MESNEVİ SOHBETİ - İzmir Gaziemir - 26 Ağustos 2018
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 2 Eylül 2018 · 1:24:04
Selamun aleyküm. Allah gecenize hayır etsin inşâAllah, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Yüzüncü beytten devam edeceğiz inşâAllah. Allah kimin ruhuna mihen korsa, ancak o kişi yakini şüpheden ayırt edebilir. Buraya okumuştuk, buradan devam edeceğiz. Diri bir kişinin ağzına bir şey sıçrayıp girse, o adam onu dışarı çıkartıp attığı zaman rahatlaşır. Binlerce lokma arasında ağzına ufacık bir çöp girdi mi? Diri kişinin hissi onu duyar, sezer. Dünya hissi bu cihanın merdivenidir.
Din hissi de göklerin merdiveni. Bu hissin sağlığını hekimden isteyiniz. O hissin sağlığını Habib'den, yani Hz. Muhammed Mustafa'dan isteyiniz. Salon görevlilerinden rica etsem bu salonun ışıklarını yakabilirler mi acaba? Diri bir kişinin ağzına bir şey sıçrayıp girse, o adam onu dışarı çıkartıp attığı zaman rahatlaşır.
Yemek yeriz ya, yemek yerken dişlerimizin arasında bir şey sıkışıp kalmış olsa hemen rahatsızlık duyarız ondan. Veyahut da ağzımıza bir çöp batsa rahatsızlık duyarız. Yani o kimse ağzında eğer farklı, sert bir şey, rahatsız edişe bir şey alırsa, yutarsa, ağzında durursa ondan hemen haberdar olur. Onun sağlıklı olduğunu gösterir o. Mesela et yerken diyelim ki bir kemik parçası dişimizin arasında sıkışıp kalsa rahatsız oluruz. Veyahut da balık yerken kılçık ağzımıza takılıp kalsa, boğazımıza takılıp kalsa rahatsız oluruz. Onu dışarı çıkarmadıktan sonra bir türlü rahat edemeyiz. Muhakkak onu ağzımızdan dışarı çıkaracağız. Veyahut da vücudumuza bir diken batsa, bir iğne batsa ondan rahatsızlık duyarız.
Onu dışarı çıkarmaya çalışırız. Eğer o kimse vücudundan haberi varsa, vücuduna bir şey battığında hemen ondan rahatsızlık duyar. Şeker hastaları müstesna. Mesela hastalık var ya, hastalıktan dolayı şeker hastasını iğne batırsanız, o kimse rahatsızlık duymaz, fark etmez. Yanar, rahatsızlık duymaz, fark etmez onu. Vücudundan haberi yok çünkü. Veya bir tarafı kesilir, bir gün sonra iki gün sonra bakar, aa buram kesilmiş benim der. Görmediyse acıyı hissetmediğinden dolayı o herhangi bir rahatsızlık duymaz. O kimsenin vücudunun rahatsız olduğunu gösteriyor. Veyahut da hasta komada, ona normalde iğneye batırıyorsunuz, o of bile demiyor. Veyahut da uyuşturulmuş vücudu, o kimsenin normalde vücuduna bir şey batırıyorsunuz, hissetmiyor.
O diri hükmünde değil, rahatsız hükmünde. İşte eğer bir kimse diriyse, vücut olarak vücudunda bir rahatsızlık var ise hemen hisseder. Başım ağrıyor der, midem ağrıyor der, kolum ağrıyor der, şuram acıyor der, buram acıyor der. Bir şekilde o rahatsızlığını dile getirir. Burada iki türlü dirilik var. Hz. Pierre'in anlattığı. Bir dirilik var, zahiri, vücut dirili. Yani o kimsenin vücudu sağlıklısa ve diriyse, o vücudunda herhangi bir sıkıntı, bir problem olduğunda onu fark ediyor. Onu fark edince ondan rahatsızlık duyuyor. O rahatsızlığını tedavi etmediği müddetçe, o rahatsızlıktan kurtulmadığı müddetçe rahat edemiyor. İkinci dirilik var. Bu ikinci dirilik de manevi.
O manevi diriliği elde etmezse, o kimse de manen rahatsızlığının farkında değil. Mesela bir kimse haram lokma yiyor, farkında değil. Bir rahatsızlık hissetmiyor. Çünkü hasta, manevi olarak hasta. Eğer normalde bir günah işlediğinde, bir günaha daldığında böyle müthiş bir şekilde rahatsızlık duyup pişman oluyorsa, o kimse manevi olarak diri. Biz ona levvame nefis diyoruz. Yani kendisini levmeden, pişman olan, o günahı işledikten sonra kendi kendine kahrolan, ben nasıl böyle bir şey yaparım diyorsa, o manevi bir uyanış içerisinde, o manevi bir uyanış içerisinde olduğundan dolayı, yapmış olduğundan dolayı sıkıntı yaşıyor. Ve ondan kurtulmadıkça, bakın ondan kurtulmadıkça rahat etmiyor.
Eğer bir günahtan kurtulmak istemiyorsa bir kimse, o günahtan rahatsızlık duymuyor. Onunla tabiri caizse, arkadaş olmuş, onunla eştaş olmuş, onunla yoldaş olmuş, onunla hemhal olmuş, günahla iç içe yaşıyor, onu günah olarak görmüyor. Bir yanlışlıkla iç içe yaşıyor, onu yanlışlık görmüyor. Mesela işte örnekliyorum şimdi, hiç kimse üzerine alınmasın, bunlar toplumsal rahatsızlıklar. Adem'den itibaren bütün peygamberler, ümmetlerini bu haramlardan korunmaya, sakınmaya, bununla alakalı tebliğler etmişler. Haksız yere adam öldürmek, anne babaya asi olmak, Allah'a şirk koşmak, haram yemek, haram yemek. Bundan rahatsızlık duymuyorsa bir kimse mesela, o haram yemeye devam ediyor. Mesela işte rüşvet alıyor, iltimas geçiyor, adaletsizlik yapıyor.
Bundan rahatsızlık duymuyor. Tembellik yapıyor, çalıyor, hırsızlık yapıyor. Hırsızlık gidip birisinin malını almak değil sadece. Bir iş yerinde çalışıyor, sekiz saat çalışması lazım. Gidiyor iki saat telefonla oynuyor gün içerisinde. Ya sen burada sekiz saatlik ücret alıyorsun, iki saat telefonla oynama ücretini düşelim mi? Çalıyorsun, hırsızlık yapıyorsun, sen burada çalışırken telefonu eline alma, alıyor. Ben en sonunda dedim, hırsızlık yapıyorsunuz, benim hakkıma giriyorsunuz. Ben sizin maaşlarınızı bir gün sonra mı ödüyorum? Hayır. Anlaşmama uyuyor muyum? Evet. Bütün haklarınızı alıyor musunuz?
Evet. Bu telefonla elinizde. İstemiyorum sizin telefonla oynamanızı. Bırakın kasaya. Bir kısmı işi bıraktı. Neden? Rahatsız. Bir, çalma rahatsızlığı var. İki, telefon rahatsızlığı var. Hırsızlık sadece birisinin malını almak değil. Çalışan insanlar hakkıyla çalışmıyor. Sekiz saat çalışacak, sekiz saat çalışmıyor. Kaytarıyor. Devlet memuru. Oradan bilgisayardan açmış, internetten başka yerlerde dolaşıyor. Siz göremiyorsunuz ya bilgisayarı. Karşıda bekliyorsunuz siz. O bilgisayarda siz onu bir şey yapıyor zannediyorsunuz. Oyun oynuyor. Hanımefendi oyunu kapatır mısınız? Benim işime bakın deyince. Nereden biliyorsun dedi. Biliyorum dedim, sen oyun oynuyorsun.
Böyle baktı, kızdı. Dedim, yemin edin oynamadığınıza dair. Ses yok. Nereden biliyorsunuz dedi. Ben tahminleri kuvvetli bir insanım dedim. Hırsızlık yapıyor. Resmi dairede hırsızlık yapıyor. Bir öğretmen hırsızlık yapıyor. Bu günah-i keballerden, Adem'den itibaren. Büyük günahlar bellidir. Hiçbir dinde değişmez. Adam öldürmek Adem'den beri haram. İçki içmek Adem'den beri haram. Zina etmek Adem'den bile haram. Adem'den itibaren haram. Bakın bu haramlar, İsevilik de ayrı, Musevilik de ayrı, Muhammedilik de ayrı değil. Bunlar ayrı değil. Allah'ın kanununda değişiklik olmaz. Bakın Allah'ın kanununda değişiklik olmaz.
İnsanlar onları eğerler, bükerler. İnsanlar onları değiştirirler. Allah, yani Adem'in halkına adam öldürmeyi serbest edip de Muhammed'in halkına mı serbest edecek? Yok, hayır. Böyle bir şey yok. İşte bu haramı işlediğinde, herhangi bir haramı işlediğinde, o kimse bir rahatsızlık duymuyorsa, o manen ölü. Bakın o manen ölü. O haram, helal tanımıyor. Yanlış, eksik tanımıyor. Yunus söylemiş ya, ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun. Sen derviş olamazsın demiş. Demek ki Sufilik de ince ahlak lazım. O kimsenin hissetmesi lazım. Ele geleni yememesi lazım. Dile geleni dememesi lazım.
İnce düşünmesi lazım. Anneye, babaya asıl oluyor. Yapma kardeşim, böyle Sufilik olmaz. En büyük günah keballerinden, keballerden ikincisi, siz anne babanıza öf bile demeyiniz. Annesi bilmez, babası bilmez, büyükleri bilmez. Hiç kimse bilmiyor. Bizim kız veya bizim oğlan biliyor. Her şeyi o biliyor. Annesi yanlışta, babası yanlışta, amcalar yanlışta, dayılar, teyzeler, neneler, dedeler hepsi de yanlışta. Bizim oğlan ve kız çok iyi biliyor. O doğrudan. Yapma. En büyük günah kebair. O sana haram bir şey söylemediği müddetçe dinle. Hz. Mevlana Mesnevi'nin başında diyor ya, dinle. Dinle. Dinlemezsen helak olursun. Allah muhafaza eylesin.
İşte nasıl diri bir kişi, tat alması mükemmel olan bir kişi. Hani kimisinde müzik kulağı vardır ya, böyle bir gıygıy ses çıkarırsın, o Do der, o Si'den çıkardı der. Ne diyoruz biz ona? Müzik kulağı çok iyi. Veya Vedat Müller çıkıyor ya NTV'de, şapurdata köpürdata bir güzel yiyor. Yok, bunun şusu eksik, bunun şusu fazla ve 4 milyar sonuçta adam. Ne? Bizim ülkemizin dünyaca büyük gurmesi. Ağzı tat alıyor. Ağzın tat hissi kuvvetli. Hepimizden fazla kuvvetli. Bilgili. Yemeğin içerisinde ne tat olduğunun farkına varıyor. Diyor ki bunun karabiberi fazla gelmiş. Veya bunun işte kimyonu fazla gelmiş. Biz hapur küpür yiyoruz lahmacını, kebabı, osunu, busunu, yemeği.
Bakmıyoruz ki içinde neyi fazla, neyi eksik. Hatta kimimiz görüntüye bakıyoruz. Kırmızıyı seviyorsa ne güzel yemek, kız kırmızı olmuş, harika. Biz ama onun tadını, normalde tat kontrolü olmadığından iyi mi kötü mü olduğunu bilmiyoruz. Ağzımız tat almıyor. Manen de böyle. Manen tat almazsan sıkıntı büyür. Diyor ki sen bu vücut sağlığını normal hekimden git öğren. De ki benim vücudum işte hislerim çalışmıyor. Bir tarafım yaralanıyor, yaralandığımda hissetmiyor. Benim kolum kırılıyor. Ben bakıyorum ah kol kırılmış. Bunu hissetmiyorum. Bununla alakalı tedavi görmem lazım. Eyvallah. O kimse bakacak. Bunun hislerinde bir kayıp mı var? Omurilik soğanından komple sinir sistemini ne yapacak?
Elden gözden geçirecek. Ne yapıyor işte o nöroloklar? Elinde bir tane çekiç vuruyor dizine. Ben gittim de oradan biliyorum. Benim vücudumun belirli yerlerine böyle bir hızlı bir şekilde dokandı. Hissediyor musun? Evet dedim. Bir daha dokandı. Ya hissediyorum her şeyimi hissediyorum. Benim bir sıkıntım yok dedim ben. Ondan sonra bir daha kontrol etti. Hissediyorum. İşte o filmlerde var ya hani dizini koyuyor da dizine vuruyor. Ha benim dizime vurdu. Hissediyorum. Ya hissediyorum doktor hanım. Her şeyi hissediyorum. Bir sıkıntım yok benim. Allah razı olsun. Beyin damarlarında tıkanıklıktan gittiydim. Böyle yaptı. Siz felç geçirmişsiniz dedi. Başımda üç tane doktor, birisi profesör.
Dedim siz ben felç geçirmedim. Felçli bir şekilde göndereceğiniz herhalde siz dedim. Bu konuda karar verdiniz galiba. Sebep vuruyor hissediyor musun diye. Bu hissiyatını kaybettiysen normal doktora gideceksin diyor Hazreti Mevlana. Ama manen hissiyatını kaybettiysen bunun içinde diyor. Sen bu hissin sağlığını Hazreti Muhammed Mustafa'dan öğren. Sen kendini mihenk olarak oraya tut. Örnek pro tip olarak onunla örnekleştir kendini. Pro tip olarak ona git. Dikkat edin. Doğru sufilik Hazreti Muhammed Mustafa'ya yönlendirir. Hazreti Mevlana bana bakın demiyor. Diyor ki bu manevi his kaybını sen öğrenmek istiyorsan bunun tedavisini uygulamak istiyorsan sen Muhammed Mustafa'ya git.
Onun ölçüsüne bak. Onun şifasını. Onun söylediklerini dinle. O bize ne getirdi? Kur'an getirdi. Ne dedi? Kur'an şifadır dedi. O zaman sen o manevi şifaya başvur. Kur'an ve sünnet şifasına başvur. Manen dirilmek istiyorsan manen ölünün dirilmesini istiyorsan Kur'an ve sünnete sımsıkı yapış. Manen sen ağzına girenden çıkandan haberin olmasını istiyorsan sen Kur'an ve sünnete sımsıkı yapış. Enam suresi ayet 104 doğrusu size Rabbiniz tarafından basiretler verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim. Bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden söylüyor.
Cenab-ı Hak bu basiretini verdi. Size insan olarak Adem'den itibaren size bütün isimlerini öğretti. bu basiretinizi açmaz. Bu basiretinizi harekete geçirmez. İnsanı kamil olma, iyi insan olma yolunda yürümezseniz bunun sorumlusu din değil. Bunun sorumlusu Allah değil. Bunun sorumlusu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler değil. Bunun sorumlusu kim? İnsanın kendisi. Ya kendisini diriltme noktasında Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp basiretini aşacak. Çünkü Cenab-ı Hak bütün insanların gönüllerine basiret duygusu verdi. O basiret haramlarla örtüldü. İmansızlıkla örtüldü. İsyanlarla örtüldü. İskimse de fazla, yekimse de eksik değil.
Cenab-ı Hak nurunu saçtı herkese. Birisi o nurun üzerine imansızlıkla, küfürle, haramlarla örttü. O iman nuru onda tecelli etmedi. Meydana çıkmadı. Onu ışıklandırmadı. Onu nurlandırmadı. Onun yolunu göstermedi. Sebep o kimsenin kendi imansızlığından, kendi günahından, kendi küfründen, küfür örtmek demek. Sen kendi kalbinde Allah'ın nurunu kendin örttün. İmansızlıkla örttün. Haramlarla örttün. Diline sahip çıkmadın. Gözüne sahip çıkmadın. Haramı çok rahat işledin. Ve kalbindeki o iman nuru ne oldu? Örtüldü. Yoksa sen çocukluğundaki saflığıyla ölmüş olsaydın, direkt cennete gidecektin. Allah adaletsiz değil, bütün insanlarına iman nurunu bahşetti.
Bütün insanlara. Ama o insanların bir kısmı iman yolunu seçti. Bir kısmı ise küfür yolunu seçti. Küfür yolunu seçenler örtünmeyi iman zannettiler. Haramı güzel gördüler. Yanlışlıkları, eksiktikleri güzel gördüler. Onu hak gördüler. Kabil, Habil'i öldürmeyi hak gördü kendisinde. Habil'i öldürmeyi hak görünce onu öldürdü. Çünkü Habil'in payına düşen kadını kendisi kıskandı. Bu benim olmalı dedi. Veyahut da onun kestiği kurban kabul olunmadı diye öldürdü. İki rivayet var. Ama sonuçta öldürdü. O kendisi öldürme yolunu seçti. Kendisi seçti. O zorla o yola sevk edilmedi. Allah insanların başına kötülük örmez.
Biz de Babil Tanrı inanışı, Babil Tanrı anlayışı yoktur. Babil Tanrı anlayışında Tanrı insanların önüne hileler, insanların önüne tuzaklar kurar. Bu Babil Tanrı anlayışıdır. Bizim Allah inanışımızda böyle bir şey yoktur. Allah bizim iyiliğimizi ister. Allah iyilikleri sever. Allah tövbe edip temizlenenleri sever. Allah iman edenleri sever. Allah iyilik yolunda koşanları sever. Allah kendisini zikredenleri sever. Allah kendisini zikredip tövbe edenleri sever. Allah kendisini namaz kılıp salihlerle beraber olanları sever. Allah namazı terk edip zekatı terk edip helalları terk edenleri sevmez. Allah helal olanları temiz olanları sever.
O zaman insanlar kendilerince kendi yollarında giderler. Cenab-ı Hak ayeti kerimede diyor ki size doğru yolu hidayet yolunu indirdim. Dileyen buradan gitsin diyor. Burada zorlama yok. Burada cebriyet yok. Dileyen iyilik ve doğru yolunda gider ve o basiretini açar. İnsanın kalbinde basiret perdeleri vardır. O basiret perdesiyle insan gözünün önünde olmayanları da görür. O basiret perdesiyle insan bilmediklerini öğrenir. Cenab-ı Hak ayeti kerimede diyor ki siz bildiklerinizle amel ederseniz Allah sizi bilmediklerinizi öğretir. Sen bildiğinle amel edersen Allah sana bilmediğini öğretir. Bilmediğini öğretir. Gerçek mürşid Allah'tır. Öğreten Allah'tır. Öğreten Allah'tır. siz sebepler dairesinde bir üstattan, bir alimden, bir hocadan, bir öğretmenden, işinin ehli olan bir kimseden bir harf öğrenirsiniz.
Ama onun arkasındaki gerçek öğretici Allah'tır. Biz sebebe, vesileye teşekkür ederiz. Sebebe, vesileye teşekkür, gerçeğine, hakikatine teşekkürdür. Biz öğretmene teşekkür ederiz. Ama asıl öğretici Allah'tır. Allah sebepler dairesinde, çok özür dilerim, sufiler öyle derler. Bir itten de, bir kuştan da, bir böcekten de sana öğreti verir. Allah isterse ağaçtan sana öğreti verir. Allah isterse ağacın arkasından konuşur, kuşun arkasından konuşur, böceğin arkasından konuşur, taşın arkasından konuşur. Gerçek ilham sahibi Allah'tır çünkü. Bak Musa'ya ağacın arkasından konuştu. Bak Musa'ya ateşin arkasından konuştu. Bak İsa'yla konuştu. İbrahim'le konuştu. İshak'la konuştu.
Yakup'la konuştu. Yunus'la konuştu. Hz. Muhammed'i Mustafa'yla konuştu. Allah bir şekilde insanlara ne yapar? İlham eder. Arı'ya ilham eden Allah. Kur'an nasıl sabit? Arı'ya ilham ediyor. Arı'ya ilham eden Allah kendi dostuna, kendi kuluna mı ilham etmez? Sen Ya Rabbi dedin de hayır mı dedi sana? Sen neden Ya Rabbim dedin? Bir tokat mı vurdu? Kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. Sen oturduğun Allah dedin de o buyur kulum demedi mi? O her Allah deyişinde buyur kulum der. Ama sende duyacak kulak onu anlayacak kalp yok. His kaybı var sende. Nasıl buraya vurduğunda canının acısını hissetmiyorsan his kaybıysa Allah dedin de sen onun buyur kulum dediğini veyahut da affettim dediğini veyahut da selamete erdirdim dediğini veya rahmete bandırdım dediğini duymuyorsan o his kaybı sende.
O his kaybı sende. Nasıl vücudunda his kaybı varsa manende his kaybına uğramışın. Tez tövbe et onu zikret. Onu zikretmek en büyük ibadet. Cenab-ı Hak ayeti kerimede dedi ki Allah'ı zikir en büyük iştir. Sen bakma onun bunun ne söylediğine. Allah'ı zikir için abdeste ihtiyaç yok, gusle ihtiyaç yok, zamana ihtiyaç yok, mekana ihtiyaç yok. Namazın vakti bellidir. Siz öğlen namazın vakti gelmeden öğlen namazını kılamazsınız. Namazın ritüeli vardır. Abdest alacaksınız, kıbleye yönel geleceksiniz, taharet üstünüz başınız temiz olacak. Bunlar namazın dışındaki şartlar. Namazın içindekiler kıbleye döneceksin, tekbir getireceksin, rükusu var, secdesi var, oturuşu var.
Bunları yapmak zorundasınız. Allah'ı zikir öyle değil. Cenab-ı Hak öyle bir kendisini zikretme metodu koymuş ki abdeste ihtiyaç yok, kıbleye dönmeye ihtiyaç yok, taharete ihtiyaç yok, hiçbir şeye ihtiyaç yok. kıymetli dostlar Allah'ı zikredin ki Allah da sizi zikretsin. Bunu insanların kafasının algılaması, akıllarının algılaması mümkün değil. Bütün müfessirler toplanmışlar, bir kulun Allah'ın kulunu zikretmesi herhalde demişler, en aşağısı onu affetmesidir. Bakın, en aşağısı. Bütün tefsirleri açın bakın, ilk tefsirlerden tutun, son tefsire kadar. Kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. İyi, Allah'ın kulunu zikretmesi nedir diye, manası nedir diye, insanlar bütün müfessirler, tefsirler toplanmışlar, üç aşağı beş yukarı demişler ki, bunun üstünü bilemiyoruz, akıl erdiremiyoruz.
En altı, en aşağı derecesi, o kulunu affetmesidir. Bakın, en aşağı derecesi bu. En aşağı derecesi. Hangi mezhepten, hangi meşrepten, hangi partiden, hangi tarikattan, hangi klikten, hangi kulüpten, nereden olursan ol. Allah'ı zikret. Allah'ı zikret ki, manevi his kaybın tedavi olsun. Hani diyor ya, sen bu vücut sağlığını kimden? Hekimden. Manevi sağlığını, Hz. Muhammed-i Mustafa'dan, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, dilini zikrullah ile ıslak olsun. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, münafıklar, Allah'ı az zikrederler. Ayet-i kerime de var. Siz Allah'ı zikredenlerden olmayın. Bu manevi his kaybını telafi etmek için, bundan kurtulmak için, en etkili yollardan birisidir.
Tövbe ve zikir. Bu Kur'an, insanlar için basiret nurları, kesin olarak inanan bir toplum için, hidayet ve rahmettir. Bakın bu basiret nurlarını aşacak olan, Kur'an'ın içindedir. Gelin, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, bu his kaybımızın telafi yoluna gidelim. Nefislerimize uymayalım. Heva hefese uymayalım. Kendi kafamızdan din uydurmayalım. X kimsenin dini diye kimsenin dinine bakmayalım. Diyeceksiniz ya, böyle yapanlar var mı? Var. Çıkıyor adam, hadisleri inkar ediyor komple. Var. Bunlara bakmayalım. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışalım. Allah muhafaza eylesin inşallah. O zaman, o basiret, o feraset, bizde ne olacak?
Tamam olacak. Ne dedi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri? müminin ferasetinden çekininiz. Çünkü o, Allah'ın nuruyla bakar. Bu hale gelmemiz lazım. Bu hale gelmemiz lazım. Müminin ferasetinden sakınınız, çekininiz. Çünkü o, Allah'ın nuruyla bakar. Onun bakışı ne oldu? Allah'ın nuruyla baktı. Allah'ın nuruyla baktığında sen duymaz dedin, o duydu. O görmez dedin, o gördü. Allah'ın nuruyla bakan, gördü. Kimler Allah'ın nuruyla görür? Yine hadis-i şerif. Kul farzları yerine getirmekle Allah'a en sevgili, en sevimli işi yapar. Nafilelerle yaklaşır.
Allah'ı sever. Allah da onu sever. Hadis-i şerif devam ediyor. Allah onu severse, gören gözü, duyan kulağı, söyleyen dili, tutan eli, yürüyen ayağı olur. Cenab-ı Hak hadis-i şerif ve hadis-i kudsi bu aynı zamanda. Kendini alıyor. Diyor ki artık, bu bütün ipler Cenab-ı Hak'ın eline geçti. Benimle görür. Muhteşem bir şey bu. Bu hakkel yakin noktasıdır. Benimle görür. Benimle duyar. Benimle konuşur. Benimle tutar. Benimle yürür. Ben o kulumun, gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.
İşte hakkel yakin olan budur. Bu hale erişmek istiyor. Cenab-ı Hak bu hale eriştirmek istiyor kullarını. İnsanı kamil olmasını istiyor. Mükemmel, ahsen-i takvim üzerinde olmasını istiyor. Bütün manevi his kayıplarının kurtulmasını istiyor. Allah insanları tanınmaklığı sevdiği için yarattı. Bilinmeklığı sevdiği için yarattı. Onu bilin, onu tanıyın, onun zenginliğini, onun şatafatını, onun şataatını, onun o bilinmez hazinelerini tanıyın diye yarattı. İnsanoğlu, heva ve hevesine uysun, eller havada, içkiler fora, kadehler meydanda, lingolingo şişeler diye yaratmadı. Dedi ki, ben insanları ve cinnileri beni tanısınlar, bana ibadet etsinler diye yarattım dedi.
Çünkü o tanınmaklığı sevdi. O tanınmaklığı sevdi. Bizim işimiz onu tanımak, bu dünyada, bu alemde. Bu hissin sağlığı, vücut sağlamlığındandır. O hissin sağlığı, vücudu harap etmektir. Bu normalde vücutla alakalı, zahirle alakalı hislerin sağlamlığı, vücut sağlamlığıyla alakalı. Ama sen manevi olarak, o harabiyet, manevi olarak, o hislerin kaybına, kaybına sebep olacak, unsurlardan kurtulmaya kalkar da, sen manevi diriliş istersen, o zaman sen, manevi diriliş, vücudu harap etmekten geçer. E şimdi, vücudu harap etmek nedir? Bir kimsenin kendi egosunu, kendi nefsini, ayaklar altına almasıdır.
Ya ben işte, oruç tutacağım ama, sağlığım bozulur diye, oruç tutmuyorum. Geç kardeş, oruç farz, sen o orucu tut, vücudun harap olsun Allah önünde. Sen orucu tut, sen riyazat yap, az ye, vücudun haram olsun, göbeğin senden önce de gitmesin, vücudunu harap et sen. Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, göbekli bir der, bir sahabenin göbeğine parmağını soktu böyle göbeğine, bizden değil dedi. Unutma, vücudu harap et, az ye, az konuş, boş konuşma, vücudu harap et. Vücudun güzelliğine bu kadar baktın ya, bir de manevi güzelliğine bak. evden dışarı çıkarken, bu mantoma, bu örtü olmadı deyip, bir buçuk saat adamı da arabada beklettin ya, bu etek, bu bu lize olmadı deyip de, milleti kangren ettin ya.
E ev, berberden çıkmadın, oranın, kaşımın burasını da al dedin, oramı da al dedin, kuaföre dedin ki, benim yüzümü, şeklimi değiştir, Allah Allah. Ben de yan tarafta, koltukta oturuyorum, bu adam ne diyor diyorum ben. Adam ağdalandı, yanı başımda. yabancı bir yerdeyim, Allah'ım dedim ya, buraya ben nereden düştüm dedim ya. Kendi içimden dedim ki, bu kadar dedim dış görünümüne, dikkat eden bir kimse, içine neden dikkat etmez dedim. İnsanlar dışını süslüyor şimdi, içini süsleyen yok. İnsanlar vücuduna bakıyor, öhö diyor doktora koşuyor. Kilolarla antibiyotik içiyoruz. Kilolarla, poşetlerle hap içiyoruz. Poşetlerle vücudumuzu ve kendimizi güzelleştirmek için kozmetiğe yatırdığımız paranın haddi hesabı yok.
Geçenlerde böyle kendi kendime baktım, bu ülkede neler oluyor diye. 270 milyon dolar kedi köpek mamasına vermişiz. Ona yakın kozmetiğe vermişiz. Ona yakın kozmetiğe vermişiz. O kadar böyle işte atıştırmalıklara bilmem yüz kusur milyon dolar vermişiz. Gipstir, odur, budur yediğimiz şeyler. Kanserojen hepsi de. Baktım, bütün o milyon dolarla verdiğimiz şeylerin hepsi de kanserojen içerikli. Kırk milyon dolar et ithal etmişiz. Vücut güzelliğimize ve kozmetiğimize olan ithalata baktım. Kendi kendime dedim ki, yani şu parayla dedim, insanlar neler yapmazlar dedim. Düşündüm gecenin yarısında kendi kendime. Kozmetiğe o kadar para vermişiz, dış güzelliğimiz için. Ama içimizi güzelleştirmek için bir şey vermemişiz.
Millet hacca gidiyor diye tamtamları çalıyorlar, parayı yediriyorlar Araplara diye. Ya adamlar hacca gidiyorlar, ibadet ediyorlar. Milyon dolarlar kozmetiğe vermişsiniz. Neden tamtam çalmıyorsunuz? Neden tamtam çalmıyorsunuz? İki yüz yetmiş milyon dolar vermişsiniz kedi köpek mamasına. On dolar kedi köpek mamasının kilosu, etin kilosu on dolar, kedi köpek mamasının da kilosu on dolar. Bir fukarayı beslemeyen bu toplum, kedi köpek beslemek için yarışıyor birbiriyle. Bir fukaraya bakmayan kimse, kedilere bakacağım diye bir maaş kedilere veriyor. Hayvanseverler sevmeyecekler beni şimdi. Allah'ı sevenler sevsin beni. Dolar yedi bin lira olur mu? On yedi bin lira olsun.
Yirmi yedi bin lira olsun. Batsın şu dolar. Bak amin diyemiyorsunuz. Ya. Cebinizde dolar mı var yoksa? Amerika döver diye mi korkuyorsunuz? Siyahe döver diye mi korkuyorsunuz? Amerika'yla beraber şu dolar da yerin dibine girsin inşallah. Ya millet, bakın vücut, ya eyvallah, Müslüman bakım ne olmalı?
Müslüman temiz olmalı. Soyuyorlar bizi. Farkında değiliz. O vücudumuza gösterdiğimiz özeni, kıyafetimize gösterdiğimiz özeni, neden farzları yerine getirmeden, haramlara uzak durmada, tetiz davranmıyoruz. Saçları bir o tarafa yatırıyoruz, bir bu tarafa yatırıyoruz. Harika. Berbere gidiyoruz. Şunu sür sürüyor, bunu sür sürüyor. Saç ektiriyoruz. Soruyorlar, saç ektirmek caiz mi? Caiz diyorum ben. Ektirin. Saç ektiriyorsun da, hidayet kalbine ektirmiyorsun. Onu yapmıyorsun. Allah bizi affetsin. O yüzden, evet, aşıklar, vücutlarını harap ederler.
Düşünmezler. O aşıklık yolunda. Vücudu zayıflamış, sararmış, solmuş, vücudun sağlığı elden geçmiş. Aşık. Bunun farkına bile varmaz. Sağlığı bozulmuş, bunun farkına varmaz. Bir başkası der, senin sağlığın bozuk. Aa, öyle mi? Evet. Neden? Aşık çünkü, kendini harap eder. Mecnun, ne zaman yemek yediğini unuturdu. Günler geçerdi, yemek yediğini bilmezdi. Aşık. Hz. Aişe annemiz diyor, günler geçerdi de, Muhammed'in evinde duman tütmezdi. Günler geçerdi. Muhammed'in evinde duman tütmezdi.
Bunu edebiyat olarak söylüyoruz şimdi. Evlerimiz bu manada, Firavun evi gibi. Bize söylediler, yazlık yapacaksın, kışın yiyeceğini, yazdan yapacaksın, konserveleri yığıyoruz biz, kıtlık varmış gibi. yemeği ver ya. Yazın patlıcan yedin ya, kışın patlıcan yemeği ver. Yazın biber yedin ya, kışın yemeği ver ya. Yazın domates yedin, kışın yemeği ver ya. Yemeği ver. Kışın kışlık ya, sünnet bu, yazın yazlık ya. Yok, biz yazın kışlık yiyeceğiz, kışın yazlık yiyeceğiz. Kış gelince, karpuz bakacağız raflarda. Manam efendi, karpuz gelmedi mi? karpuz gelmedi mi diye soran kimse, Ağustos'un 15'inde soruyor. Ağustos'un 15'inde kavun yiyeceğim diye uğraşıyor.
Ondan sonra dolar 7 bin liraymış. 17 bin lira olsun. Biz, kendi ürünlerimizi bıraktık. Ne giyiyoruz? Puma. Ne giyiyoruz? Nike. Değil mi? Ne giyiyoruz? Adidas. Kocamanda yazacak Adidas diye. Gözüne sokacak onu. Kocaman yazacak Puma diye. Gözüne sokacak onun. Yani bir başkası haram işlemediği yazsa bir tanesi, hiç kimse giymez onu. Edeb yahu yazsa, hiç kimse giymez onu. Bir tane yazdıracak, gıybet etme. Arkaya da yazacak, arkamdan konuşma, iftira etme. Bütün her tarafımıza yazsak, kimse evine katmaz bizi.
Gideceksiniz bir eve, selamun aleyküm, aleyküm selam. İşte annem şunu dedi. Tamam bırak ya diyorum. Sen başladın kayınvalide muhabbetine. Ya, nişanlıyken kayınvalidesinin mimiklerini ezberlemiş kadın. Üzerinden yirmil geçmiş, ne hafıza. Kayınvalidesinin mimiklerini harfiyen yerine getiriyor kadın. Unutmadın mı diyorum ben. Unutmam hocam diyor. Unut dedim ya, unut. Unut, bitti. Öldü kadın dedim ya, öldü. Kadın ölmüş bir de. O hala da unutmamak için gayret ediyor. Biliyorsun değil mi? Kocasına diyor. Biliyorsun değil mi? Nişanlıydık, nişanlılığımızın on beşinci günüydü. Teyzen bana telefon açtı. Böyle yapıyor. Adam böyle. Dedim kafanı kaldır ya.
Hem teyzen dedim telefon açmış. Teyzenin suçu senin mi dedim ya? Hiç kimse kimsenin suçunu yüklenmez. Teyzen yapmış dedim. Git teyzesini vur sen. Bu adamın. İlk defa böyle bir şeye baktı kadın. O geldi. Adamı şikayet etmez. Şikayet etti adam da bizim derviş kardeşlerden. Ne yapsın dedim. Bütün teyzelerinin suçunu bu adam mı çeksin şimdi? Biz manevi temizliğimize bakmıyoruz ki. Onu sarıyoruz. Kalbimiz katılaşıncaya kadar. Kalbimiz kömürleşinceye kadar. Zift kalpler. Ona bakmıyoruz ki. Allah bizi affetsin. Aşıklık yoluna girse. Harap edecek, geçecek hepsini. Onu geçemiyoruz. Allah bizi affetsin. Can yolu mutlaka cismi viran eder. Onu yıktıktan sonra da yapar.
Mahşuk onu önce viran eder. Aşıksan sen kalmazsın. Sende bir tek mahşuk kalır. Eğer ben aşığım deyip de senin kendinden hala da bir şeyler var ise sende şirk var. Sen aşık değilsin. Ya sen aşık olduğunun yoluna vihran etmen lazım kendine. Harap etmen lazım. Bence böyle diyorsan aşık değilsin. Böyle olması lazım diyorsan aşık değilsin. Aşık ipini değil bütün her şeyini maaşuna teslim etmiştir. Maaşuna teslim eder. Gerçek aşık odur. O yüzden Cenab-ı Hak Hazreti Muhammed Mustafa için dedi ki o heva ve hevesinden konuşmadı. O mecnun da değil.
O benim emrimi söyledi. Benim emrimle konuştu. Benim istediğimi konuştu. Neden? Tam anlamıyla bir aşık. En üst noktada bir aşık. Aşıklığın zirve noktası. İşte aşıksa kendisi kalmaz. Kendisini harap eder. Kendi düşüncesi kalmaz. Kendi fikri kalmaz. Kendi canının istemesi kalmaz. Kendi ile alakalı hiçbir şey kalmaz. Onda sadece maaşuğu vardır. O yüzden dedi Cenab-ı Hak. Allah'ın öyle kulları vardır ki onlar görüldüğünde Allah hatıra gelir. Neden? Onlar aşıktır Allah'a. Aşık olduklarından dolayı onların üzerinde Allah'ın sıfatları tecelli etmiştir. Ona bakıldığında o yüzden Allah hatıra gelir. Sebep Allah'ın sıfatı vardır onun üzerinde. Eğer birine baktığınızda Allah'a hatırınıza gelmiyorsa bir ya gaflettesiniz ya da o kimse Allah'a aşık bir kimse değil.
Ama Allah'a aşık bir kimse uyandırır, diriltir, gafletten uyandırır. O zaman aşığın üzerinde sırf maaşuğun sıfatları vardır. Neye aşıksan? Neye aşıksan? Bir kadına mı aşık oldun? Kadının bütün sıfatları sende vardır. O yüzden bayanlara derim ben. Hiçbir erkek bir kadına aşık olmaz. Beğenir. Muhabbet eder, sever. Aşık olmaz. Yüzde doksan beşi değil, yüzde doksan dokuz nokta doksuzu aşık olmaz. Adamlar aldatırlar bilmeden aşık olduğumu zannederler. Aşığım sana yalvarıyorum dın dın dın … söyler. Ben bayanlara diyorum ki inanmayın.
Terk edip gidecek bir gün. İnanmayın. Neden? Adamlar öyle aşık olamazlar. Kendilerini viran edemezler. Kendilerini harap edemezler. Bir kimse aşık olursa işini düşünmez, aşını düşünmez, evini düşünmez. Adam hem aşık hem fabrikası var, mümkün değil, mümkün değil, mümkün değil, adam hem aşık hem muhteşem ticaret yapıyor, mümkün değil, bir kadına aşık olan öyle muhteşem ticaret yapamaz, başlar aklımda fikrimde hep sen varsın diye.
Aklında fikrinde o olan kimse nereden mal alın satacak mümkün değil. Mümkün değil, ben iş yerini alacağım kızlara soruyorum, bakıyorum erkek arkadaşın var mı diyorum ben var, sen bizim işimize gelmezsin diyorum. Sebep sen onu düşünürsün, benim işimi düşünmezsin ki diyorum. O aşık sadece maşunu düşünür, benim işimi mi düşünecek düşünmez, düşünmez. O kendi kendine düşünür, şimdi nerede acaba, evden dışarı çıktı mı, tak bir mesaj, aşkım çıktın mı, cevap, çıktım. Dikkat et hava soğuk, ha adam bilmiyordu havanın soğuk olduğunu ama yazacak ona ya, şimdi de rahat. Bu internetleri ucuzlatıyorlar ya, millet yandı adamlar ya, yandı adamlar yandı. Nişanlanıyor musun, evet, diyeceksin ki nişanlına, şu internetini kapat, kafamız selamette olsun.
Ya sebep, ya sen beş dakikada bir atacaksın, mesaj atacaksın. Adam bir de biliyorsa aşıklığın nasıl olduğunu, ha iyi aşıksın ha, günde bir mesaj atıyorsun bana diyecek. E bu sefer dayanacak günde seksen mesaj, doksan mesaj, yüz mesaj, yüzü birincisinde bir de diyecek ki, utanıyorum daha fazla yazacağım ama, pes. Bendekiler sapık, onlar ayrı, mesaj sapığı var benimle, üç yüz tane yazan var, üç yüz seksen tane yazan var, sekiz yüz tane yazan var.
Evet, bir gün birisi bin kusur sefer aramıştı. Bendekiler sapık, aşık değil bendekiler, hasta, rahatsız. Ama normalde aşık öyle bir kimsedir, düşünmez, karşısındakini de düşünmez. Karşısındakini düşünüyorsa aşık değil zaten. Böyle yaparsa ama iyi bulur diyorsa aşık değil o. Net altını çiziyorum. Ne mutludur ve ne kutludur ki o can ki mana aşkıyla evini, barkını, mülkünü, malını bağışlamıştır. Ayet-i Kerime Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça asla iyiliğe erişemezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu mutlaka bilir. Ey müminler, sevdiğiniz ve arzuladığınız şeyleri Allah yolunda harcayın.
Allah yolunda, sevdiğiniz yolunda onları infak edin. Onlardan geçin. Eğer öyle olmazsanız, asla ve asla aşıklığa ulaşamazsınız. Kendisinden geçmeyen, kendi canından geçmeyen, asla ve asla. Bunu böyle ben ayırmıyorum biliyorsunuz. İlahiydi, manaydı, maddeydi, mecazdı, ilahiydi diye aşıklığa ulaşamaz. Allah bizi onlardan eylesin. İzinsiz zikir çekmek çok sayıda tehlikeli midir? Bir cin musallat olur mu? Bir tarikattan izin almamız gerektiği söylendi. Namaz kılamayanlar, binden fazla sayıda zikir çekmez mi? Normalde şimdi bu Allah'ı zikir, farz. Herkes Allah'ı zikreder. Sayılı olmadığı müddetçe bir yerden bir izin alıp da zikir yapmanıza gerek yok.
Zikrin eftali la ilahe illallah'tır. Hadis-i şerif, hadisi kudsiyle sabittir. Veya Allah, Allah, Allah demektir. Bu iki zikri istediğiniz kadar, istediğiniz kadar zaman olarak çekebilirsiniz. Sayısal olarak değil. Kendi kendinizi zikir tahsis etmeyin. Bu yanlış. Bu şuna benziyor. Rahatsızlığın var. Kendi kendine diyorsun ki, herhalde benim midem ağrıyordur. Gideyim bir mide hapı içeyim. Böyle demiyorsanız, bir hekime gidip, hekime kendinizi gösterip, bu noktada muayene ettirip, sonra onun yazmış olduğu ilaçları alıyorsanız, zikir de böyle. Önce, bu konuda bir hekime müracaat etmeniz lazım. O yüzden, namaz kılmayanlar, binden fazla sayıda zikir, bunlar hadislerde olmayan şeyler.
Ben hadislerde olmayan şeyleri, normalde ölçü olarak kabul edenlerden değilim. Hakkınızı helal edin. Babamla el şakası yapıyoruz, birbirimize bana günahı var mı? Neden günahı olsun ki? Bir insanın babası mahrem değildir, sarmaşır, el şakası yapıp da, mahrem şeyler değildir. Ne olacak ki? Bu normalde baba kız arasında, bu tip bir mahremiyet olmaz. Namaza başlıyorum, ben birisiyle tartıştığımda veya namazımı geçirdiğimde rahatsızlık duyuyorum, namazımı bırakıyorum. Rahatsızlık duyuyorsan, namazına daha fazla devam etmen lazım. Bırakıyorsun, nefsine uyuyorsun. Allah muhafaza eylesin. Ticari alışverişlerde malı temin ettiğim imalatçıların çoğu PKK yandaşı. Bu durumdan rahatsızım, fakat ne yaparsam yapayım, bir şekilde yolum onlardan birine çıkıyor.
İhtiyaç olan malı temin etmek için alışveriş yapmak zorunda kalıyorum. Nasıl bir yol izlemeliyim? Mümkün olduğunca kaçmaya gayret et. Mümkün olduğunca çıkmaya gayret et. O döngüden. Çünkü bu ülke hepimizin, terör nereden gelirse gelsin, terördür. Elinde gayri resmi, elinde silah bulunduran herkes teröristtir. Elinde gayri resmi silah bulunduran herkes teröristtir. Dini, ırkı, milliyeti, rengi, cibilliyeti ne olursa olsun. Bu ülke terörden çektiği kadar hiçbir şeyden çekmedi. Terörün bizdeni, ondanı, şundanı, bundanı olmaz. Terör, terördür.
O yüzden terörü destek veren bu her kim ise, DAEŞ'te bir terör örgütü, PKK'da bir terör örgütü, yarın öbür gün CIA'si, Mossad'ı, osu busu bir tane daha bir terör örgütü kurabilir. Elinde silah olan her kim var ise, hepsi de teröristtir. Ve elinde silah olanlara yardım eden, yataklık yapan, destekleyen, bütün herkes de teröristtir. İslam'da bir şey haramsa, ona giden bütün yollar haramdır. Bakın, zina haramdır. Bir kadına veya bir erkeğe şehvetle bakmak da haramdır. Zina haram yok, ona giden yollar da haramdır. O yüzden terör haramdır. Bayilik, eşkıyalık yoktur İslam'da. Siz silahı alıp elinize kalkıp da herhangi bir şeyi düzeltmeye kalkmaya kalkarsanız, siz Kabil'in yolunu seçtiniz, Habil'in değil.
Siz haksız yere adam öldürmeyi seçtiniz. Bu doğru değil. O yüzden onları destekleyen, bu kim olursa olsun, bir ara bu ülkede DAEŞ'e sempatiyle bakan saflar da var da. Biz bangır bangır bağırıyorduk, yapmayın, etmeyin. Bu tip örgütleri Orta Doğu'da yabancı devletler kurdurur. Adına İslam der, adına bilmem ne der, ne derse desin. Bir kimse bir kimseye haksız yere öldürüyorsa, teröristen başka bir şey değildir. Allah muhafaza eylesin. Allah bütün herkese hidayet eylesin inşallah. Osmanlı döneminde Şehlül İslam ulema ve bir o kadar medreseler varken niçin ehl-i tasavvufa ve dergahlara ittiva ve teveccüh edilmiştir?
Ya da Şehlül İslamlık müessesesi bugünkü tabirle anayasa mahkemesine mi tekabül ediyor? Niçin ehl-i ulema dergahlardaki dervişleri hakir görmüşlerdir? Bu dönem dönem Adem'den itibaren ehl-i sufi, dönem dönem Hor hakir görmüşler zahir ulema Öyle olunca da aralarında bazen anlaşmazlıklar çıkmış. Osmanlı döneminde de var bu. Osmanlı döneminde de zaman zaman ehl-i ulema ile sufilerin arası açılmış. Zaman zaman arası kapanmış. Zaman zaman sufilere normalde çok itibar etmişler. Ama Osmanlı çok onların üzerine gitmemiş. Çok karışmamış. Tabi sufiler işin mana tarafıyla ilgililer. öyle olunca mana tarafı insanları biraz rahatsız eder. Gerçek bir sufiliği yaşayan kimse etrafını rahatsız eder.
Rahatsız etmesinin sebebi şu. Bir evladınız var üç tane. Bir tanesi sufî hayat yaşıyor. Hadi yavrum gideceğiz bugün. Nereye gideceğiz anne? Düğüne gideceğiz. Anne içki içilmiyor mu orada? E içiliyor yavrum. E anne ben içkili bir mekana gitmek istemiyorum. Haydi. Ama yavrum bak ailecek gideceğiz. Anne bir masa düğündeki bir masa sekiz dokuz kişilik mi? Evet. Biz dört kişi mi oturacağız? Evet. Masada başkaları da olacak mı? Evet. İçki servisi de olacak mı? Evet. Anne ben içki servisinin olduğu yerde yemek de yiyemem, yaşayamam da. Haram. nasıl ayrıştı bak şimdi. Yavrum hadi teyzenlerin gümüldür de yazlığı var.
Orada toplanacağız. Harika anne. Tamam. Anne herkes bikiniyle dolaşmayacak mı orada? Evet. Anne haram benim bakmam onlara. Nasıl yavrum? Bas be anne. İşte yavrum oğlum kızım filan. Anne haram mı? Haram. Yol ayrıldı. Üç tane teyze oturdu. O da orada. sorma. Kayınvalide'den neler çektim ben? Anne gıybet etme. Sus be sen. Tam biliyor musun? Kayınanam şöyle diyecekti. Anne gıybet etme. Sus dedim sana. Dünkü bilmem ne. Şimdi mi karışacaksın bana? Bitti. Yol ayrıldı. Sufi bir erkek. Hanımı annen ne yaptı biliyor musun?
Hanım gıybet etme. Annen olduğundan dolayı böyle söylüyorsun sen. Hanım iftira etme. Annen olduğundan böyle söylüyorsun. Yol ayrıldı. Yol ayrıldı. Sufi. Çünkü düşünecek. Haram işlemeyeyim. Her dem Allah'la irtibatım kesilmesin. Her dem irtibatlı olayım. Yol ayrılacak. Ayrılacak mı? Ayrılacak. Ondan sonra aile şunu diyecek. sen aileyle uyumsuzsun. Bizimle uyum sağlamıyorsun. Sen bize uymuyorsun. Sen bizden değilsin. O zaman çocuk soracak. Anne beni sen doğurdun değil mi? Evet.
Anne beni sen doğurdun değil mi? Evet. o zaman Şemsi Tebrizi'nin hikayesini anlatacak. Diyecek ki anne otur bakalım oturacak. Diyecek ki bir tavuğun altına sekiz dokuz tane tavuk yumurtası koymuşlar. Bir tane de ördek yumurtası koymuşlar. Bütün hepsi de civciv olarak çıkmış. Tavuk bir gün civcivlerini dolaştırırken içindeki ördek civcivi suyu görünce koşturmuş suya doğru. Tavuk çırpınıyor. Gitme boğulacaksın diye. Ama o aslı ördek o enginlerde yüzmek için yaratıldı. O gidip yüzecek. Şemsi Tebrizi bunun babasını anlatıyor. Şemsi Tebrizi bir çıkar dağ bayır 15 gün 20 gün dolaşır gelir her tarafı diken batmış her tarafı yırtılmış 3-5 gün onu tedavi ederlermiş.
Ondan sonra tekrar bir daha çıkarmış daha bayır dolaşır gelirmiş. Babası bir gün demiş evladım çok üzülüyoruz senin bu haline. Sen normal değilsin. Herkes gibi değilsin. Biz alıştık ya normal evinden işine işinden evine okul ev iş bu üçgen içerisinde dolaşacak. Neredeydin sen anne işte dışarı çıkınca bir kız arkadaşla buluştuk. Senin kafanı koparırım bak okula gönderiyorum seni kızımıza gitmek yok. Sakın birisine aşık olursun bak seni per perişan ederim bu kadar da paramaz saf ediyoruz. Biz çocuklarımızı aşıklıktan men ederiz. Doğru yanlış. Bir kız gelse babasına dese ki baba ben aşık oldum.
Ne der acaba kızın babası hatta dese ki Harun Hoca kafana ne eğdin be iyice gömüldün be susma hakkını kullan ya kız babaları kafalarını eğdiler Erdoğan bile gitti kafa yan tarttı. Gitmedi değil mi Erdoğan iyisin yani bir sıkıntı yok yani. MÖ'den önce MÖ'den sonra mı? Ne yapar acaba insanlar öyle değil mi? Yeni bir vaka kadının birisi demiş ki kocasına ben aşık oldum başkasına beni boşa demiş. Bana sordular ne yapayım diyor hemen boşasın dedim.
Aşık olmuş kadın. Muhteşem bir şey. Gerçekten aşık olduysa işte gerçek bir aşık oradaki düzeni bozar. Mutad'ı bozar. Mutad'ın dışına çıkmıştır aşık çünkü. Aşık mutad'ın dışındadır. Biz mutad'ın dışında bir şey kabul edemeyiz ki ne deriz tersinden geliyor birisi kendinde değil. Deli misin sen manyak mısın trafikte nasıl böyle gittin demeyiz ki bu belki de aşıktır hiç paye vermeyiz ki kaptırmış birisi gidiyor adamın birisi de kızıyor ona adam yayan gidiyor. Ben adama baktım grogi adam kendinde değil hani böyle yapıyorlar ya öyle yapsam farkında değil öbür bağıran adamı dedim sus dedim ya ne oldu o maşıkuyla baş başa dedim bana baktı hacı sen nesin dedi ben aşıkların hizmetçisiyim dedim bu adam aşık elleme dedim gidiyor adam yolda yetiştim bakın yetiştim arkasından ne mırıldanıyor diye ne söylüyor
diye adam şimdi yolda giderken Allah öyle gidiyor kendi kendine farkında değil sonradan benim şarkımı patlatmaz mı bana ders verir gibi başladı sevme dediler sevdim kül oldum yana yana içme dediler içtim bu dertler azdır bana dedi heykelden aşağı doğru iniyoruz dedim Mustafa Özbağ aşıktın kendime ben adamı korumaya başladım adamın arkasından gidiyorum böyle hiç kimse bir şey demesin diye ben arkasından gidiyorum adam kendinden geçmiş vaziyette Allah öyle gidiyor diyor Mustafa Özbağ bugün dersin bu aşıklık bu aha bir tane
aşık buldun bunun maşıkını öğrenmek istiyorsan bunu takip et dedim ben ben arkasından gidiyorum ta aşağıya benzinliye kadar geldik bir döndü Mustafa Efendi yeter buraya kadar takip ettin gün patlak düşeceğim orada dedim ki aşık bu aşık bu aşık aşık düzeni bozar aşık düzeni bozar aşık kozumuzu karıştırır aşık trafiği bırak kozumuzu karıştırır aşık arşahalanın altını üstüne getirir aşık arşahalanın altını üstüne getirir arşahalanın melek arşahalanın melekleri şaşkın
şaşkın bakar biz buna ne yapacağız der neden aşık yazılımını bilmiyorlar aşığın karşısında kalırlar böyle çamura saplanmış eşek gibi melek dahi melek dahi aşığı görünce çamura saplanmış eşek gibi olur aşık her şeyi karıştırır o yüzden gerçek sufi ancak gerçek sufiler sever aşığı ancak aşıklar sever aşık herkesin hoşuna gider ama herkes onu beğenir ay ay ne kadar iyi ne kadar güzel onu sevemez severse ona benzerim diye korkar çünkü bakar ben böyle
yapamam ki der çünkü suya bakar maşuğunu gördü su ona bakar osuna bakar öbürki der ki bu cinni tayfesine karışmış kızım ben demedim mi sana gitme onlara böyle karışırsın diye oğlum sana demedim mi gitme karışırsın diye oysa o suyun içerisinde sevdiğini görür içemez içemez takılır kalır orada herkes der ki duvardaki resme bakıyor değil şakkadak gelmiştir sevdiğinin sülliyeti oraya ona bakıyordur yani diyor dün gece merhaba dedim sırf sana benziyor diye biz gider vururuz onu gelene geçene merhaba dedi diye büyük günahlar
işledikten sonra tövbe etsek de ne yaparsak yapalım eskisi kadar günahsız olmayacakmış hissi neden olur şeytani şeytan böyle vesvese verir oysa hadis-i şevt-i peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tövbeden hiç günah işlememiş gibidir der ayet-i kerime Allah tövbe edenleri sever Allah tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder ey habibim de ki ey habibim de ki eğer tövbe ederseniz karşınızda sizi affedecek bir rap var eğer dua ederseniz ayet-i kerime bunlar eğer dua ederseniz duanızı kabul edecek bir raf var
tövbe edin yeter ki bin seferde günah işleseniz bin seferde tövbe şişesini kırsanız bin birincisinde yine tövbe edin şeytanın vesvesesine bakmayın atın bacak bacak üstüne bir de şeytana de ki nanik nanik beni affetti nereden çatlarsan çatla Allah affetti evet kim tövbesine tövbesine herfiyen yerine getirdi Allah onu affetti kim günde yüz sefer subahanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfurullah el azim der ise deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder devam edin bu zikre affedilsek bile
böyle hisseder miyiz tövbe edin bütün hisleriniz orta yerden kalksın istere namazı doğru mu peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri istere namazı tavsiye etti tarif etti dedi ki kıbleye yönelir abdestini alır iki rekat namaz kılar ve iki rekat namazın sonunda istere duasını yapar kalbine geleni yapar dedi eğer öyle bir kalbiniz varsa eyvallah istere namazı kılıp rüyaya yatmak yoktur sünnette bu doğru istere tarifi değil ben sünnet-i seniye mucibince size tarif ediyorum hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
hazretleri böyle tarif etti bu da neden bu da bir meselede iyi mi değil mi doğru mu değil mi şüpheye düşerseniz istere yapacaksınız bizde şu ben kimle evleneceğim istere yapayım olur benim kimle evleneceğim evliliğim hayırlı mı değil mi ya kimle evleneceğim belli değil daha evlenecek aday yok orta yerde aday adayı yok nereye istere yapıyorsun yok yapacak o bizde böyle bir de bir kısmı var Allah affetsin evlenmesi mucize ona bir nasif var ben diyorum bırak istereyi evlen birisi seni istiyor evlen yok ben istere yapacağım
diyor 48 yaşına gelmiş ertesi günde gelmiş büroya aç hocam konuşmam lazım seninle açtım dedim buyur ben dualara gidiyorum her gün her gün yalvarıyorum ben ben evlenmeyeceğim bir daha ya mübarek kadın dedim geçen hafta seni isteyen yok muydu vardı neden evlenmedin onunla dedim ama istere yaptım ben ona ya dedim sana istere yapmadan kabul et evlen demedim mi dedim ben dedin hocam dedi neden evlenmedin baktı baktı baktı baktı baktı yüzüme ne olacağın belli değil ki ya dedim bak sen rahatsızsın yapma sizin dualar ne zaman oluyor
geleyim orada yok dedim biz böyle dua yapmıyoruz yakacak cemaatin başını bizim dedim evlen yok o istihara yapacak takıntı bu Allah muhafaza eylesin nasıl nelerde nelerde işe yarar kırk gün namaz kılan kişi yapabilirmiş sadece doğru mu bu hiç alakası yok gidin bu gece yapacaksanız istere yapın Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hata yapmış mıdır hayır ümmetten özür dilediği olmuş mudur o etrafıyla helallaşırdı ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. hiç hata yapmadı geçmiş peygamberlerde küçük hatalar var
Hz. Muhammed Mustafa'da yok kim Hz. Muhammed Mustafa hata yapmıştır derse tecdi diman tecdi nikah gerekli İslam alemi birleşir mi herkes kendi yoluna doğru buluyor Allah rızası için biraz umut ümitsiz olmayın bizim İslam alemini birleştirme gibi bir ülkümüz bir düşüncemiz olabilir ama birinci derecede biz gönülleri birleştirelim biz kendi içimizde birleşelim önce baktığımız zaman Yunus Emre Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri gibi isimler tasavvuf yoluna ilk girdiklerinde kadılık vazifelerinden ödün vererek gelmişler mevki sahibi
olmak yol gitmeyi zorlaştırıyor mu biraz bazen bu konu hakkında uzun uzun düşünüyorum aslının böyle olmadığını biliyorum ama sizin düşüneceğinizi merak ediyorum bu konu hakkında hakkınızı helal edin biz hiçbir kardeşi bulunduğu vazifeden istifa ettirip oradan geri döndürmüyoruz bir kimse padişah olsa padişahlıktan dahi onu geri döndürmeyiz deriz ki sen padişahlığına devam et ama şu ölçülere riayet et bir kimse nerede olursa olsun yol gider isterse yol gitmek istesin ancak onu oradan dışarı atarlar belki de doğru hareket
ederse ben orman iş yetmesinde çalışıyordum bayındırda anlatırım ya bir pik boru meselesi vardı pik boruyu normalde alınmış gibi yaptılar borular teslim alınmadı parasını ödediler bütün daire de biliyor ben imzalamadım hiçbir tahakkuk fişeni imzalayan depociye dedim ki gördün mü hayır dedi görmeden teslim adına daire imza attın dedim görmeden teslim ettiğine daire imza attın fidanlık müdürü vardı fidanlık müdürünün katip muhtemethine dedim gördün mü hayır bak dedim fidanlık müdürlüğüne torbaladık ki fidanlık müdürlüğüne
döşendiğini yazıyor döşendi mi hayır imzalamayacağım bunu dedim yıl sonuna kadar yıl sonu oldu o pik boruyu satan da bir hatun 90-60 90 yıl 87 İzmir bayındır orman işletmesinde geliyor etek şimdi yeni şortlar çıkardılar ya onun eteği öyle bayanlar giyiyorlar ya böyle kısa şort eteği de öyle geliyor o zaman için bir müdür var sonra zaten köprünün altında kadınlarla basıldı yakalandı müdürün karşısına atıyor bacak bacak üstüne pik boruyu o sattı şimdi kimse doğru iş yapacaksa her yerde yapar ben mizalamıyorum en son biz
o zaman şeyde Ilıca'da kamp var dinlenme kampı 15 gün mizanlar orada çıkarılıyor 15 gün mizan toplanıyorlar müdür yardımcısı geldi imzalamadım şef başımızdaki muhasebe şefi ben imzalamıyorum diye seviniyor işten içe ben imzalamıyorum herkes imzalamış müdür geldi bunu imzala dedi imzalamam dedim ben imzalatırım dedi istediğini yap dedim ben imzalamayacağım sonra borular geldi fidanlık müdürlüğüne dediler ki gel boruları gör gittim ben boruları gördüm fidanlık müdürlüğüne gelmiş teslim tesellim edilmiş tekrar evrakları
tanzim ettiler düzenlediler ben imzaladım beni oradan aldılar başka yere verdiler beni oradan muhasebeden aldılar o zaman yol inşaat var yol inşaata sürgün gittim hesapta ben iyi umurumda değil benim ihale etmişiz yangın şeridi ne kadar ihale etmişiz 2800 metre adam ne kadar yangın şeridi aşmış 2100 metre adam iş bitirmeyi yapmış geliyor para istiyor benim elimde şerit metre yanımda bir tane de şoför ben komple yangın şeridini metreliyorum metreledim 2200 o zaman için 500-600 metre eksik oradan bir daha geriye metreledim
yine eksik bir daha ileriye doğru 2000 metreye gidiyorum ben dağı tırmanıyorum yangın şeridi demek tepeye tırmanmak demek 2000 metreye ben tırmanıyorum yine eksik geriye doğru geliyorum yine eksik orada büyük bir kaya var o kayayı kırıp da yolu açmamış ben imzalamıyorum geliyor müteahhit altımdan giriyor üstümden çıkıyor yok imzalamam ya dedi evde televizyonunuz yokmuş dedi ulan dedim şerefsiz adam benim evimi nereden biliyorsun sen dedim televizyonun olup olmadığına senin dedim perişan ederim şimdi burada önde oturan
iki kişinin en şey Nuri daha iyi bilir gerçekten o zaman evde benim oturacak koltuk yok yok benim evimde kendime ait buzdolabı ben evlendikten bir yıl sonra oldu bildiğiniz tahtanın üzerine evlendim ben tahta bildiğiniz tahta yok o zaman evimi düzdürebilirdim çok rahat dedim yok imzalamam ben adam o kayığı kırıp yolu açmak zorunda kaldı ben katılmıyorum görev yapılmaz diye yapılır ondan sonra şeyhim dedi ki istifa etti ben istifa ettim göçtüm ödemişe göçtüm sonra
namazı başlayıp kısa süre sonra bırakıyorum daimi olması için ne yapmam lazım gayret edeceksin mücadele edeceksin dirençli olacaksın namazına devam edeceksin anne baba rızası olmadan yapılan evlilikte saadet olur mu ben arzu ederim ki herkes anne baba rızası alaraktan evlensin anne babalar da çocuklarının isteklerini çocuklarının anlayışlarını çocuklarının fikirlerini çocuklarının gönüllerini ehemmiyet versinler onları istedikleriyle evlendirsinler bu çok önemli kızlarınızı oğullarınızı onların istedikleriyle evlendirin
yanlış seçim yapıyorlarsa anlatın bir daha anlatın bir daha anlatın ama yok ben illaki bununla evleneceğim diyorlarsa evlendirin de ki evlendirim ne kapını açarım ne kapını açarım eyvallah evlendir Allah bizi iyi etsin yanlış olduğunu bildiğimiz zaman vazgeçemediğimiz huyları davranışları nasıl terk edebiliriz nefisle mücadele en büyük mücadele dua kaderi değiştirir mi değişen de kaderdir kaderi bilmiyoruz ki neyi değiştirsin bize yazılı bir metin mi verildi bu yazılı metne bakalım burası olmamış silerim değiştir böyle bir şey yok ki
elimizde kaderin ne olduğunu biliyor musunuz yok dua edeceğiz eyvallah siz Allah'tan iyiyi doğruyu güzeli isteğiniz siz Allah'tan afiyet isteğiniz bizim elimizde yazılı bir metin olsa silelim bir daha yazalım ama Allah'ın elinde o metin siler bozar mı siler bozar yazar mı yazar Kur'an okurken neden ağırlık çöküyor şeytan ağırlık çöktürüyor namaz kılmaya başladığımda düşüncelerden uzak duramıyorum hepimizde var daha düzgün ve doğru nasıl kılabilirim sen devam et kılmaya Allah onu kabul eder bir şeyin hissiyatı mı vesvese mi olduğunu
nasıl anlarız iyiyse doğrusu harika bir şey kötüyse yanlış hangi zikirleri çekmeliyim La ilahe illallah'a devam et bu dünya dertlerini ve olaylarını ciddiye almak istemiyorum hiç alma zaten biz kafamıza takmıyoruz atıyoruz arkaya aşık olmak birini sevmek kader midir ha oturacağız biz böyle kaderimizde varsa birini sevebiliriz diye bekleyeceğiz olur tabi biz oturalım bilgisayardan özel olarak yazalım filanca aşık olacak ol böyle bir şey yok böyle bir şey yok böyle bir şey beklemeyin gayret edin mücadele edin kendimizi vesveseden
nasıl koruruz vesvese olduğunu biliyorsan yapma tam teslim olmak istiyorum La ilahe illallah Muhammeden Resulullah de teslim ol sanki bir şeyler bana engel oluyor neden mistik olaylara çok meraklıyım neden engel olsun ki geçmişte de hatalar yaptım tövbe ettim bunun için daha fazla yapabileceğim bir şey var mı tövbeye devam bir şey ayıp olur diye yapmıyorsa aşık değildir dediniz bunu anlayamadım açıklayabilir misiniz lütfen ayıp olur düşüncesi akıldır bunları anlayamadım harika bu yazısı bunu burada mı sonra mı okuyacağım
sonra mı okuyayım efendim bunu alayım müsait olduğum zaman da okuyayım olur ama mutlaka okuyayım öyle mi birisi böyle mutlaka oku dese okumazdım ama sen dediğin için okuyayım okuyayım ben de bir şey demedim ki zaten sen dediğin için okuyayım dedim mutlaka oku deyince böyle bir direkt şey var emirvaki var emirvaki değil yani değil mi Allah da seni sevsin inşallah bu ne kadar dolaştı sende terlemiş bu ya ağlarken senin gözyaşların var yanımında Allah'ım yarabbi evet bazı harfler gitmiş ama ya
rabıte et çöz diyorsun bir de kafasını sallıyor evet öyle diyor tabi bu kabuktan dolayı söylüyorsan kabuğu bir Nuri'nin kafasına geçireyim o rabıte etsin çözsün şeyleri Allah razı olsun teşekkür ederim düğüm yapıyorsun gül yapıyorsun bu gül mü bu olsun ben onu gül niyetine istersen başıma tac edeyim ya tamam sen yeter ki iste ya teşekkür ederim hakkınızı helal edin selamun aleyküm gecenizi ayırıyorsun inşallah yorum
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.