mustafaozbag.org

MESNEVİ SOHBETİ - İzmir / Gaziemir - 16 Eylül 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 18 Eylül 2018 · 1:12:53

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Gününüze hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Can yolu mutlaka cismi viran eder. Onu yıktıktan sonra da yapar. Ne mutludur ki ve ne kutludur ki o can ki mana aşkıyla evini, barkını, mülkünü, malını bağışlamıştır.
Altın definesi için evi harap etmiştir. Fakat o altın definesini elde ettikten sonra o evi daha mamur bir hale getirmiştir. Suyu kesmiş, suyun aktığı yolu temizlemiş, ondan sonra arka içilecek su akıtmıştır. Deriyi yarmış, termeni çıkarmış, ondan sonra orada yepyeni bir deri bitirmiştir. Deri bitmiştir. Aşıklık ve Allah yolunda mücadele etme, mücadele etme değişik evrelerden geçer.
Allah yolunda mücadele etmek, mücadele etmek, o yolun içerisindeki mücadeleleri geçerken, aşarken belli safhalardan geçmek, yolun kendi içerisindeki kendi adabı, erkanıdır. Onlar olmadan, hani geçmiş ümmetlerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden siz cennetlik mi olacağını düşünüyorsunuz. Ayet-i kerime mücibince o aşıklık yoluna girenler de o belli yollardan, belli şeylerden geçer. Ve insan sever, aşık olursa, dünya olarak gözünün önünde gördüğü her şeyden geçmesini bilmektir. İnsanlar normalde birbirlerini sevdiklerine aşık olduklarını söylerler. Eğer bir insan dahi birbirine aşık oluyorsa, bir kadın bir erkeğe aşıksa, bir erkek bir kadına aşıksa, aşıklığının delili gerekir. Her iddia bir delile ihtiyacı vardır, delile muhtaçtır.
Bir kadın bir erkeğe aşıksa, kendinden geçer. Kendisiyle alakalı hiçbir şey kalmaz. En çok onu seven veya onun en çok sevdiği diye düşündü. Annesi, babası, akrabası, eşi, dostu neyi varsa, bırakır silkeler yürür adamın arkasından. Veya bir adam, bir erkek düşünün, bir kadına aşık olduysa, neyi var, neyi yoksa bırakır, silkeler onun peşine düşer. Hani hicret emri gelmişti, hicret emri gelince, bütün Mekke'den Müslümanlar Medine'ye hicret etmeye başlamışlardı. Bir müşrik erkek vardı, Müslüman bir kadına aşıktı, o da Mekke'yi terk etti. O da Mekke'yi terk edip, o da Medine'ye yerleşti. Medine'ye yerleşince, hicretle alakalı hadis-i şerifler beyan olununca, dediler ki, ey Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme, şimdi o erkek de mi hicret sevabı alacak dediler.
O da dedi ki, neye hicret ederseniz onu bulursunuz. Allah için hicret eden Allah'ı bulur. Dünya için hicret eden dünyayı bulur. Kadın için hicret eden de kadını bulur, kadına kavuşur dedi. Ne için hicret ederseniz onu bulursunuz dedi. Neden? Hicret, o emriyle çok sevdikleri, çok sevdikleri, hatta aşk derecesinde durdukları Mekke'yi bırakıp Medine'ye hicret etmişlerdi. O erkek müşrik de Medine'ye kadının peşinden gitti. Evini, barkını, her şeyini bıraktı Mekke'de. Her şeyinden geçti. Niçin? O kadını seviyordu çünkü. O kadına aşıktı. Ve oraya göçünce kadın ona dedi ki, sen iman etmedikçe benim seninle evlenmem mümkün değil. Dedi ki, sen benimle evleneceksen ben iman da ederim.
İman etti. Tabiri caizse dinini değiştirdi. Aşıklık, iddia isteyen bir şeydir. İddialı insanlar aşık olabilirler. İddiası olmayan bir kimse aşık olamaz. O pro tip olarak iddialı bir kimliğe, kişiliğe sahiptir. O yıkmasını bilendir. Aşık yıkar. Aşık yakar. Öyle Roma'yı da yakarım deyip de öyle yakmak değil. Ama yakar. Aşığın arkasından bir toz bulutu çıkar. Tanrımar eder ortalığı. Aşıklık çünkü yakılması gereken yerde yakmak, yıkılması gereken yerde yıkmak, dizayn edilmesi, düzenlemesi, ihya edilmesi gereken yerde ihya etmektir. İşi odur.
O yüzden aşıklık yolu insanın canını viran edecekse, neyse kıymetlisi onu viran eder. Evi viran olacaksa evi viran olur. Vücudu viran olacaksa vücudu viran olur. O en çok sevdiği, vazgeçemediği bir şey viran olacaksa o viran olur. Hani o mallarıyla, anne babalarıyla, eşleriyle, çocuklarıyla, en sonunda der canlarıyla imtihan ederim. Aşıklık sonunda canı da viran eder. Can verilmesi gerekiyorsa can verir. Tabii can vermeyi gözünüzde büyütmeyin. Can vermek işin kolay tarafıdır. Gel dediğinde gelmek zordur. Git dediğinde gitmek zordur. Otur dediğinde oturmak zordur. Nefsi ağır gelen budur. Yoksa öbür türlü canını ver desen, kötücek canını verir. O işin kolay tarafıdır.
Nefse söz geçirip, nefsin üzerinde yüklenmek, nefsin üzerinde oturmak, nefsi terbiye etmektir olan, zor olan. O yüzden o kimse kendince canını viran eder mi? Eder. Yani o aşkıyla evini, barkını, mülkünü, malını bu noktada viran eder mi? Eder. Ama Hazreti Pir diyor ya, altın definesi için evi harap etmiştir. Hani bir deseler ki, şurada bir define var. O defineyi buluncaya kadar o kimse orayı harap eder mi? Eder. İşte bir ara, malum ben hemen hemen her derste söylüyorum, bayındırlayayım diye. Bizim orada Eskici Dede var. Bir ara tutturdular, Eskici Dede'nin orada define var, altın var diye. Biz ne zaman gitsek bir tarafını kazılmış olarak görüyorduk. Veyahut da Gömeşli Dede var ya orada.
Gömeşli Dede, mezarı orada. Mezarının altını üstünü getiriyorlardı. Neden? Orada define var diye. Deseniz ki, bu evde bir define var. Adamlar, insanlar oranın altını üstünü getirirler. Neden? Define var çünkü. Biraz güldüreyim sizi. Geçenlerde böyle bir küçük bir zeytinlik gibi bir yer var. İşte ben internetten buldum onu. Ondan sonra neyse, gidelim bakalım, arayalım, iyi alalım. Dedik biraz eşeleniriz fırsatımız olursa. Aldık bir yer. Yeri aldık biz tabii böyle dışarıdan baktık, aldık. Adam sonradan yeri göstermeye çağırdık adamı. Biz aldık ama yeri görmüştük. Yani görmüştük işte oradan dışarıdan baktık. Bu yer burada mı burada? İyi. Göstermeye gittiğimizde yan tarafı da başka bir kimse almış.
Alan adam dedi ki, ya bu kayanın altında mıydı? Define altın ya. Şu kayanın altında mıydı? Bu kayanın altında mıydı? Bu kaya nerede kaldı? Ona mı kaldı? Yan tarafı tak adam. Burası bana ait, burası bana ait dedi. Dedim Allah Allah. Tamam. İşte neresi dedim? Bizim sizin bu taraf dedi. Tamam. Ya yanındaki akrabasına soruyor. Bu altın, bu kayanın altında mıydı diyor. Şu kayanın altında mıydı diyor. Orada da bizim yerde de kalan bir kaya var. İşte o kayanın altında falan. Ben yeri gördüm. Ulan dedim Mustafa Özbağ, ne işin var senin burada dedim. Böyle rampa bir yer. Ana ol sana. Bizim muhtarı dedim. Muhtar şuranın ağzını, yüzünü düzelt satalım biz buraya dedim.
Bunlar uğraşamam ben dedim ya. Nefesim yetmez böyle yukarı çıkmaya beni. Satalım buraya dedim. Satalım mı satalım dedik. İyi. Onlar ağzını, yüzünü düzelttiler. Biz satmaya karar verdik ya. O yandaki adam alacak orayı hemen. Neden? Kendi kafasında şunu geçiriyor. O kayanın altı mı, o kayanın altı mı? Define var. Yok orada Yunan karakolu varmış da. Karakoldan normalde onlar giderlerken defineyi gömmüşler de. Muhabbet bu. Bir başkası olsa şimdi orayı satar mı? Satmaz. Değil mi? Biz definenin hakikisini bulmuşuz. Ne yapalım dünya definesi? Dedim ya satın şurayı. Dediler ki yan taraf alacak. İşte ayıp söylemesi. Beşen lira bir kar koyduk üzerine.
Dedim bu kadar para. Çarşamba gününe kadar veriyorsa versin. Vermiyorsa dedim yer bu kadar para. Adam arabasına sattı parayı getirdi. İçimden dedim ki bir define muhabbeti adamı dedim arabayı sattırdı. Bir define muhabbeti. Şimdi kız kardeşim burada bir define muhabbeti daha var. Dedemin evini gidip arayabilirsiniz. Siz yıkabilirsiniz hiç olmasa. Yıkıntıdan kurtulalım temizledelim orayı. Babaannem beyin felzi getirdi. Dedem diyordu ki. Dedem kendi altınlarının yerini anneme göstermiş. Demiş ki ben ölür kalırsam bu sana ait. Burada duvarın içinde demiş. Buradaki duvarın içinde. Bizinkinden hemen annem almış teyzemle orayı. Bir de kimse anlamasın diye kireçlemiş orayı.
Ben anlamayacağım yani. Ama babaannemin altınlarının nerede olduğunu bilmiyor. Dedi ki benim yanımda da söyledi. Dedi kızım dedi. Anneniz dedi beyin felci geçirdiğinden dedi. Nerede olduğunu hatırlayamadı dedi. Babaannemin altınları hala da dedemin evinde. hangi kovun içerisinde hangi taşın altında belli değil. İnşaatçı sana bir ruhsat verebilirim. Bak git ara bu. Şimdi define olunca bir kimse orayı yıkar mı? Yıkar. Define arar mı? Arar. Altın definesi için evi harap etmiştir diyor. Buradaki evine altın definesi nerededir? O kimsenin gönül dünyasındadır. Kalbindedir. Oraya o kimse ne yapar? Ne varsa içerisinde yıkar. Yeter ki o defineye ulaşsın. Fakat o altın definesini elde ettikten sonra da o evi daha mamur bir hale getirir.
Bir insan evi yıkar define aramak için. Defineyi bulunca yerine daha güzel, daha mükemmel bir ev yapar mı? Evet. Bir insan da defineyi bulursa. Hani Yunus'un tabiriyle ballar balını buldum, kovanım yağma olsun demiş ya. Ballar balını bulunca kovanını yağma ettirir mi? Evet. Onun yerine yeniden güzel bir kovan olur mu? Evet. Onun yerine yeniden harika bir ev kurar mı? Evet. Defineyi bulmuş çünkü. Aşıklık define gibidir. Daha ilerisi aşıklık kadar büyük bir define yoktur. Her neye aşık olursan ol. Ben onu ayırt etmem. Onu ayırt edenlerden değilim ben.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bedevinin birisi sordu. İçimizden kimi seversin ya Resulallah? Aişe'yi dedi. Hz. Pır der ya aşıklık o taraftan da olsa bu taraftan da olsa bize delildir diye. Hz. Aişe annemin sorardı. Beni nasıl seviyorsun ya Resulallah? Kördüğüm gibi. Öyle Allah'a aşık olan daha güzel aşık olur. Sevmesini bilir. Birisine aşık olan Allah'ı da daha güzel aşık olur. Aşıklığı bilir. Sevmenin getirdiğini, sevmenin gerekliliğini ve sevmekle alakalı neler yapması gerektiğini bilir. O yüzden bir kimsenin hangi taraftan olursa olsun aşıklığı ona muhakkak ki çok şeyler katar. O yüzden altın definesi gibidir.
Suyu kesmiş, suyun aktığı yolu temizlemiş. Ondan sonra arka içilecek su akıtmıştır. Normalde o kimsenin kalbine gelen sesler vardı. İlhamlar vardı. O bütün her türlü sesi kesti. Temizledi. Artık gelen su, berrak su. İçilecek su. Gelen ilham, karışık ilham değil. Gelen ilham, içi bulanık bir ilham değil. Temiz suya kavuştu. Temiz suyla abdest alınır. Temiz suyla içilir. Temiz suyla temizlenir. Necaset içilmez de kullanılmaz da. Müstamel su denir fıkıhta. Bir kimse bir suyu kullanınca, kullanılmış su müstameldir. O içilmez, o kullanılmaz. Onunla abdest alınmaz. Çünkü müstamel su oldu. Toprakta dahi vurursunuz teyemmüm ederken, kollarınıza sürersiniz.
Elleriniz müstamel olur. Sürerken, normalde ilk önce parmaklarınızı böyle yapar, ondan sonra öbür tarafa çevirirsiniz. Ellerinizi müstamel yapmazsınız. Mest edeceksiniz ya, mest edecek olduğunuz eli, suyun içerisine tutarsınız, onunla hiçbir şey tutmadan başınızı mest etmeniz gerekir. Onunla bir şey tutarsa, mestiniz mest olmaz. Neden? Eliniz müstamel oldu. Kullanıldı. İşte, aşığın gönlü müstamel değildir. Kullanılmış değildir. O bütün kullanılmışlıkları, bütün arkları, bütün yolları, hepsini tıkamıştır. O yeniden bir yol açar. Yeniden bir hayat kurar. Yeniden bir gönül dünyası dizayn eder. Onun gönül dünyası taptazedir. Onun gönül dünyasına akan da tazedir.
Onun gönül dünyasından akan da tazedir. Bakın, onun gönül dünyasına akan da tazedir. Onun gönül dünyasından akıtılan, dışarı sudur eden de tazedir. Aşığın gönlü, her an bahar bahçesi gibidir. Her an tazedir. Aşığın gönlüne gelen de, her an tazedir. Her an tazedir. O yeniden, yeniden, yeniden, yeniden aşk kokar. O her an gönlü tazedir. Bir kadın düşünün, bir erkeğe aşıksa, o hep taptaze bahar bahçesi gibidir. Bir erkek düşünün, bir kadına aşıksa o, o her an taptaze bahar kokuları sürünmüş, bir nazlı ceylan gibidir. Her aşık, yeniden kokulanmıştır. Sebep, çünkü o her an aşıklığını, yeni bir perdede yaşar. Onda eski bir söz yoktur.
O başkasının sözünü kullanmaz. Başkasının sözünü kullanmak, bayatlıktır. Başkasının şiirini okumak, bayatlıktır. Başkasının duygusunu okumak, bayatlıktır. Bayatlık, daha ilerisi, bayığılıktır. O yüzden Hazreti Mevla'na der, dünden kalma, bize konuşma. Ya yeni bir şeyler söyle. Bize yeni bir şeyler söyle. Bir başkasının şiirini yazma. Kendin şiir yaz. Bir başkasının şiirini okuma. Kendin, ol, kendin oku. Kendin diline söyle. Herkesin söylediği şeyle söyleyeceksen, sen de herkes gibisin. Sen aşıksan, otur sen Yunus ol. Sen aşıksan, otur sen Hazreti Mevla'na ol. Otur sen bugünün Mevla'nısı ol. Bugünün Yunus ol. Bugünün Mecnun ol. Bugünün Leyla'sı ol.
Bugünün Kerem ol. Bugünün Aslı'sı ol. Bugünün Züleyha'sı ol sen. Sen bugünün Yusuf'u ol. Bugünün Yusuf'u ol. Dünün değil. O zaman aşık, her an yıkan, temizleyen, ve her an, taptaze kokandır. Her an. Onun aşığın, normalde, kullandığı tabir, kullandığı dil, taptazedir. O dünkü, sözü, bugüne taşımaz. Ayet-i Kerime'ye, dünkünlerin baktığı açıdan bakmaz. Dünkünlerin baktığı açıdan bakıyorsa, o aşık değildir. O papağandan başka, başka bir şey değildir. Ancak, dünkü hukuka bakılır. Dünkü aşıklığa bakılmaz. Dünkü aşıklık eskimiştir. Bitmiştir çünkü.
Hatta dünü bırak. Bugünkü öğlenki aşıklığı bitmiştir onun. Öğleyi akşama taşıyorsa, o aşık değildir. Bir saat öncesini, bir saat sonrasına taşıyorsa, o aşık değildir. Aşık her an, yeni perdede, yeni hayat bulandır. Aaa, dünkü gözlerin, bugün gözlerin yok. Dünkü gözlerim arıyorsan, bugünkü gözlerim yok. Dünkü Mustafa Özbağ arıyorsan, yok, öldü. Bir saat önceki Mustafa Özbağ da öldü. On dakika önceki Mustafa Özbağ da öldü. Sen on dakika önceki Mustafa Özbağ'ı görmüşsün. Öldü o. Allah rahmet eylesin. İyi insandı, kötü insandı. Öldü. O yeniden dirildi. Sen yeniden dirilişi görmediysen, sen de ölüsün.
Ne aşıklıktan bahsediyorsun. Sen yeniden taze kokuyu almadıysan, seni burnun koku almıyor. Sen yeni şeyler duymuyorsan, kulağın duymuyor senin. Senin kalbin körelmiş. Tövbe et, Allah'ı zikret. Deriyi yarmış, termeni çıkarmış. Ondan sonra orada yepyeni bir deri bitirmiştir. Bak, Allah her an senin derini yenilemede. Allah dinini bile yeniliyor. Adem'den itibaren, hepsi İslam, ama yeniliyor. Peygamberleriyle yeniliyor. Adem'in hukuku dar geliyor. Kendi indirdiği dini, kendisi yırtıp, atıp, yeni bir din gönderiyor. Ardından yeni bir din, ardından yeni bir din, ardından yeni bir din, yeni bir peygamber.
Kaç tane peygamber geçtiğini bilmiyoruz, Muhammed-i Mustafa'ya gelince kadar. Kimisi 124 bin diyor. Bilmiyoruz. Kur'an'da 70 kusur mu ismi geçiyor? Kaç? 29 isim geçiyor. Peygamber ismi. Ama biz sayısını biliyor muyuz? Hayır. Diyoruz ki, ne kadar peygamber ve nebi, Resul ne geldiyse, hepsinde peygamberliklerine ve Resul'lüklerine iman ettik diyoruz. Ve her gelen peygamber, büyük bir çoğunluğa, çoğunlukla yeni hukuk getirdi. En son nereye kadar? Muhammed-i Mustafa'ya kadar. Sallallahu aleyhi ve selleme. Ondan sonra, yeni bir peygamber gelmeyecek. Ama Kur'an, her an anlayış olarak kendisini yeniliyor. Müteşabihler var. Müteşabihler, kendilerini yeniliyor.
Allah, dinini yeniletiyor. Allah, her dönem, her yüzyılda bir, bir müceddit gönderiyor. Onunla dinini yeniletiyor. Allah, Allah peygamberlerden sonra veliler gönderiyor. Velilerle dinini, anlayışını yeniletiyor. Allah dahi yeniletiyor. Allah, dünü bugüne taşımıyor. Her an yeniden yaratıyor. En büyük aşık Allah. En büyük aşık o. Bir tarafı aşık, bir tarafı maaşık. En büyük maaşık da o. En büyük aşık da o. En büyük maaşık da o. En büyük aşık da o. Ve o, aşkın yüceler yücesinde oturuyor. O yüzden her an yeniliyor. Neyi yeniliyor? Maaşıklarını yeniliyor. Neyi yeniliyor?
Aşıklığı yeniliyor. Ve Allah, her an yenilerken her şeyi, aşığım diyenler kendilerini yenilemiyor. Müslümanım, müminim diyenler kendilerini yenilemiyor. Oysa Cenab-ı Hak diyor ki, ey iman edenler, iman ediniz. Ey iman edenler, iman ediniz diyerekten, iman edenlere diyor ki, kendilerinizi yenileyin. O aşıklık perdesine kendinizi atın. Düne bakmayın. Dün öldü. Bugün yeniden yapın her şeyi. Yeniden yapılandırın. Yeniden. Dünkü böreği koyma benim önüme. O dünde kaldı. Bugün taptaze börek yap. Dünkü yemeği benim önüme koyma. Bugün yesyeni bir yemek yap benim önüme. Bir haftalık yemek yapıp koyma oraya. Bir haftalık yemek yenmez. Bıkar insan.
Her gün taptaze yap da koy. Babamı hatırlıyorum, hak veriyorum. Öğlen yediğini akşam yemezdi. Akşam yediğini ertesini öğlen yemezdi. Allah rahmet eylesin. Hep tazecik yemiş her şeyi. O yüzden hayatı da tazecik yemiş ve çekmiş gitmiş. Kırk yaşında vefat etti. Dolu dolu yaşadı Allah rahmet eylesin. Dolu dolu öldü. Her gün heyecan vardı evin içerisinde. Her gün bir atraksiyon yaşanıyordu. Evde hiç normal, düz bir ev hayatı yaşamadık. Onun sağlığı boyunca. Annem intikam alırca sonra o öldükten sonra bir haftalık bulgur yemekleri yapmaya başladı bize. Bir haftalık bulgur çorbası. Isıt ısıt diye isyan ediyorduk. Babamın sağlığında yapamıyordu bunu. Babam öldükten sonra intikam yapar gibi yaptı.
Bir kuru fasulye pişiriyordu, bir hafta yiyorduk. Allah rahmet eylesin. Bu normalde o kimse her gün aşık, her gün her şeyin tazesini yiyecek. Her gün her şeyin tazesini görecek. Sözün tazesi, ibadetin tazesi, bakın ibadetin tazesi, ihlasın tazesi, hayatın tazesi, her an kendisini yenilemeyi bilecek. Aşıklık o. O her an baktıkça yeniden aşık olacak. Baktıkça yeniden aşık olacak. Bakacak kadına, diyecek ki hayır bu dünkü kadın değil. Bu yesyeni cepcedit kadın. Halbuki yesyeni cepcedit dediği kadının saçları dikelmiş, her taraf çamaşır ilacı kokuyor. Aşık ya, onun çamaşır ilacı koktuğunu dahi burnu avmayacak. Diyecek ki ya misgamber gibi kokuyor bu.
Öyle bir adam görürseniz, kadınlar hiç durmayın o adamla evlenin. ne zaman adam sana kokladı, kızartma kokuyorsun dedi, adam aşıklığını kaybetmiş. Aa sen bugün temizlik yaptın herhalde. Ne oldu? Çamaşır suyu kokuyorsun da. Adam aşıklığını kaybetmiş. Ne zaman adam, kadınlar da baktı, aa sen ne oldu yüzünden düşen bin parça? Tamam kadın aşıklığını kaybetmiş. Bitmiş. Yok. Aşık bakarsa, hep yenisini görür. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki, aşığın gözü kör, kulağı sağırdır. Neden? O aşığı, maaşığından başka hiçbir şey görmez ve hiçbir şey de dinlemez. O ancak aşığını dinler, aşığını görür.
O baktığı yerde maaşığını görecek. Baktığı yerde, her dinlediğinde onu dinleyecek. Her dinlediğinde, bir şarkıda onu dinleyecek. Bir sinemeyi seyrederken onu seyredecek. Bir hikayeyi okurken onu okacak. Bir gazete okurken dahi onu okacak. Ondan sonra oturacak, başlayacak aklında, fikrimde, hep sen varsın. Aşık o. O her an evini yıkan kimsedir. Her an. ve her an evini yeniden düzen, yeniden yapan kimsedir. Hangi ev? Gönül evi. Sakın gidip evlerinizi, hanlarınızı, hamamlarınızı yıkmayın. Bizim dünya ile işimiz yok. Bu ev ne? Gönül evi. O evi her an taze tut. Her an gül bahçesi gibi yap. Her an bahar bahçesi gibi yap.
Tazele. Neyle tazelenir? Allah'ı zikir ile. O kalbin ihyası ancak Allah'ı zikir ile olur. O gönlünde Allah'ın zikrini hiç bırakmaz. O zikrin sahibi, o gönlü her an ne yapar? Düzeltir. O yüzden bu yol boyunca aşıklık yolu, o yol boyunca o kimse kendince o yolda yürür. O yolda yürürken asla yalnız yürülmez. Hiçbir yolcu yalnız değildir. Biz dışarıdan tek başına görürüz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine baktılar. Dediler ki bu tek başına. O tek başına değildi. Allah vardı. O yüzden bir aşık tek başına yürüyormuş gibi görünür. Allah vardır.
Sevdiği vardır. Ve onunla yürür. Ve Cenab-ı Hak da o yolda yürüyecek olanları müjdelemiştir. Demiştir ki bizim yolumuzda mücahede edenlere yollarımızı açarız. Siz aşıklık yolunda yürürseniz Allah sizin yollarınızı açar. Kapatmaz. Hani meşhurdur ya hadisi kudsi. Arayan bulur. Bulan tanır. Tanıyan sever. Seven aşık olur. O aşık olunca diyor. Cenab-ı Hak cevap veriyor. Ben de ona aşık olurum. Hani bir ayet-i kerime var ya. Allah onları sever. Onlar da Allah'ı sever. Bu sırra ulaşan kimsedir aşık. Allah onu sever. O da Allah'ı sever. Farzlarla emirlerini yerine getirir.
Nafilerle ona yaklaşır. Ve Allah'ı sever. Allah da onu sever. Hadisi kudsi. Bu yola giren kimse için Cenab-ı Hak onun yolunu açar. Ve tasavvufta, sufilikte bu yol hiçbir zaman tek başına değildir. Bir üstadı vardır. Nasıl doktorluğu bir kimse tek başına öğrenemiyorsa, o tıp fakültesinin diplomasına ihtiyacı varsa, oradaki profesörler öğretecekse, sufilin de bir öğreticisi vardır.
bir üstad bulur kendine. O üstadla ne yapar? Devam eder. Yol boyunca, yolun adabını, erkanını, nerede ne yapılması gerektiğini, nerede nasıl durulması, nerede ne yapılmaması gerektiğini, ne yapar? Hepsini de normalde uygular ve böylece o yolda berdevam olur. Son nefese kadar demiyorum, bu alemden göçüp gittikten sonra da ne yapar? Öte tarafta da bu yola devam eder. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Buradan devam edeceğiz inşallah. 310 Allah'tan bir şey gelmezse. Soruları biraz çok görünce, geçen ayda sizi geç bırakmışım. O yüzden geç bırakmamak için kısa keseyim.
Sabah namazını kaçırmamak için erken kalkabilirim. Sizi erken saatlerde de dinlemek isterim. İnşallah. Ben sabah namazı zamanda bir programım olmuyor ama olabilir. Sema yapmak bir nevi rabıta mıdır? Aradaki fark nedir? Bu rabıta aşıklıktan bir haber olmayan insanlara bir eğitim gibidir. Bunu böyle bir kısım ehl-i tarikat bunu çok fazla öne getiriyor. Meselenin özü veya hedefiymiş gibi lans ediyor. Bu doğru bir şey değil. Bir de şöyle söyleyeyim. Bu bir kimse böyle zorla birisini sevebilir mi? Yok. Bu uygun değil.
Sufilik insanın kendi kendine disiplin etmesidir. bir kimseyi siz zorla bu adamı seveceksiniz. Zorla bu kadını seveceksiniz. Bu doğru bir şey değil ki ya. Sufilik açısından doğru bir şey değil. Ben ona katılmıyorum çok. O yüzden bir kimse severse zaten ona özel husisi bir rabıta vermenize gerek yok. Allah bizi affetsin. Sema bu noktada ben rabıta gibi görmüyorum onu. Sema sufilerin bir zikir töreni veyahut da zikir yapma şekli şemali. Başka bir şey değil. O kimse kendince Allah'ı zikrederken yapmış olduğu bir ritüel. Neyi nasıl icadı oldu? Bazı rivayetler var yaklaşık beş bin yıllık olduğuna dair.
Bazı rivayetler var. Hz. Ali radiyallahu an hazretleri gidermiş bir kuyunun başına dertleşirmiş kuyuyuyla. Kuyunun yanında bir kargı oluşup işte o kargıyı kesip dertli dertli ses çıkarmaya başlamış gibi böyle otantik değişik menkıbeler var. Doğrudur yanlıştır. Bu noktada herkes bir şey söylüyor. Eyvallah ama katılmıyorum hiçbirine de. Yatsı namazından sonra bu kadar oturmak doğru mudur? Bu programlar geç saatte bırakılmamalı. İnsanların çalışıyorlar büyük şehirlerde işte evine git yemeğini ye ondan sonra tekrar programa katıl zamanla alakalı sıkıntı var. Bunu böyle alıyorum yanlış anlaşılmasın bir telefon numarası istemiştim onunla alakalı.
Dergâhtaki kardeşlerim ben de dahil siyasi paylaşımlar yapıyoruz ama bilmediklerini paylaşıp iyi gösteriyorlar. Sizce Türkiye'miz ne durumda? Herkesin bir siyasi görüşü vardır. siyaseten bakış açısı da vardır. Ya normalde şöyle isteniyor. Bir kimse sufiyse veyahut da işte ibadet eden bir kimse ise o siyasetle uğraşmayacak veya siyasi bir söylemi olmayacak.
Yani anti siyaset olacak. Herkes kadar sufiler de bu ülkenin vatandaşı. Herkes kadar sufiler de bu ülkenin bir paydaşı. Yani siyasetle ilgilenmek, iştigal etmek, siyasi söylemler sahip olmak hiç kimsenin tek elinde değil. Neden bir sufinin siyasi paylaşımından rahatsız olalım? Ha ben parti siyaseti yapmam, beni ilgilendirmez. Ben zaten bunu böyle herhangi bir korkumdan, çekintimden, bir şeyden değil. Ben bu kararı aldığımda 12 Eylül'den sonraydı. 12 Eylül oldu, 12 Eylül oldu. Birkaç yıl sonra ben arkadaşlara beyan ettim. Bundan sonra dedim, benim böyle aktif siyasetle işim yok.
Ben 12 Eylül ihtilalinin ülkücüsüyüm. Bayındır İlko Ocakları Derneği'nin yönetim kurulundaydım ihtilal olduğunda. Yaşım tutmuyordu, evrakta oynama yaparaktan yönetim kurulunda görev almış bir kimseyim. İhtilalden sonra bir yıl sonra mıydı, iki yıl sonra mıydı, serbest oldu ya siyaset tekrar. Partiler kurulmaya başladıydı. Partiler kurulmaya başladığında, işte o zaman arkadaşlar yanımıza geldiler, gittiler. Dedim ki, ben aktif siyasetin içerisinde olmayacağım bundan sonra. Ben henüz daha dervişlikle bağlantım yoktu. Benim böyle bir şeylerle ilgim yoktu. Ben aktif siyaseti o zaman için bıraktım. O gündür, bugündür benim bir partisel siyasetim yok.
Aktif siyasetim de yok. Herhangi bir partinin hatta bazen şaka söylediğimi zannediyorlar. Eğer diyorum bir partiye gidip siyaset yapacağıma yeniden bir parti kurar, gider başkanlığa aday olurum diyorum ben. Ben böyle öyle birilerine çalışacak bir kimse değilim. Allah beni affetsin. Gerçekten ciddi ciddi öyle bir şey yapacaksam eğer öyle gidip bir partiye üye olmam, gider bir parti kurarım. Ondan sonra teşkilatlandırırım. Ben kendimde de o gücü görmüyor değilim. Saf salak da değilim. Don Kişot da değilim. Yel Değirmenleriyle savaşacak. Türkiye'de neyin ne olduğunu kendimce bilebildiğim kadar biliyorum. O yüzden arkadaşların, kardeşlerin siyasi paylaşımlar yapmalarını normal karşılayın. Bu ülkede yaşıyorlar.
Hata yapacaklar. Hatalı paylaşımlar da olacak. Doğru paylaşımlar da olacak. Ama bu bizim tasavvuf vakfını bağlamaz. Arkadaşlar istedikleri partide üye olup orada siyaset de yapabilirler. bizde bu konuda yasaklama yok. Ama bu tasavvuf vakfını bağlamaz. Tasavvuf vakfını bağlayacaksa bu fakirin sözü bağlar. O yüzden bu fakir de diyor ki bizim günlük partisel bir siyasetimiz yok. Biz x parti taraftarı gibi görünmek istemem. Asla böyle bir şey değil. Kabul etmem. biz bu noktada herhangi bir partinin taraftarı değiliz. Bunu açıklıkla ben kendi adıma söyleyeyim ve vakıf adına söylüyorum bunu.
Ama arkadaşlar giderler bir yerlerde siyaset yaparlar, bir partide koştururlar. Biz bu noktada yasaklı değil. Biz hiç kimseye bu konuda yasak koyma noktasında değiliz. Allah bizi affetsin inşallah. Buraya her geleni okuyorum ama okuyayım. Çok güzel çalışıyorsunuz. Çok beğendim. Allah bu yolda yürümemize herkese nasip eylesin. Amin. Erkeklerin ve bayanların karışık olduğu ortamda sohbet yapılmasıyla ilgili bir tepki aldım. Bunun açıklamasını yanlış yapmamak için size soracağımı bildirdim. Bu durumu açıklar mısınız? Din dinin kendi içerisinde yasakları bellidir. o yasaklar dairesindeyse bir şey denir ki bu yasak bunu yapma.
Bu yasak denirken de onun hakkında ayet hadis veyahut da kıyas yaparaktan bir fetva getirmeleri lazım. Ülkemizde bilhassa bu hata çok yapılıyor. Bu caiz mi? İslam'da bu caiz mi diye sorulmaz. Hani helallar bellidir haramlar da bellidir. Arasında şüpheliler vardır. Siz onları terk ediniz. Tavsiyedir. Haramlar bellidir. Birisi diyecek ki şimdi bu topluluğun burada böyle oturması haram. Bununla alakalı bize bir ayet getirsin. Bununla alakalı bize bir hadis getirsin. Bununla alakalı imamlardan bir iştahat getirsin. Biz de uygulayalım. bakın din bunu böyle hükmeder.
Ben içkiyle alakalı size ayet getiririm. Kumarla alakalı ayet getiririm. Haram ya. İnsanların birbirlerinin davranışlarıyla alakalı ayetler sıralarım. Hadisler sıralarım. size Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mescid-i nebevideki namaz şeklini anlatayım. Namazda sıralanma. Birinci önde erkekler arkada genç erkekler onun arkasında kadınlar onun arkasında genç kadınlar. Namaz sıralaması. Bana söyler misiniz şimdi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dönemindeki namaz sıralaması herhangi bir camide görüyor musunuz? Evet.
Direkt ben size Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin cemaatini anlatıyorum. Mescid-i nebevide ve namaz sıralanması sahabeler aktarıyorlar. Diyorlar ki en önde sahabenin erkekleri yaşlıları arkasında genç erkekler onun arkasında kadınlar onların arkasında genç kadınların namazı böyle eda ediyorlar. Namaz kılındıktan sonra da cemaat komple Allah'ı zikrediyor. Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah diyor ki biz namazın bittiğini cemaat halinde Allah'ın zikir seslerinden anlıyorduk. Hadis-i şerif. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bayram namazlarında ve cuma namazlarında evde hiçbir kadınları bırakmıyordu. Köleleri bırakmıyordu. Kadın, köle, cariye hepsini de mescid-i nebeveye getirtiriyordu.
Namaz kılabilecek olan abdesti müsait olan kadınlar mescid-i nebevinin içerisine giriyorlar. Cuma'yı ve bayram namazını hep beraber kılıyorlar. Namaz kılamayacak olan hani malum o özürden dolayı namaz kılamayacak olan kadınlar da dışarıda mescid-i nebevinin hemen önünde çadırların altında veya o bölgede toplanıyorlardı. Ve namaz kılındıktan sonra hepsine de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri nasihat ediyordu. Hatta bir bayram namazından sonra kadınların kısmına girdi. Kadınların bulunduğu yere onlara anlatmaya nasihat etmeye başladı. Cömertlikten bahsetti. Kadınlar o kadar etkilendiler ki kulaklarındaki küpeleri kollarındaki bilezikleri tasadduk etmeye başladılar.
Ebu Hureyre yanında Bilal-i Habeşi yanında diyor ki bizler eteklerimizi açtıklar açtık kadınlar eteğimizin içerisine bileziklerini yüzüklerini küpelerini atıyorlardı diyorlar. Demek ki Bilal-i Habeşi de Ebu Hureyre de kadınların arasında dolaşmış. Söylenilen şey haramsa birisi ölçü olarak getirecek. Her ay buradayız. Bu ayeti kerimeye göre sizin yattığınız haram diyecek. bu Hadis-i Şerif'e göre sizin yaptığınız haram diyecek. Biz de onu terk edeceğiz. Bu o kadar ileri gider ki yarın öbür gün yolda kadı koca gidiyor. Yanında başka kemer altında şimdi kemer altı o kadar çok kalabalık mı değil mi bilmiyorum.
Gençliğimizde çok kalabalıktı. Şimdi yine kalabalık mı Cineur'i? Kalabalık. Diyecek ki bu kalabalıkta da yürüyemezsiniz haram. Allah muhafaza eylesin. Bir şeyin haram olabilmesi için hakkında ya ayet olacak ya hadis olacak ya da kıyas ederekten imamların iştahı olacak. Osmanlı'dan günümüze bozulmaya bozulmalara karşı verilen mücadele ve ulaşılan sonuç hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Bozulma Osmanlı'da başladı. Şimdi siz Osmanlı'dan beraber bozulmalara karşı verilen mücadele ne diyorsunuz? Bozulma Osmanlı'da başladı. Bozulmaya sebep Osmanlı'daki yanlış anlayış ve iştahatlar.
Osmanlı'daki batıllaşma aşkı. Batıllaşma aşkını kılıkta, kıyafette, sosyal hayatta zannettiler. Teknolojisini almadılar. Yani biz hemen böyle bir şeyde hemen Osmanlı'yı pür-ü pak yıkayıp kenara koyacağız. ecdadımız bizim. Biz şimdi buradan bakıyoruz. Ben kendimce hata yaptıklarını görüyorum. Ben kendimce, kendimden mesulüm. Osmanlı'yı biz yücelteceğiz diye hatalarını da görmüyoruz. Hastalık. İlk rakı fabrikasını kuran Abdülhamid Han Hazretleri, Tekirdağ'a ilk rakı fabrikasını kuran Abdülhamid Han, ilk bira fabrikasını kuran Abdülhamid Han, bira içilmesine müsaade eden Abdülhamid Han, açın, vesikalara bakın.
Siz ilk bilmem ne evlerinin kurulduğunu ne zaman zannediyorsunuz? Biz şimdi hakkınızı helal edin. Cumhuriyete atıp tutmayı bir şey zannediyoruz. İlk bilmem ne evlerinin açılması Abdülhamid Han'ın zamanına. Bakın Abdülhamid Han bizim Osmanlı padişahımız. Derdim onu kötülemek değil. Derdim Osmanlı'yı kötülemek değil. Yapmayın kardeşim ya. bozulma Osmanlı'da başladı. Yani siz şapka devrimi şakkada koldu mu zannediyorsunuz? İlk sarık yüzünden dipçiyi yiyen Osmanlı zamanında İstanbul'da sarık saranlar Osmanlı zamanında dipçiklendiler.
Biz sadece ben işin tarihsel realitesini söylüyorum. birilerine küfretmek birilerini yüceltmek birilerini aşağılamak değil derdim. Böyle şey değil. Ecdadım benim. Ecdadım ne yapayım şimdi benim ecdadım kötüyse de aman ben onun kötüyü veya hata yapmış. Bugünden bakıyoruz hata yaptıklarını görüyoruz. Bugünden bakıyoruz. O gün için baksaydık doğru yapıyorlardı diyecektik belki de içki fabrikasını kurmak ne kadar doğruysa. tarihi vesikalar var. Ben gidip incelemiş değilim. Ama objektif olmaya çalışıyorum. Birileri birer vesika yayınlıyorlar. Yayınladıkları vesikaların karşı vesikası var mı?
Yok. O zaman vesika. Doğru demek ki. Birisi de çıkıp hayır öyle değil. Sen yanıltıyorsun. Sen yanlış yapıyorsun deyip bize söylemesi lazım. O yüzden bozulma Osmanlı'dan başlıyor. Ben o yüzden 250 yıllık derim bozulma sürecine. taviz tavizi getirir. Taviz tavizi getirir. Taviz tavizi getirir. Siz kendinizi yenilemezsiniz. Siz kendinizi teknolojik olarak kuvvetlendirmezsiniz. Birilerine atıfta bulunursunuz. Filancanın yüzünden oldu. Fişman canın yüzünden oldu. Biz iyi insanlar yetiştirmek zorundayız. Biz ahlaklı erdemli ahlaklı erdemli milletini vatanını devletini insanlarını seven aşık olan aynı zamanda da kendini çok iyi yetiştirmiş iyi bireyler iyi bir topluluk geliştirmemiz yetiştirmemiz lazım.
Bu sadece dini eğitimle olmaz. Bu sadece sufi eğitimiyle olmaz. Bu sadece fizik kimya öğretmekle öğretmekle olmaz. Bu sadece matematik öğretmekle tıpla astronomiyle olmaz. Bu bir bütünlük içerisinde olması lazım. siz bir kimseyi çok iyi bir örneğin tıpçı yapabilirsiniz. Ama ahlakı düzgün değilse yandan kenardan bıçak parası dikiş parası muayene parası söğüşeceğim diye uğraşıyorsa onun çok iyi tıpçı tıpçı olmasının bir anlamı yok.
Siz çok iyi bir siyasetçi yetiştirebilirsiniz. Oradan buradan rüşvet alacağım onu bunu kayıracağım diye uğraşıyorsa sizin çok iyi yetiştirdiğiniz o siyasetçinin bir anlamı yok. Siz çok iyi bir şeyh efendi yetiştirmiş olabilirsiniz. Ama dünyadan teknolojiden insanların geldiği yerden insanların geleceği yerden bir haber ise aman müritler benim elimi ne kadar güzel yalarlarsa o kadar güzel derviş olurlar. Yok benim eteğimden tutan işte cennete gider benim elimden öpen cennete gider terenenesiyle insanlara bir şey söylüyorsa bunun bir anlamı yok. Aman cuma mübarende şeyhin cebine ne kadar fazla koyarsan o kadar cennetin yolu kısalır dersen yok bunun anlamı yok semazen kaç para diye sema ediyorsa yok bunun bir anlama biz programa geliriz ama program başına biz sizden gecelik elli bin lira isteriz yiyecek yatacak kalacak yerlerimizde bize mail olarak atın hangi otelde kalacağız ne yiyeceğiz ne işeceğiz ve gece bir sema
programının geceliğini yetmiş seksen yüz milyara mal ediyorlarsa yani bunun nesi mevlana aşkı siz mevlana'yı mesnevi'yi dinlemek için içeri girerken bilmem kaç para para ödeyecekseniz biz böyle insanlar yetiştiriyorsak ya yavurun ne suçu var yok amerika'ymış yok rus'taymış yok avrupaymış ne suçu var kardeşim biz kendimize bakalım bozulma osmanlı'da başladı düzeltelim hep beraber bundan rahatsızız ben rahatsızım kendimce bir yola çıkmışım her rahatsız olan kendince bir yola çıksın bir yol bulsun kendine bu yanlışlıkları
bu eksiklikleri bu düzenbazlıkları düzeltmenin yolunu bulsun kendince insanların namusları paçavra gibi atılırken haysiyet ve şerefleri paçavra gibi atılırken ülkenin haysiyeti ve şerefi paçavra gibi atılırken memleketin haysiyeti ve şerefi paçavra gibi atılırken herkes bundan rahatsız olmalı herkes bundan rahatsız olmalı herkes yollara çıkmalı herkes bir şekilde bir yolunu bulmalı kadınların geceliği yüz lira bugün Türkiye'de bundan kadınlar rahatsız olmuyor mu ne yapıyor ki kadınlar kadınlar gece kulüplerinde yüz liraya
çalışıyorlar bir de bahşiş alacaklar nereden bahşiş alacak bilmem neresini ne kadar gösterirse o kadar bahşiş alacak neresinden tutalım asgari ücret bin altı yüz kusur lira neresinden tutalım benim derdim kendimce büyük benim gibi zayıf bir kulluğa büyük geliyor uykusuz bırakıyor kendi hayatını yaşamaya zaman bırakmıyor siz çocuklarına evinde makarna dahi pişiremeyen
bir kadının halini düşünebiliyor musunuz gecenin saat ikisinde size bir telefon geldi mi benim çocuklarım aç şu anda evde ağlıyorlar ben ne yazık ki öbür telefon hattını takıp kendime müşteri arayacağım diye gece saat ikide hiç telefon alıyor musunuz gece saat üçte hiç telefon alıyorsunuz mu beni şimdi annem başka bir erkeğe sattı yan odada ben başka bir erkeğe peşkeş çekiliyorum beni kurtarabilirsen sen kurtarabilirsin ben konum atıyorum telefonumu kapatıyorum benden geldiği de belli olmasın siz hiç böyle bir telefon aldınız mı
hayatınız boyunca bize yangın var demişler biz miğfersiz çizmesiz üzerimizi başımızı yakar mı bir şey diye düşünmemişiz Osmanlı'da baldırı çıplaklar varmış onlara baldırı çıplak derlermiş kılıç kalkan hiçbir şeyleri yok ayaklarında bir çok özür dilerim eski dilde tuman üzerleri çıplak ayakları çıplak elleri çıplak kalkan kılıç hiçbir şey yok savaşın en kritik zamanında
o baldırı çıplaklar düşmanın üzerine Allah Allah diye öyle bir yürürlermiş ki bunları aklıma getirdiğinde tüylerim diken diken oluyor o savaş meydanındaki düşman askerleri bunları kılıçsız kalkansız böyle çıplak bir vaziyette görünce gözler fal taşı gibi açıl ölümle dans ediyorlar ölüm bunların koltuklarının altında gözlerini kaldırıp bakamıyor bile bunlara bunların cesaretinden seccaatinden bunların bahadırlığından ölüm kafasını saklıyor ben öyle tarif ediyorum o instantaneyi bunlar daldıkları zaman düşmanın içerisine
Osmanlı tokadı oradan gelme bunlar tokat vuruyorlar sadece yani karşısında kılıçlı bir kimse var kalkanlı bir kimse var bir tokatta bir adamı öldürdüklerini söylüyorlar ama bunlar da günlük eğitimleri hep tokat vurmak mermere vururlarmış şimdi bardağı çanağı devireceğim ben ya mermere böyle tokat vururlarmış tekme vururlarmış böyle tokat vurdukları böyle buraları nasır tutarmış böyle bunların elleri kocaman ayakları bilekleri baldırları kocaman bunlar bir tekme vurduğunda bir kimse öldürürlermiş biz o baldırı çıplaklar gibi
çıkmışız meydana bu ülke bizim bu insanlar bizim bu vatan bizim bu topraklar bizim bizim gemimizin içerisinde bunlardan habersiz olanlar da var haberli olanlar da var bunlar için dert yananlar da var dert yanmayanlar bir tarafta bilmem hangi sahillerde bir affedersiniz medyadan biz de haberlerden okuyoruz ne o bir tane şeye cantik değil öbürküne lahmacun bir ayran bir lahmacun yüz lira verenler de var yani en tuhafıma giden de oydu zengin bir iş adamı bodrum sahillerinde lahmacun ayran dağıtmış hayrına hayrına ülkeye bak
biz hacca giden kimselere ben tavsiye ediyorum sakın atıyorum elinizi bir tane ayrına uzatmayın içinizde hacca gidenler var mı elini kaldırsın beni daha iyi anlayacak evet şimdi Nuri'yle de hacca gittik Harun sen yoktun o haçta şimdi Nuri'yle biz kaç yedi kişi miydik yedi kişiydik Nuri'yle hacca gittiğimizde ben önde birisi varsa mesela önde genelde bir arkadaş oluyor iki kişi üç kişi olarak yürüyoruz ben bakıyorum bir yerde ayran atıyorlar böyle nerede sağ tarafta ben arkadan sesleniyorum sola çark marş diyorum ben
yani soldan git sağda ayran atıyor veya solda birisi yemek atıyor dağıtıyor ben sağdan gidin diyorum bizim Oktay dedi abi dikkat ettim dedi böyle bir şey dağıtılan yerden bizi uzaklaştırıyorsun dedi dedim Oktay hiçbiriniz elinizi uzatmazsınız ama dedim içimde korku var biriniz bir ayran alacağım bir ekmek alacağım bir yemek alacağım diye elinizi uzatırsanız tiskinirim sizden o yüzden korkuyorum dedim parası olmayan orada bir ayrana elini uzatacak olan hacca gelmesin diyorum bir ayrana muhtaçsan gelme kardeşim o ayrana
elini uzatacaksan orada insanların hurmasında gözün olacaksa şuradan bana iki hurma verseler diye düşüneceksen gitme kardeşim ya sana farz değil o zaman bu da onun gibi Bodrum'da sen birisinin dağıtacak olduğu ayranı ve lahmacunu yiyeceksen ne işin var Bodrum'da ya gitme ama ülke böyle Allah bizi affetsin her türlü rahatlık ve imkan varken insanlar neden mutsuz ve hoşgörüsüz huzurlu yaşamak için neler yapmak gerekir insanlar nefis terbiyesini görmedikleri için hiçbir zaman doyuma ulaşmayacaklar huzursuzluk hiç onları
bırakmayacak mutsuzluk onları hiç bırakmayacak sarayların içerisinde mutsuz lüks arabaların içerisinde huzursuz binbir türlü açık büfe yiyeceklerin içerisinde midelerine oturacak biriket gibi neden çünkü onlar nefis terbiyesini bilmiyorlar çünkü onlar kendi bulundukları hale hamd etmiyorlar kendisinden aşağıdaki kimselerle oturup kalkmıyorlar fukara arkadaşları yok fakir arkadaşları yok bir aspirin alacak kadar parası olmayan dostları yok onların akşam evimde benim tüp bitti ben nasıl yemek hazırlarım diye düşünen
bunun için kara kara düşünen bir etrafında kimseleri yok bunları görüp de kendi haline hamd eden bir kimseler yok kadınlar erkekler nefis terbiyesini yaşamadıklarından dolayı doyumsuz huzursuz mutsuz gidip de bir on yaralık bir şey alıp onunla mutlu olmanın yolunu bulamıyorlar bilmem hangi marka kafeteryaya gidip bilmem hangi marka yemeği yiyince mutluluğu yakılacaklarını zannediyorlar o yemeği yerken dahi mutsuzlar ama öbür tarafta fakirler fakirlerle beraber olan nefsini terbiye eden Allah yolunda koşan büyüğünü
küçüğünü bilen kimse mutlu olmanın yolunu buluyor ama o mutluluğu insanlar kendilerince o yolu kapatıyorlar sonu yok ki bugün beş yüz liralık takıma ulaşabilirsin iki bin liralık da var üç bin liralık da var beş bin liralık da var on bin liralık da var yirmi bin liralık da takım elbise var beş bin liraya pantolon giyen de var otuz dokuz doksana giyen de var üç yüz bin liraya ayakkabı giyen de var ben soruyorum kaça aldın diyorum ben efendim ben bunu ucuzluktan aldım diyor iki yüz doksan dokuz liraya ben böyle kafamı
sallıyorum daha diyorum doksan dokuz nokta dokuzdan diyorum ben pahalı ayakkabı almadım kendime diyorum böyle bakıyor bana şimdi hani yorgun gözlerle bakıyor almadınız mı diyor hayır diyorum ben almadım diyorum ben yüz liralık ayakkabı almadım daha bundan yüksünmüyorum sakın yanlış anlaşılmasın paramın pulumun olmadığını düşünmeyin hamdolsun her şeyim yerli yerinde sonu yok ki sonu yok şimdi az önce diyorum ya biz bir hafta boyunca bulgur çorbası yedik diye benim çocuklarım yemiyorlar şimdi evet biz kaynanmış
yumurtayı görünce babam öldükten sonra böyle kim yiyecek diye bakardık bizim çocuklarımız öyle değişimli nasıl hamd etsinler ki ben kendimden konuşuyorum ben bir başkasından konuşmuyorum evet ben hiç unutmuyorum babam öldükten sonra dayım gelmişti etem dayım eve ziyarete biz ne zamandır yumurta yemediğimizi hatırlamıyorum ben uzun zaman yumurta yememiştik hiç unutamadım anılarından birisi annem ona iki tane yumurta haşladı böyle bir kahvaltı tepsisi yaptı ona ben böyle baktım içimden dedim ki babam öldüğünden beri
bize hiç böyle kahvaltı hazırlamadı dedim dayım afiyetle yedi onu gitti anneme şunu dedim anne bir seferde bize böyle bir kahvaltı hazırlasaydın dedim konuşma be dedi sustum insanlar nasıl mutlu olsunlar ki şimdi şimdi biz başımızı sokacak bir ev varken mutlu oluyorum ben diyorum ki akşam olduğunda başımı sokacak evimiz var ben şirinyer tren garında şirinyer pazarından sonra paralarım çalınmasın diye garda bankın üstünde para olan cebimin üzerine yatıp sabahlayan insanım pazar sabahı karabağlar pazarına gideceğim çünkü
şimdi evet hamd ediyorum bir yukarıda ne var bakmıyorum yaşamadı bu nesil siz gece yattığınız yerde şemşiyi açanız var mı şaka gibi gelir size benim yattığım yere yağmur yağınca içeri yağmur geliyordu şemşiyi açıyordum ben içeride yattığım yerin tavanı yoktu rüzgar esteninde toprak geliyordu yaprak geliyordu bir ara bir kaç kiremit kaldırdım yazın dedim yıldızları seyredeyim insanlar hamd etmezler neden nimetin çünkü kadrini kıymetini bilmiyorlar görmediler yaşamadılar gönlüm arzu eder ki hiç kimse yaşamasın ama
nimetin kadrini bilsin ben babam öldükten sonra 15 yaşındaydım annemden bir delikli kuruş almadım yaşım 58 benim hayatımda hiç kimsenin bir delikli kuruşu yoktur bir tek zeytin dahi yoktur ben evlendikten sonra annemize kendi zeytinlerimizden toplar salam olur zeytin yapardı ben onun parasını da verirdim anneme derdim ki al bu zeytinin parası hamd etmez insanlar o yüzden mutsuz olurlar sevmezler o yüzden mutsuz olurlar değer vermezler etraflarına o yüzden mutsuz olurlar ihanet ederler o yüzden mutsuz olurlar hainlik yaparlar
o yüzden mutsuz olurlar mutsuz olurlar ben bazen derim bana 40 yıllık arkadaşınızı getirin diye bak burada önünde oturuyor harun kaç yaşındaydın yanımıza geldiğinde 15-16 yaşındaymış harun benim yanıma geldiğinde harun kaç yaşındasın baya yaşlanmışsın ya bana çocuk gibi geliyor hala daha ya 50 yaşında olmuş bak adam bana hala daha gerçekten çocuk gibi gelir bana ilk geldiği zaman çocuk gibi geldi ben derim ki ya genç arkadaş işte 50 yaşına gelmiş adam ilk defa sordum yaşını iyi söyledin sen de saklamadın yani bu mutluluk kaynağı
ben onları görünce mutlu oluyorum mutluluk kaynağı insan dostun arkadaşını görünce mutlu olmaz mı? ona hainlik yapmamak onunla iyi geçinmek onun eksiklerini kusurlarını örtmek etrafındaki insanlara iyilik yapmak onlarla yol yürümek mutluluk kaynağı arkadaşlarınız olsun dostlarınız olsun sevdikleriniz ve kıymet verdikleriniz olsun size gelen her şeyi nimet olarak görün bir lokma ekmeği dahi nimet olarak görün heder etmeyin bir tek buğday tanesini dahi nimet olarak görün heder etmeyin hele bu bir başkasının emeği ise
daha fazla kıymet verin bunu babamız ne zorluklarla kazandı geldi bunu benim kocam ne zorluklarla kazandı geldi bunu benim abim ne zorluklarla kazandı geldi ne sıkıntılardan geçti ne dertlerden ne çilelerden geçti aman ben buna dikkat edeyim ben bazen sorarım yavrum senin paran mı değil oğlum babanın parasını neden çarçur ediyorsun yavrum annenin emeğini neden çarçur ediyorsun kardeşinin emeğini neden çarçur ediyorsun bakın pazartesi okullar açılacak aileler şimdi çocuklarına bir sürü okul masrafı yapacak mı yapacak
o çocuklar başarılı olmak zorunda neden anne babalarının emeklerini kazançlarını gözyaşlarını onların normalde çalışmalarını boşa çıkarsınlar kıymet bilmek lazım kıymet bilinirse bir kimse kıymeti bilinir kıymet bilmezse kıymeti bilinmez mutluluk bir eş bir çocuktan geçmiyor mutluluk bir bütün hamd etmekle başlayabilirsiniz selamun aleyküm geceniz hayır olsun

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi