Üstad Mustafa Özbağ

MESNEVİ SOHBETİ - İzmir / Gaziemir - 10 Şubat 2019

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 11 Şubat 2019 · 1:44:28

Şimdi değerli konuşmalarını yapmak üzere değerli üstadımızı huzurlarınıza davet ediyorum. Onlardan para kazananlara böyle bayağı bir hayli atıp tutuyorum. Alkışlayınca da bak işte gördünüz mü kendisini de alkışlattı derler onlar da bana atarlar tutarlar. Selamünaleyküm. Bütün peygamberler hemen hemen hepsi de Kur'an-ı Kerim'de kıssası geçenlerin büyük bir çoğunluğu. Cenab-ı Hak onların ağızlarından der ki, sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Bu ışıklara bakan kardeş salonu yaksa da şurayı da köreltsen. Selamünaleyküm.
Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Nefeslerinizi hayırlı eylesin. Konu başlığı, teşekkür ederim. Allah razı olsun. Konu başlığı, Yahudi padişahın hikayesi. Hz. Mevlana'nın mesnevisinin en önemli özelliklerinden birisidir. Meseleleri böyle eski ama Muhammedi İslam'ın başlangıcından öncesinde olan eski hikayelerden ama yeni hikayelerden konuları hikayeleştirerekten anlatır.
Bir hikayenin içerisinde herkes onu sanki bir hikaye dinliyormuş, mitolojik bir hikaye veya bir peygamber kıssası dinliyormuş gibi görür. Oysa içerisinde ayet-i kerimelerden küçük alıntılar, mesele ile alakalı hadis-i şeriflerden küçük alıntılar yapar. O yüzden mesnevi kendi içerisinde yaklaşık dört binin üzerinde ayet, altı binin üzerinde hadis-i şerif saklar içinde. Bunun yanında mesnevi normalde bir kimsenin imanla alakalı, akaitle alakalı meseleleri de içinde saklar. Yani kaderiyeye mesela cebriyeye bu noktada işte değişik din gruplarının yanlış düşüncelerine de cevap verir. Enteresan bir eserdir.
Ve böyle cevap verdiğinde de aslında herkes mesneviye bakarken çok toleranslıymış gibi görür. Toleranslı ama ve lakin cevapsız değil. Toleranslı olmakla cevapsız olmak farklı şeylerdir. Mesnevi'de cevap vardır. Toleransı cevap vererekten sağlar. Yahudiler için de zalim İsa düşmanı ve Hristiyanları yakıp yandırır bir padişah vardı.
Normalde Hristiyanların Yahudilerden çektiği kadar hiçbir şeyden çekmemişlerdir. Yaklaşık 350-400 yıl Hristiyanlar Yahudi padişahlar veya putperestler, müşrikler tarafından çok defa yakılmış, yıkılmış, şehirler yağmalanmış, namusları, şerefleri, haysiyetleri yerle yeksan olmuştur. Hatta Yahudiler bir Hristiyan, İsevi olan bir kimseyi deli hükmünde tutup yakmışlardır.
Yani bir kimse, bu İsevi ise bu deli, Mecnun yakarlar. Ve hiçbir zaman İsevi'leri kendi içlerinde bulundukları devlet dairelerinde, kamuda, özel sektörde hiçbir vazife vermemişler, sürmüşlerdir. Şehirlerde yaşatmamışlardır. O normalde Anadolu'da dağların tepesinde, zirvesinde kiliselerin olması, ibadet mağaralarının olmasının sebebi, bu Yahudi zulmünden ve müşriklerin zulmünden kaçtıkları içindir.
O Nevşehir'de, o şeyde yeraltı şehirleri var ya, o gidenleriniz vardır veya en azından duymuşsunuzdur. O yeraltı şehirleri, o toprakların içerisine, kayalıkların içerisine uyulmuş şehirleri yapan Hristiyanlar, Yahudi ve müşrik zulümlerinden dolayı yapmıştır. Tarih boyunca Hristiyanların en büyük düşmanı Yahudilerdir. Şimdi onlar Müslümanlara karşı birleştiler. Onların arasına küçücük bir şey koymuş olsalar, birbirlerini ölümüne, yok edercesine savaşırlar. Müslümanları bırakırlar, kendileriyle, birbirleriyle savaşırlar. Mesela Yahudilerin böyle diğer gibi görünen inanışlara düşman olmalarının sebebi, kendi soylarından bir peygamber bekliyorlardı. Onlar kendi Tevratlarında bir peygamberin geleceğini ve o peygamberin ahir zaman peygamberi olacağını, o ahir zaman peygamberiniyle kurtuluşa ereceklerini biliyorlardı ve inanıyorlardı.
Ama peygamber bir İsevi olmadığı için, özür dilerim, bir Yahudi olmadığı için Hazreti Muhammed Mustafa'ya karşı çıktılar. Eğer Yahudi bir peygamber olmuş olsaydı, son peygamber onu kabul edeceklerdi çünkü Tevrat'ta geçerliydi. Bu kısa bir girişten sonra, İsa'nın devriyle nöbet onundur. Yani İsa aleyhisselamın devri, İsa aleyhisselamın devriydi. Musa'nın canı oydu, onun canı Musa. Şaşı padişah, Allah yolunda o iki Allah demsazını birbirinden ayırdı. Usta bir şaşıya yürü var, o şişeden evden getir dedi. Şaşı, o iki şişeden hangisini getireyim? Açıkça söyle dedi. Usta dedi ki, o iki şişe değildir. Yürü, şaşılığı bırak, fazla görücü olma.
Şaşı, usta beni paylama, şişe iki dedi. Usta dedi ki, o iki şişenin birini kır, çırak birini kırınca ikisi de gözden kayboldu. Yani o Yahudi padişah, Musa aleyhisselamla İsa aleyhisselamın her ikisinin peygamber olduğunu görmedi. Ve peygamberlerin peygamberlerin peygamberlik mesleğiyle mesleklendiklerini, birbirlerinden peygamberlik mesleği olarak farklarının olmadığını görmedi.
Şaşılık yaptı. Musa aleyhisselamı farklı bir peygamber, İsa aleyhisselamı peygamber olarak görmedi. Bir meselenin hakikatini bilen, hakikatini öğrenen kimse, o hakikate ram olmuş olan diğer hakikatleri de görür. Eğer Adem'in peygamberlik mührünü ve peygamberlik nuruna aşinaysa bir kimse, Şit'ten sonra gelen Hud'un da peygamberlik nurunu görür.
Hud'dan sonra gelen Nuh'un, özür dilerim Şit'ten sonra gelen Nuh'un, Nuh'tan sonra gelen Hud'un da peygamberlik mührünü veya nurunu görür. Aynı şekilde Adem'den itibaren gelen bütün peygamberlerin peygamberliklerini kabul eder. Ama şaşı olan kimse, gözü şaşıysa, yani buradaki şaşılıktan kasıt bir kimsenin gözünün bir tarafa, birinin bir tarafa bakması fiziki şaşılık değildir. Bu şaşılık manevi şaşılıktır. Hani halk içerisinde vardır ya, işte biz şimdi desek ki sorsak, Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri ismi üstünde Veli bir zat mıdır? Evet. Onun Veli'ne inanır mısınız? Evet. Yunus Emre'nin Veli'ne inanır mısınız? Evet. Hz. Mevlana'nın Veli'ne inanır mısınız? Evet. Peki siz bu zamanda bir Veli tanıyor musunuz? Hayır.
Böyle zamanda öyle insanlar var mıdır ya? Aaa! Yani bundan bin yıl önce oldu da şimdi mi olmayacak? Allah'ın Veli'leri mi eksilir? Eksilmez. Eee? O yok görüyor. Neden yok görüyorsun? Yok görme sebebi ne? Görmedi çünkü. Manevi kör. Manevi kör olmamış olsa görecek. Ve görecek diyecek ki, evet ya Allah'ın Veli'leri eksilmez her zamanda vardır. Eee hani sende var mı? Yok. Veyahut da hani Şems-i Tebrizi ile Hz. Mevlana, Ceredi Rum Hazretleri'nin arasındaki aşkı konuşur ya herkes. Kitaplar yazar, eserler yazar, neler yazmazlar insanlar. O her ikisinin aşkını anlatmak için.
O anlatan bir kimseye desen ki, senin bir Şems'in var mı? Sen bir Şems'e aşık oldun mu? Hayır. Sen bir Şems'in peşinden gittin mi? Hayır. E nereden anlayacaksın bir Şems aşkını? Mümkün değil. Veyahut da bir erkek Mecnun'u tanımlayabilmesi için Leyla gibi bir kadına aşık olması lazım. Var mı Leyla'nın senin? Yok. E var evde. Hiç dövdün mü? E dövdün. Sövdün mü? E sövdün. Yumruğu vurdun mu? Vurdun. Oğlum nasıl Mecnun'sun sen? Sen kadını nasıl sevdin? Ha onun sevmesi öyle. Döverken seviyormuş. Oğlum nereden öğrendin bunu döverken sevmeyi? Kim dövmüş? Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem dövmüş mü? Hayır.
Hangi peygamberin birisini gördün, eşini döven? Yok. Adem'den Muhammed Mustafa'ya kadar sallallahu aleyhi ve selleme kadar hiçbir peygamber eşine elini kaldırmamıştır. Hiçbir peygamber eşini korkutmamıştır. Dayakla, ne bileyim kapının önüne koymakla, işte başka bir herhangi bir şeyle korkutmamıştır. Nereden öğrendin? Mecnun Leyla'sına kıyabilir mi? Nereden öğrendin? Öğrenemezsin, mümkün değil. E bunu nereden buldun? Onun hiç Leyla'sı olmadı. Hiç sevmedi o. Hiç sevmedi. Aa nasıl basbayağı. Sevseydi, o kadına bakarken sanki güneşe bakıyormuş gibi gözleri kamaşırdı. Hangi kadın olursa olsun, kadın onunsa eğer, eşiyse onun, ona baktığında gözleri kamaşırdı.
Gözleri kamaşmıyorsa sevmemiş. Ne diyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem? Sevenin gözü kör olur. Nasıl? Sevdiğinden başka hiçbir şeyi ve hiç kimseyi görmez. E bir şems sevdin mi öyle? Hayır. E nereden anlayacaksın Hazreti Mevlana'yı? Anlayamazsın. Hani Nasreddin Hoca düşmüş ya minareden. Herkes başına üşüşmüş. Enteresan. Bana demiş minareden düşeni getirir. Neden? Onun halini ancak o anlar. O zaman şemsi olmayanın, şemse aşık olmanın, Mevlana'nın halini anlayabilmesi mümkün mü? Değil. E Mecnun'un halinden ancak Mecnun anlar. Mecnun'un halinden Mecnun olmayan kimse anlamaz.
Hani ben böyle zaman zaman sohbetlerde bahsediyorum ya bir yere gidiyorum mesela. Enel Hak hakkında ne düşünüyorsunuz? Oh hoş geldin. Ne kadar güzel bir şey değil mi? Otur Enel Hak üzerinde konuş şöyle dediydi de böyle dediydi de. Sen dedin mi? Hayır. Sen o halle hallendin mi? Hayır. Sen böyle dağların, taşların hak, hak, hak, … deyeni işittin mi? Hayır. Sen göğe baktığında hak, hak, hak. Yere baktığında hak, hak, hak. Yolda giderken dağların, taşların, otların, çöplerin, arabaların her şeyin hak esmasını okuduğunu, kulağının hak dediğini, kalbinin hak dediğini, elinin yüzünün hak dediğini, baktığın her şeyin hak dediğini, her yerden hak sesinin geldiğini, kocaman hak yazılarının yazıldığını, hatta haykırdığını, hak benim, hak benim diye ne tarafa dönsen her tarafın hak olduğunu anladın mı?
Yemeğinde hak, hak, hak, hak, yemeğin içerisindeki etin, otun, nohutun, suyun hak dediğini, suyun hak dediğini, içemediğini, yiyemediğini, elbisenin hak dediğini, giyemediğini, yorganın hak dediğini, örtünemediğini, yatağının hak dediğini, yatamadığını, halının hak dediğini, basamadığını, gecenin hak dediğini, gündüzün hak dediğini hissettin mi? Hayır, ne soruyorsun? Enel hak hakkında ne diyorsunuz, ne düşünüyorsunuz? Bırak, daha bu beşinci makam, bunu yaşadın mı? Hayır, yaşayabilir misin? Hayır, kadına baktığında kadının hak, hak, hak diye, kadından hak nidasının geldiğini, hadi döv hadi kadını, hadi ona sert bak, hadi ona eksik bak, hadi ona çay getir bana de, hadi ona neyini ne ettiğimin kadını yemek pişirmedin mi de, hadi ona bir laf söyle, her tarafından hak sesi geliyor, veyahut da kardeşlerinin, veya arkadaşlarının, gördüğün, görmedin, duyduğun, duymadın, hissettin, hissetmedin, her şeyin hak dediğini,
ve her şeyde hak isminin yazılı olduğunu, hisset bakalım ne diyeceksin? Bir tefekkür edin, yaşayabilir misiniz, dayanabilir misiniz? O da şeyhi olmadığından dayanamadı, şeyhi olsaydı dayanardı, şeyhi olsaydı dayanardı, bir şeyhi olmadığından dayanamadı, dışarı vurdu, taştı, taşınca canıyla ödedi, taşınca canıyla ödedi, şehit oldu.
Evet, işte peygamberler birbirlerini takip ederler, veliler birbirlerini takip ederler, Adem'den itibaren hiçbir zaman veli eksik değildir, Adem'den Muhammed-i Mustafa'ya kadar da peygamberler vardır, Ama manevi kör olanlar, manevi şaşı olanlar, onun peygamberlik vazifesiyle vazifelendiğini görmezler, görmeyince o peygambere düşmanlık yaparlar, peygamberlere düşmanlık yapmak ve peygamberleri öldürmekte Yahudiler kadar maharetli bir kavim yoktur.
Tarih boyunca nice peygamberi katletmiş, nice peygambere zorluk çıkarmışlardır. Bilhassa, beni İsrail peygamberi olmayanlar, İsmail aleyhisselam gibi örneğin, mesela İsmail aleyhisselamı kabul etmezler, örnek, eziyet etmişlerdir, İbrahim'in İsmail'i koluna. Hz. Muhammed-i Mustafa, İbrahim aleyhisselam'ın İsmail kolundandır. İshak'tan da Yahudi peygamberler gelir. Mesela onlar İshak'ı kabul ederler, İsmail'i kabul etmezler. İsmail'den gelen peygamberleri de kabul etmezler. Hatta onlar zulümde o kadar ileri gitmişlerdir ki, bir kısım beni İsrail peygamberlerini de öldürmüşlerdir kendileri. İşte o şaşılık böyle bir şeydir. Peygamberlerin peygamberliklerini kabul etmezler.
Mesela cahil Müslümanlar vardır. Cahil Müslümanlar İsa aleyhisselam'ın da bir İslam peygamberi olduğunu kabullenmek istemez. Veya cahil Müslüman Musa aleyhisselam'ın veya beni İsrail peygamberlerinin de birer İslam peygamberi olduğunu düşünmez. Hatta Yahudilere karşı olan kininden ve nefretinden dolayı beni İsrail peygamberlerinin dahi reddedenleri duydum ben. Allah muhafaza eylesin. Oysa biz Adem'den Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve selleme kadar ne kadar peygamber geldiyse, ismi Kur'an'da bildirilsin bildirilmesin, hadislerde bildirilsin bildirilmesin, bizim bilmediklerimiz de vardır. Hepsinin de peygamberliklerine iman ederiz, kabul ederiz. Onların hepsi de deriz ki, bunların hepsi de peygamberdir.
Biz onların peygamberliklerini kabul ederiz deriz. Ama işte x kimse bilmiyoruz, tanımıyoruz, o peygamber değildi demeyiz. Son peygamber Muhammed-i Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. Ondan sonra ne bir nebi ne de bir peygamber gelecektir. Hadisle de, ayetle de bu sabittir. O yüzden Hz. Muhammed-i Mustafa'dan sonra peygamberliğini ilan edenler, ya gerçekten akli dengesi yoktur, delidir, bildiğiniz deli, ya cahildir, ya delidir, ikisinden birisidir, ya da kafirdir.
Başka bir şey değildir. O yüzden bir kimse böyle bir şeyin yapması, böyle bir şeyde kalkışması mümkün değildir. Bakara ayet 285, peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmayız. Allah'ın peygamberleriyle alakalı. Onların bir kısmına iman edip diğerlerini inkar ederek, Yahudi ve Hristiyanların yaptıkları gibi onlar arasında ayırım yapmayız. Bakara ayet 285, biz peygamberlerin arasında ayırım yapmayız. Bütün peygamberlerin peygamberliklerini kabul eder, onların peygamberliklerine iman ederiz. Deriz ki, ismi bilelim bilmeyelim, peygamber olduğu söyleniyorsa, Muhammed-i Mustafa'ya kadar olan bütün peygamberin peygamberliklerini kabul ederiz. Hz. Pir devam ediyor.
İnsan, tarafgirlikten hiddet ve şehvetten şaşı olur. Bakın insanın şaşı olması, bir tarafgirlik, iki hiddet yani öfke, üç şehvet. İnsan oğlunun en büyük imtihanıdır. Birincisi tarafgirliktir. Ümmet-i Muhammed'in de başına beladır bu. İkincisi nedir? Hiddet, öfke. Ümmet-i Muhammed'in başına beladır. Üçüncüsü nedir? Şehvet. Yani o kimsenin haramı düşünmesi, harama tevessül etmesi. Bu üç kötü ahlak, bu üç duygunun harama doğru insanı götürmesi her daim insanları helaka götürmüştür. Şimdi tarafgirlik deyince, bir fikre, işte herhangi bir meseleye, bir sisteme veyahut da bir kavme hak, adalet, doğruluk, liyakat aranmaksızın, hak, adalet, doğruluk ve liyakat aranmaksızın o bir çıkar, bir nesep, bir fayda gözetilerekten onun taraftarı olmasıdır bir kimsenin.
Tarafgirlik budur. Ya o senin sülalenden birisidir. Senin sülalenden birisiyse, o haklı mı? Bu meselede adalet var mı? Bu meselede doğruluk var mı? Bu meselede liyakat var mı? diye aranmaksızın, o senin akraban olduğu için, senin hemşerin olduğu için onu desteklersin. Veyahut da ondan bir çıkarın vardır, ondan bir çıkarın olduğu için onu desteklersin veyahut da bir yakınlık vardır onunla, onun tabiri caizse özür dilerim tabirimi körü körüne desteklersin.
Bunu bir de körü körüne sevmeyi, körü körüne desteklemeyi, körü körüne tarafkir olmayı maharet zannedersin. Oysa bu hak, adalet, liyakat, doğruluk aranmaksızın olan tarafkirlik insanı küfre bile götürür. Allah muhafaza eylesin. Bakın şunu unutmayalım hiçbir zaman, hatası kusuru olmayan, hatadan kusurdan münezzeh olan bir tek Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'dir.
Diğer geri kalan bütün insanların hataları, yanlışlıkları, eksiktikleri, kusurları olur. Bir kimseyi, bir topluluğu, bir kimseyi ve bir topluluğu hatasız görmek, kusursuz görmek, yanlışsız görmek, hatta o topluluğu hatasız, kusursuz, yanlışsız lanse etmek insanı küfre bile götürür. Allah muhafaza eylesin. İşte böyle bir tarafkirlik insanın gözünü şaşı eder. Hz. Mevlana Celatü'nü Hazretleri diyor ki, tarafkirlik bir insanı ne yapar? Şaşı eder. İkincisi nedir? Öfke. Bir kimse öfkelenmek fıtridir. Mesela bir kimsenin ailesini sevmesi de fıtridir. Kendi sevmesi, kavmini sevmesi de fıtridir. Tarafkirlik kötü ahlaktır.
Öfke, yanlışa öfkelenmek fıtridir. Yanlışa öfkelenilir. Bir düşmana öfkelenilir. Fıtridir bu. Ama öfke, insanı adaletten, doğruluktan, haktan, hukuktan ayırmaması gerekir. Eğer öfkelenerekten, birilerine olan kızgınlığımızdan dolayı, adaleti tecelli ettiremiyorsak, birilerine olan kızgınlığımızdan dolayı, biz doğruluk terazisini karıştırdıysak, o zaman biz şaşılardan olduk.
Bu, hem birey olarak, hem toplum olarak bizi şaşı etti. Birincisi neydi? Birincisi tarafkirlikti. İkincisi neydi? Öfke. Birilerine olan, ayet-i kerimede mealen öyle denir. Birilerine olan öfkenizden dolayı, siz adaletten şaşmayın. Siz doğruluktan şaşmayın der. O zaman biz toplum olarak ve birey olarak ve aile olarak, ailenin içerisindeki bireylere olan davranışlarımızda ne olacak?
O zaman biz onlara öfkelenerekten, haksız, adaletsiz, hukuksuz, doğruluya uygun olmayan davranış biçimlerinde bulunmayacağız. Şimdi, üçüncüsü neydi? Birincisi, Hazret-i Pir diyordu ki, tarafkirlik, ikincisi hiddet, üçüncüsü de neydi? Şehvet. Bakın, insanın şehveti fıtridir. Hayvanların şehvetleri fıtridir. Her insan şehvet sahibidir. Şehveti yok etmek, hani bazı nefis terbiyesinde şehveti yok edeceklerini söylerler ya, bu doğru bir şey değildir. İnsanın fıtratıyla savaşı mutlak mağlubiyettir. Fıtratıyla savaşamaz insan.
Erkek erkektir, kadın kadındır. Fıtratlarıyla savaşamazlar. Savaşırlarsa mağlubiyetleri mutlaktır. Bir kimse kendi şehvetiyle savaşamaz. Savaşırsa mağlubiyeti mutlaktır. O yüzden Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri evlenmek isteyen gençlerin, anne babaları tarafından hızla evlendirilmesi gerektiğini, anne babaları şayet çocuklarını evlendirmezlerse, anne babalarının büyük günah işleyeceğini söyler. Çünkü çocukların hakkıdır bu. Bir anne baba çocuğunu evlenme çağına geldiğinde, evlenmek istediği anda evlendirmekle mükelleftir. Bir kız çocuğu veya bir erkek çocuğu, baba beni evlendir, anne babama söyle beni evlendirsin veya anne beni evlendirin dediği anda, anne baba çocuğunu hızla evlendirmekle mükelleftir. Mükelleftir diyorum bakın.
Neden? Anne baba çocuğunu sokağa bırakıp serkeşlik yaptıramaz. Kız çocuğu dahi, kızım gönlünde istediğin bir kimse varsa bana söyle, ben gideyim ona söyleyeyim. Sünnette vardır bu. Biz çocuklarımızın haram işlemesine göz yumuyoruz da, çocuklarımız bizden helal bir şey istediğinde, nasıl babaya böyle bir şey söyleyebilir, benim kızım böyle söyleyemez. Ne olmuş? Helali istiyor senden. Haram istemiyor. Diyor ki, anne babama söyle beni evlendirsin. Kimi istiyorsun? X kimseye. Bir babanın kız babasına gidip, o çocuğa, benim kızım seninle evlenmek istiyor. Evlenmek istersen gel benim çocuğumla konuş. Demesi haktır. Hiçbir kız babası yapmaz bunu. Biz ayıp addederiz bunu kendi kendimize.
Çocuğumuz gider bir yerlerde bir erkekle buluşur, görmemez diye gelir size. Böyle bir şey, ayıp böyle şey söylenir mi? Gidecek kafeteryada oturacak konuşacak. Sen bunu hissettiğin anda, bildiğin halde susacaksın, seslenmeyeceksin. O ayıp olmuyor da bu mu ayıp oluyor? Çünkü, şehvet insanı şaşı eder. O kimsenin şehvetinin kabarması, şaşı eder. Doğruyu göstermez insana. Hani, ümmetin puta tapmaz, hadis-i şerif. Ümmetin puta tapmaz, ama onların gizli şehvetlerinden korkarım der. Gizli şehvet. İşte bu şehvet de insanı şaşı eder. Bu normalde yoksa, harama götüren şehvet, insanı haramla tanıştıran, haramın içerisine doğru götüren, şehvet de insanı ne yapar?
Şaşı eder. Bu üç şaşı eden unsur, bunlar bir insanın üzerinde bulunursa, o kimsenin doğruyu ve hakikati görmesi zorlaşır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hz. Pir diyor ki, şişe birdi, onun gözünde iki göründü. Şişeyi kırınca ne şişe kaldı ne öbürü. Yani peygamberlerin bütün peygamberlik meslekleri birdi aslında. Hz. Adem'den Muhammed'in Mustafa'ya kadar gelen bütün peygamberler peygamberlik mesleği icabınca aynı vazifeyi, aynı görevi yaptılar.
Ve onların üzerindeki peygamberlik nuru, aynı peygamberlik nuruydu. Adem'den Şit'e, Şit'ten Nuh'a, Nuh'tan Huda, böyle böyle silsile silsile peygamberlik nuru Hz. Muhammed'in Mustafa'ya kadar sürdü geldi. O esnada Musa Aleyhisselam'ın üzerinde olan peygamberlik nuru, İsa Aleyhisselam'ın üzerine geçmişti. Ama o Yahudi padişah, hiddetinden, tarafkirliğinden ve aşırı şehvetinden dolayı bu doğruyu görmedi.
Bu hepimiz için geçerli. Ne yaptı bu sefer? O peygamberin peygamberliğini kabullenmedi. Hiddet ve şehvet insanı şaşı yapar, doğruluktan ayırır. Garez gelince, hüner örtülür, gönülden göze yüzlerce perde iner. O zaman normalde o tarafkirlik, o hiddet, o normalde acı olan o haram şehvet insana gelince, o ne yaptı? O kimsenin kalbindeki hakikate götürecek, doğruya götürecek olan perdeler kapandı.
Ve o perdeler kapanınca da o kimse şaşı oldu. O kimse doğruyu göremedi. Allah muhafaza eylesin. O garez de bir insanın içerisinde, yani böyle tebessüm eder ama içinde gizli düşmanlık besler. Garez odur. Gizli düşmanlıktır. Mesela bir kimseyi kabul ediyormuş gibi, onunla yakınmış gibi, onunla düşmanmış gibi göstermez kendini, içinden gizli düşmanlık besler. Biz ona garez ehl ederiz. O garez olursa insanın içerisinde, onun kalbi kararır, onun bakışı kararır, onun dili kararır, onun bakışı şaşı olur. Doğruyu görmesi mümkün değildir. Neden? Bir kimseye, bir topluluğa, bir inanış sahiplerine kendi içerisinden gizli düşmanlık besliyor. Gizli düşmanlık beslediği müddetçe ne yapar?
O hakikati göremez. İslam'a karşı gizli düşmanlığı var. İslam'ın hakikatini göremez. Mesela sufilere karşı gizli bir düşmanlığı var. Sufilerin hakikatini göremez. Hazreti Mevlana, Celayet-i Rum Hazretlerine karşı içinden gizli bir düşmanlığı var. Mesnevideki hakikati göremez. Kur'an'a karşı gizli bir düşmanlığı var. Kur'an'daki hakikati göremez, duyamaz. O zaman o garez, gizli düşmanlık, garez, gizli çekememezlik, hasetlik insanı kör eden duygulardır. Allah muhafaza eylesin. Kadı, kalben rüşvet almaya karar verince zalimi ağlayıp inleyen mazlumdan nasıl ayırt edebilir? Hükmedecek olan eski dilde kadı bugün için hakim. Mahkemeler var mı her yerde?
Var. Türkiye'de de var mı? Var. Avrupa'da da var mı? Var. İşte bütün dünya coğrafyasında mahkemeler var mı? Var. İşte zaman zaman duyarız ya, ya mahkemelerde rüşvet var. Rüşvetsiz bir iş yürümüyor. Hani vuku'u şu uyundan beterdir, şu uyu vukuundan beterdir derler ya, bir adalet mekanizması için böyle bir şeyin söylenmesi orada insanların adalet mekanizmasına olan güvenlerini sarsar.
Siz sonra istediğiniz kadar bu ülkede adalet var deyin. Hiç kimse adaletin hakkaniyet içerisinde, hukuk içerisinde icra edildiğine inanmaz. Bakın inanmaz. Bunu yeniden tesis etmek kadar zor bir şey yoktur. Yıkarken insanlar bir davada yıkabilirler bunu. İki davada, beş davada, on davada yıkabilirler. Yıkılırken çabuk yıkılır bir şey. Yapılırken çok zor yapılır. Siz ilmek ilmek, kaneviçe örer gibi bir şey örersiniz. Ama bir hoyrat el gelir, yaptığınız her şeyi yıkar atar. Şimdi kalmadı ama ben yine yani çok genç değilim, taze değilim. Ben 57 yaşındayım.
Geriye doğru götüreyim. Şimdi önceden genç kızlar kaneviçe işlerlerdi çeyizlerine. Yok yastık başı, yok yorgan başı, yok işte karyola örtüsü. Tek tek kaneviçe yaparlardı. Hoyrat bir el. Bu kaynana olabilir, bu damat olabilir, bu damatın kız kardeşi olabilir. Bunlar hep düşmandır ya gelinler için. Bizim normalde toplum yetişirken öyle yetişir. Kızlarımıza şöyle deriz, evlen kaynananla bakalım ne yapacaksın, göreceğiz seni. Dakika bir gol bir, kız daha 5 yaşında kaynanaya düşman yetişiyor. Kayna kafasını kaldıracak, kaynana öldü. Anında veyahut da sen çok görümceli bir yere git de görsen görümceler sana karışsın. Eyvah!
Yani kız yetişirken görümcelere ve kaynanaya karşı ve evlendiği erkeğin bir tamam sülalesine düşman yetişiyor. Yani bir tane makinalı tüfek, bir tane tank. Kimle evlendi? İş kimseyle. Bütün sülalesini budu budu budu … öldürdü rahat etti. Bir tane adam kaldı. Kızım ne yapacaksın bir tane adamı? Lazım, kaynana da lazım, görümce de lazım. İşte onların teyzeleri lazım, teyzelerinin dünürleri lazım. Herkesin senin gelip çeyizine, düğününe, evine karışması lazım. Bu kim? Bu teyzesinin dünürünün kardeşinin dünürü. Olmamış bu. Allah. Soruyor yeni gelin. Bu kim diyor? Bu kayınvalidenin kardeşinin, kayınvalidenin kardeşinin dünürünün kardeşi. Oktay sen rahatsın tabi oradan tebessüm ederekten izliyorsun.
Hiçbirini görmedin. Sen ben rahatız. Bu noktada sıkıntı yok. Yanındaki düşünsün. O gitti zaten o. E şimdi normalde bir kız çocuğu düşünün, alayına düşman yetişiyor. Aynı şey erkekler için de geçerli. Göreceğim seni evlendiğinde, kayınvalidene nasıl davranacaksın? Bunu söyleyen kim? Anne. Erkek kayınvalidesine karşı düşman yetişiyor. Anne bu yemek olmamış ya, gene aynı yapmışsın ya. Evlendiğinde soracağım sana diyor, bana diyor. Soramadan öldü Allah rahmet eylesin. Anne ne alakası var? Senin karın bunu yaptığında soracağım sana diyor. Allah Allah. Yani bunu evet ya, bunun salçası fazla olmuş. Veyahut da bu böyle suyu az olmuş. Onu kabul etmiyor.
Sen evlendiğinde soracağım sana diyor. Yani sen evlendiğinde salçası olmaya yemeye hiç ses çıkarmayacaksın, yiyeceksin. Eee yemezsen yemedin, kötü koca oldun, yedin, annenin hakkına riayet etmedin. Ben geleceğim soracağım ya, ben bakacağım diyordu. Geliyordu, geliyordu şimdi bakıyordu ben işaret ediyordum salçası olmuş mu diye. Konuşma diyordu. Düşman yetişiyor. Şimdi öyle olunca normalde biz buradan diyeceksiniz ki ya adalet mekanizmasından nereye gittin? Toplum, tarafkir, düşman olarak yetişmiş. E adalet mekanizması da tarafkirliğini, hak, adalet noktasını kaybederse toplumu düzeltmen mümkün değil. Nasıl düzeltemiyoruz şimdi biz? Gelin kaynana arasındaki husumeti bitirebiliyoruz mu?
Yok. Çok ender. Ben soruyorum, diyorum kaynanasından memnun olan, kadının birisi eline kaldırıyor. Diyorsun bir tane madalya takmalı buna. Yılın gelini seçeceksin, kaynanasından memnun. Veyahut da kaynanalara soruyorsun, gelinden memnun mu? Ben çok memnunum diyor. Yılın kaynanası seçeceksin onu. Bir başarı çilti, diyeceksin yılın kaynanası sensin. Neden? Toplum çünkü adalet mekanizmasını kaybetmiş bu noktada. Tarafkir ve öfkeli. Aynı şey, kadı diyor kalben rüşvet almaya karar verince zalimle mazluma girdetmez. Neden? Rüşvet almış. Eğer kadının rüşveti nedir? Paradır, makamdır, mevkidir. Kadının rüşveti nedir? Biz hep o makam mevkülü sürülme korkusudur. Aman beni sürmesinler, ben şurada etliye sütliye karışmayayım.
Aman bana dokunmasınlar. Ha bu ne? Ha bu bundan, atın içeri. Hadi yitsin, yatsın ya ne olmuş yani? Aman bana dokunmasınlar. Veyahut da, yani bak seni kurtarırız. Kurtarırız. Aa nasıl? E yüz milyar vereceksin. Yüz milyarla ne olacak? Davam bozulacak. Ya biz haklıyız ya. E sen haklısın ama, haklısın işte sadece. E ne olacak? E gider yatarsın. Aa yüz milyar verirsem yatmayacaksın. Dava bozulacak. Yüz milyar vermezsen, yürüyeceksin gideceksin. Bunlar Hindistan'da oluyor, burada oluyor diye düşünmeyin. Bir de bunun ifadesini vermeyeyim sonra. No, insanları adalet mekanizmasından soğutmak ve adalet mekanizmasını kötülemek. Hindistan'da oluyormuş böyle bu tip işler.
Hindistan'da dava yüz bin liraymış yerel mahkemelerde. Bir üst mahkemeye gidince iki yüz bin lira, üç yüz bin lira, dört yüz bin lira. Daha üst mahkemeye gidiyorsa artık şey değil. Hindistan'da bazı örgütlerle olan davalarda on trilyon, yirmi trilyon, otuz trilyonlar konuşuluyormuş. Elli trilyon konuşulduğu davalar varmış. Hindistan'da, bu Hindistan nasıl bir ülkese? Gidip bir de Ganj nehrinde yıkanıyorlar, günahlarımızdan sıyırıldık diyorlar. Aa tamam bitti. Ne oldu? Ganj'da yıkandı. Bir de Ganj'dan karşıdan karşıya yüzenler var. Karşıdan karşıya herkes yüzemiyor onu. Karşıdan karşıya yüzünce de Ganj nehrinde cennete gittin.
Kesin. Tereddüt etme. Ondan sonra git yüksek mahkemede, alçak mahkemede, orta mahkemede ne karar veriyorsan ver. Sonra o Ganj zamanında hacı oluyorlar onlar da. Onlar da ihrama giriyorlar. Onlar da Ganj'de gidiyorlar, yıkanıyorlar. Piri pak olarak temizleniyorlar, hayatlarına devam ediyorlar. Kadı kalben rüşvet almaya karar verdiyse, o adalet mekanizmasını karıştırmıştır, bitmiştir. Oradan adalet bekleme. Hazreti Pir diyor ki, bir kimse rüşvet almaya, rüşvet almaya meylettiği anda mekanizma bozuldu. Padişah, Yahudice kininden dolayı öyle bir şaşı oldu ki, aman ya Rabbi aman. Bu zalim padişah, bu hain padişah, bu tarafkir, tarafkir, hiddetine, öfkesine, bu tarafkirliğin bugünkü dili yandaş olmak diyorlar ya, dil olarak.
Yani şimdi tarafkir deyince siz böyle Fenerbahçe taraftarı gibi, şimdi Fenerbahçe'yi söyledin ya, şimdi ben Fenerbahçe taraftarı gibi desem, çekilsem, Galatasaray'ı söylemedi hoca Fenerbahçeli mi? Galatasaray taraftarı gibi, olan Beşiktaş'ı da söylemedi, Beşiktaş taraftarı gibi. Vay lan İzmir'e gel de sen Göztepe'yi konuşma. Göztepe'liyiz sonuna kadar. E sen Göztepe'yi konuş da, yani karşı yakayı konuşma. Aynı zamanda karşı yakalayız desek Göztepe'liler boğacak. Öyle ya, tarafkirlik böyle bir şey. Bakın tarafkirlik böyle bir şey. Ya, yani hepsini de sıralasan, bu ne lan yalaka gibi hepsini de sıraladı. Tarafkirlik, neden? Birini söylemen lazım senin.
İşte bu padişah, böyle bir tarafkir. Bu padişah, kinli mi kinli. Oysa padişah, kindar olmamalı. Kime kindar olmalı? Padişah, ancak ülkesine, vatanına, tebaasına, düşmanlık yapanlara düşmanlık yapmalı. Kendi tebaasına kindar olan bir padişah, iç savaşa sebep olur. Kendi tebaasına adaletsiz davranan, kendi tebaasına hukuksuz davranan, kendi tebaasına tarafkir davranan.
Yani tarafkir ne? Tebaasına eşit davranması gerekirken, işte ben nereliyim? Bayındırlıyım. İşte bakan oldum, bütün bayındırlılar iş buldu. Ulan bütün bayındır da adam ilkokul mezunu, müdür. Ne olmuş? Hızlandırılmıştan liseyi bitirmiş, hızlandırılmış üniversiteyi bitirmiş ya da Bakü Üniversitesi'nden bir diploma. 10.000 dolar, 10.000 dolar.
Ya nasıl, basma ya. Hani 4 yıl beklersen, 10.000 dolar, 4 yıl beklemeyeceğim diyorsan bastır 20.000 dolar. Nasıl yani? O 4 yıl öncesinden kaydını yapıp hemen şimdi mezun ederler seni. Hiç problem değil, dünya üzerinde böyle üniversiteler var. Üniversite diploması iste. Adam gitmiş oraya bir tane tabela asmış, tamam üniversite var mı? Var, 20.000 dolara adamın diploma veriyor sana. Ha ülkede karşılığı var yok, önemli değil. Ya ekonomi üniversitesinden mezun, bilmem nerede doktor yapmış. Sen diyorsun ki vah ya adama bak ya. Gerçekten ya adam böyle böyle okumuş. Ne okumuş? Diplomasının fotoğrafını çekin diyorum ben. Bana diyor ki ya abi amaha sen bir de fotoğraf çektireceksin kardeşim.
Oradan Bakü Üniversitesi mi? Adı sana duyulmamış bir ülkenin üniversitesi mi? Neresi? Öyle ya. Nereden? Boğaziçi'nden mi mezun olmuş adam? Nereden? Ege Üniversitesi'nden mi mezun olmuş? 9 Eylül'den mi mezun olmuş? Nereden mezun olmuş? Şimdi padişah tebasına, tebasına tarafkir davranmamalı, adaletsiz davranmamalı, kinle davranmamalı, hınçla davranmamalı, tebasına müşrik, şefkatli, merhametli davranmalı, liyakatı gözetmeli. Ama bu padişah, bu padişah tebasına asla böyle davranmıyor. Hırs, kin gözünü bürümüş, öfke gözünü bürümüş, böyle olunca kendi tebasının inananlarına zulmediyor. Diyor ki, siz benim inandığım gibi inanacaksınız. Ali İmran ayet 118 Ey iman edenler, kendi dışınızdakilerden sırdaş edinmeyin.
Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Düşünürseniz, bu size ayetler açıkladık. O zaman o kimmiş asıl sana kinli olan senin dışındakinler. Sen kendi tebağına kinli ve öfkeli davranma. Kendi tebağına sırtını çevirme. Kendi tebağına karşı şaşı olma. Kendi tebağına karşı öfkeyle hareket etme. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bir kim, kendi tebağısından kendisine nasihat eden, iyiliği, doğruyu gösteren, insanlara hakkı, hakikati gösteren kimselere kinlenmek, onlara karşı öfkelenmek.
Allah muhafaza eylesin. İnsanları ne yapıyor? Şaşılaya götürüyor. Musa dininin koruyucusuyum, arkasıyım diye. Yüz binlerce mazlum, mümin öldürttü. Bu Yahudi padişah, kendisini Musa dininin koruyucusuyum diyerekten, inananları öldürttü. İnananları katletti. İşte, zaten inananları katledenler, inananları öldürtenler, inananlara zulüm edenler, kendilerince bir dinin hamisi, bir dinin koruyucusu olarak nitelendirirler. Bunu yaparken din adına yaparlar. Acıdır bu. Yahudiler, Hristiyanlara kök söktürürken, din adına söktürürler. Bir zalim padişah, zalimliğini icra ederken, din adına yaptığını söyler.
Aynı şekilde, bir Hristiyanlar da ne yapar? Din adına, Müslümanlara kök söktürür. Aslında tarih boyunca, hiçbir zaman, gerçek dindarların arasında savaş yoktur. İşin içerisine siyaset, siyasetçilerin kendi içerisindeki yapılanmaları, işin içerisine devlet siyasetleri girer, ve ne yazık ki olan, inananları olur. Allah muhafaza eylesin. İşte, bu Yahudi padişah da, diyordu ki, ben Musa dininin koruyucusuyum. Ben Musa'nın dinini koruyorum. Musa'nın dinini muhafaza ediyorum. Onun dinini korumak, onun dinini muhafaza etmek için, ben, Hristiyanları öldürüyorum, katlediyorum, diyordu. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Allah'tan bir şey gelmezse, önümüzdeki ay, yine konu başlığı, vezirin padişaha, hile öğretmesiyle, devam edeceğiz inşallah.
Hazreti Pir'in, bu Yahudi padişahlarla alakalı, kıssaları devam edecek. Enteresandır. Demek ki, insanların, şahsiyetleri, yani, birey olarak değişse de dahi, huyları, ahlakları, zulümleri, dünya insanlığının çektiği zulüm, dünya insanlığının çektiği sıkıntılar, üç aşağı beş yukarı farklı değil. Evet, mizacın insan üstündeki etkisi nedir?
Dini bilgisine, hava, demevi, su, balgamı, etkisi, ateş, safravi, toprak, sevdavi, hangisi mizac, ilme yatkındır? Bunlar normalde geçmiş dönemde insanların kendilerince tespit ettiği şeyler. Yani onun üzerinde normalde hani anansır-ı erba dediğimiz şey var ya, hava, su ve ateş. Tabii ona normalde bizim beşincisi eklendi. Türkiye literatüründe neydi? Tahta. E şimdi, evet gerçekten yani insanların arasında öyle kazma olanlar var. Yani kazma sapı gibi, kadın, erkek, tahtadan olanlar var. O yüzden bir kimsenin üzerine hani hava mı etkin, su mu etkin, toprak mı etkin, hava etkin olan işte biraz havai olur, işte ateş etkin olan kimse biraz kızgın olur, toprak etkin olan kimse işte böyle biraz tevasul olur diye bu tip şeyler var.
Bunlar normalde bu işte iştigal eden insanların kendi kendilerine belki de doğruluk payı vardır, bulduğu şeyler. Ben bunlara çok takılmıyorum. Benim için doğru öğreti, Kur'an ve sünnet. Bir kimsenin, benim kendimce anladığım bu, kendisini değiştirmesi, kendisini eğer gerçekten güzel ahlakla ahlaklandırıp iyi bir insan olmasını istiyorsa, bol bol hadis okuyup, kendisini ona uydurması lazım.
Bir insanın fiziğinin güzel yakışıklı olabilmesi için ne yapmak gerekir? Normalde bir kimsenin dış güzelliğini önemsiyorsa gerçekten, o kimse iç güzelliğine önem vermeli. Siz bir kimse çok yakışıklı görebilir bir kimse, eğer onun iç güzelliği yok ise, o iç güzellik arayan bir kimse için o çok yakışıklı değildir. Tene düşkün olan tene bakar. Kalbe düşkün olan kalbe bakar. Tene düşkün sen bir gün o tenden dolayı sen azap çekersin. Yani hayırını görmezsin. Kalbe düşkün sen, kalbe düşkün sen, o seni iyiliğe götürür. O seni doğruya götürür. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri nikah dört şey için yapılır. Dini için, malı için, güzelliği için, nesebi, sülalesi için.
Siz dindar olanı seçiniz demiş. Siz insanlarda güzel ahlak arayın. Bir erkek çok yakışıklı olabilir, harika. dili çıfıtsa, kalbi çıfıtsa, eli çıfıtsa, ne yapayım yakışıklılığını? Bir kadın çok alımlı, çok güzel olabilir. Dili doğru değilse, kalbi doğru değilse, ne yapayım onun fiziki güzelliğini? İçeri girdin, selamun aleyküm, sesi yok. Veyahut da, aleyküm selam. Ulan kadın mı, erkek mi? Bitti. Gece bitti. Gündüz bitti, her şey bitti. ne yapabilirsin? Veyahut da bir erkek düşün. Çok yakışıklı, harika boyu posu yerinde, manken gibi. Ama eve geldi, kadın dedi ki, hoş geldin canım, hiç hoş bulmadık.
Bitti. Eskiler diyor ya, güzellik ekmeğin üzerine sürülüp yenmiyor diye. Yenmiyor. E insanlar kendilerine bakmalı, eyvallah, kendilerine dikkat etmeli, eyvallah. Ama, bunun için, fiziğinin güzel olması için, içinin güzel olması lazım. Semazen bayan hocamız, hala yok. Aa, yok mu? İyi, inşallah olur. Yaptığınız konuşmaları ve, sema neyi töreni, neden hiç seferi, çağın, ırmak salonunda da olmuyor? İnşallah olur. Allah nasip eder, olur. Orada da yaparız, inşallah. had sanatı için sınıf açabilir miyiz? Şimdilik bitti. Valla bizde had sanatıyla, iştikal eden bir kimse yok.
İnşallah. Sabah, akşam ve yatsı namazlarına, neden sessiz okunuyor? Diğer namazlar, neden sessiz kıraat okunuyor? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle kıldırmış. İbadetleri benden gördüğünüz gibi yapın diyor. İbadetleri benden gördüğünüz gibi yapın deyince, öğlen ve kendi namazını bu noktada sessiz kıldırmış. Sabah, akşam ve yatsı da sessiz kıldırmış. Yani bunun normalde, neden böyle yaptığına dair bir hadis okumadım hiç. Ama ibadetlerle alakalı genel bir hadis bu. İbadetleri benden gördüğünüz gibi yapın diyor. Biz de ondan gördüğümüz gibi yapıyoruz. Yeni bir çocuğum olacak. Ecrin mi, Ecrinur ismini mi, hangisini tavsiye edersiniz?
Rüyanda gör inşallah. En doğrusunu. İnsanın rüyasında mesela, isminin sahibi gelse. Örnek. Hz. Hatice annemiz geldi, dedi ki, doğacak olan çocuğuna, benim ismimi söyle. Veya hamileyken, o kimse Hz. Hatice'yi gördü. Veya Hz. Ayşe'yi gördü. Veya Hz. Fatma annemizi gördü. Veyahut da Hz. Esma annemizi gördü. Veyahut da İbrahim Aleyhisselam'ın eşi, Sare'yi gördü. Örneğin. Ne muhteşem, öyle değil mi? Bence. Bunu rüyasında görse, gelse, bir de okşasa, veyahut da erkek çocuk, örneğin işte İsa Aleyhisselam gelse, Musa gelse, Yakup gelse, Yusuf gelse, Yakup gelse, veyahut da sahabeden Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman gelse, veyahut da Ehli Beyt'ten Hasan Efendimiz, Hüseyin Efendimiz gelse, Ne muhteşem, öyle değil mi?
Çok muhteşem. Çocuklarınızı böyle görmeye çalışın, inşallah. Normalde veya camide namaz kılanların önünden geçilmesi doğru mudur? Şimdi, Hanefi'ye göre, mescitler ikiye ayrılır. Bir, Mescid-i Kebir. İki, Mescid-i Sagir. Mescid-i Sagir, küçük mescit demek. Aklımda kaldığı kadarını söyleyeceğim, söyleyeceğim, burada hata yapabilirim. Küçük mescit, ikiye üç gibi, küçücük bir yer. Bu küçük mescit, böyle bir küçük mescitte, hadi biz ikiye üç değildir, üçe beştir örneğin, öyle söyleyelim. Bunu tekrar söylüyorum, aklımda kalanını söylüyorum, çünkü kesin değil burası. Böyle bir küçük mescit, onun önünden geçmek caiz değildir.
Ama büyük mescitlerde, önünden geçilmesinde bir beis yoktur. büyük mescitlerde. Bunu bizim halkımız bilmiyor. O yüzden mesela, işte Ulu Cami'ye gitti Bursa'da, Ulu Cami'de birisi, orta yerde namaza durmuş. Önünden geç, geçebilirsen. E, ben şahit olduğum en tuhaf şeyi, söyleyeyim size. Haçtayız. Haç mı, ömre mi şimdi? Beytullah'tayız yani. Arap'ın birisi namaz kılıyor. Namazda duruyor. hareket bu. Bizim Türk hacılardan birisi, böyle, önünden tam geçecek. Arap, namazda, böyle gözünün ucundan hem bakıyor, hem okumaya devam ediyor.
Beytullah'a da bakıyor. Biz de yan tarafta oturuyoruz. Neyse, bizim Türk, bırakır mı? Burada durdu şimdi, Arap da durdu. Bizimki bakıyor böyle. fırsatını bulup gidecek. Ya, ön taraftan dolaş değil mi? Hayır. Oradan geçecek. Tam bir adım attı, tak, Arap gene. Gene adam böyle duruyor ama. Durdurdu onu. O durdu şimdi, o bir adım geri attı, ona bakıyor gene öyle. Yanımdakine dedim, bir hamle daha yaparsa, bu dedim, namazda dövecek bunu. Yanımdaki dedi, abi namazı bozulmaz mı dedi, bunların bozulmaz, boş ver dedim. Dövse dedim, onlar namaza devam ederler dedim. Öyle enteresan bir şey dedim onlarla.
Bizimki durmuyor. Üçüncüsünde bir daha, bir daha böyle sert ama böyle. Bu sefer, Allah'ım biz kırılacağız, Beytullah'ın karşısındayız, yıkılacağız biz. Ben kafama yedim, güleceğim, edebime gidiyor, yok dayanamayacağım. Ne oldu ama? Dördüncüsünde geçti bizimki. Yendi adama. Adam baktı, yani baş edemeyecek, bizimkinden. Ama bizimki de böyle bakıyor ona. Hani sen ne yapıyorsun, namazdasın, benim geçmem lazım diye. Ama o da geçirtmiyor, geçirmeyecek önünden kimseyi. Şimdi, halbuki orası mescidi kebir, büyük mescit. Yani, zorlanırsa bir kimse, önünden geçmesinde bir beis yok. Ama yok, geçirmeyecek onu. Bizde böyle bir şey var. veya büyük bir camiye gidiyorsunuz.
İşte Edirne'de Süleymaniye. Ve mübarek insan, tarihi bir cami. Git bir kenarda kıl ya. Cemaat değilsin, tek başına kılıyorsun. Git bir duvarın dibinde kıl, git bir sütünün önünde kıl. Yani senin sütünün önünden de geçecek değil ya adam. Yok, gidiyor, orta yere duruyor namazı. Gidiyor, orta yere duruyor. Hiç kimse önünden geçirmeyecek. Neredeyse koşacak namazda, dur geçmedi. Allah muhafaza eylesin. Gönlüne gelen her ses Allah'tan mıdır? Değil. Ya gönlüne gelen her ses Allah'tan, bu adamı git döv. Allah emreti, güm güm güm dövdü. Böyle bir şey yok. Sakın ha. insanın kalbinde dört pencere var. Bir, Allah'a ait.
İki, şeytana ait. Bir de ne var? Nefse ait var. Onun karşısında ne var? Mele'ye ait. Bizde nefisle melek, vicdan dediğimiz şey, melek. Bizde ikisi, biz Allah'ın penceresini kapatmışız. E şeytanın penceresini de kapatmışız. Bize nefis yetiyor. Bize diyor, kaynana geliyor, kendini diyor, gardına al. Nefis diyor bunu. Biz vayyyyyy, adama diyoruz, geliyor mu yine? Bu annen bu ara çok alıştı. Nefis. Başlıyor bizde. Bize şeytana gerek yok, nefis yetiyor bize. Şeytanın kapısı kime açıktır?
Velileri açıktır. Onun karşısında da Allah'ın kapısı açıktır. Onlar Allah'tan ilham alırlar. Diyor ya, sen benim halis kullarımı aldatamazsın. Ayete, şeytandan için. Bu onlar ayet. O yüzden sakın ha, gönlünüzden her gelen sesi Allah'a ait olarak görmeyin. Yoksa şeytan da gönülle konuşur mu? Yani, avam Müslümanlar da şeytan konuşmaz. Nefis konuşur. Yani, batılı gerçek gibi gösterir mi? Evet. Şeytan sırat-ı mustakimdeyim dediği için, biz bunu nasıl anlayabiliriz? Kur'an ve sünneti dayanaraktan, bilmediklerimizi bilene soraraktan. Evden dışarıya çıkarken, abdesti olarak giydiğimiz botlarımıza, 70 kilometre uzağa gitsek, abdestimiz bulunca, abdest alırken botlara mest etsek, abdestimiz geçerli olur mu?
70 kilometre uzağa gitmene gerek yok. Bugün, bu bilek kemikleri var ya, bilek kemiğini örten bir bot giyiyorsa, kadın erkek hiç önemli değil. Onu abdestli giydiğinde, onun üzerine mest edebilir. Ve onlarla da namaz kılabilir. Tekrar edeyim mi burayı? Mest, bırakıldığında ayakta duran bir ayakkabı, veyahut da işte mest dediğimiz şeydir. Böyle bıraktığımızda, ayakta duracak. Mesela çorap mesti dediğimiz mestlere, mest edilmez aslında. Ayakta durmuyorsa. Örneğin çok özür dilerim, benim ayağımdaki mest, ayakta duran bir mesttir. Bakın, bunun altı kösele, mest bu dağ. Bu ayakta durur. Bunun üzerine mest edilir. Veyahut da, botu olan birisi lazım.
Evet, hanımefendinin ayağında bot var. Ayıp değil, bir şey değil. Bu normalde ayakta duruyor. Altına da su geçirmiyorsa, bunun üzerine, normalde bu kemiğine kadar, bu var değil mi o bot? Kemiğini örtmüş vaziyette. Kemiğini örtüyorsa, örtüyorsa tamam, kemik var ya şu şey kemiği, ayağınızdaki bakın, burada da örtük, buradaki kemik. Bu kemiği örttü, geçti, Hanefi'ye göre söylüyorum. O kimse ona mest edebilir. Bunu askere giden gençlere söylüyordum. Diyordum ki, askere gidiyorsunuz, namazınızı orada bırakmayın. Sabahleyin abdestinizi alın, botlarınızı giyin. Akşama kadar botu çıkartmanız mümkün değil, hiç çıkarmıyorsunuz. Eğitimden, nöbete, nöbetten eğitime, koş, yürüyüş kararı say, ee, bot ayağında, abdest alacaksın, hemen botun üzerine mest et, botu çıkarma hiç.
Git hemen namazını kıl. Bir ağacın dibinde namazını kıl. Polis, asker, veya görevli, bunların hepsinde ben, derdim ki, namazınıza devam edin. Ne yapacaksınız? Botun üzerine mest edeceksiniz. Sabahleyin hepinizde, alacaksınız, botun üzerine mest edeceksiniz. Akşama kadar, botu çıkarınca kadar, abdestiniz abdest. Şimdi, askerlik yapanlar bilir, bazı soğuk yerlerde askerlik yapanlar, 10 dakika nöbet tutarlar gece. 15 dakika nöbet tutarlar. Hiç botlarını çıkarmaz onlar. İki saat sonra, bir daha nöbete çağırırlar. Ben Doğu Beyaz'de askerlik yaptım, biz eksi 20'yi, 25'i, 30'u görürdük. 10 dakikada iyiydi nöbetler. Bana, normalde ben, şeydim, ne o, haber merkez amiriydim. Haber merkez amiri olduğumdan dolayı, bana nöbet falan yazmazlardı.
Ben üzülürdüm arkadaşlara. Yani 10 dakika, o ne yapacak? Hemen mest edecek o kimse. Ben onlara derdim ki, botlarınızı çıkarmadınız mütteçe, mest edersiniz. O yüzden, illaki seferi olması şart değildir, mest. Yıkar üzerindeki çamur, topraktır, necis değildir. Çamurdan dolayı, namaz olmaz diye bir şey yok. Necasetten taharet lazım. Toprak, necis hükmünde değildir. Bir kimsenin ayağında, necis görünüyorsa, onunla namaz kılınmaz. Necis görünmüyorsa, onunla namaz kılınır. Ben basıyorum mesela, bununla ben namaz kılıyorum. Bunda bir şey yok. Necaset görünürse, necaset, bir tadından, iki kokusundan, üç görüntüsünden belli olur. Tadından. E biz siz, tadar mısınız bir şeyi?
Yok, tatmazsınız. E, tatmayız biz. Onun necaset olup olmadığını tadarak, ya görüntüsüdür. O zaman, görüntüsü necasetse, temizleriz onu örneğin. Kokusu, necaset kokuyorsa, temizleriz. Görüntüsü ve kokusu, yok ise, necasetin, necis hükmünde değildir o. Çok özür dilerim, rüya okumuyorum. Bunu, rüya okuma kapısını açarsam, sohbetlerde, yığılıyor böyle rüya. O yüzden, hakkınızı helal edin. Mesai arkadaşımız, ya da ticari bağlantımız olan, bir bayana, veya yabancı bir bayana, selam verilmesi uykum mu? Bu çok tartışılır. Yani, bir bayana selam verelim mi? Vermeyelim. Bir yere girdin, selamünaleyküm dedin, ne var bunda?
Ne yapacaksın? Muhasebeye gittin, muhasebecinin yanında, iki tane de bayan çalışıyor, böyle mi yapacaksın? Vay, öyle mi yapıyorsunuz yoksa? Yok efendim, dedi öyle bir. Öyle yapan var mı muhasebeye girip? Var mı öyle yapan? Dergahtan herhangi birisinin, sadece kardeşlere öğretmek babında, soru sormayı kendisine distur edip, sadece bu hal üzere durması, bu şekilde kendini ayrı bir yere koyması, doğru mudur?
Soru, üç şey için sorulur. Bir, öğrenmek için, öğrenmek için soran, öğrenir. İki, öğretmek için, yani, irşad için, o da sorar, yanındaki öğrenir. Üç, utandırmak için, utandırmak için soran da utanır. Normalde bir kimse böyle soru sorabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Bir sohbetinizde, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Efendimizin 17 yaşında bir genci, Genelkurmay Başkanı'nı ilan ettiğinden bahsetmiştiniz. Bu kısa tek bir örnekmiş gibi, dergaha uyarlanabilir mi? Bu bizim, dini tarihimizde var olan bir şey. Bu normalde bir kimseye, Genelkurmay Başkanı tayin etmiş, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Halid bin Velid, hepsi de ona tabi olmuşlar, itaat etmişler. Medine'lilerin bir kısmı gitmişler, Hz. Ömer Efendimiz'e demişler ki, yani bunu peygamberle bir konuş, bir konuş, yani bunu bir gözden geçirsin.
Hz. Ömer, radiyallahu anh, Hz. sahabenin içerisinde en akılcı olanı, gitmiş demiş ki, Ya Resulallah, böyle böyle, kararım karardır demiş. bu gazaya Genelkurmay Başkanı olarak, o katılacak. Hatta, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, hastalandığı için, gazaya çıkamamışlar, uzun müddet ordu beklemiş öyle. Vefat ediyor. Vefat ettikten sonra, Hz. Ebu Bekir, radiyallahu anh, Hazretleri, devlet başkanı seçiliyor. O devlet başkanı seçilince, yine istemezlik diyenden, Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e gidiyorlar. Diyorlar ki, bunu değiştirelim. Hz. Ebu Bekir Efendimiz diyor ki, Peygamber, bir şeyi tayin ettiyse, onu değiştirmem diyor.
Ve böylece, o gazanın, Genelkurmay Başkanı oluyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin, değişik bir, bu konuda, tavrı var. Yani, bir gazada, Genelkurmay Başkanı, X kimse, o gelince, başka bir gazaya, başka bir kimseyi tayin ediyor. Yani, o kimse, Genelkurmay Başkanı olarak, kalmıyor. Bunu böyle yapan, mesela, uzun süreli, Genelkurmay Başkanı olarak, bırakan, Hz. Ebu Bekir Efendimiz. Halid bin Velid'i, öyle yapıyor. Halid bin Velid'i, bütün, halifeliği döneminde, şey yapıyor, Genelkurmay Başkanı olarak tutuyor. Herkes, şöyle demeye başlamış. Halid bin Velid varsa, zafer mutlaktır. mutlaktır. Hz. Ömer, radiyallahu anh, hazretleri, halife olunca, ilk icraatı, Halid bin Velid, seferde, gazada, savaşta, ilk yaptığı şey, Halid bin Velid'i, az ediyor.
Gerekçesi şu, diyor ki, halkın içerisinde, Halid bin Velid, komutansa, zafer mutlaktır, denilerekten, zafer Allah'ındır, inancı, sarsılmaya başladı, diyor. Halid bin Velid de, Halid bin Velid, azil mektubu, kendisine gelince, alıyor kılıcını, omuzuna basıyor, omuzuna koyuyor, kim oldu, Genelkurmay Başkanı, şimdi, ismi aklımda değil, sahabe, gidiyor, ona itaat ediyor.
Ben Genelkurmay Başkanıyım, beni nasıl azlederler, ben bu savaşı istemezum, böyle bir şey, söylemiyor. Enteresandır. Çeşitli sohbetlerinizde, dergahtan bahsederken, ders alma sırasının, kıdemi, belirlendiğinden, başka bir sohbetinizde, kişilerin gördükleri, rüyalar ve halleri, kendilerini bağladığından, biz zahire bakarız, demiştiniz.
Bebekliğinden beri, elinin altında olduğu, sorumlular tarafından, dergaha getirilen kişi ve kişiler için, ders almalarına istinaden, anne karından beri dersliler, dergahın kıdemce, en eskileri denilebilirler mi? Hayır. Zakir'in olmadığı yerde de, bu kardeşlere kasıldığa, en eskiye bakılır denilebilirler mi? Hayır. Dergah da görevli sorumlu yok denerek, örneklerle sürekli, bu kardeşler işaret edilebilir mi? Hayır. batına bakılıyorsa, hepimiz, el esbezminden beri, mürşede tavi değil miyiz? Evet. Ya da o zaman, ne diye ders alıyoruz? Ders aldığımızda, an akıl bali olduğumuz, an değil mi? Zahire. Şimdi canım kardeşlerim, normalde eğer, öyle bir şey olursa, bu ta geriye doğru gider. Bu mesele, bakın, hukuk, insanların arasında, zahire göre yürür.
Dergahın da, kendi içerisinde, bir hukuku vardır, o da zahire göre yürür, yürümeli gerekir. Bunları neden, gündüz sormadınız? Vaktiniz mi kalmadı? Birçok ayette, yaratılış ile ilgili, sizi bir tek nefisten yarattık, diye bahsediliyor. Buradaki nefisten, kasıt nedir? Adem. Sizi bir tek nefisten yaratan, bu normalde, insanlarla alakalı, Adem aleyhisselamın kastediyor. Bütün varlık, söz konusuyla, kendi ruhundan ve nurundan üfledi. Zikrullah neden önemli? Maddi ve manevi önemi nedir? E kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Bir tane daha ayet bulun karşılığında. Bir tane bakın.
Kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Bakın, afla alakalı ayetler bulabilirsiniz. Rahmetle, şefkatle, merhametle alakalı ayetler çoktur. Ama kendisini zikredeni, zikredeceğine dair bir ayet yok. Allah namaz kılanları sever, eyvallah. Allah oruç tutanları sever, eyvallah. Allah tövbe edenleri affeder, eyvallah. Bakın, affolmak karşılığı bellidir. Duanın kabul edilmesi karşılığı bellidir. Merhamet karşılığı bellidir. Şefkat karşılığı bellidir. Bir şey, onun karşılığı bellidir. Bana söyler mi, herhangi bir kimse, profesörler, alimler, hocalar, her kim ise, Allah'ın zikretmesi nedir?
Allah'ın, kendisini zikreden kulunu zikretmesi ne demektir? Manası nedir? Başka ayet-i kerime, Allah'ın zikri en büyük iştir. Başka bir ayet-i kerime, an köbut. Allah'ın zikri en büyük iştir. Namazdan da, oruçtan da, abdestten de, haçtan da, zekattan da, cihattan da, her şeyden.
Hatta, hadis-i şerif bu ayet-i kerime indikten sonra, Ya Resulallah, oruç tutanların hangisi daha faziletlidir? Allah'ı zikredenler. Zekat verenlerin hangisi faziletlidir? Allah'ı zikredenler. Namaz kılanların en faziletlisi hangisidir? Allah'ı zikredenler. Hz. Ömer der, Ya Ebu Havs, Hz. Ebu Bekir'e, Allah'ı zikredenler bütün sevapları aldı götürdü. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem oturduğu yerden duyar, Niam, evet, Allah'ı zikredenler bütün sevapları aldılar götürdüler. Hatta cihat ehli, kılıç kullanan bir sahaba gelir, der ki, Ya Resulallah, cihattan da mı üstün? Bakın cihatta, çok affedersiniz, baş verip baş alıyorsun. Can, elini kılıcına alsan, kırılıncaya kadar savaşsan, ikinci kılıcı alsan, o kırılıncaya kadar savaşsan, üçüncü kılıcını alsan, o kırılıncaya kadar savaşsan, zikredenle muadil olursun diyor.
Allah'ı zikredenle muadil olursun. Bir kimsenin, üç tane kılıçla, kırılınca kadar savaşması, yani üstün bir şey. Mümkün değil. O yüzden zikrin karşılığı, Allah'ın seni zikretmesi. Bakın bunu tefekkür ettiğinizde, akıl kalmaz insanda. Kim sizi zikredecek? Makamdan, mevkiden, mekandan, her türlü her şeyden münezzeh olan, bütün varoluşu yaratan, gücü ve kuvveti, kudreti elinde tutan, Allah seni zikredecek.
Bunu düşündüğünüzde, bunu düşünün şimdi, bunu tefekkür ettiğinizde, bunun karşılığı yok. Allah sizi zikredecek. Ahmet değil, Mehmet değil, Ayşe değil, Fatma değil, varlığın kendisi değil. Ya Allah seni zikredecek. Bakın, Allah seni zikredecek. Bundan daha üstün bir şey söyleyin. Yok. Bakın, bundan daha üstün bir şey bulun, İslam dininin içerisinde. Yok. Zaten ayetle sabit. Allah kendisi koymuş koyacağı yere. Allah'ı zikir en büyük iştir demiş. E Allah kendisi koymuş. Kim beni zikrederse, ben de onu zikrederim. İnsanların, Müslümanların, herhangi bir otoritenin, bunu değiştirecek bir durumu yok ki.
En büyük iştir, Allah'ı zikretmek. O yüzden, bir tarikata, bir dergaha, bir şeyhe, bir hocaya, bir hacı efendiye, bir şeye ihtiyaç duymaksızın. Allah'ı zikredin. Zikrin, eftali, La ilahe illallah'tır. Hat-ı şerif. Zikrin, eftali, La ilahe illallah'tır. Kim, La ilahe illallah derse, benim kalama sığınır. Benim kalam, ne metin kaladır. Hades-i kutsi. Bunun karşılığı yok ki. Lafız olarak yok, edebiyat olarak yok, şerh olarak yok, tefsir olarak yok. Yok, zaten bulunsa, din din olmaktan çıkacak. Neden? Dinin ilahiliği kalmayacak. Allah'ın kulunu zikretmesi. Hadi gelin bulun, çıkarın işin içinden.
Mümkün değil. Allah bizi zikredenlerden eylesin. İnşallah. İslam nasıl bir sistemdir? Şu an var olan sistemler ile farkı nedir? Şeriat hakkında bilgi verir misiniz? Her ilahi inancın kendi içerisinde bir sistemi vardır. İslam da bunlardan birisidir. Muhammedi İslam olarak söylüyorum. Muhammedi İslam, çünkü Adem'den itibaren İslam'dır. Muhammedi İslam'ın da kendine ait bir sistemi vardır. Mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine'de devlet kurmuştur. Bir devlet var. Devlet başkanıdır kendisi. Aynı zamanda komutandır, genelkurmay başkanıdır.
Uhud'u, Hende'yi, Hayber'i kendisi yönetmiştir. Savaşı. Şimdi aynı zamanda da vergi toplanır, zekat toplanır, aynı zamanda ganimet toplanır, aynı zamanda şehirler vardır, şehirlere valiler tayin edilir, bir devlet vardır. Bu devletin kendine ait de bir sistemi vardır. Bu sistem kendi kendisini yenileyen bir sistemdir. Kur'an ve sünnetten dolayı. Şimdi, dünya üzerindeki sistemlerle arasındaki farkı nedir? Dünya üzerindeki sistemlerin kanunu, maddesi, oluşumu, olgusu her an değişir. Bundan yüz yıl önce idam vardı, yüz yıl sonra idam yok. Yüz yıl önceki kimsenin suçu ne? Bugünkülerin hakkı nerede şimdi? Örnek.
Burada babalara ve annelere sorsam, birisi geldi, kızınızı zorla tecavüz etti. Ölmesini ister misiniz, istemez misiniz? Tecavüz etti, öldürdü. Var mı ben ölmesini istemiyorum diyen? Ölmesini istemiyorum diyen var mı? Yok. Bakın, bir kimse haksız yere bir kimse öldürülürse, Allah bunun hukuk olarak koymuş. Demiş ki, kalan varisleri, kalan varisleri, bir, onun ölümünü ister, iki, onun diyetini ister, üç, isterse affeder. Bakın, bu bin dört yüz yıllık hukuk değişiyor mu? Değişmiyor. Biz şimdi çocuklarımızı katleden, kadınlarımızı katleden, sivillerimizi katleden, herhangi bir böyle işte devlet kurumlarını yakan yıkan, herhangi bir teröristi, bu hangi cenahtan olursa olsun, biz onu idam edebiliyoruz mu biz şimdi?
Hayır. Çocuklarımızı katleden, gelinlerimizi, kızlarımızı katleden, tecavüz eden, ölüsüne dahi tecavüz eden. Dikkat edin. Öldürmüş, ölüsüne tecavüz ediyor. Biz bunu katledebiliyoruz mu şimdi? Hayır. Bu kimse otuz yıl sonra gelse, bacak bacak üstüne açarsa, sizin önünüze cigarasını töttürse, büyü de üflese sizin yüzünüze. Ne yaparsınız ya? Geldi bir kadına, bir kıza tecavüz etti. Tecavüz ettikten sonra gitti, içeride yattı. Kaç yıl yattı? 20 yıl yattı. 20 yıl sonra çıktı, geldi, sizin mahalle kahvesine oturdu, o kadıncağız, o kızcağız, bir yuva kurdu kendine hasbelkader. O tramvayı düşünebiliyor musunuz?
Bakın, her sistemin kendince bir hukuku vardır, bir yönetimi vardır. Şimdi bu hukuk, bu yönetim, İslam'da kendisini yeniler. Ama değiştirmez. Yenilemekle değiştirmenin arasında fark var. Örnekliyorum şimdi, dolar kaç paraydı? 3,5 liraydı. Kaç para şimdi? 5,5 lira. Nereye gitti 2,000 lirası insanların? Devlet memuru olanlar, fabrikada çalışanlar, işçilik yapanlar, bunu çok hissetmezler.
Neden? Gitti maaşı 2,000 liraya aldı, harcadı gene o. Önemli değil. Ne oldu? Biraz pahalı oldu dedi. Tüccarlar, ticaret yapanlar. Gitti adamın parası. Ne oldu? Ekonomik sistem. Hükümete, devlete ne kızıyorsunuz ki? Uluslararası deccaliyet sistemi bu. İslam, ekonomik sistemi vardır. Üretime dayalıdır, paylaşıma dayalıdır, adalete dayalıdır, hakkaniyete dayalıdır, liyakata dayalıdır. Bakın bunlara dayalıdır. Ekonomisi, hukuku bellidir, adalete dayalıdır. Bir kimse hırsızlık yaptı. Devletin malını çaldı. Of! Devleti peşkeş çekti.
Alandırır. Bırakmaz. Bırakmaz. İslam'da herhangi bir suç, suç, cezasız değildir. Cezasız değildir. Siz bir kimseyi, böylece, şimdi bize şey gibi görünür o. Ya olur mu ya? İnsanın canını yok ediyor. Onun yok ettiği can değil miydi? Bir tane canı yok edenin, canını yok edersin, binlerce can kazanırsın. Neden? Herkes düşünür. Der ki, öldürürsem ben de öleceğim. Biz cezaevlerinde bakıyoruz. Adam çıkıyor, bir daha vuruyor.
Devletin dini olur mu? Hımm harika. Devletin dini olmaz. Nasıl bir devletin dini olmaz? Devlet dinsizdir. Dinsiz bir devlet. Söyler misiniz bana? Hukukunu nereye bağlayacak? Dinsiz bir devlet, ahlakını nereye bağlayacak? Dinsiz bir devlet, ekonomisini nereye bağlayacak? Dinsiz bir devlet, ceza sistemini nereye bağlayacak? Hukuk sistemini, hukuk sistemini, ticaret sistemini nereye bağlayacak? Bankacılığını nereye bağlayacak?
Dinsiz bir devlet. Basit sorular. Şimdi bütün Türkiye der ki, devletin dini olmaz. Ben zaten Türkiye Cumhuriyeti olarak, devletin dini olmalı dediğim anda, ben savcının önündeyim. Layık, demokratik, hukuka dayılı devlet sistemini, ondan sonra değiştirmekten, gel bakalım basın savcısının önüne. Türkiye'de devletin dini var mı? Yok. Öyle diyoruz, öyle değil mi? Bana söyler misiniz, ceza hukukunu nereden aldı? İtalya'dan. Bana söyler misiniz, evlilik hukukunu nereden aldı? İsviçre'den. Bana söyler misiniz, ticaret hukuku nereden şu anda? İMF'den. Bana söyler misiniz, bankacılık hukuku nereden?
Bana söyler misiniz, dünya üzerinde dinsiz bir devlet gösterin. Bir, çok ciddi soruyorum bunu. Birisi bir devlet söylesin bana. En dinsiz devlet kim? Fransa. Neden başörtüsünü yasaklıyor dinsizde? Neden insanların dini, ritüellerini sergilemesini yasaklıyor? Madem dinsiz bir devlet, bütün inananlarına karşı serbest olması lazım. Hacı yasaklıyor mu? Diyor mu Fransız devleti? Bundan sonra insanların boyunlarında haç takmaları yasaktır. Diyor mu Fransa devleti? Benim tebam, kipa giyerekten dolaşamaz. Bu bize dayatılan bir şey. Dinsiz bir devlet yoktur. Çünkü dinsizlik de bir dindir.
Dinsizlik de bir dindir. Biz dinsizliği, gelişmişlik olarak görüyoruz. Dinsizlik de bir dindir. Neye inanıyorsun? Dinsizliğe. Bana söyler misin ölçülerin ne olacak? Dinsizin ölçüleri var mı? Var. Ne diyor o? Bütün dini otoriteye hayır diyorum. Hiçbir dini kabul etmiyorum. Tamam. Hiçbir dini kabul etmemek din değil mi? O da bir inanç çünkü. Teorisyenlerin savaşın sudan çıkacağını söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Ya sudan neden savaş çıksın? Bizi bunlarla aldatıyorlar, oyalıyorlar. Bize diyorlar ki bütün savaşlar sudan çıkacak. Eee? Suya sahip ol.
Eee? Su savaşlar olacak. Eee? Biraz daha baraj mı kuralım? Canım kardeşlerim, dünya üzerinde savaşlar ekonomiktir. Başka hiçbir şey değildir. Bütün hepsi de ekonomiktir. Din savaşı da yoktur. Ama bir yerde bir dindarlardan bir grup oluştururlar birileri. Onlar İslam için cihad ediyorlardır. Ne vardı? İşit vardı. Öyle değil mi? Ne yapıyorlardı bunlar? İslam için cihad ediyorlardı. Öyle değil mi? Şimdi tabi buradaki topluluk, belki de yeni tanıyanlar var. Ben kurulduğu anda şunu dedim. Dedim ki böyle bir örgütü kurdular. Dünya üzerinde ne kadar şimdi kendini cihadçi gören Müslümanlar varsa hepsini oraya toplayacaklar.
Avrupa'da, Amerika'da, Rusya'da ne varsa toplayacaklar. Sonra komple imha edecekler orada dedim. Aynı zamanda da o ülkeyi imha edecekler. Neden? Dicekler ki seni gidi terörist seni. Sen teröristleri buraya topladın. İmha edilmeyi hak ettin. İmha ettiler. İki ülkeyi yerle bir ettiler. İki ülkeyi yerle bir ettiler. Onlar ne için savaşıyordu? İslam için. Kime saldırdılar? Müslümanlara. Bombayı kime attılar? Camiye. Nereleri bombaladılar? Türbeleri. Kim? İşit. Ya başka bir şeye gerek var mı? Allah bizi affetsin. Dünya üzerinde hakla batılın savaşı vardır. Hakkın savaşını götürecek olan karşıda hiç kimse yok.
Sakın böyle kendi kendimize böyle donkişotluk yapmayalım. Hakkın tarafını tutan herhangi bir askeri siyasi güç yoktur dünya üzerinde. Dünya üzerinde hak ve hakikatin sesini duyuracak siyasi devlet mekanizması yok. Askeri bir mekanizma yok. Sakın ha. Biz ülkemizi savunmanın, korumanın derdine düşmüşüz. Ben kendimcesini söylüyorum. Biz ülkemizi koruyalım emperyalistlerden. Biz ülkemizi koruyalım ülkemizi yağmalamak isteyenlerden. Biz bayrağımızı koruyalım. Dünya üzerinde hak ve hakikatin sesini duyuracak bir güç yok. Allah bizi affetsin.
Mezar yapımında ölçü nedir? Nasıl yapılmalıdır? Bir garip öldü diyerler. Cesedini on gün sonra bulalar. Suğuk su ile yuvalar. Böyle garip bencileyin. Mezarlar ne zaman süslendi? Kıyameti bekleyin. Hadis-i Şerif. Mezar olacaksa bir kimsenin annesi babasıdır. Aidiyet kesbeder. Benim annem babam burada. Bu vatan düşüncesidir aynı zamanda. Oraya sahiplenmedir. Etrafını bir güzel çevirirsin. Makul bir şey de. Ondan sonra başına da bir makul bir şey de anılacak kadar, belli olacak kadar adını, soyadını, doğum tarihini, ölüm tarihini kimlerden olduğunu yazarsın. Neden torunun gelsin, neden oğlu gelsin, kızı gelsin, gelecek sürriyetleri gelsin, desin ki dedemin mezarı burada, desin ki dedemin babasının mezarı burada.
Biz buralıyız. Çocuklarımıza İslam'a uygun isim koymanın önemi nedir? Ecir'in ismi ile Ecir Nur ismi arasında hangisini seçmemi tavsiye edersiniz? Bu bir daha mı okudum yoksa ben bunu ya? Yoksa bir daha mı okudum ya? He? Evet. Hakkınızı helal edin. Teşekkür ediyorum. Cenab-ı Hak hepinizi sevsin, sevindirsin, muhafaza eylesin. Sorusuna cevap vermediğim bir kimse var mı? Alınmasın sonra. O yüzden karıştıysa eğer burada soruları sorarken o yüzden bir daha sordum. Hepinize teşekkür ediyorum. Geceniz hayır olsun. Allah yar ve yardımcınız olsun. Sürçü lisan ettiysem, farkına varmadan bir kimsenin kalbini gönlünü incittiysem, kırdıysam, şimdi helallaşabiliriz.
Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Selamun aleyküm. Allah mübarek etsin. Bir de bugün sesimi açar mısınız? Sesimi açın. Bugün size güzel bir müjde var bir de. Şimdi bugün semayı ve matrıbanı icra edecek olan kardeşler, eğitimlerini İzmir'de yaptılar. Burada tamamladılar. Biz bu geceden sonra çok namütenay bir sıkıntı olmaz, bir problem olmazsa Bursa'dan artık semazen ve matrıban getirmeyeceğiz. Bu benim kendi hayalimdi. Ben her gittim şehre, devamlı gittim şehirlerde. Orada da arkadaşlar kendilerini geliştirsinler. Orada da kendi kendilerine bunu becerebilsinler, başarabilsinler diye.
Böyle bir hayalim vardı. Bunun ilki Çanakkale'de, 18 Mart Üniversitesi'nde, Orada Üniversitesi'nin içerisinde üniversiteli gençlerden kurulu, üniversitede okuyanlardan kurulu böyle bir ekip var. Onlar da üniversitenin kendi içerisinde bir, daha önce Güzel Sanatlar Akademisi'nin tiyatro oynadığı bir yer vardı. Orası şimdi şey oldu, Mevlana Kültür Merkezi oldu. Aynı zamanda da üniversitede Mevlana Araştırmaları diye bir şey açıldı orada. Allah razı olsun orada öğretim üyesi olan bir kardeşimiz var. O böyle onunla beraber bir hayal oldu, güzel hizmetler oldu. Bir orada var böyle bir topluluk. Aynı zamanda İzmit'te var arkadaşlar. Orada da kendi kendilerine artık program yapmaya başladılar.
Tabi bugün de burası için bir ilk. Bugün arkadaşlar da burada inşallah kendi kendilerine program yapacaklar. Sizin bu noktada duanıza, manevi desteğiniz için ihtiyacımız var. Ve desteklediğiniz için de teşekkür ediyoruz. Tabi burada da normalde tasavvuf vakfımız var. Vakfımızın ne o resmi işlemleriyle ilgili kardeşimiz Ay Hakk burada. Gazemir'le o da Gazemir'de duruyor. Aslında tabi bayındırır kendisi çırpıdan. Ondan sonra Allah razı olsun. Tabi Hacı Mehmet de bizim geri kalan işlerle istigal ediyor. Allah razı olsun. Burada hizmet ediyorlar. Semazen ve matırban kardeşimiz komple. Buranın sizin içinizden çıkma ve yetişme. İnşallah güzel bir gece olur.
İyi bir sema olur. İyi bir gece olur. Allah'ı zikredin onlarla beraber. Çünkü topluluk halinde zikreden oradan af olmuş olarak kalksın diyor. Af olmuş olarak kalksın. Meleklerden birisi diyor ki ya Rabbi orada felanca vardı. Seyretmeye gitti. Temaşa etmeye gitti. Orası öyle bir yüce meclistir ki orada bulunanları ayırt etmek Allah'ın şanına yakışmaz. Hepsini de affettim diyor. Zikir için abdeste gusle. İşte özel bir ritüele ihtiyaç yoktur. Herkes Allah'ı zikredebilir. Abdestli abdestsiz. Gusülsüz gusüllü. Hiç önemli değil. Oturduğunuz yerde ister kendi içinizden Allah deyin. İsterseniz dışınızdan deyin. Sıkıntı değil. Coşun sizde Allah Allah deyin. Ne olacak ki?
İnsanlar sanatçılarla beraber şarkı söylüyorlar. Ayıp olmuyor da. Bir kimse Allah dese ayıp mı olacak? O yüzden ister içinizden ister dışınızdan Allah'ı zikredin. Biz semazen kardeşlerimizi eğitirken bir dönüşe bir çark denir. Biz onlara her dönüşlerinde her çarkta Allah diyerekten sema etmelerini öğretiyoruz. O yüzden kardeşlerimiz Allah Allah Allah diye diye sema edecekler. İnşallah sizler de onlara katılın. Hep beraber bir zikrullah olsun. Selamun Aleyküm. Geceniz hayır olsun. Alkış yok.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi