacaksın. Ve o zaman, Muhammed-i Mustafa'nın, ruhaniyetiyle, nuraniyetiyle tanışacaksın. E bunun başlangıcı, onu rüyada göreceksin. Ne bileyim işte, onu zikrullahta, hali olarak göreceksin.
Ne bileyim işte, onun sünnetlerini yerine getirmeye başlayacaksın. Ya her şey bu mu? Değil. Ama o lazım. Onun ruhaniyetini, nuraniyetini görmen lazım. Onun ruhaniyetini ve nuraniyetini, yaşaman lazım. O zaman, alemlere rahmet olarak gönderilmiş, peygamberin, manevi boyutunu tanıcaz biz. Biz şu anda, ümmet olarak, büyük bir çoğunluğu, alemlere rahmet olarak gönderilmiş, peygamberin, manevi boyutundan haberimiz yok. Manevi boyutundan haberimiz olmadığı için, biz, kutlu doğumu, kutlu bir diriliş olarak göremiyoruz. Biz ancak o, o hali yaşamamız lazım.
O hali yaşamamız için, ona tabi olmamız lazım. Kim o, Hz. Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve selleme, tabi olursa, o zaman, hem dünyevi olarak, hem de, uhrevi, manevi olarak, Hz. Muhammed Mustafa'nın, alemlere rahmet olan, olarak gönderilmiş, peygamberin, rahmet deryasına dalar. Onun rahmetini, onun maneviyatını, onun bu noktadaki tecelliyatını, o zaman anlar. Eğer, Hz. Muhammed Mustafa'ya, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Muhammed Mustafa'ya, tam olarak teslim, ve tam olarak tabiyet, tam olarak ona itaat, tam olarak onun izinden gitme, o kimsede oluşmaz ise, o zaman, o alemlere rahmet olarak gönderilmiş, gönderilmiş, peygamberin, rahmetinden, istifade edemez.
Tam olarak. Ne kadar tabi oldu, o kadar istifade eder. Bir umumi rahmeti vardır onun. Mesela, ona tabi olan, Hz. Muhammed Mustafa'ya itaat eden, çünkü Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin. İtaat farz. Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin. Başka ayet-i kerimelerde de var. Kim Allah ve Resulüne itaat ederse, başka ayet-i kerime, kim Allah ve Resulü size bir şey hükmederse, mesele bitmiştir. Başka bir hüküm arama. Bakın, ayet-i kerimelerde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine itaatle alakalı, bölüm bölüm itaatler vardır.
Hukukta itaat, ahlakta itaat, ticarette itaat, sosyal hayatta itaat, bunun gibi itaatler var. Bölüm bölüm, hayatın her alanında, hayatın her alanında, bölüm bölüm itaatler var. O zaman mümin, o itaatleri, bölüm bölüm itaatler, hayatının hangi alanını, kaplıyorsa, eşse, eş alanı, çocuksa çocuk alanı, evse, ev alanı, ticarese, ticaret alanı, şehirse, şehir alanı.
O itaatin oluşması lazım. Yani, ben Müslümanlardanım, eyvallah, ama Hz. Muhammed'in Mustafa'ya itaat yok. Kardeşim, Müslümansın, Müslümanlığını kabul ettik. Ama Muhammed'in Mustafa'ya itaat et. Ahlaken itaat et. Sosyal olarak itaat et. Ticaret olarak itaat et. Baba olarak itaat et. Evlat olarak itaat et. Eş olarak itaat et. Patron olarak itaat et. Şeyh olarak itaat et. Zakir olarak itaat et. Çavuş olarak itaat et. Derviş olarak itaat et. İtaat et. Her alanda o itaati tecelli ettir. Babasın, bir Hz. Muhammed'in Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini protip olarak al.
Babalığını öyle tecelli ettir. O, eşine asla dövmedi. Eşine asla küfretmedi. Eşine asla kötü davranmadı. Çocuklarını dövmedi. Çocuklarını küfretmedi. Çocuklarını sokağa atmadı. Çocuklarının kötülüklerine göz yummadı. Çocuklarının bu manada heva ve hevese uymalarına fırsat vermedi. Çocuklarını gözetti. Çocuklarını baktı. Çocuklarına müşrik bir babaydı. Eşlerine karşı müşrikti. Hiçbir eşini dövmedi. Hiçbir eşine hakaret etmedi. Hiçbir eşinin gözünü şişirmedi. Hiçbir eşinin herhangi bir tarafına vücuduna zarar vermedi. Hiçbir eşine hiçbir zaman hakaret etmedi. Hiçbir zaman.
Oysa hadis-i şerifte buyurdu ki ben de sizin gibi insanım. Benim de öfkem var. Benim de sinirlendiğim zamanlar var. Tevazuya bakın. Öfkelendiğimde, sinirlendiğimde eğer benim ağzımdan kötü bir söz bir kimse çıktıysa ondan özür dilerim. Ondan af dilerim. Ondan helallık dilerim dedi. Bir tane sahabeden birisi çıkıp da bana şöyle davrandın demedi. Ta ki ölümüne yakın o bir sahabenin benim sırtıma kırbaç vurdun. Ben de senin sırtına kırbaç vuracağım deyinceye kadar. O da sonra geldi amacım senin peygamberlik mührünü öpmekti.
Ya Resulallah dedi. Öptü peygamberlik mührünü sırtından. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de dedi ki cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın. Ne güzel bir alışveriş. Ne güzel bir alışveriş. Dedi ki sen bir savaşta kırbacını kaldırdığında benim sırtıma değmişti. Ben de senin sırtını kırbaçlayacağım. Sahabeden kimisi mal varlığını feda etti. Dedi ki bütün malım senin olsun yapma. Bakın sahabeden bir zat geldi dedi ki bütün malım senin olsun yapma bundan vazgeç. Vazgeçmem dedi. Sahabeden bir kimse geldi. Dedi ki ben zenginim biliyorsun neyin var istediğimi dedi iste al senin olsun yapma.
bütün sahabeden hüngür faşırta ağlıyor. Herkes kendinden geçiyor. O dedi ki yok ben kısası istiyorum. Ben de dedi onun sırtına kırbaçla vuracağım. Hem de dedi şu kırbaçla vurmuştu ben de o kırbaçla vuracağım dedi. Hasta ateşler içinde yatıyor. Kendinde değil. Emretti dedi ki sırtımı açın. O kimseye de dedi ki sen de alacağını al. ben dedi Rabbimin huzuruna borçlu olarak gitmek istemem. Allah cümle ümmeti Muhammed'e öyle nasip etsin. Hiç kim hiçbir ümmeti karşısına borçlu olarak almasın. Hele hiçbir derviş kardeşim böyle bir borçla onun huzuruna çıkmasın inşallah.
Bana da dua edin ben de çıkmayayım inşallah. Açtılar sırtını herkes toplandı başına herkes o kırbaçla ona vuracak diye bekliyor. O sırtı açılınca gitti öptü mühründen. Allah da sizlere rüyanızda dahi olsa öpmeyi nasip eylesin. Kim rüyasında Hz. Muhammed Mustafa'nın peygamberlik mührünü öperse cennet ona vacip olur. Size de buradan bir rüya tevhili olsun. Halinizde rüyanızda o peygamberlik mührünü görürseniz cehennem ateşi sizi yakmaz. Öperseniz ona komşu olursunuz. Hz.
Muhammed'i Mustafa'yı sevin. Onun sünnetlerini yerine getirin. Onu gözünüzün gördüğü her şeyden fazla sevin. İmanınız ancak o zaman kemale erer. Her şeyden fazla sevince. o sahabe de böyle öptü. Dedi ki amacım ya Resulallah senin peygamberlik mührünü görmek ve öpmekti.
Helallaştılar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın. Öperseniz bu vaka delil olur. Siz de cennetlik olursunuz. İnşallah. İşte o alemlere rahmet ya o kimse böyle ona tabi oldu onu itaat etti her şeyle evinde iyi bir koca ya işte bu kadın iyiliğe layık değil kardeş sen Hz. Muhammed'i Mustafa'nın ümmetisin öteye yolcusun sen hanımına iyi davran bu dünyalık değil bu işler sen eşine iyi davran bak o da iyi davrandı ondan dünyalık bir şeyler istemeye
başladılar çok dünyalık isteyince kadınlar çıkıverdi dama damda yaşamaya başladı evin damında birinci gün namazı kılıyor gidiyor namazı kılıyor geliyor dama çıkıyor damda yaşıyor ikinci gün her vakit namazı kılıyor geliyor damda yaşıyor baktılar ki sahabe peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gelmiyor aralarına yemek yemiyor dünyadan kesilmiş gibi başladı damda yaşamaya hazreti ebubekir efendimiz geldi hazreti aişe annemize sen peygambere bir şey mi dedin sen ona bir şey mi söyledin sen ona bir eksiklik
yanlışlık mı yaptın hazreti ömer efendimiz geldi esmaya dedi ki sen bir şey mi yaptın bunlar girip çıkıyorlar evlere öbür diğer eşlerinin kardeşleri amcaları onlar girip çıkıyorlar ne yaptınız siz hazreti peygambere ne yaptınız onlar da diyorlar hani ne yaptıklarının farkında değiller onlarda da bir üzüntü bir telaş en son ayet-i kerime geldi ey habibim sen üzülme sen bu seni dünyalık olarak üzen bu kadınları istersen sen bırak Allah sana daha iyisini daha güzelini daha iyisini verecektir ayet-i kerime gelince herkes
allak bullak oldu herkes başladı yalvarmaya yakarmaya tövbe etmeye en sonunda bütün anneler toplandılar söz verdiler bundan sonra dediler senden dünyalık zerre bir şey dahi istemeyeceğiz o sözlerinden sonra Hz. Muhammed Mustafa tekrar tabiri caizse yeryüzüne indi o da bir insandı onun da eşleri ona sıkıntı çıkardı o da bir insandı etrafındaki nerede insandı onun da arkadaşları ona sıkıntı çıkardı ama o merhametinden müşfikliğinden babalığından kocalığından arkadaşlığından dostluğundan olması gerekenden hiç taviz
vermedi o çünkü alemlere rahmetti o hem dünyada rahmetti hem ahirette rahmetti hem kabirde rahmetti o hem mahşerde rahmetti hem hesap yerinde rahmetti o hatta cehennemde bile rahmetti o müminlere de rahmetti o kafirlere de rahmetti başka bir hadis-i şerifte diyor bir kimse hani tabi olanlar Hz. Muhammed Mustafa'ya tabi olan ona itaat edenler dünya ve ahiretlerinde rahmete kavuşurlar itaat etmeyen tabi olmayan inanmayanlar kafirler bugün için yeryüzünde
batırılmıyorlarsa Hz. Muhammed Mustafa'nın rahmetinden dolayıdır onlara eski ümmetlerden eski kafirlere eski müşriklere gelen afatlar onlara gelmiyorsa Muhammed Mustafa'nın yüzü su ürmetinedir yine Hud gibi rüzgarla helak olmuyorlarsa yine Muhammed Mustafa'nın rahmetidir veyahut da Lut'un kavmi gibi yere batırılmıyorlarsa bu eşcinseller yine Muhammed Mustafa'nın rahmetinden dolayı veyahut da gökten bir ses gelip böyle taş gibi donup kalmıyorlarsa kafirler yine Muhammed Mustafa'nın rahmetinden dolayıdır hani biz böyle
bu Allah düşmanları bu din düşmanları bu peygamber düşmanları bize bıraksalar biz böyle taş olsun deriz öyle değil mi onlar olmuyorlarsa yine Muhammed Mustafa'nın rahmetinden dolayıdır onun o rahmeti onun o merhameti kafirlere dahi ne olur bir nefes olur ama kafirler bunun farkında değildir müşrikler bunun farkında değildir gavurcuklar bunun farkında değildir yağmur yağıyorsa Muhammed Mustafa'nın rahmetinden dolayıdır eğer kar yağıyorsa Muhammed Mustafa'nın rahmetinden dolayıdır eğer toprak bir şeyler fışkırıyorsa
topraktan ve toprak bize bir şeyler sunuyorsa yine Muhammed Mustafa'nın rahmetindendir çünkü o alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamberdir ve bütün kainat bir düzen üzerinde yürüyorsa yine Muhammed Mustafa'nın rahmetinden dolayıdır ve kainatın bir hesap üzerine bir düzen üzerine gitmesi Muhammed Mustafa'nın rahmetiyle alakalıdır o çünkü alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamberdir o bu noktada rahmet pınarının başıdır rahmet pınarının doğuş yeridir rahmet pınarının çıkış yeridir ve bütün kainat o rahmet
pınarından beslenir o rahmet pınarından nasiplenir o yüzden o Allah'a isyan eden Allah'a küfredenler dahi bilmeden o Hz. Muhammed Mustafa'nın rahmet pınarından ve rahmetinden ayakta dururlar Allah bizi onlardan eylesin eğer normalde Hz. Muhammed Mustafa gönderilmemiş olsaydı o kafirler yine eski zamanlardaki gibi yere batırılmayı mı düşünürsünüz ondan sonra ne bileyim değişik azaplar değişik helaklar her şey yeryüzünde cirit atardı ama o alemlere rahmet olarak yaratılan peygamber ne zaman yeryüzüne gönderildi yeryüzü
felah buldu yeryüzü selah buldu yeryüzü sukunet buldu yoksa her şey Allah muhafaza eylesin toz duman olur giderdi ve o peygamber yine tevbe suresi ayet 128'de size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir o size çok düşkün müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir o peygamber bizdendir insandır burada size kendinizden dediği şey tür olarak insan türünden o bir melek değil o cinni taifesinden değil o şeytan taifesinden değil o diğer ben onlara ara varlıklar
diyeyim ara varlıklar taifesinden değil o dünyadaki yeryüzünün altında yaşayan taifelerden değil o bir insan insanların en mükemmeli en kemal noktasında olan boyuyla pozuyla fiziğiyle endamıyla vücut hatları ve bu noktada vücut organlarıyla en mükemmel noktada maneviyatını konuşmamıza gerek yok zaten ama ne olursa olsun o bir insan burada önemli olan üzerinde duracağımız şey o bir insan ama o bir insan derken bu ayeti kerime o bir insan kendinizden derken Hz.
Muhammed'i Mustafa'yı günahkar görenler Hz. Muhammed'i Mustafa'yı da o da günah işlemiştir o da hata yapmıştır o da yanlışlık yapmıştır o da normalde günahla baş başa kalmıştır diyenlerden değilim bunu kabul edenlerden de değilim o bir insan ama günahkar değil o bir insan ama heva ve hevesine uyan değil o bir insan öfkesinden dolayı hata yapan değil o bir insan öfkesinden dolayı haksızlık yapan değil o bir insan birilerine kızdığı için adalet terazisini kaçıracak bir kimse değil o bir insan sevdiklerinin
arasında adaletle davranan insan o bir insan kafirdir yahudidir müslümandır insana insan gözüyle bakıp insanların temel ve hak ve hürriyetlerini kabul eden bir insan o bir insan ama insanların dini ibadetlerini yasaklayan başka dinden olmasına rağmen onları normalde katletmeye çalışan onların ibadetlerini yasaklayan bir insan değil o yüzden bu ayeti kerimeye bakaraktan o da bizim kendimizden o da bir insan o da hata yapmıştır o da yanlışlık yapmıştır o da eksiklik yapmıştır o da günah kebari işlemiştir veya günah işlemiştir
o da bu noktada Allah'ın azabını ve gazabını çekecek üzerine çekecek bir şeyler yapmıştır bu doğru değil bu o manada algılanacak bir şey değil o manada algılanmaması gereken şey şimdi bize batıdan bunu enjekte etmeye çalışıyorlar ve bizim içimizdeki bir kısım ilahiyatçılar ve diyanetçiler bunu dillendiriyorlar bunu dillendirerekten bunu söyleyerekten Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin de heva ve hevese uyduğunu onun da şeytana uyduğunu o yüzden onun da günah işleyebileceğini hata işleyebileceğini
söyleyerekten Kur'an'ın üzerinde bakın onların amacı peygamberin üzerinde tartışma çıkarmak değil onu zaten çıkarıyorlar onu zaten söylüyorlar onu başardılar zaten şimdi hedef Kur'an'ın üzerinde tartışma çıkarmak şimdi hedef Kur'an'ın geçerliliğini yok sayacak yok sayacak yeni unsurlar yeni iftiralar üretmek bakın bu çalışmalar yeni değil Kur'an'ın bir kısmını ortadan kaldırma bir kısmını yok hükmünde görme bir kısmını tarihsel görme bir kısmını uygulanabilir görmeme bir kısmını orta yerden kaldırma düşünceleri çalışmaları
yeni değil herkes Fransız Macron'a kızıyor Fransız Macron'a gelmezden önce Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi'nde Kur'an'ın hukukla alakalı ayetlerinin tartışılmasını açsınlar Türkiye'de bunun tartışmaları oldu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bu manadaki buradaki oturumda hangi partililer hangi milletvekilleri ne sunmuşlar neyi tartışmışlar bunlar henüz daha millet meclislerinin tutanaklarında açılmıyor herkes Macron'a kızıyor Kur'an'daki hükümlerin ve Kur'an'ın bu noktada restore edilmesi lazım sözünü Macron'a
Macron'a kızıyor Macron'a kızma bizim kendi içimizde ilahiyatçılar var kendi içimizde diyanetçiler var kendi içimizde kendilerini İslam'ı araştırmacı diyenler var kendi içimizde televizyonlarda boy boy gösteren boy boy programları çıkan kendilerini tefsirci hadisçi kendilerini sosyolog sosyoloji mezunu edebiyat mezunu televizyonlarda konuşan kimseler var Macron'a ne kızıyorsunuz elin gavuruna ne kızıyorsunuz gavur gavurluğunu yapıyor gavur gavurluğunu yapacak zaten gavurdan müslümanlık mı bekliyorsunuz bu ayeti kerimeyi
bu gece konu etmemin sebebi bu evet o bizim kendimizden bir insan ama günah işleyen bir insan değil evet o bir insan bizim gibi öfkelendiğinde öfkesine kapılaraktan şeytana uyacak bir insan değil evet o bir insan ama hiç heva ve hevesinden konuşmadı Allah'ın hakkın buyruklarını konuştu denilen insan ayeti kerime var o hiç heva ve hevesinden konuşmadı diye öbür tarafta bir ilahiyatçı veya bir diyanetçi veya bir gazeteci veya herhangi bir kimse beyni satılmış kalbi mühürlenmiş gözü kör kulağa sığır o diyor ki peygamber de
günah işlemiştir sebep neden bunu söylüyor bunu söyleyerekten Kur'an'ın üzerinde tartışma başlatacak çünkü bunu söyleyerekten Kur'an'ın üzerinde büyük bir infial yaratacak şeyler yapacaklar zaten hadislerin üzerinde bunu yaptılar bu topluluk bunu can hıraç savunduğu içinde bu topluluğa düşmanlar gizliden düşmanlık yapıyorlar hiç umurumda değil hiç umurumda değil bu can bu bedende sağ olduğu müddetçe Kur'an sünnet vatan millet demaya devam edeceğim hiç umurumda değil biz sünneti seniyenin savunucusuyuz
biz hazreti muhammedi mustafa'nın yolunun tozuyuz biz muhammediyiz o yüzden bu mübarek kutlu doğunda onun yolunda olmanın mutluluğunu onun izinden gitmenin mutluluğunu yaşamak istiyorum hamdolsun Cenab-ı Hak beni Kur'an ve sünnet yolunda istihdam ettiği için Allah'a hamd ediyorum elhamdülillah ne kadar hamd etsek azız hadis inkarcısı sapkın sütü bozuklardan Kur'an inkarcısı hain puşlardan değiliz gizli Kur'an inkarcısı bunlar gizli bunlar deseler ki biz Kur'an'dan bazı ayeti kerimeleri istemiyoruz bu ayeti kerimeler
olmaması lazım bütün insanlar onları taşlar böyle söyleyemiyorlar açık açık bunlar çünkü ahlakları Hazreti Pir'in deyimiyle puşt ahlakı bir de birisi demiş işte Mustafa Özbağ ağzını iyice bozdu puşt diyor ben demiyorum Hazreti Mevlana diyor onun sözü diyor ki bu din işi puştların işi değildir diyor evet bu din işi bu din yolu puştların gideceği bir yol değil evet değil sütü bozukların gideceği bir yol değil kanı bozukların gideceği bir yol değil değil çünkü Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmak gerçekten asil bir kan lazım
gerçekten iyi bir yürek lazım gerçekten iyi bir akıl lazım gerçekten helal kazanç lazım gerçekten Allah ve Resulüne sımsıkı yapışmak lazım gerçekten Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmamak lazım çekinmemek lazım evet buradan söylüyorum bu mübarek kandil günü Hz. Muhammed-i Mustafa'nın üzerinde günah yüklemeye çalışanlar puşt yüreklidir Hz. Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini günahkar göstermeye çalışanlar o günahkardı diyenler kafirdir kafir sohbetleri dinlenilmez kitapları okunulmaz onlara itaat edilmez
onlardan nasihat dinlenmez netin bu konuda kim Hz. Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem'i günahkar görürse kafirdir o bu kadar net onun arkasında namaz kılınmaz onun cenaze namazı kılınmaz onun imamiyeti kabul edilmez onun kitapları okunmaz yakılır onun eserleri dağıtılmaz onun eserleri satılmaz onun eserleri kitaplıkta bulundurulmaz günah kebay'dır okumasan dahi net buradan hükmediyorum hükmetmeye hakkım varsa kardeşlerin üzerinde kim Hz. Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem o da günah işlemiştir
diyorsa o adam kafirdir onun kitapları tefsirleri okunmaz onun televizyonda sohbeti dinlenilmez onunla oturup çay daha içilmez bu manada insandır biz bir şey demeyiz ama kafirdir dini olarak sohbet edilmez onunla bir kafir var karşımda der sohbet edersin birisi gelmiş benimle tartışacak dedim önce eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en muhammeden abduhu ve resuluhu diyelim dedim neden dedi diyelim dedim neden mi olması lazım illaki dedim dedik farz dedi dedik farz etmiyorum dedim böyle gözlerimi diktim eşhedü en la ilahe illallah
ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resuluhu diyorum ben dedim sen de diyor musun dedim böyle baktı hamd olsun elhamdülillah dedim ne oldu dedi dedim hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini günahkar görenleri dedim kafir diye hükmediyordum dedim şimdi tecelli etti de ona dedim hamd ettim dedim bak diyemedin dedim hala da diyemiyorsun dedim belki de son nefesini vereceksin şimdi dedim de diyemiyor adam evet bunu yaşadığım için diyorum küfür diye adam diyemedi durdu ıkındı sıkındı kendi kendime bakıyorum
böyle hey Allah'ım diyorum ya nasıl şehadete ettiriyorsun bana diyorum nasıl gösteriyorsun bana diyorum ben Allah'a hamd ediyorum diyorum ben sohbetlerde bağırıyorum bangır bangır böyle diye diyorum işte gözümün önünde kıvranıyor kıvranıyor bakın kıvranıyor dedim böyle elimi ensesine koydum sana dedim insan olarak değer veriyorum ama sen dedim kelime şehadet dahi getiremedin bunu fark ettiysen dedim Cenab-ı Hak'ın dedim hidayet ettirdiğini kimse dedim hidayetten saptıramaz ayeti kerimeyi o zaman bir daha ona söyledim
saptırdığını da dedim saptırdığını kimse hidayet edemez sen dedim öyle bir ağaca taş atmışsın ki Allah dedim senin kalbini mühürlemiş taş attığı ağaç Muhammed-i Mustafa'nın ağacı taş attığı ağaç Muhammed-i ağaç taş attığı ağaç Hz. Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyeti maneviyatı bütün peygamberler bütün peygamberler o yürürken oturmayı edeb edip ayağa kalkıp selama durup boynunu bükerken o yürürken Adem'den ta kıyamete kadar gelmiş geçmiş bütün veliler el pençe dururken o yürürken sema bütün her şeyini
önüne serip Cenab-ı Hakk'ın maddi manevi bütün hazinelerini onun önüne sererken sen ona nasıl laf söylersin sen nasıl onu günahkar görürsün sen nasıl ona da günah işledi dersin dersen buna da inanırsan kalbin mühürlenir kalbin mühürlenir o ayeti kerime onların gözleri vardır görmezler kulakları vardır duymazlar onların kalpleri mühürlenmiştir ayeti kerimesi o kimse de tecelli eder Allah muhafaza eylesin o yüzden Hz. Muhammed Mustafa'nın bir insan ama her şeyle pak her şeyle temiz bizim gibi kirli değil
onun fiziki soyu ta ademe dayanır onun fiziki soyunda dikkat edin kıymetli kardeşler onun fiziki soyunda Hz. Adem'den Hz. Muhammed Mustafa'ya gelinceye kadar fiziki soyunda hiçbir kadın hiçbir kadın ama başka bir erkeğin eline elini değdirmemiştir onun onun fiziki soyundan hiçbir erkek hiçbir haram kadına dokunmamıştır onun fiziki soyunda Adem'den Muhammed Mustafa'ya gelinceye kadar hiçbir zaman onun sülalesinin kursağına haram bir buğday tanesi dahi girmemiştir onun kursağına bir buğday tanesi dahi haram
girmemiştir Hz. Muhammed Mustafa'nın kendisi onun babası onun babası onun babası onun babası onun babası onun babası onun soyuna kurban olalım hiçbirisi de hiçbirisi de haksız hiçbir kazancı yok hiçbirisinin haram bir buğday tanesi yok hiçbir kadının hiçbir kadının mahreme dokunması yok hepsi de korunmuş hepsi de muhafaza edilmiş hepsi de Allah tarafından Allah'ın katından korunmuş tertemiz pimupak pimupak her şeyde leke vardır onun soyunda leke yoktur her şeyde bir hata vardır ne onun soyunda ne de kendisinde bir hata
yoktur ve onun soyu hiçbir zaman şirk ehli olmamıştır dedesi dahil buna babası dahil buna hiçbirisi de şirk ehli değildir hiçbirisi de ve almış oldukları kadınlar yani babasının dedesinin dedesinin babasının cettika arabi tabirle hiçbirisinde zerrece bir haram yoktur o kadar pak bir sülaledir o kadar pak bir sisiledir hem zahir olarak hem batın olarak ve böyle pak hem zahir hem batın pak olarak gönderilmiş olan bir peygamberi günahkar görmek ancak kalbi mühürlülerin işidir ancak kafir beyinlerin işidir ancak
kafir gönüllerin işidir o yüzden onu günahkar görenler bu dünyada da zelil olurlar mahşerde de zelil olurlar Allah bizleri onlardan uzak eylesin Cenab-ı Hak bizlerle onların arasına mesafe koysun inşallah Cenab-ı Hak Hz. Muhammed-i Mustafa'nın izinden giden yolundan giden onun sünnet-i seniyyesini gücümüz yettiğince uygulamaya çalışan hayatına onun disturlarını kendisine hayatının disturu olarak yaşayan ümmetinden eylesin hem bir dünyada hem mahşerde onun şefaatine nail olan ümmetlerden eylesin bu mübarek gecede bütün
geceler mübarektir ama böyle kandil günlerinin ayrı bir mübarekliği vardır bu mübarek gecede Cenab-ı Hak cümlemizi affı muafiret eylesin inşallah haklarınızı helal edin bizden yanı da helal olsun sürç-i lisan ettiysek affola inşallah selamun

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi