Üstad Mustafa Özbağ

MESNEVİ SOHBETİ - İzmir / Gaziemir - 13 Ocak 2019

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 14 Ocak 2019 · 1:40:50

İnşâAllah faydamız olur, inşâAllah iyi olur, inşâAllah güzel olur. Sizleri özledik, tabii Şeba Rus yaptık, Şeba Rus'tan sonra canlı, heyecanlı bir Şeba Rus oldu. Bütün katılanlara, katılmayanlara buradan huzurunuzda teşekkür ediyorum. Ben mutluluk duydum, inşâAllah. Dinleyenler, izleyenler de mutlu olmuşlardır, mutluluk duymuşlardır. Rabbim cümlemizi, faydalı işlerde koşturanlardan eylesin. Şimdi az önce röportaj eden kardeşimiz soruyor, yani bunca din anlatan var, hani sizi neden fazla dinliyorlar, sizi neden fazla bu kadar, Allah affetsin, önemsiyorlar manasında bir şey söyledi. Ben dedim, bunca din anlatıyorlar, hepsi de ücretle anlatıyorlar. Oysa Kur'an-ı Kerim diyor ki, sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz.
Şimdi öyle olunca, iş değişiyor tabii. Malum bizim bu topraklarda yaşamış, büyümüş Habibi Neccar, Kur'an-ı Kerim'de onun dilinden konuşuyor. Diyor ki, sizden hiçbir ücret talebe etmeyenlerin peşinden gidiniz. Ama bizim insanımız da ücret verdiğini ehemmiyetli görüyor. İyi, tamam, ücret verelim ama bazı şeyler vardır, ücretsizdir. Bu nedir? Din.
Hiçbir peygamber, bakın bunu ölçü olarak bir kenara yazın. Hiçbir peygamber, ister Musevi olun, ister İsevi olun, ister Muhammed olun, ister İbrahim olun, ister Hindu olun, ister Budist olun, ister Ateş'e tapın, ister Put'a tapın. Söz konusu olan din ise, hiçbir peygamber, dini tebliğlerinden dolayı ücret almamıştır. Bütün peygamberler kendi lisanlarıyla demişlerdir ki, hatta Kur'an-ı Kerim'de Nuh'tan, Yakup'tan, Yusuf'tan, Yunus'tan, onların sözleri vardır, alıntılar.
Biz ücretimizi Allah'tan alırız. Biz bu tebliğden bir ücret beklemiyoruz. Biz ücret bekleyenlerden değiliz diye, Kur'an-ı Kerim'de değişik ayet-i kerimeler vardır. Bir kimse, söz konusu olan din ve dine dayalı, dinle alakalı bir şey ise, bunun karşılığında ücret alıyorsa, o ucuz ameledir. Ucuz amele. Amele vardır, pahalıdır, kalitelidir. Amele vardır, yani çalışan işçi, ucuzdur. Ucuz işçi şudur, Daha sabahleyin, Bismillah, sekiz buçuk işe başladı, akşama parayı alacak mıyız, alamayacak mıyız, giderken benim paramı verecek mi, vermeyecek mi? Ulan bu parayı vermez ya. Ulan bu parayı verir mi, vermez mi? Ya bırak bu kadar çok hızlı çalışmana gerek yok o zaman.
Neden? Verip vermeyeceği belli değil ya. Yapıp etmeyeceği belli değil. Bu ucuz işçidir. Kaliteli işçi, gözünü ücrete koymaz. Ben işimi çok düzgün yapayım, der. Ama da o da akşam olunca, ücretini almayı bekler. Bu amele. Şimdi, İsa aleyhisselam yürüyor. Bir grup insanla karşılaştı. İbadet ediyorlar. Dedi ki, niçin ibadet ediyorsunuz? İsa aleyhisselamla, dediler ki, biz Allah'ın azabından korkuyoruz. Allah'ın azabından korunmak için ibadet ediyoruz. İsa aleyhisselam dedi ki onlara, siz korktuğunuzdan emin olursunuz. Ama aradığım sizler değilsiniz. Yürüdü. Bir grup yine ibadet ediyor. Onlara sordu, niçin ibadet ediyorsunuz?
Dediler ki onlar, biz cennete girmek istiyoruz. Biz o yüzden ibadet ediyoruz. İsa aleyhisselam dedi ki, sizler umduğunuzu bulursunuz. Ama aradığım sizler değilsiniz. Yürüdü, bir kısım yine ibadet ediyor. Onlara dedi ki, niçin ibadet ediyorsunuz? Onlar dediler ki, biz Allah'ı çok seviyoruz. Onu sevdiğimiz için ibadet ediyoruz. İşte dedi, aradığım sizlersiniz. Bu olayı bize Hz. Muhammed Mustafa aktarıyor. O zaman, demek ki bizim aradığımız neymiş? Sadece ve sadece Allah'ı sevdiği için ibadet eden, Allah'ı sevdiği için yaşayan, Allah'ı sevdiği için güzel ve hoş davranışlarda bulunanlar, ihlas sahibi olanlar bunlardır.
Başka bir şey değildir. O yüzden, hani bakın, şimdi insanlar çok bilgililer. Oturun, siz üç aşağı beş yukarı benden, en az benim kadar bilgilisinizdir. Yoksa dahi, Hz. Google var ya, herkesin de elinde var. Yaz, öğren. Doğru, yanlış, o ayrı mesela. Herkes klavye alimi şimdi. Google ilim ehli etti herkese. Oturuyor, yazıyor. Doktorlar, bıkmışlar. Sakın bir doktora gittiğinizde internetten baktım, şöyleymiş demeyin. Diyecek ki, git internet tedavi etsin seni. Haklı. Haklı.
Yani o gün, o her gün hastalığın peşinde. Ama o internetten girdi. İşte ne hastalığı, şeker hastalığı. Ben şekerliyim ya. Şeker, girdi. İşte girdiğin zaman bir sürü bilgi. Olur, olmaz, tutar, tutmaz. Ondan sonra tedavi sistemleri, tedavi yöntemleri bilgili. Sen o bilgileri topladın, gittin doktora. E işte kan tahlili, şu tahlili, bu tahlili. Ama ya hocam bunu internette böyle okuduydum de, başına ne geleceğini gör. Şimdi onun gibi şimdi herkes din noktasında bilgili. Ama ihlaslı değil. Samimi değil. Aşık değil. Aşık değil. Sahabe, bizim kadar ayeti kerime bilmiyor.
Bizim kadar fıkıh bilmiyor, hadis bilmiyor. Sahabe bilmiyor bizim kadar. Ama sahabe aşık. Aradaki fark bu. Bakın aradaki fark bu. Herkes insan. Ama birisi aşık. Herkes bayan, kadın. Ama birisi aşık. Herkes erkek. Ama birisi aşık. Söyleyin bana. Evlenecek olanlar, size aşık bir bayanla mı evlenirdiniz? Yoksa sizi hiç sevmeyen bir bayanla mı evlenirdiniz? Çıksak, akli dengesi yerinde olanlara sorsak, nasıl bir bayan isterdin? Sana aşık mı olsun, olmasın mı? Bütün erkekler derdi ki, bana aşık olsun. Bütün bayanlar derdi ki, evlenecek olduğu erkekler için.
Bana aşık olsun. Ben de derdim ki, akıllıysa sakın aşık seçme. Neden? O aklınla sen bir aşığı idare edemezsin. Nasıl? Basbaya. Akıllı insanlar aşıkları idare edemezsin. Hepimiz akıllıyız. O yüzden bir aşığı çekemeyiz. Ama herkes bir aşıkla evlenmek ister. Evlense, evlendiği güne pişman olur. Erkekler, her dem gözünüzün içine bakan, etrafınızda dönen, sizin yanınızdan hiç ayrılmayacak bir kadın ne kadar çekersiniz? Dersiniz ya, düş yakamdan ya biraz. Ne bu ya?
Kadın on sefer adamı arasa, adam en sonunda telefon numarasını değiştirir. Eve giderken normal telefonu takar, evden çıkınca o telefonu değiştirir. Kadın arar, arar, arar, arar, meşgul. Veyahut da ulaşılmıyor. Ne oldu? Metroda hep. Ya akşama kadar mı? Ya senin aradığında ben metroya girmişim. Sanki bizim metrolarda yerin yüz elli metre altından gidiyor. Ya nereye? Bizde metro yok, hepsi de hafif raylı sistem her yerde. Toprağın üstünden gidiyor. Metro dediğinde hiç dışarı çıkmaması lazım. Metro. Ama bizde adı onun metro. Nereye gidersen git. Adam diyor ki metro. Yapma kardeşim ya. Hafif raylı sistem. Hızlı raylı sistem bu. Bunun adı metro değil. Ama hiç metrodan çıkmaz o.
Kaldıramayız aşığı. Kaldıramayız. Kadınlar, sizin kapınızın önünde sabaha kadar salya sümük ağlayan, bekleyen bir erkeği çekebilir misiniz? Çekemezsiniz. Sabahleyin gözünüzü açıyorsunuz, uykudan uyandınız ya, ah adam yatağın içinde oturuyor. Bakıyorsunuz, adam size bakıyor böyle. Siz uyuyorsunuz ya, ay güzeller güzeli ne kadar güzel uyuyor diye ağlıyor. Ağlayan bir adam baktıkça ağlıyor, baktıkça ağlıyor. Siz böyle bir hareket ediyorsunuz, diyor ki ya şunun yürüyüşüne bak. Bu biraz daha gidiyor. Allah'ım bu endam, bu süs, bu boy, bu poz. Halbuki kadın 1.45. Ama adam aşık, adam aşık olunca dayanamıyor.
Onun her hareketi muhteşem. Neden? Aşık için, aşık için, aşık gözü kör, kulağı sağır. Aşığın gözü kör, kulağı sağır. Siz bunu şimdi hemen Müslüme götüreceksiniz. Kardeş, o söz Müslüm'ün değil. O söz Muhammed Mustafa'nın sözü sallallahu aleyhi ve sellem. O dedi, aşığın gözü kör, kulağı sağır olur diye. Müslüm de aldı onu, arabesk yaptı. Herkes de vurdu şişenin dibine, aşığın gözü kör, kulağı sağır. Hadis söyledi adam. Hiç o açıdan baktınız mı Müslüm'ün o şarkısına? Hadis. Aşığın gözü kör, kulağı sağırdır. Aşık, çirkin bir şey görmez. Eksikliğimiz bu. Bu alemde çirkin bir şey yok.
O çirkin bir şey yaratmaz. O çirkin bir şey yapmaz. O güzeller güzeli. Aşıklık olmayınca, iş yerli yerine oturmuyor. Az önceki reportajdan devam ettik. O yüzden, Allah cümlemizi aşıklardan eylesin. Bu aşıkların, bu noktada zirvesi, zirve yapan kimsesi de Hazreti Mevlana. Benim anam aşk, babam aşk, ben aşkın çocuğuyum demiş.
Hazreti Pir, aşkın çocuğu. İşte onun muhteşem eseri de Mesnevisi ve Divanı Kebiri. Ama her iki eser içinde demiş ki, aşık olmayanlar bunu okumasınlar. Evet, önceden Mesnevi ve Divanı Kebirler, Mevlevi hanelerde veya Mesnevi hanelerde kilitliymiş. Üstad gelir, kilidi açar, büyük bir özenle kitabı oradan çıkarır, oradan beyt okur, şerh edermiş.
Böylece, ancak aşığın dilinden aşıklar anlar sözü, tecelli edermiş. Çünkü Hazreti Pir aşık, onun sözünden de ancak kimler anlar? Aşıklar anlar. Çünkü aşıkların sözü, tabiri caizse, anahtarı olmayan kilit gibidir. O sözü ancak yine bir aşık olacak ki, anahtarında olacak, kilidi açacak.
Biz o aşıklardan değiliz ama o yolda yürümeye gayret ediyoruz. O yüzden Mesnevi'den inşallah beytlerimizi okumaya devam edelim. Kaçıncı beytmiş? 320. Mesnevi'de içinde dört binin üzerinde ayet-i kerime, altı binin üzerinde hadis-i şerif, dört binin üzerinde ayet-i kerime, altı binin üzerinde hadis-i şerifi kendisinde cemeden bir hayat kitabıdır.
Hayatın tefsiridir. İnsanlara lazım olacak olan öz bilgiler vardır. Hayatın içindendir. Böyle sırçalı konaklardaki oturanlara hitap etmez. Allah için yola düşmüş, Allah'ı sevmeye çalışan, Allah'a aşık olmaya çalışanlara hitap eder. O yüzden bu acı bir şey bizim ülkemizde anlaşılamayan, okunamayan, okutulamayan muhteşem değerlerimizden birisidir.
Üç tane büyük bu manada muhteşem değerimiz vardır. Çoktur da üç tanesi böyle bu konuda kutup seviyesinde, üçü de zaman olarak birbirlerine yakın yaşamış, o yüzyılı aşıklıklarıyla, sevgileriyle Anadolu'yu yoğurmuş olan kimseler. Birisi Hacı Bektaş Veli, birisi Hazreti Mevlana, birisi Yunus Emre. Üçünü de severiz ve onların arkasından gelenlerin hepsini de severiz.
Allah hepsini de muhafaza ve korusun inşallah cümlemizde. Evet, 320. Beyt, erlerin huyu açıklık ve sıcaklılıktır. Aşağılıkların işi hile ve utanmazlıktır. Dilenmek için yünden aslan yaparlar. Ebu Museylim'e Ahmet lakabı verirler. Ebu Museylim'in lakabı yalancı olarak kaldı. Muhammed'de de akıllar sahibi dendi. O hak şarabının mührü, şişesinin kapağı halis misktir. Adi şarabın mührü, şişesinin kapağı ise pis koku ve azaptır. Allah erlerinin işi, Allah velilerinin işi açıklıktır ve sıcaklıktır.
Bir velinin, bir Allah dostunun gizli ajandası yoktur. Bir Allah dostunun beyin gerisi yoktur. Bir Allah dostunun kalbinde ne varsa dilinde de o vardır. Açıktır her şeyi. Bakın bugüne kadar peygamberler açıklıklarıyla ve sıcaklıklarıyla insanların içinde yaşamışlardır. Peygamberlerin varisleri hükmündeki Allah dostları, Allah erleri de açıklıkla yaşarlar.
Gizli kapaklı işleri yoktur onların. Gizli ajandaları yoktur. Aslında Hz. Pir anında ne demek istediğini söylüyor. Aşağılıkların işi hile ve utanmazlıktır. Bir kimse aşağılık bir kimse ise hile kurar. Utanmazlıklar yapar. Aşağılık insan çünkü. Dilenmek için yünden aslan yaparlar. Yani yünden aslan dedikleri önceden sufiler yünden elbiseler giyerlerdi. Bunlar dilenmek için kendilerini sufi gösterirler. Her dönemin ayrı dilenciliği vardır. Dilenciler bilhassa dini kendilerine alet edip, dini kendilerine basamak eden her dönemin kendine ait dilencileri vardır. Her dönemin.
Onlar insanların önüne değişik hile, utanmazlık projeleriyle çıkar. Bunlar din üzerinden yürürler. Din üzerinden konuşurlar. Din üzerinden aldatırlar. Tarih boyunca toplumların, bireylerin, ailelerin aldatılması dinden olmuştur. İnsanlar din üzerinden aldatılmaya müsaittir. Din çünkü baştan başa metafizik bir olgudur. Metafizik bir olgu. Ve din iman üzerinden gider, madde üzerinden gitmez. Öyle olunca insanın aldanması kolay olur. Zaman içerisinde, tabi bunu normalde insanlar yaşadıkça, yaş belli bir kemale erdikçe, dinin içerisinde de iştigal ediyorsa, zaman içinde bunu daha iyi görüyor.
Zaman içerisinde tecrübesi artıyor. Şimdi bir müddet sonra artık o kimse dinden aldanmaya müsait olmuyor. Bakın dinden aldanmaya müsait olmuyor. Size ben şimdi bazen sohbetlerinde derim ki ben, işte çıkışta size CD satılmayacak, size dergi satılmayacak, size kitap satılmayacak. Siz buraya girdiğiniz için bir ücret ödemeyeceksiniz. Dikkat edin bunlara. Bizim kapının önünde satılacak kitabımız yok. Kapının önünde satılacak dergimiz, gazetemiz, CD'miz yok. Biz buradaki bu programdan dolayı belediyeden, valilikten, il gençlik müdürlüğünden, işte bilmem kimden, ondan bundan bir ücret alan değiliz. Bunu hiç kimse bulamaz, tutamaz, iddia edemez.
Belediye burada. Bakın belediye burada. Hiçbir programımız, hiçbir hizmetimiz ücrete tabi değildir. Neden? Bir meselenin içerisine akçe giriyorsa, ihlas oradan kalkar. Benim Gazemir Belediye Başkanı'nı birey olarak, şahıs olarak ben bu deseler tanımıyorum. Kültür müdürünü tanımıyorum. Başkan yardımcılarını tanımıyorum. Kibrimden dolayı değil. Ben gelirim iki saat, üç saat burada sohbetimi yapar giderim. Hiçbir ücrete tabi değildir. Dinden aldatırlar insanı. Hadi Müslümanlar, pamuk eller cebe cami yaptırıyoruz. Allah Allah. Yaptıralım, iyi güzel. Ama Türkiye'nin değil, dünyanın en zengin vakıflarından birisi Diyanet Vakfı.
Parası mı bitti? Bazı camiler vardır ülkede, hiç bitmez. Bir hoca efendi çıkar, sohbet eder. Geceliği beş bin liraymış. Sordum, dedim bu adam kaç para alıyor? Bir arkadaş onun menajerini bulmuş. İki saat sohbeti beş liraymış. Bilmem, dünya birincisi Kur'an-ı Kerim okuyor. Geceliği üç lira. Televizyonlarda seksen lira aylık adamın. Ne anlatıyorlar? Din. Yani seksen lira derken seksen bin lira. Askeri ücretin bin altı yüz lira olan bir ülkede bir hoca efendi bir gece üç saat sohbet edip beş bin lira alacak. En yüksek maaşın dört bin lira olan bir ülkede bir kimse bir gecede beş lira alacak.
Ondan sonra ülkede huş yüzde bin yedi yüz artacak. Artar. Ondan sonra ülkede uyuşturucu yüzde bilmem kaç artacak. Yüzde altı yüz olmuş. On yılda artmış ışığı. Şimdi bunu böyle söyleyince kızıyorlar bana. Neden kızıyorsunuz kardeşim? Seksen üç bin tane cami var. Seksen beş bin tane cami var. Seksen bin cami olsun. Seksen bin camiye üçer tane görevli atmış olsak. Üç kere sekiz yirmi dört iki yüz kırk bin kişi. İki yüz bin kişi olsun. İki yüz bin tane diyanet işlerinin teşkilatı var. Ne kızıyorsunuz bana? Bin tane imam hatip okulu var. Bin tane imam hatip okulunda onar tane öğretmen olsa kaç yaptı?
On bin tane öğretmen yaptı. Bin tane imam hatip okulu yıllık yüz'er tane mezun vermiş olsa yüz'er tane. Yüz bin imam hatip mezunu oldu. Bir yılda. On yılda bir milyon. Bir milyon imam hatip mezunu var. On yıl içerisinde. Neden fuhuş yüzde bin beş yüz, bin altı yüz, bin yedi yüz arttı? Neden uyuşturucu yüzde altı yüz arttı? Neden kadın vahşeti, kadınları öldürmek yüzde dört yüz arttı? Neden çocuk istismarları yüzde altı yüz arttı? İşte bu yünden aslan yapanlar. Birinci derecede sorumlu onlar. Sebep şey'en illah demek için yaptılar. Hadi Müslümanlar paralarınızı toplayın.
Hadi ne yapacağız? Kur'an kursu yapacağız. Ne yapacağız? Cami yapacağız. Ne yapacağız? Dergi alacaksınız. Ne yapacağız? Kitap alacaksınız. Ne yapacağınız? Gazete okuyacaksınız. Ne yapacağınız? Bir televizyon kurmamız lazım. Müslümanlar o televizyondan faydalanmaları lazım. Sonra Fox'a satacaksınız. Hadi verin Müslümanların parasını. Bilmem kaç milyar dolara sattınız ya. Verin. Fox'tan aldığınız parayı Müslümanlara dağıtın. Ha yok. Bunlar yünden elbise giyiyorlar. Bunları hep önceden dervişlere, sufilere addederlerdi. Yani dervişliği, sufiliği, dilencilik olarak görürlerdi. Ben İzmir'in bayındır kazasındanım. Tanıyanlar, tanımayanlar.
Bilenler, bilenler, bilmeyenler. Yakınım, bayındır. Ben yeni sufi cenaha geçtiğimde herkes şöyle bakıyordu. Ne o yarın öbür gün dilencilik mi yapacaksın sen de? Allah Allah. Sufilik dilencilik mi? Değil. Aaa! İnsanlar böyle diyerekten kendilerini üst noktaya götürüyorlarmış. Asıl Müslümanların yaşamaları gereken gerçek sufilik. Bakın tekrar altını çiziyorum. İnsanların yaşamaları gereken gerçek sufilikmiş. Ancak gerçek sufiler, dinlerinden para kazanmazlarmış. Ancak gerçek sufiler, nasihatlerinden para kazanmazlarmış. Fakat bunlar orada durduğu müddetçe, dinden para kazananlar, dinden kendilerine menfaat elde edenler, bu kimselerden rahatsızlık duyuyorlar.
Sebep, kendi çartları bozuluyor. Birisi geliyor beş bin liraya gece sohbet ediyor. Öbürki diyor ki, biz ücret istemiyoruz. Allah için buradayız. Ne? Allah için buradayız. Birisi sema ediyor. Kaç para, kaç para, kaç para, kaç para? Yemeğimiz hazır mı? Otelimiz hazır mı? Gideceğimiz yer hazır mı? Otobüsler hazır mı? Yerler hazır mı? Valilik illallah etmiş. Bize böyle dediler ki, ya burada böyle bir şey var. Sema etmeye gelir misiniz? Geliriz. Ama bizim bir ölçümüz var. Ne? Biz semadan önce kısa bir sohbet ediyoruz. Tamam. Kim sohbet ediyor? İşte Mustafa Özbay diyor. Tamam gelin. Biz gittik kısa bir sohbet. İşte sema, dua, bitti program.
İşte dernek başkanınız kim? İşte Cafer Altay. Demiş, ücret ne kadar vereceğiz? Demiş, sayın vali biz ücret almıyoruz. Nasıl? Basbaya. Ya demiş bu bilmem nereden gelenlerin kahrını biz boşuna mı çektik şimdi? Demiş. Sonra vali beni çaya davet etti. İllaki çaya. Sayın valim biz gidemiyoruz. Vaktimiz yok. Zamanımız yok. Ben muhakkak bekliyorum. İnşallah. Bir program dönüşü, aynı gemide karşılaştık. Ya Mustafa Bey gelmiyorsunuz dedi. Sayın valim dedim. Bizim böyle bir şeyimiz yok. Biz hızla gidiyoruz programı yapıp dönüyoruz. Hepimiz işçi, işte memur, çoluk, çocuk böyleyiz biz dedim. Ertesi sabah herkesin işi var. Ya dedi, biz dedi bir program yaptırdık filanca yerden gelenlere dedi.
Biz ne eziyet çektik, ne eziyet çektik dedi. Siz dedi, böyle biz dedim Allah içiniz. Biz dedim ekmeği yanından zeytin silkiyoruz. Bayındırlılar elini kaldırsın. Evet, ekmeğin yanından zeytin silikmeyi biliyorsunuz değil mi tabiri? Evet. Ekmeğin yanından zeytin silikmek şu. Hani birisine zeytin toplamaya, silkelemeye gidiyorsun. Ondan yemek de beklemiyorsun. Ekmeğini de yanında götürüyorsun. Anladınız? Zeytin de yemiyorsun. Ekmeğin yanından o. Evet, ekmeğin yanında götürüyorsun. Katığını da yanında götürüyorsun. Ona çalışıveriyorsun. Ondan sonra ondan bir ücret de almıyorsun. Yemeğini de kendine yiyorsun. Yemek beklemek de yok yani. Merak etmeyin, biz yemek de beklemeyeceğiz sizden.
Şimdi, böyle gerçek sufilik ücretsiz. İşte Hazreti Mevlana diyor ki, onlar dilenmek için, yünden aslan yaparlar. Dilenmek için. Dini dilenmek için. Sufili, dervişli dilenmek için. Dini olguyu ve algıyı dilenmek için kullanırlar. Bunlar neydi? Ahşalık kişi. Hazreti Pir onlara diyor ki, bunlar ahşalık kişi. Utanmaz kişilerdir. Ebu Müseylim'e Ahmet lakabı verirler. Ebu Müseylim kim? Yalancı peygamber. Müseylemetül Kezzab. Buna diyor, Ahmet lakabı verirler. Oysa o yalancı, o bir peygamber değil. Müseylemetül Kezzab. Aslında o bir din insanı değil. Allah insanı değil. Allah eri değil.
O yalancının teki. Niçin? İnsanlardan ücret topluyor. Az önce reportajda söyledim. Dedim, Hazreti Mevlana'nın mesnevisini kaça yazdırırsınız? Yunus'un bir sözünü kaça yazdırırsınız? Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin Fatiha tefsirini kaça yazdırırsınız? Bana söyler misiniz kıymetli dostlarım? Hazreti Mevlana Celalettin Rumi Hazretlerinin mesnevisini telif hücreti olmuş olsaydı, kaça okurduk acaba? Şimdi Hazreti Pir'in ücret almadığı ve fisebilillah kalbine gelen ilhamla yazdırdığı mesnevisinden insanlar ne kadar çok para topluyorlar, ücret topluyorlar öyle değil mi? Oradaki bir hikayeyi romanlaştırıp ne kadar satıyorlar?
İşte bu mesnevi şerhi, yok bu mesneviden beytler, yok bu mesneviden hikayeler kaça satıyorlar acaba? Onun ücreti nereye gidiyor? Kur'an-ı Kerim'i kaça satın alırdınız? Bir peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisinin ücreti ne kadardır acaba? Bunu aktaranlar ücret alırlarken o sözün sahibi ücret almaya kalksa kaça satardı sözünü? Bir aşığın gözünün bir damlası, gözünün bir damlasının değeri ne kadardır acaba? Kaça ağlarsınız? Kaça gülersiniz? Kaç paraya üzülürsünüz? Kaç para verirsem ciğeriniz yanar?
Kaç para verirsem kaç gece kalkar gözyaşı dökersiniz? Kaç para verirsem secdeye gider, kaç kez ağlarsınız acaba? Ya, dinin karşılığı madde değildir. Aşkın aldı benden beni, bana seni, gerek seni.
Aşk bu değil mi? Eyvallah. İşte karşılığı bu. Aşk. Bak nasıl söyletiyor. Varsa kalbinde söyleyecek, durmayacak. Kalp tükkan, dil tüccar. İçinde ne varsa dilinde o olacak. Başka bir şey olmaz. Bir an gaflete düşersin, içindekini fışkırır o içindeki. Aldatamazsın. Aldatamazsın. Aşıklık böyle bir şey. Ebu Musaylem'in lakabı yalancı olarak kaldı. Muhammed'e de akıllar sahibi dendi. Bak o yalancı oldu adı. Onun peygamber olmadığı anlaşıldı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sağlığında o peygamberliğini ilan etti. Bakın o rahmet peygamberi, o şefkat peygamberi, o merhamet peygamberi.
Kendi sağlığında kendisine alternatif birisi çıktı. Dedi ki, ben de peygamberim. Dikkat edin. Ben de peygamberim diyen kimseyi öldürtmedi. Hapse attırmadı. Ben de peygamberim diyen bir kimseye herhangi bir zulüm, herhangi bir adaletsizlik olmadı. Dedi ki, ben de peygamberim o kimse. Allah Allah. Evet, onun sağlığında, o daha sağ, henüz daha yaşıyor. Birisi kalktı, ben de peygamberim dedi. Muhammed'i Mustafa'nın peygamberliğini kabul ediyorum. Onun getirdiklerini de kabul ediyorum. Ama ben de peygamberim dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ona hiç dokunmadı bile. Ona sen peygamber değilsin, ona şöyle böyle demedi. İlişmedi bile ona. Hiçbir şey söylemedi.
Ama, zaman, her şeyin en büyük ilacı. Onun yalancı peygamber olduğu çıktı meydana. Ve halk taktı o ismi ona. Yalancı. Müseylemetül Kezzap. Kezzap, yalan söyleyen demek. Kazip, yalan söyleyen. Kezban ismi var ya, yalancı demek o. Hani halk arasında Kezban ismi koyarlar ya bayanlara. Hemen isimlerini değiştirin. Millet bilmiyor bunu. Kezban, yalancı demek. Kazip'ten geliyor. Şeyi o, ne o? Mastaro Arapça. Herkes Kezban, Kezban koyuyor. Ya neden Kezban koyuyoruz? Kezban, yalancı demek diyorum. Yalancı demek. Değiştirin ismi. Önemli değil. Şimdi yeni bir de yasa çıkardılar. Bir dilekçeyle değiştiriyorlarmış herhalde.
Değiştirsinler. Yani o Müseylemetül Kezzap, yalancı olarak kaldı. Ama Hz. Muhammed Mustafa için de o aklı sahibi olarak, hikmet sahibi dendi. Çünkü Allah bütün peygamberlere hikmet verir. Biz Muhammed'e kitapla beraber hikmet verdik. Biz Musa'ya kitapla beraber hikmet verdik. Biz İsa'ya kitapla beraber hikmet verdik. Biz bütün peygamberlere hikmet veririz. Ayet-i Kerime. Hikmet ne biliyor musunuz? Kalbe gelen doğru bilgi. Peygamberlerde vahiy. Velilerde ilham. Hikmet. Peygamberler neyle? Vahiy ile hikmet sahip oldu. O yüzden Hz. Muhammed Mustafa'nın sünnetleri tırnak içerisinde vahiydir. O hak şarabının mührü.
Hak şarabının mührü. Yani onunla mühürlendi. Ne? Peygamberlik son buldu. Şişesinin kapağı. Artık şişenin kapağı kapandı. Ondan sonra ne bir nebi ne de bir peygamber gelecek. O sonuncuydu. Ve halis misktir. Hz. Muhammed Mustafa halis misktir. Adi şarabın mührü, şişesinin kapağı ise pis koku ve ahazaptır.
Demek ki adi şarap pis koku yayacak etrafa. Yani küfür, yani şirk, yani günah kebahir, yani aldanma, aldatma yayacak ortalığı. O Müslümanların parasını ütecek, Müslümanların zamanını ütecek, Müslümanların mesaisini ütecek, Müslümanların enerjisini ütecek, Müslümanları kandıracak, yürüyün kardeş, şimdi kurtuluyoruz diyecek, aradan bir müddet geçecek. O kendini kurtaramamış. Nereye kurtaracak? Yürüyün memleketi kurtaracağız diye yola çıkacaklar. Öldükten sonra tonlarca evinde altın çıkacak. Altını nasıl üleşeceğiz diye oğulları kavga edecek. Yürüyün kardeşler kurtaracağız diyecekler. Bir bakacaklar ki dergah, yanında otel, yanında mescit, yanında lokanta, yanında çorbahane, yanında satış yerleri, marketler.
Bir bakacağız ki tarikat şirketleşmiş. Yürüyün kardeşler kurtuluşa ereceğiz. Bir tane ne o? Fabrika olmadı bir tane turizm şirketi. Hadi hacca götürürüz, hadi ömreye götürürüz. Olmadı bir tane televizyon kurmamız lazım. Haydi gelsin reklamlar. Şeyh Efendi öldüğünde de oğlu başına geçsin şirketlerin bir başkasına parayı nasıl emanet edeceğiz? Böylece bir şirket devri olacak. Herkes de Müslümanlar da bekleyecek ki kurtuluşa ereceğiz. Bunlar adi şarap. Adi şarap. Birisi dinle alakalı sizden ücret istiyorsa adi şarap. Adi şarap. Hazreti Pir söylüyor bunu.
Ben Hazreti Pir'den okuyorum. O zaman yol kesiciler. Her daim var olacak mı? Evet. Her daim Müslümanları, müminleri, dinleriyle aldatmaya çalışacaklar mı? Evet. Sakın ha bunları söyleyen benim, bana da kanmayın. Bir gün gelir sizden ücret istersem bu sözü benim önüme koyun. Bununla kalmayın. Sizden ücret istersem sakalımdan tutup yüzüme tükürün. Evet. Keşke bu Müslümanlar, din anlattığı için ücret isteyenlerin yüzlerine tükürebilseler. O mevlüt okuyor, şarkı söyler gibi o. O parası hak onun.
O düğünde ilahi söylüyor, o para da hak. İlahi ezberlemiş o kadar. Onun bir karşılığı var, onda birisi yok. Her zevk ücrete tabidir. Her zevk ücrete tabidir. Her şeyin bedeli yoktur. Zevk ise, onun bir bedeli vardır. Zevk ediyorsun. Söyle yavrum, Yunus'tan ilahi, e söyledin. Allah, mevlütte neden ezberlemiş? Ne kadar indiler gökten melekler, saf saf diyor. Meleğin birini görse mevlütü bırakıp gidecek. Ezberlemiş. Mevlüt okumaktan para alabilir, caizdir. Her şey yerli yerinde konuşalım. Ne güzel oturmuş, kravatını takmış, bembeyaz fescazını da koymuş, bir de okurken de ne güzel, bir de sallanıyor böyle ahenk içinde.
Ucret onun hakkı. Bir sıkıntı yok. Gerçekten ciddi ciddi söylüyorum. Öyle latifeleştirme bakmayın. Benim sesim kötü, senin sesin kötü, mevlüt okuyamıyorsun diye, kıskanıyorsun diye diyebilirler. Yok, hayır. Mevlüt okuyanların, ilahi okuyanların, ücret karşılığında okumaları caizdir. Gerçekten. Ciddi ciddi. Onu bilemem. Ben hiç mevlüt okumadım da okutmadım da bu manada. Ben yeni adetleri hiç bilmiyorum ya.
Estağfurullah. Amin cümlemizin inşallah. Normalde bir kimse mesela Yasin-i Şerif'i parayla okursa caiz değil. Ama mevlüt okuyabilir. Yani normalde işte bir sanatçı gitti orada. İşte beni candan usandırdı, cefadan yar usanmaz mı? Felekler yandı ağımdan. Muradımın şemi yanmaz mı diye. Mesela Türk sanat musikisi okudu. Ücretini aldı. Öbürkü de çıktı. Ondan sonra. Yunus'tan okudu. Ondan sonra. Gel gör beni aşk neyledi dedi. Ondan da bir ücret aldı. Bunun tartışması yok gerçekten. Bunun ücreti caizdir, haktır. Bir kimse ilahi söylemiş, ezberliyor.
Onu meslek haline getirmiş. Haktır. Bir kimse mevlüt an, müthiş. Yetiştirmiş kendisini. Yani bir ölüm bahri okuyor, ölesin geliyor. Harika. Söyleyecek hiçbir laf. Aldığı ücret hak. Veya bir doğum bahri okuyor. Diyorsun ki ya aha şimdi doğdu. Yo ben öyle çok güzel bir ilahi söylesem bedavaya söylemem. Diyebilirim.
Tabii ben diyebilirim. Çok iyi bir ilahi okusam mesela ben geceliğine beş bin lira alırım kardeşim. Ne yapacaksın istersen okutma derim. Örnek. Mesleği için konunun o. Caiz tabii. Normalde ticareti onun o mesleği. Mesela. Nerede bizim şey? Nuri köfteci bizim. Reklamını yapıyorum lan biraz. Vayindır'ın en iyi köftecisi desem yalan olur. Çünkü bu bölgenin en iyi köftecisi. E şimdi adamdan gittin köfte yiyeceksin. Eee? Para vermeyeceksin. Ya adamın mesleği bu. Sanatı bu. Ne? Adı işi? Köftecilik. Efendim? Bak senden iyi ticaret adamı olacak. Köfteyi ilahiyle takas etti. Muhteşem bir şey ya.
Tamam. Bu da muhteşem. Ticaret bu işte bak. O geldi. Nuri kabul ediyor musun? Valla Nuri de tamam kabul ediyorum demedi. Bu da ticaret adamı. Yani düşündü. Köfte mi ilahi mi? Aha dedi ya ben karlantulaya gidiyorum. Olmadı. Uymadı. O da okumayacak. Tamam.
Tamam. Birisi verir. Hiç sıkıntı değil. Şimdi. Allah bizi affetsin. İşte normalde. Hazreti Pir. Erlerin huyu açıklık ve sıcaklıktır derken. Bize açıklık ve sıcaklık olmayan yerlerden uzaklaşmamızı. Onlardan uzak durmamızı. Onlarda yanlışlıkların olduğunu beyan ediyor. Rabbim bizleri doğru yolundan ayırmasın inşallah. Sorularınız fazla. Ben böyle bir kıta okudum. İnşallah önümüzdeki aya devam edeceğiz. Yahudi padişahının hikayesinden not alın inşallah. Yahudilerin içerisinde zalim İsa düşmanı ve Hristiyanları yakıp yandırır. Bir padişah vardıdan devam edeceğiz. Evet İseviler dünya üzerindeki en büyük zulümleri Musevilerden çekmişlerdir.
Bakın Muhammedilerden hiçbir din sahibi zulüm görmemiştir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiçbir zaman ehli kitapla savaşmak istememiştir. Ama Museviler İsevilere çok çile çektirmiştir. İyi akşamlar ilk defa böyle bir sohbete katılıyorum. Tasavvufun özü nedir? Son nokta nerede? Tasavvufu zaman içerisinde herkes bir kendince kendi zamanında kendi yaşadıkları, kendi deneyimleri, kendi tecrübesi, kendi bilgisiyle tasavvufu bir şeyle tarif etmiş. Bunu işte bir kısmı edeptir demiş, güzel ahlaktır demiş, bir kısmı Allah'ı sevmektir demiş. Böyle değişik zamanlarda herkes bununla alakalı bir tabir koymuş.
Biraz benimki uzun olabilir tabir, hakkınızı helal edin. Ben bunu bir hadisi kutsiyle cevaplamak istiyorum. Allah'a en sevgili gelen şey kulun farzları yerine getirmesidir. Ardından devam ediyor. Nafilelerle Allah'a yaklaşıp Allah'ı sevmesidir. Tasavvuf, tasavvuf farzları yerine getirerekten Allah'a en sevgili gelecek hale gelmektir.
İkinci adım, nafilelerle yaklaştıkça yaklaşmaktır. Üçüncü adım, Allah'ı gözünün gördüğü, görmediği her şeyden fazla sevmektir. Gözünün gördüğü, görmediği, farzlar deyince bir, ibadetler, iki, haramlar. İbadetler bellidir, haramlar da bellidir. Haramlardan uzak durmak da farzdır. İbadetleri yapmak kadar haramlardan uzak durmak da farzdır. Ama haramı dar dairede tutmak da uygun değil. Günah-ı kebar yedidir denmiş hadis-i şeriflerde. Allah'a şirk koşmak, anne babaya isyan etmek, asi olmak, savaş meydandan geri dönmek, namuslu insanların namusuna leka atmak, iftira atmak gibi ama dilin günah-ı kebarleri, gözün günah-ı kebarleri, elin günah-ı kebarleri, ayakların, uzuvların ve kalbin günah-ı kebarleri farklı farklıdır.
Bu ayet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerin ışığında, işte kimisi 24'e, 30'a, 40'a, 50'ye çıkaranlar olmuş. Ama buradaki en önemli olan şey, o kimsenin haramlardan uzak durmasıdır. İkinci madde, nafilelerle Allah'a yaklaşmak. Bunu, bu fakir, ibadet olarak görmüyorum bunu. Sizin en hayırlınız, etrafa hiç zarar vermeyenizdir. Sizin en hayırlınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır. Ben nafile olarak bunu görüyorum. Üçüncü adım, Allah'ı sevmek. Gözünün gördüğü, görmediği her şeyden fazla, Allah'ı sevmek. Sonra, Allah kendi üzerini alıyor. Tasavvuf bu çünkü. Allah diyor ki, kulum beni severse, ben de onu severim.
Ben onu seversem, gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yüreğin ayağı, söyleyen dili olurum. Benim ne görür, benim ne duyar, benim ne konuşur, benim ne tutar, benim ne koşar. İşte o, burada yazmış ya, arkadaş son nokta nerede diye. Bu onun son noktaya yaklaştığı yerdir. Benim sufi anlayışımda hiçbir zaman son nokta yoktur. Hiçbir zaman. Çünkü, hakikatin de hakikati, hakikatin de hakikati, hakikatin de hakikati vardır. Her hakikat dediğin perdeyi araladığında, yine o sevgililer sevgilisi, bambaşka bir güzelliğiyle devam eder. Siz her an onun güzelliğinden güzelliğine, güzelliğinden güzelliğine koşarsınız. Ve her an hayrette kalırsınız.
Aşkınız arttıkça artar, arttıkça artar, arttıkça artar. İçtikçe içesiniz gelir, içtikçe içesiniz gelir. Gördükçe göresiniz gelir, gördükçe göresiniz gelir. Eğer aşıksanız da, dersiniz ki, yok mu daha? Ey sevgili getir, bütün kadehleri sırala benim önüme. Bugün sabahlar olmasın demeyeceğim. Ebediyete kadar içtikçe içesin var, içtikçe içesin var. Sen beni ta ötelerden sarhoş göndermişsin. Ben sarhoşluktan çıkıp, ayılmak istemiyorum. Kadehlerimi sırala benim önüme. Ben her dem ve dem, her kadehte, senin güzelliğinin dağdağasına düşüp, senin güzelliğinin dalgasında kaybolmak istiyorum. Sonu yok kardeş. Hiçlik kavramı denilen olgu nedir?
Aşka düşenin aklı kalmaz. Aklı kalmayanın hiçliğe gittiğini nerede görülür? Aklı kalmayanın nerede olduğunu nerede bilir? Bir sarhoş getirin bana. Nerede olduğunu biliyorsa o gerçekten sarhoş değildir. O, ayran içip rakı içtim diyenlerdendir. Sen bizim kadehimizden içtiysen, nerede olduğunu bilmezsin. Bizim kadehimizden içtiysen, ne olduğunu dahi bilmezsin.
Bizim kadehimizden içtiysen, sen asla ve asla ayılmazsın. Biz ötelerden mansur şarabı içmiş gelmişiz. Senin şarabın baş ağrısı yapar. Bizim şarabımız gönül ağrısı yapar. Senin başın ağrır, bizim gönlümüz sızlar. Sen göz kapaklarını açamazsın sarhoşluğundan. Biz gözümüzü kapatamayız. Bir an gözümüzün önünden giderse, vefasızlardan olacağız diye korkarız. Mesnevi bireysel olarak okuyunca, anlamak oldukça zor. Bu konuda ne yapmak gerekli? Bir aşık bulacaksın. Bir aşık bulursan seni aşkın sokağına götürür. Bir aşık bulursan, onu takip edersen ama gizliden ama açıktan, seni aşkın şehrine götürür. Bir aşık bulursan, ama gizliden ama açıktan, onu takip edersen, seni aşkın memleketine götürür.
Bir aşık bul. Doktor olmak isteyen tıp fakültesine gidecek. Mali müşavir. Mali müşavirliği kendi kendine mi öğrendin? Nereye gittin? Hangi okuldan mezunsun? Efendim, iktisat fakültesi. Peki sonradan sınavlara girdin mi? Mali müşavirlik belgeni aldın mı? Kendi kendine olunmuyor demek. Teşekkür ederim. Allah razı olsun. Bizim buradaki vakıf temsilcimiz. Bakın bir mali müşavir olmak için okula gitmek lazım. Bir sürü sınavlardan geçeceksin. Kendini ispat edeceksin. Dürüst olacaksın. Öyle değil mi? Milletin vergilerini iç etmeyeceksin.
Sigorta primlerini iç etmeyeceksin. Adın ona çıkmayacak. Üç yıl sonra adam gelip, benim vergilerim yatırılmamış. Ben yatırdıydım. Denmeyecek. Ancak o zaman kaç yıldır mali müşavirsin? Otuz yıldır mali müşavirlik yapmak kolay bir şey değil. Evet. Namusluluk, dürüstlülük, erdemlilik, bilgi, beceri lazım. Kardeşler, aşık bulacaksınız. Aşık olamıyorsanız bir aşık bulacaksınız. Ya aşık olacaksın, ya aşık bulacaksın. Aşık olsan, aşık olduğunun delili ne? Ben hastayım. Teşhisimi kim koyacak? Doktor, sen kendi kendine, kendi hastalığının teşhisini koyabiliyor musun? Bir aşık bulun.
Ya okuyayım mı? Sizi tanıma şerefine bugün selametiyle erdim demiş. Hakkınızı helal edin. Ben buraya gelenleri okumaya gayret ediyorum. Öyle bir kendime sözüm var. Eleştiri de olsa. Ama böyle methedici sözlerden utanıyorum biraz. Hakkınızı helal edin. Beni methedici sözler yazmazsanız hoşuma gider. Çok uzun sene önce rüyamda ashab-ı cennet çekmemi söylendi. Rüya yoluyla kapandım. Allah razı olsun demiş. Allah yardımcınız olsun. Rüyalar haktır. Üçe ayrılır nefsani bir şeyin etkisinde kalan araktan görülen rüya. Şeytanın rüya bir de rahmanın rüya. Bir kimse bin kere İhlas suresini okursa kendini Allah'tan satın almış olur. Hadis-i şerif evet. Allah kişiyi nasıl satın alır?
Bu şöyle bir şey. Yani Allah'tan rahmet alır, Allah'tan bereket alır, Allah'tan mağfiret alır. İhlas suresi bir kimsenin Allah'ın zatı ve sıfatları noktasında imanını kemale erdirir. İhlas suresinin böyle bir manevi özelliği vardır. Mesela bir kimse dese ki Allah neye benzer hemen İhlas suresini okucak o. Allah'ı bir şeye benzetse hemen İhlas suresini okucak. Bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine böyle bir soru gelince ona der ki hemen İhlas suresini oku der. O yüzden böyle Allah'la alakalı üzerinde şüphe olursa hemen İhlas suresini okuyun inşallah. 120 bin kusur peygamber sadece birkaçı Kur'an'da zikrediliyor ve defalarca hikmeti nedir? En çok Hz. Musa kıssasından bahsediliyor. Sebebi nedir?
Cariyelik sisteminin İslam'da yeri nedir? Günümüzde uygulanabilir mi? Dört kadına kadar alabilir hükmünün şartları ve sebepleri nelerdir? Normalde bu peygamberler çok peygamber var. Bunun sayısını normalde işte bazı rivayetler var 300 kusur bin peygamber olduğuna dair. Bazı rivayetler var 120 bin. Bunların bir kısmına kitap, bir kısmına sayfe indirilmiş, bir kısmına işte belirli emirler indirilmiş. Bu ayrı. Ama normalde büyük ulul azim peygamberler ve yakın peygamberler, Kur'an-ı Kerim'de kıssalar olarak anlatılmış. Bu onlarla alakalı. Cariyelik sisteminin İslam'da yeri nedir? Günümüzde uygulanabilir mi? Şimdi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o toplumun içerisinde bazı şeyleri tabiri caizse elinde buldu.
Onun kurguladığı bir sistem değil. Cariyelik sistemi de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kurguladığı bir sistem değil. O zaman için savaşa giden kavimler eşleriyle ve çocuklarıyla beraber savaşa gidiyorlar. Çünkü zapt ettikleri yere hediye olarak, ganimet olarak alıyorlar. Hep beraber gidiyorlar. Erkekler savaş meydanında yenildiğinde, şimdi ben sizi o günün hukukuna götürüyorum. Erkekler savaş meydanında yenildi. Yenilen erkeklerin kadınları ve çocukları esir ediliyor. Bazıları esirlerin hepsini de öldürüyor, katlediyor. Bir kısmı esir olarak satıyor. Bu o günkü hukuk.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ilk savaşı Uhud. Uhud'da müşrikler Mekke'den asker toplayıp Medine'ye savaşmaya geliyorlar. Galibi tam belli olmayan savaş olarak nitelendirilir İslam tarihçileri tarafından. Galibi yok. Müşrikler geriye çekiliyorlar. Ne esir var, ne bir şey var. İlk esir Bedir. Uhud'dan sonra Bedir var. Özür dilerim, Uhud'dan sonra Hendek var. Hendek'te de çekilip gidiyorlar. Esir yok. Ardından Bedir. Bedir'de esir var. Bedir öyle bir savaş ki, Müslümanlar müşrikleri az görüyor, müşrikler de Müslümanları az görüyor. Müslümanlar 630 kusur kişi, 636 mı ne olması lazım? Pardon kaç?
313 kişi. Müslümanlar 313 kişi, müşrikler 1000 kişi. 1000 kişi olduğunda Hz. Peygamber tespit ediyor. Bir tane esir alınıyor, o esire soruluyor. İşte kaç kişiler söylemiyor. Hz. Peygamber Efendimiz bırakın onu diyor. Bırakıyorlar onu. Ona diyor ki, kaç deve kesiyorsunuz günde? O da diyor ki, 10 deve kesiyoruz. Hz. Peygamber diyor ki, bir deve 100 kişiye, 10 deve 1000 kişiye. Onlar 1000 kişi diyor. İlk esirler, ilk esirler Bedir'de. Bedir'de ilk esirler alınınca, herkes birbirinin yüzüne bakıyor. Bu esirleri ne yapacağız? İslam'ın böyle bir hukuku yok çünkü. O güne kadar böyle bir hukuk da gelmemiş. Birisi diyor ki, öldürelim. Öbürki diyor ki, akrabalarımız, müşrik ama akrabalarımız. Birisi diyor ki, şöyle yapalım.
Şimdi, bunun ilk, İslam'ın savaş hukuku çıkıyor. Ve, bir kısmı işte fidye alınıyor, bir kısmı bir şeyler alınıyor. Bu normalde savaş hukuku yavaş yavaş oturmaya başlıyor. Bayan esirler. Bir, bir sistem düşünün. Esirleri komple kılıçtan mı geçirsin, yaşatsın mı? Efendim, yaşatsın. Evet, cariyelik sistemi yaşatan. Tam bir sistem. Sizin vatanınıza, sizin dininize, imanıza, namusunuza savaş açmaya gelen bir kimse, savaş açmış, yenilmiş. Öldürmek hakkınız mı? Hakkınız. Savaş hukuk açısından hakkınız. Savaş hukuku.
Öldürmek hakkınız. Ama siz, esirlerinizi öldürmüyorsunuz. Yaşatıyorsunuz. Örnekliyorum. İçinizde okuma yazması olan var mı? Var. Kaç kişi? Beş kişi. On tane, bir kişi, on kişi okuma yazma öğrettiğinde, hürsünüz diyor. Hadis-i şerif. Yaşatıyor. Esirlerin öldürülmemesi hukukunu getiren İslam'dır. Herkes esirlerini öldürürken, o gün için kılıçtan geçirirken, Hz. Muhammed-i Mustafa yaşatıyor. Cariye sistemi bu. Şimdi, zaman içerisinde, artık kadınlar, savaşa götürülmüyor. Savaşa götürülmediği için, cariye sisteminin olması mümkün değil. siz elinde silah olmayan, savaşa gitmeyen bir kadını cariye yapamazsınız İslam hukukuna göre.
Onu esir alamazsınız İslam hukukuna göre. O yüzden cariyelik sisteminin günümüzde uygulanması mümkün değildir. Bu, Daesh midir, ne karın ağrısı, bu Irak, Suriye'de, bu Mossad'ın, CIA'nin ortak kurduğu bir şey var. Bir örgüt var ya, onların uygulamaları İslam değil. Onlarla karıştırmayın. Dört kadına kadar alabilir hükmünün şartları ve sebepleri nelerdir? Şimdi bir sistem düşünün, herkes bir evliyken dörde çıkarmış. Bir sistem düşünün, erkeklerin seksen tane, yüz yirmi tane, elli tane, on tane, yirmi tane kadını varken dörde indirmiş. Bu normalde İslam toplumunda çarpıtılan, en fazla çarpıtılan bir sistem. Bakın, o günkü Arap toplumunda yüz tane, yüz yirmi tane, seksen tane, altmış tane, elli tane, otuz tane tarım ve ne bileyim işiyle, çobanlıkla uğraşanların, ne kadar işçiye ihtiyacı var ise, o kadar kadını var.
Dikkat edin buraya. Ne kadar işçiye ihtiyacı varsa, o kadar kadını var. Adamın hurmalıkları çok fazla, yüz tane kadın var eş olarak. Toplum bu. Siz, peygamber olarak buraya gönderildiniz, topluma bakıyorsunuz, yüz tane eşi olan var. Yirmi tane, otuz tane, elli tane eşi olan var. Hz. Muhammed-i Mustafa'da, Mekke döneminde eş bir tane, Hz. Hatice annemiz. Hz. Hatice'nin sağlığında ikinci bir eş yok. Hz. Hatice annemiz Mekke'de vefat ediyor, hicret ediyor, Medine-i Münevvere. Medine-i Münevvere'de birkaç yıl daha, üç yıl mı ne eşi yok. On yıl, üçte Medine'de geçti, on üç yıl.
Ölümüne on yıl var. Hz. Peygamber, Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretleri'nin, çok eşliliği on yıldır. Çok eşliliği. Ayet-i Kerime, Müslümanlara dörde indirmiştir, dörde çıkarmamıştır. Erkeklere der ki, dörde kadar nikahlanabilirsiniz. Neden? Millette on beş tane, yirmi tane, otuz tane var. Aşağı indiriyor. Sonradan gelen, Ayet-i Kerime ise diyor ki, sizin için tek eşlilik makbuldür. Hani, namaza yaklaşmayın. Ayet-i Kerime. Ama niçin? Sarhoşluktan kurtulmadıkça, siz sarhoşluktan kurtulmadıkça, ayetini okumaz da, namaza yaklaşmayınızı okursanız, emir namaza yaklaşma, namaza yaklaşmazsınız.
Sonradan gelen, Ayet-i Kerime, tek eşliliği öngörüyor. Tek eşliliği. İyi. Şimdi, gelelim, real hayata. Türkiye'de son on yılda, fuhuş yüzde bin yedi yüz artarken, bu kadınlar nereden geldi ya? Devlet istatiklerinde, fuhuş on yılda yüzde yedi yüz artmış. Devletin, açıkladığında, yedi yüz otuz kusur. Son on yılda. Canım kardeşlerim, bu fuhuş yapan kadınlar uzaydan mı geldi? Bu fuhuş yapan erkekler uzaydan mı geldi? Türkiye'de resmi, bilmem ne evi denilen, bilmem ne evi denilen, iki yüzün üzerinde ev var. Devlette, vesikası olan, vesikası olan kadın, yüz binin üzerinde, iki yüz binin üzerinde, vesika sırası bekleyen kadın var.
Devletin resmi organlarına, müracaat etmişler. İki yüz binin üzerinde, ben, işte, bilmem ne işi yapmak istiyorum, fuhuştan para kazanmak istiyorum, kadın sayısı bu. İslam'ın çok eşliliğine, diline dolayanlar, bilmem kaç bin tane kadını nereye koyacaksınız? Bu neden konuşulmaz Türkiye'de? Her şehirde, bilmem kaç tane, bilmem ne evi var, bu kadınlar bizim analarımız, bacılarımız, kardeşlerimiz değil mi?
Bu ülkenin kadınları değil mi onlar? Bu toprakların kadınları değil mi? Onlar, La ilahe illallah, Muhammed'in Resulullah diyenlerin çocukları değil mi? Onlar demiyorlar mı? Benim sakalım, dini olduğu belli mi? Belli. ben İstanbul, anlatıyorum bunu, ben İstanbul'da, Yenikapı'dan, gemiden inilen yerde, köprünün altında, kırmızı ışık var, orada durdum, bayanın birisi, camı vurdu, açtım, buyur bacı dedim, bir ihtiyacın var mı dedi, bana.
Bizde de sufi kültürüdür. Yani senin karnın, açtır, sen karşındaki kimseye dersin ki, karnın açsa seni yemeğe götüreyim. Bu şudur, benim karnım aç. Bu sufi edebiyatıdır. Ben, saf, bayındır çocuğu. Ben de dedim, bacı senin bir ihtiyacın varsa, sen söyle hani, kinayisine. arkaya döndü. Bu bildiğimiz sakallılardan değilmiş ya. Yerin dibine girdim. Yerin dibine girdim. Dedim ki, demek ki böyle, sünnet sakalıyla, bu haltı işleyenler var. Bu sünnet sakalla, bu haltı işleyenler var. Neden görmez gözlerimiz?
Neden kulaklarımız duymaz? Neden harama, bu kadar açık bir ülke olduk? Neden? Bu erkekler uzaydan mı geldi? Bu fuhuş yapan erkekler nereden geldi? İyi, dini olarak size fetva, eskilerin fetvası. Bu benim fetvam değil. Bir erkek, evli bir erkek, zina ederse, öldürülür mü? Evet. Peki, öldürülmezse, öldürülürse, öldürülürse, onun nikahı kalıyor mu? kalmıyor.
Zina eden bir erkek, nikahı ne oldu acaba? Zina eden bir evli kadının, nikahı ne oldu acaba? Allah bizi yiyelesin. O yüzden, İslam, dörde indirmiş. Dörtten, bu bir emir değil, tavsiye niteliğinde. Bire indirmiş. Dörtten, bire indirmiş. Bu ama, tavsiye niteliğinde. Burayı görmezsek, anlayamayız o zaman. Uzun zamandır, merak ettiğin bir konu var, madem ki Rabbimiz bizim sonumuzu biliyor, biz bu dünyada neyi ya da niçin yaşıyoruz? İkinci sorum, kabir azabı var mıdır? Canım kardeşim, Allah ayeti kerimede diyor ki, eğer ben sizi, bu hayal aleminde, cennetlik, cehennemlik diye ayırsaydım, siz derdiniz ki, bizi dünyaya, yeryüzüne göndereydin.
Biz cehennemlik olanlardan olmayacaktık. Burası şehadet alemi, yani şahit oluyoruz biz şimdi. Kendi kendimize yaptıklarımızı görüyoruz. Kabir azabı var mı? Evet. Bununla alakalı hadis-i şerifler var. Kaza namazı yerine sünnet kılmak doğru mudur? Ve geçmiş namazlarımızın kazası olmazmış diye dinliyoruz, ne derecede doğrudur? Canım kardeşlerim, orucun kazası vardır, haccın kazası vardır, zekatın kazası vardır, namazın da kazası vardır. Ya işte Hazreti Peygamber kaza namazı kılmadı. Ya canım kardeşim, Hazreti Peygamber kılmadı. Ama sabah namazı geçti, onu kıldı. Ama şimdi çıkıyor televizyona birisi, kaza namazı yok kardeşim, kılmayın. Yapmayın.
Milletin dininle oynamayın. Efendim, nereden geldi sözüm? Evet. Doğru. İslam niyet üzerine kuruludur ama, muhakkak o niyette yerine getirilmesi gerekir. Yani bir kimsenin cami yaptıracak, parası cebinde var, niyet ettim ben cami yaptıracağım. Yaptır, ne duruyorsun? Ben niyet ettim namaz kılacağım. Kıl kardeşim ne duruyorsun? Kuru niyet olmaz. Bu da aldatmasın bizi. Senin cami yaptıracak paran yok, cami yaptırmaya hayal etmek kolay. Sen yapabilir olduğunu hayal etsene. Bir lokma yedirecek paran var mı? Var. Hadi bir lokma yedir. Gücünün nispetinde yap. Dua, duanın kabulü, dua eden kişi ilişkisi nasıldır?
Bunlar akıllı işler. Dua, dua eden, edilen ilişki, akıllı işler. Biz ya Rabbi dediğimizde, Cenab-ı Hakk'ın nefesini nefesimizde hissederiz. Dua o. Sen ya Rabbi dedin de, buyur kulum sözünü, duymadın mı? Sen ya Rabbi demeye bak. Sen dua et, ondan iste. Ey azgınlıkta, sapkınlıkta, günah işlemekte aşırıya giden kullarım. Allah'tan ümidinizi kesmeyin. Tövbe edin. Siz şifa niyetini okunan duanın karşılığında bir şey almayacaksınız. Canım kardeşim, bizde öyle bir ağız yok ki şifa niyetini birisini okuyalım da şifa bulsun. Rabbim cümlemize şifa versin inşallah. Hadis inkarcıları bizdenmiş gibi görünenler, şifa niyetini okunan duanın karşılığında bir şey almayacaksınız dediniz.
Buna inkarcılar da dahil mi? Buna herkes dahil. Hadis inkarcıları gelip de bizden dua istemez ki zaten. Ben onların düşmanıyım. onlar beni düşman olarak görüyorlar. Ben kimseyi düşman görmüyorum da onlar beni düşman görüyor. Ben hadislere sımsıkı sarılacağınız dedikçe beni sevmiyorlar. Cuma selası veya ölüm selasının Peygamber Efendimiz değil, Emevilerden kalma mı? Hayır. Selanın ta Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme kadar sünnette yeri var. Yok. Emevilerden kalma değil. Peygamber Efendimiz'in cenazesi 12 kişi kıldırdı. Onlar bölüm bölüm herkes geldi kıldı, geldi kıldı, geldi kıldı. Onu sadece 12 kişi kıldı demek doğru değil. Nefis terbiyesi için neler yapmalıyız? Haram işlemeyin.
Bu en büyük nefis terbiyesi. Namazın, zikrin devamı için maaş ödemeleri banka yolu ile ödeniyor. Dinen sıkıntısı ve kusuru Cuma namazı, hutbede hoca amin dedirtmesinin uygunluğu, konuşulmuz, bu gibi organizasyonların sıkıntısını olması. Canım kardeşlerim, normalde bu devletin, hukukun içerisinde yaşıyoruz. Benim de emekli maaşı bankaya yatıyor. Ben de elektriğimi, suyumu, telefonumu bankadan ödüyorum. Normalde zorunlu olduğumuz şeyler var. Ticaret yapanlar mecbur bankaları kullanacak. Bunlar da normalde kaçabildiğimiz yere kadar kaçacağız. Kaçamadığımız yerden sorunlu değiliz. Cuma namazlarında, evet son dönem hutbeden sonra dua ettiriyorlar.
Bu Cuma'nın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanındaki kılınış şekli ve hutbe şekli değil. Cuma'da dua ettirmek yok çünkü, bildiğim kadarıyla. Bu yıl kış şebaruz programları harikaydı. Emeğe geçen herkese özellikle size teşekkür ederim. Sizler harikasınız. Nefes almayı öğretir misiniz? Yalnız kaldığınızda bunu ciddi ciddi söylüyorum.
Gerçekten derin nefesler alıp verin. Şimdi önceden insanlar bağda, bahçede, tarlada çalışırlardı. Koşuştururlardı. Yorulurlardı. Nefesi yetmezdi. Şimdi öyle değil. Hastalıkların büyük bir çoğunluğunun bir sebebi de bu. Derin derin nefesler almıyoruz. Fazla oksijen almadığımızdan dolayı rahatsızlıklar yaşıyoruz. Bunu yapabilirsiniz. Kişi kendi nefsini nasıl terbiye eder? Aynı şeyi söyleyeceğim. Bu nefis terbiyesiyle alakalı her yerde bir şeyler söylüyorlar. Ben her yerde aynı şeyi söylüyorum. Nefsini terbiye edecek olan kimsenin birinci adımı farz ibadetleri yerine getirip haramlardan uzak durması. Bu bir Muhammedi nefis terbiyesidir.
Şimdi bunu Hinduca giderseniz size Hindu ritüelinde size ayrı bir nefis terbiyesi koyar. O der ki yemeyeceksin. Götürüyor işte Hindu terbiyesinde işte bilmem neredeki yeni delhinin kenarına ağaçlıkların içerisine 10 bin euro veriyorsunuz 15 günlük terbiye için. Sizi götürüyor orada. Aç bırakıyor. İşte dışarıda yatırıyor. Zor şartlarda sizi 15 gün misafir ediyor. Nefis terbiyesi veriyor size. 10 bin euro'nuzu da alıyor. Geceleri kırmızı noktalı hatuna aaaaa hatunun kırmızı noktasına bakıyorsunuz var ya kocaman hatun. O da bir şeye benzese de baksak.
Yani ona bakıyorsun 10 bin euro'ya veriyorsun geliyorsun. Mudanya'da onların bir oteli var. Bursa Mudanya'da 5 yıldızlı anlaşmışlar o otelle. Orada şeanslar yapıyorlar. Yani öğrencinin öğrencinin öğrencisine giderseniz onda çakra atlamak 5 bin euro. Onun hocasında çakra atlayacaksanız 7 bin euro. Onun hocasında çakra atlayacaksanız 8 bin euro. En zirvedeki sizin çakra atlatacaksa 10 bin euro. dedim olamaz ya. Dedi ki gerçekten böyle. Sen hangi kaç euro'luksun dedim bayana. Kafası neydi? 10 bin euro'luk dedi. Kafana ne eğdin dedim. O zaman da o bekar. 10 bin euro vereceğim deseydin evlenirdin şimdiye dedim.
Nasıl yan dedi. Ya desen ki dedim ben evleneceğim. Ben filanca şirkette şu müdürüm. Müdür iki üniversite mezunu üç tane dil biliyor. Altında arabası evi. Her şeyle tam evlenilecek kadın. Dedim senin bunların hepsi de var. Üzerine deseydin ki dedim ben birisine benimle evlenene 10 bin euro vereceğim. Valla otelde dedim sıraya girerdi herkes bacak bacak üstüne atardın. O ya bundadır ya bunda seçerdin dedim bir de. ama 10 bin euro veriyor. Ne için? Dedim ne yapıyorsunuz Allah rızası için söyle. Ne yapıyorsunuz? Ya güleceksin şimdi dedi. Ya gülmek için söylüyorum zaten dedim. Sohbetler dedi dinleyeceksin bunu dedim. Dedi 10 bin euro verdim ee işte parmaklarını böyle tut vücudunu şöyle tut kırmızı noktaya bak ee ondan sonra aa diyeceksin.
Yok dedim ya valla öyle dedi. Dedim kardeşim iki tane üniversite üç tane yabancı dili bunun için mi okudun dedim. Kaldı dedim ya 10 bin euroya gerek yoktu ben sana aa dedirttirdim. Onlara göre nefis terbiyesini biliyor musunuz? Dedim nefis terbiyesini balığın yanında işte iki ee kaşık beyaz şarap içiyorsun nefsini terbiye ediyorsun.
Dedim nefis terbiye etmezsen şişeyi mi götürüyorsun dedim. Ses yok ama dedim sen şişenin parasını veriyorsun ama değil mi dedim. E tabi dedi. Dedim şişeyi çantana götüreydin bari. Neden dedi. Dedim köprü altında var ya dedim. Adamlar bayram ederdi. Düzgün bir şarap derdi ki Allah razı olsun düzgün bir şarap içtik. Ama yok şimdi o yüzden nefis terbiyesi bu noktada canım kardeşlerim farzları yerine getirin ibadet olarak haramlardan uzak durun. İnsanın kendi eksikliklerini görmesi görse de düzeltmesi çok zor eksikliklerimizi nasıl tamamlayacağız. Dün 23 yılda din tamam oldu sen de yavaş yavaş bu konuda tamamlayacaksın inşallah. Mesnevi şerhlerini okuyorum ama neden anlamıyorum dili çok ağır inşallah ben böyle konuşmak istemezdim ama burayı takip edeceksiniz.
Veyahut da işte orada burada bizim mesnevi şerhleri okunan yerler var. Orada burada derken bir burada okuyoruz mesnevi. Bir İzmit'te orada eski bir saatçi Ali konağı var. Bir orada mesnevi okuyoruz. Bir de her ay düzenli olarak Gelibolu Mevlihanesi'nde okuyoruz. Her hafta düzenli olarak yetiştirebilirsek Bursa'da Karabaş Veli Tekkesi'nde okuyoruz. Burada da her ay bir gün gelip burada mesnevi şerhleri okuyoruz. Kaç yıl oldu? 11 yıl mı oldu burada? 11 yıldan beri devam ediyoruz burada da. Camilerde namaz kılarken sandalyelerde sıra sıra oturmak kiliseyi anımsattığı için doğru mu? Dinimize göre yanlış ve günah değil mi? Onlar politbüro üyeleri camilerde de politbüro var onlar sandalyeleriyle arkaya oturuyorlar.
İslam'da sandalyede böyle namaz kılmak belli rahatsızsa eyvallah. Ama normalde rahatsız olanlar için oturarak kalacaklar. Mümkün ise. Ama oturarak da mümkün değil ise o zaman söyleyecek bir laf yok. O zaman oturup takılıyorlar. Ama onlar da gidiyorlar caminin en arkasına çok özür dilerim ama sıralanıyorlar böyle. Öyle değil. Alacak sandalyesini o zaman normal safa gelecek duracak orada. Safta da kılmaları zor. O sandalyelerle zor. Ama böyle bir şey çıkardılar. Medikal amaçlı nikah düşmeyen akrabanın avrat yerine elin değmesi girmesi cünüplük hale getirir mi? Hayır. Bu durum sağlık personelleri için nasıldır? Neyi gerektirir? Hiçbir şey gerektirmez.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin evlat edinmiş midir? Hayır. Evlat edinme ile ilgili hadis ayet var mıdır? Hayır. İslam'da evlat edinme koruyucu aile kavramlarını açıklayabilir misiniz? Yani bir kimsenin evlat edinebilmesi için o çocuğun büyüdüğünde nikah düşmemesi gerekir. Bir erkek çocuk aldınız evlat edindiniz ee o çocuk akıl bali olunca evin hanımına nikah düşer. Bir kız çocuğu aldınız evlat edindiniz o kız akıl bali olunca erkeğine nikah düşer. Ama bir çıkış yolu çocuk eğer iki yaşını henüz daha doldurmadıysa kadın onu emzirirse yani üç dört damla beş altı damla da emzirse o zaman onun süt annesi olur. Süt annesi olursa erkek de olsa kız da olsa tarafların hiçbirisine nikah düşmez.
Çünkü süt yoluyla akrabalık oluşur. Şu anda süt oluşturuyorlar yani onu ilaçlarla kadının bu noktada hormonlarını kuvvetlendirip süt getiriyorlar. Bu mümkün. Yani normalde bunun çıkış noktası bu. Gönlüm arzu eder ki bakın bunu ciddi ciddi söylüyorum. İnsanlar insanlar bilmem Amerikan bankalarından sperm ve yumurta ithal edip çocuk edinmektense böyle işte kreşlere oraya buraya bırakılan küçücük daha henüz iki yaşını doldurmamış çocukları evlat edinseler muhteşem bir şey olur.
Devlet bunu desteklemesi gerekir. Devlet diyecek ki iki yaşına kadar olan süt annesi olmak istenenler müracaat etsin. Onlara şu kadar da işte aylık teşvik verebilirim para verebilirim sigortasını yapabilirim diye. Bakın ciddi söylüyorum bu çocuk sığınma evlerinde yetişen çocuklar düzgün yetişmiyor. Birçok tacize maruz kalıyorlar. Böyle olmaktansa o çocuklar daha yeni doğduğunda evlat edinmek isteyen ailelere onları böyle hani kadınların sütlerinin de gelme desteği vererekten onları emzirip süt kardeşi olarak süt evlatı olarak alsalar bu çocuk sığınma evlerinin büyük bir çoğunun işlevini kaybeder. Ve insan düşünebiliyor musunuz? Bir annelik duygusunun ne olduğunu bir erkek fazla anlatamaz belki de.
Ama bir baba olarak bunu anlayabilir. Yani o kadının süt emzirdiği bir çocuğu. Bu muhteşem bir şey. Kadın ister erkek çocuk alsın ister kız çocuğu alsın. Veyahut da var diyelim ki çocuğu bir tane iki tane bir tane de böyle çocuk alsın. O çocukların yanında yetişsin o da topluma bir kişi daha kazandırılsın. Gönlüm öyle arzu eder. Piyasada termal mest altında satılan mest çaraplarıyla mest yapılabilir mi? Ya cennete götüren mestlerden değil herhalde bu. Var ya bir sürü böyle ondan sonra secdada var cennete götüren takunya var nalım var ondan sonra muskalar var adam bir de reklam vermiş bu muskayı üzerinde takan taşıyan şöyle olur diye Allah muhafaza eylesin.
Bir Hanefi'ye göre söylüyorum mest denilebilmesi için ayakkabı gibi ayakta durması gerekir. Ayakta durmazsa eğer o mest onun üzerine mest olmaz. Düğünlerde erkeklerin oynayıp bayanların izlemesi uygun mu? Uygun yani Habeşliler oynamaya başladılar hem de mescitte Hazreti Ayşe annemizde seyretti onu. Mescitte dikkat edin mescitte peygamberin mescidinde bir de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazreti onları teşvik etti güzel oynayın ha dedi neden? sevgilisi Hazreti Hazreti Ayşe annemiz seyrediyor. Altını çiziyorum. Sevgilisi beni nasıl seversin ya Resulullah kördüğüm gibi Hazreti Ayşe annemiz soruyor.
Beni nasıl seversin kördüğüm gibi Hazreti Ayşe annemiz kıskanç arada soruyor kördüğüm ne alemde ya Resulullah ilk günkü gibi duyamadım hep zaten erkekler kördüğüm gibi kadınlar kendilerini sevsin isterler.
Hiç erkekler mecnun olmayı hedeflemezler. Hep böyle sevilsinler. Iı erkek kördüğüm gibi sevecek. Erkek aşık olacak. Baktıkça bakası gelecek. Baktıkça bakası gelecek. Kadın kuğu gibi dolaşacak endamını seyrettirecek. İslamın bakış açısı bu. Dinin bakış açısı bu. din din sünnet bu sünnet. Sadece sakal bırakmak sünnet değil. Eşine aşık olmak da sünnet. Yandınız. Mustafa Ezba dinle.
Yok öyle şey. Erkekler eşlerine aşık olacaklar. Sünnet. Bakın sünnet. Yok bizim Anadolu'da erkekler kadınlar onlara aşık olacak. Tez bana aşık olunacak. Allah Allah hiç erkek aşık olmuyor. Ayıp utanıyor. Yok işte ulan erkek adam aşık mı olurmuş? Ama Müslüm'ü dinliyor. Sesin sahibini dinleyeyim. O kibirli cancağızım. Yok kibrinden her kadın güzeldir çünkü.
Güzel olmayan hiçbir kadın yoktur. Alkışlanmak için söylemedim. Kadınları fethetmek için de söylemedim. Gerçek felsefe. Çünkü kadınlar Allah'ın Allah'ın Cemal ismi şerifinin tecelliyatlarıdır. Kadın anneden fazla Cenab-ı Hak'ın Cemalullah'ın tecelli ettiği yerdir. Onun üzerine başka bir şey yoktur. üstada yapılan toplu seyahatler hangi sıklıkta yapılmalı? Kabe mi bu ya? Bayan erkek karışık toplu seyahatlerin sakıncası var mı? Otobüsü ikiye böleceksiniz. Allah biz affetsin.
Benim eşimle aramızdaki haklar nelerdir? Hangi konularda birbirimize tolerans göstermeliyiz? Bir evlilikte senin hakkın benim hakkım girdiyse o evlilik hukuki bir birlikteliğe ulaşmış. hukuki bir birlikteliğe bu İslam fıtratına aykırı. Evliliklerinizi hukuki bir birlikteliğe çevirmeyin. Bu benim sözüm erkeklere. Hiçbir hakkınız yok. Hiçbir hakkınız olmayınca eşlerinizi terk mi edeceksiniz? Şimdi terk edin. Kadınlar adamlardan hiçbir hakkınız yok. Hiçbir hakkınız olmayınca terk mi edeceksiniz adamları? terk edeceksiniz şimdiden terk edin. Bu hak, hukuk, cahil insanlar için, aşksızlıktan yanıp kavrulanlar için, aşkı tatmayanlar için, bu aşıklar için geçerli değil.
Sevenler için geçerli değil. Seven insanın sevdiğinin önünde hakkı mı olurmuş? Bütün haklar onun olsun. cema sonrası boy abdesti aldıktan sonra cinsel organdan gelen meni tekrar akarisi yeniden boy abdesti alınmalı mıdır? O meni değildir, mezidir. O yüzden boy abdesti gerekmez. Kur'an-ı Kerim'e abdesti ya da boy abdesti dokunmak mı gerekir? Yani boy abdesti olunca normal abdest olsa da olmasa da olur. Abdestin varsa yeterli. Cep telefonuna yüklenen Kur'an-ı Kerim programlar için aynı durum söz konusu mudur? Hayır. Karşı tarafın malı olmaktan malı almaktan cayması sonrasında kaporanın geri verilmemesi caiz midir?
Bu uygun değil, bu İslami değil. Özel hukuka giriyor. Özel hukuk böyle özel bir hukuk koyarlarsa olabilir. Ama İslam'da ticaret metaında alışverişte üç günlük muhayyerlik vardır. Bir kimse üç gün muhayyer kabul edilir. Ama bir kimse şunu diyebilir. Kardeşim bu mal benim hızla satılacak bir mal. Sen ben şimdi bu malı ben sana sattım dediğimde ben senden kapor alırım bak. Benim çünkü eğer vazgeçersen senin kaporanında yakarım derse o da kabul ediyorsa o zaman bir şey olmaz. Stoklayıp mal satmak günümüzde caiz midir? Hiçbir zaman stokçuluk caiz olmaz. Hiçbir zaman. Bir kimse ne iş yapıyor? Örneğin işte peynir işi yapıyor. adam normalde almış peynirini buzdolabına koymuş.
O stokçu değil ki. Devamlı satıyor onu. Birisi geldi. Kaç ton peynirin var elinde? 500 ton. Alayım kardeşim ben ben toptancı değilim. Benim kendi dükkanım var. Ben yıl içerisinde bunu kendi dükkanımda kendi müşterime satıyorum. Satmıyorum deme hakkına sahip. O stokçu değil. Ama bir kimse peynir toptancısı. İşi ne? Peynir toptancısı. O kimse peynir pahalanacak diye bekletemez. Birisi geldi ondan peynir istedi. O peynirini satacak. Satmazsa stokçuluk olmuş olur. Allah bizi affetsin. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Ayaklarınıza sağlık. Alkış istemiyoruz. Allah razı olsun. Teşekkür ederim. Bir dahaki program ayın kaçında? 10 Şubat.
10 Şubat'ta buradayız inşallah. Hakkınızı helal edin. Sağlıcakla kalın. Sürçülisan ettiysek affola. Geceniz hayır olsun inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi