Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 23 Temmuz 2018 · 1:31:39
Selamun aleyküm. Allah gecenize hayır etsin, gününüzünize hayır etsin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Salim kaçıncı beyt? 197. Dünyada da acı ve tatlı deniz var. Aralarında bir perde var ki birbirine taşmaz karışmazlar.
Fakat şu var ki bu iki denizin her ikisi de bir asıldan akar. Bu ikisinden de geç. Ta onun aslına kadar yürü. Tabi geçen ay demeyeyim, ondan önceki ay gelmiştik. Üzerine bir ay boş geçti. Seçimlerden dolayı gelemedik. Malum seçimler vardı. O yüzden tam da buradaki sohbet gününe seçim rastladı. O yüzden gelemedik.
Sohbetleri devamlı takip edenler hatırlayacaklar belki de de inşâAllah ben yine de birkaç beyt öncesinden okuyayım. O kötü adın çirkinliği harften değildir. O deniz suyunun acılığı kaptan değildir. Harf kaptır, manası su gibidir. Mana denizi de ümmül kitap yanında bulunan kendisinde olan zattır. Bunu şerh etmiştik.
Oradan devam ediyoruz. Dünyada da acı ve tatlı deniz var. Aralarında bir perde var ki birbirine karışmaz, taşmaz, karışmaz. Fakat şu var ki, bu iki denizin her ikisi de bir asıldan akar. Bu ikisinden de geç. Ta onun aslına kadar yürü. Dünyada da iki deniz vardır ya, acı ve tatlı su. Acı ve tatlı suyu Cenab-ı Hak birbirine karıştırmaz. Hani Rahman suresi, ayet 19-20 Allah birbirleriyle karşılaşan iki denizi salıverdi. Aralarında engel olduğu için birbirlerine karışmazlar. O yüzden o iki deniz birbirlerine karışmazlar. Birbirlerinin işlerine de karışmazlar. Birbirlerinin içine de girmezler.
Normalde dünya üzerinde deniz böyleyse her ikisi de sudur ya, insanlar da bu manada birbirlerine benzerler. Baktığımızda hepsi de insandır. Ama kimisi acıdır, kimisi tatlıdır. Bakarız biz sudur. Ama suya baktığımızda kimisi acı sudur, kimisi tatlı sudur. Onu ancak, onu tadan bilir. Acılığını ve tatlılığını. Onu tadıyorsa, biliyorsa, o konuda onun arifi olmuştur. Arifi olduğu için tattığında bakar. Biz bütün insanları insan olarak görürüz. Ama öyle insanlar vardır. Ayet-i Kerim'e mucibince onlar hayvandan daha aşağı mahluktur. Ama görüntüsü insandır. Biz ona insan nazarıyla bakarız. Ama nice insan nazarıyla baktığımız insanlar vardır ki, onlar hayvan suretindedir.
Mâna olarak. Ancak onu görmek için mâna gözü lazım. Mâna gözü olanlar, onun sureten insan, siireten hayvan olduğunu bilirler. O zaman biz bu noktada da bakarız. Hepsi de sudur. Sonuçta sudur. Ama birisi tuzludur. İçilmez. Birisi acıdır. Hiçbir işe ermez. Acı su var mı? Evet. Ben gözümle görmedim, gitmedim. Rivayet ediyorlar. Diyorlar ki, Uludağ'ın zirvesinde bir göl var. O göl acı. Öyle mi muhtar? Sen de duydun. Duyduğumuza göre bir şaiye varsa gerçeği vardır diyelim. Her şaiyenin gerçeği yoktur ama demek ki orada böyle bir... Bildiğimiz acıymış suyu. Acı su. Bildiğimiz acı su. Acı göl.
Veyahut da acı göl diye normalde bir göl ismi de var ya. Neden? Su çünkü acı. Bakarız biz, üzerine su. Normalde mesela, İslam fıkıhçıları, Hanefiler bilhassa suya bakarlar. Tadı, kokusu, rengi, suya benziyorsa, o su hükmündedir. Kullanılabilinir. Abdest alınabilinir onunla. Ama tadı, su tadında değil ise, kokusu, su kokusunda değil ise, rengi, su renginde değil ise, o abdest alınmaz, gusledilmez, içilmez, kullanılmaz. Bir şeyin, rengi, tadı, rengi, tadı ve görüntüsü bozulmadığı müddetçe, biz ona hükmederiz. Bu sudur.
Biz ona hükmederiz. Bu, şeftali suyudur. Biz hükmederiz. Bu, ettir. Rengi, tadı ve, görüntüsü bozulmadığı müddetçe. İnsana da bakarız. İnsanın bozulmadığını nereden anlayacağız? İnsanın acılığı ve tatlılığı. Kendi fiiliyatlarından anlayacağız. İnsan su değil ki içelim. O zaman insanın tatlılığı, dilinde, gözünde, elinde, ayağında, ağzalarında. Biz onun dilinden çıkana bakacağız. Biz onun ağzalarından sudur edene bakacağız. dilinden çıkan tatlı ise, ağzalarından çıkan tatlı ise, o tatlı bir insan. Görüntü olarak insan, tadını içemeyeceğimize göre, insanı fiiliyatlarından tanıyacağız. İnsanın fiiliyatlarından. O zaman görüntüsü insan, fiiliyatları da insan ise, ve ağzından çıkan da insan ise, biz diyeceğiz ki, bu insan ama onun sözü acı ise, bakışı acı ise, davranış biçimi acı ise, insana benziyor.
Ama tadı insan değil. Görüntüsü insan ama, tadı insan değil. O zaman özelliklerinden bir tanesi tutmadı. tutmayınca onunla abdest alınmaz. Tutmayınca onunla kusredilmez. Tutmayınca o yenilip içilmez. Ya o tabiri caizse, necistir. Din termolojisinde, o necis hükmündedir. Sebep, çünkü, o yenilebilecek, içilebilecek noktada değil. o zaman nice temiz görünümlü insanlar vardır ki, aslında içleri necaset doludur. Nice, üzeri böyle hırpani giyimli, veyahut da çok lüs giyinmemiş insanlar vardır ki, onların içleri nedir? Pir-i paktır.
Tertemizdir. Eğer sen kabuğa bakarsan, kabuğa bakarsan, dışa bakar aldanırsın. Dışı yeşil türbe, içi estağfurullah töbedir. Yok, hem dışa, hem içe bakarsan, bu muhteşem bir şeydir. İçi dışına, dışı içine sinmiş, aksetmiştir. Harikadır bu. Ama, içi düzgün, dışı sıkıntılıysa, onun terbiyeye ihtiyacı vardır. O zaman, bizim içeceğimiz, su gibi olmalı insan. Bu neyle mümkün? Bu, normalde o kimsenin, tatlı olmasıyla mümkün. Eğer sizin kalbinizde iyilik, güzellik, tatlılık var ise, sizin dilinizde de, gözünüzde de, elinizde de, iyilik ve tatlılık olacaktır.
Eğer sizin kalbinizde, iyilik yok ise, kin, nefret, buğuz, isyan var ise, sizin dilinizde de, bu acılık olacaktır. Siz kinle, nefretle, buğuzla, etrafınıza sıkıntı vereceksiniz. Allah muhafaza eylesin. Hiçbir zaman, hani diyor ya, iki denizde, ikisi de bir asıldan akar. Hiçbir zaman, iyilik kötülüğe, kötülük iyiliğe karışmaz. Hiçbir zaman. Fiiliyat noktasında, ya iyilik yapmışsındır, ya da kötülük yapmışsındır. Ortası yoktur. İyilik, asla kötülüğün içerisine girmez. Kötülük de, asla iyiliğin içerisinde barınmaz. Siz, gönül itibariyle iyiseniz, hiçbir zaman kötülük sizde barınmayacaktır.
Benim kalbim temiz dediğinlere bakmayın. Gençliğimizde çok dinlerdik biz bunu. İşte, ibadet etmiyor, benim kalbim temizliyor. Ya senin kalbin temizliğini, temiz olmadığını beni ilgilendirmiyor. İbadetin de Allah'la, senin aranda, beni ilgilendiren senin bana bakış açın, bana davranış biçimin, bana karşı hal ve hareketlerin. Beni ilgilendiren bu. E sen kalbim temizliyorsun, benim anlımı yırıyorsun. Sen kalbim temizliyorsun, benim başımı, gözümü çıkarıyorsun. Sen benim kalbim temizliyorsun, ağzına gelene bana söylüyorsun. Benim kalbim temizliyorsun. Neden vurdun diyorum hanımına, ben ona kötülük için vurmadım diyor. Dedim ben çok iyi adam döverim, ben kalksam şimdi dedim, seni bir güzel dövsem desem ki, kötülük için dövmedim, bana baktı öyle.
Hadi dedim, bana da iyilik yap, bana da bir tokat vursana. Kadına iyilik amacıyla, tokat vurmak basit. Veya kadının çocuğuna, iyilik için tokat vurması basit. Kadın çocuğunu dövüyor. Sebep? İyilik için dövüyor. Kadına desen ki, ya iyilik için, sen dayak yemek ister misin? O çocuk on yaşında dövebiliyorsun. Otuz yaşına geldiğinde dövebilecek misin onu? Hayır. Hadi otuz yaşındayken döv. Dövemeyeceksin. Hadi git dengin olan bir kimseye, iyilik için bir tokat vur. Vuramayacaksın. O zaman kalbinizde iyilik varsa, elinizde de iyilik var, dilinizde de iyilik olacak.
Ve iyilikler de, kötülükler de karışmayacak. Hz. Mevlana Celalat-ı Rum Hazretleri, bunun ikisinden de geç diyor. Sen işin aslını ara. Sen işin manasını ara. Sen o suyun sahibini ara. İyiliği de, kötülüğü de yaratan, iyilik çeşmesinin de, kötülük çeşmesinin de başında bulunan, özün özü, aslın aslını ara. Hani, İsa Aleyhisselam, bunu çok anlatırım, seyahat halindeyken, bir kısım ibadet edenleri gördü. Onlara dedi ki, siz niçin ibadet ediyorsunuz? Onlardan birisi dedi ki, biz cehennemden korktuğumuzdan ibadet ediyoruz. Aradığım sizler değilsiniz dedi. Biraz daha yürüdü. Bir kısmı yine ibadet ediyordu. Dedi ki, siz ne yapıyorsunuz?
İbadet ediyoruz. Niçin? Biz de Allah'ın cennetine girmek için ibadet ediyoruz. Benim aradığım sizler de değilsiniz dedi. Biraz daha yürüdü, Allah'ı zikreden bir toplulukla karşılaştı. Onlara sordu, niçin Allah'ı zikrediyorsunuz? Niçin toplandınız böyle ibadet ediyorsunuz? Onlar dediler ki, biz Allah'ı sevdiğimiz için onu zikrediyoruz. İşte benim aradığım bunlar dedi. Onların yanına oturdu. Sufilik cennet sevdasından, cehennem korkusundan uzak olup, sırf Allah'ı sevdiği için ona iman edip ibadet etmektir. İşte Hazreti Pir de diyor ki, sen bu acılıktan da, bu tatlılıktan da, bu görünenden de, bu görünmeyenden de, bu zahir ilimden de, batın ilimden de, bildiğin her şeyden geç.
Ya, ona döndürüleceksiniz. Onu ara. İman edenler de ona döndürülecek. İman etmeyenler de ona döndürülecek. Bu dünyada iyilik de yapsan, kötülük de yapsan, sonuçta ona döndürüleceksin. Ya onun istediği, onun razı olduğu şekilde döneceksin, ya da, onun razı olmadığı şekilde döndürüleceksin. Ya mecburi istikametten döneceksin, oraya varacaksın, ya da o yolu severekten, koşaraktan, onun istediği gibi yaşayaraktan, oraya döneceksin. Ve sonunda, ikisinden de geç diyor Hazreti Pir. Ya, sen, normalde, bu noktada onun, istediği gibi olup, onun huzuruna oturacak hale gel. Allah'ın öyle kulları vardır ki, onlar Allah'ın huzurullahında otururlar.
Sen, huzurullahta oturmak için yaşa. Huzurullahta oturmak için gayret et. Huzurullahta oturmaya gözünü dik. Huzurullahta oturmaya gözünü dikersen, işte o zaman, dünyadan da, ahiretten de, geçenlerden olursun. ve unutma, Allah istediğini aziz eder. İstediğini de zelil eder. Allah'ın aziz etmesi, o kimse kendisinin aziz olmasını isteyip, aziz olma yolunda yürümesindendir. öbürkü de, kendisini zelil edecek işler yapar, Cenab-ı Hak da onu ne yapar? Onu zelil eder. O zaman sen, vaktin var iken, seni aziz edecek ameller, seni aziz edecek iman, seni aziz edecek salih, insanlarla beraber olmanın yolunu bul.
Tabii, Allah'ın bir de ismi vardı. Neydi? Muiz. Muiz, dilediğine izzet ve kuvvet veren, ilimde yükselten. Çünkü, izzet, ancak Allah'a aittir. Ve, izzet, onun elçisine, peygamberine, ve iman eden müminlere aittir. Sen, dünyada da, ahirete de, izzet istiyorsan, o peygamberlerin, o peygamberin, yolundan yürü ki, sen, bu her iki, halden de, uzak olasın.
Allah bizi, o aziz ettiği, kullarından eylesin. Sakın, sen, zalimler topluluğundan olma. Sakın sen, Allah'a isyan eden, müminleri zora düşüren, müminleri sıkıntıya boğan, zalimlerden olma. Çünkü, Allah, herkese hidayetini açmıştır. Ancak, tövbe etmeyen zalimler, Allah'ın hidayetinden uzak olurlar. Ve, ancak, iman etmeyen kafirler, Allah'ın hidayetinden uzak olur. Ancak, fasıklar, tövbe etmeyen fasıklar, Allah'ın hidayetinden uzak olur. Bizde şöyle bir şey var. Hidayet etmediyse ne yapalım? Onun hidayet etmemesi, kulun fiiliyatından, kulun davranış biçimindendir.
Allah, üç topluluğa hidayet etmez. Birincisi, fasıklardır. Bir kimse günaha devam ediyor ve günahını tövbe etmiyorsa, ona Cenab-ı Hak hidayet etmez. İkinci grup insan, zalimlerdir. O kimse, zalimliğe devam ediyorsa, o kimse, insanların hakkına, hukukuna tecavüz ediyorsa, kamunun hakkına, hukukuna tecavüz ediyorsa, o ailesinin ve çocuklarının hakkına ve hukukuna tecavüz ediyorsa, o kimse zalimdir.
Ve bir kimse bu zalimliğe devam ettiği müddetçe, Allah'ına hidayet etmez. Bir erkek düşünün, o erkek eşine zulmediyor. Haklı haksız dövüyor, haklı haksız küfrediyor, hakaret ediyor, oradaki kadını yok hükmünde görüyor. Zulmediyor. Kime? Eşine. Bir kadın düşünün, adama laf sokacağım, onu iğneleyeceğim, onu aşağılayacağım, onu böyle el ense çekeceğim, lafla küfle diye uğraşıyor. Adama zulmediyor. Adamın kazancını har vurup harman savuruyor. Dolapta bozuyor her şeyi, çürütüyor. Kadın diyor ki diğer kadına, güzelim diyor, madem eskidi yemek takımın diyor, tabağın birisini kırıvereceksin diyor. Züccaciye dükkanı, ben de duyuyor.
Allah'ım bu nasıl bir mantık diyorum ya. Kadın takımı, sırf yeni takım aldırmak için kocasına, tabağı kırıyor, takımı bozuyor. Döndüm dedim hanımefendi ya, kırmadan alsanız dedim ya, kırma, al gene alacaksan. Anlamıyor ki dedi, ben takım almak istiyorum, var evde bir takım diyor dedi. Ben de kırıyorum dedi, kırıldı, bozuldu diyorum dedi. Bizim İzmitli Gürcan diyor, ne anlıyorlarsa diyor, kule gibi diyor, tabakları sıralıyorlar diyor. Üst üste, üst üste, üst üste diyor, altı üstü bir çorba içeceğiz ya diyor. Altı üstü bir çorba içeceğiz diyor. Ama diyor, dört tane, beş tane tabak diyor, kule gibi sıralanıyor. Zannediyorsun ki diyor, bütün tabaklar dolacak.
Oysa diyor, bir çorba içiyoruz üstünden diyor. Bir kase kullanılıyor diyor. Dedim doğru söylüyorsun. Anamın çanakları kalmadı ki dedim, hepimiz bir çanaktan tarhana çorbası içelim, hepimiz bir çanaktan bir şey yiyelim, kalmadı. Tabak tabak sıralanacak hepsi de. Şimdi zulmediyor o kadın. Kadın kocasına zulmediyor. Geçen bir soru vardı, kadın yazmış. İşte kocasına şikayet etmiş, bağırıyor, çağırıyor, küfrediyor. Ondan sonra da oturuyor, zikrediyor diyor. Zülmedene Allah hidayet etmez. Üçüncüsü kim? Kafirlere. Hidayet etmeyeceği insanların içerisinde üç zümre. Bir, günah kebahirlere devam edenler, tövbe etmeyenler. İki, bunlar fasıklar oluyor.
İki, mümin, Müslüman ama zalim, zulmediyor. Çocuğuna, eşine, iş yerine, patronuna, kamuya, insanlara zulmediyor. Herhangi bir halinden, hareketinden dolayı. O zalim hükmüne geçiyor. Allah ona da hidayet etmiyor. Üçüncüsü kim? Kafirler. Allah ne yapıyor? Onlara da hidayet etmiyor. Hidayet etmemeyi, etmeyişinin sebebi, o kulun fiiliyatı. Yoksa sen oturduğun yerde, normalde hidayeti isteyip de Allah sana hidayet etmedi. Bu mana çıkmaz. Allah bizi affetsin. O yüzden hidayet etmedikleri, o acı sunun içinde olanlar. Onlar da bizim aramızda dolaşıyorlar mı? Evet. Aynı evin çatısının altında dahi yaşanabiliyor mu?
Evet. Evde bir baba var, zalim. Aynı evin içerisinde, çoluk, çocuk, tomalak hepsi de yaşıyor. Evde bir kadın var, zalim. Dolaşıyor ortalıkta. Saçlar dikili, çocukları perişan ediyor. Zalim. Veyahut da kadın saçlarını dikmiş, adamı perişan ediyor. O önceden de sadece zulüm erkeklere ait, kadınlar asla kocalarına zulmedemiyorlardı. Bitti. Şimdi kadınlar da kocalarını çok rahat sokağa atabiliyorlar. Bir telefon olsun olmasın. 155, Alo buyurun, eşim bana fiziki müdahale edebilir. Fiziken beni dövebilir. Dövmemiş daha. Evet. Kanunlarımız o hale geldi. Hemen polis geliyor, hiçbir şey demiyor.
Adamı bir evden uzaklaştırıyor. Gece yarısı savcılık karar veriyor. İşte evinden bir ay uzaklaştırılmasına ilk bir aymış. Bitti artık o. Değil mi? Gidiyorsunuz mu öyle vakalara? Sen toplum polisiydin ama değil mi? Tamam. Geçenlerde normalde bir polis arkadaş geldi. Dedi gece dedi saat 2.30, 3.00, 4.00 hiç önemli değil. Nöbetçi savcılığı anında kararlılıyor. Anında dedi uzaklaştırma veriliyor. Öyle erkekler kendi kendine. Biz adamız, erkeğiz, evin reisiyiz. İstediğimiz, istediğimiz gibi yaparız. Sakın ha. Bunları unutun artık. Bitti. Ha sonra adam arkadan intikam alır. O ayrı mesela.
Yani adam da evden uzaklaştırılma aldı mı? Aldı. Vay canıma comcom yamudu. Nasıl olsa uzaklaştırılma aldım. Ben gidiyorum bir daha dönmüyorum. Diyebilir, diyebilir. Hani Nasreddin Hoca'ya hanımı demiş ya. Biraz öte git demiş. Yatağın içinde. Öte git deyince Afyon'dan haber göndermiş. Daha gideyim mi diye. Öyle adam olur. Afyon'dan haber de göndermez. İzmir'den karşıya. Dünya varmış diyebilir. Allah bizi affetsin. Kalp, kalp altınla halis altın. Ayarda belli olur. Kalpla halisi mihenge vurmadıkça tahmini olarak bilemezsin. Şimdi kalp dedikleri sahte altın. Hani sahte altınla, hakiki altına mübi mihenge vururlar. Kuyumcular da mihenk taşı derler ya.
O kuyumcu o mihenk taşına vurur. Mihenk taşına vuraraktan onun sahte mi gerçek mi olduğu belli olur. İnsanın da kalp olanı vardır. Yani sahte olanı, bir de has olanı vardır. Has olanla, kalp olan bir imtihanda meydana çıkar. Bir imtihana tabi tutulduğunda, başlarına bir sıkıntı, bir bela, bir musibet, bir problem geldiğinde, o kimsenin halis mi, yoksa dandik bir adam mı, insan mı olduğu çıktılar meydana. Kimisi var Türk malı, kimisi var Çin malı. E şimdi onu normalde Türk malı, Çin malı diye yazmıyor ki insanların üzerinde. O zaman neyle çıkacak? Bir imtihanla çıkacak. En sıkıntılısı ne? Onu bir potaya atar, eritirseniz o zaman çıkar meydana. Biz normalde Tire Endüstri Meslek Lisesi'nde, metal işlerinde okudum ben. Biz normalde bir maden gelince eline çok basit, oksijeni hemen yak, hemen üzerine ısıt biraz, ısıtınca onun üzerindeki boyası, ne bileyim aldatmacası ne varsa dökülüverir.
Hemen anında veya işte bir altın suyuna bandırılıp çıkarıldıysa hafiften ısıt, hemen onun üzerindeki altın dökülüverir. Onun içindeki gerçek madeni çıkar veyahut da boyanmış, boyalı maden. Onun üzerine ısıtıver, onun boyası üzerinden dökülüverir. Gerçeği meydana çıkar. İnsanların da böyle rütuşlanmış, boyalanmış olanları vardır. Ahlakan kendini saklar, muhafaza eder. Evlenecek ya, o esnada yarım saat, bir saat, iki saat kendisini korur, kendisini muhafaza eder. Onun üzerine bin bir tane iğne batırsan hiçbir şey demez. Der ki içinden o bir saat burada sabredeceksin, gideceksin. O bir saat sabreder. Evlendikten sonra boyası, nii varsa çıkacak. Kimisi kendisini saklayabilir.
Hatta kendisini saklamak için der ki, işte o insanlarla şimdi haram olur diye görüşmüyor. Yok o insana çıkmıyor, yok şunu şöyle yapmıyor, yok bunu böyle yapmıyor. Böyle bir şeffaflık yoksa, bir şahısta, bir toplulukta şeffaflık yok ise, onun arkasından bir şey arayayım. İnsan şeffaf değil, arkasından bir şey ara. Ara. Biz o kadar şüpheci olduk ki, şeffafın da arkasından bir şey arıyoruz. Ama asıl şüpheleneceğimiz yerlerden şüphelenmiyoruz. Asıl bir şey aramamız gereken yerlerden aramıyoruz. Allah muhafaza eylesin.
İnsanlar bu noktada kalpı veyahut da hası imtihanın sonunda çıkacak. Hatta bu dünyada belki de nice has bildiklerimiz olacak, mahşerde onların kalp olduğunu göreceğiz. Nice kalpmiş gibi gördüklerimiz olacak, mahşere çıktığımızda onların has olduğunu göreceğiz. Allah bizi yanılanlardan eylemesin inşallah. Allah kimin ruhuna mihenk korsa ancak o kişi yakini şüpheden ayırt edebilir.
Cenab-ı Hak kimisine mihenk koyar. Yani o mihenk dediğimiz şey neydi? O kimseye bir ölçü aleti koymuş. Eğer size bir ölçü aleti koyarsa, o zaman siz kimin iyi, kimin kötü, kimin has olduğunu anlarsınız. Ama sizde o ölçü aleti yok ise ve o meslekle mesleklenmediyseniz, siz aldatılmaya maruz kalırsınız. Orada da o kimse o ölçüyü elde etmesi gerekir.
Ama insanlar o ölçüyü elde edebilecek bilgiye sahip değiller ise, o ölçüye sahip olacak, yola sahip değillerse, onlar ne yazık ki aldanmaya, aldatılmaya devam edecekler. Hoş sonuçta bizim gibi ülkelerde insanlar aldanınca, sanki o aldanmamış gibi, biz de aldatılmışız deyip meselenin içinden çıkıyorlar. Kandırılmışız diyorlar, çıkıyorlar. Bunların hepsi de soru mu? Maşallah. Ben böyle kabarık göğünce, o yüzden sohbeti kısa kestim. Kısa kestiğim kadar da varmış demek. Dersini isteyerek bırakan kardeşle görüşmekte sıkıntı var mı? Herkeste görüşün, hiçbir sıkıntımız yok. Bütün müminler kardeştirler.
Kardeşler birbirleriyle görüşürler, konuşurlar, sıkıntı yok. Kredi kartıyla kurban alınır mı? İllaki kredi kartıyla mı almak zorundasınız? Kurban, hanefilere göre nisap miktarında paraya sahip olan kimseye vacip. Nisap miktarındaki para, örneğin 80 gram altın bir yıl o kimsede durduysa, ona kurban vacip olur. Neden kurban keserken illaki kredi kartı kullanmak zorunda hissediyorsunuz kendinizi?
Başka çareniz yok. Eyvallah, bir şey diyemem. Ben mümkün olduğunca her ne kadar bankacılar bana kızsa da, kapitalist sistemi savunucuları bana kızsa da, ben bankalardan uzak durmaya gayret edin diyenlerdenim. Kredi kartı ne kadar cebinizde fazla, o kadar derdiniz fazla. Kredi kartından ne kadar uzaksanız, o kadar rahatsınız. Kafanız rahat. Benim kafam çok rahat, yok çünkü. O kadar kafam rahat ki. Bir ara çok samimi bir arkadaşım dedi ki ya, dışarılara gidiyorsun, yola gidiyorsun, paran kalır kalmaz bir şey olur, şu kredi kartını al. Dedim, verme bana. Ya dedi ya, al ne olacak dedi. İyi.
Biz aldık. İlk önce dedik, telefon parası. Aha gidin kredi kartından çekin, gidiyorlar çekiyorlar. Ayın kaçında hesap ödemesi? Yirmi beşinde. Birinci ay biz bin lira kredi kartı parası ödedik. İkinci ay iki bin lira ödedik. Ayın yirmi beşi ya, üçüncü ayda gelirken, ayın yirmi beş sendromu bende oluşmaya başladı. Ayın yirmi beşinde kredi kartı ödenecek, ayın yirmi beşinde kredi kartı ödenecek. Ayın yirmi beşi geldi, üç bin lira ödedik. Dördüncü ay, dört bin lira ödedik. Ne? Bu sefer ayın onundan sendromu başladı. Yirmi beşinde kredi kartı var, yirmi beşinde kredi kartı var, yirmi beşinde kredi kartı var. Beşinci ay beş bin lira. Beş bin liraya yatırdım kredi kartını da, dedim gönderiyorum. Dedi dursun sen de, çat çat çat kırdım, attım kredi kartını.
Altıncı ay kredi kartı yok, sendrom da yok. Olmayınca bankadan o arkadaşı aramışlar. Ne oldu? Bu kredi kartı çalışmıyor. Demiş, kırdı, attı. Numaramı vermiş, aradılar. İstanbul merkezden arıyorlarmış. Kredi kartı. Dedim, kırdım, attım. İşte gönderelim, ödeyecek misiniz? Ses yok. Ödeyecekseniz gönderin, ödemeyecekseniz göndermeyin. İstemiyorum. Kurtuldum. Dedim, ne büyük sendrommuş bu. Hiç kullanmadıydım zaten uzun müddet. İşte bu dediğim şey de on yıl oluyor. Dedim, yok Allah muhafaza eylesin. Uzak durun kredi kartından. Adamın asgari ücret, bin altı yüz lira maaşı var, on tane kredi kartı var.
Allah'ım yarabbi, borçlu, bir yıl boyunca borçlu, iki yıl boyunca borçlu. Yok, iş değil. Kurban eti üzerinden pay edilen et kadar para ödenerek kesilen kurban, kurban olur mu? Yok, biz kurban keseriz, et almayız. Bu doğru bir kurban kesme metodu değil.
Kurbanı alıyorlar, aldı yedi hisse kurbanı, kestiler, tarttılar. Herkes aldığı et kadar kurban parası ödedi. Bu kurban olmadı. Bir kimse hissederlerden birisi et için o hisseye girse, öbür günlerin de kurbanı bozulur. Yedi hisseder var, birisi dedi ki, ne kurbanı ya ben et için girdim dedi, eti ucuza getirmek için girdim, hisse aldım.
Öbür altı kişinin, kendisinin de hepsinin de kurbanı fasit oldu. Hatta birisi nafileydi, ona vacip değildi. O kurbana böyle hisse girdi, ona da vacip oldu. Allah muhafaza eylesin. Kurban geliyor, gene ettir, deridir, tantanası çok olur. Oooo! Soru bir, cemaat ve tarikatlarda şeffaflık ve hesap verilebilirlik hakkında düşünceleriniz nelerdir? Cemaatleri ve tarikatları ayırt edelim. Türkiye'de cemaat oluşumları vardır. Türkiye'de hiçbir yerde tarikat yoktur. Kendilerine tarikat denilenler, gerçek manada tarikat değildir. Çünkü Türkiye'de tekke ve zaviyeler kanunu orada dururken, bir tarikatın olması ve oluşması mümkün değildir.
Bu bir, cemaatler ve ben bu tabiri kabul etmesem dahi soru olarak devam edeceğim. Tarikatlar, eğer paraya bulaşıyorlarsa, evet, incelenmeye açık olmalılar. Eğer bir cemaat deri topluyorsa, et topluyorsa, kurban topluyorsa, zekat topluyorsa, sadaka topluyorsa, bu bizim dilimize geldi ya, himmet topluyorsa, yardım topluyorsa, talebe okudacağım diyorsa, Kur'an kursu aşacağım diyorsa, bunların hepsinin de resmi olarak incelenmesi lazım.
Hepsinin de olmaz, böyle bir şey olmaz. Ama oluyor. Bunun ya komple her şeyi serbest bırakacaksınız.
Serbest bırakmıyorsanız, yasaklayacaksınız. Yasaklayamıyorsanız, serbest bırakacaksınız. Türkiye öyle değil. Niye yasaklayabiliyor, ne serbest ediyor. Ben mutluluk duyuyorum. Bunda hiçbir sıkıntı yok. Geçen gün CNN'de radyo haberlerini dinliyorum. CNN'de radyo haberlerini de diyor ki, işte İstanbul'daki bilmem ne Süryani Kilisesi vakıf olarak sahiplerine verildi. Bilmem kaç yıllık işte şeydi, ne o? Mahkemelikti. Harika. Bu topraklarda Süryanisi var, Ermenisi var, Ortodokslu var, Yahudisi var, ondan sonra Müslümanı var. Müslümanların kendi içlerinde farklı felsefeye sahip, inanışa sahip kimseler var. Ya serbest bırakacaksınız herkesi.
Devlet olarak sadece denetleme vazifesini alacaksınız elinize. Süryani Kilisesi kadar Mevlevi Hanenin değeri yok mu ülkede? Bilmem hangi kilise değerli de hangi Mevlevi Hane değersiz? Veya bilmem hangi Ortodoks Kilisesi önemli de hangi bir Alevi Tekkesi önemsiz?
Bilmem hangi inanç grubuna ait bir ibadethane önemli de farklı bir inanç grubuna ait ibadethane neden önemsiz? Siz bilmem hangi inanç grubuna ait bir şeyi denetliyorsunuz, her şeyine bakıyorsunuz da siz başka bir inanç grubuna ait sahip olan bir kimseyin nelerini denetlemiyorsunuz?
Bugün için siz bir Ortodoks Patriğinin veya Patrikliğini denetleyebiliyor musunuz? Siz bir kilisenin gelirlerini denetleyebiliyor musunuz? Siz bir kiliseye ne kadar yardım topluyorlar, bu yardımları nereye harcıyorlar denetleyebiliyor musunuz? Denetleyemiyorsunuz. Veya denetlemiyorsunuz. Ben de bu ülkenin vatandaşıyım. Ben de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatandaşıyım. Ben de onun nüfus kağıdını taşıyorum, pasaportunu taşıyorum. Benim de bir dini kimliğim var. Benim de bir dini inanışım var. Neden bir başkasını denetlerken beni denetlemiyorsun? Neden beni denetlerken bir başkasını denetlemiyorsun?
Neden benim ibadet ettiğim yeri herhangi bir şikayet anında, anında gelip basıyorsun? Neden başka bir yere basmıyorsun? Siz bir Ortodoks kilisesinin basıldığını gördünüz mü? Duydunuz mu? Evet. Bir devlet kendi tebaasını veya kendi sınırlarının içerisindeki bütün cemaatleri, bütün tarikatları denetleyebilmeli. Ama aynı şekilde de diyaneti de denetlemeli. Bana söyler misiniz? Diyanet Vakfı haç ve ömre işi yapıyor. Turizm şirketi gibi. Parasının ne kadar olduğunu biliyor musunuz?
Ülkenin en zengin vakıflarından birisi olduğunu biliyor musunuz? Bu vakıfın bir kısım parasının Enver Öğren'in İhlas Bank'ta battığını biliyor musunuz? Hepsi de denetlenmeli. Demeli ki getir bakalım Diyanet Vakfı'nın hesaplarını. Sen ne yapıyorsun? Haç ömre işi yapıyor. Ya sen turizm şirketi misin? Bu ülkede yurt dışına giden insanların hepsi de diyanetten icazet mi alıyorlar? Avrupa Birliği'ne giderken siz diyanetten izin mi alıyorsunuz? Hayır.
İngiltere'ye gidecek olanlar diyanetten bir kart alıp diyanete yüz dolar mı ödüyorlar? Diyanet Vakfı'na. Hayır. Ama bu ülkede kimle hacca giderse gitsin, hangi şirkette giderse gitsin, herkes diyanet vakfına, aklımda kalanı söylüyorum, azdır, çoktur, miktarını bilmiyorum, yüz dolar para ödüyor. Eğer o parayı ödemez de diyanetin kartını almazsanız Suud o kart yok diye geri gönderiyor sizi.
Siz otel rezervasyonunuzu yaptırmışsınız, pasaporta vizeye almışsınız, her şeyiniz bir tamam. Eğer diyanetten o kart yoksa sizi havaalanından geri gönderiyor. Ben böyle söyleyince kızıyorlar bana. Diyorlar ki diyanete düşman mısın? Düşman değilim. Ne düşman olayım? Uygulama bu. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak vizeni aldığın müddetçe dünyanın istediği yerine, istediği zaman gidebilirsin. Suudi Arabistan'a haç ve ömrü için gideceksen, diyanet vakfına yüz dolar yatırmadan gidemezsin. Bütün her şey din ve diyanet adına hepsi de incelensin. Hepsi de incelensin. Yerden göğe kadar incelensin.
Ama laf hepsi de, hepsi de laf. Allah bizi affetsin. Derviş anne babadan doğan çocuk diğer kardeşlerin abisi olur mu? Geç. Twitter'da İzmir ile ilgili paylaşımınızda bir gönderme var mı? Hayır. Yok. Aha! Ne alakası var? Kocam çocuklarıma karşı şiddet ve hakaret yapıyor. Hemen şikayet et. Dumanını çıkarıyorlar valla. Gözlük, gözlük camı, lens, kulaklık, kulaklık pili, baston gibi şeyleri bulduğumuzda yapmamız gerekenler nelerdir?
Hiç ellemeyin. Bırakın orada dursun durduğu yerde kaybeden gelir alır. Allah Celle Celaluhu kalben ulaşmanın yolu nedir? İman edip iyi amel işlemektir. Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem dünya hayatında yapmak istediği ve yapamadığı bir şey var mıdır? Muhakkak onun yapmak istedikleri ve yapamadıkları da olmuştur. Kişi, hedef ve ahlak noktasındaki olgunlaşma heyecanını ve azmini nasıl diri tutar? Her dem ona yakın olma şevkiyle insanı ayakta tutan şevktir. Aşığın, aşığın ekmeği, suyu şevktir. Aşığın şevki yok ise, o aşık, aşık değildir. Aşığı her daim diri tutan şevkidir.
Önemli olan aşık değil, şevk ehli olmaktır. Çünkü o aşıklığın aşıklığını her daim diri tutacak. Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem peygamberimiz zamanında yaşam şartları çok zordu ve peygamberimiz nasıl büyüdü, yani nereye ve neleri ziyaret etti, ayrıntılı bir şekilde anlatır mısınız? Allah razı olsun. Muhakkak yaşam şartları her dönemin kendine göre zorluğu vardır. Onun döneminde de zordu ama o peygamber ferasetiyle o zorluğun altından kalktı. Bir müridin üstadına bağlılığı nasıl olmalı ve üstadın da müridine bakışı ve duası nasıl olur? Teşekkür ederim. Normalde bu mürid-üstad ilişkisi sulandırılmış ilişkidir Türkiye'de.
Bakın şunu unutmayın. İster mürid-mürşid ilişkisi, ister eş-koca ilişkisi, ister koca-kadın ilişkisi, ister çocuk-anne baba, ister anne baba-çocuk. İster işçi, patron ilişkisi, bu önemli değil. Kimle olan ilişkin olursa olsun önemli olan o ilişkinin hukukunu bilmektir. Eğer o ilişkinin hukukunu bilmiyorsa insanlar, o ilişkinin edebini, adabını bilmiyorlarsa onların o ilişkileri doğru düzende gitmeyecektir.
Bizim insanlarımız evlenirler, evlilik hukukunu bilmezler. Bir evlilik ilişkisinde kadınla kocanın hakkı, hukuku, edebi, adabı, sınırları nedir? Bunu insanlar bilmezler. Müslümansa onun İslami bir çizgisini bilmez. Müslüman değil ise kulaktan dolma annesinden babasından almış olduğu bilgilerle öğrenir. Bu sefer evde çatışma çıkar. Örneğin bir erkeğin evinde normalde despot bir baba vardır. Despot bir baba her şeyi etrafında döndürüyordur. Çocuk evin erkekliğinin öyle olduğunu düşünür. Evlenir, evlenmez despotluya başlar. Oysa kadın despot bir aileden gelmiyordur. Hatta o ailede şöyledir. Örneğin işte adam bir bardak su bana verir misiniz? Kadın içeriden bağırır.
Aşkım çeşmeden akıyor. Bu normaldir o ailede. Adam kalkar, çeşmeye gider, çeşmeden suyunu doldurur. Aa akıyormuş diye de hayret etmez. Şimdi aynı bayan evlendi o evin kızı. Adam dedi ki bana bir bardak su verir misin? Aşkım çeşmeden akıyor. Bana böyle dersin ha. Kıyamet koptu. Sebep? İkisinin aile kültürü farklı. İkisinin ailede hitabı farklı. Şimdi bir baba düşünün evde çocuklarına bir fiske dahi vurmamış. Eşine bir kötü söz söylememiş. Bu kız öyle bir ailenin içinde yetişmiş.
Evlendi. Dakika bir, gol bir sabahleyin tokatlanaraktan uyandı. O kızın evliliğe bakış açısını nereye oturtturacaksınız? Bir evlenen, yeni evlenen bir kız düşünün. Eve geldi, eve geldiği gece dayak idi eşinden. Evliliğini nereye oturtturacak o?
Şimdi bizde bu tip sıkıntılar var. O yüzden şimdi mürid-mürşid ilişkisi nasıl olmalı? Kardeş, mürid-mürşid ilişkisi Kur'an ve sünnet dairesinde olur. Gerçek bir mürşid, müridinden haram bir şey istemediği gibi onu harama da sevk etmez. Bu taslamam diline dolamış ya, televizyonlarda söylüyor ya, aynı kelimeleri söylüyor.
İşte ölü yıkayıcısının elindeki ölü gibi olacak. Ya böyle bir mürid-mürşid ilişkisi İslam'da yok. Kur'an ve sünnette böyle bir ilişki yok. Neden? Siz bir kötülüğü gördüğünüzde elinizle, mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse kalben buğz ederekten önlemeye çalışınız. Emir, sana bir mürşid kötülüğe doğru sevk ederse, sen diyeceksin ki, bu kötülük, bunu yapamayız.
Neden bunu istiyorsun bizden? Bu haram. Olur mu böyle bir şey? O insanlar, o topluluğa dinini öğrenmek için geliyorlar ve dinini yaşamak için geliyorlar. Siz onlara haramı, helalı öğretmekle mükellefsiniz. Nasıl o kimseden haram bir şey isteyebilirsiniz? Bu mümkün değil. Ama taslamam gibi insanlar hangi dergahları, hangi cemaatleri, hangi tarikatları real olarak gidip çalışma yaptılar. Bir profesör bir kimsenin çünkü ilmi olarak çalışma yapması lazım. O kanıya varmak için gidecek ilmi olarak çalışma yapacak. Kıymetli dostlar, ben 1986'da tasavvufla tanıştım. Yıl 2018.
Ben 32 yıldan beri tasavvuf dünyasının içindeyim. 32 yıldan beri ne diyanetten ne ilahiyattan bir tane vazifeli, görevli benim bulunduğum ortamda, benim bulunduğum dairede hiçbir inceleme yapmadılar. Hiçbir kimse gelip sorgulamadı, hiçbir kimse gelip incelemedi, hiçbir kimse gelip araştırmadı. Ben Bursa ilahiyata haber gönderiyorum.
Gelin bizi araştırın, gelin bizi soruşturun, gelin bizi inceleyin. Doktora tezi yapın, araştırma konusu yapın. Onlar etrafındaki insanları küçük görmekten başka bir şey yapmıyorlar. Bakın bunu övünmek için söylemiyorum. Yılda Bursa'da iki tane program yapıyoruz. Yaklaşık beşer bin kişinin katıldığı program yapıyoruz. İzmit'te dokuz bin kişilik salon var. Yılda bir sefer program yapıyoruz. Dokuz bin kişilik salonlarda. Ülkenin değişik salonlarında halka açık böyle programlarımız var. Ya biz bu ülkenin insanıyız. Bu ülkenin çocuğuyuz. Bu toprakları kokuyoruz biz. Benim prim Konya'da meftun.
Bir tanesi Ankara'da meftun. Hacı Bayram Veli. Birisi Kırşehir'de meftun. Hacı Bektaş Veli. Üftada Hazretleri. Bursa'da meftun. Mahmud-u Hüday İstanbul'da meftun. Bu topraklarda yaşamışlar. Benim şeyhim Nevşehir'de. Onun şeyhi Çorum'da. Onun şeyhi de Çorum'da. Onun şeyhi de Çorum'da. Mezarları orada. Benim bağlı bulunduğum dergah Kuvvay-i Milliye'yle beraber bu ülkenin Kurtuluş Savaşı'na katılmış bir dergahın müttesibiyim.
Parasıyla, dervişiyle, şeyhiyle hepsi de Kuvvay-i Milliye'yle beraber Kurtuluş Savaşı'na katılmıştı. Allah için ya. Bir taneniz gelin. 120 aydan beri, 120 aydır Gelibolu Mevlanesine gideriz. 120 aydır. 120 ay. Türkiye'nin ayaktaki en büyük Mevlevihanesi. Çanakkale Üniversitesi'nde İlahiyat Fakültesi var. Senin dalın. Tasavvuf kürsüsü de var mı? Var. Senin dalın. Çocuklar, size vazife. Burnunuzun ucunda. Gelibolu Mevlanesi'nde böyle bir şey yapıyorlar. Ve her sene Balkanlar'da ne kadar tasavvufla ilgilenen dergah, tekke var ise böyle bir çalışmamız var.
Gelibolu Mevlanesi'nde 5 yıldan beri hepsini de topluyoruz. Yaklaşık 100'e yakın misafir getiriyoruz. Bir tanesi incelese ya. Bir tanesi araştırsa ya. Konuşuyorlar. Ya bilim adamı değil misiniz siz? Evet. Ya bilim adamı real araştıraraktan konuşur ya. Siz taslamamanın. Bir tane bir dergahın üstadıyla konuştuğunu, reportaj ettiğini, onları araştırdığına dair bir tezi var mı? Yok. Taslamanın bir tane Kur'an ve sünnetle alakalı bir tezi var mı? Yok. Kabul edilmiş, uluslararası arenada kabul edilmiş bir makalesi var mı?
Yok. Ama o çıkıyor televizyona diyor ki, Mürid alay ederekten söylüyor. Mürşidinin önünde ölü yıkayıcısı gibidir. Ya getir o müridi, ben onu müritlikten atayım bir tane ölü yıkayıcısı gibi duracaksa. Akılsız mı bu adam? Ama bununla İslam'a saldırıyor. Bununla saf, gerçek sufiliğe saldırıyor. Böylece insanların nazarında o sufiliği katlediyor. Ondan sonra diyor ki, Daesh çıkar. Benden mi çıktı Daesh? Daesh Mevlevi mi? Daesh Kadiri mi? Rufai mi? Bektaşi mi? Bedevi mi? Ne bu? Daesh ne?
Uşaki mi? Halveti mi? Celveti mi? Ne Daesh? Sufiliğe düşman olan Vahabi, Selefi bozuntusu. CIA'nin, Mossad'ın kurduğu, sufiliğe de, sünnilliğe de düşman, Yezidi topluluğu. E ben bunu ta en baştan söyleyince, işte tehdit alıyoruz, bilmem ne alıyoruz, bunu da söylüyorum. Ya bu adamlar bak bizi tehdit ediyorlar, ortamı tehdit ediyorlar. Bunlarla nasıl mücadele edilecekse edin, sebep, çünkü ben dinimi biliyorum. Allahu Ekber diyerekten cami bombalanmaz. Allahu Ekber diyerekten bir Müslümanı öldüremezsin. Sen kendi kafandan gayrimüslim bir kimseyi de öldüremezsin. Sen tren karını bombalayamazsın.
Bu fetvayı nereden aldın? Tabii sen mezheplere karşı çıkarırsan, mezheplere aykırı davranır, mezhepleri yok hükmünde görürsen, sen sufiliği aykırı davranır, sufiliği de yok görürsen, o kimse kalkar, size Kur'an yeter, başka bir şeye gerek yok deyip meal okuyaraktan din öğreneceğim derse bu hale gelir. Kimse ona bakmıyor. Allah bizi affetsin. O yüzden bunların ölçüsü ne yazık ki yerli yerine konulmuş değil. Tasavvuf bir cemaat kültürü müdür? Hayır. Geçen bir mevzu oldu. Açık açık konuşayım. Abim geldi de bir mevzu oldu. Oradan buradan açıldı. Dedim ki, cemaat dediğiniz oluşumlar Türkiye'de en eskisi elli seneliktir. En eskisi kimdir?
Nurculardır. Nereye dayanır? 1940'lara dayanır. Yüz yıl bile değildir. Yüz yıl değildir. Bakın, tasavvuf ta Adem'e dayanır. Tasavvuf ta Adem'e dayanır. Tasavvuf Adem'in dünya üzerine gönderilmezden öncesine dayanır. Tasavvuf ta Eleste dayanır. Tasavvuf. Ne kadar cemaat var ise, hepsi de beş yıllık, on yıllık, yirmi yıllık, otuz yıllıktır, elli yıllıktır Türkiye'de. Sebep, siz cemaate istediğiniz adamları toplayabilirsiniz. Cemaatin başında bir tane adam vardır, laf bilen bir adam, o cemaati yönlendirir ama tasavvuf öyle değildir.
Tasavvuf, o topluluğun başında bir üstad gerekir. O üstadın da muhakkak üstadi lazımdır. O üstad, üstadsız değildir. Üstadsızsa çok özür dilerim sözüm meclisten dışarı, soysuzdur o. Sufilik üstada dayanır. Bir kimse üstadını söylemek zorundadır. Benim üstadım filanca. Onun üstadı filanca. O insanlar, o üstada rüyalarında görerekten intisap ederler. Rüyasında görerekten. Cemaat için böyle bir şart yoktur. Arasında en önemli fark da budur. Allah muhafaza eylesin. Tasavvufla cemaat kültürünün ayrılan yönleri nelerdir? Bu cemaat kültürü içinde bulunduğu konuma, duruma göre şekillenir.
Şehrine göre şekillenir. Ama tasavvuf kültürü dediğimiz kültür, sadece Muhammed Mustafa'ya kadar olanı almaz. Ondan öncesini de alır, geniştir. Kur'an'da tasavvufun yeri nedir? Tasavvuf bir Kur'an kültürü müdür? Tasavvuf bu manada, hani o müminler ki Allah'ı şedid bir sevgiyle severler. Bunun üzerine kuruludur. Kur'an'dan bir ayetle de bu meseleyi bitirmiş olalım. Ben size şöyle bir şey sorsam. Annem bana hamileyken ayrılma derecesine gelmiş. Dedem buna izin vermemiş. Ben kapısında dul yetim istemem demiş. Bu ne? Ahtır mı? Artık buraya okuyamadım.
Benim evimden dul yetim eksilmiyor. Hayatım yükü inanın çok zor. Fakat benim suçum ne ki bunları yaşıyorum. Bizim toplumumuzda böyle bir şey var. Ben evimde dul yetim istemiyorum diye yanlış. Bu toplumda Kur'an ve sünnetin hakim olmadığını gösteriyor. Bizde şöyle bir şey var. İşte anne baba öncesinde bu çok vardı. İşte çocuk geçinemiyor orada. Bir sıkıntı var. Adam zalim veya bir sıkıntı var. Ayrılmak istiyorlar. Kızın annesi babası diyor ki ben kapımda dul yetim istemiyorum. Ayrılmayacaksın. Orada duracaksın. Allah Allah. Sanki biz Katolik nikahıyla nikahlandık. Asla boşanamıyoruz. Veyahut da ayrıldı. Anne çocuğunu da alıp geliyor.
Ya bırak çocuğu adama. Görsün. Yok. Hep beraber çocukları da toplayıp geliyoruz biz. Şimdi ben arkadaşlara uygulattığım şeyi söylüyorum. Adam diyor ki ben ayrılmayı düşünüyorum. Olur yavrum al çocuklarını git. Nasıl yani? Basma ya. Bu kadıncağız çocuklarını babasının evinden mi getirdi? Hayır. Sen aldın değil mi bunu babasının evinden? Evet. Bu çocuklar sana ait dinen. Bakımı, iaşesi her şey sana ait. Al götür çocuklarını. Kalıyor. Bizde ama Türk toplumunda şöyle bir şey var. Biz kümesinle beraber alıyoruz. Bir verip beş alıyoruz biz. Bir verdik, beş aldık.
Bir verdik, biz bir verdik, üç aldık üstüne. Allah Allah. Ya kızım biz seni evlendirdik bir tane. Evlendin. Gelirken üç tane de yanında getirdin. Dört oldu. Ya ben bir taneye zor bakıyordum zaten. Ben şimdi dört tane bakacağım. Ama toplumun içerisinde yerleşmiş bu. Adam eşini alıyor, çocuklarını da alıyor. Arabaya bindiriyor. Dost doğru götürüyor. Babasının, kızın babasının evine. Kızın babası aradı beni. Mustafa Efendi böyle böyle bir durum var dedi. Kızını al çocukları bırak dedim. Ya ben torunlarımı nasıl yapayım? Beni aradın ya dedim. Bana soruyor musun? Evet. Kızını al çocukları bırak arabada dedim. Kapıyı açmış, damat gelmiş, köş köş böyle hepsini bırakacak.
Evladım dur demiş. Dur. Kızına demiş sen gir içeri. Yavrum sen çocuklarını al götür demiş. Bana diyor ki ciğerim yanda ama diyor Mustafa Efendi sen söyledin ya diyor. Yerine getirdim diyor. Allah senden razı olsun. Ne oldu dedim. İki gün sonra dedi damat geldi çocuklar yanında. Ben annesini alabilir miyim çocukların dedi diyor. Ne yaptın dedim ben? Verdim dedi. Allah seni iyi etsin dedim. O zaman aradın. O zaman ne aramadın dedim. Aramam mı lazımdı? Evet dedim. Arayacaktın. Neden arayacaktım dedim biliyor musun? O geldiğinde yok sana kız diyecekti. Vermiyor. Neden? Üç tane çocuğu al götür bak hadi bakalım. Ha bakan adam çıkar mı?
Çıkar. O zaman o zaten çocukları alıp anasını da alıp babasını kapının önüne götürmez ki. Der ki buraya kadarmış ben seni annene kadar bırakayım. Veya bırakmak istediğin yere, kalmak istediğin yere bırakayım. Veyahut da ben sana bir ev tutayım. Üç ay orada dur. İddet gününü orada geçir. Ya da üç aydan burada dur. İddetini burada geçir. Üç ayın sonunda evimi boşalt. Bu arada da sen bir tane çocuklara bakacak. Bir mürebbi. Bir kadın kimse getir, evinde baktır çocuklara. Böyle bir adamsa zaten o kadının yapacak bir şeysi kalmaz. Gayet hakkı adamın. Ama bizde öyle değil. O yüzden o silsile devam ediyor. Biz gelsin çocuklarla beraber. Ya nereye geliyor ya?
O çocuk on sekiz yaşına geldiğinde anneyi dinlemeyecek. O çocuk yirmi yaşına geldiğinde anneyi dinlemeyecek. Babayı dinler, anneyi dinlemez. Nasıl zapt edeceksin onu? Zapt edemezsin. Zaten İslam çocuğu babanın terbiyesine veriyor. Çok üzüldüm bir konu. İslam'ın yaşayış bakış açısından bölünüyoruz. Camiye gidene gitmeyenler çıkar için gittiğini düşünüyor. Bu çok kişi evde namaz kılıyor. Menfaat dünya için gitmektense diyor. Camiye gidenler de gitmeyenlere kötü gözle bakıyor. Hele gençlik, Konya'daki bir araştırmaya göre yüzde doksanı deist çıkmış gençler. Ben böyle düşünmüyorum. Gazetelerin yazdıklarına da bakmıyorum. Müslümanların bölündüğünü de düşünmüyorum. Bunu bir zenginlik olarak düşünüyorum.
Bundan korkmayın. Bırakın farklı anlayışlar olsun, farklı bakış açıları olsun. Bunlar bölünme, ayrılma yolu değildir. Zenginlik yoludur. Biz nasıl ilmi daha yüksek seviyeye çıkaracağız ki? Bırakın insanlar farklı düşünsünler. Ama bu mahalle kültürü. Basit bu. Camiye gidenler menfaat için camiye gidiyor. Camide dolar dağıtıyorlar. Bu camiye gidenler var ya evet hepsi de menfaat için gidiyor. Ne dağıtıyorlar camide menfaat için gidecek? Doğal gaz da ısınıyor diye mi menfaatleniyor? Veya klima çalışıyor. Oh serinledim camide. Serinlemek için mi gittim diyor. Ne alakası var?
Biz birilerine laf söylemeye alışmışız. Git kardeşim camine sen namazını kıl. Camide dolar dağıtırlarsa alma. TL isterlerse ben milliyetçi adamım TL istiyorum de. Ne alakası var? Camiye daha cami ister senden istemeyen cami görmedim bugüne kadar. Camiye menfaat için gidip ne menfaatı?
Cebindekini verirsin daha. Bir cuma namazı kıldığım bir camide istenilmeyen bir cami görmedim daha. O isteyecek olan da böyle farzı kılar kılmaz arkasındaki sünneti, münneti terk ederekten caminin önünde. Baş diyor bağırma. Topluyorsunuz değil mi hocalar her ay? He? Köyde topluyorsunuz değil mi? Bağırmıyor mu o böyle birisi? Hiç sen toplanılmadığı bir cami gördün mü? Köyde dahil değil mi? O zenginliğin içerisinde hala da camide topluyorsunuz değil mi? Diyanet yolluyor. Ne menfaati ya? Bursa'nın en zengin köyü. İyidir köyü. Belki de Türkiye'de sıralamada ilk bire girebilirler. Osmanlı köyü kaç?
Altı yüz elli yıllık mıydı? Altı yüz elli yıllık köy. Köy sınırlarının içerisinde köyde oturmayan köyün dışında bir kimse bir karış toprak satmıyorlar daha. Ben dahilim buna. Kafaya takacağım böyle giderse alacağım oradan bir yer. Deleceğim bu yasağı. Cevdet plan hazır değil mi? Ondan sonra geleceğim burada diyeceğim ki birincisi benim. Böyle bir köy. Bakın onlar dahi her hafta topluyorlar. Çok güzel bir camileri var Allah için. Meydanı çok güzel. Her şey çok güzel. Kocaman bir Türk bayrağı var. O ana yoldan gelen geçen herkes görüyor. Ama Osmanlı köyü. Herkes birbirini çok iyi tanıyor. Harika benim çok hoşuma gidiyor. Latife takılıyorum. İyi bir şey yapıyorlar.
Dışarı hiçbir şey satmıyorlar. Birisinin işi bozuldu. Yeri satacak değil mi? Onu kulaktan kulağa duyuyorlar. Muhtar diyor ki bu yeri sana al, sana yakışıyor. Ya parası fazla ondan biraz çırpıyor, ondan biraz kertiyor, onu ona sattırıyor. Dışarı sattırmıyor. Dışarıdan birisi muhtar arıyor ya. Oradan bir yer alacağız ne yapalım? Alma sana vermeyiz buraya diyor. Net. Muhtar demek oranın valisi demek ya. O da burada zaten işte. Köyün valisi. Cumhurbaşkanlığı adamı temsil ediyor orada. Başkanı temsil ediyor. Gittin mi sen de şeye? Tabii ya. Burada özel adam. E şimdi camiden ne menfaat olur insanın?
Hele bir de sen tanınmışsan, sana bakıyor kapıdaki. Sen nereye gidiyorsun? Mustafa Özba, sen ha bir şey ödemeden git. Senin arkandan teneke değil, tavul bile çalarım. Bırak lan şu adamı. Burada para vermeden gitti. Mümkün mü? Bir de o toplayan imama da söyler. Ya hocam çok canım sıkıldı ya. Moralim bozuldu. Ne oldu? Burada Mustafa Özba var ya. O hani Mercedes olan. Bir lira vermeden gitti ya. Bir de hocayım diye geçinir. Hadi verme. Ama ben vermiyorum. Buna rağmen vermiyorum. Yine vermiyorum. Bakıyor ben çıkarken böyle bana vereceğim mi diye böyle yapıyor. Hareket bu.
Neden? Diyanet Vakfı diyorum ben. Cebindeki paraları harcasın önce. Hani birisi Hazreti Ömer'e şeyhenillah demiş. Bir bakmış. Bu demiş senin dağarcığında çıkında ne var? Ondan sonra işte biraz arpa buğday var da. Ver onu bakayım demiş. Almış. Onu develerin önünde silkeley vermiş. Şimdi demiş senin istemeye hakkın oldu. Al demiş bu dinarı. Demiş şimdi dilenmeye hakkın oldu. Hiçbir şeyin yok şu anda. Al demiş bu dinarı. Eğer bir kimisenin bir öğünlük yiyecek ekmeği, yemeği var ise ona dilenmek haramdır. Ya Diyanet Vakfı'nın devrolanına milyon dolarları var. Milyon dolar.
Ve her sene geliyor daha. Ona nereye yardım edelim biz? Doğruya yol bir tanedir. Lakin bir bucakta gizlidir. Onu bulmak her yeri dolaşıp aramaya bağlıdır mesnevi. Her yeri dolaşıp aramaya bağlıdır. Açıklar mısınız? Dolaşmayı nasıl anlamalıyız? Doğru okyanusta inci gibidir. Hakikat okyanusta inci gibidir. Dolaşmakla değil dalmakla bulunur. Aşk nedir? İlahi aşk nedir? Aşk nedir? İlahi aşk nedir? Ayrı mı ki? Aşk bir tanedir. Onun ilahisi, gayri ilahisi mi var?
İlahi aşk bir kimse üzerinden zuhur eder mi? Ederse nasıl eder? Bir kimsenin üzerinden zuhur ederse o kimse, kimse mi olur ki? Eğer bir kimsenin üzerinden zuhur ediyorsa, siz hâlâ da onu kimse olarak mı görüyorsanız, siz o zaman âşık değilsiniz. Aşk neyin üzerinden zuhur ederse o aşk olur.
Bu ister birey, ister işte ot, ister çöp, ister kuş, ister ağaç, ister toprak, neyin üzerinden tecelli ederse o adı aşk olur. O kâh, tur-i sinâda bir ağacın arkasından seslenir. Kâh, tur-i sinâda, ateşin içinden seslenir. Kâh, tur-i sinâda, bulutun içerisinden seslenir. Kâh, yusufa, kuyudan seslenir. Kâh, yunusa, balığın karnında karanlıklardan seslenir. Kâh, ibrahim'e, ateşin içinden seslenir. O nereden seslenirse, orası aşk olur. Eğer sen, tur-i sinâda, ateşten seslendiğinde, hâlâ da ateş olarak görüyorsan, ağaçtan seslendiğinde, ağaç olarak görüyorsan, yusufa, kuyudan seslendiğinde, sen kuyu olarak görüyorsan, sende aşk gözü yok cancağızım, özür dilerim.
Sende ancak eşek gözü var. Eşek gözüyle bakarsan, ateşi ateş görür, kaçarsın. Suyu, yusufun kuyusunu su görürsün, ürkersin. Yunus'un balığına, yaşanır mı burada der, kendince içinden çıkmaya gayret edersin. O aşık gözü değil, çok özür dilerim, eşek gözüdür. Aşık gözü, her dem, tecelliyatı, aşktan geldiğini görür.
O yüzden, sen aşıklığı öğrenmek istiyorsan, kendine bir aşık bul. Kendine aşık bulman için, bir aşıklar meclisine git. Sen, aşkı bulacaksan da, aşıksız bulamazsın. Çünkü, aşığın yeri, aşkın sokağıdır. O, aşkın sokağında yaşar. O, aşkın kapısındadır. Sen, beyhude, bu eşek gözlüğün ne? Aşkı arama. Sen o gözü çıkar da, bir insan gözü tak, bir aşık ara. Bir aşık bul kendine. O aşığın peşine düş de, muhakkak inan, o aşığın peşine düşersen, aşkın kokusunu alırsın.
Aknan, oktarla ilgili ne düşünüyorsunuz? Düşünmemiz, beyhude değil mi? Allah'ım, gereksiz ilimden sana sığınırım demiş ya. Faydasız ilimden diye. O bizim böyle, latife ettiğimiz bir tiplemeydi. Böyle cemaat, sohbetin ağırlığından daraldığında, bir Adnan Oktar anlatırdık. Herkes bir tebessüm eder, kabız halinden kurtulurdu. Buydu. Yıllardan beri de biz ona söylüyorduk. Yani ona söylüyorduk, arkadaşlara ne olduğunu anlatıyorduk, söylüyorduk. Bizim söylediğimize, 20 yıl sonra geliyorlar. Adnan Oktar daha önce, iyi bir akit gazetesi yazarıydı. Nasıldı gol? Adnan Oktar, akit gazetesi yazarıydı.
Mevlana'nın dergahının gizemleri, çok uzun zamandır anlatılıyor. Böyle bir gizem var mıdır, yoksa bunlar dedikodudan mıdır, ibarettir. Bu normalde, bu gizemleri anlatan, bundan para kazanmıyorsa, harika diyeceğim. ama bunları gizem olduğunu, bu gizemleri çözdüğünü, bu gizemleri anlatan insanlar, kitap yazıp, habire para kazanıyorlar. Hz. Mevlana'yı bugün, oşo muhabbeti oldu. Oşoya benzetiyorlar. Mevlana'nın, paranormal özellikleri var mıdır, varsa bilgi verebilir misiniz, Allah'ınızı severseniz, Türkçe yazar mısınız, paranormal nedir? Nedir paranormal? Sizin ilminiz, dinleyicilerin anlayan, anladığı kadardır.
Paranormal'i bilmiyorum. Mesnevis'i meydanda, Divan-ı Kebir'i meydanda, en önemli eserleri. Mektubat'ı meydanda, muhakkak, içi mana dolu, hepsinde. ama o manayı anlamakta, uzak bir yer değil. Dini yaşantısını, çok zaman ayırıp, ailesini ve sosyal yaşantısını, çok fazla ihmal etmenin, hükmü ya da çözümü var mıdır?
Bir kimse, dini yaşantısının içerisindedir, sosyal yaşantısı ve ailesi de. Bir bütündür insan. Ben, dini yaşantım var, o yüzden ailemi ihmal ediyorum, bunu söyleme hakkına sahip değil. Doğru değil, böyle bir şey yapıyorsa. evli mi? Evli. İyi. Adam çok aktif. Harika. Erkeğin, o aktifliğinin içerisinde, eşini, ben sana buraya götüremem deme, lüksüne sahip değil. Kadın da onunla beraber olmak istiyor mu? Evet. Nereye gidiyorsun bugün? Nerede? İzmir'de sohbet var. Biz gideceğiz. Ben de gelmek istiyorum bey. Ya uzak ama, sana da uzak, bana da uzak ya.
Ben gelirim seninle beraber. Erkeğin ona hayır deme hakkı yok. Bakın, erkeğin ona hayır deme hakkı yok. Hatta erkek bundan mutluluk duyacak. O harika. Eş, çoluk, çocuk, hep beraber sohbete gidiyoruz. İbadet edeceğiz, sıhhat bulacağız, şifa bulacağız. Neden? Ya, seyahat edin, sıhhat bulun. işlerin düzelmesi için odaklanıp, adak adanıp ve yapılması işlerin açılmasına engel olur mu? Allah Allah. Adak adamak. Adak zaten adamaktır. Neden adak adamak? Kurban adamak değil. Veya oruç adamak. Veya başka bir şey adamak. Bunlar işlerin açılması için uygulanabilir şeyler değil.
İşinizin iyi olmasını istiyorsanız, yapmış olduğunuz iyi işin üzerine odaklanıp, o işin ilmini öğreyip, iyi iş yapmaya gayret edin. İşlerim açılması için on tane koyun adadım. İyi cimrim için on tane koyunun gitti. Hocam kızım evlenmiyor, evlendirmek için ben üç tane adak adasam olur mu? Bir gün dedim, bu kız mı dedim ben? Evet dedi. Böyle baktım, içimden geçeni söylemeyeyim şimdi dedim ya. Kız bir bakış fırlattı. O bakışı normal bir adam görse, ömür boyu almaz onu. Asla almaz. Kadın böyle şey yapıyor, ben bir şey diyemiyorum. Ondan sonra en sonunda dedim, kız biraz dışarı çıktı. Sen bu kız için dedim, üç tane değil, yüz otuz tane adasan gene evlenmez.
İnsanlar evladın olabilir. Sen elindeki malzemeye bir baksana. Elindeki malzemeye bakmıyor. Veya kendine bakmıyor. Hani Hazreti Mevlana diyor ya, isterken ölçülü, işte bir saman çöpü dağı kaldırabilir mi? Ne istediğinin farkında değil insanlar. İyi bir özgüven ama insanlar için. Veyahut da işte evlenmemiş. E evlenmezsin, bir sürü kriterin var. Birisine bir gün işte ben evlenmeye karar verdim. Harika dedim ya. Ama kriterlerim var efendim dedi. Ooo dedim. Mükemmelsin ya. Bir kağıt kalem aldın. Bana dedim sıralar mısın kriterlerini? Bayana söylüyorum. Başladı sıralamaya.
O işini koydukça ben şekillendiriyorum kendi kafamdan. Anam. Hayal travması yaşayacağım kadının istedikleriyle. Yani o kızın istedikleriyle. Dedim, bu mesnevideki Yahudi hikayesine benzedi. Hani bir topluluğa gitti, bir şey söyledi. Öbür topluluğa gitti, başka bir şey söyledi. Öbür topluluğa gitti, başka bir şey söyledi. Her madde birbiriyle çelişkili. Dedim, kesin sen evlenemezsin bu maddelerle. Bizde böyle bir şey var. İşimin açılması için adak atacağım. Ya sen dükkanda çalışmazsan, dost torun malını takip etmezsen, işini takip etmezsen, çalışmaz dükkan. Nuri kaç tane adak atıyorsun sen böyle iş olsun diye? Hiç adam adın mı?
Adam hiç adak atamamış. Ne cimri adammış. Bir şey adı da gelelim yiyelim. Adam hiç adam atamamış bir şey. Allah iyiliğini versin senin. Ben de hiç adamadım zaten. Böyle bir kültür var bizde. Türklerden kalma bu, İslam'ın değil. Adak kurbanı var. Ama bu normalde yani insanların kendini, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de diyor, sizin adamınızla olmaz o iş diyor. Adam, adam, adadığından kalırsın. O olur yanda on tane kurbanı kesmek zorunda kalırsın. Çalış, gayret et, koştur. O işin matematiğini elde et. Hakkınızı helal edin.
Geceniz hayır olsun. Sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim. Adnan Oktar için de millet kedicikleri üzüldü. Adnan Oktar'ı üzülmedi. İşin gerçeği de bu. Herkes böyle Adnan Oktar'ı üzüldüğünü, vay Adnan Oktar'ın başına şöyle geldi. Olsun zaten. Kadınlar çok seviniyorlar. Kedicikler orta yerden kalktı. Rakipleri bertaraf oldu. Türkiye'deki kadınlar derin bir nefes alsınlar. Rakipleri bertaraf oldu. Adamlar çok üzgün. Bunu itiraf edemiyorlar. Kendi kendilerine diyorlar. Şimdi ya yazık oldu. Selamun aleyküm. Bak gene Aknan Oktar bizim işimize yaradı gene bak.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.