Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 29 Mayıs 2018 · 1:08:02
Allah razı olsun. Selamun aleyküm. Allah gecenizi ayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gününüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Ramazanınız mübarek olsun. Allah nice Ramazanlar'da birlikte beraber geçirmeyi nasip eylesin. Ramazanın sonunda da affolup Cenab-ı Hak'ın cemaline nail olanlardan eylesin. İnşâAllah. Ramazan ayı, af ayı. O yüzden kim bir Ramazan'ın oruç tutar ise hiç aksatmadan Cenab-ı Hak Ramazan'ın sonunda geçmiş günahlarını affedeceğini hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin üzerinden beyan etmiş. Kaçın cübeytte kalmışız? İnşâAllah biz de o af olanlardan, inşâAllah o affa nail olanlardan eylesin bizi.
Tabi, sufiler af olmaktan öte Cenab-ı Hak'ın cemaline kavuşmayı dilerler. Rabbim inşâAllah Ramazan'ın sonunda o cemaline kavuşanlardan eylesin. Evet, 290. beyt. Onu mümin diye çağırırlar, ruhu hoşlanır. Münafık derlerse sertleşir, ateş kesilir. Onun adı zatı yüzünden sevgilidir. Bunun adının sevilmemesi afetleri yüzünden, nifakla sıfatlanmış olan zatından dolayıdır. Min, vav, min ve nun harflerinde bir yücelik yoktur. Mümin sözü ancak tarif içindir. Ona münafık dersen, o aşağılık at içini akrep gibi dağlar. Bu at cehennemden ayrılmış ve kopmuş değilse, niçin cehennem adı var?
O kötü adın çirkinliği harften değildir. O deniz suyunun acılığı kaptan değildir. Harf kaptır, ondaki mana su gibidir. Mana denizinde, ümmül kitap yanında bulunan, yanında bulunan, kendisinde bulunan zattır. Normalde müminle münafık da, bu normalde bir önceki aykı sohbette, mümin o münafık muvafıka benzer, inat ve taklide uyut namaza durur. Birisi reylidir, birisi de mervlidir diye, normalde müminle münafığı tarif etmişti Hz. Pir bize. Şimdi aynı tarif devam ediyor. Müminle münafık arasındaki fark, bunların normalde arasındaki her ikisine farklı konuşulması, farklı söylenilmesinin arasındaki bize farkları anlatmaya devam ediyor. Ve o devamında diyor ki, onu mümin diye çağırırlar, ruhu hoşlanır.
Münafık derlerse sertleşir, ateş kesilir. Onun zatı yüzünden sevgilidir. Bunun adının sevilmemesi, afetleri yüzünden, nifakla sıfatlanmış onun zatından dolayıdır. Mümin, söz olarak bir kimsenin ruhunu tatlandırır, içini tatlandırır. Birisine biz mümin olarak onu sıfatlandırsak, mümin olarak ona hitap etsek, onun hoşuna gider. Ama mümin bir kimseye münafık desek, o sertleşir, o acılaşır. Birden o kendi kendine ateş parçası gibi kesilir. Çünkü mümin kimse münafıklığı kabullenmez. Aslında özünde münafık olan bir kimseye dair biz sen münafıksın desek, o yine bunu kabul etmeyecektir. Yine o ateş parçası gibi olacaktır.
Çünkü münafık, sözleriyle, hareketleriyle, davranışlarıyla, fiilatıyla sevilen bir kimse değildir. Aslında ona münafık denilmesinin sebebi, normalde onun davranışlarından kaynaklanan bir şeydir. Onun fiiliatıyla alakalıdır o. Onun düşünce sistemiyle alakalıdır. Biz onun fiiliatlarını ve düşünce sistemini sıfatlandırmak için münafık deriz ona. Hani ayet-i kerimede münafıkları anlatır bize. Onların en önemli özelliklerinden birisi nedir? Müslümanların yanına geldiklerinde inandık demeleri, sizdeniz demeleri, Müslümanların yanından ayrıldıktan sonra Müslüman olmadıklarını beyan etmeleridir. İman ile amelin arasını hanefiler ayırt etmişler. İman ile ameli.
Bizim insanımız bunun ikisinin arasındaki farkı ayırt etmez. Bir kimse iman etmiştir. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimse iman etmiştir. O normalde imanın diğer rükunları gelir. Bununla iman kapısı aralanır ama işte Allah'a, varlığına, birliğine, meleklerine, ardından peygamberlerine, ardından kitaplarına, ardından din gününe, hayrına, şerrine devam eder iman etmek. Bunlar birbirlerinin silsilesidir. Aradan birisine iman etmemiş olsa diğerlerine de iman etmemiş olur. Sebep. Şimdi Allah'a iman etti, ardından meleklerine iman edecek. Meleklerine iman edecek ki o melek peygamberlere peygamberlik vazifesini tebliğ etti. Ardından o meleğe iman etmezse peygamberin peygamberliğine iman etmiş kabul edilmez.
Sebep o meleğin vazifesi var. Peygamberlere peygamberlik tebliğ etti. Bununla kalmadı. O peygambere kitap indirildi. Kim indirdi? Yine Cebrail aleyhisselam indirdi. O bir melek indirdi. Bakın birbirleriyle bağlantılı. O bu sefer kitaba da iman etmek zorunda. Kitaba iman ettikten sonra yetmedi. O bu dünya hayatının sonunda yeniden hesaba çekileceğine iman edecek. Din gününe iman etmemiz bizim o. Din gününe mahşer, hesaba çekilme. Biz o hesaba çekilmeyi de kabul edeceğiz. Hesaba çekilmeyi kabul ettikten sonra bir de hemen bizi tekrar dünyaya döndürdü. Dedi ki, hayırın da şerrin de Allah'tan olduğuna. Yani bunun yaratıcısının. La faili illallah. Bütün fiilatı işleyen, yaratan kimdir?
Allah'tır. Kötülüğü de yaratan Allah'tır. İyiliği de yaratan Allah'tır. Ya sen iyiliği alırsın elinle ya da kötülüğü alırsın. İkisinden birisini alırsın. Bu alma fiili, bu kesbetme bize ait. O yüzden mükellefiz biz. Bu imtihanın sırrı da burası. Bize hayrın da şerrin de yaratıcısının Allah olduğunu, din gününde hesap vereceğimizi, bu hesabın sonunda ya cennete gideceğimizi, ya cehenneme gideceğimizi, cennetin de cehennemin de hak olduğuna biz ne yaparız?
İman ederiz. Bunlar imanın bir de nedir vardır? Kader vardır. Biz kader denilen olguya da iman ederiz. Ne olduğunu bilir miyiz? Bildiğimiz kadar biliriz. Bilmediğimizi araştırmaya hakkımız var mı? Olsa da öğrenemeyiz. Kaderin var olduğuna iman ederiz. Bir tane böyle bir soy ismi İslamoğlu olan var. Kadere iman şart değildir diyor. Ben bunlara isim kullanmazdan önce cevap veriyordum. Önceden isim kullanmıyordum. Şimdi insanlarımız öğrensin diye artık isim kullanıyorum. Mustafa İslamoğlu kadere imanı kabul etmiyor. Bir kimse bu iman şartlarından birisini kabul etmezse, ona tecdid iman, tecdid nikah gerekli. Ona tebliğ edilir. Yine kabul etmezse küfrüne fetva verilir.
Biz kadere iman ederiz. Ümmet-i Muhammed kadere iman eder. Kaderin varlığına iman eder. Bu güneş sisteminin dönmesi dahi bir kaderdir. Onun hesabı kitabı vardır. O hesabı kitabı yapan Allah'tır. Biz ona iman ederiz. Her şeyin bir kaderi vardır kendi içerisinde. Biz onun var olduğuna iman ederiz. Şimdi bu iman şartları belli oldu. Bu imanın şartlarından birisini bir kimse kabul etmezse, o kimse iman etmemiş olur. Ama o iman etmediği halde Müslümanların arasında bulunduğu için, biz ona Müslüman olarak hitap ederiz. Biz onun iç dünyasını bilmeyiz. Ama o gerçekte münafıktır. Çünkü o iman etmediği halde iman etmiş gibi gösterdi. Bu felsefi olarak akide noktasında münafıktır.
Biz amelde münafık dediğimiz, yani bir kimse bir şeyin farzını biliyor ama yapmıyor. O amelde münafıktır. O dinden çıkmaz Hanefi'ye göre. Biz bir Kur'an'ın herhangi bir hükmünü, herhangi bir farzını, herhangi bir haramını, yerine getirmeyen bir kimseyi imansızlıkla suçlamayız. Asla. Bu haramdır zaten. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah dediyse bir kimse, biz onu Müslüman olarak kabul ederiz. İster dinin vecibelerini yerine getirsin, isterse getirmesin. Biz ona herhangi bir dinin vecibesini yerine getirmedi diye, onu din dışı görmeyiz. Ama normalde bunu bu hale, yani herhangi bir vecibeyi kabul etmeyen kimseye, münafık diye de çağırmayız. Mesela hiçbir zaman hiçbir Müslümana, ey münafık diye çağırmak, ey münafık diye seslenmek, caiz değildir.
Büyük günah-ı keballerden birisidir. Biz Müslüman olarak görülen bir kimseye, ey münafık diye seslenmeyiz. Veya felanca münafık diye seslenmeyiz. Biz burada, Hz. Pir bize, münafıklık sıfatlarını anlatıyor. Yoksa sen münafıksın demiyor. Filanca münafıktır demiyor. O yüzden münafık isminin sevilmemesi, onun afetleri yüzündendir. Bu afetler nelerdir? Bir kimsenin, bir kendi zatını ilgilendiren afetler vardır. Bir de toplumu ilgilendiren afetleri vardır. Kendi zatını ilgilendiren afetler, kendisiyle alakalıdır. Ama bir de toplumu ilgilendiren afetleri vardır. Mesela bu Yahudi vezir ile Yahudi padişah ile vezirin hikayesinde toplumu ilgilendiren afetler var.
Ne yapmıştı Yahudi vezir? 12 tane Hristiyanlık adına tomar hazırlamıştı. Bu 12 tane tomar da hepsinin birbirine zıt dini akideler koymuştu. Birisine demişti ki riyazat lazım, öbürküsüne demişti ki sen neden riyazat yapıyorsun, riyazatı terk et. Birisine demişti ki cömert ol, öbür tomar da dedi ki seninle beraber mi kazandılar, sen nedense Allah'ın sana verdiğini dağıtıyorsun. Birisine demişti ki bir mesleği öğrenmen için usta lazım, öbürküne demişti ki ne ustası, usta da sensin, çırak da sensin demişti. Birbirine zıt dini hükümler koymuştu insanlara ve demişti ki bunları hiç kimseyle paylaşmayacaksınız. Ya ben öldükten sonra bununla paylaşacaksınız. Ve demişti ki ben öldükten sonra 12 tane o kabile reisinin 12'sine de halifelik vermişti.
Demişti ki ben öldükten sonra bu halifeliği aşacaksınız. Ve buna karşı çıkanları kılıcınla hakkını vereceksiniz. Ne yaptı? 12 kişi, 12'si de birbirine ne yaptı? Savaş ilan etti. Aslında Hazreti Pir bundan 850 yıl önce bunu Hristiyanların üzerinde konuşurken aslında Müslümanlara anlatıyor. Diyor ki geçmiş dönemde böyle bir hadise oldu. Bundan ders alın. Bundan ders alaraktan birbirlerinizi savaş açmayın. Ve dinin gerçek manada Kur'an ve sünnete tabi olun. Kur'an ve sünnetin dışında herhangi bir şeye tabi olmayın. İnceleyin, bakın, görün. Heva ve hevese kurban gitmeyin. Münafıkların oyunlarına düşmeyin. Veyahut da dini kendi heva ve hevesi uğruna istismar edenlerin oyunlarına düşmeyin diye bize o günden anlatmıştı.
Mim, vav, mim ve nun harflerinde bir yücelik yoktur. Harflerde bir yücelik yoktur. Harftir sonuçta. Harfin üzerindeki manada yücelik vardır. Burada Allah kelamı yazsak harflerde bir yücelik yoktur. Yücelik Allah'tadır. Bunu ben böyle tarif ederken, Ulu Camii'de meşhur bir vav harfi var ya, o bölgede benim iş yerim varken işte Allah affetsin saat 9'da 10'da namaz kılmak için işler bitiyordu dükkanda.
Hem de orada işte çalışanlar benim yanımda rahat böyle sigara içemiyorlar, gülüp oynayamıyorlar, muhabbet edemiyorlar. Hadi bunlar 5-10 dakika rahat etsinler, mola yapsınlar diye. Ben de camiye gidiyordum. Orada camide görüyordum. Kadınlar, erkekler vav harfinin önüne gelip vav harfini sıvazlayıp ellerini, yüzlerini sıvazlamaları. Vav harfini böyle diyorum ki bunlar tozunu alıyorlar harfinin üzerindeki. Sıvazlayıp böyle kendince ona bir değer atfediyorlar. Yok önünde secdeye gidiyorlar vav harfinin. Kadınlar da erkekler de yapıyor bunu. Normalde halbuki vav harfinin, bunun bu noktada bir harf sonuçta, bir harf, onda üstünlük manada, yani veyahut da bir kimseyi severiz ya, Allah'ın öyle kulları vardır ki görüldüğünde Allah hatıra gelir.
Ha o kulun teninde bir sıkıntı yok, onun manasında var. Yoksa o da senin benim gibi bir insan, senin benim gibi bir ten taşıyor. Onun manasına saygı duymak lazım. Ama bizde mana unutulmuş ya, biz onun zahirine bakıyoruz. Harflerin de zahirine bakıyoruz. Veyahut da bir kimsenin biz görüntüsüne aldanıyoruz. Bir bakıyoruz ki o sakalı ne kadar güzel, başındaki sikkesi, ne yakışıklı, yürüdüğü zaman alem yürüyor sanki arkasından. Öyle görüyoruz. Biz onun manasına bakmıyoruz. Veyahut da o işin içsel hakikatinden uzak olunca işin zahir kısmında kalıyoruz. Hz. Pir de bize zahirden batına doğru yürütüyor. Diyor ki, siz harflerde bir şey aramayın. Harflerde bir üstünlük yoktur. Sayılarda bir üstünlük yoktur. Bir ile üç sayısının arasında bir fark yoktur.
Tesbihin tanelerinin arasında bir fark yoktur. Birbirlerinden üstünlüğü yoktur. Sen o tesbihi Allah'ı zikir noktasında bir alet olarak kullanırsan, ala, tesbihi öpüp başına koymanın bir anlamı yoktur. Biz de tesbihi öperiz ya, öptük, kokladık, aman göğsümün üzerine koyduk. Ya tahta parçası veya akik taşı veya bir maden bir anlamı yok, tesbihin bir anlamı yok. Bir eşya sonuçta. Bu masayla, sandalyeyle, bilgisayarla arasında bir fark yok. Eşya. Ama biz o eşyaya kendimizce kutsiyet peyda ederiz ya. Veyahut da işte Beytullah'a gideriz, Beytullah'ın taşına kutsiyet peyda ederiz. Millet örtüsünü sürer, kendisinin yüz sürer, kendisini sürer Beytullah. Ya sen istersen Beytullah'ın içine gir.
Onun manasına ermedikten sonra o bir kara taş, başka bir şey değil. Hani Hazreti Ömer Radiyallahu anh Hazretleri Hacirel Esvet öyle demiş ya. Ey demiş Hacirel Esvet'e biliyorum ki sen kara bir taşsın. Ama demiş Muhammed-i Mustafa sana istiva etti. Benim istivam o yüzden dolayı demiş. Bismillahü Allahü Ekber demiş. Karşıdan istiva etmiş. Elini öpmüş istiva ettiği için. Biz de onun sünnetini yerine getiririz ya şimdi. İşte izdivan vardır. Biz o taşa istiva ederiz, selam veririz. Neden? Hazreti Muhammed-i Mustafa ona selam verdiği için biz ona selam veririz. Yoksa Hacirel Esvet taşından medet ummayız. Beytullah'ın taşından medet ummayız biz. Beytullah'ın örtüsünden medet ummayız.
Bizim örtüyle bir normalde tekstilde, tezgahta işlenmiş bir örtü. Atkısı belli, çözgüsü belli. Üzerinde Allah lafzı yazıyor. Örtü. Ben şimdi böyle seyirleyince beni taşlayabilirler. Örtü, bildiğiniz örtü. Üzerinde Allah olarak, Allah kelamı yazılmış bir örtü. Biz ona kutsiye teyda ederiz üzerini. Bunlar aslında bir veçeden bakınca güzel şeyler. Ama bir veçeden bakınca Allah muhafaza eylesin. Yani maksadını aşan şeyler oluyor. Hani bazen böyle anlatıyorum. Hacı Bektaş Veli Hazretleri'ni, kabri şerifini ziyaretine gittim. Kadının birisi çok özür dilerim. Emekleyerekten etrafında tavaf ediyor. Her köşeye, sandukanın her köşesini öpüyor.
Emekleyerekten gidiyor. Öbür köşesini öpüyor. Ben de başındayım. Okudum ben. İşte on iki ihlas bir fatiha. Cehri, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. Ben Allah'ı zikrettim. Ondan sonra tekrar dua ettim. Bu esnada kalktı kadın. Böyle baktı. Sen dedi ne yaptın? Allah'ı zikrettim dedim. Ben ona demedim sen neden böyle tavaf ediyorsun diye. Dedi sizin neyiniz oluyor? Benim pirim olur Hacı Bektaş Veli Hazretleri dedim. Bana dedi siz Alevi misiniz dedi. Biz Hazreti Ali Efendimiz'i severiz dedim. Hasan ile Hüseyin'i severiz dedim. Durdu. Neyse işte biraz ona bir şeyler anlattım. Dışarı çıktık.
Hani bunun normalde manasına ermesini, sandukya öpmesinin bir anlam olmadığını, ona kıymet veriyorsa onun felsefesine kıymet vermesi gerektiğini, onun manasına kıymet vermesi gerektiğini söyledim. Biraz anlattık neyse. Şimdi Hazreti Pir bize işin manasına ermemize çalışıyor. O kimse mümin olabilir. İçsel manada mümin değil ise bizim o mümin olarak onu sıfatlandırmamızın bir anlamı yok. Mümin sözü ancak tarif içindir. Mümin sözü de münafık sözü de tarif içindir. Ve ona münafık dersen o aşağılık at içini akrep gibi dağlar. Yani o mümin kimseye de münafık derseniz onun içini akrep gibi dağlar. Aslında bir de burada tebliğ metodu bize sunuyor Hazreti Pir Efendimiz. Bir kimsenin üzerinde münafıklık alameti görseniz de siz ona münafık demeyin.
Neden? Ya onun içini yakmanıza gerek yok, onu dışlamanıza gerek yok, ona laf söylemenize gerek yok. Neden? Hazreti Muhammed Mustafa da böyle yaptı sallallahu aleyhi ve sellem. Münafıkları biliyordu, bildiği halde onların cenazelerine katıldı. Onlara ey münafık diye nitelendirmedi. Kime vermişti listeyi? Hüzeyfetül Yemani'ye vermişti. Hüzeyfetül Yemani sır katibi. Ona isim isim künyeleriyle sıraladı kimler münafık olduğunu. Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri defalarca Hüzeyfetül Yemani'nin önüne gidip diz çöküp hüngür hüngür ağlamıştır. O münafıklık listesinde benim adım var mı diye. Hüzeyfetül Yemani dayanamaz artık. En sonunda der ki ya Emre'l Mümin'in kendini heder etme.
O listede sen yoksun der. Şimdi bu kadar da onlar kendilerince münafıklığa düşmekten inticap ederlerdi. Burada sufiler bunu kendilerine ölçe alırlar. Biz bir kimse kafir dahi olsa biz ona ey kafir demeyiz. Biz ona ey münafık demeyiz. Sen kafirsin demeyiz. Sen münafıksın demeyiz. Sen mürtetsin demeyiz. Sen günahkarsın, sen şöylesin, sen böylesin demeyiz. Ama biz ona ölçüyü konuşuruz. Biz ona nasihat ederiz. Bu haktır. Biz münafıklık alametlerini sıralarız. Mesela amelde münafıklık nedir? Söylediğinde yalan söyler. Söz verdiğinde sözü yerine getirmez. Emanete hıyanet eder. Bu nedir? Amelde münafıktır bu. Bir kimse şimdi söylediğinde yalan söyledi.
Sen münafıksın demeyiz biz ona. Bu edeptir, adaptır. Bu ölçüdür. Hiç kimsenin hatasını, kusurunu, yanlışlığını yüzüne vurmamak. Sufi adabıdır. Nasihat ederiz ama hatasını yüzüne vurmayız. Ölçüdür bu. O yüzden bir kimse kötü dahi olsa sen kötüsün demeyiz. Biz bu sufi adabının dışındadır. Sen kötüsün demekle biz bir şey kazanmayız çünkü. Yemekteyiz programı değil yani sufilik. O yemekteyiz programında bir yudum alıyor. Bunun şusu eksik. Öyle olmazdı, böyle olurdu. Bu bize, bizim kültürümüz değil bu. Şu yemekteyiz programı veya işte kıyafet meyafet ıvır zıvır millet birbirini acımasızca eleştiriyor ya. Bu bizim kültürümüz değil.
Bizde acımasızca eleştirmek yoktur. Bizde acımasızca bir insana yerden yere vurmak yoktur. Bizde bir insanın açığını, gediğini araştırıp onun açığını, gediğini ortaya koymak yoktur. Bizim kültürümüz ve inancımız değildi bunlar. Biz insanların eksikliklerini, noksanlıklarını araştırıp onların önüne koyuculardan değiliz. Biz yanlışlıkları, eksiklikleri örtmekte gece gibi ol. Biz gece gibi olmaya gayret ederiz. Biz görmemek için başımızı saklarız. Ben bazen anlatırım arkadaşlara, kardeşlere. İşte bir genç bir arkadaş vardı. Hep genç bizim dergahdaki kardeşler de, kadını erkeği. Bir kızla gördüm ben onu.
Dolaşıyorlar. Ben hiç görmemiş gibi yürüdüm. Hemen birkaç gün sonra. Böyle o çocuğa da muhabbet besliyorum beraber. Hemen birisi geldi. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Abi ya bir şey gördüm. Biliyor musun? Ne gördün dedim ya? Filanca. Dedim sus. Boşlar bırak. Bize ne dedim ya? Sana ne? Abi söylemezsem patlayacağım dedi. E dedim patla. Söyleme yine. Biliyorum ben. Onu gördü o. En sonunda dayanamadı. Söyledi. Dedim abicim sana ne ya? Neden örtmedin kardeşinin, arkadaşının eksikliğini? Belki de teyzesinin kızı. Belki de halasının kızı. Belki de amcasının kızı. Akrabası. Belki de kız kardeşi. Olamaz mı?
Bu kaldı. Dedim bir daha asla. Bir başkasının eksikliğini bir başkasına aktarma. Sen bir kimsenin ayıbını örterse bir kimse Allah da onun ayıbını örter. Kim kimin ayıbını açıya çıkarırsa Allah da onun ayıbını açıya çıkarır. Kimsenin ayıbını meydana çıkarma. Bir gün birisi de senin ayıbını döker orta yere. Arapatı sözü ya men dakkada dukka. Değil mi Harun Hoca? Ne diyor? Evet. Türkçe de bu. Karşılığı bu değil ama yaptı artık. Manası bu. Mana yönünden doğru. Şimdi normalde birisinin ayıbını açıya çıkardın. Senin de ayıbını açıya çıkarlar.
Allah muhafaza eylesin. O kötü adın çirkinliği harften değildir. Yani kötü bir at varsa o harfle alakalı değil. Ya mana itibariyle Cenab-ı Hak onu kötü atlandırdığından, o fiiliyatı kötü gösterdiğinden dolayı. O deniz suyunun acılığı kaptan değildir. Hani deniz suyu acıdır ya, acı suyu da var, tatlı suyu da var. Hani ayeti kerimede acı ve tatlı suyu biz birbirine bıraktık koyardık yakasını ama ikisini birbirine karıştırmadık diyor ya, acı su da var, tatlı su da var. E şimdi o deniz suyu aynı kap, deniz değil mi? Toprak kapı ama birisinde acı var, birisinde tatlı var. Veyahut da acı suyu da, tatlı suyu da aynı kabın içerisinde koyabilir miyiz? Evet. Kaptan mı acılandı? Hayır. O neden? O normalde insan vücudu. Kap normalde insan vücudu. Onun acılığı veya tatlılığı onun ahlakıyla ahlakalı.
Aynı hepimiz insanız. Ama birisi kabını kötülükle doldurmuş, birisi iyilikle doldurmuş. İyilikle doldurana bakıyorsun, öpüp yalayasın geliyor. Kötülükle doldurana bakıyorsun, dışı yeşil türbe, içi estağfurullah tövbe benim gibi, kaç kaçabildiğin yere kadar. At duvara kaç kenara, ya kafanı yarar ya gözünü yarar. Gelir tekrar senin başına. Kötüye bulaşırsan oradan sana bir kötülük gelir. Kesin. Kötüye bulaşma. O kötüye bir laf söylersen on laf işitirsin. Bakın, kötüye bir laf söylersen on laf işitirsin. O yüzden kötü sana bir laf söylerse, sen ona bir laf söyleme. Bir laf söylersen on laf söyleyecek. Sen ona yirmi laf söyleyemezsin. İyi sen.
Sen de on laf söylersen ona, ikiniz de aynısınız. Sen de kötüsün. O seni ısırdı. Onda it ahlakı vardı. E sen de onu ısırdın. Sende ne ahlakı var? Sende de aynı ahlaktan var. Birbirini kötü görme. İyiye gidersen, iyiye taş atarsan o sana gül atar. E sen de hain olma. Gül atana taş atma seninle. Bir sefer yapmışsın, bir gaflete düşmüşsün, bir taş atmışsın. O sana gül atmış. Sen edepli ol. Artık ona taş atma. Sen iyilerden olmaya çalış. E sen o gül atana bir daha taş atıyorsan vallahi de zalimsin, billahi de zalimsin. Ve aynı zamanda kötüsün sen. Neden? Sana gül atana sen taş atmaya devam ettin. Sana iyilik yapana sen kötülük yapmaya devam ediyorsun.
Ya bir sefer yaptın hataydı. İkincisi neydi? Üçüncüsü neydi? Sana iyilik yapana kötülük yapmaya devam ediyorsun. Yemin ediyorum sen kötülerdensin. Hatta kötülerin üstünde zalimlerdensin. Allah senin başına bir kılıç tayin edecek. O kılıçla senden intikam alacak. Neden? Sen iyilere taş atıyorsun boyuna. İyilere laf söylüyorsun. İyilere kötülük yapıyorsun. İyilere hainlik yapıyorsun. Sen şahıs olarak görüyorsun. Değil. Sen şahsın üzerinde iyiliğe savaş açıyorsun. Şahsın üzerine. Şahsın üzerinde sen kötülükle muhabbet besliyorsun. Kötüyü seviyorsun. Kötülüğe doğru koşuyorsun. Şahsın üzerinde kötüyü seviyorsun. Sen çünkü kötülerdensin. O yüzden sevdiklerinize bakın.
Aşağı doğru sıralayın. Siz onların nelerini seviyorsunuz? Sevdikleriniz iyi insanlar mı? Kötü insanlar mı? İyi insanlarsa harika. Siz de iyilerdensiniz. Kötü insanlarsa siz de kötülerdensiniz. Nelerdensiniz veya bir kimsenin sevdiğiniz huyları görün. Ya nesini seviyorsun ona? O kibirli bir kimseyle çok samimi o. O da kibirli çünkü. İkisi de kibir satıyorlar. Ya birisi tevazulu olmuş olsa kibirli kimseyi sever mi? Sevmez. Kibirliyi neden seviyor? O da kibirli çünkü. İkisi de kendilerine ilahlık taslıyorlar çünkü. İkisi de şirk ehli. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde kapta suç yok. Kap ne? İnsan vücudu. O insan vücudunun, kabının bir suçu yok.
Kap kadın olmuş, erkek olmuş hiç önemli değil. Rengi hiç önemli değil. İçini neyle doldurduğun önemli. Biz içimizi neyle doldurduk? O önemli. Biz içimizi Allah aşkıyla mı doldurduk? Peygamber sevdasıyla mı doldurduk? Yoksa şeytana mı aşığız? Şeytanlaşmış şeylere mi aşığız? Ona bakmak lazım. Harf kaptır. Ondaki mana su gibidir. Mana denizi de ümmül kitap yanında bulunan, kendisinde olan zattır. O zaman asıl mana sahibi kimmiş? Ümmül kitap yanında olan. Ümmül kitap ne? Hocam ümmül kitap ne? Evet. Ümmül kitap, dünya üzerinde Kur'an-ı Kerim. Ama ümmül kitap asıl ne? Lef-i Mahfuz.
Kur'an bütün kitapların anasıdır. Ama her şeyin anası Lef-i Mahfuz'dur. O zaman ümmül kitap yanında bulunan bir zahir manada Kur'an ve sünnete sahip olmuş, Kur'an ve sünnete iman edip, Kur'an ve sünneti yaşamaya ve yaşatmaya çalışan kimsedir. Ama mana olarak kitapların anası olan, asıl ana ne? Lef-i Mahfuz. Eğer ümmül kitap onun yanındaysa, asıl mana ehli, asıl mana eri odur. Asıl mana eri odur. O yüzden bütün her şeyin sinüsü, kosünüsü Lef-i Mahfuz'da yasılıdır. Rahat 38-39. Hiçbir peygamber Allah'ın izni olmadan bir ayet getiremez. Her şeyin vaadesi kitapta kayıtlıdır.
Yani Lef-i Mahfuz'da kayıtlıdır. Allah hükümlerden dilediği hükmü siler, dilediğini bırakır. Ümmül kitap onun katındadır. Ümmül kitap nerede geçiyormuş? Rahat suresi ayet 38-39'da. O zaman ümmül kitap onun katındaymış. O zaman onun katındaysa kitap onun elinde. O dilediğini siler, dilediğini yazar. Hani bir hadis-i şerif var. Kalem kurudu, kaldırıldı diyor ya. Kalem kurudu, kaldırıldı. Bir hadis-i şerifte var, miraçla alakalı. Ben diyor kalemin cızırtısını duydum. Sordum, ey Cebrail bu nedir? Dedi ki bu kalemin yazıp sildiği şeydir, cızırtısıdır. Demek ki bir kalemin kuruyup rafa kaldırılan hükümler var. Ben bunları güneşin sinüsü, kosünüsü olarak görüyorum.
Bu değişmez. Ayın dünya etrafında dönüşü değişmez. Bir insanı, insan olarak fıtratı değişmez. Gözleri önde, ensesinde insan bekleme. Ensesinde göz olan insan bekleme. Bu değişmez. Bu kalemi kurudu. Ama bizim normalde günlük hayatımız var. Mükellef olduğumuz hayat var. Bunun kalemi kurumadı. Dua edin, yalvarın, Allah'tan isteyin. Allah her an değiştirendir. Biz cebriyeci değiliz. Biz kaderiyeci de değiliz. Bizim isteklerimizin ve amellerimizin neticesinde hayatımızın değişeceğine inanırız. Bunu unutmayın hiçbir zaman. Cenab-ı Hakk'ın zikirle, ibadetle, duayla değiştirmeyeceği hiçbir şey yoktur.
Hiçbir şey Allah'a zor gelmez. Ama biz hani Hazreti Pir yine isterken ölçülü iste, bir saman çöpü dağı kaldırabilir mi der başka bir beytte. Biz neyi, ne zaman, nerede, nasıl isteyeceğimizi bilelim. Makul olanı isteyelim. Makul olana koşalım biz. Sen kalkıp da ben ayın yörüngesini değiştireceğim dersen bu olmaz. Ayın yörüngesini değiştiremezsin sen. Gücünün nispetinde bu, nispetinde değil. Evet iste isteyeceğini. İstediğin gibi iste. Ama öyle şeyler istediğin zaman onun olmasını bekleme. Veyahut da bekleyebilirsin de. Bu senin görüşün olur. Ama burada sakın şunu düşünme. Benim alnıma ne yazıldıysa o benim başıma gelecek. Nereden biliyorsun alnına ne yazıldığını?
Sizin önünüzde sizin emeğiniz vardır. Sizin çalışmalarınız vardır. Ateş ekersen kor biçersin. Sevgisizlik eken sevgisizlik biçer. Sevgi eken sevgi biçer. Doğruluk eken doğruluk biçer. Eğrilik eken eğrilik biçer. Nefret eken nefret biçer. O zaman sen nefret ettin. Nefret diktin toprağa. Nefret biçerken bu benim kaderimmiş deme. Neden? O nefreti sen diktin oraya. O kötülüğü sen attın. Sen denize taşı attın mı attın. O gümbürtüsüne dayanacaksın şimdi. Demeyeceksin. Ya bu gümbürtü benim kaderimdeymiş. Elindeki taşı ne attın ki sen? Atma. Atma. Attıysan onun karşılığı gelecek sana. Hazreti Mevlana yine başka bir beytte der ya. Bu alemde her şey aksi sedadır diye.
Hepsi de aksi sedadır. Sen ne söylediysen sana o dönecek. Aynaya bak. Aynadakine gördüğüne küfret. Onun da sana küfrettiğini göreceksin. Aynaya bak. Geç aynanın karşısına. Seni çok seviyorum de. O da sana seni çok seviyorum diyecek. Bu alem. Bu aynanın misali. Sen ne söylediysen karşısında onu göreceksin. Onu duyacaksın. Birisinden dersen ki ben senden nefret ediyorum. O da sana diyecek ki ben de senden nefret ediyorum. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ya. Hiç kimsenin sevdiğine sövücü olmayınız. O da sizin sevdiğinize söver. Siz kendi sevdiğinize sövdürmek ister misiniz? Hayır ya Resulallah. O zaman insanların sevdikleri şeylere sövücü olmayınız.
O zaman kim onu kendi sevdiğine sövdürdü? Kendisi. Neden? Onun sevdiğine sövdü çünkü o. Onun sevdiğine hakaret etti. O zaman her şey bir aksi sedadır. O yüzden bunu cebri değişmeyen bir kader olarak görüyor Ümmet-i Muhammed. Sıkıntı bu. İlimde geri kalmak, fende geri kalmak, bilimde geri kalmak, sosyal hayatta geri kalmak, kültür hayatta geri kalmak. Bunlar bizim kaderimiz değil. Bunlar cebri olarak Cenab-ı Hakk'ın bizim üstümüze giydirdiği bir elbise değil. Biz eğitime önem vermezsek, çocuklarımızın eğitimine önem vermezsek, güzel ahlakın eğitime girmesine önem vermezsek, doğruluya önem vermezsek, biz dinimizi dosdoğru öğrenme yolunda yürümezsek, öğrenmezsek, doğru dini insanlara aktarmazsak bizim başımıza gelecek olan da bu.
Biz çocuklarımıza kısa yoldan nasıl köşe dönülür, nasıl üç kağıt yapılır, nasıl beş kağıt yapılır, nasıl devlet dolandırılır, nasıl kamu dolandırılır, nasıl müteahhitlik yapılır da üç liralık işi on üç lira yapıp cebellezi edilir, bunları öğretirsek, bu toplum bozulacak. Bozulmaması gayrimümkün. Yani ne öğretiyoruz, ne bekliyoruz. E ondan sonra biz geri kaldık, bizim geri kalmamızın sebebi din. Ne yaptı Allah size geri kalın mı dedi. Allah dedi ki ey iman edenler çalışın. Sizin çalıştığınızı yeryüzünde insanlar gökte melekler görür der. Sen çalıştın mı ki? Gayret ettin mi? Herkes emeğinin karşılığını alır.
Çalıştın mı? Hayır. Mücadele ettin mi? Hayır. Doğruluk, iyilik, güzellik, hakikat uğruna ne yaptın ki bunu bekliyorsun? Biz hepimiz hakikat bekliyoruz. Hakikat yolunda ne yaptın ki bekliyorsun? Hepimiz sevilmeyi bekliyoruz. Sevme noktasında ne yaptın ki sevilmeyi bekliyorsun? Hepimiz Allah bizi sevsin. Harikaya sevsin. Peki sen onu sevmek için ne yaptın? Bütün erkekler kadınlar kendilerini sevsin diye bekler. Erkeklerin yüzde doksan dokuz nokta dokuzunda bu vardır. Erkeklere soruyorum ben. Kadını sevmek için ne yaptın? Bütün kadınlar da adam bizi sevsin diye bakar. İyi sen ne yaptın?
Sen ne yaptın? Yok. Biz bekliyoruz hep. Allah bizi affesin. İşte ümmül kitap. Cenab-ı Hak kendisi diyor. Allah hükümlerden dilediği hükmü siler, dilediğini bırakır. O zaman ümmül kitaba sahip olan, ümmül kitabı bilen kimse Allah'ın neyi sildiğini, neyi bıraktığını bilir. Asıl mana ehli odur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Ad-ı Şerif'te ne diyor? Kaza ve kaderin önüne ancak dua durabilir. Ömrü ancak iyilik yapmak arttırır. O zaman kaza ve kaderin önüne geçen en önemli unsur neymiş? Duamış. Biz bu noktada dua edenlerden, Allah'ı zikredenlerden, bu noktada Cenab-ı Hak'ın üzerimizde. Varsa yanlışlıklarımız, hatalarımız üzerimizde affı mağfiretini eksik etmemesini niyaz ederiz.
İnşallah. Çok uzun tutmayayım dedim ama yine de dayanamadım. Hakkınızı helal edin. Sorulara da şimdi rüzgar gibi geçeyim. Saat on biri geçti. Oruç tutmak için sahura kalkıp niyet etmeyi unutursak oruç kabul olur mu? Normalde unuttuklarınızdan sorunlu değilsiniz diyor ya hadis-i şerifte. Üç şey sorunluluğu kaldırır. Unuttuğundan sarhoş aklı giderse ondan sonra bir de uykuda yaptıklarından bir kimse sorunlu değildir. O yüzden bir kimse sahura kalkmayı unutursa ve niyetlenmeyi de unutursa aklına geldiğinde hemen niyetlenecek. Bir şey yemediysen. Küfür orucu bozar mı? Normalde küfretmek yani sinkaflı konuşmak. Orucun zahirini bozmaz, manasını bozar. Manasını bozmak nedir? Orucun bir zahiri vardır. Yemekten, içmekten, cima etmekten ve belli saatlerde bunlara riayet etmektir.
Bu işin zahiridir. Manası nedir? Asıl bir kimseden oruçluyken her dem böyle olması lazım da oruçluyken ondan hiçbir kötülük sağdır olmaması lazım. Üzerimizde müminlik sıfatlarını artırmak ve varsa münafıklık özelliklerini yok etmek için neler yapmalıyız? Ben bunu böyle söylerken hep klişe söylüyorum ya. Farzlara riayet etmek, haramlardan uzak durmak. Bu bizim kurtuluşumuz için muhteşem bir denklem. Nefse zulmetmek nedir? Bunu nasıl mutmain oluruz? Nefse zulmetmeden nasıl yaşayabiliriz? Hani bir insanlar üç türlüdür. Hadis-i şerif, ayet-i kerime var. Bir kısmı nefislerine zulmedenler. Bir kısmı orta yolu tercih edenler. Üçüncü kısmı ayetle sabit bu. Üçüncü kısmı da hayırda ileri gidenler.
Nefse zulmedenler Allah'ın hükümlerince hükmetmeyen, Allah'ın hukukuna riayet etmeyen müminlerdir. Bunlar nefislerine zulmederler. Bir de nefse zulmetmek vardır. Cenab-ı Hakk'ın helal ettiğini kendisine haram etmek gibi. Allah muhafaza eylesin. Evlilik kişinin kendi kaderi midir? Evlilik kişinin kendi isteği ve arzusudur. Cüz-i iradesidir. Biz hanefilere göre bir kız çocuğunu veya erkek çocuğunu zorla evlendirmek yoktur bizde. Hadis-i şerifle sabittir, bu yasaklanmıştır. Kadının bir, kızın birisi gelir. Ya Resulallah evliliğin hukukunu bana anlat der. O da kocasına tabi olması gerektiğini, ona hayır dememesini söyler. Vallahi de billahi de evlenmem der.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri der ki bunu zorla evlendirmeye kalkmayın. Hakkıdır. Bizde zorla evlendirmek yoktur. Hanefilerde bir veli kızının müsaadesi olmadan evlendiremez. Bu mümkün değil. Evlilik erkek de kendisi istemedikten sonra zorla evlendirilmez. Ama kız ve erkek evlenmeyi istiyorsa velisi hükmündeki kimselerin hızla onları evlendirmeleri istenir.
Bir erkek evlenmek istediğini annesine veya babasına söyledi. Baba varsa baba sorunludur. Birinci derecede hızla çocuğunu evlendirecek. Kız çocuğu annesine veya babasına dedi beni evlendirin. Annesi babası hızla onu evlendirecek. Geçen her gün anne babanın günah defterine yazılmasıdır. Geçen her gün anne baba günah işliyordur her gün. Neden? Çocuğu ona dedi ki beni evlendir. Ve mesela kızına talip geldi değil mi bir kimsenin? Kızına sormakla mükellef. Yavrum sana böyle bir talip var. Evlenmek istiyor musun istemiyor musun? İstemiyorum Allah yoluna açık etsin. İstemiyormuş. Onu kızına belirtmek zorunda. Veya erkeğe talip oldu. Onu oğluna söyleyecek.
Oğlum bak sana talip var. Evlenmek istiyor musun? Evlenmek istemiyor musun? Bu size tuhaf gelebilir tabii var. Yani öyle erkek kardeşler var. Talep ediyor bayan kardeşler. Gayet normal. Yani bu ayıp bir şey değil. Soracak ailesi ona. Sana talip var. Evlenmek istiyor musun istemiyor musun? Evlendirmek bu noktada mükellef o. Ama bunun yanında parantez içerisinde. Evlenmek bir kimsenin cüz iradesine bağlı. Bunu kendince cebriyeye kaderiyeye bağlama. Kendin baktın kız güzel mi? Güzel hoşuna gitti mi? Götti fiziki iyi mi? İyi. Ah harika bunu bana isteyin dedin. Gittin istedin sen kendin evlendin. Veyahut da bir erkek talip oldu ona. Geldi baktı.
O adamın yakışıklılığı güzel. Malı mülkü güzel. Arabası katı yatı var. Ben bundan evleneceğim. Yapma kızım katına yatına güvenme bunun. Bu normalde durumu değil. Ben gideceğim. Ben çok çile çektim. Ay Allah yoluna çıkarsın. 15 gün sonra geliyor. Selamun aleyküm aleyküm selam. Sen haklıymışsın. Ne oldu? Ailecek kibirli bunlar. Dedi yavrum dedim sana. Sana söyledim. Bunun parasına puluna bakma. Kibirli bunlar dedim. Dinlemedin. Veyahut da işte x kimse. Evlilik dört şey için yapılır. Bir dini için. İki malı mülkü. Üç güzelliği. Dört nesebi için. Siz dindar olanı seçiniz. Dindarlıktan kasıt ne? İyi ahlaklı.
Güzel ahlaklı. İnce ahlaklı. Hani kızın birisi geldi dedi ki Ya Resulallah. Beni filanca istiyor. Filanca de istiyor. Hangisini tercih edeyim? Cevap muhteşem. Filanca. Hali vakti yerindedir. Rahat edersin. Ama eli vuraktır dedi. Filanca. Fukaradır ama iyi ahlaklıdır. Biz iyi ahlaklı olanı seçelim. Uzun zaman önce Türkiye'yi zor günler bekliyor demiştiniz. Daha zor günler var mı öngörünüzde? Evet. Bunun üstüne çay içilir. Evet. Sadece Türkiye ile alakalı değil. Kısaca geçeyim. Bütün İslam dünyasında zor günler bekliyor. Bundan daha zor günler yaşayacağız.
Bunlar iyi günlerimiz. Ben sizi ümitsizliğe ve kaosa sokmak istemem. İnşallah dua ediyoruz. Cenab-ı Hak ülkemizi, memleketimizi, insanlarımızı, ümmeti Muhammed'i gelecek olan bu büyük tufandan en az zahiyette çıkarsın. Bu tufanın küçük küçük işaretleri geliyor. Basın yayın organlarında hadis, mezhep inkarcıları köşeleri kapmış ümmetin hali nasıl olur?
Bu da en büyük tufanlardan birisi bu. Bu ümmeti bekleyen en büyük tufanlardan ve ümmetin içerisine düştüğü en büyük tufan birisi bu. Hadis ve mezhep inkarcılığı bir çıt yukarı gitti şimdi. Şimdi Kur'an ayetlerini inkar ediyorlar. Bu fakir 30 yıl önce bunu söylüyordu. 30 yıl geçti üzerinden. Bunu gördüm. Gördüğüme de üzülüyorum. 30 yıl önce sohbetlerimde diyordum ki şimdi insanları ilk önce çok özür dilerim. Sufilikten uzaklaştırdılar. Önce biz sufileri ve sufili kötü, tuh, kaka olarak öğrendik. Ardından sıra mezheplere geldi.
Ve ardından mezhepleri alaşağı ettik. Ardından dedim ki bu hadislere gelecek sonra Kur'an'a gelecek sıra. Ardından hadislere geldi sıra. Keşke haklı çıkmasaydım. Ardından Kur'an'a geldi sıra. Şimdi Kur'an tartışılıyor. Geçtik hadisleri, mezhepleri. Şimdi Kur'an tartışılıyor. Değişik menfezlerde, değişik karanlık odalarda Kur'an'ın ayetleri tartışılıyor. Diyorlar ki bu Kur'an'a biz tarihsel süreçten bakalım, evrensel süreçten bakalım. Kur'an'a evrensel süreçte bakalım, tarihsel noktada olan ayet-i kerimeleri atalım. Bunlar ne biliyor musunuz? Hukuk, dinin hukuku. Dinin olmazsa olmazlarını tartışıyorlar. Bunları gün yüzlerine çıkaramıyorlar.
Bunları bizim önümüze koyamıyorlar. Biz çok sert refleks veririz diye korkuyorlar. Bunları alıştırıyorlar. Normalde Kur'an ayetlerini değiştirme çalışması yapıyoruz dese, bütün İslam dünyası bilhassa Anadolu ayağa kalkar. Bakın Anadolu ayağa kalkar. Dökülür herkes. Bu çalışmayı yapan kurum, kuruluş, organ neyse, tabiri caizse yerle yeksan eder, tükürüğüyle boğarını. Bundan korktukları için yavaş yavaş yapıyorlar. Hani bir öküz hikayem var ya benim. Anlatayım mı öküz hikayemi? Hani bir öküz grubu varmış, bir de aslanlar varmış. Kral aslan gelmiş öküz grubuna. Demiş ki biz sizinle savaşmak istemiyoruz. Eee? Demiş şu sarı öküz var ya biz ona gıcıkız. Şu sarı öküzü bize verin, barış halinde bu ormanda yaşayalım.
Ne kadar güzel. Bir tane verecekler, barış halinde yaşayacaklar. Öküzler toplanmışlar. Demişler ki ya ne yapalım? Yani yeter demişler bu aslan tehlikesinden çektiğimiz. Eee? Ya şu sarı öküz, çelimsiz, yaşlı, ihtiyar, zaten sürünün en sıkıntılı bir kimsesi. Bunu verelim demişler. Sarı öküz demiş ki, keşke benimle bitse. Demiş arkası gelecek, hata yapıyorsunuz. Demişler ki yok kararımız kararız, seni verdik biz. Sürüden atmışlar sarı öküzü. Aslanlar pençesini almışlar, katır kutur yemişler. Bir müddet geçmiş, av sıkıntısı olmuş, aslanların karınları acıkmış. Öküzlere haber göndermişler. Gelin. Ne oldu? Demişler şu ala öküzü var ya ala.
Eee? Geçen gün bizimkilerin yanmaktı. Eee? Onu istiyoruz yoksa barışı bozarız. Yapacak bir şey yok. Demişler alayı da verelim, moru da vermişler. Bir de hakkında siyahı vermişler. Bir de hakkında alacağı vermişler. Bakmışlar ki üç kişi kalmışlar. Ümmet-i Muhammed'in de problemi bu. Biz önce şeyhleri verdik. Dervişleri verdik. Bu yırtıcı vahşiler, o şeyhleri, o dervişleri, o tekkeleri parçaladılar. Onunla bitecek zannettik. Ardından ne mezhep bıraktılar, ne meşrep. Yıktılar, talan ettiler. Biz onunla bitecek zannettik. Ahmakça davrandık. Ardından hadislerimizi parçaladılar bizim.
Birisi çıktı, oraya deve sidiği koydu. Televizyonun önünde. Birisi kalktı, başka bir şey söyledi. Birisi hiç uygulanmayan bir hadis buldu. Onunla hiçbir hüküm yok. Diyorum bu hadis, İmam-ı Azam bunu namel etmemiş. Müsnedin de yok. Sen İmam-ı Azam'ın müsnedini biliyor musun diyorum ben. Bilmiyorum diyor. İmam-ı Azam diyorum. Bütün mezhepsel olarak dayanaklarını müsnedde toplamış. Okudun mu bunu? Hayır. İmam-ı Malik'in müsnedini okudun mu? Hayır. İmam-ı Şafi'nin müsnedini okudun mu? Hayır. İmam-ı Hanbel'in müsnedini okudun mu? Hayır. Hangi hadisleri kendilerine kaynak alarak hükmetmişler? Bu hadis kitaptarını okudun mu? Hayır. Nereden sen bu hadisin karcısı oldun?
Senin ipin İngiliz kraliyet ailesinde. Senin ipin Mossad'da. Senin ipin CIA'nin elinde. CIA'nin elinde. Senin ipin orada. Senin ağa babaların orada. Senin paşa babaların orada. Nasıl Osmanlı'yı parçalayıp o Filistin'i, İsrail'e peşkeş çektiği ağa babaları, onun dini minvalini de hazırladı. Ne dedi en son Suud'un Diyanet İşleri Başkanı? İsrail'le savaşmak haramdır dedi. İşte biz de, biz teker teker öküzleri feda ettik. Şimdi diyor ki aslanlar, sizin ruhunuzu alacağız. Canımızı aldılar zaten. Ruhunuzu da bize teslim edin. Evet, o yüzden bu hadis inkarcılarını geçtim artık. Otuz yıldır bunlarla mücadele ediyordum.
Şimdi Kur'an-ı Kerim inkarcıları var. Şimdi Kur'an-ı Kerim inkarcıları var. Gözümüzün önünde sahur programlarına bakın. Fox'u izleyebilirsiniz. Fox'un savunur programına bakın. Hadis inkarcıları orada. Fox TV'nin sahibi kim? Amerikan Johnny'si. Kim sattı Fox'u ona? Enverenen abimizin oğlu. Kim? İhlas grubu. Adı ne kadar güzel ya değil mi? Kimin parasından toplandı o televizyon kuruldu? Müslümanların parasından. Müslümanların parasından kime vurdular şimdi? Müslümanları vurdular. Verin siz Enver abinize. Benim sözüm acıdır.
Gitti mi paraları Müslümanların orada? Gitti. Paraları yatırdılar. Satılmayan dağcıları aldılar mı? Eski model. Aldılar. Paralarını yatırdılar. Karşılığında gitti. Devre mülkleri verdi. Onları verdi mi? Verdi. Buyuz. Şimdi Fox TV'de Amerikan Johnny'sine sattı mı? Sattı. Ne yapıyor şimdi? Hadis inkarcılarını çıkarıyor. Hadis inkarcılarını çıkarıyor. Nasuh tövbesinin şekli, önemi ve kudretini anlatır mısınız? Ah canım benim. Tövbe et. Yapma bir daha. Nasuh tövbesi o. Bir daha yapma onu. Tövbenin en hakikati o. Musa aleyhisselam hazretlerinin çoban olması bizim kaynatı inceleme amacımız olması ile ilgili midir? Kaynatı araştırmak bir Müslümanın görevi midir?
Çoban olması tevazusundan kaynaklıdır. Bütün peygamberler çobanlık yapmıştır. Tevazu ehlidir. Felsefeci değillerdir. Kimyager değillerdir. Matematikçi değillerdir. Ticaret ehli değillerdir. Peygamberlerin hiçbirisi de, hiçbirisi de pozitif bilimler sahibi değillerdir. Hiçbirisi de. Allah peygamberlerini seçerken, felsefecilerden seçmez, sosyologlardan seçmemiş, matematikçilerden seçmemiş, fizik kimyacılardan seçmemiş. Kimden seçmiş? En güzel ahlaklıyı seçmiş. En güzel ahlaklı. En güzel ahlaklı.
Hazreti Ayşe'ye annemize soruyorlar ya, onun ahlakı nasıldı? Siz Kur'an okumuyor musunuz? Muhammed'in ahlakı, Kur'an ahlakıydı. Cenab-ı Peygamber ne diyor? Beni Rabbim terbiye etti. Ne güzel terbiye etti. O yüzden en güzel ahlak sahibi olmaktır. Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Güzel ahlakı tamamlamak için. Din güzel ahlaktır. Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin nuraniyetiyle yol olmak bizlere nasıl tecelli eder? Sen onun sünnetlerini yerine getirirsen tecelliyatı göreceksin inşallah. Namazı kılarken namaz kitabıyla kılıyorum, rekatları karıştırıyorum, çok üzülüyorum. Günahı var mı? Elimde değil unutuyorum. Günahı yok, devam et.
Annem babam vefat ettiler, onları Yasin okurken ağlıyorum. Annemin babamın okuduğumun Yasin'den haber olur mu? Olmaz mı hiç? Devam et. Hazreti Şems Mevlana'yı neden bırakıp gitti? O zahiri ayrılıkları ayrılık görmeyin der Hazreti Pir. O yüzden bunlar zahiri ayrılık, onları ayrılık görmeyin. O bırakıp gitmesi zahiri bırakıp gitmedir. Manevi değildir o. Mevlana peygamber soyundan mı? Olduğuna dair rivayetler var ama değil. Nedir nefis? Nefis mertebelerinde kul kademe atlayınca bunu kendi fark eder mi? İnşallah fark eder. Fark edince de düşüyor zaten. Aa ben ne olmuşum diyor. Haydi bay bay. Ben ne olmuşum değil.
Ya Rabbi hakkıyla sana kulluk edemedim. Beni razı olduğun kullarından eyle. Durumumuz olacak. Vay! Şimdi içeri birisi girecek. Tak girdi. Vay be ben ne olmuşum ya. Gittin. Allah muhafaza eylesin. Abdest alırken ağzımızı suyla çakalarız. Bu hareket orucumuzu bozar mı? Bozarsa neden? Bozmaz. Birisi de geçen gün yazmış. Ben abdest olduktan sonra ağzımın içinde kuruluyorum diye. Allah'ım dedim bunu nereden çıkardılar? Şimdi bir de bunu çıkardılar ümmetin içerisine. Abdest alınca ağzının içi kurulanmaz. Yok böyle bir şey. Abdest alacağım bitecek. Abdest alıyorum derken sen suyundan içmeye kalkma. Ama o ağzın ıslanacak. O ağzının ıslaklığı orucu bozmuyor. Nerede görülmüş ağzının içinde peçeteyle kurulamak?
Pes. Orasını burasını pamuk tıkayanları duyduydum da. Bir de ağzına pamuk tıkacak millet şimdi. Başımıza bunu getirecekler bir de. Allah muhafaza eylesin. Tövbe ya Rabbi ya. Riyanın ilacı nedir? Allah için yaşa. Parti değiştirmek döneklilik midir? Lan partiden döneklilik olur mu? Moda şimdi bu.
Dön Allah dön. Şimdi fırıldaklık moda. Bugün sabahleyen bir partilisin. Akşama başka partilisin. Oradan seni milletvekili göstermediler. Ertüsünün başka partidensin. Sen hızla fırıldaklığını göster. Bir yere at. Kapağını at. Muhakkak. Bir yerde yani normalde o fırıldaklığının bir semeresini görürsün. Yani muhakkak görürsün. Ya bunu yaşıyoruz şimdi. Düne kadar bilmem hangi partidendi. Aa! Ulan bir bakıyoruz. Adam başka yere geçmiş. Ulan bir günde başka yere geçmiş. Bizim Bayındır'dan da çıktı herhalde değil mi? Ne yapalım Bayındır'lı isimde atsak atılmaz satsak satılmaz. Ulan dedim Bayındır'lı bak şimdi adamın dedim ya Bayındır bizim adımız böyle gelir adam dedim.
Ya bir günde üç parti değiştiriyor adam. Neden döneklik olsun? Buna döneklik dersek dönekler üzülür. Bunlar fırıldak. Yani dönekliğinde bir ağırlığı var ya bir şeysi var. Yani dönek dediğimizde eyvallah ya dönek bu ya tamam. Ya bunu artık iş fırıldak döndü. Yani toka gibi. Yani nerede duracağı belli değil. Yani durduk aa baktık beş kazandı. O hale geldi Allah muhafaza eylesin. Benim eski öğretimde vardı o. Bize öyle öğrettiler biz orada kalmışız. Bu Türkeş'in sözüydü. Davadan döneni vurun ben dönersem beni de vurun. Biz orada mıh gibi kalmışız.
Biz orada kalmışız ama. Hoş ben şey değilim ne o. Bir partisel görüşüm yok benim. Ben açıkça söylüyorum. Ben bir partiye angajeliğim yok. Ama o söz böyle bizde kalmış ya. Ama o bu tarihsel süreç içerisinde kalmış. Şimdi bir de bize diyorlar siz dönüyorsunuz ya. Ya biz sema ediyoruz. Biz normalde sema ediyoruz. Biz sema ederken Allah diyoruz. Biz dönmek olarak da bunu tabir etmiyoruz zaten. Biz bunu sema olarak tabir ediyoruz. E biz yani birisi dedi İstanbul'da ya şeyde o meşhur caddene İstiklal'de bizim arkadaşlar orada sema ediyorlar. İlahi söylüyorlar. Ben de böyle seyirci gibi onları seyrediyorum. Kendi içimden de dua ediyorum.
Diyorum ya Rabbi. Kur'an için, sünnet için, Allah için burada bunu yapıyorlar diyorum. Sen yardım et falan. Birisi geldi yanıma. Ya ne güzel dedi fırıldak gibi dönüyorlar dedi. Tamam mı? Döndüm. Konuşsam bir dert, konuşmasam bir dert. Dedim ki hanımefendi bunlar fırıldak değil yalnız dedim. Siz dedim karıştırdınız. Bunlar fırıldak değil. Böyle baktı. Bunlar sema ediyorlar. Allah'ı zikrediyorlar. Ve ne yöne yönelirseniz yönelin Allah'ın veçi o yöndedir. Ayet-i kerimesinin tecelliyatı bunlar dedim. O yüzden her döndükleri perdede, veçede Allah'ın cemalini arıyorlar dedim. Bunlar o dedim. Sizin fırıldaklar dedim dünyanın cemalini arıyor. Onlar dünyayı arıyorlar.
Onlar arıyor. Allah muhafaza eylesin. Bizim insanımız enteresan, mezhep değiştirmez. Kılı kırk yarar. Mezhep değiştirmek için. Anlatırız, anlatırız, anlatırız. Deriz ki bak Şafi'ye göre yaşaman çok zor, şöyle yapman çok zor. Gelin ondan sonra işte Hanefi olduğumuzdan dolayı değil. Hani Hanefe'nin şartları şehir yaşantısına daha uygundur. Günümüze daha uygundur. Mezhepsel olarak daha rahat edersin. İmam-ı Şafi'ye kötülemek değil derim ben. Adam mezhebini değiştirince dinini değiştirecekmiş gibi sanki algılar. Değiştirmez. Ama öyle fırıldaklar var. Anında değişiyorlar. Maşallah, subhanallah. Bu perdede seviyor, öbür perdede nefret ediyor. Tekrar seviyor, tekrar nefret ediyor.
Tekrar seviyor, tekrar nefret ediyor. Bu kadar diyor mu? Kısa zamanda bu kadar şeyi ne kadar yapabildi maşallah. Bunu yaşıyorlar. Ne şeytanı gör, ne salavat getir. Doğru bir deyim midir? Doğru değil. Biz şeytanı görürüz. O bizden korksun. Biz ondan ne korkacağız? Onu gördüğümüzde değil, her daim salatu selam getiririz. Şeytandan korkmayın. Bizim insanlarımıza şeytan korkusu vermişler. İki ayaklı şeytan korkusunu unutmuşuz biz. Asıl korkacağınız, ürteceğiniz, yüzü insan, içi şeytan olanlardan korkun. Onlar sureten insan, siireten iç olarak şeytan. Asıl onlardan korkun.
Onlar ümmetin yolunu bozan, ümmetin istikametini bozanlar. Rabbi muhafaza eylesin. Hepinize teşekkür ediyorum. Bu Ramazan gününde sabırla beni dinlediniz. Ellerinize, ayaklarınıza sağlık. Buraya kadar geldiniz. Allah Ramazan'ınızı mübarek eylesin. Şimdiden bayramınızı mübarek eylesin. Nice Ramazan'da buluşuruz inşallah. Burada tatlı, hoş sohbetler ederiz. Açıklıkla söyleyeyim. Dinlendim sohbetin sonunda. Allah sizden razı olsun. Cenab-ı Hak hepinizi de sevsin ve sevindirsin. Ben mutlu oldum. Allah da sizi mutlu etsin inşallah. Selamun aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.