Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 22 Ekim 2018 · 1:42:17
Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak her daim mu'ininiz olsun, Rabbim dualarınızı ve ibadetlerinizi kabul eylesin, inşâAllah, kendine dost, Habibine dost eylesin, kendisini seven kullarından eylesin, inşâAllah. 310. beytte kalmışız, hatırlatma babından, bir önceki beytlerden okumaya başlayayım, 310'dan sonra da şerh etmeye çalışalım.
Altın definesi için evi harap etmiştir, fakat o altın definesini elde ettikten sonra o evi daha mamur bir hale getirmiştir. Suyu kesmiş, suyun aktığı yolu temizlemiş, ondan sonra arka içilecek su akıtmıştır. Deriyi yarmış, termenini çıkarmış, ondan sonra orada yepyeni bir deri bitmiştir. Bu nefisle mücadeleyle alakalı meseleleri anlatıyorduk, geçen ayda oradan kaldık. Yani altın definesi için evi harap etmiş, yani bir yerde define olduğunu bilse defineciler, oradaki o yeri eski bir evse veya tabi işte bir tarla, bağ, bahçeyse bir şeyse, Orayı defineciler ne yaparlar? Harap ederler, her tarafı kazarlar, biçerler. Gömeşli'de diye öyle yapmışlardı bayınlarda. Defineciler, kabri şerifin etrafında hiçbir şey bırakmadılar.
İnsanlar normalde define ayrı bir hastalık. İşte insanlar sufilikte, o Allah'ın ilmiyle ilimlenecekse, o ilme doğru koşuyorsa o kimse, o ilim nerede varsa orayı normalde yıkar, araştırır, orayı harap eder. Defineyi bulduktan sonra ne yapar? Orayı tekrar ihya eder. Yeniden eskisinden daha güzel bir hale getirir. Bir kimse çünkü işte gitti, eski bir evi aldı, içinde define olduğunu söylediler. O eski evin içerisinde ne yapar? Her tarafını kazar, duvarlarını yıkar. Defineyi bulduktan sonra ne yapar? Mamur hale getirir, harika bir hale getirir. İnsan Allah yolunda define gibidir. İçinde büyük sırları, büyük zenginliği saklar. Ve insan o defineye, o zenginliğe, o sırra ulaşmak için ne yapar? Kendisini harap eder, mücadele eder, mücahede eder.
Oruç tutar, Allah'ı zikreder, mücadele yoluna girer. Mücadele yoluna girince de o kimse ne olur? Bedeni harap olur, rengi solar, ne bileyim işte uykusu kaçar, rahatlık açar kendince bir mücadelenin içerisine girmiştir. O mücadelede normalitesini kaybeder. Ama aradığını bulursa o kimse, yeniden ne olur? Yeniden kendisine çeki düzen verir, yeniden ihya olur. Bunu anlatıyor. Üç yüz onuncu beyt, kaleyi yıkıp kafirlerden almış. Ondan sonra oraya yüzlerce burç ve hendek yapmıştır. Bir kale düşünün, o kaleyi normalde o kimse fethetmek için gelir topuyla, tankıyla, tüfeğiyle, her şeyle kaleyi dışarıdan yıkar. Çünkü kaleyi fethedecek.
Kaleyi fethettikten sonra ne yapar? Yeniden kaleyi korumak için, muhafaza etmek için yeni bir istikam düzenlenir. Şimdi buradaki kale, müminin kalbi hükmündedir. Müminin kalbi, önceden değişik sular, hani ark vardı ya, her yerden su alıyordu. Her yerden bir şeyler alıyordu. Ve aldığı her şey doğru değildi. Ama daha önce bir su içmemiş ya, o daha önce bir su içmediğinden dolayı, gelen o bulanık suyu su zannetmiş.
Ben biraz daha bunu büyüteyim size isterseniz. Bizim insanımız dine aç. Dine aç olan bir topluluk. Bunun tartışmasını yapmayacağım. Gerekliydi, gereksiydi, öyle oldu, böyle oldu. Beni ilgilendiren bir şey değil bu. Bu geceki sohbet değil. İnsanlar doğru din eğitimini, nereden alacaklarını, nasıl alacaklarını bilmiyorlar. Ve önlerine gelen, bu din denilen, veyahut da burası dini eğitim veriliyor denilen, her şeye kanıyorlar. Kanınca da doğru bilgiyi alıp almadıklarını mihenge vuracak bir mihenkleri yok. Olmayınca da aldıkları o dini bilgiyi temiz bilgi hükmünde görüyorlar. Onlar kendilerince haklılar.
Sebep, biz çocuklarımızın elinden tuttuk, ilkokula götürdük. Ve dedik ki, çocuklarımız okuma yazma bilmiyor, doğru bilgi alabileceği bir yer olarak gördük. Ama orada çocuklar doğru bilgi mi aldılar, yanlış bilgi mi aldılar, bunu kıyaslayacak bir bilgi birikimimiz yok. Bunu kıyaslayacak bir bilgi birikimimiz olmadığından dolayı, biz çocuklarımızın bilgilerinin doğru olduğuna inandık.
Bakın, çocuklarımızın almış olduğu bilginin doğru olduğuna inandık. Aa, sonradan büyüyünce bir baktık ki, bize verilen bilgilerin bir kısmı doğru değilmiş. Veyahut da farklı bilgiler edinmeye başladık. Farklı bilgiler edinmeye başlayınca, kendi içimizdeki bilgileri sorgular olduk. Acaba o mu doğru, bu mu doğru demeye başladık. Sebep, kıyaslayabileceğimiz bir şey çıktı orta yere. Şimdi, biz bütün bu vatan satını kalp hükmünde görsek, her yerden bilgi akımı geldi. Din açısından bakacak olursak, bizim Anadolu topraklarında gelen dini akımlar, İran'dan Şia düşüncesi, Şia kaynaklı din öğretisi, Suud-Arabistan'dan Vahabi kaynaklı din öğretisi, Vahabi kaynaklı din öğretisinin içerisinde, işte Selef dedikleri, Neo-Selef dedikleri, yeni bir dini akım.
Ardından, hadis inkarcıları, ardından ya bu ayet böyle olmasa daha iyiydi, yani bu ayetleri yeniden dizayn edilmesi lazım denilen akımlar oluştu. Ve birisi çıktı, yani kimse de buna laf söylemedi, horozdan kurban olur dedi, birisi çıktı, ayakkabıdan kurban olur dedi, birisi çıktı, Kur'an bize yeter dedi, Kur'an bize yeter derken televizyonun alt yazıları geçti, bu Kur'an bize yeter diyen adamın 35 tane kitabını alırsanız şu kadar para diye, madem Kur'an bize yeter, neden 35 tane bu adamın kitabını alalım, yani hepimiz Kur'an-ı Kerim alalım, bitsin işimiz.
Yok, Kur'an bize yeter, bir de meal okuyun dedi. Madem Kur'an bize yeter, biz neden onun yüzünden okumayalım, Arapça öğrenelim, Kur'an dilini öğrenelim, senin mealini neden okuyalım, bir de iş böyle çıktı. Ama bunların hepsine baktığımızda, bunların hepsi de aktı bizim içimize. Yani bizim içimize akınca da farklı farklı fraksiyonlar oluştu. O farklı fraksiyonların hepsini biz birbirleriyle çatıştıralım dediler, oturdular bir yerlerden. Dediler ki bunları bir güzel çatıştıralım, kavga ettirelim, dövüştürelim, biz de seyredelim bunları dediler. Aynı şey bizim kalbimiz için geçerli. Şeytan bir taraftan kalbimize bizim vesvese verdi, nefis bir taraftan bizim kalbimize vesvese verdi, melek bir taraftan vicdan olarak seslendi, yapma, etme ama onun sesi cılız kaldı, kuvvetlenmedi.
Böylece kalbimizde büyük bir savaş oldu. Kalbimiz tarumar oldu. Her gün kan akıtılmakta. Her gün dehşetli bir savaşın içerisinden geçiyoruz. Yorulduk. Kalbimiz selamete ermedi. Pes ettik. Kalbi şeytan oturdu, zapt etti. Hükümranlığını kurdu. Artık kalbimizin sahibi şeytan oldu. Gün içerisinde yaşadığın hayata bak. Bugün gündüz az bir şey bahsetmiştim. İyilik kapısında mısın, kötülük kapısında mısın? Helal kapısında mısın, haram kapısında mısın? Kapına bak, kalbinin sahibini gör.
Kime teslim ettiğini gör. Ameline bak, işine bak. Kalbini kime teslim ettiğini gör. Hadis-i şerif muhteşem. Müftüler size fetva verseler de siz kalbinize bakın. Bundan rahatsız mısınız, değil misiniz? Eğer bir yanlışlıktan rahatsızlık duymuyorsanız, sizin kalbiniz kararmış, perişan olmuşsunuz. Allah muhafaza eylesin. İşte şeytandan bu kaleyi geri almak, bunun için mücadele etmek, bunun için savaş vermek, bunun için gayret göstermek ve kaleyi yeniden fethetmek. Kaleyi yeniden fethetmezsen, şeytan otağını orada kurmuş, çadırını kurmuş, askerlerini yerleştirmiş, her sabah askerlerini senin vücut şehrine gönderiyor.
Ve diyor ki, gidin askerlerim, işlevinizi yerine getirin. Biz bunu vücut şehrinde görüyoruz. Bu hadis-i şerif var dışarıdan. Şeytan otağını denize kurar ve her sabah askerlerini karaya doğru gönderir. Ben hadis-i şerifi zahir olarak bu noktada bunu tefsir etmek istemiyorum. Müteşabih bir hadis-i şerif. Ben onu vücut olarak görüyorum. Şeytan otağını kalbimize kurmuş, vücut komple kara, kalp manevi çünkü. Su maneviyattır, okyanus maneviyattır. Senin maneviyatına, senin kalp deryana şeytan otağını kurmuş ve salmış askerlerini. Seni şeytana hizmet ettiriyor. Sen beş kişisin, ayrılık çıkarıyor oradan.
Aile de ayrılık çıkarıyor. Aile, anne, baba, iki çocuk. Birbirlerine düşman. Şeytan salmış askerlerini. Müslümanlar on kişi bir yerde toplanmışlar, birbirlerini yiyorlar. Şeytan askerlerini salmış üstlerine. O ona laf söylüyor, o ona laf söylüyor. Şeytan salmış askerlerini. Ve her sabah şeytan bu işlevini yerine getiriyor. İşlevini yerine getiriyor şeytan. Ve kendi nefsim için söylüyorum. Sen o şeytanla mücadele etmez. Kalbi yeniden, kalbi yeniden şeytanın tasarrufundan ve tasallutundan kurtarmazsan hep yenileceksin. Hadis-i şerif Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, şeytan kalbin kapısında durur. Ne zamanki kalpte zikrullah durdu, eksildi, şeytan hemen oraya gelir oturur.
O zaman, ne zaman o kimse Allah'ı zikretti, şeytan o kimsenin kalbini bırakır. Fethetmenin yegane en önemli iksiri Allah'ı zikretmek. Allah'ı zikir en büyük iştir. Şeytanı kalpten kovmanın tek iksiridir. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu. Bu şeytanı kovmanın birinci adımıdır. İkincisinde o kimsenin kalbine zikrullahın yerleşmesi, zikrullahın oturmasıdır. Evet, kalbe iman, kalbe islam, kalbe ihsan hakim olunca kaleler yıkılır. Zaten o kaleler kartondandı. Zaten o kaleler hevadandı. Zaten o kaleler bir hevesten ibaretti. Püh! Demekle yıkılacaktı.
Sen la ilahe illallah dedin ve yıkıldı. Sen bir baktın ki toz duman, tavrımar oldu ortalık. Kendince dedin ki burası bir daha ihya olmaz. Merak etme, orayı yeniden ihya eder Allah. Çünkü ayet-i kerime, ankubit, ayet 69, yolumuzda mücahede edenlere yollarımızı açarız. Allah yolunda siz mücadele eder, kalbinize imanın, İslam'ın, ihsanın oturmasını istiyorsanız, Allah size yolunu aşacaktır.
Ve bu mücadelede en büyük yardımcınız o olacaktır. Cenab-ı Hak bizi o mücadelede olanlardan eylesin. Ve insanlar bu mücadeleyle yürür. Allah bizi onlardan eylesin. Hikmetinden sual edilmeyen Allah'ın işini kim anlayabilir? O işin hakikatine kim erişebilir? Bu söylediğim sözler ancak anlatmak için söylenmiş zaruri sözlerdir. Gah böyle gösterir. Gah bunun aksini. Din işinin künhünü anlamaya imkan yoktur. Ona ancak hayran olunur. Fakat din işinde hayrete düşen, arkasını ona çevirmiş, ondan haber olmayan bir hayran değil. Sevgiliye dalmış, onun yüzünden sarhoş olmuş, kendisinden geçmiş bir hayrandır.
Birisinin yüzü sevgiliye karşıdır, öbürünün yüzü yine kendisine doğru. Bu sufi yolunda, sufiler uzun bir mücahede yolundan geçerler. Hani Yunus 18 yıl tekkeye odun taşımış, hiç yamuk taşımamış. Nefisle mücadele etmiş, mücahede etmiş. Bir kimsenin bir şeye nail olması kolay değildir. İşte bir kimse tıp fakültesinde okur, 6 yıl okur, pratisyen doktor çıkar. Ardından 2 yıl daha bir daha sınavlara girer, öyle değil mi? 2 yıl daha o konusunda ihtisaslaşır. Ardından bir 2 yıl daha üzerinde uzmanlık yapar, bir şeyler yapar. Sonuçta bir doktorluğun bir konuda uzmanlaşmış bir doktor olmak için 10 yıl okur.
Biz buna 4 yıl lise 14, 4 yıl orta kul 18, 4 yıl daha ilkokul koyduğumuzda 22 yıl bir fiil o kimse okur. Bir doktor olmak için 22 yıl bir kimsenin bir fiil okuması lazım, hiç sene kaybetmezse. Doktor olmayacak. 4 yıllık düzgün bir üniversite bitirecekse, 16 yıl okucak. Onlar da bir yere giremiyorlar zaten, zor. Yani ardından bir de KPSS koyuyorlar. Bir de KPSS'ye hazırlanıyorsun. Yani o kadar o kimse ahirete hazırlanmış olsa cennetlik olacak. KPSS'ye çalıştıkları kadar dine çalışsa insanlar, cennetlik olacak.
Melekleri göre göre cennete gidecekler. Yani melekleri göre göre cennete gidecekler. Yani böyle hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya, yani siz diyor buradaki bu halinizi korusanız dışarıda meleklerin size selam verdiğini görürdünüz. Yani Müslümanlar melekleri görebilir mi? Evet. Onların selamlarını işitebilirler mi? Evet. Onlarla konuşabilirler mi? Evet. Evet. insanlar KPSS'ye çalıştıkları kadar kalplerini temir etme, temizleme, kalplerine iman, ihlas, takva için uğraşmış olsalar, yani Allah'ı görüyormuşçasına yaşarlar. Hazreti Peygamber dedi, sallallahu aleyhi ve sellem, kırk yıl bir kimse ibadetle iştigal etsin, haramdan uzak tursun, onun kalbine ilahi ilim gelir dedi.
Kırk gün, kırk gün, kırk gün, kırk yıl değil, dört ay değil, dört yüz gün değil, kırk gün, kırk gün. Bunlar toplumdan uzak şeyler tabii. Yani kırk gün haramla iştigal etmeyeceksin. Ya bir kimse kırk gün haram işlemeden olur mu? Kız, gördün mü? Ne oldu? Filancanın fişmancası, böyle olmuş ya. Bunu yapmazsak dayanamayız. Ya bize ne Seda Sayan'ın programındaki kadından ya? Şu Yemekteyiz programı var ya, evet, oradaki o avrat var ya, evet, ay ne nalet kadınmış ya. Ya bize ne? Neden günaha giriyorsun?
Bize ne ya? Bize ne? Yok. Biz her yere yorum patlatacağız. Her şeyin arkasından konuşacağız. Ondan sonra, yok, Allah'ı görüyormuşçasına ibadet edeceğiz bir de. Ya nasıl edeceksin? Haramın içindesin. Şu kalbini bir temizle, bir tövbe et, bir Allah'ı zikret. Bir iman, ihlas, samimiyet sahibi ol. Ya olacak o. Ama yok. Bakın, kırk gün sabredemiyoruz. Kırk gün. Kırk gün günah işlemeden yaşayamıyoruz. Kırk gün ibadetlerimizi bir tamam yapamıyoruz. Sonra yapan bir kimse çıkıyor. Uğraşmış, dilinmiş, mücadele etmiş. Kim? Yunus. Ya, bu zamanda var mıdır ya?
Yoktur. Yunus'un olduğu dahi şüpheli ya. Bakın tartışmaya bakın. Türkiye'de tartışılıyor bu. Yunus'un varlığı ve yokluğu tartışılıyor. Sebep? Yunus gibi olanlar çıkar da başımıza dert açılır diye. Enteresan değil mi? Neden? İnsanlar bırakın Yunus gibi yaşasınlar. Allah'ı sevsinler. Neden korkuyorsunuz Allah'ın sevilmesinden? İnsanlar Allah'a aşık olsunlar. Neden korkuyorsunuz Allah'a aşık olmasından? Demek ki bu dünya düzeninden, bu dünyanın çarkından nemalanan, şeytanlaşmış insanlar var. Şeytanın kulu kölesi olmuş, şeytanın yolunda koşan insanlar var ki, insanların Allah'a aşık olmalarını engellemeye çalışıyorlar.
Evet, demek ki o Allah yoluna mücadele eden o dervişler bir arınma yoluna giriyorlar. Bu arınma yoluna girince kalplerinden dünyevi ihtirasları, dünyevi şehvetleri, dünyevi her türlü olumsuzlukları içlerinden temizliyorlar. Bakın, dünyayı terk etmek değil bu. Bu dünyayı başıboş bırakmak değil. Hz. Mevlana Cera Trumaz Zetleri der ki, bize ölçüp biçmek yasaklanmadı, onu sevmek yasaklandı der. Yani kumaş ölçmek biçmek yasaklanmadı, ya onu sevmek yasaklandı. Biz Allah'ı severiz. Sufi Allah'ı sever. O kendince Allah'a aşık olmaya çalışır.
Ve Sufi öyle der. Bütün aşklar batar, ancak onun aşkı batmaz. Bütün aşklar ölür. Ancak onun aşkı ölmez. Ancak onun aşkı ölmez. Bütün aşklar bir gün son bulur. Onun aşkı ebedidir. Onun aşkıdır ebedi olan. Aşıklıksa sadece onun aşkıdır. Aşıklıksa, aşıklıksa, o zaman Sufinin işi ona aşık olmaktır. Onunla hemhal olmaktır. İşte o böylece nefsini terbiye etme, kalbini tenvir etme yoluna girince, onun kalbi ayna hükmünde olur.
Artık o kalbine baktığında aynada sevgilisini görmeye başlar. Asıl bundan sonra onun kalbine ilahi bilgiler gelmeye başlar. Bu riyazatın sonunda, mücadelenin sonundadır. Ve bu bilgiler, o kalpteki perdeler kalktıkça ona akmaya başlar. Hani hadis-i şerif, kalpte yetmiş bin zulmet perdesi vardır.
Yetmiş bin. Bu perdeleri geçmektir. Bu perdeleri geçince hakikate ulaşırsın. Yoksa bu perdelere geçilmedikçe hakikate ulaşamazsın. Ve aslında bu hakikate ulaştıracak yolu öğreten gerçek mürşid Allah'tır. Allah'tır. Bizim mürşid olarak gördüğümüz kimseler, Allah'ın cemaliyle cemallenmiş olduklarından dolayı biz onlara mürşid deriz. Biz hikmet sahibi bir kimse olarak gördüğümüz kimse, Allah'ın gönlüne hikmet akıttığı kimsedir. Gerçek hikmet sahibi çünkü Allah'tır. Allah kimin gönlüne bir hikmet koyduysa, onu fazlından, kereminden koymuştur.
Onun sahibi kimdir? Allah'tır. O yüzden bu mücahadenin yolunda, bu riyazatın yolunda, Cenab-ı Hak ona ilim verir. Kehf suresi, ayet 65, biz ona ilmi ledini öğrettik. Bu mücadelenin sonunda, Kehf suresi, ayet 65, biz ona ilmi ledini öğrettik. Enfal suresi, ayet 29, eğer takva üzere olursanız, Allah size bir nur verir gönlünüze. Takva sahibi olursanız, Allah sizin kalbinize bir nur verir. En'am suresi, ayet 125, Allah bir kimseyi hidayete erdirmek isterse, kalbini İslam için şerh eder, açar, kalbini onun İslam'a açar.
Ve o İslam'ı şerh eder. Şerh eder. Ve yine, Zümer suresi, ayet 22, İslam için kalbi şerh edilen kimse, Rabbinden bir nur üzerine bulunmuş olur. Şimdi, bununla alakalı bir hadis-i şerif var. Müthiş bir şey. Onu da okuyayım, sonra bunları tekrar toparlayayım. Dua, Allah'ım kalbime bir nur koy. Amin diyelim hep beraber. Gözüme bir nur ihsan et. Kulağıma bir nur lütfet. Sağıma bir nur bahşet. Sol tarafıma bir nur ikram et. Üst tarafıma bir nur ver. Alt tarafıma bir nur koy. Önümü nurlu kıl. Bana bir nur ihsan et. Amin.
Bu, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin duası. Bu, riyazatların sonucunda, bu kimsenin ulaşacağı nokta bu. Bu, riyazatla geldi. Bir de vardır ki Allah'ın öyle kulları, onlar riyazatla gelmezler. Birisi, riyazatla gelir, mücadele ede ede, tırmalaya tırmalaya gelir. Bu, bu noktada o böyle tabiri caizse her türlü çilelerden, sıkıntılardan geçerekten gelir. Bir kimse de vardır ki, o, Allah'ın lütfuna, ikramına bu kadar çalışmadan ulaşır. O, Hazreti Pir'in, hani, bu normalde gah böyle gösterir, gah bunun aksini.
Yani, bir böylesi vardır, bir de bunun aksi vardır. Mesela, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, peygamber olmak için bir mücadele etmemiştir. Adem aleyhisselam ile Hazreti Muhammed-i Mustafa'ya kadar gelen bütün peygamberler, bir peygamber olma mücadelesi vermemişlerdir. Onlar seçilmiştir. Onlar hiçbir mücadele etmeden, Cenab-ı Hak onlara ikram etmiştir, ihsan etmiştir. Bunun gibi Allah'ın öyle kulları vardır ki, bunlar mücadele etmeden Cenab-ı Hak onlara bahşeder. Bunlar sohbetin dışında, ama Allah'ın böyle kulları da olabilir mi? Evet. Bu noktada Allah yaptığından sorumlu mu? Hayır. Cenab-ı Hak böyle bahşedebilir mi? Evet. Yani örneğin, Musa aleyhisselamın kavmi çölün ortasına gitti.
Musa aleyhisselamın kavmi çölün ortasına gidince, hiçbir iş yapmıyorlardı. Çalışmıyorlardı. Cenab-ı Hak onları cennet nimetiyle nimetlendirdi. Gayret göstermeksizin, çalışma yapmaksızın, toprağı ekip biçmeksizin, Cenab-ı Hak onlara ikram etti. Aynı şeyi İsa'nın havarileri istediler. Her ikisi de Beni İsrail peygamberi, birbirlerinin durumlarından, hallerinden haberdarlar. Çünkü hepsi de Yahudi. Yani İsa aleyhisselama tabi olanlar da o gün için Yahudi dinine müntesipti. Yani o da Beni İsrail peygamberi İsa aleyhisselam da. Ne yaptı yanındaki havarileri? Dediler ki, Ya İsa, Rabbine söyle, bize zahmetsiz rızık versin, cennetten nimet indirsin. Sebep?
Onlar çünkü Musa'ya böyle nimetin geldiğini biliyorlar. Aynı zamanda onu imtihan ediyorlar. Diyorlar sen peygambersen, Musa böyleydi. Yani Musa'nın böyle bir mucizesi vardı. Senin de böyle bir mucizen olsun. Ey İsa aleyhisselam durdu. Dedi ki, Siz haddi aşanlardan oldunuz. Siz haddi aşanlardan oldunuz. Allahu Ekber namaza durdu. Namazdan sonra dua etti. Ya Rabbi bize rızık dedi. Cennetten sofra indi. Sofra indi, şartlı indi. Dedi ki, Bu sofradan yediklerinizi, Ertesi güne, Ayırmayacaksınız. Dağıtacaksınız. Ama o havariyi ne yaptı? Hırslandılar dünyaya karşı. Ertesi güne yemek ayırdılar.
Fakire fukaraya yedirmediler. Allah da onların rızıklarını, Cennetten gelen rızıklarını ne yaptı? Kesti. E demek ki, Zahmetsiz Cenab-ı Hak ona da rızık verirmiş mi? Evet. Kimisine zahmetsiz verir. Sebepsiz verir. Kimisine zahmetli verir. Sebebe muhtaç eder. Tırmalar, mücadele eder. Kimisi yolda giderken alır, Yolda giderken satar, Yolun sonunda bir ton parası olur. Kimisine tırmalatır da tırmalatır. Bu onun işi. Bana neden böyle yaptı deyip de şikayet edecek bir nokta yok. Hangi elbiseyi giydiysen o elbisenin hakkını ver. Ben kendime işçiliği seçtim. O yüzden kendi kendime diyorum, Mustafa Özba, işçisi sen, işçi kal, giy yine tulumları. Biz tulumu hiç üzerimizden çıkarmıyoruz. Ben işçiyim.
Ben ırgatım. Birisine meccanen hiç çalışmadan vermiş. Alkışlıyorum ben onu. Diyorum ya muhteşem. Allah isterse böyle verir mi? Verir. Allah yolda geçerken verir mi? Verir. Adam ben, Gece saat on ikide telefon açıyor. Böyle şeyleri ben kendim de yaşamışımdır. Mustafa Özba ile mi görüşüyorum? Ziz zurna sarhoş adam. Evet. Kardeşim senin telefonunu birisi verdiler bana. Buyur kardeşim. Bize şu kadar yatak örtüsü, Bu kadar nevresim, Bu kadar yastık, Bu kadar perde, Bu kadar şu, Bu kadar bu lazım. Sarhoş adam. Olur kardeşim. Bana bir banka hesabı söyle. Yarın senin paranı havale edeyim. Dedim dur ya, Ben sana bir fiyatlandırayım.
Sen bana önce bir fax numarası ver. Ben fiyatlandırayım, Sana göndereyim. Ondan sonra sen teyitlen. Adamın kafası yüksek. Parantez içerisinde, Ben içkiyi sevmem, Sarhoşları severim. O sarhoşlar, Canımı yesinler böyle. Ne çekiyorsam, Ayıklardan çekiyorum ben. Dünyaya ayıklar kadar zulmeden insan yok. Evet.
Neyin sarhoş olursa olsun ya, Gelsin canımı yesin benim. Gelsin canımı yesin benim. Gerçekten ciddiyim böyle. Neyse. Ertesi sabah, Dedim ya bu adam, Akşam kafası yüksekti. Adam telefon açtı. Fax numaram şu dedi. Tamam. Ben aldım fax numarasını. Gittim iflas etmişim. Kimse yüzüme bakmıyor. Birine gittim. Selamun aleyküm aleyküm selam. Bilader, Bu güneşliğin metresi ne kadar? Bakıyor. İflas etmişim yani. Yani bu almasın. Ondan sonra mal kaç para? İşte 5 lira. Hacı abi 9 lira olur sana. Tamam. 9 lira. Bu tül ne kadar? Yani adam kurtulamıyor ya benden. Bakıyor şimdi. Tül biraz daha pahalı güneşli.
11 lira olur. 11 lira. Yazıyorum ben. Selamun aleyküm aleyküm aleyküm. Aleyküm canım kardeşim. Allah'a olsun. Bu peşin para olursa. Zaten peşin para fiyatı hacı abi. Yani git ya şu dükkandan. O havada. İyi. Çıktım. Yastık kaç para? Nevresim kaç para? Örtü kaç para? Adamı bütün ihtiyaçlarını sağsa, duyuyorsa, dinliyorsa Allah ondan razı olsun. Rabbim ona iyilik versin inşallah. Bak dua ediyorum bir de ben adama hep. Neyse ben fiyatları çıkardım. Onların istedikleri metreleri yazdım. Bir fiyat çıkardım. Fiyatı ufak çektim adama. Yani adam 9 lira dedi ya. İşte ben üstüne %20 koydum. Bütün rakamlara faks çektim. Hani fazla koymadım ki ben iş yapayım. Teraman adama faks çektim.
Adam faksa cevap verdi. Siparişimiz tamamdır. Benim siparişimi hazırla. Bana hesap numarası gönder. Adam para gönderecek illa ki bana. Dedim sen yarısını gönder. Yarısına dedim sonra gönderirsin. Ya nasıl istersen dedi. İstersen hepsini göndereyim dedi. İyi ben adamı bir hesap numarası verdim. Benim hesap numaram da yok. Başka bir arkadaşın yanında çalışan birisi var. Dedim ya bu senin paralar nereye geliyor? Dedi ki bu adamın elemanın üzerine geliyor. Dedim onun üzerine para gelse olur mu? Olur. Adamın telefonu. Hesap numarasını verdim. Adam ertesi gün dolar olarak çıkardı parayı bir de. Gittim doları aldım. Ulan bunlar benim mi dedim.
İflas etmişim. Per perişanım. O 9 lira diyen adamın yanına gittim. Selamun aleyküm aleyküm selam. Hayırlı işler canım kardeşim. Hacı abi değil. Hacı hoş geldi. Canım kardeşim. Şu dün 9 lira dediğin kaç para olacak ya? Peşin para. Nasıl? Bas böyle dolara vereceğim şimdi. Dolar üzerinden sen hesapla. Peşin para vereceğim. Şimdi hesaplıyor hesaplıyor hesaplıyor. Çağat vuruyor şimdi. 9 lira dediği yerine ne diyeceksin? Bak diyorum. Sen düzgün fiyat çıkar. Ben dün ilk sana geldiğim için sana geldim. Ben bunun fiyatını biliyorum. Ben iplikçilik yaptım. İplin fiyatını da biliyorum. Boyanın fiyatını biliyorum. Dokumanın fiyatını biliyorum.
Düzgün fiyat çıkar. Senden alacağım diyorum adama. Adam 9 lira dediği malı 7 lira bir daha hesaplıyor. 5,5 lira bir daha hesaplıyor. 3,5 lira bir daha hesaplıyor. 3 lira. Ben ben gitsin diye bana söylediğini biliyorum ben. Kardeşine kızıyor. Neden yanlış hesaplattırdınız bana adamın önünde beni rezil ettiniz. 3 lira mı? 3 lira. 4 bin metre. Hayır. 4 bin metre hemen ayırdı. Hemen parasını verdim. Şimdi geldik dedim şeye. Ne o? Tüle. Tül kaç para olacak? 4 lira. Ayır 4 bin metre. Pardon ondan 6 bin metre. Hemen 6 bin metre. Al parasını. Paketle abicim. Hepsini paketle. Filanca yere gönder. Adamın gönderdiği yarı parasıyla ben bütün malı aldım.
Bir de cebimde para kaldı. İflas ettikten sonra yaptığım ilk iş. Benim bu işi yaptım. O işten 7 bin 500 dolar para kaldı bana. Hiç unutmam. Ertesi sabahleyin göğüs ileride baş dik gözler çakmakça Mustafa Özbat Tüccar olarak meydana çıktı. Allah lütfeder mi? Evet. Fazlından verir mi? Evet. Kereminden verir mi? Evet. Yoktan var eder mi? Evet. Her yer kapalı dersin. Açar mı? Evet. Evet. Hiç zerrece ışık süzmesi dahi görmediğin anda güneş gibi oraya pırıl pırıl aydınlatır mı? Evet.
Sen yeter ki ona kulluk et. Sen yeter ki istikametini bozma. Sen yeter ki ya Rabbi demekten vazgeçme. Sen ya Rabbi demekten vazgeçme. Sen her daim sensin Kerim olan, sensin Rahim olan, sensin Cebbar olan, sensin Allah olan, Allah olan o. Gerisi hepsi de onun kulu.
Allah olan o. Allah olan o. Ona kulluk edip, onu sevip, ona aşık olmaktır esas. Ona aşık olmak. İşte Sufi bu yollardan geçer. Mücadele eder, mücadele eder. Ama Cenab-ı Hak mücadelenin ve mücahadenin sonunda da fazlından ve ikramından verir. Hiç mücadele etmeyene de fazlından ve ikramından verir.
O yüzden bunda hayretlik bir şey vardır. Öyle diyor. Din işinde hayrete düşen, ona arkasını dönmüş bir hayran değil. Hayrete düşmek, ona sırtını dönmekle olmaz. Ona sırtını dönen hayrete düşmez zaten. Hayret, Sufiler için bitmek, tükenmek bilmeyen bir makamdır. Sufi, aşık daha doğrusu. Ben öyle nitelendireyim. Aşık, her dem hayretten hayrete geçer. Çünkü her dem sevgili, ayrı bir güzellik sunar ona. Her dem sevgili, ayrı bir koku sunar ona. Her dem sevgili, ayrı bir anlayış sunar ona. Her dem onun gönlüne ayrı bir tecelliyet sunar. Ve aşık, her anla her dem hayret perdesinden hayret perdesine geçer.
O hayret perdesinin sarhoşluğundan hiç kurtulmaz. İçtikçe içesi gelir. Hayrete düştükçe hayrete düşesi gelir. Hiç siz iyi bir sarhoş, ben sarhoş oldum der mi? Demez. Getirin ne varsa der, sıralayın. İçtikçe içesi gelir. Hep yok mu daha der o.
Dışarıdan bir başkası der ki, zehirleneceksin sen. Kafeyi üşüteceksin sen. Kafeyi kıracaksın sen. Bayındır'da hala da bekliyorlar. 32 yıl geçti. Mustafa Özbağ bir gün kafeyi kıracak. Bayındır'a tekrar geri gelecek diyorlar. Evet. Akıllı bakar, der ki bunu deli. Bu normal değil. Akıllı olanlar fitne çıkarır. Aşıklık yolunda akıllı olan fitne çıkarır. Akıllı olan der ki, nerede zikrullah yapıyorsunuz? Filancı yerde. Aa oraya mı gidiyorsunuz? He oraya gidiyorsunuz. Sen onu sevme beni sevgelsen. Ya bırak.
Sevmiş gidiyor. Elleme. Aklı şeytan. Allah yolundan uzaklaştıran kimse, insan görünümünde şeytan. Allah'a aşıklıktan uzaklaştıran kimse, insan görünümünde şeytan. Allah'a olan aşıklığı kesmeye çalışan kimse, insan görünümünde şeytan. Yavrum sen neden derslere gelip gitmiyorsun ya? Ne oldu sana? Ya hakkını helal et işte. Ne oldu? E sen bizim başımıza bir tane zakir koydun ya. Eee? E onu bu filanca sevmiyor. Bana diyor ki, yani bak sen orada mı duruyorsun filan? Hee. Yavrum, o aklını şeytana satmış. Sen onunla ne uğraşıyorsun? Nasıl yani?
Bas be yavrum. Senin başında bir kimse var mı? Var. Hadis var ya. kulağı kesik bir köle de olsa ona itaat edin diye. Kulağı kesik köleyi kim koydu? E sen koydun. E sen neredesin? Ama ben Nuri abinin bakışını beğenmiyorum. O yüzden ben durmayacağım orada. Allah Allah. E ne olacak? Aslında Nuri abi değildi. Harun yaptırması lazım dersi ya. Allah Allah. Kim dedi bunu? E filanca abla dedi. Filanca abi dedi. Aa gelsin o şeyh olsun o zaman. O yaptırsın ya. O söylesin. Bunlar iyi kayaklı şeytan. Yol kesici zalim. Yol kesici hain. Allah'a aşıklık yolunda. Kim yol kesiyorsa zalim.
Bırak. Gitsin. Ya biz bir uşaki şeyhi vardı. Ona bağlıydık. Mübarek olsun kardeşim. Git Sikurullah'a otur. Sen mücahede ettin de Allah mı yolunu açmadı? Sen Allah'a aşık oldun da Allah hayır ben sana aşık olmayacağım mı? dedi. Sen Allah'a göğsünü açtın da o yerleşmeyeceğim mi? Dedi. Sen içini ona sattın da o almayacağım mı? Dedi. Sen Allah dedin de ey kulum ben seni zikretmem mi? Dedi. Sen yarabbi dedin de o seni duymamazlıktan mı geldi? Tufi Allah'a aşık kimsedir. Allah'a koşandır.
Allah'a koşarken mücadele ederekten koşar. Şeytan ayağından asılır. Şeytan sırtından asılır. Şeytan eteğinden asılır. Şeytan elinden kolundan asılır. Gitme. Yapma. Şeytan asılır. Sen gideceksin üşüteceksin kafeyi göreceksin o zaman. Ben bakmayacağım sana. Sen git kafeyi üşüt de gel. Şeytan. Şeytan. Yürü. Allah'a aşık ol kardeşim. Yürü. Allah'ı sevenleri sev. Yürü. Allah'ı, Allah'ı sevdirmeye çalışanları sev. Arkadaşın Allah'a aşık olsun. Arkadaşın Allah'ı sana sevdirsin. Arkadaşın Allah'ı sana anlatsın.
Dostun ise Allah'a aşıklığı sana anlatsın. Başka bir şey değil. Evet. Ve onlar hayrettedirler. Aşıklar her dam hayrettedir. Onlar hayretten hayrete, hayretten hayrete geçerler. Ve onların kafaları normal aşık olmayanların kafaları gibi çalışmaz. Aşık olmayanın kafası dünyaya çalışır. Dünyaya bakıyor. Kız Hatice'nin şusunu busunu gördün mü der. Aşık öyle demez. Der ki ya Hatice ne güzel bir insan ya. Aşık. Ah o kardeşimizdir. Allah razı olsun. O eksik görmez. Aşık kardeşinde eksik görmez. Aşık kardeşinde yanlış görmez. Aşık sevdiğinde eksik görmez. Sevdiğinde eksiklik görmez. Sevdiğinde yanlışlık görmez. Neden? Aşık gözü kör. Kulağı sığırdır.
Birazdan Müslüm'den okuyacağım şimdi böyle giderse. Birinin yüzü sevgiliye karşıdır. Bu dosttur. Birisi sevgilisinin yüzüne bakar. O dosttur. Bunu ayırt etmeniz için söylüyorum. Sevgilinin yüzüne bakan dosttur. Yüzü. Sevgilinin yüzü olan. Dost da vasıl olmuştur. Dostlar Allah'ın velileri iki kısımdır. Birisi onların onun yüzüne bakıyordur hep. Dosttur. Birisi ise cemal sıfatı onda tecelli etmiştir. Allah'ın öyle kulları vardır ki onlara bakıldığında Allah hatıra gelir.
Dediği kullar cemaliyle cemallenen. Yüzüne bakıldığında o akla gelen. Yüzüne bakıldığında Allah'ı zikredilen. Yüzüne bakıldığında gözünü ayıramadığındır. Onda cemal ism-i şerîfi tecelli etmiştir. ona bakınca onu görüyormuş gibi olursun. Onu görüyormuş gibi olursun. Ne dedi Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem? Allah'ı görüyormuşçasına yaşamaktır ihsan. İkincisi ne dedi? Ardından göremesen dahi her daim onun seni gördüğünü hissetmektir dedi. İhsan. O zaman Allah'ın dostları ikiye ayrılır. öleleri vardır.
Onu görüyormuş gibi olursunuz. O cemalde vuslat olmuştur. Öleleri vardır. Yüzü hep ona dönüktür. O da Allah'ın dostudur. Birinin yüzü sevgiliye karşıdır. Öbürünün yüzü yine kendisine doğru. Birisi karşısında ona bakıyor. Birisinin yüzü onun yüzü olmuş. ne dedi? Ben alemi Adem'in suretinde Adem'i de kendi suretimde yarattım. Bizim söylediklerimiz ayet ve hadis vardır alt zemininde. Demek ki öyle Adem'ler vardır ki bu Adem'ler onun suretindedir. Allah bize öyle Adem'leri tanımayı nasip eylesin.
Onlarla beraber olmayı nasip eylesin. O yüzden kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler din sufilerce öyle anlaşılır. Baştan sona Allah'a aşık olmayı bize öğretir. Baştan sona. Din baştan sona Allah aşkıyla yoğrulmaktır. Vesselam diyelim. İnşallah sorulara geçelim. Kaldığımız yerden devam edeceğiz. İnşallah zannediyorum üç yüz onuncu mu on beşinci mi ne? Köpek alım satımı İslam'da caiz midir? Köpek hayvandır. Alımın satımında bir problem yoktur. Caiz olmayan şeyler İslam'da haram olan şeylerdir. İçkidir.
İşte insan uzvudur. Bunlar yasaktır. Haram olan şeyler haramsa bir şey yenilmesi, içinilmesi, kullanılması onlar yasaktır. Bir de insan uzvuyla alakalı her şey yasaktır. Yoksa öbür türlü kedidir, köpektir, inektir, koyundur, satılır, alınır, satılır. Onda bir sıkıntı yok. Portre insan yüzü çizmek caiz midir? Normalde bütün bir insan çizmek doğru değildir. Ama onu böyle bir taraflarını eksik yaparlar. Eksik yapınca caiz olmuş olur. Bir sıkıntı olmaz. Hanefi'ye göre söylüyorum bunu. Allah-u Teala'dan bir şey istediğimiz zaman Allah izin verirse diyoruz. Mesela sonrasında inşallah dememiz gerekiyor mu? İstemek için ayrı. Bir yere söz verirken deriz onu.
Deriz ki Allah izin verirse inşallah geleceğiz. Ey Allah! Ama isterken öyle istemeyiz. Neden öyle isteyelim ya? Yok. İsterken ciğerimizi yara yara isteriz. Rabbim her şeyin hayırlısını versin. Yani neden öyle izin verirse diyelim. Yok. Allah'tan hayır isteriz. Her şeyimiz ondan isteriz. İyyâken ancak ancak sana ibadet eder. Ancak senden yardım dileriz. Gelişmişlik, teknolojik, kültürel, askeri ile inanç arasında bir ilişki var mıdır? İnancımız bizim gelişmeyi emreder. Çalışın. Sizin çalışmanızı gökteki melekler ve yerdeki insanlar görür der.
Bu noktada İslam'ın gelişmekle alakalı herhangi bir şerhi, herhangi bir yasaklaması yoktur. İlim Çin'de de olsa gidip alınız. İlim Müslüman'ın yitik malıdır. Hadi şerfler. O yüzden gelişmeyi engelleyecek İslami bir yasaklama yoktur. Böyle bir algı oluşturuluyor yalnız din adına. İşin acı tarafı bu. Yani sanki İslam yani teknolojiye karşıymış İslam gelişmeye karşıymış gibi bir algı oluşturuluyor. Hiç alakası yok. Hiç alakası yok. Bugün dünya üzerindeki teknolojinin, ilmin, bilginin, kültürün temeli İslam. Gelişmişliğin temeli İslam.
Biz kendi değerlerimizden uzakız. Londra Üniversitesi'nde Arabi kürsüsü var. Arabi okuyorlar. Bizde Arabi okuyan üniversite yok. Londra'da Mevlana kürsüsü var. Amerika'da, Almanya'da Mevlana kürsüleri var. Üniversitelerde Mevlana okutuluyor. Biz böyle diye diye diye … yeni yeni bazı üniversitelerde okutulmaya başlandı. siz bugünkü ilim olarak teknolojinin geldiği noktanın geldisine indiğinizde Müslüman ilim adamlarını göreceksiniz. Müslüman ilim adamlarını göreceksiniz. Ama tabi son iki yüz yılı söylemiyorum. bu ayrı. Hz. Nuh ile Hz. Muhammed kavmini anlayış ve kavrayışını karşılaştırır mısınız?
Kavrayış. günümüz ümmetinde dikkate alarak. Şimdi Nuh aleyhisselamın kavmi bir müddet sonra putperest oldu. Kavim olarak. Bu putperestlikte o kadar ileri gittiler o kadar ileri gittiler ki işin içinden çıkılmaz hale geldi. Hz. Nuh sonuçta dedi ki bunların hepsini katlet öldür arkalarından bir kimse dahi kalmasın dedi. Aynı putperestlik ile alakalı Kur'an'da malum hiçbir zaman normalde anılmaması gerektiği gibi düşünür ya insanlar ama Lat Uzza putların ismi geçer.
Bu enteresan bir şeydir. O günkü müşriklerin en önemli putlarının Kur'an-ı Kerim'de geçmesi. Bütün ümmetler için bu put ve putçuluk tehlikesi mevcuttur. Tabi Nuh Aleyhisselam dini anlatmadaki harisliğinin neticesinde dedi ki hepsini helak etti. Ama Hz. Muhammed Mustafa müşrikler için hepsini helak et demedi. Ben onların geleceklerinden iman edenlerin olacağını ümit ediyorum dedi Taif'te. Nuh Aleyhisselam'ın her ikisinin arasında en büyük farklardan birisi buydu. o inanmayandan hepsini helak et dedi. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ben onlardan inanacak nesiller gelmesini ümit ediyorum diye konuştu.
Helakını istemedi. Çünkü dağlardan sorunlu melek gelmişti. Dedi ki bu dağı ben bunların başına geçirivereyim. Emret. Rüzgardan sorunlu melek geldi. Dedi ki emret ben buraya hallaç mumu gibi atıvereyim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki ben helak edici lanet edici bir peygamber değilim. Ben onların gelecekte iman edeceklerine inanıyorum dedi. Tabi bu noktada putla alakalı Hz. Muhammed Mustafa'nın ümmeti içinde bir tehlike söz konusu. Biz de insanız sonuçta. Yani biz de şey değiliz. Ama biz sufiler putun bir zahirini bir de batınına bakarlar. Laat uzza menat.
Menatın karşılığı paradır. Laat bir kadın puttur. Mekkeli müşriklerin. Zaten Hz. Ali Efendimiz'i gönderir. O putu yık der. O putu yıkacağız. Zaman içinden dağınık saçlı bir kadın çıkar. Dikkat edin. Kadını simgeleyen putu yıkmaya Hz. Ali Efendimiz'i gönderir. ve içinden bir kadın çıkar. Bağıra çağıra. Bu tabii gerçekte bir kadın çıkmış mıdır? Evet ama o Laat zaten kadını simgeleyen bir puttur. O çıkar. Uzza güçtür. Siyasi ve askeri güçtür. Bürokratik güçtür. Ümmet-i Muhammed için üç tane korku vardır. Bir siyasi bürokratik ve askeri güç.
Bu insanın eline geçerse putlaştırabilir mi? Evet. Buna tapınabilir mi? Evet. iki şehvettir. Haram olan şehvet. Üç paradır. Ekonomiktir. Bunu karşılaştırdığımızda o gün için insanlar bir putun önünde secde ederlermiş. Bunu yaparlarmış. Şimdi de bu anlayışlara secde ediyoruz. Allah biz affet rahmet etmiş babam için nasıl faydalı olabilirim? Böyle bir rivayette üç kişinin bir rivayette beş kişinin amel defteri kapanmaz. Bunlardan birisi hayırlı evlat bırakan. Arkanızda hayırlı bir evlat bırakıyorsanız öldükten sonra da amel defteriniz kapanmayacak. İşte çocuğunuza namazı öğrettiniz, namazı alıştırdınız, namazı ona anlattınız, o namaz kılmaya devam ediyor.
Muhteşem. her kıldığı namazdan ona evveynine sevap gidiyor. Ona zikrullahı öğrettiniz, Allah'ı zikrediyor. Evveynine sevap gidiyor öldükten sonra da. Ona bir hayır hasenet, iyi insan olmayı öğrettiniz, evveynine ondan hasene gidiyor. Kimi hadislerde cennet kokusundan mahrum kalırken, kimi hadislerde cenneti nimetlerine kavuşacağımız bilgileri mevcut. Her iki durumda bulunabiliyoruz yaşantımızda. Bunu nasıl yormalıyız? kâh eserim dağlar gibi, kâh çöşerim seller gibi, gel gör beni aşk neyledi, kâh olurum Musa, çıkarım Tur-i Sina'ya, kâh olurum Firavun, alırım ayağımın altına Musa'ya. Kâh, nefsimize uyarız, cehennemlik iş yaparız, pişman oluruz.
Ya Rabbi, benim işlediklerimi de, beni de affet deriz. O da affettim der, cennetlik oluruz. Sonra tekrar gider, kendimizi bataklığın içine atarız. Debeleniriz. Çirep, pasa bulunuruz. Uzaklardan bir Allah sedası gelir. Silkeleniriz. Ne yapıyorsun? Mustafa Özbağ, kendine gel. Ya Rabbi, beni affeyle. affeyle. Subhanallahî ve bihamdihi subhanallahî lazîm ve bihamdihi estağfurullah el-azîm deriz. Günde yüz sefer Allah der ki, kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı.
Affettim. Ey Habibim de ki, tövbe ederlerse, tövbelerini kabul eder, affederim. dua ederlerse, dualarına icabet ederim. Ey Habibim de ki, ben onlara, onlardan daha yakınım. O işitir. O afüydür. O tevvaptır. O Rahmandır. Herkes seni terk eder. O terk etmez. Herkes bir tekme vurur. O vurmaz. Herkes bir an nefsini oyup, neresinden hançerliyim diye düşünür. Ama gözünün içine baka baka, ama saklı gizli, hançeri dayar sana.
O seni hançerlemez. O seni hançerlemez. O. Her döndüğünüzde onu şefkatle, merhametle bekleyen bir Rab görürsünüz. İnsanoğlu, dönersin, yüzüne bakmaz senin. Özür dilerim, hakkını helal et dersin. etmiyorum, defol git der. Sana geldim. Kırığımla, dökümle, sana geldim. Yüzümün karasıyla, elimin boşluğuyla, sana geldim. İsyanımla, üsyanımla, mühtanımla, günahımla. Ya Rabbi, seni Rab bildim, seni Allah bildim.
Geldim, elindeyim, önündeyim. Beni affet, hiç affetmedim demezsin. Ben duymadım, duyan gelsin bize de söylesin. O yüzden Allah hep, cümlemizi cennet kokusuyla, kokulananlardan eylesin. Sadece Allah'tan isteyince, vereceğine inanan biriyim. Bunu da herkese anlatan biriyim. Allah da, Allah'tan ne istersen veriyor. Hatta düşüncelerim bile olmaya başladı. Fakat her seferde, insan hem mutlu oluyor, hem de korkuyor. Allah ya lütfundan, ya da kahrından verilmiş. Bunun lütfundan olsun istiyorum. Bunu nasıl anlarım?
O lütfundan verir müminlere ya. İsteyim, başlarım. Kahrını düşünmeyin. Versin, onun hazinesinden mi bir şey eksilecek? Hem de az istemeyin, fütursuz isteyin. Anandan, babandan isterken, ölçülü istersin. Dersin ki ya, babamdan bin lira ister miyim? İsterim, verir mi? Verir. Beş bin lira istesen verir mi? Tereddüt var. On bin lira aklından bile geçirme ya. O öyle değil. İsteyim, gerçekten. O öyle değil. Ondan ölçülü isteme. Bütün insanlar onlardan, ondan her şeyi istese ve bütün insanların istediklerini yerine getirse, deryadan bir damla su bile eksilmez.
İsteyim, gerçekten. Yaratılan her şey, insanı hakka, hakikate, aşka götürecek olan birer araçtır. Buna kadın da dahil, kadının sırrını bilen, Allah'ın da sırrını bilir. O sır nedir sizce? Ah cancağızım, damarımıza basma. Cennetten kovulduk, o yüzden ya. Basma damarımızla. Bir kadını sevmeyen bir erkek, Allah'ı sevebilir mi? Sevemez. Geldi birisi, bedeminin birisi. Dedi ki, ey Muhammed, sallallahu aleyhi ve selleme, içimizden en fazla kimi seversin? Ayşe'yi dedi. Şimdi bir kadını sevmeyen erkek, Allah'ı sevebilir mi?
deyince hemen böyle adamların canı sıkılıyor. Yani böyle bir şey mi olur? Evet. Bir havanız olsun. Uğruna terk edebileceğiniz bir havanız olsun. Muhteşem bir şey. Dedi ki Ayşe'ye, onu sormak istemedim ya Resulallah, erkeklerden, bizlerden kimi en fazla seversin? Ebu Bekir'i dedi. Neden? Sevdiğinin sevdiğini seviyor. Ya ben hanımı seviyorum da. Ya şu babası olmasa ya. Yapma kardeşim ya. Allah Allah. Olmadı. Hanım sen çok iyisin ama, anan girmesin buraya içeri. Lan bu nasıl sevmek? Seni seviyorum. Seni sevdiğin her şeyi seviyorum.
Seni seviyorum. Seni sevdiğin her şeyi seviyorum. Sevginin kemale ermiş. Ya seni seviyorum ama, ya gözlerin neden kahverengi ya? Allah iyiliğini versin senin. Böyle deme. Bırak. Gözünden, kaşından ne işin var? Madem ki her yan cemal kokuyor, madem ki her gördüğün yerde cemal seyretmektesin, neden eksik kusur görüyorsun?
Olmadı. Bu Mustafa Özbağ felsefesi. Bir şeyi seviyorsan, sevdiğinin sevdiğini de seversin. Bir şeyi seviyorsan, sevdiğinin yaptığını da seversin. sevdiğin bir şey yapmış, muhteşemdir. Bir kadını seviyorsun. Eyvallah. Bir yemek yapmış. Yani, ağzını alsan, dişini kırmazsa, kesin mideni patlatır. At duvara kaç kenara. Ya başını yaracak, ya gözünü yaracak. ama, onu sevdiğin yapmış. Ağzında dolaştırma dahi, hissetmesin. Hissederse, üzülürse, sevdiğini yüzeceksin.
Hiçbir şey, harika bir şey olmuş. Ya ne muhteşem bir şey olmuş ya. Yani, ilk defa yiyorum, böyle bir muhteşem yemek. Yani, aşkım, güzel olmuş ama, hiç annemin yaptığı gibi değil. Ulan, körol ısıcı adam, git ananın evinde otur o zaman. Ne işin var orada? O zaman, telefon aç. Ana yap, getir. Veyahut da, ana yap, biz geliyoruz de. Sevdiğinin, yaptığını dahi sevmek. Sevdiğinin, iş yediğini sevmek. Sevdiğinin, sevdiğini sevmek. E, erkekler, sevmeli. Seven erkekle, geçim güzel olur.
Adam sevmezse, kadının yürüyüşüne bilen bahane bulur. Ulan, şunun yürüyüşüne bak ya. Yani, o bilmem ne halit var, manken hatun. O değil ya o. Manken mi evde, ölü yürüsün? Ama yok, ona sarmaya başlamış o. Onun yürüyüşü kusurlu, söylenişi kusurlu, yemek yiyişi kusurlu, çorba içerken, hıh, yaptı. Allah iyiliğini versin ya. Çorbayı da nasıl içiyor ya, bak görüyor musun? Ya, kaç sefer dedim ya, hüpürdetme, nefret ediyorum dedim ya. Allah Allah. Ulan, bir saat sonra o kadını, nasıl seni seviyorum diyeceksin? Yani, seni seviyorum ama, şu çorba, hüpürdetmen olmasa, daha çok seveceğim. Ha iyi, yavaş yavaş sevecek inşallah. Allah iyi etsin. Eşim, evde ne çocuklarıyla, ne de benimle ilgileniyor, vakit ayırmıyor, bizim dışımızda, herkese çok ilgili, ancak ailesine gelince, umursamaz oluyor, konuşmaya çalışıyorum, ama bir faydası olmuyor, nedenini anlatıyor,
ne nedenini anlatıyor, ne de dinliyor. Bunu sadece eşine yükleme, yapma ya, adamları bu kadar zorlamayın ya. Kadınlar, biraz da evde hava olun, kusuru başkasına atmak, işin kolay tarafı. Eşim benimle ilgilenmiyor, neyle ilgileniyor, telefonla ilgileniyor. İyi, sen de ilgilenecek bir, atraksiyon hazırlığa evden. Umulmadık anda, evin içerisinde, bir havai fişek patlat. Fiyuu, güm, ne oluyor? Tamam, ben buradayım. Her şey adamlara suç, veya her şey kadınların suçu. Adam diyor ki, ya benim eşim, bir bilsen ya, nesi var ya, kadın değil mi sonuçta?
Evet, ulan Adem cennetten çıktı, onun yüzünden. ama yok, biz bir taraflara suçlayacağız. Allah bizi affetsin. İslam'a açıdan günümüzde, kız ve erkeklerin, evlenme yaşlarının, kaç olması uygundur? İslam bu konuda, normalde, yaş koymamış ki. Hollanda'da bir kızın, kendi başına, cinselliğe karar verme yaşı, 13. Hiç tartışılıyor mu bu? Bunu 12'ye indirdiler. Hollanda'da bir çocuğun, cinselliği yaşaması, 12 yaş. Hadi gelin Avrupa'da, tartışın bunu. İngiltere'de 16, İngiltere'de normalde, milletvekilleri, teklif verdiler, 14'e insin diye, İngiliz muhafazakalılar, ayağa kalktı, siz ne yapıyorsunuz diye, indiremediler.
Belçika'da 13 yaşında mı, 14 yaşında mı ne? Amerika'da 12 yaşında. Ve Amerika'da, normalde erkeğe de, 12 yaşında ilişkiye girerse, kendi tercih olmuş oluyor. neden dinde bu tartışılıyor? Yani Avrupa'da bunun, yarın öbür gün buraya, biz Avrupa Birliği'ne girdiğimiz zaman, Avrupa Birliği standartlarına uyacağız, evlenme cinsellikle alakalı da standartta uyacağız.
Yani diyecek ki Avrupa Birliği bize, ben şu fasılları açarım ama, siz şu kanunlarınızı değiştirin. Ne bu? Mesela, Türkiye'de bir kızın veya erkeğin, kendi başına cinselliği yaşaması, 18 yaş. 18 yaşındaki bir kız, zorla olmadığı müddetçe, istediği kimseyle, nikahlı nikahsız ilişkiye girebilir. 18 yaşındaki bir erkek, nikahlı nikahsız, Türkiye'de istediği kimseyle, cinsel ilişkiye girebilir. 18 yaşına girmiş olan bir birey, Türkiye'de, ister kız kıza, ister erkek erkeğe, istediği cinsel ilişkiye girebilir. Bu tartışılıyor mu? Eşcinsellik suç değil, kadının istediği kimselerle ilişkiye girmesi suç değil, erkeğin istediği kimselerle cinsel ilişkiye girmesi suç değil. Suç olan şu, bir evi, cinsel ilişkiye girenlere kiraladınız.
Bir de nasıl? Para kazanıyor. Yani bir kadın bedenini satıyor, veya bir erkek bedenini satıyor. Şimdi önceden, fahişe dediğimizde, bir tek erkekler bedenlerini satıyordu, şimdi işte halk dilinde, bir seks yer. Ne kadar kibar anlatım değil mi? Onun değişik duyguları var. O da özgür ama öyle hissediyormuş. Aa! Ne şeyde, ne o? Harfler kalmadı, 29 harfi yetmeyecek böyle giderse, LGBT. Suç mu? Değil. Suç değil. Neyini tartışacağız? 200 bin tane vesikalı bayan var. huş yapan.
Neyini tartışacağız ki? Ama şu güzel bir konu. İslam'da kadının yeri. Aa! Ne yapmış İslam kadınları? Huş'a mı göndermiş zorla? Bedenlerinizi satın mı demiş? Buradan geçim kaynağı mı yapın demiş? Ne demiş İslam kadınlara? Aldatılıyoruz. Bakın, aldatılıyoruz. Yıllar önce bir kahvede sohbet ediyorum. Kahveci, selamun aleyküm, aleyküm selam. Bu insanlara dedim, çay ver, parasını ben vereceğim. Bir de dedim, kahveyi bana dedim, yarım saatlığına kaça kiralarsın?
Böyle baktı, 100 lira dedi, al şu 100 liranı dedim. Söyle dedim bu insanlara, kahveyi bu adam yarım saatlığına kiraladı dedim. Televizyonu kapat dedim. Televizyonu kapattı. Arkadaşlar, bu hacı dedi, kafası kırık biraz, kahveyi yarım saatlığına kiraladı dedi. Yaptı bana. Herkes döndü. Bu kim bu ya? Adam köye gelmiş. Ondan sonra yarım saatlığına da kahveyi kiralamış. Eee? Bizi esir alıyor. Dedim arkadaşlar, yarım saatinizi bana verir misiniz? Bir dedim, kitap satmayacağım. İki, cd satmayacağım. Dini dedim, gazete, dergi, hiçbir şey satmayacağım. Size hiçbir şey satmayacağım. Sizden parayı istemeyeceğim. Sizden pul istemeyeceğim. Buradan elinizi, kolunuzu sallayarak çıkmanıza gerek kalmayacak.
Yarım saatlığına bana müsaade eder misiniz dedim ben. Edelim bakalım ne söyleyeceksin ya dedi. İyi, tamam. Teşekkür ederim. Başladım anlatmaya ben. Dilime ne geliyorsa. İş döndü, dolaştı. Bilmem ne, evlerine geldi. Olması lazım dedi birisi. Ben şimdi ona direkt sorsam, senin kızın, senin kardeşin, orada olur mu desem onu kırmış olacağım. Önde gençler oturuyorlar. Gençlerden şimdi ön taraftaki hiç koltuk yok ya onlara hitap edin. Sen dedim canım kardeşim. Kız kardeşinin böyle olmasını dedim. İster misin istemem. Olsa ne yaparsın dedim he. Köy kahvesinde şimdi anlayışla karşılarım der mi? Vururum dedi. Öbürküne dedim sen ne yaparsın? Kardeşin öyle olsa, kızın öyle olsa vururum, vururum, vururum.
Ben dedim hepiniz katliamcısınız siz burada dedim ya. Kendi kardeşiniz, kendi kızınız olunca vuruyorsunuz. Başkasının kardeşi ve kızı olunca dedim olsun istiyorsunuz. Ama şunu çok tartışıyorlar. Oturuyorlar bütün ilim adamları, bilim adamları, bu işin entelektüel kesimi. İslam'da kadının yeri. İslam kadını şöyle yapmıştır. İslam kadını böyle yapmıştır. Ne yapmış kardeşim ya? İki yüz bin tane fahişeylik yapan küçümsemiyorum. Kadınları İslam mı üretti ya? Evlilik kaç yaşında olmalı? İyi. Bir kız çocuğu. Evleneceğim diyor. Ne diyeceksin? Sevgili edinmek serbest. Flört edinmek serbest.
Bakın, ben sırça saraylarda oturmuyorum. Ben de insanların içindeyim. Şimdi ilkokul 3'e 4'e giden kızların veya erkeklerin dahi pilotonik sevgilileri var mı? Var. Bakıyorsun 12-13 yaşında oğlan çocuğu tarancam diye uğraşıyor. Elinde fön makinesi taranıyor boyuna. Bakıyorsun kız 12 yaşında. Saçlar taranıyor, örülüyor. Böyle bir model veriliyor. Hiçbir tane saçı taranmamış, modeli olmayan kız veya erkek çocuğu okula giderken görüyor musunuz? Kıyafeti böyle biraz alt düzeyde bir çocuk görüyor musunuz? Ben kendimden payı biçtiğim zaman zaten diyorum ki tamam. İlkokul 4'e gidiyordum ilk sevgilim olduğunda.
Babam dedi, nasıl lan dedi, kitap gibi baba dedim, aç aç oku. Enseme vurdu, kitap gibi halen dedi. Dedim evet, kitap gibi. O kızı eve getirdim ben. Ders çalışma şeyinden. Kız biliyor. Benim ona karşı olan hissiyatımı. Eve getirdim ya. Abimle bize bana dedi ki, gidin lan dedi Hüseyin Bey'in oradan bir aç bir tayakkabı vereyim bana. Enseme vurdu. Benim sevgilimin olması, onu eve getirmem babamı mutlu etti. Abime dedim, benim yüzüsü hürmetim ayakkabıyı sen de alın dedim. İlkokul 4'e giden bir çocuk. Ben, kendi yaşımda, yaşım 58 bin.
O zaman buna kafam çalıştıysa, şimdi çalışmaz mı? Babam ölmemişti. Daha 14 yaşındaydım. Yunanistan'dan dedemin akrabaları geldi. 14 yaşındayım daha. Babam ölmedi. Ben kurbanlık koyun gibiyim. Bir tane kız getirmişler, dede açtan gelirken yanlarında. Kız 17-18 yaşında var. Kız böyle yandan yandan bana bakıyor. Ulan neden bakıyor bu bana diyorum ben. Sonradan işaret bir şey patladı. Beni evlendirecekler. Dedim ne oluyor? Dediler evlendireceğiz seni. Hayırdır, kim ne? Bu kız da. Neden? Evlendireceğiz. Bir gün, iki gün. Ulan dedim ya, olabilir mi? Olabilir ha. Kendimce. 14 yaşındayım daha. Dedim ulan daha dur ya. Daha orta okula gidiyorum.
Yok dedim ya. Pilotanik sevgililerim var. Konuştuklarım var. Onları bırak, evlen. Olacak iş mi? Dedim hayır, istemiyorum. Ben evlenmeyeceğim. Evlendirecekseniz abimi evlendirin. Hiç kimse abimi evlendirmeye kalkmıyor. Kaldı. Onlar garibi bizden gittiler uşağı sonra. Artık ne oldu, ne gitti bilmiyoruz. Bir daha gelmediler. Kızdılar zaten. Babam öldü. İyi güzel. Babam öldükten sonra bir gün ben feyzinin kahvesinde çalışıyorum. Öğlen yemeğine dahi gittim. Kız kardeşim dedi ki, abi seni teyzeme bekliyorlar dedi. Ayten teyzeme. Ne işin var kızım orada? Orada bekliyorlar seni. Yemeği orada yiyecekmişsin. Allah'ım. Yavrum ne işimiz var orada?
Ben senin rolu ola kıza kıza gittim. Teyzemle annem hatırlıyorlar. Kızın birisi iğne oyası yapıyor. Film belli. Ayten teyzem işaret ediyor. Bak. Yapıyorum ben. Gözden işaret ediyor. Bak. Kızın kafasında da böyle iğne oyası örtüsü var. Teyzem kulağının arkasına takıyor kızın örtüsünü. Bak illaki. Ben bakmıyorum, inat ediyorum. Anneme dedim ne oldu? Baban öldü ya dedi. E dedim. Gözüm açıkken dedi. Birinizi evlendireyim dedi. Düşündüm dedi. Bu kızcağız dedi. Ödemişin ne o kirazın köyünden gelmiş oraya. Yengesinin çocuğuna bakmaya. Hoşumuza gitti dedi. O yüzden dedi seni evlendirelim.
Ben dedim abim varken beni ne düşünüyorsunuz? Abin olmazsa ne olur dedi. Dedim ben evlenmeyeceğim. Bu da babam öldükten sonra. Yani 16 yaşındayken. Evlensem evlenir miydim? Evet. Bir evin sorumluluğunu götürebilir miydim? 16 yaşındayken. Evet. Evet. Siz şimdi kime evlilik yaşı koyacaksınız? Bir kimse var 30 yaşında asla evlenmez. Bir kimse var 16 yaşında evlenir. Kız erkek hiç önemli değil. 60 yaşındaki birisinin 13 yaşında bir hanım alması uygun mudur? Ne o inşaatçı neydi o adam?
Bak herkes tanıyor. Yani Ali Ağaoğlu evlenince olmuyor. Öyle mi? Oluyor. Şimdi bu normalde 60 yaşındaki birisi dediği kim bilmiyorum da. Yani böyle bir kimse olunca oluyor. Dikkat edin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında genel olarak hiç kimse küçük yaştaki kızla evlenmezdi.
Bir tek Hz. Ömer Efendimizle alakalı bir rivayet var. 13 yaşında 14 yaşında bir kızla evlendiğine dair. Aslında onu da bir yaş hesaplaması yapmam lazım. Yani Hz. Ali Efendimiz'in ondan sonra kızını alıyor. Normalde Hz. Ali Efendimiz hicretten sonra evlendi. Hicretten sonra evlendiği için Hz. Fatıma ile evlilik yaşından Hz. Ömer radıyallahu anh hazretlerinin evlenme yaşı arası ne kadarmış onu hesaplamam lazım. Mesela Hz. Aişe annemizle alakalı 12 yaşında evlendi. Hesabı doğru hesap değil. 12 yaş hesabı doğru hesap değil. Yaş hesaplaması öyle değil. Yanlış bilgi var işin içerisinde. Yanlış bilgi var. Bu ayrı bir konu.
İsterseniz böyle bir sohbette ben bu yaş hesabını size aktarabilirim. Ama velev ki oldu. Velev ki oldu. Kıymetli dostlarım, Türkiye'de fuhuş yaşı 15. Devletin açıklaması. Fuhuş yaşı. Bu ne demek biliyor musunuz? Bir kız çocuğunun 15 yaşında fuhuştan para kazanmaya başlaması demek. Onun evveli var demek ki. Devletin açıklaması. Allah bizi affetsin. Ben geceleri nafile namaz kılıyorum. Fazla namaz borcum varken nafile namaz kılabilir miyim? Hanefi'ye göre kılabilirsiniz. Birinci soru. Birinci soru.
Mevle mi, semahların için her yerde icra ediliyor. Mesela dönerci, dükkan, düğünlerde vesaire. İnan bundan gerçekten biz de muzları biz. Öyle söyleyeyim. Bir açıdan baktığımızda, yani insanların heva hevesten bir şey yapmaktansa böyle bir şey yapmaları uygun görülebilir bir açıdan. Ama ben çok bunu uygun görenlerden değilim. Bunun ücret karşılığında yapılmasına uygun görenlerden değilim. Böyle dükkan açılışında, yok şu açılışında, yok bu açılışında yapmalarına uygun görenlerden değilim. Semah bir dans gösterisi midir? Değildir. Dans gösterisi değildir. Belli bir ritüelleri olan, belli bir kaidesi, belli bir disiplini olan Allah'ı zikir, ayin-i şerifidir.
Biz kendi açımızdan, kendimizden sorumluyuz ya, birinci derecede onu söyleyelim. Biz kardeşlerimizi, sema edecek olan kardeşlerimizi bunu hazırlarken onlara hem dini eğitimlerini veriyoruz, hem de her semada bir kendi eksenini etrafında dönüşe bir çark denir. Her çarkta biz onları Allah diyerekten sema etmelerini talim ve terbiye ediyoruz.
Her çarkta Allah, Allah, Allah, … Hatta bir an böyle ney dursa, güdüm dursa siz onların nefesle zikirlerini duyarsınız. Mesela biz semada duyuyoruz birbirimizin seslerini. Bir an burada böyle bütün sesten uzaklaşır sesi duymazsanız onların zikrullah sesini duyarsınız. Mesela bizim muhtarın oğlu Semazen, normalde aldığı eğitim aynı değil mi?
Değil mi? Hem onlar dini asıl kaideler olarak onun eğitimini alırlar, hem aynı zamanda da Allah'ı zikrederler. Allah sevdiğine neden çile çektiriyor? O çile çektirmez. Kim demiş çile çektiriyor diye? Ateşi saray eder, mağarayı cennet bahçesi yapar, kuyuyu gül bahçesi yapar. Çile nereden çıktı?
Dışarıdan bakan akıllılar onu çile çekiyor zanneder. Hani İbrahim'i ateşe attı ya, İbrahim'i ateşe atınca herkes ateşten kaçıyor, uzaklaşıyor. Sare sevdiğini ateşte bırakmadı. O ateşteyse ben neden dışarıdayım dedi. Ey İbrahim ben seni seviyorum, sana geliyorum dedi. İbrahim gel, içeri attı, geçti seri ve selametli. Cennet bahçesi, gül kokluyorlar. İçeriden seslendi sare annesine. Anneciğim gel, sen ateş görüyorsun burası, ateş değil. Hani aynı şekilde Kur'an-ı Kerim'de başka ayet-i kerimede de anlatır ya, biz bunu Hazreti Mevlana'da, bunu normalde bu konuyu, bu kıssayı alır kendine.
Zenuvas vardır ya meşhur. Hendekler ateşler doldurur. İnananları ateşe atar, hendeğe. Genç bir delik, genç bir kızı atar ateşe. Kız çıkar ortaya, der ki ben Allah'a iman ettim. Askerlerine emreder, atın bunu ateşe. O kız ateşe atılır, ateş onu yakmaz. Kız annesine içeriden feryat eder. Anneciğim sakın ha, onun putunun önünde eğilme. Senin ateş gördüğün nesne? Ateş değil. Kızın feryadını duyan dışarıdaki diğerleri, hepsi de kendilerini ateşe atmaya başlar. Bu sefer Zenuvas der ki askerlerine, durun! İnsanları ateşe atmaktan men edin. Çile nerede burada?
Sohbetimin başında dedim ya, şu akıllılardan çektiğimiz kadar hiçbir şeyden çekmiyoruz diye. Biz çile görüyoruz. İnsanlar Eyyubel Ensari'ye baktılar, ne kadar hastalıklı bir adam dediler. Attılar onu. Aslında hastalığından değildi. O Allah'ı anlatıyordu insanlara. Bu insanların nefsine, hoşuna gitmedi. Attılar dışarı, olmadı. Çöplüğü attılar, olmadı. En sonunda dediler ya, seni çöplükte de istemiyoruz biz. Ya, götürdüler mağaraya attılar. Dediler ki şu mağarada yaşayacaksın, mağaradan dışarı çıkmayacaksın. Eşi de ne yapıyordu? Her gün ona yemek taşıyordu, su taşıyordu. Eşi her gün ona yemek ve su taşıyordu. Bir gün şeytan, bir komutan vaziyetinde, atın üstünde çat çat çat çat geldi.
Kadına dedi ki, sen ne güzel bir kadınsın. Dedi ki, seni nikahıma alayım. Sana gün yaşatayım, saraylarda yaşatayım. Eyyub'in hanımı dedi ki, benim Eyyub'im var, ihtiyarım var, onu bırakamam. Bırak dedi onu, gel benimle. Gitmedi. Ertesi gün çok yakışıklı bir delikanlı olarak geldi. Gitmedi. Ertesi gün zengin bir adam olarak geldi. Gitmedi. Ben dedi, Eyyub'umu bırakamam. Geldi, bir baktı. Genç bir adam var içeriden. Dedi ki, yavrum, burada benim bir ihtiyarım vardı. Eyyub'im vardı. Nerede ki? Eyyub aleyhisselam latife yaptı ona. Niye benziyordu?
Kime benziyordu? Rengi nasıldı? Ona tarif ediyor. Çok mu seviyordun? Adamlar böyle. Gönülleri hoş olacak. Tabii. O anlatıyor boyuna. Dedi ki, Eyyub benim. Dedi ne oldu? Allah dedi, burada bir su bana ikram etti. Yıkandım, böyle oldum. Hadi sen de yıkan şimdi. O da yıkandı. İkisi de taptı azı, dipdiri. İki genç oldular. Allah onlara yeniden evlat verdi. Yeniden zenginlik verdi. O yüzden hakikate eren, aşıklar çektiklerini çile olarak görmezler. Akıllılar çile görürsün. Mecnun'a bakın.
Neden Mecnun koydular? Mecnun ne demek? Deli demek. Adı neydi? Fuat'tı. Kim koydu onun deli lakabını? Akıllılar. Değil mi? Dediler ki, ya bu Mecnun olmuş. Taci tahtı sarayı bırakmış, yollara düşmüş. Leyla da Leyla. Leyla da Leyla. Ah bu adamlar ne çektiyse Leyla'lardan çekti zaten. Büyünün tesirinden kurtulmak için ne yapmak gerekir?
Felak nas ayetel kürsi. Ruhtan kasıt nedir? Komple bir bütüncüllüktür, bütünlüktür. Okuldaki İslami ilimler hocalarımız Mehdi ve Mesih'i reddediyor. Deccal ise bir fikir akımı olacağını söylüyorlar. Tavrımız ne olmalı? Uğraşmayın. Siz cahilleri gördüğünüzde selam deyip geçin. Yani normalde Deccalı bir fikir akımı olarak görüyorsan Deccalı kabul ediyorsun. Karşılığı ne? Mehdi. O zaman Mehdi de bir fikir akımı de. Hiç olmazsa. Harun Hoca hep sizden oluyor bunlar. Sorumlusuz sizsiniz. Allah'a varılacak yol sadece dinden mi geçer? İnsanoğlu din olmadan Allah'a varamaz mı? O da dindir. Bir yol varsa dindir.
Din yoldur zaten. Din yoldur. Ben Allah'a varmak istiyorum. Din olmadan iyi olur. Ben de varmak istiyorum. Senin peşine geleyim. Nasıl? Basbayağı. Birine öyle dedim. Tamam. Aa harika biliyorsan ben senin peşine geleyim o zaman dedim. Sormayacağım bile dedim. Nereden gidiyoruz dedim. Seni peygamber olarak göreceğim dedim. Birisi öyle diyor. Yani diyor ki Allah'a gidilen yol sonsuz. Evet doğru.
Bir dinden mi, bir dine müntesip mi olmak zorundayız? Biliyorsan bir yol. Gidelim seninle beraber. Bir yere de imzala. Taahhüt et bana. De ki Allah'a ulaştıracağım seni. Harika. Ben de diyeyim ki yine bir peygamber çıktı. İnsanoğlu yetiştiriyor. Minbit topraklar bizim Anadolu toprakları. Bak evreni subiyle yetiştirdi. Amerika'ya ihraç ettik. Bir de diyorlar ki biz böyle işte bilgi, ilim ihraç edemiyoruz. E diyoruz. Nebiler, peygamberler, mehdiler ihraç ediyoruz. En büyük ihraçat nesnelerimizden birisi. Hakkınızı helal edin. Sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Ben Lombardini motoru gibi sonradan açıldım. Hepinize de teşekkür ediyorum. Geceniz hayır olsun. Şimdi sema yapacak kardeşler. Sema bir zikir. Allah, Allah, Allah diyecekler. Bir topluluk Allah'ı zikredip dağılırsa af olmuş olarak kalkınız diyor. Hadisi kudsi. Af olmuş olarak kalkınız. Zikir için abdest lazım değil. Zikir için gusül lazım değil. Zikir için hiçbir ritüel lazım değil. Ayeti kerime. Kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. Allah hepinizi zikretsin. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.