Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 16 Nisan 2018 · 1:18:16
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Salim kaçıncı beytteyiz burada? 285. beyt. O münafık, muvafıkla beraber inat ve taklide uyup namaza durur.
Niyaz ve tazarru için değil. Müminler namazda, oruçta, haçta, zekatta münafıkla kazanıp kaybetmektedirler. Müminler için nihayet kazanç vardır. Münafık'a da ahirette mat olma. İkisi de bir oyun başındaysa da birbirlerine nispetle aralarında ne kadar fark var? Biri mervli, öbürü reyli. Her biri kendi makamına gider. Her biri kendi adına uygun olarak yürür. Münafıklar, Adem'den itibaren bütün inanç sahiplerinin içerisinde var olan bir güruhtur, öyle diyelim. Bunlar bütün inanç sahiplerinin içerisinde, inanç sahiplerinin tabiri caizse imtihanları gibidir.
Bunu itikatta münafıklık olarak nitelendiriyorlarım, değerlendiriyorum. İtikatta, amelde değil. Çünkü hanefiler, bir kimsenin amel eksikliğini ve noksanlığını münafıklık olarak nitelendirmemişler. Ama itikatta eksiklik ve yanlışlık bu farklı bir noktada. Bununla münafıklarla alakalı ve yaptıklarıyla alakalı, Kur'an-ı Kerim'de çok ayet vardır.
Asıl tehlikeli olan insanların münafık olduğuna dair ve onlardan uzak durmakla alakalı, onların tavır ve davranışlarıyla alakalı, Kur'an-ı Kerim'de çok fazla ayet-i kerime vardır. Bunlardan birisi Maide ayet 41. Ey peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla iman ettik diyenlerden ve Yahudilerden inkare koşanlar seni üzmesin.
Demek ki kalpleriyle inanmadığı halde inandık diyenler. İtikatta münafıklık dedim, münafıklık bu. Aslında inanmıyor ama inandık diyor. Bunlar, bu tip münafık modelleri genelde İslam'ın kuvvetli olan yerlerde söz konusu olur. Orada bunlar kendilerince neş-i neva bulurlar.
Veyahut da bir dünya malı mevkisi var ise, bir yerde dünya malı ve mevkisi dağıtılıyorsa, münafıklar orada çok olurlar. İnanmadıkları halde inanmış gibi gösterirler. Veyahut da hani işte bir siyasi organizasyon olur, o siyasi organizasyondan nemalanacak olanlar gelirler, biz de sizdeniz derler ya.
O bu manadadır. Münafıktır aslında. İslam değildir ama İslam'danmış gibi gösterir kendisini. Fakat eğer oradaki İslami idare veya Müslümanlar kuvvetli değil ise, kuvvetli olmadıklarından dolayı içlerinde münafığın durmasına gerek yoktur. Bir yerde dünya makamı, dünya mevkisi veya heves bir yerlerde bir nemalanma var ise, orada münafık çok olur.
Ve münafıklar oraya dadanırlar, üşüşürler tabiri caizse. İşte onlar inanmadıkları halde kendilerini inanmış gibi gösterirler. Abdullah bin Abbas diyor ki, münafıklar Allah'ın farzlarını yerine getirirken, onların kalbine Allah'ı hatırlatma girmez. Onlar Allah'ın ayetlerinden herhangi birine iman etmezler. Allah'a tevekkül etmezler. Kimsenin olmadığı yerde namaz kılmazlar. mallarının zekatlarını vermezler. Bu nedenle Allah-u Teala onların mümin olmadıklarını bildirmiş. Müminleri ise şu şekilde vasıflandırmıştır. Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah zikredildiği zaman kalpleri ürperir.
Böylece Allah'ın farz kıldığı ibadetleri yerine getirirler. Ayetleri kendilerine okunduğu zaman ise onların imanları artar. Ve onlar ancak Allah'a güvenirler. Onun dışında herhangi bir kimseye güvenmezler. Demek ki Cenab-ı Hak münafıkları ayeti kerimesinde bildirdiği gibi, yine ayeti kerimesinde iman edenlerin özelliklerini söylüyor. İman edenlerin özellikleri. Onlar iman edenlerin özellikleri. Ayetlerinden herhangi birine, normalde işte müminler ancak o kimselerdir ki, Allah zikredildiği zaman kalpleri tetirer, ürperir. Böylece Allah'ın farz kıldığı ibadetleri yerine getirirler. Ayetleri kendilerine okunduğu zaman ise onların imanları artar.
Ve onlar ancak Allah'a güvenirler. Onun dışında herhangi bir kimseye güvenmezler. Bunlar mümin olanların vasıfları. Bunun dışında olanlar, bunların dışında olanlar, o zaman münafıklık vasıfı. Münafıkların vasıfı neydi? Onlar iman ettikler. Ama kalpleri bu noktada imanı kabul etmez. Ama dilleriyle ne yaparlar? İman ettik derler. Yalnız hukuk açısından bir kimse ben iman ettim dediyse, biz onun iman ettik sözünü kabul etmek zorundayız. Yani sen iman ettik demekle kurtuldum deyip de, onu kurtulamazsın deyip de onun üzerine gitmek yoktur. Böyle bir hadise var. Sahabeler iman ettik diyen bir kimsenin, tabiri caizse sürüsüne el koyuyorlar.
Koyunlarına. Ve o normalde hani o gayrimüslim gibisinden, onun malına el koyuyorlar. O kimse diyor ki ben iman ehliyim. Bu sefer mesele Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine zuhur ediyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kalbinizi mi açtınız, baktınız diyor. Onun iman edip etmediği için. Sonra ayeti kerime iniyor zaten. Yani siz onların, insanların mallarını haksız yere el koymayın, insanların mallarını haksız yere yemeyin diye ayeti kerime iniyor. O yüzden bunu böyle bir parantez içerisinde belirtmek istedim. Bir kısım kendilerini dini topluluk, dini bir akım, dini bir klik gibi gösteren bir kısım topluluklar türedi bu son yüzyılda.
Bu topluluklar Ümmet-i Muhammed'in içerisine böyle açık açık konuşmaktan korkmuyorum. İngilizlerin tertip ettiği, düzenlediği ve sonradan Amerikalıların ve Mossad'ın ortak olduğu bir proje var. Bu proje normalde dünya üzerindeki Müslümanların içerisine hazırlanıp konmuş bir proje. Mesela El-Kaide gibi, Dayış gibi, ne bileyim işte böyle eline silah alıp Müslümanlara zulümlerini Müslümanlara yönelten İslami topluluk gibi görünenler asla ve asla İslam'la alakası yok.
Çünkü La ilahe illallah Muhammed'in Resulullah dediyse bir kimse, onun kanı bütün herkese haramdır. Bir kimse sivil ise, elinde silah yok ise, size silah doğrultmadıysa, o hangi dinden veya hangi dinsizlik akımından olursa olsun, onun kanı haramdır. Hiç kimse, hiç kimseyi din adına katledemez. Din adına hiç kimse, hiç kimseyi öldüremez. İslam'ın böyle bir öngörüsü yok, böyle bir şartı, böyle bir şurtu da yok. Ancak bir kimse, kendisini koruma maksadıyla dövüşebilir. Namusunu koruma, malını koruma, vatanını koruma, milletini koruma adına ancak savaşabilir. Eğer bu noktada böyle bir tehlike söz konusu değilse, onun vatanına, milletine, namusuna, şerefine, haysiyetine bir saldırı yoksa, Müslümanın başka bir kimseyle savaşması asla caiz olmaz.
O yüzden Allahu Ekber deyip, camilerde bomba patlatmak, Allahu Ekber deyip, ortalıkta canlı bomba patlatmak İslam değildir. Bunlar sonradan türetilip, üretilip, İslam topraklarına gönderilmiş kimselerdir. Başlarında, ister alim adında, ister şeyh adında, başlarındaki hiyerarşik olarak ismi ne olursa olsun, bunların, ben öyle söyleyeyim, mevcut bilinen Kur'an, sünnet İslam'ında yeri yoktur.
O yüzden bir kimsenin canı, malı, namusu, şerefi, dini kutsaldır. Bu hangi dinden olursa olsun, hangi ırktan olursa olsun, hangi felsefeden olursa olsun, Allah muhafaza eylesin. İşte bu münafıklar, Allah'ın farzlarını yerine getirirken, onların kalbine Allah hatırına gelmez. Onlar farzları da zaten düzgün bir şekilde yerine getirmezler, inanmadıklarından dolayı. Bir kimsenin ameldeki eksikliği ayrıdır. Örneğin bir kimse işte namazı kılmıyordur ama namazın farz olduğuna inanıyordur. Namazı kılamıyordur veya da bir farzı yerine getirmiyordur. Bir farzdan eksikliği vardır ama onun farz olduğuna iman etmiştir o kimse. Farz olduğuna iman ettiği halde ama tembellikten ama cahillikten bir ibadeti yerine getirmeyebilir.
Biz ona münafık yaftasıyla yaftalayamayız. Veyahut da farzlardan bir kimsenin eksikliği var diye bu münafık deyip biz onu öldüremeyiz, katledemeyiz. Biz onun malına el koyamayız. Onun eşini cariye edemeyiz. Böyle bir İslam hukuku yok. Özellikle altını çizerekten söylüyorum. Böyle bir İslam hukuku yok. La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyen bir kadını siz kendinize esir edemezsiniz. Siz onu kendinize köle edemezsiniz. Siz onu kendinize cariye edemezsiniz. Böyle bir İslam hukuku yok. Tekrar söylüyorum. Bunlar kendi kendilerine kendileri yazıp kendileri söyleyip kendileri çalıp kendileri oynuyorlar. Ve ne yazık ki bunlar İslammış gibi lanse ediliyor.
İslam'a düşman olanlar tarafından, İslam'la uğraşanlar tarafından özellikle pişiriliyor ve özellikle dünya kamuoyuna bunlar sunuluyor. Ve ne yazık ki dünya kamuoyunu bu noktada ama din cahilliğinden ama gündemi takip edemeyişinden veyahut da gündem sarhoşluğundan onları İslam zannediyor. O yüzden normalde o münafıklar ayet-i kerimelere inanmazlar. Bakın inanmazlar. Bunlar itikatta münafıktır. Ve Kur'an-ı Kerim bu itikattaki münafıklığa bize işaret ediyor. Onlar Allah'ın ayetlerinden herhangi birine iman etmezler. Allah'a tevekkül etmezler. O zaman bunlar ne yapmazlar? Allah'a da tevekkül etmezler. Allah'a tevekkül etmek bir kimsenin iman edip çalışıp gayret etmesidir.
Ve sonucunu Allah'a bırakmasıdır. Çalışmadan, gayret etmeden tevekkel, tevekkül İslam şiarı değildir. Bir kimse yapması gerekeni yapar, sonuna kadar olmazsa şöyle der. Ben bunun olması için gerekli gayreti sarf edemedim. Allah vermedi demez. Sebep, Allah çalışanın karşılığını verir çünkü. Bizde İslam toplumunda şöyle bir şey var. Bir şey olmuyor. Allah vermedi, nasip değilmiş diyor. Yani bende hata var demiyor. Allah'a suizan besliyor. Allah vermedi yani. Yani o aslında her şeyi yerli yerine getirdi. Ama Allah hususi oturdu. O kuluna vermedi.
Allah'a suizan besliyor. Hayır. Ayet-i kerimede Ey iman edenler çalışın. Sizin çalıştığınızı Allah gökte melekler, yerde insanlar görür der. Sen çalışırsan Cenab-ı Hak sana karşılığını verecektir. Çalıştığın kadarını verir. En azından. Çalıştığının 10 mislini verir. 100 mislisini verir. 700 mislisini verir. Bu keyfiyettir. Bu keyfiyettir. Bir iş yeri düşünün. İş yerinde herkes çalışıyor. Ama birisi daha aşkla heyecanla çalışıyor. Patron beğendi onun. Daha aşktır. çalıştığını el altından ona kalktı. Ayriyetten ikramiye verdi.
Hepimiz iş yeri çalıştırdık. Ben yaptım. Birisi 4 elle sarıldı işe. Öbürkü 3 elle sarıldı. 4 elle sarılanı kayırdım. Kayırmazsan o zaman çalışanın hakkını vermedin zaten. Birisi saate baktı. Saat 8 olsa da çekip gitsek dedi. Öbürkü ne iş varsa yapmaya çalışıyor. Evet o benim has elemum. Ben onu dinlerim. Ben ona pozitif ayrıcalık yaparım. Sebep o öbür günlerden daha fazla performans sağlıyor. Ben insanken öyle düşünürsem Allah öyle düşünmez mi? Benden daha fazlasını düşünür.
o zaman Cenab-ı Hak daha fazla çalışan gayret edene aşkla çalışıp gayret edene keyfiyet bire bir vermek değil de bire yüz verir mi? Verir. Bu Cenab-ı Hak'ın keyfiyeti. Birisi aşkla Allah der bir Allah demesinden bütün günahlarını siler atar. Süleyman Çelebi demiş ya Mevlid'inle bir kez aşk ile Allah dese o lisan dökülür cümle günahları mislihazan.
Bu böyle sizi de tembelliğe itmesin. Ben bir kez bir Allah diyeyim yeter bana ya öbür ibadetleri yapmasam da olur. Öyle değil. Sen o ibadetlerini içerisinde yaparken o koşuşturmanın içerisinde öyle bir an yakalarsın ve öyle bir anda öyle bir Allah dersin gelmiş geçmiş ne varsa hepsini de affettirmiş olursun. Kimsenin olmadığı yerde namaz kılmazlar. Münafıklar kimsenin olmadığı yerde namaz kılmazlar. Yani işte insanların toplanıp da hep beraber namaz kıldığı yerde namazı kılar. Ama birisine namaz gösterme zorunluluğu yoksa namaz kılmaz. Ya işte daire müdürü namaza gidiyor benim namazı gitmediğimi öğrenirse bana şimdi sıkıntı çıkarır. Hangi camiye gidiyor? İşte Bayındır'da Hacı Sinan camiye gidiyor.
Ben de gideyim cumada beni görsün. Münafıklık alameti. Bir dairenin müdürü namaz kılıyordur ya. Yani o dairenin müdürünün gözüne görünmesi için oradaki dairede çalışanların namaz kılması gibi. Veya o dairede bir kimse namaz kılanlara şedid. Onlara ters davranıyor. o kimsenin namazını saklaması gibi. bir de bu işin tersi var. Neden sakladın namazı? Ya müdür namaz kılanlara şedid de. İyi. Sen namazını kıl. Şedidliğini senin üzerinde akıtsın. Sen de ondan sevap al. Allah'a yakın ol. Namaz kılmak cihattır çünkü. Nefis de cihadın en önemli adımlarından birisidir namaz kılmak.
Bakın nefis de cihad etmenin mücadele etmenin en önemli adımlarından birisidir namaz kılmak. Bir kimsenin namazı tamam ise bilin ki onun dini tamam olur. Namazı tamam ise sakin olun o dinini tamam eder. Sakin olun. Bu çocuğunuz olabilir, bu eşiniz olabilir, bu arkadaşınız olabilir. Namazı tamam mı onun? Tamam. Bilin ki onun dini tamam olur. O hani yörük atasözüdür ya yük denk yolda düzelir der yörükler. Yani sen dengi durduğum yerde düzelteceğim diye beklersen vakit kaybedersin. Sen çık yola yolda denk düzelir yük yolda düzelir.
Bir kimse beş vakit namazını kılıyor mu? Kılıyor. Namazında titiz mi? Titiz. Sakin ol. Anne babalar sakin olun. Eşler sakin olun. Eşinizse çocuğunuzsa o yükü yolda düzeltecek. Onun beş vakit namazı kılmasını önemseyin. Alkışlayın. Destekleyin. Ya böyle namaz mı olurmuş işte başını açık namaz kılıyorsun. Ya kardeşim bırak gün gelir örtünürdü o. Sakin ol. Namazı kılsın o. Böyle mi olur ya işte bir de başı açık oruç tutuyor. Ya sakin ol. O namazını kılsın. Orucunu da tutsun. bizde çoktur ya bu tip laflar söyleyenler. Sakin olun. Namazı kıldı ya o. Merak etmeyin. Onun arkası gelir. Siz onun namazını bir şekilde tamamlamasını destekleyin ve ona bu noktada en büyük yardım yapın.
Yemin ediyorum bu zamanda beş vakit namaz kılan bir kimse Allah dostudur. Beş vakit farz namazını kılan bir kimse bugün için Allah dostudur. Rabbim bizi namazı devam edenlerden eylesin. Gelecek zürriyetlerimizi de namaz kılanlardan eylesin. Evet o münafıklar ne yapıyorlarmış? Kimsenin olmadığı yerde namazı kılmıyorlarmış. Yani yalnız başına kaldıklarında namazı kılmıyor. Öğlen namazını gidiyor müdürle beraber kılıyor. İkindiyi de müdürle beraber kılıyor. Akşama müdür yok. Namaz şey gitti bir yerde isim vermeyeyim muhasebeci vardı.
Bir öğlen namazı kılıyor adam. Allah Bir ikindi kılıyor. Bekle ne yapıyor? Namazda Allah Allah İyi bir böyle tadili erkan yapıyor. İçim daralır benim öyle kimseden. Mesai bitti akşam namazı tabii o çıktı çıkınca akşam namazını orada camide bir yerde kılacak. Ben de oraya gittim. Ben de akşam namazı kılacağım. O tadili erkan ile öğlen namazını 45 dakikada ikindi namazını 40 dakikada kılan kimse akşam namazını 5 dakikada kıldı. dedim dedim. Dedim gel. Dedim öğlen ne ikindedeki tadili erkan yok. Hacı abi otobüse yetişeceğim dedi. Ha benim işimi yaparken otobüse yetişmeyeceksin.
Benim işimden çıkınca otobüse yetişeceksin. İş yerinde iki namaz birer saatten iki saat iş yerinden çıkınca 5 dakika. İş yerlerinde bu çoktur. Yani o namaz kılıyor ya önemli. İyi kardeşim Allah razı olsun. Senin namazına bir şey dediğimiz yok. Ya sakalının dibine kadar su değdireceğim. Yok şurasına su değdirecek. Yok hopluyor. Dolaşıyor adam. Bu ne dolaşıyor diyorum ben. Abdest almazdan önce var ya diyor. Allah Allah adam paçaları sıvamış. Kolları sıvamış. İş yerinin içerisinde dolaşıyor bizimki. Dedim bu ne? E dedi dolaşıyor böyle işte abdest ulan oğlum ne alakası var? abdestini alsın kılsın namazını.
Bir iş yerinde böyle bir şey söz konusu olur mu? Şimdi bakıyor yani ben söylüyorum ya bunu benim söylememem lazım bunu. Sebep yani biliyor ya işte bu adam böyle işte ehli sufi ondan sonra sohbetlere giden bir kimse bu öyle söyler mi? Asıl ben söylerim. Sebep ya yok kardeşim sen benim yanımda çalışırken daha titiz davranacaksın. Mesai saatini çalmayacaksın. çalıştığınız yerde namaz kılıyoruz diye mesai saatini çalmayacaksınız. Daha ince daha titiz davranacaksınız. Gittiğiniz yere sekiz saatliğine kendinizi kiraladınız. Sekiz saat içerisinde namaz Müslümanlar için olmazsa olmaz. Senin ibadetini hiç kimse yasaklamaz. Hızla abdestini al hızla namazını kıl.
Hatta nafileleri iş yeri sahibinden gidip izin almanız lazım. Ben sünnet namazlarımı kılabilir miyim? Sebep senin sorumlu olduğun farz çünkü. İnce ayrıntı bunlar. İşte bu münafıklar ne yapıyorlarmış? Yalnız kaldıklarında namazı kılmıyorlarmış. Allah muhafaza eylesin. Mallarının zekatlarını vermezler. En zor şey budur. Kendi için içini kemirir. Der ki benimle beraber mi kazandı? Bunlar yan yatarken ben çalıştım kazandım. Ben bu paramı nasıl bunlara yedireyim diye için içine kemirir onun. Ne yaparlar biliyor musunuz? Günün zekat vermeyenleri. İşte X firma bir pankart ondan sonra şey dağıtır bunlar bol bol. Erzak dağıtırlar.
Nefislerini tatmin ediyorlar. Yani adamın örneğin toplasan ticari sermayesini ticaretini işte 10 trilyon o adamın zekatı vermesi lazım. Düzgün bir zekat vermiş olsa fabrikasında fukara kalmaz onun. Ama ne yapar onlar biliyor musunuz? Ne kadar işçisi var? Bin tane. Gider bir gıda firmasıyla ondan sonra anlaşır bin tane zekat kutusu yaptırır. Herkesin eline birer tane şey gıda kutusu Ramazan'da herkes eline bir poşet veya bir kutu aldı gıdasını zekat bitti onun için. Ya adam pirinç yemek zorunda mı?
Adamın banka hesabına yatır herkese biner lira dağıt zekatını öyle veyahut da fakir fukarayı bul dağıt öyle yok tam olarak zekatını vermezler. iddia ediyorum Türkiye'deki Müslümanlar zekatlarını bitamam zekatlarını bitamam Türkiye'deki fakir fukaraya zekata ihtiyacı olanları vermiş olsa vallahi de billahi de tillahi de Türkiye'de fukara adına hiç kimse kalmaz.
Kimse kalmaz. Türkiye'deki Müslümanlar inandık diyenler zekatlarını tam olarak hesaplayıp zekata muhtaç olan fakirlere borçlulara zekatlarını dağıtmış olsalar Türkiye'de ihtiyaç sahibi muhtaç olan hiç kimse kalmaz. Dünya Müslümanları eğer zekatlarını tam olarak vermiş olsalar dünya üzerinde tekrar söylüyorum bunu dünya üzerinde açlık yaşayan hiç kimse kalmaz kalmaz sadece Müslümanlar değil dünya üzerinde aç ve açık hiçbir kimse kalmaz ve o yüzden zekatını bir tamam dağıtmayan Müslümanlar bunlardan sorumludurlar manevi olarak Afrika'daki aç kalan çocuğundan dünya üzerindeki zekatını tam vermeyen Müslümanlar sorumludur.
E gidiyorlar ne o milyon dolarlık yatlar katlar milyon dolarlık işte lüks içerisinde yaşayan Müslümanlar bu son elli yılın ürünleri bunlar. İslam zenginliğe karşı değildir. Lükse karşıdır. İslam zenginliğe karşı değildir. İsrafa karşıdır. İsrafa. Ne yazık ki Müslümanlar bu değerleri kaybettiler. Namaz kılmazlar mallarının zekatlarını vermezler. Bu nedenle Allah-u Teala onların mümin olmadıklarını bildirmiştir. Bakın şahıs olarak sen münafıksın deme lüksümüz yok. Ama bu özellikler onun üzerinde bulunuyorsa o zaman onlar münafıklık alametlerini üzerlerinde taşıyorlar.
Yine hadis-i şerif münafıkın alameti üçtür. Konuştuğunda yalan söyler. Vaat ettiği sözünden geri döner. Kendisine bir şey emanet edildiğinde ona ihanet eder. Evet yine münafıklarla alakalı ayeti kelimeler. Allah bizi affetsin. Bir kısım insanlar vardır ki biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik derler. Halbuki onlar mümin değillerdir. onlar Allah'ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar. Fakat bunun farkında değildirler. Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah bu hastalıklarını daha da arttırmıştır. Yalan söylediklerinden dolayı onlar için can yakıcı bir azap vardır. Onlara yeryüzünde bozgunculuk yapmayın denildiği zaman onlar biz ancak ıslah edicileriz derler.
İyi bilin ki asıl bozguncular onlardır. Fakat farkında değillerdir. Onlara insanların iman ettiği gibi siz de iman edin denildiği zaman beyinsizlerin iman ettiği gibi mi iman edelim derler. İyi bilin ki asıl beyinsizler onlardır. Fakat bilmezler. Allah da onların alaylarının cezasını verir. Azgınlıkları içerisinde bırakır, bocalar dururlar. İşte münafıkların da normalde halleri, durumları bu. İşte bu münafıklar muvafıka benzer. Yani iman etmiş, iyi insanlara benzerler. Bakıldıklarında, görüldüklerinde. ama onlar o iyi insanları taklit ederler. İyi olmazlar. İyimiş gibi kendilerini gösterirler.
Aslında cömert değildir. Kendisini cömert gibi gösterir. Aslında namaz kılmıyordur. Kendisini namaz kılıyormuş gibi gösterir. Aslında oruç tutmuyordur. Ama kendisini oruç tutuyormuş gibi gösterir. Aslında onun üzerinde iyi bir amel yoktur. Ama o kendisini iyi bir amel sahibiymiş gibi gösterir. O yüzden Hz. Mevlana diyor ki onlar o münafıklar hani bu iyi insanlarla beraber namaza dururlar. Bu iyi insanlarla beraber dolaşırlar. Ama onlarla beraber dolaşması iyiliklerinden değildir. Ya onlar gerçek olan inançlarını saklayıp ulaşmak istedikleri dünyevi makam mevki mal için veyahut da kendilerine bir şan şöhret ayrıcalık tanınsın diye iyilerin yanında dururlar.
Onlara iyilik bulaşsın diye değil bir kimse iyi olmadığını biliyordur. İyilerin yanında bulunayım da bana da iyilik bulaşsın ben iyilik öğreneyim ben de iyilik yapayım der. Bu harika bir şeydir. Bu Cenab-ı Hak'ın emrettiği bir şeydir ki Cenab-ı Hak salihlerle beraber olun diye çok ayet-i kerimede emreder. Farzdır salihlerle beraber olmak. İman edip iyi amel işleyenlerle beraber olmak farzdır. ve'l asri inel insane lefi husrin bütün insanlar hüsrandadır. İman eden, iyi amel işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. O zaman iman etmek, iyi amel etmek, hakkı tebliğ etmek, sabrı tavsiye etmek, bu dört ana unsur o kimsenin üzerinde yoksa hüsranda o kimse.
O zaman biz iman edip salih ameller işlemekle mükellefiz. Ama o münafık iman edip salih ameller işlemek için iyilerin yanında durmaz. Mesela kız vermiyorlardır, o iyilerin yanında bulunaraktan bir kız almaya, evlenmeye çalışır. Örnek, iş bulamıyordur, ya filancı yere gideyim de orada bana iş bulurlar diye düşünür. Ben o yüzden derim, bu cemaat iş ve işçi bulma kurumu değil, bu cemaat evlendirme dairesi değil. Burada evlenmeyi düşünüyorsanız aldanıyorsunuz, iş bulmayı düşünüyorsanız aldanıyorsunuz. Yok ben gideyim orada da benim para toplarlar da borcumu öderler. Burası öyle bir yer değil. Telefon açıyorlar bana, selamün aleyküm, aleyküm selam.
Mustafa Hoca ile mi görüşüyorum? Estağfurullah kardeşim, benim adım Mustafa ama ben hoca değilim. Buyur, hocam ben tövbe edeceğim, döneceğim ama benim 30 milyon deyim ben döneceğim, namazımı kılacağım, ben tövbe edeceğim, ondan sonra yolunuza gireceğim. Yavrum 30 lira versem bütün herkes sıraya girer zaten ki. Muhyiddin İbn-i Arap Hazretleri o gün söylemiş, sizin taptığınız ayağımın altında demiş. Hala daha öyle. Bugün değişti mi? Bugün değişmedi. Adam başına 30 lira vermiş olsan bütün Türkiye derviş olur zaten. Adama dedim 30 lira veren birisi varsa ben ne gideyim derviş olayım oraya dedim. böyle durdu şimdi telefonda. Oğlum nereden çıktı bu? Birisi de Nuriye'ye söylemiş.
Nuriye'den almış telefonu. Sen mi verdin telefonu yoksa o kendisi mi bulmuş? Kendini mi bulmuş? Sana gitmiş ama. Tabii. O 20 bin lira mı istemişti? Tabii ben saymasını bilmiyorum ya. Ben de dolu. Geceleri ne yapayım? Ben böyle la ilahe illallah zikir yapacağım diye uğraşmayayım. Ha birer basıyorum ben. Benim matbaa basıyor. Para basıyor. bir de biz böyle şataat yapıyoruz ya Uludağ'dan geliyor bize diyoruz. O da diyor Uludağ'dan gelenden biraz da bize ver diyor. Normal. Ya telefon açıyor. Hocam ben intihar edeceğim.
Hayırdır? Ben yolun sonunu buldum hocam ya. Hayırdır abicim? Neden intihar edeceksin? Tamam mı? Hocam şu kadar benim borcum var. Evime icra geliyor. Ben intihar edeceğim. Bu Müslümanların hepsi de sorunlu. Bu Müslümanların hepsi sorunlu lafı klişeleşmiş bir laf. Birinci derecede sorumlu olan benim ben telefonu açtığına göre. Birisini hiç unutmuyorum. Ben dedi Setbaşı Köprüsü'nden atacağım kendimi. Sakin ol bekle dedim geliyorum. Böyle durdu. Beni de taş niyetine bağla dedim ayağına. Setbaşı Köprüsü'nden ben de dedim taş niyetine bağla. İkimiz de gidelim. Nasıl olsa ben sorumluyum birinci derecede. Allah muhafaza eylesin. Bu böyle bir şey.
Şimdi bir yerde meta var ise orada münafık çok olur. Neden? Menfaat var orada. Bir yerde makam mevki maddi menfaatler var ise çok özür dilerim ama orada toplanır oraya insanlar. Bir yerde maddi menfaat yok ise insanlar uzak durur oradan. Yani gideceğim de ne olacak oturacak şimdi yine konuşacak sohbet edecek aman gitmeyelim. Şimdi dışarı koysak bir tane masa desek ki sohbetten çıkanlar işte örneğin atıyorum her çıkanı bin lira vereceğiz oturacak sandalye bulamazsınız burada. O adam da otuz lirayı tek başına istiyor. Oğlum otuz liraya ne vereyim ben sana tek başına? İnsanlara desem ki iki yüz elli lira vereceğim sohbete gelenleri dolar burası.
Ben de kendi kendimi tatmin ederim amma kalabalık adama sohbet ettim halbuki parama sohbet ettim. Öyle değil mi? Maddi menfaat. E onu yapmıyorlar mı Türkiye'de? Yapıyorlar. yevmiyeyle insan tutuyorlar. Bildiğiniz dini sohbete yevmiyeyle insan tutuyorlarmış. Yani şeyh efendi onları görsün de böyle işte kalabalık toplandı desinler diye. Mehmet'in hiçbir şeyden haberi yok bizim kuyucu. En köşeye oturuyordu sakalın nasıl vaziyordu? Yok. Bizim arkadaşlarım böyle bir şeylerin haberleri yok. Allah muhafaza eylesin. İşte o münafıklar kendilerini Müslümanmış gibi gösteriler. Diyor ki müminler namazda oruçta haçta zekatta müminler buradalar. Mümin sıfatı.
Ama münafık burada değil. O bunları takliden yapıyor. Müminler için bunları yaptı diye kazanç var. ama münafık bunları yapmadığından dolayı kazanç yok. O da namaz kıldı. O da oruç tuttu herkesle beraber. Aç kaldı. Birisi aç kaldı. Birisi ibadet etti. Birisi namaz kıldı. Miraç etti namazı. Öbürkü kültür fizik yaptı. Neden? İnanmıyor çünkü. Hani televizyona da çıkıyor ya bak iftardan sonra namaz kıldığınızda eritirsiniz diyor. Yani teravihi ve namaz kılmayı iftarda çok yedikten sonra bir mide eritme ritüeli olarak gösteriyor. Kim bu? İlahiyat fakültesinde öğretim üyesi olan profesör.
Şunu düşünmüyor. Mümin az yer. İftarda da olsa az yer. Bizim Ramazanlar yeme içme ayı gibi oldu şimdi. Ya bir Müslüman ülkede Ramazan geliyor diye et fiyatları artar mı? Bir Müslüman ülkede Ramazan geliyor diye bakliyat fiyatı artar mı? Sebep Ramazan'da Müslümanlar çok iyi yollar çünkü. Ya Ramazan'da Müslümanlar az yiyeceklerini daha da çoğaltıyorlar. Ya Ramazan'a girerken adam 100 kilo Ramazan'dan çıkarken 110 kilo. Sorma hocam ya külah almışım. Sebep ya hocam oraya iftara git buraya iftara git ona iftara git buna iftara git kül alıp çıkıyoruz Ramazan'da.
Yavrum yeme. En sonunda biz arkadaşlara yasakladık. Dedik ki Ramazan'da hiç kimse kül alıp çıkmasın Ramazan'dan. En sonunda yasak koyduk biz. Dedik ki evlerde bir çorba bir yemek bir salata pilav neyse bu kadar pişecek. Daha fazla pişmek yok. Kadınlar nefes aldı ya. Hele bizde bir tane vardı Seyid Taş Allah rahmet eylesin. Sabahleyin çıkarken bir yemek söylüyor evde. Antepliydi Allah rahmet eylesin. Eskiler bilirler. Sabahleyin çıkıyor ya eve bir yemek söylüyor. Çıkıyor evden. Bir gün iftara gideceğim ben ona. Bana dedi ki bu akşam iftarı beraber yapalım. İyi yapalım dedim ben. Çok samimiyiz. Ben telefon açıyorum dedi. Gitsinler eve. İyi tamam telefon aç dedim.
Gitsinler tamam. Beraberiz. Ben de o gün bir yere gitmedim. Saat 12 telefon açtı. Şimdi hanımı da ders yaptırıyor. Ondan sonra çavuşum dedi ondan sonra işte şunu da ilave et. Dedim ki hacı ilave ettirme. Yaptırma yemek. Yiyemeyeceğiz. Bir ilave daha. Bir ilave daha. Aha. Yani dört çeşit yemek yaptırdı. Eve gidiyoruz. Aldım ben arabaya onu. Şu dedi lahmacuncu da bir dur hacı yaptırma. Girdi bir de lahmacun yaptırdı. Antep usulü. Bir de pide aldı. Gittik eve ben. Şimdi dedim buna dersi vereceğim bu gece ben. Sofrayı kurdurduk şimdi. Kuruldu sofra. İyi. Her şey geldi sofraya. Esan okundu.
Şimdi Anteplilerin o nohutlu şeyli ne o mantı mantılı çorbaları var ya ne diyorlar onlarına. Efendim yuvalama. Yuvalama yaptırmış. Sabahtan söylemiş zaten. Yuvalamayı şimdi yuvalamadan yedik. Hep Antep usulü. Ne varsa. Zaten onda başka bir usul yok. Ondan iki kaşık, ondan üç kaşık, bundan bir kaşık benim bitti. Onun da bitti. Hacı sana yaptırma dedim. Ne aman yaptırdın dedim. Ses yok. Döndüm. Eğme dedim ben. Buyur abi dedim. Bundan sonra bunu dinlemeyeceksin dedim. Günde bir çorba, bir yemek, bir pilav yapacaksın bana dedim. Başka bir şey yapmayacaksın.
Emredersin abi. Allah senden razı olsun dedim. Kadını perişan ediyor çünkü. Oruç tutuyor ya. İkide bir de telefon açıyor. Şunu da yaptı. Şunu da yaptı. Müslümanlar o hale geldi. Allah muhafaza eylesin. Bu olmaması lazım. Evet. O yüzden Müslüman orucunu tutarken Ramazan'da geliyor ya. İbadet şuuruyla tutacak. Yeme içme şuuruyla deyin. Misafiriniz geliyor. Çok yemek yapmayın. Bu yok sünneti Resulullah'ta. Siz Hristiyanları ve Yahudilere benzemeyin. Sünnette olmayanı yapmayın. masayı doldurmak sünnette yok. Masada bardak koyacak yer yok.
Yok sünneti Resulullah'ta. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hayatı boyunca öyle yemek yemedi. Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hayatı boyunca hiç doymadı. hiç doymayan bir peygamberin ümmeti obezite oldu. Hiç doymayan peygamberin ümmeti boyuna zayıflama şeanslarına gidiyor. Erkek sahabeden birisinin böyle göbeği dışarıdaydı parmağını bastırdı böyle bizden değil dedi. Göbeği bizden değil dedi. Düşünün halimizi. Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hayatı boyunca üç övün yemek yemedi.
Hiçbir tane rivayet yok üç övün yediğine dair. İki övün yedi. İki övün yemek idi. Üç övün yemedi. Hazreti Mevlana Celaletin Rum Hazretlerinin önüne bir gün eşi üç çeşit yemek koydu. Üç çeşit yemek. Üç kap yemek. Hanımına dedi ki ey hanımım cancağızım soframız bugün Firavun sofrası oldu dedi. Üç çeşit yemeğe soframız Firavun sofrası oldu dedi. Hazreti Pir. Neden? Hazreti Muhammed Mustafa hiç yemedi. Hazreti Ayşe annemiz diyor ki aylar geçerdi. Muhammed'in evinde ocak ocak tütmezdi. Yani ateş yanmazdı. Bir yemek kaynamazdı. Aylar geçerdi.
Biz ne aralıkta bu hale geldik düşünün. Ne aralıkta? Bir de bizde lüks iftarlar oluştu. Bilmem hangi otelde iftar menüsü. Kime? Müslümanlara. Hiç unutmuyorum beni aradılar. Hocam davetlemişsin işte böyle böyle. ben de dedim Latife'den ya sizin iftar menünüz pahalıdır şimdi dedim ben ya. Kaç para dedim ben? 45 lira ama dedi bundan yaklaşık 10 yıldan fazla bir zaman önce. Neden? Yani Kervansaray'da iftar. Kim? İlk siyasi parti liderinin. İsmi önemli değil. Bütün hepsi de aynı da o gün için yapmaması gereken kim?
Açık konuş. Refah Partisi. davet eden de bizim derslerimizde gelen il yönetimindeki bir arkadaşımız. Dedim ki Hz. Muhammed Mustafa sağ olsaydı o otele girer iftar eder miydi? Bana onu söyle dedim. Ölçü. Ya hocam sen ne diyorsun şimdi ya? Bana dedim bak ölçü. Ölçü bu. Hz. Muhammed Mustafa sağ olmuş olsaydı o otele girer iftar eder miydi? Hz. Muhammed Mustafa sağ olmuş olsaydı Mekke'nin etrafındaki otellerde kalıp haç farizasını yerine getirir miydi? O otelleri yaptırır mıydı oraya?
Hz. Muhammed Mustafa sağ olmuş olsaydı o otellerin lobilerinden namaza durur muydu? Eğer o otel Beytullah'ın içi hükmündeyse bütün Müslümanlar o otelin nimetlerinden neden faydalanmıyorlar? Beytullah'ın içi hükmünde değilse oradan namaz nasıl kabul olunuyor? Bir de bilmem hangi şey efendi bilmem hangi alim bilmem hangi kim lider oradan namaza duruyor. Halimiz bu. Allah muhafaza eylesin. İkisi de bir oyun başındaysa da birbirlerine nispetle aralarında ne kadar fark var? Biri mervli öbürü reyli. Bunlar merv ve rey İran'da iki şehir ama uzak şehirler. Birbirlerinden çok uzak.
Bunların ikisi de aynı şeyleri yapabilirler ama birbirlerinden çok uzaklar. Neden? İçsel hadiseden. İçsel hadisene birisi inanmıyor yaptığı işe. Öbürküsü inanıyor. O yüzden aynı hareketleri yapmış olsalar dahi birbirlerinden çok uzaklar. her biri kendi makamına gider. Her biri kendi adına uygun olarak yürür. Herkes kendi makamına doğru yürür. Herkes kendi sonuna doğru yürür. Cennete gidecek olanlar, cennete ram olanlar, cennetlik amel işleyerekten cennete doğru yolculuk yaparlar. Cehenneme gidecek olanlar da cehennemlik amel işleyerekten cehenneme doğru giderler. Onların cennetlik veya cehennemlik oldukları Allah'ın cebri olarak takdiri değildir.
Birisi cennetlik ameller işleyerekten cehenneme gitmez. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz. Yaşadığınız gibi ölürsünüz. Siz ihlas ve samimiyet içerisinde yaşarsanız ihlas ve samimiyet ile ölürsünüz. Allah zalim değildir. Allah insanların yaptıklarını zayi etmez. Men zarrete hayren yere. O zaman kim zerrece hayır işlerse hayrı karşılıksız kalmaz, sevapsız kalmaz. Kim zerrece şer isterse, tövbe etmezse şerrin de cezası kalmaz. cezasız kalmaz. Tövbe edenler hiç günah işlememiş gibilerdir. Eğer bir kimse tövbe etmeden göçer giderse yandı keten elva.
Ama tövbe etti. Allah tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder, onları affeder. O yüzden her biri bu alem böyle bir şeydir. Herkes herkes kendine layık olana doğru yürür. Siz bakarsınız ona kendine ne layıksa onu yapıyor. Kendisine kötülüğü layık görenler kötülük işlerler. Kendisine iyiliği layık görenler iyilik işlerler. Kendisini güzelliğe layık görenler güzellik işlerler. Kendisine çirkinliği layık görenler çirkinlik işlerler. Baktığınız zaman çok özür dilerim bunu çokça ben konuşurum biraz abiyane gibidir ama sufiler de bu sözü bu hayvanı da çok kullanmışlar bu sözü de çok kullanmışlar.
Çok affedersiniz bizim topraklarda ona hani bok böceği derler. Bok böceği sabahtan akşama kadar bok yuvarlar. İşi odur onun. Arı da sabahtan akşama kadar çiçeklerin üzerinde konar. Arı da ne yapar? Bal toplamak için malzeme toplar. Birisi malzemesi bok toplamaktır öbürkünün malzemesi çiçeklerden polen toplamaktır. İkisi de böcektir onun. Ama her ikisi de kendi yoluna koşar. Kimseysen sen iyiliklerin peşinden koşarsın. Kötülüğü görünce nefret edersin ondan. İğrenirsin. E kötüysen kötülüklerin peşinden koşarsın. İyi bir şey seni rahatsız eder kendi kendine. Yani ben insan tanıyorum günlerce düşünüyor ben nasıl böyle iyilik yaptım diye.
Dedim ya bunu düşünüyorsun nasıl iyilik yaptım diye. bana dedi ki Mustafa ben iyi bir insan değilim ki dedi. O yüzden günlerce düşünüyorum ben nasıl iyilik yaptım diye. Dedim ya senin kalbin katılaşmış o zaman. Evet dedi. Bunu bildiğin halde neden tövbe etmiyorsun dedim. Ben iyilik yaptığımda hep yanlışlıklar gördüm. Kötülük benim için daha iyi dedi. Ben rahatım böyle dedi. Herkes bana gelirken şimdi kötü adam olduğumu bildiğimden dedi. tedbirli geliyor temkinli geliyor disturlu geliyor sesini yükseltmiyor bana karşı dedi davranışlarını ona göre yapıyor dedi. Düşündüm doğru haklısın dedim adama. Dedim bizim insanımız iyilerin ve iyiliklerin kıymetini bilmiyor çünkü dedim.
Yaptı böyle masadan bana. İlk defa beni birisi anladı dedi. Dedim benim aklımla oynama. Bu laflara dedim karnın tok ama dedim şu bir gerçek ne yazık ki dedim insanlar iyinin kıymetini bilmiyor. Gerçekten bilmiyor. Yani bir örneğin kötü bir kadın olmuş olsa adam esas duruşa geçiyor evde. Adam kötüyse kadın esas duruşa geçiyor. Adam melaike gibi dövmüyor sövmüyor hakaret etmiyor hiçbir şey yapmıyor. Kadın ona eferleniyor. Yani adam tersten bir tane çarpsa esas duruşa duracak herkes. Bunun gibi iyi bir patron var küfretmiyor dövmüyor sövmüyor bir şey yapmıyor hiç kimse dinlemiyor onu. Birinden alacak tahsil etmeye gittim.
Arkası dönük böyle elleri de böyle belinde fabrikanın içerisinde çalışanlara komple küfrediyor. Eyvah dedim ya bu nasıl adammış böyle. Utandım kendi kendime döndü beni bir gördü dedim bu ne hal Hacı abi sen buraya boş ver dedi. Oğlum nasıl boş vereyim dedim ya. bu insanların annesi babası eşi çoluğu çocuğu haysiyeti şerefi var dedim. Böyle küfredilir mi? İşte sen o yüzden yanında birisini çalıştıramazsın dedi. Böyle baktım ben. işte o işte o yüzden benim ayağımı alacak almaya geliyorsun buraya dedi. Piyasada senin adın ne biliyor musun dedi. Ne dedim ben? Hacı dövmez sövmez hakaret etmez küfretmez iki gün sonra ödesen de bir şey olmaz dedi. Piyasadaki senin dedi halin bu.
Ben hemen bıraktım o işi. Doğru söylüyor dedim. Biz kendi alacağımızı dahi isteyemiyoruz. Utanıyoruz. Bırak küfretmeyi. Utanıyoruz. adam ödemiyor bize. Selamun aleyküm aleyküm selam. Hakkını helal et kardeşim ya. İşte yani ödeyemedin ya. Hacı abi yan yattı da çamura battı da şöyle oldu da böyle oldu da ha iyi hadi selamun aleyküm geri dönüyoruz biz. Söylüyorum da eğer faizci bir insan olsaydın bana öderdin değil mi? Susuyor. Sana küfretseydim öderdin öyle değil mi? Susuyor. Bizim insanımız da iyinin kıymetini bilmiyor. Allah muhafaza eylesin. İşte normalde herkes kendince kendi dairesinde ne yapıyor? Kendi yoluna gidiyor. 290'dan inşallah önümüzdeki ay devam edeceğiz.
Allah izin verirse inşallah. Şimdi sorunlarınıza geçeyim. Saat çünkü 10 oldu. Adalet ve merhamet kavramlarından ne anlamalıyız? Adalet insanların arasındaki hukuku düzenleyen en önemli en önemli bir şeydir. Bu eğer adaleti şimdi bunu farklı farklı pencerelerden bakmak lazım. Soruyu soran kimse müsaitse bir şey soracağım. Elini kaldırsın karşılıklı sorunun kısa şekilde anlaşılması için. Buradaki adalet normalde Allah'ın varlığın üzerindeki tecelliyatı mı? İnsanların kendi arasındaki hukuku mu?
Eyvallah. Şimdi bu insanların arasındaki hukuktur. Bir kimsenin Cenab-ı Hak'ın adaleti vardır. Cenab-ı Hak'ın adaleti bütün varlığın üzerinde tesis etmiş ve tecelli etmiştir. Bu adalet Cenab-ı Hak katında cebri bir adalettir. Bunda varlığın kendi içerisindeki diğer varlıkların bu adaletin önünde boynu büküktür. Hiçbirisi de bu noktada ne yaparlar? Bu adaletten dışarı çıkamazlar. Çünkü Allah aynı zamanda El-Hakim ismi şerifiyle bütün varlığın üzerinde hükmedicidir. Mesela bir ağacın çiçek açması açmaması bu ilahi adaletin tecellisidir. Ama bunun üzerinde dahi bunun üzerinde dahi coğrafi etkenler işte hava etkenleri filan vardır.
O yüzden varlığın tamamı tamamı bu noktada Cenab-ı Hakk'ın koymuş olduğu adalet ve hüküm üzerinde yürür. Yıldızların kendi üzerinde adaleti ve hükmü aritmatiği matematiği vardır. Onlar o adaletin içerisinde giderler. Burada insanların kendi içlerinde kendi işlerinde birbirlerine karşı olan sorumluluklarında adalet duygusu söz konusudur. Öyle olunca bir Müslümanın diğer Müslümana karşı olan sorumlulukları bir Müslümanın anne babasına karşı sorumlulukları bir Müslümanın çocuklarına karşı sorumlulukları bir Müslümanın devlete karşı sorumlulukları diye sorumlulukları çıkar. Bu sorumluluklarında müminler adaletli davranmak zorundadırlar. Elinizin altındakilerden sorumlusunuz.
O zaman elinin altındakilerden sorumlu olan kimseler ellerinin altındakilere adaletli davranırlar. İslam'da eşitlik kavramı yoktur. İslam'da adalet kavramı vardır. Eşitlik kavramı sakın şöyle düşünmeyin. Ya İslam eşitliksiz bir din mi? Evet. İslam adaletli bir dindir. İslam adaleti öngörür. Adaletle hükmetmeyi, adaletle yönetmeyi, adaletle davranmayı bize öğretir. Tabi bunda devleti ilgilendiren yönü vardır. Devleti ilgilendiren yönü şudur. Kim Allah'ın hükmüyle hükmetmezse kafirlerin ta kendileridir. O zaman birinci adaletle davranmak zorunda duran İslam dairesinde devlettir. Devlet tevasına adaletle hükmetmek zorundadır.
Söz konusu olan İslam ise. Burada normalde bir aile reisi veya bir müdür, bir amir, bir memur kendi tevasına, kendi elinin altındakilere adaletle hükmetmek zorundadır. Eğer onlar adaletle hükmetmezlerse kendi durumlarına göre yine mait eden, işaret alarak söylüyorum, onlar da adaletle hükmetmeyenler ya münafıkların kendileridir ya da fasıkların kendileridir. O zaman bir kimse bir birey olarak, bir baba olarak eğer çocukların arasında adaletle hükmetmiyorsan, inanıyorsan fasıksındır. Yani büyük günah işlemişsindir. İnanmıyorsan münafıksındır. Allah muhafaza eylesin. Yani aslında orada adalet var. Adalet konumuna göre o çocuğuna öyle davranman lazım. Ama öbürkü sana biraz daha fazla yalakalık yaptığından onu kayırıyorsun.
Adaletli davranmıyorsun. O zaman sen inandığın için, inancının gereği, yapman gerekirken taviz verdin, münafık oldun. İnanmadın, fasık oldun. Bir gönülde, bir kalpte adaletle merhamet dengedir. Ceza verilecek yerde merhamet gösterirsen dengeyi bozmuşsundur. Bu o zaman işin hakikatine uygun bir davranış değildir. Bizde şöyle bir şey vardır. Ceza verilmesi gereken kimseyi affedince biz merhametli olduğumuzu düşünürüz. oysa ceza sistemini çalıştırmamak suç ve suçluları ödüllendirmektir. Suçu ve suçluları arttırır. Suçu ve suçluları arttırır. O yüzden onu suçunun gerçek karşılığı olan cezayı vermek aslına uygun olan davranıştır.
Mesela bir çocuk evinizde bardağı elinde olmayan sebeple hata yaparaktan düştü kırıldı. Hatayla kırdı. Sizin o çocuğa merhamet edip ceza vermemeniz gerekir. Nasihat edersiniz. Ama o çocuk bardağı kasti olarak yere vurdu. O zaman o çocuk cezayı hak eder. Sebep o kasıtlı bir şekilde bardağı kırdı. O suç işledi. Öbür günde hata yapmıştı. hata yapan özür dilerse ona merhamet edilir. Özrü kabul edilir. Suç işleyen muhakkak ki karşılığında ceza görür. Meşhurdur. Sufi kıssasıdır. Şeyhim anlatmıştı. Dervişin birisi bir üstada gitmiş ders almış.
Dönüşte bir suyun başında abdest alacak. Atlı'nın birisi gelmiş yabancı hoş geldin hoş bulduk. Nereden geliyorsun? İşte demiş böyle böyle ders aldın filanca efendiden. O kimseden mi aldın? Demiş. Evet demiş. Eyvah ya keşke ondan almasaydın şu şöyle yaramaz adamdır demiş. Öyle deyince dervişin kalbi bozulmuş. O esnada bir yılan gelmiş ısırmış parmağından. Parmak elinde köye tekrar koşa koşa gitmiş. İlk gördüğüne söylemiş demiş filanca suyun başında benim parmağımı bir yılan ısırdı. Demişler ki boz yılan mı? Evet. Aa demiş onun efsunu bir şerbet içersin parmağı elinde koşmuş yeni derviş şey efendiye. Demiş efendim selamun aleyküm aleyküm selam hani az önce ders aldım hatırladım oğlum demiş.
Demiş efendim parmağımı filanca suyun başında demiş bir yılan ısırdı. Bizim boz yılan mı ısırdı demiş. Derviş kalmış. Evet efendim demiş bir boz yılan ısırdı. Evladım demiş o bizim dervişleri ısırmaz ama sen demiş kalbini mi bozdun? Demiş atlının birisi geldi bu adamdan ne ama ders aldın dedi bana demiş. Kalbimi bozdu efendim demiş. Evladım demiş. Neden kalbini bozdun? Tuttuğun ele neden şüpheyle baktın? Demiş şimdi bunu efsunlasam okusam geçer ama demiş sen yine aynı hatayı yaparsın. Demiş ben senin parmağın ucundan keseyim de demiş. bunu hatırla bir daha kalbin bozulacağı zaman parmağını gör demiş.
Uzat parmağını uzatmış. Bismillah küt parmağı kesmiş. Parmak kesmezseniz yarın kol kesmek zorunda kalırsınız. Bugün parmak kesmeye merhamet ederseniz yarın kolunu kesmek zorunda kalırsınız. Yine kurtaramazsınız. Allah muhafaza eylesin. O yüzden adalet muhakkak bir kimsenin gönlünde merhamet muhakkak bir kimsenin gönlünde olması gerekir. Gönlünde adalet ve merhamet terazisi olan bir kimse evet asla sapmaz. Zulüm ve kibirde nefsi nasıl koruyabiliriz? Kibir gizli şirktir.
Riya gibi. Kibir kendini diğer insanlardan üstün ve faziletli görmektir. Bitti. Allah muhafaza eylesin. Zulüm ise bu ne olursa olsun etrafındaki insanları Kur'an ve sünnet dairesinde muamele etmemektir kısaca. Eşya dahil. Şiirlerle hanefilerin arasında fark var mıdır dinen? Dini algılayış, anlayış ve yaşayış noktasında fark vardır. İki yaşına kadar kız ve erkek çocuklarının dudağından öpmek sünnet midir? Bunlar normalde illaki dudağından öpmek zorunda mısınız? Hiç okumadım da. Hiç okumadım. Ama illaki çocuklarınızı şapur şupur öpmek zorunda mısınız?
Hatta illaki kimin çocuğu olursa olsun her önüne gelen çocuğu şapur şupur öpmek zorunda mısınız? Veya bizde sevgi modelleri var ya çocuğun yanaklarından sallıyor böyle. Ya ağlatıyorsun çocuğu ne sevmesi? çocuğu ırgalıyor ya böyle. Hadi olmadı havaya atıyor. Ne sevmek ne sevmek? Allah muhafaza eylesin. Allah umut etmemizi neden istiyor? Ancak inanmayan kafirler Allah'tan ümitlerini keserler. Şeytan onların ümitlerini kestettirir. Ümidinizin kesildiği yerde şeytanın vesvesesi vardır. Hemen Eüzü Besmele çekin. Müslümanlarla sıkıntısı olan bir kimseyi haneme dükkanıma girmesini istemiyorum. Bu düşüncede olan yakın çevremize tavrımız nasıl olmalı?
Müslümanlarla sıkıntısı olan bir kimseyi haneme dükkanıma girmesini istemiyorum. Bu doğru bir davranış değil. O sıkıntısı olan bir kimseye düzgün Müslüman profili tanıtabiliriz biz ona. Belki de hidayetine vesile oluruz. O Müslümanları kötü görüyordur. Biz ona doğru bir Müslüman profili sunarsak o kimsenin hidayetine vesile olabiliriz. Neden öyle kapımızı kapatalım ki? Benim ve ailemin üzerindeki sıkıntılarından ve kötü huylarından kurtulması için sizden himmet ve dua istiyorum. Allah muininiz olsun. Ama gayret etmek lazım, mücadele etmek lazım. Bir kimse önce kendi üzerinde kötü bir huy var ise bunu atmakla mükellef, fiili olarak.
biz hareketlerimizle, tavırlarımızla, anlayışımızla önce ailemize sonra etrafımıza örnek teşkil etmeliyiz. O örnek teşkil edersek merak etmeyin. Her taraf gül bahçesi olur. Özür dilerim. Benim size sorum yok ama ricam var. Ayetler çok güzel okunuyor fakat hiç yeterli gelmiyor. Daha fazla ayet okunabilir mi? Yaklaşık sekiz tane ayeti kerim okudum. beş tane mesneviden beyit okudum. Üstüne sekiz tane ayeti kerim okudum. Mesnevi ayeti kerimelerle izah etmeye çalıştım. Muhakkak ayeti kerimeye karşı değiliz ama burası bir mesnevi okunan yer. Benim mesnevi şerh etmemin yolu da mesnevi Kur'an ve sünnet noktasından şerh ediyorum.
Hz. Mevlana mesnevi Kur'an ve sünnetin tefsiri olarak yazmış. Dikkat edin. Mesnevi bir tefsir kitabıdır. Kur'an ve sünnetin tefsiri vardır içinde. Yaklaşık dört binin üzerinde ayeti kerime altı binin üzerinde hadis meali vardır içinde. Cem edilmiştir mesnevi. Bu fakirin izlediği yol yani daireyi tamamlamak gibidir. Yani o Kur'an ve sünneti bu manada tefsir etmiş. Ben tekrar Kur'an ve sünnetle mesnevi okumaya çalışıyorum. Türkiye'de bunu yapan da böyle övünmek için söylemiyorum. Mesnevi okumalarının içerisinde bir tek burası yapıyor. Mesnevi Kur'an ve sünnetle anlamak. Ya da Kur'an ve sünneti mesneviyle anlamak.
O yüzden Allah bizi affetsin. Ben yolumun doğru olduğuna inanıyorum. Risale nedir? Bir meselede bir konuda yazılmış olan kitap değil ama hacmi küçük yazıtlara risale denir. Çeşitleri var mıdır? Evet. Bu konuda konular hakkında mesela namaz hakkında bir risale yazılabilir. Oruç hakkında bir risale yazılabilir. İşte zikirle alakalı bir risale yazılabilir. Veya tıpta örneğin kulaktaki rahatsızlığın herhangi bir şeyiyle bir risale yazılabilir. Veya matematikte bir konuyla alakalı bir risale yazılabilir. bütün ilim dallarında böyle bir konu üzerinde kitaplaşmamış küçük bilgilerin verildiği parçalar. Sözlü risale olur mu? Evet. Yani bu kimse oturur namazla alakalı bir sohbet eder.
Kısa bir yarım saatlik 45 dakika bir sohbet bu da sözlü risale olmuş olur. Sizin açıklamalarınızı bu anlamda görebilir miyiz? Görebilirsiniz. Sıkıntı yok. alkolün vücuttan atılması 72 saat sürüyor. Bu sürede ibadet edilebilir mi? Bu noktada bir kimse okuyacak olduğu ayeti kerimeleri hatırlıyorsa üzerinde sarhoşluk emaresi yoksa Hanefiler öyle hükmetmişler. O kimse namazını kılabilir. Yani akşam alkol aldı sabah uyandı ayık mı? Evet. O abdestini alıp namazını kılabilirler. Ya bu işte 72 saatte vücuttan çıkıyormuş. O vücutta 72 saatte çıkmaz. 40 günde çıkar. O 72 saat değil. Vücutta yediğiniz herhangi bir ürün 40 gün sonra sizde etkisi biter.
Hani Hz. İmam-ı Azam'a kadının birisi gelmiş ey imam demiş şu benim çocuğuma demiş bal yemiyor tavsiye etseniz de bal yese demiş. olur tavsiye ederim demiş. 40 gün geçmiş. 40 gün sonra çocukla karşılaşmış İmam-ı Azam 40. gün demiş ki evladım bal ya bal şifadır demiş. Hadis-i şerifte var ya bal şifadır diye. Kadın demiş ki ey imam demiş bu söz için 40 gün neden beklettin ki bizi demiş. Ben de demiş bal yemiyordum. Sen bana söyledin de demiş ben de bal yedim. o yüzden 40 gün bekledim demiş. 40 gün şifasını bekledim. Balı 40 gün bekledim. Ondan sonra demiş söyledim. O yüzden hani yapmadıklarınızı tavsiye edicilerden olmayınız hadis-i şerif var ya o kimse bal yememiş hiç İmam-ı Azam o yüzden balı yedikten sonra ona söylemiş.
O yüzden yiyeceklerin sizin üzerinizde 40 gün etkisi vardır. Allah size helal ve temiz yiyeceklere müsaade etmiştir. Helal olması yeterli değildir. Aynı zamanda temiz olması gerekir. Örneğin işte büyükbaş inek eti helaldir ama o ineğin temiz olması gerekir. İneğin yediği içtiği de temiz olacak. İneğin eti de temiz olacak. Temizi size helal kılınmıştır. Helal olması yetmez. İslam dünyası burada eksik davranıyor. Size temiz ve helal olan helal ve temiz olanlar sizin için uygun görüldü. Helal olması tekrar söylüyorum yetmez. Temiz olacak.
Temiz. Allah bizi onlardan eylesin. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Selamun da.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.