Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 27 Aralık 2025 · 1:15:25
Selamun Aleyküm, Allah gecelerini, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i, hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip, hakkı yaşayan, hakkı tebliğ eden, hakkı haykıran, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden, batılı yerle yeksan etmek için mücadele eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz, kanunsuz davranılıyorsa, Cenab-ı Hak davrananlardan intikamımızı alsın. Nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları ayakları altına alınıyorsa, Cenab-ı Hak hepsini de yerle yeksan eylesin. Filistin'e zulmeden İsrail'i yerle yeksan eylesin. Müslümanlara zulmedenlerin güçlerini yerle yeksan eylesin.
Hepsini de kahriperin, şan eylesin. Amin. Ejmain. Malum böyle şebu aruzla, burada arka tarafta boş yer var. Bir kısmınız bu tarafa gelin. Böyle Cumanın son namaz mahvilinde Cuma'yı kılıp hemen böyle sıvışacak cemaate benzemeyin. Var ya onları ön safa geç diyorsun, adam övürküne diyor geçti. Yani o ön safa gelmeyecek, erkekler daha iyi biliyor bu işi. Ön safa gitmek sanki böyle bir cehennem azabı gibi. Oradan çıkmak zor ya hemen farzı kılıp çıkacaklar değil mi? Harun Hoca öyle yapıyorlar değil mi? Harun Hoca'mız da malum Bayındır'da imam, babası da imamdı maşallah, subhanallah. Bizi severdi, biz de onu severdik. Var mı dışarıda arkadaş daha? Yoksa ben geleceğim teker teker içeri katacağım şimdi.
Yok mu? İbrahim sen misin orada? Gözlüklü olan İbrahim sen değil misin? Tam var mı dışarıda arkadaş? Varsa içeri hepsini de gönder. Ben buraya genişletirim de Allah'ın izninden. İnşallah. Şeybu Aruz'la regaib kandili böyle bir hafta olunca arası bizim Hacı Cafer dedi ki birleştirelim mi? Dedim birleştir. Hani hiç olmasa dedim insanlar her hafta taşınmasınlar. İkisini birleştirdik güzel oldu. Ben zaten karıştırmayı, birleştirmeyi çok severim. Şeyhim de derdi, Mustafa Efendi çok seviyor karıştırmayı derdi. Hemdolsun biz böyle karıştırmayı, çevirmeyi, evirmeyi seviyoruz elhamdülillah. Böylece birleştirdik. Ve regaib kandiliyle Şebu Aruz'u birlikte yaşamak, anmak, hem rahmet kapısının açılışını, hem de vuslat gecesini aynı sofrada, aynı mecliste buluşturmak gibi oldu.
Bu, tabirimi hoşgörün istemekle vuslat arasındaki yol gibi oldu. O yüzden ben bu geceki sohbetime İnşirah Suresinin 5, 6, 7 ve 8. ayetleriyle başlamak istiyorum. İnşirah ayet 5.
Mutlaka bir güçlükle beraber bir kolaylık vardır. 6. Evet, her güçlükle beraber elbette bir kolaylık vardır. O halde bir işi bitirdin mi diğerine koş. Ancak Rabbinden iste. Öyle bir zamanlarda yaşıyoruz ki, Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları, her şeyleri ayaklar altında çiğnenmekte.
Ümmet-i Muhammed sanki bir ümitsizlik deryasına düşmekte. Zorluklar, sıkıntılar, belalar, musibetler, haksızlıklar, hukuksuzluklar ve bir gün değil, iki gün değil, üç gün değil, üç ay değil, beş ay değil, yıllardan beri dünyanın değişik merkezlerinde Müslümanların kanı harıl harıl akıtılmakta. Denilebilir ki, yeryüzünde bütün yaşayan Müslümanların can, mal, akıl, din, namus ve mal güvenliği kalmamakta.
Ve İslam dünyası bilinçli bir şekilde, bilinçli bir şekilde, ümitsizliğe bilinçli bir şekilde yenilmiş diye, bilinçli bir şekilde çaresizliğe sürüklenmekte. Ve ümmet ne yazık ki o ümitsizlikten umuda, o çaresizlikten silkilenip çareye, o dermansızlıktan silkelenip dermana ulaşmayı kendisinde görmemekte.
Ve o acı yenilgiyi iki yüz yıldan beri kabullenmiş, haksızlığı, hukuksuzluğu, kanunsuzluğu kabullenmiş, İslam'ın hukukundan, ahlakından, İslam'ın kendi kurallarından uzaklaşmayı kabullenmiş, ve o kabulleniş de ne yazık ki bir silkelenme, bir dirilme, bir kendine gelme modunu kaybetmiş. Regaibe bakarken o istemeyi, o kurtulmayı, o ümit etmeyi, o dirilme yoluna girmek olarak bakıyorum.
Ve çok acı bir şey, ben otuz sekiz yıldan beri sohbet ediyorum. Böyle bir zamanlarda en sıkıntılı, en sancılı zamanlar yaşadık. On iki Eylül, on iki Eylül'den sonra ve yirmi sekiz Şubat ve yirmi sekiz Şubat'tan sonra, günden güne, yirmi sekiz Şubat'tan sonra günden güne, bilhassa ülkemiz adına söylüyorum, Müslümanlar adım adım geri adım atmakta, Hazreti Pir'in deyimiyle iplikçiler gibi geri geri gitmekte, ve bütün ne yazık ki cemaatler, cemiyetler, tarikatlar, İslam'ı yaşama ve yaşatma mücadelesi verme noktasında duranlar,
hızla dünyevileşme, hızla sekülerleşme, hızla Kur'an ve Sünnet-i Siyeniyeden ayrılma, Kur'an ve Sünnet-i Siyeniyenin hukukundan, ahlakından hızla uzaklaşmaktalar. Öyle bir hale geldi ki, haramlar sanki helalmiş gibi, Allah'a isyan sanki normalmiş gibi, hadisi şerifleri inkar etmek bir erdemlilikmiş gibi, ve mezhepleri inkar etmek büyük bir devrimmiş gibi, sanki çok önemli bir fikirmiş gibi, hatta ve hatta küstahlıkta ve hatta ve hatta kibirlilikte, çok özür dilerim ama küfürde o kadar ileri safhaya gidildi ki, ümmetin içinden bizdenmiş gibi görünen siyasiler, bürokratlar,
Kur'an-ı Kerim'in bir kısım ayetlerinin değiştirilmesini konuşmakta. Ve gözümüzün içine baka baka, gözümüzün içine baka baka, 1400 yıl önceki hukukun uygulanamayacağını, gözümüzün içine baka baka, bazı ayetlerin değiştirilmesi gerektiğini söyleyip, geçenlerde açıklama yapan bir Yahudi, Amerika'daki Yahudi bir hahamın, Müslümanlara cihat ayetlerinin kötülüğünü anlatmamız, ezberletmemiz lazım fikrini, bizdenmiş gibi görünen bürokratlar ve siyasetçiler, o Yahudi hahamın ağzıyla konuşmakta.
Ve ne acı ki, Ümmet-i Muhammed buna karşı bir tepki göstermemekte, Ümmet-i Muhammed sanki dünyevileştikçe uyutulmakta, uyutuldukça da sömürülmekte, sömürüldükçe de ne yazık ki kendisinde baş kaldıracak, kendisinde hayır diyecek, bu böyle olmaması lazım diyecek, nefesi ve takati kalmamakta. Nefessiziz, takatsiziz, bu konuda bilincimiz ve şuurumuz satın alınmış vaziyette, biz de bunu kabul etmişiz. Biz bilincimizin satılmasını, imanımızın satılmasını, dinimizin satılmasını bir şekilde kabul etmişiz. Aman, bizim kazançlarımıza zarar gelmesin de, aman bizim memuriyetimize bir zarar gelmesin, aman bizim başımıza bir şey gelir bakarsınız, öyle ya, bakarsınız tutuklanıveririz biz, içeri atıverirler bizi, o zaman içeri atılınca, biz ne yaparız?
Veyahut da, mevcut bir düzenimiz var, sistemimiz var, alıyoruz, satıyoruz, para kazanıyoruz, hayatımız yerinde, ne güzel tatillere gidiyoruz, deniz kenarlarında çipil diyoruz, bizim Müslümanların da hakkı bu, lüks evler, lüks villalar, lüks arabalar olmasın mı? Bizim Müslümanların da hakları bu, lüks yemekler yemeyelim mi? Yani gitmeyelim mi lüks restoranlara? Kocaman tabağın içerisinde, iki lokma bifteye, 20 bin dolar vermeyelim mi? Yani Filistin'de açlık var, tüh tüh tüh, çok üzülüyoruz Filistin'e, ama bu yemek tabağına 20 bin dolar verilir Paris'te. Ondan sonra da Filistin yürüyüşüne katılabiliriz, hiç sıkıntı yok. Hacca gidebiliriz, en lüks paralarla, en lüks bir şekilde.
Filistin, Gazze, Doğu Türkistan, Suriye, Irak, Afganistan, Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Türkiye ve Türkiye Cumhuriyetler'de, ben Müslümanım diyen, la la hellallah Muhammeden Resulullah diyenlerin, ensesinde boza pişiriliyormuş, ya bunlar da radikal İslamcı zaten. Fundamaletist bunlar. bunlar düzene ayak uydurmayan insanlar. O yüzden bu düzene ayak uydurmayan kimseler yok edilmeleri gerekir. Başlarının ezilmeleri gerekir. Biz bunu da satın almışız. Bunu da kabullenmişiz. Yarın Mustafa Özboğ'a tutuklasalar belliydi onun öyle olacağı canım. İleri geri konuşmasaydı o da. Hani meşhur ya, Bursa'da bir adam, çeşme yaptırmış, yazmış oraya, Müslümanlar içemez diye.
Gitmişler, padişaha şikayet etmişler. Bunu hepiniz biliyorsunuzdur da, çok hoşuma gidiyor bu benim. padişaha şikayet etmişler. Demişler ki ya, Müslüman memleketinde bu nasıl bir şey? Müslümanlar bu sudan içemez. Padişaha demiş ki o zaman, efendim müsaade edin demiş. Benim dediğimi yapın, göreceksiniz. Tamam. Bursa'daki Katolik cemaatinin papazını derdest etmişler. Tutuklamışlar. Bütün Katolikler saraya gelmişler. Olmaz demişler. Ne suçu var? Biz onsuz nikahlanamayız. Onsuz boşanamayız. Çocuklarımızı vaftis edemeyiz. Biz onsuz dinimizi yaşayamayız. Lütfen neyse bedeli ödeyelim, bizim papazımızı bırak demişler. O zat demiş ki, Arif-i Billah o. Ricalül Galpler'den işte. O demiş ki, Padişahım, bak amacına ulaştı.
Bırak şimdi demiş papazı. Ertesi gün Yahudilerin hahan başını almışlar. Derdest etmişler. Bütün Yahudiler gelmişler. Demişler, evlenemeyiz, boşanamayız. Çocuklarımız onsuz isim konmaz. Biz demişler, et bile yiyemeyiz. Hahan başı o et makuldür, uygundur diyecek. Ona göre fetva verecek. Bizim etimizi dahi, biz öyle yeriz. Neyse diyeti ödeyelim. Bizim hahan başımızı bırakın demişler. Neyse bırakmış. Padişah. Ertesi gün demiş ki, Bursa müftüsünü vaaz esnasında, kürsüden alıp götürün. Bursa'nın müftüsünü, o vaaz ederken, derdest etmişler, götürmüşler. cemaat demiş ki, bunun böyle olacağı belliydi. Ne oldu belli değil zaten ya demişler. Bir kişi gidip de padişaha dememiş.
Padişahım, bizim müftümüzün ne suçu vardı? Bizim kadımızın ne suçu vardı? Neden onu aldınız? Biz o olmazsa, dinimizi yaşayamayız. O olmazsa, biz şu olmaz, bu olmaz, bir kişi dememiş. Padişah şaşkın, o Arif Zahat demiş ki, sevgili padişahım demiş. İşte Müslümanların durumu bu demiş. Kendi imamlarına dahi sahip çıkmazlar. O yüzden demiş, yazdım çeşmeye, buradan Müslümanlar su içemez diye. E tabi üzerinden yıllar geçmiş, değişen bir şey yok İslam dünyasında. bir vaaz eden, veyahut da bir cemaat, veya bir tarikatın başındaki kimseye alıp götürseler, kimse peşinden gitmez.
Bu ümitsizlik, umutsuzluk, bu ne yazık ki Müslümanların dağılmışlığını gösteriyor. Ve acı bir şey, o yenilgiyi Müslümanlar kabul etmiş, ben sizleri tenzih ediyorum. Sizleri tenzih etmemin sebebi, sizin böyle nefsinize, kibrinize su serpmek değil. Hasbelkader, benimle beraber 38 yıldan beri koşan, ne yazık ki, nerede Nuri dede? Nuri'ye birisi gelmiş, dedeciğim demiş, meslemi okuyorlarmış. Tamam dedim, dergahın dedesi yoktu, sen de dergahın dedesi ol dedim. Oktay'la uğraşacak artık. Ondan sonra ben karışmıyorum. Sözüm söz. Eyvallah. 38 yıldan beri benle beraber, hep beraber, buradakiler de beraber, koşuşturuyoruz. Allah razı olsun. Derdimizle dertlendiniz, yolumuzla yollandınız, kederimizle kederlendiniz, aşkımızla aşklandınız.
Sizlere, Cenab-ı Hakk'ın huzurunda, hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bırakıp gitmiyorum, merak etmeyin. Ben de bırakıp gitmek yok. Rabbim bizi onlardan eylemesin. Regaib bu manada, rağbet kökünden geliyor. Bol ve değerli bir bağış, mükafat, sevap, sevap, fazilet ve amel olarak anlıyorum, regaibi.
Yani, yönelmek, ona yönelmek, Allah'a yönelmek, istemek, Allah'tan istemek, Allah'a yalvarmak, kalbi, Cenab-ı Hakk'ın, yoluna ve kapısına çevirmek. Ve, bu gece, günahkarların, dönebilir miyim, acaba kapı bana açılır mı diye, sorduğu gece, umutsuzların, ümitsizlerin, kendilerinde, ümit ve umut ışığı, göremeyenlerin, hala, kapı açık mıdır ki, diye, sorduğu gece.
Oysa, Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'inde, buyuruyor ki, Allah, kullarına karşı, çok lütufkardır. O, kullarına karşı, hep lütufkardır. Kullarına karşı, hep merhametli, kullarına karşı, hep kucak açıcı. Tövbe ederlerse, tövbelerini kabul edicidir. O yüzden, regaib, bana şunu söyler. İstemek, ayıp değildir. İstememek, gaflettir, küstahlıktır, kibirliliktir. O yüzden, bir kimse, Cenab-ı Hak'tan, ne istiyorsa, bu fakirin tabiriyle, annenizden, babanızdan, kocanızdan, eşinizden, çocuklarınızdan, rahat, isteyemezsiniz.
Ama, Allah'tan rahat bir şekilde, peynir ekmek ister gibi isteyebilirsiniz. O yüzden, regaib, Allah'tan istemek, Allah'tan, Allah'a ümit etmek, umut beslemek, yarına karşı direnç göstermek, her türlü sıkıntıya, her türlü bela, musibet, derde, her türlü olumsuzluğa karşı, göğsünü gerip, boynunu Allah'a bükmektir. Ve, bütün, şeytani sistemler, ve şeytanlaşmış insanlar, sizin boynunuzu, kendisine bükmenizi beklerken, sizin, boynunuzu Allah'a bükmenizdir, regaib. O yüzden, bu gece, veyahut da, bundan önceki gece, veya bundan sonraki geceler, müminin, sufinin, boynunu sadece ve sadece, Allah'a bükmesidir.
O Allah ki, kullarının, hem tövbesini, hem duasını, kabul eden Allah'tır. hani Cenab-ı Hak, Adem'i yarattı da, Adem'e demişti ki, işte şu bölgeye yaklaşma, veya şu ağaca yaklaşma, veya şu bitkiye yaklaşma, burası çok önemli değil benim için. Cenab-ı Hak bir emir vermişti onlara, bir sınır çizmişti. Allah, kullarına sınır çizer çünkü. Adem'e de sınır çizmişti. Bunu böyle, illa ki ağaçtı, yok meyveydi, yok daldı, çiçekti, budaktı, yok bir yerde olarak görmeyin. Cenab-ı Hak sınır çizdi Adem'e. Dedi ki, bu sınırdan öteye geçme. Aynı şekilde, Musa'ya da sınır çizmişti. Cumartesileri dedi ki, avlanmayın.
Sınır çizer Allah kullarına. İmtihanın sırrı budur. Sınır çizer. Müslümanlara der ki, faizle iştigal etmeyin. Sınır çizer. Müminlere der ki, fuhuşla iştigal etmeyin. Sınır çizer. Müminlere der ki, içkiden uzak durun. Sarhoş edici şeylerden uzak durun. Sınır çizer. Müminlere der ki, şirkten uzak durun. Sınır çizer. Bakın sınır çizer. O yüzden Adem'e de dedi ki, ey Adem, Havva ile beraber, bu sınırı aşmayın. Onlar sınırı aştılar. Bakara ayet 37. Adem Rabbinden kelimeler aldı. Günahının bağışlanmasını istedi. Allah da tövbesini kabul etti. Şüphesiz ki Allah, tövbeleri çokça kabul edendir. Merhamet sahibidir.
Ve Adem ile Havva, Cenab-ı Hak'ın lütfu, ikramı, ihsanı öğretmesi ile, Arav suresi ayet 23'teki, duayı yaptılar. Tövbeyi yaptılar. Ey Rabbimiz, biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, mutlaka zihan edenlerden oluruz dediler. Ve Cenab-ı Hak kendi katından, kendi lütfundan, kendi ihsanından, ikramından, Adem ve Havva'nın bu duasını, bu tövbesini kabul etti. Ve Adem af oldu. Havva af oldu. Ey inanan Müslümanlar, Allah'tan ümidinizi kesmeyin. Hangi günahı işlediyseniz işlediniz, hangi suçu işlediyseniz işlediniz, Cenab-ı Hak'a rucu edin, ona tövbe edin, ondan af dileyin.
Muhakkak ki Allah, gafur-u rahimdir. Günahlarınızı affedecektir. Bakara 54, bir zaman Musa kavmine şöyle demişti, Ey kavmim, bu zayı ilah edinmekle şüphesiz, kendinize zulmettiniz. O halde, yaratanınıza tövbe edin, ve birbirinizi öldürün. Yaratanınız katında, bu sizin için daha hayırlıdır. Allah, tövbenizi kabul etmiştir. Çünkü o tövbeleri çokça kabul eden, ve çokça merhametli olandır. Bu ayeti kerimeler, sizden saklanan ayeti kerimelerdir. Hani Musa aleyhisselam, Tur-i Sina'ya çıkmıştı, kırk gün, otuz gün çıkmıştı, Cenab-ı Hak on gün daha ilave etti, kırk gün. Sufiler buna erbain derler. Kırk gün, bir yere kapanıp, Allah'ı zikretmek, ve Allah'a ibadet etmeyi, erbain derler, ayeti kerimedele sabittir.
İşte Musa aleyhisselam, o gün için, Tur-i Sina'ya çıkıp, Allah'la konuşurken, malum, Semure miydi ismi? Evet, o kimse böyle altından bir buzağı yapmıştı, ve altından buzağıya tapanlar olmuştu. Cenab-ı Hak, Musa'nın kavmine şunu emretti. Dedi ki, bu puta tapanlar var ya, puta tapınanlar var ya, evet, tapınmayanlar, o tapınanları öldürecek, o zaman Allah onları affedecek, dedi. Dikkat edin. Puta tapınanları, puta tapınmayanlar, Musa'nın kavmi için söylüyor, öldürecekler, Allah o zaman onların tövbelerini kabul edeceğim, dedi. Ve, Cenab-ı Hak tövbeleri, çokça kabul eden, ve çok merhametli olandır. Bakara 160, ancak tövbe edip, kendilerini düzelten, ve Allah'ın indirdiğini açıklayanlar müstesna, tövbe edip, kendilerini düzelten, ve Allah'ın kitabını, Allah'ın kitabını, evmeden, bükmeden, ayeti kerimeleri, düzgün, yerli yerinde, açıklayanlar müstesna, yani, ayeti kerimeleri saklamayan, ilmi saklamayan,
ve ayeti kerimeleri, Cenab-ı Hakk'ın indirdiği şekilde tebliğ eden, zamana göre, güce göre, esen rüzgara göre değil, Allah'ın indirdiği hükme, tabi olup, öylece onu tavsiye eden, öylece onları nasihat edenler müstesna, işte onların tövbelerini kabul ederim, ben tövbeleri çok kabul eden, ve çok merhamet ederim. Bu da nedir? Bu da, alimlerle alakalıdır. Bu nedir? Amirlerle alakalıdır. Bu nedir? Şeyhim, mürşidim diye dolaşanlarla alakalıdır. Bu nedir? İlahiyatçılarla alakalıdır. Bu nedir? Diyanetçilerle alakalıdır. Allah'ın kitabını, düzgün bir şekilde, Cenab-ı Hakk'ın indirdiği bir şekilde mi açıklıyorsunuz? Yoksa, Trump'a göre mi, Macron'a göre mi, Netanyoya göre mi açıklıyorsunuz, ve uyguluyorsunuz?
İpiniz kimin elinde? Nefsiniz kimin elinde? Alim gibi görünenleri, gelin Ümmet-i Muhammed'in şeyh gibi, mürşid gibi görünenleri, gelin Ümmet-i Muhammed'in önünde, kendisini kurtarıcı, himen gibi gören zavallılar, tövbe edin Allah'a, nefesiniz varken, nefesiniz varken, tövbe kapısı açıkken, tövbe edin, bir de Ümmet-i Muhammed'in önünde tövbe edin, deyin ki,
biz ayet-i kerimeleri çarpıttık, bir profesör diyor ki, geçen izledim, paylaştım da, Kur'an'da 700 tane ayet var diyor, zikirle alakalı, bunu söyleyen de profesör, zikirle alakalı, 700 ayet var diyor, 700 ayet, gelin Ümmet-i Muhammed'in önüne düşün de, o kendi heva ve hevesinizden, yorumladığınız, heva ve hevesine uydunuz, ve o uymakla, ayet-i kerimeleri çarpıttıklarınızdan, özür dileyin, bir maaşa kurban olmayın, bir zekata kurban olmayın, bir sadakaya kurban olmayın, bir makama kurban olmayın, hayat dediğiniz şey,
göz açıp kapatıncaya kadar biten bir şey, bir bakıyorum ben arkaya, 65 yıl geçmiş, bir bakıyorum ben arkama, derviş olalı 38 yıl olmuş, sanki dünkü gibi, sanki hiç yaşamamışım gibi, sanki önümde henüz daha, kocaman bir hayat varmış gibi, dün insanın önünde küçücük kalıyor, gelecek insanın önünde büyüdükçe büyüyor, oysa öyle değil, o yüzden, bu sözüm, alimlere, şeyhlere, diyanetçilere, ilahiyatçılara, gelin, çarpıttığınız ayet-i kerimeleri, bu insanların içerisinde düzeltin de, Rabbim sizleri, affetsin, yoksa, o bakara 161'deki tecelli edecek,
inkar edenler, ve kafir olarak ölenler var ya, şüphesiz ki, Allah'ın, meleklerin, ve bütün insanların laneti, işte bunların üzerindedir, ayet-i kerimeleri çarpıtanlar, hadis-i şerifleri inkar edenler, ayet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri, kendi heva ve heveslerine göre yorumlayanlar, Allah'ın dinini değiştirmeye çalışanlar, Kur'an'ı indirildiği gibi değil, Kur'an'ı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, anladığı ve yaşadığı gibi değil, kendi heva ve heveslerine uygun yaşayanlar, uygun anlatanlar,
yol yakinken, nefesiniz var iken, tövbe edin, geri dönün, yoksa, bu dünyadan, inkar etmiş ve kafir olarak, göçüp gideceksiniz, Allah, ve melekler ve insanlar, insanlar, bakın müminler demiyor, insanlar, size lanet edecekler, Rabbim korusun, Bakara 222, şüphesiz ki Allah, tövbe edenleri sever, temizlenenleri de sever, bu ayeti kerimenin başı kadınlarla alakalıdır, malum kadınların muayyen günleriyle alakalıdır, ama ve lakin, ayeti kerimenin sonu, bütün müslümanları, bütün müminleri ilgilendirir, Allah, tövbe edenleri ve temizlenenleri sever,
temizlik hem zahirdir, hem batındır, zahir temizlik malumdur, müslüman temizdir, müslüman kokmaz, öyle, müslümanın saçı, sakalı temizdir, müslüman kadının örtüsü, mantosu temizdir, müslüman kadın erkek çocuk, temizdirler, evleri temizdir, hepsi de derli topludur, müslüman kadının evi, dağınık değildir, çorabı bir tarafta, kaza bir tarafta, böyle bir müslüman kadın evi düşünülemez, müslüman bir genç kız, müslüman bir genç kız, derli topludur, eşyasını oraya buraya atıp, annem toplasın diye bakmaz, kendisi toplar, kendisi dizayn eder,
müslüman bir erkek, genç, yaştığı önemli değil, tertiplidir, düzenlidir, gömleğini çıkardığında, asar, kirli ise götürür, kirli sepetine, böyle atmaz, katlar da koyar, kirlisi dahi, müslümanın tertiplidir, kirlisini dahi atmaz, o sufi ise, kirlisini dahi katlar, düzenler, öyle bırakır, yatağını dağınık bırakır, bırakmaz bir müslüman, yatağını kendisi derler, toparlar, sünnet bunlar, sünnet, yorganını toplar, koyarsın kenara, ben adamım, yorganı böyle bırakır giderim, değil, sen sufisin, sen her şeyin tertipli, düzenli olmalı,
evet, müslümanlar o yüzden, temizdirler, Allah, temiz olanları sever, temiz, bu zahiri temizlik, ya, bir de içsel temizlik var, o zaman içsel temizlik ne var, bir şeriata göre var, bir, tarikata göre var, iki, o zaman marifete göre var, bir de hakikate göre var, temizlik, şeriata göre içsel temizlik nedir, o kimsenin günahlarına tövbe etmesidir, bu şeriatın emridir, şeriatın bir kimse, günahlarına tövbe eder, tarikata göre o kimsenin tövbesi, ağır bir pişmanlıktır, o bir daha o günaha girmemek için çaba gösterir, marifete göre artık o günaha yaklaşmayan bir kimsedir,
hakikate göre tövbe eden bir kimsenin, geçmiş günahları hayra çevrilir, hakikat tövbesi, geçmiş günahların hayra çevrilmesidir, nahil 119, sonra şüphesiz ki Rabbin, bilmeden günah işleyip, ardından tövbe eden, ve kendilerini düzeltenleri bağışlar, bunlardan sonra Rabbin, çok bağışlayan, çok merhamet edendir, bilerek veya bilmeyerek, günah işledi Müslüman, bilerek veya bilmeyerek, günah işledi, o günahtan tövbe eden, o günahtan geri dönenleri, Cenab-ı Hak ne yapar, onların tövbelerini kabul eder, Hicr 49.50, Ey peygamber,
kullarıma benim son derece bağışlayıcı, ve merhametli olduğumu, azabımın da gerçekten can yakıcı bir azab olduğunu söyle, Ey Muhammed, Ey peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, kullarıma söyle, ben son derece bağışlayıcı, ve merhametliyim, tövbe ederlerse, tövbelerini kabul ederim, o yüzden, kullar, Allah'tan ümitlerini kesmesinler, ben tövbe ettim, tövbem kabul oldu mu, olmadı mı diye, şeytanın, vesvesesine kanmasınlar, çünkü Adi Şerif'te, Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki, tövbeden, hiç günah,
işlememiş gibidir, tövbe 112, bunlar, yani müminler, günahlardan tövbe edenler, Allah'a ibadet edenler, ona hamd edenler, onun yolunda seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliğe emredip, kötülüğü yasaklayanlar, ve Allah'ın koyduğu sınırları koruyanlardır, müminleri müjdele, demek ki, o müminler, öyle kimselerdir ki, bunlar günahlarına tövbe ederler, devam ediyor ayet-i kerime, Allah'a ibadet ederler, ancak Allah'a ibadet ederler, ancak Allah'adır ibadet, ibadet şeyhe değildir, alime değildir, ibadet herhangi bir siyasetçiye,
bürokrata değildir, ibadet anneye, babaya değildir, bütün ibadetler Allah'adır, bütün ibadetler, bakmayın siz ehl-i tasavvufa laf söyleyenlere, evet bir kısmı belki de yoldan çıkmış olabilir, ama sufiler gerçek manada Allah'a ibadet ederler, üstad bize sadece Allah'a ibadet etmeyi öğretir, nefisle mücadeleyi öğretir, nerede nefsimize uyduk, nerede nefsimize uymadık, bize onu öğretir, bize zikrullahın hallerini öğretir, bize manevi halleri öğretir, emmarede ne yaşanır, levvamede, mülhümede, mutmainne de, radiyede, mardiyede, safiyede neler yaşanır,
nefsin halleri nelerdir, kalbin halleri nelerdir, bu nefis meratiplerinde, nefsin zikirleri nelerdir, hangi makamda, hangi esma, hangi kalbi makamda, hangi tefekkür, hangi esma, üstad bunları söyler, öğretmendir, üstad Allah değildir, üstad Allah'ın halifesi de değildir, üstad Allah'ın yerine konuşan da değildir, bunlar sapkınlıktır, Allah diyeceğini demiştir, ayet bellidir, Hz. Peygamber diyeceğini demiştir, hadis-i şerifler bellidir, üstad sadece bu zamana göre ve dervişlere göre, eğitim ve öğretim verir, müfredat bellidir,
müfredat, Kur'an, sünnet, imamların iştadıdır, müfredat başka bir şey değildir, müfredat, Kur'an'a uymak, sünneti, seniye'ye uymak, imamların iştadına uymak, sufilikse, ilk sufilerin yoluna uymaktır, muhasibiye uymaktır, kuşheyriye uymaktır, sufilik, kendi heva ve hevesine uymak değildir, sufilik birilerinin heva ve hevesine uymak da değildir, o yüzden tarih boyunca gerçek manada sufiler, hem Emevilerde hem Abbasilerde tabiri caizse enselerinde boza pişirilmiştir, sonra da zaman zaman Selçuklularda da Osmanlılar'da gerçek manada sufiler zorluklar yaşamışlardır,
gerçek manada sufiler, buna Hacı Bayramı Veli, buna Hacı Bektaşı Veli, buna Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi, buna Üftada Hazretleri, buna Mahmud-u Hüdaye Hazretleri, buna Niyazi Mısır Hazretleri, bunları yaşamışlardır, şahittir bunlar buna, koca İmam-ı Azam şehit edilmiştir, kim tarafından? Abbasiler tarafından, Serasi şehit edilmiştir, kim tarafından? Abbasiler tarafından, Hallâc-ı Mansûr şehit edilmiştir, onları şehit edenler de Müslümanlar, evet, Seyyid Nesim'i şehit edilmiştir, onu şehit eden Müslümanlar, o yüzden gerçek manada sufiler, çileyi çekenlerdir, tabiri caizse, boynunda ilmeyi taşıyanlardır, sufiler çünkü, Allah'a bağlıdır, Resulullah'a bağlıdır, sufiler, Kur'an ve sünnete bağlıdır, sufilerin başka bir yere bağımlılığı yoktur, Kur'an ve sünnet söz konusuysa, tabi olurlar, Kur'an ve sünnet söz konusu değil ise,
hayatları pahasına da olsa, tabi olmazlar, o yüzden, sufileri, zalim yöneticiler sevmez, sufileri kafirler sevmez, sufileri münafık yöneticiler sevmez, sufileri münafık, İslam'mış, Müslüman'mış gibi, görünen insanlar da sevmez, sufilerin seveni azdır, sufilerin seveni azdır, sufiler ama, bu manada gerçek bir sufilik yaşıyorsa, gerçek bir iman sahibidir, o yüzden ayet-i kerime, çok azınız iman etti der, bunlar bir avuç sufi topluluğudur, bunlar rüzgara göre yön biçmezler, parmağını ıslatıp, rüzgar nerede nesiye şuradan,
ben de o taraftanım, demezler, sufiler, Ebu Zer-i Gifari gibi, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıktır, sevdi mi, Ebu Zer-i Gifari, Hz. Peygamberden sonra garip yaşadı, sevemedi hiç kimse Ebu Zer-i Gifari'yi, sevemedi, neden? Çünkü kitabın ortasından konuşuyordu, Hz. Osman Efendimiz bile, onu Şam'a gönderdi, Medine'den, Şam'a gitti durdu mu, durmadı, çok hoşuma gider, çok hüzünlendirir beni, çok içimi acıtır, çok içimi acıtır, zamanın eşkıyasıdır, Ebu Zer-i Gifari, bıçağından kan damlayan, kılıncından kan damlayan kimsedir,
hiç kimse Ebu Zer-i Gifari'nin karşısında duramaz, ama Hz. Peygamber vefat edince, Ebu Zer-i Gifari ne yazık ki, hiçbir yere sığmaz, hiçbir yere sığdırmazlar onu, Şam'a gider, Şam'da da, Muaviye onu istemez, çünkü, kitabın tam ortasından konuşuyor, kitabın tam ortasından konuştuğu için, Muaviye ondan rahatsız olur, bektup yazar Hz. Osman'a, Şam'ı geri istiyorsan, Ebu Zer'i buradan al der, ve Ebu Zer, bir emirnameyle, Medine'ye gelir, artık o Medine'de küskündür, gider Medine'nin kenarında, kurma dallarından, bir çadır kurar,
tek başına yaşar, ve tek başına ölür, Hz. Peygamber'in de, onun üzerinde söylediği, tecelli eder, sen, tek başına garip bir şekilde ölürsün der, o da tek başına garip bir şekilde ölür, işte Sufilerin, gerçek manede Sufilerin, mihmanları Ebu Zer'i gifaridir, ekmeğini devletten beklemeyen, suyunu herhangi bir kimseden istemeyen, kendi kendine yettiği kadar yetebilen, hiç kimseye, şeyenillah demeden, yaşayan Ebu Zer'i gifaridir, hiç kimseden hiçbir şey istemez, Muaviye keselerce altın götürür, Muaviye'nin onu yüzün, Muaviye'nin yüzünü atmak,
yüzüne atmak o keseleri, her baba yedin harcı değildir, Muaviye'nin yüzüne atıverir keseleri, hatta tekrar Muaviye, birkaç adamıyla ona kese gönderir yine, adamına der ki, benim ihtiyacım yok, Şam'da ihtiyaçlı olan çok insan var, siz bunları onlara götürün der, Ebu Zer'i gifari, Şam'ın dışına kendisine medrese yapmayı düşünmez, bu keselerle kendime tekke yapayım diye düşünmez, bu keselerle rahat yaşarım diye düşünmez, benim İslam olduğumda, beni ciğerimden vuran sahabenin yeganeteki odur, Ebu Zer'i gifaredir, günün eşkıyasıdır,
sonra günün ricalül gaybidir, Allah dostudur, Allah'ın velisidir, tek başına yaşar, tek başına ölür, onun, bunun benden hikayesini çokça dinleyeceksiniz, içimi acıtıyor çünkü, yanında bir tek hizmetçisi, kefenler, onu bir, iki dalı birleştirir, ortasına bir çaput koyar, ona der ki, ben ölünce, ne buluyorsan onunla, kefenle, yolun ağzına kadar götür der, muhakkak ki, Allah'ın dostları gelir, benim cenaze namazımı kılar der, onun cenaze namazını da, İbn-i Mesud kıldırır, yanında talebeleriyle, ve İbn-i Mesud, Medine-i Münevvere'de,
hadis dersi yapamaz, hadis dersi yapamadığı için, talebelerini alıp, Medine'nin dışında, yollarda yürüye yürüye, hadis dersi yapar, daha henüz, Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, vefat ettiğinde, elli yıl bile geçmemiştir daha, İslam ve Müslümanlar gariptir, eğer, alimler, heva ve heveslerine uyarlar, akçeye, kendilerini kaptırılarsa, amirler bozulur, amirler bozulunca, halk bozulur, yaşadığımız bozuntunun sebebi budur, çünkü, alim gibi görünenlerimiz, akçeye, dinara bozuldu, alim gibi görünenler, evlerine çekildi,
evlerinde alimlik yapıyorlar, Rabbim cümlemize hidayet eylesin, ancak tövbe eden, imanında samimi kalıp, salih amel işleyen, bunun dışındadır, işte Allah, onların kötülüklerini iyiliklere çevirir, Allah çok affeden, ve çok merhamet ederdir, bu ayet-i kerimeyi, buraya almamızın, bir sebebi de şu, bazen, Allah'ı zikir meclislerinde, zikir halakalarında, kim, cemaat halinde, Allah'ı zikrederse, Allah onun geçmiş günahlarını, hayra çevirir, hadis-i şerifini çokça, söylerim, bazı, kimseler, bu hadis-i şeriften, rahatsız oluyorlar,
yani biz, Kur'an'a tabiyiz, diyenler var ya, işte, Kur'an'a tabi olanlar, ve hadis-i şerifleri inkar eden zavallılar, bu, benim o söylediğim hadis-i şerifi inkar eden kimselere sözüm, Kur'an ayet yetmiş, ancak tövbe eden, imanında samimi kalıp, salih amel işleyen, bunun dışındadır, işte Allah, onların kötülüklerini iyiliklere çevirir, Allah çok affeden, ve çok merhamet edendir, demek ki Cenab-ı Hak, samimi bir şekilde tövbe edip, samimi bir şekilde, iyi ameller işleyenlerin, Cenab-ı Hak kötülüklerini hayra çeviriyor,
şimdi bazen, zaman zaman, dervişlik hayatım boyunca, şunlara şahit olmuşumdur, yeni bir kimse ders alır, derse gelir, ilk zikrullaha katılır, kendinden geçer böyle, ve zikrullah bitinde, hemen şunu söyler, ben peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i gördüm, şimdi bir kısmı, hemen ona defans yapar, hani o, bugün geldi, nasıl görür, ben içimden derim ki, nasıl bir tövbe ettiyse, Cenab-ı Hak onun, yıkadı içini dışını, ve o kimsenin gönül perdesini araladı, mana perdesini araladı, ve onu, ilk zikrullah halakasında, peygamberiyle tanıştırdı,
bu muhteşem bir şeydir, bakın, bu muhteşem bir şeydir, ve bir kimse, gerçekten, gerçek manada, tövbe ederse, Allah'a samimi bir yönelişle yönelirse, Cenab-ı Hak onun, geçmiş günahlarını affeder, Allah'la kim yarışacak ki, hem diyeceksiniz ki, Allah'la kulun arasına, kimse giremez, iyi, girmiyoruz zaten, insanları Allah'a davet ediyoruz, Allah'a tövbe edin diyoruz, ve o kimse tövbe edip, zikrullah halakasında, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretini görünce, kendisi görmüyor ya, körlerden ya, olmaz böyle bir şey diyor,
zavallı, neden, çünkü örttüler, sakladılar, Kur'an'da 700 tane ayet, zikirle alakalı ayeti kerimeyi sakladılar, şimdi, Ümmet-i Muhammed'in önünde, elinde birer tane meal, meallerden, Kur'an'ı öğreneceğiz diye uğraşıyor, şimdi bunu konuşmak istemiyordum, bir çalışmamız var, Kur'an'da, zikir ayetleriyle alakalı, hayrette kalıyoruz, yani o zikir ayetlerini, Kur'an-ı Kerim'in aslında zikir olarak geçiyor, kimisi onu öğüt, kimisi onu kitap, kimisi onu nasihat, kim orada bilmem ne, hepsini de, nasıl bunu zikir kelimesinden uzaklaştırırız diye,
çırpınmışlar, çırpınmışlar, 700 tane ayeti kerimeyi örtmüşler Kur'an'da, 700 tane zikir ayetini örtmüşler, 6.666 ya, %10'u zikirle alakalı, örtmüşler, ilahiyatı, diyaneti, hıyaneti, el birlik etmiş hepsi de, el birlik etmiş, zikirle alakalı 700 ayeti kerimeyi örtmüşler, ve Allah muhafaza eylesin, bu insanları Allah'ı zikirden uzaklaştırmışlar, Allah'tan da uzaklaştırmışlar, ben bugünün Müslümanlarını suçlamıyorum hiç, hiç kimseyi suçlamıyorum, benim suçladığım kimseler,
alim sıfatıyla dolaşan, ilahiyatçılar, diyanetçiler, biz alimiz diyen, din adamları, ücretliyse din adamıdır o çünkü, evet, ücretli din adamı, bir yerden ücret alıyor musun, alıyorsun, İmam Azam almadı, sen alıyorsun, bir de Hanefi'yim mi diyorsun, İmam Muhammed almadı, sen alıyorsun, Hanefi'yim mi diyorsun, İmam Serahsi almadı, sen alıyorsun, Hanefi misin, Hz. Mevlana ücret almadı, sen nesin, Mevlevi'yim mi diyorsun, kimden ücret alıyorsun, Kültür Bakanlığından, Kültür Bakanlığından alıyorsun parayı, yan Allah, dön Allah diyorsun,
İki ilahi söylüyorsun, paralar cıkka, tabi, bir de kanun çıkarıyorsun, ee, semayı sadece onlar müsaade edecek, yani, sen kendi kendine sema edemezsin, ya, Konya'dan müsaade alacaksın, tabi ya, Konya'dan müsaaden yoksa, sema edemezsin, Allah Allah, tabi, sebep, gideceksin, onlara temanla edeceksin, sanki semaya gelir misiniz, tabi, otel parası, yol parası, yemek parası, anasının gözü parası, gezme parası, bir de yemek kirası, diş kirası, ayrıca bir de harçlık vereceksin, Konya'dan şu anda buraya bir sema ekibinin gelmesi,
en aşağıdan bir milyar, yani bir trilyon yani, en aşağıdan, evet, otelleri normal olmayacak, yemekleri normal olmayacak, tabi, sema kapısı demek, para kapısı demek olmuş, tabi, gidin Konya'ya, bir işte ne yapacağınız, Şebaruz'a katılacağınız, bir fiyatı belli, gidin İstanbul'daki mevlevanelere, hepsi de ücretli, hepsi de ücretli, neden bizim tekke elimizden aldılar, ücretsiz çünkü, canları sıkıldı, bize neden canları sıkılıyor, ücretsiziz, ücret yok, buna çıldırıyor herkes zaten, dervişlerin yakınları da çıldırıyor,
yok canım olmaz öyle bir şey, muhakkak bir şey alıyordur o ya, muhakkak bir şey vardır arkasında ya, tabi, ha bir ara benim arkamda İran vardı, bunu annemin akrabaları söylediydi, sonra tutmadı, bunu sonra başkaları da söyledi, baktılar ki ben öyle değilim, ardından Suudi Arabistan oldu, baktılar gene ben öyle değilim, ardından dediler ki, hükümet bunun arkasında, ulan hükümet bizim meslemizde boza pişiriyor, baktılar o da öyle değil, şimdi kim var arkamızda belli değil, yakında onun da bir şey bulurlar, arkasında şu var diye,
Allah muhafaza eylesin, Ebu Hureyre radiyallahu anh hazretleri naklediyor, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bir hadisi kudside, Rabbinden naklen buyurdu ki, bu yine benim hadisi kudüsüm, hakkınızı helal edin, bu gece bana çalışıyor her şey, beni böyle can evimden vuran ayetler, hadisler bunlar, biraz da böyle beni anlatıyor, ben biraz serkeşim ya, o yüzden, bir kul günah işledi ve, yarabbi günahımı affet dedi, var mı günah işlemeyen aranızda, ne güzel, mükemmel, tabi olur mu olur, birisi kafayı kırmıştır,
ben işlemedim demiştir, atacaktım onu dışarı, sen bizi bozarsın diyecektim ya, biz günahkar bir topluluğumuz, biz günahsız bir topluluk değiliz, hepimizde, biz günahımızı inkar etmiyoruz, günahını inkar eden şeytandır, bir kimse, ben günah işlemedim, bir günaha da, bu günah değil diyorsa, o şeytanın çocuğudur, o Adem'in çocuğu değildir, evet, ancak şeytan ve onun çocukları, günahı inkar eder, ben günah işlemedim der, ancak Adem ve onun çocukları, günahlarını itiraf eder, ben günahkarım, yarabbi beni affeyle der, o yüzden,
yarabbi günahımı affet dedi, Cenab-ı Hak da, kulun bir günah işledi, arkadan bildi ki, günahları affeden, veya günah sebebiyle, cezalandıran, bir, bir, Rabbi vardır, burası çok ince mesele, günah işledi, o kimse, günahını kendince, idrak etti, ve dedi, beni affedecek olan, Rabbim var, bu kulluğun zirvesidir aslında, kıymetli kardeşler, beni affedecek olan, Rabbim, Mustafa Özbağ'ı affedecek olan, Rabbimdir, hiç kimse değil, eğer bir kulun, hakkına tecavüz ettiysen, bir kimseye, yanlış yalnız çarpık bir şey yaptıysan,
onu tazmin eder, ondan helallik isterim, eyvallah, ama öyle türlü, günahım da benim, kusurum da benim, hatam da benim, yanlışım da benim, eksikliğim de benim, eğriliğim de benim, ya Rabbi, hatamla, kusurunla, eksikliğimle, yanlışlığımla, eğriliğimle, senin kapına geldim, başka hiç kimsenin kapısına değil, beni affedecek olan sensin, beni affeyle, bizleri affeyle, biz başka bir kapı tanımadık, biz başka bir kapı bilmedik, bizi affedecek olan, başka bir makam, mevki bilmedik, biz sadece seni bildik, bizi affeyle, sonra kul dönüp,
tekrar günah işler, ve ey Rabbim, günahımı affet der, Cenab-ı Hak Hazretleri de der ki, kulun bir günah işledi, ve bildi ki, günahı affeden, veya günah sebebiyle, cezalandıran, bir Rabbi vardır, affettim der, sonra kul dönüp, tekrar günah işler, ve ey Rabbim beni affeyle der, bu benim gibi serkeş bir kul, beni affeyle diyor, o da affettim diyor, sonra onun gözünün içine baka baka, yine günah işliyor, ama diyor ki, sen benim Rabbimsin, senden başka ilahım yok, senden başka Allah'ım yok, senden başka elimden tutacak olan yok,
senden başka beni kendine çevirecek olan yok, senden başka bana kapısını aralayacak olan da yok, ben yetimim, ben garibim, ben kimsesizim, ben yalnızların içerisinde yalnızım, senden başka kimim, kimsem yok, beni affeyle der, Allah cevap verir, kulum günah işledi, ve bildi ki günahı affeden, veya günah sebebiyle, muhaheze eden bir Rabbi olduğunu bildi, dilediğini yap, ben seni affettim dedi, bu sonu, var ya, son cümle, benim bütün din algımı, bütün Allah algımı, bütün hayatımı, mematımı, her şeyimi altüst eden yerdir,
hadisin sonunda geçen, dilediğini yap, ibaresinin, manası, günah işlemeye devam edip, arkadan da tövbe ettikçe, seni affederim demektir, ve, ben kendi nefsim için söyleyeyim, ben serkeşlikten gelmez, serkeş bir insanım, biraz da haddim, hududumu bilmem, günah işleye veririm, bilirim ki, Rabbim var, bilirim ki, Allah var, bilirim ki, o tövbeleri kabul edendir, bilirim ki, o af edendir, ben, her zikrullah halakasından sonra, annemden doğduğum gün gibi, tertemiz olduğuma inanırım, her tövbe ettimden sonra, hani,
var ya, subhanallah ve bihamdihi, subhanallah il azim, ve bihamdihi estağfurullah il azim, kim günde bunu yüz kez yaparsa, deniz köpükleri kadar günahı olsa, Allah onu affeder, hadisi şerifini kendime ölçe edinirim, ve derim ki, evet, ben ne kadar günah işlersem, işliyim, Rabbim beni affeder derim, bir hadisi kudsi daha, Tirmizi'den, ey Ademoğlu, sen bana dua edip, affımı ümit ettikçe, ben senden ne sadır olursa, olsun aldırmam, ben seni affederim, ey Ademoğlu, senin günahın, semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen,
çok oluşuna bakmam, seni affederim, ey Ademoğlu, bana arz dolusu hata ile gelsen, sonunda hiçbir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım, Rabbim bizleri affettiği kullarından eylesin, ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, her üç aylar geldiğinde, duasını arttırır, tövbesini arttırır, zikrini arttırırdı, hatta çok tövbe ettiğinden, Hazreti Ayşe annemiz derdi ki, ya Resulallah, senin gelmiş geçmiş günahların, affolmadı mı ki, ona derdi ki, ya Ayşe, ben Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı,
derdi, o yüzden üç aylar geldiğinde, Recep geldiğinde dua ederdi, Allah'ım Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl, bizi Ramazan'a ulaştır, ecmain, şimdi tabi böyle her, üç aylar geldiğinde bir kısım, kendisini profesyon, ünvanlı, hoca ünvanlı kimselerin, hani medyada dolaşıyor ya, işte hatta birisi alay ediyor, üç ayları mübarek olsun, almasın diyor, iyi seninki olmasın, seninki olmasın, hadisleri inkar eden soytarılar, sizinkiler olmasın, biz hadisleri inkar etmiyoruz, sahih değilmiş, biz hadis kitaplarına geçen bütün hadisleri,
sahih olarak görüyoruz, sana ne, sen benim Allah'ım mısın, peygamberim misin, neyimsin sen benim, hiçbir şey misin, nesin sen, benim gibi bir damla sudan yaratıldın, nesin sen, ipin, uçkurun başkasının elinde, onun istediği gibi konuşan maymunun tekisin, başka bir şey değilsin, maymunlara hakaret olur, biz hadis kitaplarında geçen bütün hadisleri kabul ettik, ve Cenab-ı Peygamber'in bu duası, regaib bir sonuç değil, regaib bir yola girişin kapısı, bugün regaib kandili, biz o yolun kapısındayız, yani affın, mağfiretin,
yani rağbet etmenin, yani güzelliklerin, hoşlukların, yani bizim Allah'a vuslat kapımızdır regaib, o yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, regaib de orucunu arttırırdı, zikrini arttırırdı, şükrünü arttırırdı, oruçla alakalı, birçok hadis-i şerif var, üç dört tanesini, buraya aldım, ama velakin, saat merfumunu kaybettimden dolayı, onları ben şimdi, okumayayım burada, ama normalde, taberaniden, bir hadis-i şerif, Ebu Hureyre naklediyor, Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan ayından sonra,
Recep'le Şaban'dan başka, hiçbir ayın orucunu tamam tutmamıştır, hatta başka bir hadis-i şerifte, İbni Abbas naklediyor bunu, diyor bir sahabe soruyor, diyor ki, Hz. Peygamber Recep'te, Şaban'da ne yapardı, İbni Abbas naklediyor, İbni Abbas'ın oğlu Abdullah naklediyor, dört Abdullah'tan birisi, sahabenin içerisinde, dört tane alim, vazıl, bütün her şeyle, kemale ermiş, dört Abdullah'tan birisi, Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah, Kur'an-ı Kerim'i en iyi, peygamberden sonra, sallallahu aleyhi ve sellem'den sonra, en iyi anlayan,
çünkü, o, Arap yarımadasında, Arap diline, en fazla vakıf olan kimse, Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah, diyor ki, Hz. Peygamber, öyle oruç tutardı ki, Recep'te, Şaban'da, biz derdik ki, hiç iftar etmeyecek, bazen de bırakırdı, derdik ki, herhalde hiç oruç tutmayacak, çünkü, bir uzun bir hadis herifte, ne diyor, on beş gün oruç tutanlar için, gökten bir münadi melek, seslenir, geçmiş günahlarınız, bağışlandı der diyor, Recep ayında, on beş gün oruç tutanlar için, hadis inkarcılar, istedikleri kadar inkar etsinler, evet, bu gece,
tabi bir de aynı zamanda, Şevbaruz'u kutluyoruz, Şevbaruz'da, istemenin, duanın sonu, zikrin sonu, gayret etmenin, koşuşturmanın, vuslatın gecesi, Şevbaruz, Mustafa der ki, Şevbaruz, ölüm değil bu, bir son değil, ayrılık hiç değil, vuslatın, ebedileştiği düğün gecesi, kul, Rabbine kavuşur, seven sevdiğine varır, ayrılık, ayrılık türküleri susar, hasret dili çözülür, beklemek artık son bulur, ne gelgitler kalır, ne belkiler, ne acabalar, seher vaktini kollamak yok, kapıda durup içeri bakmak yok,
uzaktan seyretmeler biter, ansızın bırakıp gitmeler yok artık, gidilecek yer, mekansızlık, mekan yok, yol biter, yolcu susar o an, sadece var olan, o kalır, el açmak yok, el tutunmuştur ona, sormak yok, cevap bulunmuştur ona, benlik, son gömleğini çıkarır, isimler düşer omuzlardan, yükler toprağa emanet edilir, geriye bir tek huu kalır, bir veda değildir, bu bir kavuşmadır, bu bir susuş değildir, bu, hakikatin konuşmasıdır, ölüm dedikleri velvele,
seven için perdedir sadece, perde kalkıp, alem dürülünce, düğün başlar onun gönlünce, Hz. Bir Mevlana, ölünüz, ölünüz ki, ölümsüzlük bir can kazanasınız, bu topraktan kesilip, ten bağlarından kurtulun ki, eliniz semalara ulaşsın der, Hz. Bir, ölüm günü benim matemim değil, düğün gecemdir der, bu yüzden Hz. Bir öldüğünü ağlamaz, tebessüm eder, Hz. Bir der ki, istemek senin işindir, vermek onun, regaib, istemeyi, zikri, tövbeyi, ümit etmeyi öğretir, Şebu Arus da, teslimiyeti, ikisi birleşince kul, hem ister, hem razı olur,
razı olunca da, ayeti kerime tecelli eder, ey huzura ermiş olan nefis, Rabbine düen, o senden razı, senemden razı buyruğu gelir ötelerden, bu ayet, bir bakıma, regaibin duasıdır, bir veçeden bakarsanız da, Şebu Arus'un cevabıdır, bu, iki gece, birleşti bu gece, regaib der ki, ne olursan ol gel, tövbe et, zikret, uyan, kendine gel, Şebu Arus der ki, olduğun gibi, ona gel, onunla ol, Mustafa der ki, tövbe kulluktur, ilahlık değil, zikir, saymak değil, hiç olmaktır, dua pazarlık değildir, sessizce kapıda beklemektir,
ibadet, alışveriş değildir, secdede benliğini bırakmaktır, sema, dans değildir, raks değildir, sema, hakikate el açmaktır, aşk, hesapsız, maşukunu sevmektir, aşk, Mustafa gibi, kırık dökük, kalple yürümektir, aşk, elsiz, ayaksız, kimliksiz koşmaktır, aşk her an her zorlukta yolda kalmaktır, aşk, dilsiz, dudaksız konuşmaktır, aşk, harflerin susup, hakikatin konuşmasıdır, aşk, maşukunu sahiplenmek değil, aşk,
ona teslim olmaktır, aşk, neden, niçin, sormamaktır, aşk, nerede, nasıl, aramamaktır, aşk, ebedi de olsa, kapıda kalmaya razı olmaktır, aşk, kapı açılırsa şükür, kapı açılmazsa sabırdır, o yüzden, aşkta, hesap kitap yoktur, aşkta sadece ve sadece, teslimiyet vardır, o yüzden, regaib, kalbin Allah'a yönelmesidir, şebu aruz, kalbin, Allah'ta yok olmasıdır, regaib, tövbemi kabul eyle, beni bağışla, beni emanına al demektir, şebu aruz ise, artık ayrılık yok, icran yok,
hasret yok, ben artık seninle varım demektir, aşk, Hz. Piyriz gibi, son sözlerini söyleyip, bu dünyadan, göçüp gitmektir, öldüğüm gün, kapıdım götürülürken, bende bu dünya derdi var sanma, benim için ağlama, yazık, vah vah deme, şeytanın tuzağına düşersen, o zaman eyvah demenin sırasıdır, cenazemi gömdüğün zaman, ayrılık, ayrılık deme, benim kavuşmam, benim buluşmam, işte o zamandır, beni toprağa verdikleri zaman, elveda, elveda demeye kalkışma, mezar, cennet topluluğunun perdesidir, batmayı gördün değil mi, dolmayı da sayret,
güneşle, ayağı koruptan hiç zarar gelir mi, yere hangi tohum ekildi de bitmedi, insan tohumu bitmeyecek diye şüpheleniyor musun, toprağa konulduğunu zannediyorsun değil mi, ayağımın altında, bu yedi kat gök vardır, geceniz, ömrünüz, nefesleriniz, duayla, zikirle, aşkla geçsin, bana haklarınızı helal edin, Rabbim cümlemizi, kendi yolunda, kendisinden razı olacağı, kendi yolunda koşup, ona vuslat olacağı, kullarından eylesin,
inşallah, semada buluşacağız, selamun aleyküm,
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.