Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 12 Mart 2019 · 1:48:47
Selamün aleyküm. Aleyküm selam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Her nefes hayla koşan, hayırla beraber olan, hayırda buluşan, hayırın içerisinde yaşayan insanlardan eylesin cümlemize inşâAllah. Burada konu başlığında kalmışız. Vezir'in padişaha hile öğretmesi. Hani ben hatırlamak babundan, geriden geleyim biraz. Bir padişah vardı, Yahudi padişah, Hristiyan ahaliye zulmediyordu ve Hristiyan ahaliyi katlediyordu. Tarih boyunca Hristiyan ahalinin en büyük zulme uğradığı kimseler, Beni İsraililerdir, Yahudilerdir. Yahudiler, Yahudiler tarih boyunca, ta Roma İmparatorluğu, Hristiyanlığın resmi din kabul edinceye kadar, Hristiyanlar nerede görürlerse öldürmüşler, katletmişler, ateşten hendekler kazmışlar.
O ateşten hendeklerin içerisinde inanıyorum diyenleri ateşe atmışlardı. Bunların en önemli zalim padişahı Zünivas'tır. İşte yine bir Yahudi padişah, yine o zaman için inanan Hristiyanları katletmeye başlayınca, bir uyanık vezir ona diyor ki, dur yapma.
Padişah'ın öyle yol vurucu, öyle hilakar bir vesile vardı ki, suyla ile suyu bile düğümlerdi. Dedi ki, Hristiyanlar canlarını korurlar ve dinlerini padişah'tan gizlerlerdi. Erlerin işi açıklık ve sıcaklıktır. Bu da Hazreti Mevlana'nın sözüdür. Her kişi açık ve sıcaklık bir şey yapacaksa açıktan yapar. Devlet işleri bunun dışındadır. Ailesini açık ve sıcaklıkla aile reisi yapar, bunun gibi. Oysa aşağılık insanlar hile kurarlar, utanmazlık yaparlar, onlarla işlerini götürürler. Hazreti Pir o yüzden aşağılıkların işi hile ve utanmazlıktır der.
Yine Hazreti Pir hileyle alakalı Yusuf Aleyhisselam'ın bahsini konu eder. Der ki, Yusuflar, kirkin kişilerin hasedinden korkup gizlenirler. Güzeller, güzeller düşman korkusundan ateş içinde yaşarlar. Yusuflar, kardeşlerinin hilesi yüzünden kuyuya düşmüşlerdir. Ne yapmıştı Yusuf'un kardeşleri? Hile yapmışlardı. Babalarına demişlerdi ki, biz bu Yusuf'u sen fazla üzerinde titriyorsun. Bir yere gittiğin yok çocuğun. Sen onu koruyorsun. Bu gözün gibi bakıyorsun. E biz onu biraz bağ bahçe dolaştıralım. Yusuf'u koruması da Yakup'un hani bir rüya görmüştü. Rüyasında on iki tane yıldız ve ay ona secde ediyordu.
O rüyasını babasına anlatınca, babası demişti ki, bu rüyanı kimselere anlatma. Şeytan insan için apaçık bir düşmandır demişti. Şeytan apaçık bir düşmandır dedi. Kardeşlerin düşmandır demedi. Şeytan apaçık insanoğlunun düşmanıdır dedi. Ve ne oldu? Sonunda Yakup Aleyhisselam, Yusuf'taki peygamberlik mührünü manevi olarak görünce, Yusuf'un üzerinde titizlenmeye başladı. Yusuf'un üzerinde titizlenince, kardeşleri onu kıskandı. Kardeşleri onu haset etti. Kıymetli dostlar, çocuklarınızın arasında denge kurmazsanız, adaletli davranmazsanız, çocuklar daha fazla anne babanın ilgi ve alaka gösterdiği kardeşlerine hasetlenirler. Onu kıskanırlar.
Bu sefer şeytana uyarlarsa, onun üzerine bir hile kurarlar. Bunun sorumlusu anne baba olur. Gelinlerin arasında fark gözetmeyin. Gelinlerinizle kızlarınızın arasında fark gözetmeyin. Oğullarınızla damatlarınızın arasında fark gözetmeyin. İki çocuğunuzun arasında fark gözetmeyin. Elinizin altındakilere farklı farklı davranmayın. Onlara ellerinizden geldiğince eşit davranmaya, ellerinizden geldiğince adaletli davranmaya, ellerinizden geldiğince sıcak, şefkatli, merhametli davranmaya gayret edin. Yoksa onlar dönerler, intikam alırlar. Evlat anne babadan intikam alır. Gelin kayınvalide kayınpederden intikam alır. Kardeş, kardeşten intikam alır.
İnsanoğlu şeytana uyarsa, nefsine uyarsa, gözü hiçbir şey görmez. Ateşe verir dünyayı. Hani Hazreti Pir diyor ya, edepsiz dünyayı ateşe verir. Edebi olmayan, ahlakı düzgün olmayan, içsel temizliğini tamamlamayan insan, dünyayı ateşe verir. O yüzden herkese hile, herkese utanmazlık yapabilir mi? El cevap yapabilir. O yüzden o hile, haset, nasıl Mısır'ın Yusuf'unu küveye attıysan, hile ve haset dolu insanlar da kardeşlerini, arkadaşlarını, milletini, ülkesini, devletini göz göre göre hileyle ateşe atar. Göz göre göre, onları ateşin içerisine doğru gönderir. Allah muhafaza eylesin.
İşte o padişahın uyanık suyu düğümleyen sözü, Allah'u alem bende şeyi hatırlattı. Hani Musa'nın etrafında büyü, özür dilerim, Firavun'un etrafında büyücüler vardı. O büyücüler o kadar ileri büyücüydü ki, onlar suya düğüm atarlardı, büyüleriyle. Hz. Bir ona atıfta bulunuyor, Allah'u alem. Yani Musa'nın, Firavun'un etrafındaki büyücüler gibiydi onlar. Ne yapıyorlardı? Suya düğüm atıyorlardı. Büyücüler nelerdir? Bir şeyi olduğu gibi göstermezler. Göz yanılsaması yaşar insan. Bunu şeytanla, kafir cinnilerle yapanlar en üst seviyededir. Büyünün en üst seviyesi.
Büyücüler öyle bir hale gelirler, en sonunda şeytanla ahirteşirler. Artık onların tövbeleri kabul olmaz. Onlar ebedi cehennemliktir. Büyücüler ebedi cehennemliktir. Lanetlenmişlerdir. Asla tövbeleri kabul olmaz. Bir kimse büyü yaparsa ve şeytanla ahitleşirse geri dönüşü yoktur. İşte böyle büyücüler, Allah muhafaza eylesin, onların dinleri de yoktur. Onlar Müslüman topluluklarda Müslüman gibi görünürler. Hristiyan topluluklarda Hristiyan gibi görünürler. Yahudi topluluklarda Yahudi gibi görünürler. Mesela gidin Hindistan'a, orada Hindu gibi görünürler. Daha ileriye doğru gidin, Tibet'e doğru. Orada onlar işte sanki Budistmiş gibi görünürler. Gidin ateistlerin yanında, o ateist gibi görünür orada.
O büyücüler kimin yanındaysa, hangi topluluktaysa ondanmış gibi görünürler. Bu münafık gibi değil yalnız bunlar. Müslümanların içerisinde münafıklar vardır. Münafıklar, onu da ikiye bölelim. Amelde münafıklar, itikatta münafıklar. Biz şimdi toplum olarak dini termolojiden ve eğitimden uzak olduğumuzdan, biz onu hemen sanki itikatta da münafıkmış gibi algılıyoruz. Hani münafığın alameti üçtür. Konuştuğunda yalan söyler, emanete hıyanet eder. İşte ondan sonra, bu mesele amelde münafıklıktır. Akaikte, itikatta münafık. Ayet-i kerimede onlar sizin yanınıza geldiklerinize inandık derler. Ama sizin yanınızdan ayrıldıktan sonra, bizim eski tanrılarımızın dini daha güzel, daha iyiydi derler derler.
Bunlar normalde itikatta münafıktır. İşte büyücüler, suya düğüm atar gibi görürsün sen onu. O büyüyü çözmek de çok basittir. Hemen otur, bir ayet-i kürsü oku. Allah'ın izniyle o büyünün gerçeğini gör. Hemen otur, Allah'ı zikret. La ilahe illallah de. Hiçbir şey bilmiyorsan, o büyünün gerçeğini gör. Hiçbir şey bilmiyorsun. La ilahe illallah de. Biraz bir şey biliyorsun. Fatiha-i Şerife'yi biliyor musun? Evet. Otur, inanarak da Fatiha-i Şerife'yi oku. Büyü müyü kalmaz. Otur, kendinde büyü olduğunu mu düşündün? Otur, işte yedi gün boyunca yüz felak, yüz naz, yüz tane ayet-i kürsü oku. Kalmaz hiçbir şey. O şarlatanların peşinden gitme. Büyü bozacağım, büyü düzelteceğim diye.
Allah muhafaza eylesin. Kendini helak etme. Hem parası, hem paranın, hem namusunu heder etme. Tekrar söylüyorum. Hem paranın, hem de namusunu heder etme. Onların büyük bir çoğunluğu çünkü Allah affetsin. Ahlaksız, iffetsiz insanlar. Ahlaksız ve iffetsiz insanlar. Onlar, çok özür dilerim, tırnak içerisinde söyleyeceğim. İslam'da onların cezaları ölüm. Bir kimisinin büyü yaptı, tespit edilirse, kesinleşirse, cezan söylüyorum. Neden? Şeytanla ahitleşiyor çünkü. Şeytanla ahitleşmedikten sonra o büyüleri yapamazlar. Onun değişik usulleri, yolları var. Allah muhafaza eylesin. O tarafa girmeyim şimdi.
O yüzden normalde o hile aslında İslam fıkıhçıları hile kötü gözle bakmazlar. Ama İslami termolojide yerli yerinde kullanılırsa. Çünkü İslami termolojide hile maharetlilik, beceriklilik, bir meselede kurnazlık yapma, uyanık yapma, bir meselede bir çareyi hemen bulma, hemen çıkış yolu oluşturma. Aslında hilenin İslami termolojideki yeri bu.
Ama toplum içerisinde kullanılan veya toplum içerisinde kullanıldığı mana böyle değil. Toplum içerisinde hile denilince işte düzenbaz, ondan sonra aldatmak, tezgah kurmak, kandırmak, ondan sonra kısa yoldan köşeyi dönmek, cebellez-i minel beşer etmek, hile. Hile yani normalde akı kara göstermek, karayı ak göstermek, hile yani o kimsenin gözünü bağlamak, aldatmak, kandırmak manasında.
O yüzden normalde şimdi bizim toplumumuzda hile denilince üç kağıtçı, beş kağıtçı ortalığı kandıran, ortalığı düzenbazlık yapan kimse olarak algılanıyor. Aslında yani İslami termolojide hilenin bir de normalde hani hile-i şerriye lafını eskiler duymuşlardır çok. Hani hile-i şerriye yapmak, hile-i şerriye yapmak dediğimizde biz şimdi adında hile var ya, adında hile var ise hemen onu Tuğkak'a ilan ederiz. Bilmediğimizden dolayı, hile-i şerriye şudur örneklemek gerekirse. Mesela Eyüp Aleyhisselam eşi rahimeye çok canı sıkıldı bugün. Hasta ya, hastalıklar içinde böyle bunalıyor. O esnada gecikti eşi rahime. Gecikmesinin sebebi de şeytan yoldana musallat oldu. Çok yakışıklı, delikanlı, zengin bir kimse olarak göründü.
Dedik ona, ben seni nikahıma alayım. O dedi ki, benim bir ihtiyarım var. Ben ona bakmaya gidiyorum. Benim evlenmekle işim yok. Gel seni işte sarayıma sultan edeyim, şunu şöyle edeyim, bunu böyle edeyim. Birinci gün. Gitti. Tabii rahime annemiz biraz gecikti. İkinci gün tekrar şeytan geldi. Bu sefer büyük devlet başkanı, bir padişah gibi geldi. Dedi ki, gel, seni kral hanımı yapayım. Seni evlendireyim, nikahıma alayım, sarayıma alayım. Yine rahime annemiz kabul etmedi. Benim bir ihtiyarım var. Üçüncü gün çok büyük bir komutan gibi geldi. Dedi ki, bak ben büyük bir komutanım, ben seni nikahıma alayım.
Yine böyle bir cedelleşme oldu. Yürüdü üçüncü günde geç kalınca, Eyyub Aleyhisselam'ın canı sıkıldı. Alınganlık yaptı. Dedi ki, iyileşeyim, sana yüz değneğine kuracağım. Geç kaldığın için. Ardından Cenab-ı Hak ona şifa bahşetti. Vur ayağını yere mağarada vurdu. Mağaradan berrak bir su çıktı. Cenab-ı Hak vahyetti. Yıkan, yıkandı. Yıkanınca otuz yaşında gencecik delikanlı oldu. Ve o sular, üzerinden akan sular altın kelebek oldu. Başladı altın kelebekleri toplamaya. O esnada da Rahime annemiz geldi. Bir baktı, gencecik bir kimse var. Dedi ki, benim ihtiyarım nerede?
O da dedi ki, ne yapacaksın sen o ihtiyarım? Bırak boşan, ayrıl ondan. Ondan bir hayır yok. Dedi ki, yok. Ben onsuz yapamam, ben ondan ayrılamam da. O zaman dedi ki, benim, Eyyub'in. Nasıl oldu? Allah dedi, bu suyu verdi. Bundan yıkandım, seninle yıkan. O da yıkanınca, o da otuz yaşında oldu. Gençleşti. Yaşla alakalı değişik rivayetler var ama gençleştiler. Ve ama ardından Eyyub'in sözü, Eyyub'in aklına geldi. Dedi ki, ben buna yüz değnek vuracaktım. İşte Allah, hile-i şerriye kapısını açtı. Ona vahy etti. Dedi ki, yüz tane bu saz gibi şeyler vardır ya. Böyle değnekimse süpürge falan yaparlar onlardan. Eyyub'e dedi ki, ondan yüz tane topla, yüz tane topladı. Yüz tane dedi, demet yap, demet yaptı.
Dedi ki, rahimi incitme. Ona bir tane vur öyle. Böylece ne yaptı? Onunla yüz değnek vurmuş oldu. Hile-i şerriye. Veya yine bir hile-i şerriyeden örnek verelim. Devrin imamı, İmam-ı Azam'ın talebesi İmam-ı Yusuf. Bir zengin ama civri bir adam var. Dedi ki, Allah bana hayırlı bir erkek evlat versin. Ben beş karış, boynuzlu bir koç kurban edeceğim. Allah'ına bir evlat verdi. Bütün çobanlara, bütün ahaliye haber verdiler. Boynuzu beş karış gelen bir koç arıyorlar. Eee aradılar, aradılar, aradılar. Öyle bir koç yok. Dediler ki, sen İmam Yusuf'a git. O senin bu problemini çözer. İmam Yusuf'a gitti.
İmam Yusuf'a meseleyi anlatınca, İmam Yusuf, onun cimri bir kimse olduğunu anladı. Dedi ki, senin meseleni hallederim. Ama dedi, bir şartın var. Nedir şartın? Dedi ki, iki tane okul kuracaksın. Dikkat edin. Hangi imamlardan hangi imamlara geldik? O imam diyor ki, iki tane okul kuracaksın. Bu okulda diyor, fukara, gariban çocuklar okuyacaklar. Bu okulların iaşesini sağlayacak, bir de kiraya verecek dükkanlar kuracaksın. Önce bunun parasını taahhüt et, hazineye yatır. Ondan sonra dedi, ben senin problemini çözerim. Adam yapacak bir şeysi yok. Oğlu elinden gidecek, hasta olacak, perişan olacak. Hani adamı yerine getirmezsem, çocuk per perişan olacak diye, düşüncesinden kabul et.
Dedi ki, tamam. Paraları yatırdı. Şahitlerin huzurunda imzalar atıldı. Okulların parası, dükkanların parası, veya ilk adepta açıldığında, talebelerin iaşesi, masrafları, bütün paralarını yatırttırdı hazineye. Yatırttıktan sonra, geldi, dedi ki, ey imam, benim işimi gör. sakin ol, otur. İmam bir tane öğrencilerinden birisini kaldırdı. Dedi ki, git bana, dört yaşında bir çocuk bul, gel. Bir tane, dolaşın, en uzun boynuzlu, koçu da getirdi. En uzun boynuzlu, koça getirdiler. Dört yaşındaki çocuğun, karışıyla, karıştattılar, beş karış. Dedi ki, işte, senin dedi, ahdettin, nezir ettin, kurban budur. Beş karış geldi mi?
Geldi. Aha dedi, algı turunu, kurban et. Bu ne? Bu hile-i şeriye. Yani, normalde bir meselede, çözüm bulma. Bu işin içerisinden çıkma. Bir de hile-i batıla vardır. Batıl hile vardır. Batıl hile nedir? Bunu da yine, Kur'an-ı Kerim'den örnekleyelim. Hani, Yavidilere, Cenab-ı Hak, Cumartesi günleri, balık tutmayı yasaklamıştı ya, e, deniz kenarında yaşayan, Yavidiler çok uyanıklardı, kurnazlardı. Gerçekten, böyle, kadim millet, hepsi de, çok eski. Yani, öyle, ben kızgınlıkla bunu söylemiyorum. Gerçekten, çok kurnazlar, çok uyanıklar, ticarette, sanatta, kültürde, ileri bir topluluklardır. biz tabi, mesele farklı yönden baktığımızda, buralarını görmeyiz onların. öyleler, çok kurnazlar.
Deniz kenarında yaşayan bir kavim, kendince kurnazlık yapıyor. Denizin kenarına havuz yapıyor, havuz yaparak da, cumartesi günleri normalde avlanmıyorlar ama, balıklar havuzun içerisine girince, hafz oluyor. Havuza giriş var, çıkış yok. Giren balık hafz oluyor, pazar günü, onların hepsini de topluyorlar. Hani, Cenab-ı Hak, diyor ya, o, cumartesi günleri, balık yasağından, balık yasağına, delenlerden, uymayanlardan, haberdarız. Sonradaki ayeti kerime daha müthiş. O bizim yasağımızı dinlemeyen, bizim hükmümüze isyan eden, bizim hükmümüzü bu noktada, yerine getirmeyen, o kavim var ya, evet, onları maymunlara çevirdik, diyor. O yüzden, Yahudilerden bir kavim vardır, o kavim maymuna çevirmiş. Ha, bu normalde, fıtratları mı değişti, yoksa, huyları mı maymuna benzedi, burası müteşavih bir mesele, bizim işimiz değil.
İşte bu da ne? Hile-i batıla, batıl hile. İşte bu vezir, batıl hileciydi. İyi hileci değildi. Ve, padişaha dedi ki, ben onlara bir hile yapacağım. Ben onlara hile yaparaktan, onların bu noktada, öldürmene gerek kalmayacak. Bakın, öldürmene gerek kalmayacak, dedi. Ve, devam edelim, Hz. Pirden. Onları az öldür. akıl veriyor, padişaha. Onları az öldür. Çünkü, öldürmede fayda yok. Dinin kokusu çıkmaz. Misk ve kötü acı değil ki. Onları az öldür. Şimdi ben sizi günümüze taşıyayım. Bakın, Hristiyan dünyası, veyahut da Yahudi dünyası, bugünkü, ellerindeki silahlarla, askeri teşkilatlarla, askeri teşkilatlarıyla, ekonomik teşkilatlarıyla, siyasi teşkilatlarıyla, İslam dünyasını, yerle bir edebilirler.
Evet. Yani, öksürünce, dolar yedi binler oluyor. İstedikler anda, hani, Numan kurtulmuş dediydi. Dedi ki, uçağın kapan geliyor dedi. Yani, istedikleri yerde, uçağın kapı geliyorlar. İşte neymiş, demokrasiymiş. Bir yerde, seçilmiş bir devlet başkanı var, tanımıyoruz diyorlar. Demokrasi de rafta. Onların demokrasisi. Onların insan hakları da rafta. Hepsi de rafta ve lafta. istedikleri zaman, istediği yere sürmediyorlar. İstedikleri gibi. Ama, komple katletmiyorlar. Öldürmüyorlar. Neden? Çünkü, komple katlederse, öldürürse, üretecek ve tüketecek, köleler azalacak.
İslam dünyası, çok iyi bir köle. Hem üretiyorlar, hem de tüketiyorlar. Böylece, İslam dünyası, komple, İslam dünyasının dışındaki, emperyalist güçlerin, oyuncağı halinde. Öyle olunca, onlar, komple öldürmüyorlar. Yani, bir hastalık bize bulaştırıyorlar. Biz bütün kış, bütün ülke olarak, ne kadar antibiyotik varsa, yutuyoruz, yine iyileşmiyoruz. Bütün markalarıyla, bütün emperyalist kuvvetleriyle, argümanlarıyla, çöpe çöpe sarmışlar bizi. Biz, onların istediği markaları giyiyoruz. Onların istediği yiyecekleri yiyoruz. Onların istedikleri gibi alışveriş ediyoruz. Onların istedikleri gibi bir hayat standardı yaşıyoruz. Onlar nasıl istiyorsa öyle yapıyoruz. Yalnız bu sadece biz değil.
Yani, Almanyalı Hans da öyle, İngiliz George da öyle, Amerikalı, Zencisi de aynı. veyahut da Çin'deki Çinli, Japonya'daki Japon'la aynı. Hepimiz McDonald's diyoruz. Hepimiz kola içiyoruz. Hepimiz Pepsi patlatıyoruz. Hepimiz Çinburger'ler yiyoruz. Hepimiz, hemen hemen aynı marka çikolatalar yiyoruz. Biz hepimiz aynı marka çikolataları hediye olarak götürüyoruz. Onlara da aynı şeyleri yediriyoruz. Biz hepimiz Gabbana giyiyoruz. Gucci giyiyoruz. Öyle değil mi? Diyeceksiniz ki nereden biliyorum? Tekstille uğraşırken çocuğun birisi geldi. Hadi baba bana yardımcı ol. İyi oğlum yardımcı olayım.
Ne yapacağız? Dedi ki, bu atkıdan yapacağız. Oğlum bu atkı ne? Benim işim değil. Ben havlu bornoz işi yapıyorum. Bu atkı ne? Baba bu dedi Gabbana atkısı. Oğlum atkı değil mi işte? Bu işte ipli şu çözküsü bu. Ne olacak? Ah be baba ya dedi. Senin hiçbir şeyden haberin yok. Oğlum ne yapayım ben dedim. Yani ben havlucuyum burada. Avlu bornoz satacağım diye uğraşıyorum. Ne işim var benim? Gabbana'yla dedi. Baba dedi, bu atkı ne kadar biliyor musun dedi. Bilmiyorum oğlum dedi. Ne kadar bu dedi. Beş yüz elli binler dedi. Attım ben atkı. Oğlum elimde kalmasın dedim ha. Bir şey olur dedim. Allah muhafaza eylesin. Sıkıntı yaşarım dedim ben. Al dedim yavrucuğum ya.
Dedim benden ne alakası var? Biz bunu yapamayız dedim. Ben dedim tezgah yok. Ben dedim avlu bornoz işi yapıyorum. Baba bu seninle kalsın dedi. Oğlum kalmasın bende değil. Bende kalsın. Baba yapma ya. Hediyem olsun dedi. Oğlum böyle şey takamam ben dedim. Ben bunu takacağım. Sohbete gideceğim. Millet bir atkıya bakacak. Çişhane altıma bakacak. Tophane dedim lan bu nasıl olacak? Benim dedim altımda otuz liralık pantolon var. Dedim üstümde beş yüz liralık atkı var. Oğlum ne işin var dedim. Al götür. Yok algılarday mı diyeyim olsun. Orada masada durdu bu uzun müddet. Genç bir çocuk var gene. Bizim bir arkadaşın. O o geldi. Amca nasılsın?
İyi misin? İyiyim oğlum. Sen nasılsın? İyi misin? İyiyim. Amca hayırdır dedi ya. Ne oldu oğlum dedim ben. Bu ne dedi böyle dedi. Gabba'na atkılar dedi. Olar dedi başımıza iş açacağız biz bundan. Lan oğlum dedim. Daha markasını görmedin. Karşıdan nasıl tanıdın? Baba dedi ya. Sen de dedi maşallah dedi. Başlamışsın markata kılmaya. Dedi bu ne böyle Allah bir sardı boynuna filan. Oğlum atkı değil mi bu? Bunu sarınca boynun değişecek mi? Baba baksana ya. İşte kabban. Allah'ın senin olsun dedi. Yürü git. Allah elini versin. Öyle gitti. Aha dedim ya. Bir atkı o zaman için beş yüz kusur bin lira. Dedim bu ne ya? Oğlum alıyor mu insanlar bunu dedim. Oo baba ya dedi.
Biz bakın. Bir bildiğimiz atkı üzerindeki iplik toplasan yüz gram. Yüz gramlık ipliği biz beş yüz katı fiyatını alıyoruz. Tabii örtülü bayanlar da vakkolarını gösterecekler ya. Ucundan sarkıçak vakkosunu. Bir de o var. Yani. Aa neden? Yani o da ucundan görünmesi lazım. İşte. Bilmiyorum. Vakko herhalde başka ne var? En pahalısın? Söyleyin. Utanmayın. En pahalısın. Kızım sen söyle. Gelin sen söyle. Bak hangisi en pahalısın? Efendim. Gunci midir? O da mı başladı örtü yapmaya? Vay gitti. O da örtü yapmaya başlamış. Atkısından kurtulduyduk örtüsünden. Örtüsünden kurtulamayacağız demek ki.
Neyse. Şimdi onların istediği gibi yaşıyoruz. Onların istediklerini giyiyoruz. Onların istediklerini alıyoruz. Onların istediklerini. Değişmiyor bir şey. Bakın değişmiyor bir şey. Allah bizi affetsin. Onlar çünkü az öldürüyorlar bizi. Çok öldürürlerse üretemeyeceğiz, tüketemeyeceğiz. Biz üretim tüketim makinesi olmamız gerekiyor. Bu hani teknoloji gelecek, robotlar çoğalacak, işte işsizlik olacak. İnanmayın bunlara. Sakın. Kime yitirecekler? Kime yitirecekler sana? Robotlar bir şey yemez ki. Robot. Bak, gabbana örtü örtmez. Ne yapacak robotlaştıracaklar?
O robotların kendileri ne yapacaklar? Biz ha bire sabahtan akşama kadar çalışacağız. Bir ay boyunca çalışacağız. Ondan sonra bir ay sonra kızcağız maaşını alacak. Kaç para? Asgari ücretten iki bin lira. Bakacak. Armağan, Manto bin lira. Vakko dört bin lira. Ya neyim eksik ki benim? Ben kız değil miyim? Ben kadın değil miyim? Kör olasıcı adam. Beni aldın. Hala daha ben yüz liralık mantolar giyiyorum. Alacağım dört yüz liralık mantol. Pardon dört bin lira. Alacak. Hele ailesi biraz daha iyiyse, hani evlenmezden önce. Ben babamın evinde dedi mi adamın işi bitti. Bitti. Adamın pırısını pırtısını toplasın gece mesaisine baksın.
Yetmez. Ben babamın evinde diye başladı mı bu sözüm erkeklere. Boynunuz bükün. Aa ne olmuş ki ya? Kar mı yağmış Uludağ'ın tepesine? Konuyu öyle değiştirebilirsiniz. Çünkü babamın evinde dedi mi bitti. Ya da babam gibi bir kimse olacak. Allah rahmet eylesin. Annem iki tane patlıcan koparmış. Anneannemin bahçesinden. Pireçli patlıcan yapmış. Kendisi yiyor. Babam yemiyor. Babam sebze hiçbir şey yemiyor. Veyahut da onun dediği yemek olacak. Onun demediği yemekse yemez. Annem bir lokma aldı. Mis gibi patlıcan kokuyor dedi. Anamın bahçesinden dedi. Babam bir kaşını kaldırdı. O geçti. Dedim geliyor içimden. İkinci lokmayı aldı annem. Annemin dedi bahçesinden dedi.
Mis gibi patlıcan kokuyor dedi. Babam bir nefes aldı. Gardını aldı. İşte annem ya Allah rahmet eylesin. İkisine de. Üçüncüyü söyledi. Söylemese iyiydi. Babam tabağı aldı. Patlıcanın da anasını avradını dedi. Bıçaktı. Ama o instantaneyi görmeniz lazım. Tabak böyle çok simetrik bir şekilde duvara. Böyle kenardan falan vurmuyor. Böyle böyle vuruyor. Tabak bütün olarak vuruyor. Böyle aşağı doğru inişini de izlemek güzel oluyor. Çıtır pıtır pıtır pıtır pıtır aşağı iniyor. Böyle biz tabi izliyoruz sadece. Yorum yapmak mümkün değil. Ya neden yaptın? Nasıl yaptın? Yok. Ancak böyle siniri geçtiğinde müsait zaman da tekniğini öğrenebilirsin.
Kalkan gider. Kalktı gitti. Bir sefer de böyle siniri atmıştı. Evet biz masada falan yemek yemezdik. Yer sofrasında bayıldır da. O zaman da şey, hani şimdi mevsimi sarmaşık var ya. Annem almış gene işte. O tük adıncaz. Biri bir sefer kendi yiyor bir de. Birincide sofra, ikinciye geldi. O üçüncüyü annem yese dair sofraya üstüne çıkmaması lazım. Sininin altından yemesi lazım. Prosedür o. Ama sofranın üstünde. Bir gördü. Bu ne dedi. Ses yok. Sarmaşının anasından uğradığını dedi. Ama o güzel bir böyle onun tekniği var. Sinir komple.
Gittiği duvara güğüm tıkır tıkır tıkır … simetrik bir şekilde aşağıya indi. Herkes sustu tabii. Nereye bir şey diyeceğim. Ondan sonra kalktı gitti. Anneme dedi ki kalk. Ben şimdi temizle. Birazdan gelecek. Susun bana. Ağzını köpek edin demin dedi bana şimdi. Ben konuşuyorum bir dek. Ben de çok sevilmem. Annem tarafından. Annem bir ara bizi bırakıp gittiydi. Ben hiç git dedim anneme. Neden bıraktın gittin diye. Sonra normalde babamı evlendirmeye kalktı lan. Babamı dedim alma geri. Evlen. Başladı babam bu kadın bu olur mu olmaz diyor. Karabela bu olur mu diyor. Bu olabilir diyor.
Karabela bu olur mu bu olabilir bu olmaz. Ben babamı evlendireceğim. Yaş 11. 10-11. Gidiyor babam. Sonradan annem toparladı ortalığı. Döndürger çevirger duaları ile bitti babamın eşi. Toparla bak ortalığı gelecek şimdi. Dediğim gibi geldi. Yoğurtçu Muhsin diye dama oynuyordu. Onun asker arkadaşı o. Onun o zaman hem köfte ekmek hem yoğurt helva falan satıyor. Onun asker arkadaşı gitti. Oradan oraya soruyorum. O bayındırlı o da ya benim arkadaşım Nuri. Köfteci Nuri. Namur ya. Şimdi oradan köfte ekmek yaptırıyor. Geliyor babam öyle yemeği vurunca duvara yemek yok değil.
Yarım saat 45 dakika kendince o temizlenme suresi veriyor. Geliyor. Geldi. Yine sofra kuruldu. Annem böyle duruyor. Gülmüyor. Tebessüm etmiyor. Baktı onun. Yaptı. Hani ne oluyor diye. Annemde ses yok. Çar bir tane. Ne oldu dedi annem. Güleceksin dedi. Verin ya dedi annem. Öyle yapacaksın dedi. Güldü annem sana. Sıkıntı yapacaksın. E şimdi. Az öldürüyorlar bunlar. Çok öldürmüyorlar. Neden? Çünkü biz üretip tüketeceğiz. Onların istediklerini alacağız. Irak'ta bombalarının altında Gucci geyeceğim diyor bu daşıyor kimse. Suriye diye bir devlet kalmamış.
Suriye diye bir ülke kalmamış. Allah Suriyelilere bakıyorum. Onlar bile marka giymeye başlamışlar. Kapının önünden geçiyor. Veyahut da bir şey istiyorlar. Bakıyor mu adamın kılını, kıyafetini. Benden iyi. Allah'ım diyorum bunlar ne çabuk markaya alıştı. Birisi Türkçe öğrenmiş. Dedim markaya Suriye'de mi alıştın? Evet dedim. Harika. O yüzden siz patlamaların. Markaya alışmışlar. Az öldürüyorlar. O zaman içinde o vezir diyor ki padişaha bunları az öldür. Hepsini öldürme. Hepsini öldürürsen üretecek tüketecek kimse kalmaz. Dinin kokusu çıkmaz. Misk ve öte ağacı değil ki. Yani dinin kokusu yok.
Bir kimsenin dininin ne olduğunu, ne olmadığını biz nereden bileceğiz onu? Ancak onun fiiliyatından, ancak onun sözünden biliriz. Bir kimse iki kişi otursa buraya şimdi, hele bu zamanda. Geçmiş zamanda da aynı. Yani bundan iki yüz yıl önce gitmiş olsanız, iki yüz yıl önce bir fotoğraf sergisine gidin, iki yüz yıl önceki bu topraklarda yaşayan insanların kıyafetlerine bakın. Bir Hristiyan kadın ile, bir Musevi kadın ile, bir Müslüman kadının arasında kıyafet farkı yok. Bir tek renk ve desen farklılıklar var. İkisini yan yana oturtmuş olsanız, din farkını göremez. Ancak konuşması lazım. Dinin bu noktada kokusu yok. Yüz tane kılıf içinde gizli sırdır.
Dışı sana malumdur ama içi aksine. Yani bir kimse dinini ve dindarlığını kılıfların arkasında saklayabilir mi? Evet. Bir kimse gerçek yüzünü de bir kılıfın arkasında saklayabilir mi? Evet. Biz normalde mesela bu topraklarda İngilizlerin yetiştirdiği şeyhler yaşamışlar mı? Evet. Hala da yaşamışlar mı? Evet. Şeyh kısresi altında bunu yapmışlar mı? Evet. Bakın bunu saklamak, gizlemek mümkün mü? Evet. Hala da bu topraklarda İngilizlerin emrinde şeyhler, cemaatler, topluluklar, dini topluluklar var mı? Evet. Hala da Müslüman topluluklarının içerisinde değişik Mossad gibi, CIA gibi, KGB gibi veyahut da işte M16 gibi değişik böyle gizli servislerin emrinde şeyhler, hocalar, siyasi parti liderleri, devletin içerisindeki bürokratlar var mı?
Evet. Kendilerini saklayabiliyorlar mı? Evet. Kendilerini değişik iniformalar, değişik kısvelerin altında kendilerini gizleyebiliyorlar mı? Evet. Bugün dahi bunlar var mı? Evet. Bakın bundan 850 yıl önce bunu Hazreti Mevlana söylerken kendisinden 2000 yıl önce olan bir olayı anlatıyor. Kendisinden 2000 yıl önce de insanlar değişik kişilerin altında değişik düşünce ve felsefelere sahipler.
Kendilerini aldığını, kendilerini saklayabiliyorlar mı? Evet. Kendilerinin bu noktada gerçek duygularını, düşüncelerini, hislerini, gerçek attığını, fikrini gizleyebiliyor mu? Evet. Bu tarih boyunca var olacak mı bunlar? Evet. Bakın tarih boyunca bunlar var oldu. Yine yaşayacağımız tarih boyunca bunlar olacak. Biz ancak uyanık olursak bunları bileceğiz. Hani adamın birisi çıktı dedi ya, Prens Charles da Müslümandır. Adamın birisi çıktı, dedi ki İngiliz kraliyet ailesi ehli beyttir. Ya biz oturup bunlar, ya bu adam ne diyor ya böyle bir saçmalık olabilir mi? Kraliyet ailesi nereden ehli beytmiş? Deyip gür bir seda ile buna cevap verebildik mi? Hayır.
Bakın hayır. Hala da o tarikatın, o dergahın, mühipleri, müritleri, her şeyleri var mı? Evet. Yurumdalar mı? Evet. Yük dışarıda mı? Evet. Ve kisveleri İslam mı? Evet. Kisveleri İslam mı? Evet. Kisvesi nice İslam olan insanlar bu Müslümanların içerisine girip Müslümanları aldatıp kandırmışlar mı? Evet. Dışı Müslüman, içi kafir, çok olur. Yunus'un sözü mü? Evet. Dışı Müslüman ama. İçi ne? İçi kafir. Kisve ile kendisini örtebiliyor mu?
Evet. Bunu Müslümanlar bir sıkıntıya düştüklerinde, bir problem yaşadıklarında bunlar kendilerini gösteriyorlar mı? Evet. İstanbul dergahlarında nice Şeyh Efendiler mason mu olmuş Osmanlı'da? Evet. Osmanlı'nın, devlet bakanlarının, başkanlarının, devlet bakanlarının içerisinde mason olanlar olmuş mu? Evet. Yaşadık mı bunları? Evet. Son dönemde ben 57 yaşındayım. Normalde 13-14 yaşında siyasetle ilgilenmeye başladım. Sonra 12 Eylül'den sonra aktif siyaseti bıraktım. Bunları gördük mü zaman içerisinde? Evet. Görecek miyiz daha? Evet. Hazreti Pir o günden bize bugünlere ışık tutuyor mu? Evet.
Yüz kılıf içinde bunlar saklanıyorlar mı? Evet. Padişah dedi ki peki söyle bakalım ne yapalım? Bu hususta ne hile ve tezvirde bulunalım? Çaresi ne? O vezir çünkü hilebaz. Bütün devlet başkanlarının etrafında hilebaz vezirler vardır. Bu hilebaz vezirlerin olması lazım mıdır? Evet. Hem hilli şeriye bilecek hem de hilli batılı bilecek vezirler lazım mıdır? Evet. Devlet idare edenler için. İşte dedi ki ne yapalım? Ne yapalım ki bu dünyada ne açık dindar ne de gizli din tutar bir Hristiyan kalmasın dedi. Hani biz nasıl bir şey yapalım? Nasıl bir hile kuralım ki?
Ne açık ne gizli bir Hristiyan kalmasın. Hepsini öldürelim. Hepsini katledelim. Bir hile düşün. Öyle bir hile olsun ki gizlisini de açıya çıkaralım biz. Bakın öyle bir hile düşün. Gizlisini de açıya çıkaralım. Bir kimse işte zünnarını bağlamış, haçı boynuna takmış meydanda o. Onun bir açıya çıkarmaya gerek yok. Ama bir kimse de haç da yok, zünnar da yok. Onun hangi dine mensup olduğunu nasıl meydana çıkaracağız? Vezir dedi ki bana gazap ederekten hükmet, kulağımı elimi kestir, burnumu, dudağımı yardır. Ondan sonra beni tara ağacına götür. O esnada bir şefaatçi suçumun affını dilesin.
Bu işi dört yanu ağzı bir yerde, tellal pazarında yap. Ondan sonra da beni huzurundan uzak bir şehre sürteyim. Ben onların arasında yüz türlü din kayıtsızlığı sokayım. Ne yapacakmış? Onların arasında yüz türlü din algısı. Yüz türlü din anlatacak. Yüz türlü. Böylece ne yapacak? Onları birbirlerine düşürecek. Bu halde diyeyim ki, ben gizli Hristiyanım. Ey sır bilen Allah! Sen benim gönlümü bilirsin. Padişah benim imanımı anladı. Taassuptan dolayı canıma kastetti. Diyeyim. Derin.
Buradan önümüzdeki ayağın devam edeceğiz. Arkası yarın gibi bizim işimiz. O yüzden yarın değil, önümüzdeki ayağın arkası. İnşallah sorularınıza şimdi devam edeceğim. Şuraya bir bellilik koyayım. 350. beyinden inşallah devam edeceğiz. Allah izin verirse inşallah. Şurayı derleyip toparlayıp iki tane mikrofon olunca bir böyle kıracağım, dökeceğim diye uğraşıyorum. Benim böyle ben elimi kolumu sallaya sallaya konuşuyorum. Yoksa artık mutlaka hallediyorum.
Allah razı olsun. Teşekkür ederim. Arkadaşlar kusura bakmayın böyle kendi işimi kendimi görmeye çalışıyorum. Gayret ediyorum. Sizden o yüzden böyle söylüyorum. Böyle size karşı herhangi bir olumsuzluğundan dolayı değil. Hakkınızı bu noktada tekrar helal edin. Teşekkür ederim hepinize de. Sünnet olan o. Elim ayağım tutuyor. Hamdolsun. Hakkım da yerinde henüz daha. Ne kadar yerinde olduğu tartışmalı olsa da. Yani normalde en belli dahi kendini akıllı görür ya. Bizimki de o esnaf. Biz kendi kendimize yetecek kadar akıllı görürüz. Ama dışarıdan bakanlar sen normal değilsin diyorlar. Açık açık konuşun diyor. Ben delisin diyorlar. Bizim doktorlar da bana diyorlar ki sen eğer gelsen bölüme diyorlar.
Kezit diyorlar. Sana şizofreni teşhisi koyar diyorlar. Öyle diyorlar. Ne diyeyim? Evet. İnsanların bu dünyadaki çektiği hastalıklar ve eziyetler öbür dünyanın kefaretidir. Bir hadis-i şerif var. Bir kimsenin normalde başı dahi ağrılsa o baş ağrısına normalde hani sabretse o baş ağrısına katlansa o kimse ecir alır, sevap alır. Hatta baş ağrısından ölse, iman sahibi ise şehit hükmünde olur. Ama izan etmeyecek, itiraz etmeyecek. O hastalığıyla barışacak. Burada bir kısmı tedavi dahi görmemişler. Ben size bu yolu tavsiye etmiyorum. Mesela ehli beyt hiç tedavi yoluna gitmemiş. İlk Selef imamları dediğimiz Selef.
Yani bugünkü Vahabi Selefiler değil. Hani Neo-Selefi diyorlar ya. Bunlar değil. Bunlar Allah affetsin. Dilim bozulmasın. Muhafaza edin. İzmir değil. İzmirliliğimi koruyun. Böyle şey konuşuyor. Ne o? Kibar konuşuyor. Şimdi bu Neo-Selefi dedikleri şey İngilizlerin kurduğu bir topluluk. İngiliz standlı. Bunlar İslam dünyasının içerisine fitili çekilmiş el bombaları. Bu Neo-Selefiler. Bu Vahabiler. Allah muhafaza eylesin. Bunlar İslam dünyasını bölüp parçalamak. İslam dünyasının içerisinde fitne çıkarmak için yabancıların kurdukları topluluğu tarzı. Şimdi hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu alaihi ve sellem adetler. Baş ağrısından ölen şehittir. Karın ağrısından ölen şehittir.
Vebadan ölen şehittir. Diye hadis-i şerif var. Tabi bu hadis-i şerif bir kadın oğlu vefat ediyor. Böyle ağlayınca diyor ki ne oldu? Ya Resulallah işte oğlum diyor vefat etti. Hani böyle boşa öldü. Hani bedavadan öldü gibi. Ne oldu ki diyor? İşte o diyor bir ateşli hastalıktan öldü. O zaman diyor ki daraltmayın. Genişletin. Ümmetinden ateşli hastalıktan ölen şehittir. Karın ağrısından ölen şehittir. Vebadan ölen şehittir. Baş ağrısından ölen şehittir. Diye böyle bir hadis-i şerif söylüyor. Şimdi bir kimsenin başına gelen rahatsızlıklar, hastalıklar o kimsenin bir günahına kefarettir. Biz sufi felsefesi olarak biz başımıza gelen bela, sıkıntı, musibet, darlık, hastalık biz ona deriz ki günahlarımıza kefaret bunlar.
Hatta bu tırnak içerisinde husisi noktada. Onun tedavisi için uğraşmayız. Çünkü biri giderse başkası gelir. Alışmışız ona gitmesin. Ona alıştık. Neden gitsin başkası geleceksen? Tanıdık, bildik bir kimse. Otursun oturduğu yerden. Biliyoruz ne olduğunu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden başınıza gelen bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasever kendi kendinizdendir. Kendinizdendir. Tövbe edin. Bakın tövbe edin. Hazreti Ali radıyallahu anh hazretlerine birisi gidiyor ki ya imam çocuğum çok hasta diyor. Tövbe et diyor.
Çocuğun hasta bakın. Diyor ki törbe et. Biz törbe etmeyi, dua etmeyi unuttuk. Biz törbe etmeyi ve dua etmeyi unuttuk. Bir de bize şöyle denirler. Sen böyle dua edersen duan kabul olunmaz. Böyle tövbe edersen tövben kabul olunmaz. Canım kardeşlerim, kim tövbe ederse karşısında kendisini affedecek olan bir Allah bulur. Kim dua ederse, kendisinin duasını kabul edecek olan bir Allah bulur. Kim Allah'ı zikrederse, kendisini zikredecek olan bir Allah bulur. Kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Kim tövbe ederse, Allah bunun tövbesini kabul eder. Bir tane ayet yoktur Müslümanlar için, tövbesi kabul olunmayacak diye.
Tövbe kapısı ne zaman kapanır? Kıyamet kopacağı gün. Kıyametin kopacağı gün ne gündür? O gündür. Güneş batıda asılı kalır. Güneş batıda asılı kalır. Güneş batıda asılı kalıncaya kadar tövbe kapısı açıktır. Ümitsizlik, yeise düşmek, benim günahım, benim tövbem kabul olmaz demek, şeytanın vesvesesidir. Ve şeytanın sesidir. Ne işlediyseniz işlediniz. Ne yaptıysanız yaptınız. Kus dedin, abdest alın, iki rekat namaz kılın Allah için. Ve deyin ki, Ya Rabbi, ben bir daha yapmayacağım. Bu kadar. Hiçbir insan yoktur ki, hiçbir Müslüman yoktur ki, hadis yerine bir günahın pençesinde bulunmasın.
Ne olur o ümmetin hali ya Resulallah? Ne yapacaklar ondan? Tövbe edenler müstesna. Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir. Allah bizi öyle tövbe edenlerden hevesin. O yüzden başınıza bela, musibet, sıkıntı gelecek. Belasız, hastalıksız, musibetsiz, musibetsiz, sıkıntısız, acısız bir dünyanın tadı olmaz. Biz Antep kebabı gibi acıyı yapa yapa yeriz. Onların bir behran çorbası var. Sabah ve naltıda içiyorlar. Acıdan dudaklarınız yanıyor, kızarıyor. İçiyorlar ama. Ben de alıştım şimdi.
Acısız yemek yemiyorum, tat vermiyorum. Hatta diyorum ki acısız yemeğin, acısız hatunun, acısız arkadaşın, acısız kardeşin, acısız yolun tadı mı olur ya? Acı olmalı. Oturup göğsümüzü yumruklayıp ağlamalıyız. Kederimiz olmalı. Oturup kendi kendimize düşünmeliyiz. Biraz... ... ... Sadakallahu Lazim. Hatem-ül Veli veya Hatem-ül Evliya böyle bir makam var mı? Evet. Bunu Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri Füsusunda ve Fütuhatında bahseder. Ama o bahsetmese dahi böyle bir üçler, beşler, yediler, kırklar dediğimiz halk dilinde böyle konuşulan ama İmam-ı Hanbel'in ve Tirmizi'nin naklettiği hadislerde var olan bu zatlar var mıdır?
Evet. Ölü için devir ve iskat nedir? Muhteşem bir şeydir. Hocalar iyi para toplarlar burada. Ben onu hariç tutuyorum zaten ya. Harun hocam hariç bu konu. Şimdi böyle devir, iskat nedir? Bir kimsenin işte normalde... Bakın, geliyor sahabeden bir kadın. Diyor ki, babamın tutamadığı oruçlar var diyor. Bayanlar çok merhametli, şefkatli. Kız çocukları babalarına çok merhametli, şefkatlidir. Erkekler böyle oğlunuz olsun isterler ama kız çocukları babalarına çok şefkatli ve merhametlidir. Oğlanlar değil. Ve bu sefer o geliyor kadın, diyor ki ya Resulallah, babamın tutamadığı oruçlar vardır.
Tutabilir miyim? Onun adına evet diyor, tutabilirsin. İşte başka bir sahabe geliyor, babamın adına kurban kesebilir miyim? Evet. Başka bir sahabe geliyor, babamın adına ömre yapabilir miyim? Evet, harika. Şimdi bir orucun, bir günlük orucun karşılığı bir fakiri doyurmak ya, bir fakir bugün için bir fakiri doyurmak. Şeriata göre işte ne kadar? Geçen sene 19-20 liraydı. Evet, bir fidye değil mi? 20 lira. E normalde dolar hesabı yaparsak kaç para şimdi? Ne kadar? Geçen sene 4 dolardı. Ama sen kimden yanasın, fukaradan yana değilsin sen.
4 dolar şimdi 20 lira yapıyor gene. Geçen sene dolar kaç paraydı, bu sene dolar kaç para. %50 arttı 20 liraysa en az 30 lira olması lazım bu sene. 30 lira. Sufi hesabı böyle değildir. Sufi hesabı nasıldır? Ben arkadaşlara diyorum ki, öyle 20 lira. Sen gidiyorsun lokantaya, 20 lira mı yiyorsun? Eh, hayır. Olay sen kendini yerken 100 lira ye kebabı götür. Fidye vereceğin zaman 20 lira ver. Bu hesap nereden çıktı böyle? Yok. Sen diyorum bir günlük yiyeceğini vereceksin. Sen ne kadar yiyorsan bir günlük onu vereceksin. Öbürki gidiyor, akşam olunca uzatıyor. Yok jet kabı olmuş, yok Antep sofrası, yok Yarbakır sofrası. Akşam yemeğini normalde 150 lira yiyor.
Öğle yemeği 50 lira. Sabah kahvaltısı 20 lira. Zaten 200 lira yiyor günlük. Eee? Fidye vermeye kalkınca 20 lira verecek. Öyle değil. Bir günlük yiyeceği para. Şimdi şöyle hesaplıyorlar sonra. Diyorlar ki bu adam kaç yıl namaz kılmadı? Kaç yaşında öldü? İşte ben kendimden yaş vereyim. 57. Ne kadar, ne zaman farz oldu? 13 yaşında farz oldu. 12 yaşında. İyi. Kaç yıl oldu? 45 yıl. Bir günlük ne kadardı? 20 bin liraydı. Günlük. 365. Çarpın akılsız telefonlarımızla. Hadi. 30 çarpı. 30 ne yaptı?
900 lira yaptı. Yıllık ne yaptı? 9, 9, 18. Ne oldu? 10 bin 80 yaptı. Öyle değil mi? Tamam. Öyle olmadı mı? Ben 10 bin 80 hesaplıyorum. Sen 7 bin 300 mi hesaplıyorsun? Ohtay duymasın oradan. Ah Ohtay'a. Nereden 7 bin 80? 900 liradan 10 ayda 9 bin lira yapar. 30 liradan hesapladım. Dedim ya 30 liradan diye. Pastacı Maremecan'ın oğlu. Köfteci Nuri. Parayı ne kadar aşağıya indirirsen o kadar iyiyim demek ki ben. yıllık 13 bin 500, 900, 10 bin 800 lira, 10 bin 800 lira çarpı 45 yıl, yıllık 11 bin lira çarpı 45, 486 bin lira. Doğru rakam.
Ya da 48 bin 600, 486 bin lira. Adam ölmezden önce malından 486 bin lira koydu babalar gibi oraya. Dedi ki ben hiç namaz kılmadım. Benim malımdan 486 bin lira dağıtın dedi. ıskat olarak nereye gider acaba 486 bin lira? Hiç böyle devir ıskat yapımı var mı? Zaten öyle bir şey yapmış olsa Diyanet İşleri Başkanı herhalde bu sesi gelir ıskatı ben idare edeyim diye. Yanlışa ortak olma diyen de var. Mümin yanlışta toplanmaz diyen de var. Herkes ayet ve hadise dayanarak bir taraf seçiyor. Doğruyu nereye göre belirleyeceğiz? Ah canım benim bu. Ahir zaman elameti.
İnsanlar doğru üzerinde ümmet, doğruyu seçmekte güçlük çekecekler. Ahir zaman elameti. İnsanlar doğruyu bir türlü tespit edemeyecekler. Hemen ayeti kelime hayır bildiğinizde şer, şer bildiğinizde hayır çıkacak. Allah'a dua edin Cenab-ı Hak sizi doğruya yönlendirsin. Güven duygusu neyle ilgilidir? Bu normalde güven birinci derecede hani dini termoloji açısından bakarsak imanla alakalı. Ama halk arasındaki termolojiye bakarsak işte doğruluk, cesaret, akıllı, bunlar girer işin içerisine. Kimlere güvenilir? Vallahi burada sıkıntı var. Kimlere güvenilir deyince burada sıkıntı var.
Çünkü hadis-i şerif var. Ahir zaman da öyle bir zaman gelecek ki, denilecek ki bu beldede filanca kimse emin insandır. Bir kişi, iki kişi güvenilecek insanlar bu kadar azalacak. Ben o günleri yaşadığımıza inanıyorum. Güvendiğimiz için mi severiz yoksa sevdiğimiz için mi güveniriz? İkisi de birbirini destekler. Bir kimse sevdiğine güvenir, bir kimse güvendiğini sever. Kimisi önce güven duygusunu öne alır, güven duygusunu öne alınca güvendiğini sever. Kimisi de sever, güvenir, onunla zarar edebilir. Yanlış kişiye güvendiğimizde oluşan diğer insanlara karşı önyargıyı nasıl önleyebiliriz? Bizim bu normalde yaşadığımız hayatla alakalı, yaşadığımız hayatın içerisinde bu tip sıkıntılar yaşayabiliriz.
Yaşayabiliriz, yaşayacağımız için tedbirli ve temkinli oluruz. O yüzden normalde hani hadis-i şerifte de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bizi uyarır. Der ki bir kimsenin namazı, abdesti, orucu sizi aldatmasın. Siz onun muamelesine bakınız der. O zaman biz onun hani fiiliyatına, yaptıklarına, ettiklerine, söylediklerine bakarız. Hal ve hareketlerine bakarız. Normalde soruştururuz bu insan nasıldır diye soruşturmak da hadis-i şerifte var. Bu da sünnettir çünkü. Ancak ondan sonra bir güven duygusu oluşur. Bakın bir kimsenin güvenini yerle yeksan etmek dünyanın en büyük zulmüdür. Müslümanların şu anda az önce hani dedi ya ne tarafa döneceğimizi bilmiyoruz diye.
Bu güven duygusunun yok olduğundan kaynaklanır. Aldatılmaktan kaynaklanır. Aldatılan insanlar güven duygusunu yitirirler. Biz İslam dünyası olarak aldatılmış bir dünyada yaşıyoruz. O yüzden güven duygumuz bizim yerle yeksan oldu. Bizi ben bu konuda biraz böyle agresif konuşabilirim. Hakkınızı helal edin. Başına sarık saran geldi bizi aldattı. Ağlayan geldi bizi aldattı. Takının peşimize diyen geldi bizi ağlattı. Biz sizi kurtaracağız diyen geldi bizi aldattı. Bizi normalde ama bunlar hadis-i şeriflerde hep var. Biz okumuyoruz bunları. Biz çünkü bunları okumaya kalkarsak da ailemiz, etrafımız, herkes bize farklı gözle bakıyor.
Yani işte laf sırası gelince oku. Nerede okuyacağız? Devlet okutmazsa nerede okuyacağız? Okuyamayacağız. Dininizi okuyaraktan öğrenin. Siz devlet olarak, diyanet işleri başkanı olarak, diyanet işleri teşkilatı olarak, ilkokul birinci sınıf, ikinci sınıf, üçüncü sınıf, dördüncü sınıf, beşinci sınıflara uygun dini kitaplar bastırdığınızda çocuklar okumadı mı?
Türkiye'nin değil belki de Avrupa'nın en zengin vakıflarından birisi, diyanet vakfı. Siz çocuklar daha iyi bir din öğrensinler, doğru din öğrensinler diye orta bir, orta iki, orta üç, orta dörde tavsiye kitaplar bastırdığınızda, hediye olarak evlere dağıttığınızda bu insanlar okumadılar mı? Ondan sonra bu da iş nereden çıkıyor? Her yerden çıkar.
Ondan sonra bu böyle işte değişik sakallılar, değişik kıyafetliler nereden çıkıyor? Her yerden çıkar. Her yerden çıkar. Çıkması normal. İsraf neden haramdır? Alışveriş tutkusu, eski giysilerin eskimeden verilmesi haram mıdır? İsraf, israf, israf, bütün dünyanın en büyük handikapı. Bunu ben kendim de uygulayamıyorum. Allah beni de affetsin. Yani yaptıklarınızı söyleyin. Yapmadıkları, yapmadıklarınızı tavsiye edicilerden olmayan hadis-i şerifi var. Yani normalde üç yazlık, üçte kışlık olmuş olsa bir kimsenin altı takım elbisası olması lazım. Ben baktım birkaç tane geçmiş benim. Dedim ki Mustafa Özba. Dedim israf etmiş.
Kendimden örnek vereyim. Hiç kimseyi suçlamayayım. Bu kadar basit. Attıklarımız, çöpe attıklarımız, giymediklerimiz, yemediklerimiz, yiyemediklerimiz, yediremediklerimiz, içirmediklerimiz, giydiremediklerimiz. Şey, erkeklerde de bulaştı bu.
Önceden kadınlar, psikolojim bozuk, biraz alışveriş etmem lazım. Kadın gidiyordu pazardan, bir tane tişört alıyordu, bitiyordu işi. Şimdi gucci alıyor. Şimdi gucci alıyor. Yabban alıyor. Eyvah. Bu sıkıntı. Ve vahşi kapitalist sistemin yeni dini mabetleri alışveriş merkezleri. Japonya'daki da metroya gidiyor örneğin.
Almanya'daki da metroya gidiyor. İstanbul'da gidiyor. Japonya'daki de iki aya, iki aya olarak yazılıyor ya, hiç girmedim. İki aya gidiyor. Türkiye'deki de gidiyor. Japonya'daki da gidiyor. Bakın, yiyeceklerimiz bir, içeceklerimiz bir, kıyafetlerimiz bir, markalarımız bir. Aslında farkında değiliz.
Dinlerimiz de bir oldu. Hadis-i Şerif, siz adım adım onlara uymadıkça kıyamet kopmaz. Kim ya Resulallah bunlar? Hristiyanlar ve Yahudiler mi? Niam. Evet. Adım adım uyduk mu her şeyimizde? Evet, yememiz, içmemiz, kıyafetimiz, alışveriş kültürümüz, eğlence kültürümüz.
İstanbul'daki yılbaşı kutlamalarıyla Paris'in arasında ne fark var? Ankara'daki yılbaşı kutlamalarıyla Berlin'deki yılbaşı kutlamalarının arasında ne fark var? Hatta İstanbul'daki kutlamalar Avrupa'daki kutlamalardan daha güzel. Bununla övünebiliriz. Ne farkımız kaldı? Eğlence kültürü açısından ne farkımız kaldı? Bizdeki eğlence merkezleri, gece hayatı Avrupa'da yok. Çünkü Avrupa'da yaşayan köleler sabah saat beşte mesaiye gitmek zorundalar. Onlar yaşayamazlar öyle. Onlar yılda bir ay, on beş gün gelirler, efendi olurlar diğer kölelerin başına. Onlar da kimlerdir?
Aynı kendisinden olanlardır. Türkiye en ucuz turizm yeri. Oteller ucuz, yiyecekler ucuz, deniz bedava, kum çok güzel, güneş harika. Zaten herkes de turizmin bir gelir kapısı olarak görüyor. Avrupa'daki köleler yine gelip ucuz bir şekilde tatil yapacaklar. Siz Avrupa'da aylık sekiz yüz, dokuz yüz euro alan bir kimse Bahama Adaları'na gidebilir mi? Gidebiliyorlar mı Almanlar? Gitmiyorlar değil mi? Gidemiyorlar. Yok o kadar, onlar da fukara. Evet onlar da Almanya'nın fukarası. Gidemezler. Onlar Türkiye'ye gelirler, Türkler dahi. Türkler de gelir, burada havalarını atarlar bize. Biz de onların havalarını ve kaprislerini çekeriz, gurbetten geldiler. Beş on euro da bize harçlık verirler.
Ondan sonra bunların evlerini tamir ettiririz, biz bayatırız. O yüzden de beş on euro da tırtıklarız diye sesimiz gelmez. Onlar da bize triplerini, havalarını atarlar giderler. Allah bizi affetsin. O yüzden normalde alışveriş tutkumuz, yiyecek içecek tutkumuz, hepsi de onlara benziyor. Bankalara girerken selam vermek veya içki içen birisine selam verip afiyet olsun demekle dinden çıkarmayız. Ne bu ya dinden çıkacağın oda mı bu ya? Mübarek insan. Yapmayın. Allah iyisin inşallah. Tabii ki normalde şimdi bankalar deyince siz şeyleri ayırt ediyorsunuz. Tabii bu işte neydi adı? O şey var ya Kuveytürk, Albaraka başka ne var? Katılım bankaları diye. Oralara gittiğinizde selam verebilirsiniz.
En önde kaytan büyüklüğü. Ondan sonra kaytettiğimiz giyimini. Ben bir sefer girdim. Ümre parası yatıracağım. Dediler ki şu hesaba yatır filanca bankadan. İyi aldım ben. Böyle beş on arkadaş Ümre'ye gideceğiz. Koşa koşa gittim. Ben ilk defa giriyorum içeri. Ah baktım. Mescid mi camim acaba orası dedim. Ne kadar güzel ama. O esnada benden önce böyle gayet güzel sakallı, cübbeli, altında şalvarı olan, harika böyle kıyafeti. Yanında ondan sonra şey, özür dilerim ama bunu küçümsemek için söylemiyorum. Böyle feraceli bir hacı teyze. Öndeki erkek. Oy hacı abicim hoş geldin. Nasılsın, iyi misin ona? İyiyim yavrum sen nasılsın, iyi misin hamdolsun.
Ümreniz nasıl geçti? Çok harikaydı elhamdülillahi illa azam. Çok rahat bir otelde kaldık ben diye sormaya. İçimden şimdi ben alışveriş mi etti, bir şey mi aldı, bir şey mi sattı? Biz uğraşıyoruz alacağız satacağız diye. İyi. O tabii hacı baba sen biraz otur hacı dayıcım hemen ıhlamur getirin. Çay değil ıhlamur. İçsin rahatlasın, yumuşasın. Sonra kar payı neden az, neden çok diye sormasın. Dedim sizin işiniz çok yararlı. Ben bu doları havale ettirecektim hesaba. Tabii hacı abicim hoş geldin. Allah razı olsun ben şimdi. Yok kardeşim hesap kitap yok. Buna havale et bu kadar. Hırsızlar diye bakıyoruz. Bizi aldatacaksa.
Türkiye'nin beka sorunu var. Mübarek insanlar ya. Böyle sorular sorulur mu şimdi? Değil mi? Evet. Bunu açık ve net olarak söyleyeceğim. Türkiye'nin Osmanlı'dan itibaren 150 değil 250 yıldan beri beka sorunu var. Bu topraklarda 250 yıllık bir beka problemimiz var.
Bu yeni bir problem değil. Bunun siyasi bir argüman haline getirilmesi belki de bizi rahatsız ediyor olabilir veyahut da siyasi argüman noktasında sıkıntı yaşabilir. Hani Bediüzzaman Hazretleri meşhur tespiti var ya baktım ki diyor mecliste bir kimse doğru şeyler söylüyor ama karşı partiden olduğu için hiç kimse onu dinlemiyor, yurluyor. Ama diyor başka birisi çıktı, eksik ve yanlış şeyler söyledi, aynı partiden oldukları için alkışladılar. Dedim ki diyor siyasetin şerrinden ve şeytanın şerrinden Allah'a sınırım dedim, çektim gittim diyor. Tabi onun müritleri çekip gitmediler de onun peşinden gitmediler yani onun müritleri. Şimdi Türkiye'nin beka problemi var mı?
Evet. Bu beka problemi yeni değil. Bu topraklarda 250 yıldan beri beka problemi var. Hala da bu toprakların içerisinde yuvalanmış dış destekli terör örgütleri var ise ister bu İslami kanattanmış gibi görünürsün, dayış gibi. İsterse bu siyasi ayrılık Kürtlerden kaynaklanan bir PKK gibi görünsün. Veyahut da isterse DHKBC olsun, TKP olsun, ne olursa olsun. Eli silahlı, sivil insanlar var ise ve bunlar dışarıdan yönetiliyor ise ve bizim sınırlarımızın içine insanlar havanlarla, roket atarlarla saldırabiliyorlarsa, bizim sınırlarımızın içine dışarıdan gelip Ankara'nın göbeğinde bombalar patlatabiliyorlarsa, bizim sınırlarımızın içerisinde herhangi bir konsoloslukta bir gazeteci katlediliyorsa, arkadaşlarım, orada beka probleminiz vardır.
Orada probleminiz vardır. Bu problem siyasi kaynaklıdır, ne bileyim işte başka bir kaynaklıdır, iç kaynaktır, dış kaynaktır. Burası uzun mesele. Bunlar da ben anlatamayacak kapasitede bir kimse değilim. Ama konu tasavvuf, ama konu benim ülkem olunca da, benim milletim olunca da ben konuşuyorum. Benim ülkem, ben bu topraklarda doğdum, bu topraklarda yaşıyorum, bu topraklarda öleceğim. Bu topraklar ecdadından bize emanet. Bu topraklar hiç kimsenin değil. Ecdadın buraları şehit kanlarıyla sulayaraktan bu toprakları vatan yapmışlar. Şu arkadaki Mehmet Kuyucu'nun babası, Bayındır'ın Efesi, anne deden. Yunan'la savaşmış, Yunan'ı sürmüş. Onun dedesi, baba dedesi. Çılgın bir adamdır.
Hacı Mehmet'in babası da çılgındı, Hacı Mehmet de çılgındır bizim biraz. O kırıklık böyle sülaleden geliyor. Ama normalde bu toprakları onlar kanlarıyla sulamışlar. Ve beka problemimiz var mı? Evet. Evet, bitecek mi? Hayır. Bitecek mi? Hayır. Amerika'sı, Hollanda'sı, Almanya'sı, İsrail'i, Rusya'sı, Akdeniz'de gemilerini kol dolaştırıyorlarsa, ben bunu sohbetlerde açık açık söylüyorum.
Arkadaşlar, ülkemiz tehdit altında. Amerikan donanmaları, Rus donanmaları, İngiliz, Hollanda donanmaları, Fransa, İtalya donanmaları hepsi de Akdeniz'de kol geziyor. Karadeniz'de Romanya'yla beraber Almanya'nın anlaşmasıyla Karadeniz'de de Amerikan donanmaları kol geziyor. Aynı zamanda Karadeniz'de Rus donanmaları da kol geziyor. Hepsi de bunların uçak gemileri var. Akdeniz'deki uçak gemileri kadar küçücük bir denizde hiçbir yerde bu kadar uçak gemisi yok. İngilizlerin uçak gemisine gerek yok. Çünkü Kıbrıs'ta üstleri var. Uçak gemisi gibi. Kıbrıs'ın üzerinde her an, her an savaş çıkabilir. Bu uçak gemilerinden her an uçaklar havalanıp bizim ülkemizi bombalayabilirler.
Sakın böyle Birleşmiş Milletler kararıymış, şuymuş buymuş beklemeyin. Bir gecede Libya'yı bombaladıkları gibi bizi de bombalayabilirler. Bir gecede Suriye'yi bombaladıkları gibi bizi de bombalayabilirler. Bir gecede Irak bombaladıkları gibi bizi de bombalayabilirler. Burada partiydi, AK Partiydi, CHP'ydi, MHP'ydi, iyi partiydi, kötü partiydi, şu partiydi, bu partiydi meselesi değil. Mesele memleket meselesi. Bütün vatanını koruma, vatanını muhafaza etme. Vatanını savunma adına uyanık olmalı. Bırakalım yemeği, içmeyi, gezmeyi, tozmayı biraz bütün millet olarak bunu düşünelim. İsraf etmeyelim, gösteriş yapmayalım, ekonomik olarak kendimizi derleyelim, toplayalım. Bankaların büyük bir çoğunluğu yabancı banka.
Bizleri borçlandırıyorlar. Her an için kriz çıkarabilirler. Biz bankalardan borçlanmayalım. Kredi kartlarına yüklenmeyelim. Almayalım. Böylece kendimizi disipline edelim. Eğer bu ülkenin vatandaşı ve bu ülkeyi seviyorsak. Ve söz konusu ülke ise her an uyanık ve heyakkuz halinde olalım. Her an. Beka problemi var mı? Evet. Ve dünya ateş hattında. Pakistan ile Hindistan. Kendileri savaşmıyorlar, savaştırıyorlar. Türkiye ile İran'ı savaştırabilirler. Türkiye ile Irak'ı savaştırabilirler. Türkiye ile, bakın Türkiye'nin başına çorap örebilirler. Türkiye'yi Suriye'de tezgaha getirebilirler. Yapabilirler bunu. Beka problemimiz var mı? Evet.
Ben bunu düşünmüyor değilim. Kendi kendime. Bu sizi korkutmak değil. Realiteyi göstermeye çalışıyorum. Kıbrıs ve oradaki doğal gazlarından, doğal gaz kaynaklarından dolayı büyük bir çatışma çıkabilir. Çünkü İsrail, Güney Kıbrıs'la beraber ortak hareket ediyor. Amerika, Güney Kıbrıs'la beraber hareket ediyor. Fransa, İngiltere, İtalya, Güney Kıbrıs'la beraber hareket ediyor. Yanlarına Mısır'ı da aldılar. Yanlarına Suudi Arabistan'ı da aldılar. Yanlarına Birleşik Arap Emirlikleri'ni de aldılar. Orada bir cephe oluşturuyorlar. O cephe oluşturadıktan Türkiye'nin oradaki haklarını yemeye çalışıyorlar. O yüzden Türkiye 3 denizde birden 10 günden beri en büyük tatbikatını yaptı.
Çünkü savaş hazırlığı yapıyorlar. Di ciddi. Bunun sohbetlerini takip edenler bunu bilirler. Ben 2 yıldan, 3 yıldan beri bunu söylüyorum, dile getiriyorum. Bu her an için olabilir. Biz millet olarak teyakkuz halinde olmalıyız. İç kargaşa, iç savaş her an için oluşturabilirler. Ne demek ya adamın birisi bir tane sakallı bir tane de kafasında takkeli bir adamı çıkaracak. Diyecek ki silahlanın, evlerinize av tüfe alın. Kim kimi vuracak arkadaşlar? 12 Eylül ilk ocakları bizatihi yaşadın terörist değil.
28 Şubat'ın en canlısı gerçeğini yaşadın. Bazen resmi protokol oluyor, valiydi, şuydu, buydu. Bir valiye diyorum ki, sayın valim ben 28 Şubat'ın teröristiyim. Benimle görünmeyebilirsiniz, benimle oturmeyebilirsiniz. Ya Mustafa Bey, deme böyle. Ya öyleyim, devlet bana o zaman öyle dedi. Sen irticacı teröristin, gel bakalım dedi. Bizim, bu topraklar bizim, bu topraklar benim. Böyle de eksiklik, noksanlık olsa da benim kardeşim. Nasıl benim kardeşlerim, arkadaşlarım var, eksiklikleri, noksanlıkları varsa benim kardeşim, arkadaşım. Onun eksiğini, noksanını bilmediğimden mi? Biliyorum.
Ama o benim kardeşim, o benim yol arkadaşım. O benim yol kardeşim. Eksiğiyle, kusuruyla başımın tacı. Benim arkadaşım, benim kardeşim. O yüzden aynı şekilde devlet de öyle. Devlet benim. Eksiğiyle, kusuruyla benim devletim. Eksiğini, kusurunu tamir etmek, eksiğini, kusurunu düzeltmek benim işim. İngilizlerin, Mossad'ın, ABD'nin işi değil. Benim işim o. Ben düzelteceğim onu. Biz düzelteceğiz. Bir başkası gelip de bana bir devlet modeli çizmesin. Ben beş bin yıllık bir tarihin, benim devlet algım beş bin yıldan fazla. Orta Asya'da ilk devleti kuranlar on bir bin yıllık bir Türk devleti var.
On bir bin yıllık. Ben ırkçı değilim. En üstün ırk, Türk'ün ırkı diyenlerden değilim ben. Ama Türk'üm. Kendi milletimi sevmen fıtridir. Kendi arkadaşlarımı, kardeşlerimi sevmen fıtridir. Kendi ailemi sevmen fıtridir. Fıtratımdır. Ben Türk'üm. Bu topraklarda yaşayan herkesi severim. Irkçılık yapma. O yüzden birileri bize yeni devlet modelleri çizmeye çalışıyor belli yerlerde. Bunu ya güzellikle yaparsınız diyor ya da ben bunu darbeyle yaptırırım diyor. Bir denediler olmadı.
Yine deneceklerdi. Hani bir Çanakkale'ye geldiler, geri gittiler. Sonra bir daha geldiler. Sonra bir daha gittiler. Sonra başka türlü geldiler. Gelirler. Allah bizi affetsin. Türkiye büyük bir ekonomik kriz bekliyor diyorlar. Sizce nedir? Ekonomi nasıl? Ekonomi bozuk değil ki. Ekonomi bozuk diyenler. Şimdi isim söylemeyeyim. İstanbul'a gidiyorum. Orada bir köfteci var. Ya millet ayakta ya köfte yemek için. Pazar günü ben de Tekirdağ sohbete gidiyorum.
Sabah saat 10. Bunlar diyorum köfte mi yiyecekler? Kahvaltı mı yapacaklar? Ne yapacaklar? Başka bir arkadaş kahvaltı veriyor sabahlar orası dedi. Arkadaşa gayri ihtiyar edemişim. Ulan bu milletin evinde tencere mi yok dedi. Doğal gazları bu kesik. Tüpleri mi bitti? Bizim genç çocuk öyle baktı bana. Hani sen ne diyorsun gibisin lan? Doğru yavrum. Sen hakkını helal et dedim ya. Ya arkadaşlar. Pazar gün kahvaltı yapılacak yerlere randevu ile gidiyorlarmış. Hangi ekonomi bozuk? Normalde asker hücreti çalışanın elinde 5 tane kredi kartı var. Bende yok kredi kartı. Ben insanların hayatlarına Allah Allah insanların hayatlarına bir değişiklik yok. Olan kim oldu biliyor musunuz?
Benim gibi orta ölçekli esnaflar oldu. Sermayesi 200-300 bin lira ile daha yüksekti olan esnafları oldu. Neden? Adamlar bir sabah kalktılar. Sermayelerine %40'ı gitti. Bu oldu. Dolar 3,5 lira. Dural 5,5 lira. Böldüğün zaman %40 mı geliyor? %35 mi geliyor? Kaç geliyorsa? Bu oldu. E kim bu? Bu esnafları oldu ulan. Harun Hoca maaş alıyor musun? Hepsini de yiyorsun değil mi? Aç sonuna kadar. Ha onu da olsun. Allah bereket versin. Harun Hoca. Devlet memuru. Yani dolar kaç para olursa olsun parayı aldı 7 mi? Aldı 7.
Katılmıyorum. Ben yalnız şimdi değil. Ben parayı tanıdığımdan beri ticaret yapıyorum. Parayı tanıdığımdan beri ben ekonomik krize inanmam. İş yokluğuna inanmam. İş kesatlığına inanmam. İş bulamıyorum diyene inanmam. İnanmam. Bayındırlılar olarak sizinle zikir yapmayı dört gözle bekliyoruz. Bayındır içinde ayda bir gün ayırabilir misiniz? Keşke ayırabilsem. Ben de çok istiyorum ama inşallah orada bir ilk zikrullah yaptığımız dedemin bir evi var orada. Oranın inşallah problemlerini çözüp oranın altına gönlümdeki bu. Bunu açık açıkta söylüyorum. Onun altına inşallah böyle zikir yapılabilecek bir yer yapacağım. Allah izin verirse inşallah. İlk benim zikrullah yaptığım yer orası.
İlk yaptığımız kimse de bizim Oktay. Biz Oktay'la orada elektriği yok suyu yoktu oranın. Gaz lambasında biz orada zikrullah yapıyorduk Oktay'la. Sen henüz daha o zaman yoktun Nuri Bey. Oraya inşallah tekrar ben Allah izin verirsem oraya böyle bir yer yaptırmaya hedefliyorum. Yapacağım inşallah. O zaman da hatta daha fazlasını düşünüyorum. Kendi kendime diyorum ki oraya bir pazartesi koyacağım. Haftada bir geleceğim oraya başınıza cebelleş olacağım. İnşallah. Nuri kahvaltılar senden. Biz öyle gidip kuyruk bekleyecek değiliz. Yok değil mi öyle bir şey? Tencere var yani. Elan, Allah razı olsun. Farklı farklı din arayışları, ateizm gibi din üretilip buna inanıyorlar.
Bu konuda sizin düşüncelerinizi dinlemek isteriz. Meydanda her şey. Bunlar olsun ama iyi. Bir karşı fikir olsun ki o fikir sahibi olan fikrini daha da dizayn etsin. Oturtursun, yerleştirsin. Bir şeyin zıddı olmalı. Seyyid Kutup, Ali Şeriatı'ya yaklaşımımız nasıl olmalı? Ben bu konuda şahıslarla alakalı bir şey konuşmayayım. Ben bu tip normalde eserler hiç okumuyorum. Bu konuda işte ne dersiniz dediğinizde ben o eserleri okumuş olmam lazım. Ben Allah'a hamd ediyorum. Şundan dolayı. Ben böyle kendi kendime tövbe edip döndüğümde bizim Bayındır'da kahveci Feyzi abi vardı. Onun oğlu vardı Hüseyin. Kahveci Feyzi abi Hüseyin'in kitaplarını yakmaya kalkmış.
Hüseyin de dedi ki babam yakacak mı benim kitaplarımla dedi. Kitaplar sende durabilir mi abi dedi. Durur oğlum dedim sıkıntı yok. Ama okurum bak dedim oku abi dedi. O zaman için Hüseyin'in kitaplarını bana geldi. Onlar böyle o çocukta da para var. Hep ona kitap satıyorlardı zaten. Baya kitap satmışlardır ona. Sonradan da satmışlardır. Gelen o kitaplar birisi Buhari tercümesiydi. Ondan sonra birisi de Fetevay-i Hindi'iydi. Öyle söyleyeyim. Böyle klasik kitaplar vardı. Ben ilk böyle kendi kendime işte tövbe edip geri döndüğümde o klasikleri okudum. Bu Allah'ın takdiri. Dinimin temelini ben, dini görüşümün temelini tabiri caizse Cenab-ı Hakk'ın lütf-i ilahisi.
Böyle gayri ihtiyarı ben kendi kendime atmışım. Benim ilk okuduğum tasavvuf kitaplarından birisi de Hazreti Mevlana'nın Mesnevisi. O da abimin kitabı. Abim de o zaman makine mühendisliğinde okuyor. Böyle bu Kültür Bakanlığı'nın bastığı, saman kağıdına bastığı bir kitap. Hala da benim kitaplığımda durur. Sufi eseri olarak ilk o var. Bir de yine abimin bunlar. Ahmet Er Rufay Hazretler'in Hak Yolcusu'nun dişturları. Bir tane daha vardı onun. Bir kitabı daha vardı. Ondan sonra onların alemi bir de. Beni asıl böyle sarsan kitap onların alemi oldu. Ama Sufilik açısından, Sufi açısından. Ama temel eser olarak ben o zaman için bunları okudum. Ve bütün arkadaşlara ben diyorum ki, Arkadaşlar, önemli olan duygu noktasıdır.
Sahabe 10 tane ayet-i kerime biliyordu. 20 tane ayet-i kerime biliyordu. Bir kıtayı fethettiler. 20 ayet-i kerime ile. Önemli olan yaşamaktır. Siz bildiklerinizle amel ederseniz, Allah size bilmediklerinizi öğretir. Bu Yahudiler için söylenmiş bir ayet-i kerimedir. Müslümanları tenzih ederim ama Müslümanları da ilgilendirir. İlahi kitap. Siz kitap yüklü eşekler gibi olmayınız. Doğru kaynaklardan dininizi öğrenin. Hiçbir şey bilmiyorsanız gidin 3 cittik Diyanet'in bastırdığı Riyay-ı Salih'in var. Hadis kitabı. Onu evlerinizde muhakkak bulundurun. Tek cittik bir kuduri var. Fıkıh kitabı. Yani namazı bozan şeyler bozmayan şeyler. Abdesti bozanlar bozmayanlar.
Muhtasar gibi. Gidin onu okuyun. Amel edin ama yeter ki. Bu size yeter. Yani Ali Şeriatı'yı okuyup da veya Seyit Kutup, Seyit Kutup işte Mısır'da yetişmiş bir Mısır insana. Oradaki siyasi, ekonomik atmosferden etkilenerek yazmış olabilir. Hiç okumadım. Ali Şeriatı sonuçta İran'da büyümüş. Sonra Amerika'ya gitmiş. Amerika'da ölmüş bir İranlı. Ama ne düşündür, ne düşünmemiştir, ne yazmıştır, ne yazmamıştır, nereden etkilenmiştir? Bunun geldisine gittisine bakmam lazım. Ben biraz bu toprakların dışına çok çıkmak istemiyorum. Öyle söyleyeyim. Biz Türkler dinimizi, biz Türkler dinimizi Ehlibeyt'ten öğrendik. Bakın net söylüyorum size.
Biz din algımızı, dini düşüncemizi, çok özür dilerim tırnak içerisinde bunu söyleyeceğim. Emevilerden öğrenmedik. Emevilerin baskısından, zulmünden hicret eden Ehlibeyt, Hadis-i Şerif gerince Orta Asya'daki Türklere sığındı. Tüylerim diken diken bunu anlatırken. Çünkü Hadis-i Şerif'te Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki, siz onlara sığının. Onlar misafirlerini düşmanlarına vermezler. Hazreti Peygamber Türkleri tanıyordu. Çünkü Türk sahabeler vardı etrafında. Onu koruyan, onu muhafaza eden, yalın kılıç, onun etrafında savaşan yegane, yegane, savaşçı sahabeler, Türklerden oluşuyordu. Çünkü Türkler Orta Asya'dan itibaren çeliğe hakim, çeliği işleyen ve harika kılıçlar yapan bir kavim idi.
Ve Hazreti Osman Efendimizin dahi kılıcı, Türk kılıcıdır. Zülfikar, Türk kılıcıdır. Zülfikar'ın sahibi Hazreti Muhammed Mustafa'dır. Hazreti Muhammed Mustafa'ya, o günkü Türklerden oluşan kılıç ustaları, o kılıcı Hazreti Muhammed Mustafa'ya yapmışlardı. Hediye olarak. O kılıcı Hazreti Ali Efendimiz'e hediye etti. Zülfikar'ı yapan Türklerdir. Ve Türk sahabeler vardır. Biz sadece Selman-ı Farisi'yi tanırız. İsim olarak. Ehli Beytim'den demiş, Selman-ı Farisi demesi onun Pers, İranlı olduğunu göstermez. O bölgenin insanıdır dediğinde, ta Tebriz'idir. Tebriz'in yukarısındandır Selman-ı Farisi, Türk'tür kendisi. Ve Ehli Beytim demiştir onu. Ehli Beytim demiştir.
O yüzden canım kardeşlerim, ben Sufi stantlı bir kimsenim, kimseyim. Sufi öğreti olarak Hazreti Mevlana'nın mesnevisini, Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri'nin makalatını, Yunus'un şiirlerini, Hacı Bayram Veli Hazretleri'nin talebesi Üftade'nin ve Mahmud-u Hüdaye'nin öğretileri üzerinde gidiyorum. Net ve açık. Hadis olarak Buhari'yi, Hadis olarak Buhari'yi önde tutarım. Kendisi de Türktür zaten. Ve bu noktada ben fetva olarak da, fıkıh olarak da Hanefi'yim kendim. İmam-ı Azam da Türktür. Irkçılık değil bu benim derdim. Kıymetli kardeşler, ayeti kerime var. Ayeti kerime şu, eğer siz yollarınızdan sapar azarsanız Allah öyle bir kavim getirir. Ve bu kavim Allah'ın dinine hizmet eder. Yollarından azıp sapanlar, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ve Hz. Ebu Bekir Ömer Osman Ali ve Hz. Hasan Efendimiz şehit olduktan sonra ve ardından Hz. Hüseyin Efendimiz şehit olduktan sonra bu Emevi hanedanlığı yollarından sapmıştır.
Cenab-ı Hak bunun hikmetinden suayet solunmaz. Bu tırnak içerisinde Mustafa Özbağ'ın düşüncesi. Cenab-ı Hak bu konuda yiğit, gözüpek, cengaver, hak ve adaleti ayakta tutan bu Necip millete bu vazifeyi bahşetmiş. Yine dünya Anadolu'daki İslam'ı bekliyor. Bir elinde Yunus sevgisiyle, bir elinde Hz. Mevlana hoşgörüsüyle, kalbinde Ehlibeyk yoluyla bu topraklardaki dini bekliyor bütün dünya.
Ne Selefi, Vahabi, IŞİD düşüncesi, ne Mısır'daki, ne Cezayir'deki, Fas'taki, Tunus'taki, ne de bozuk Irak'taki, Suriye'deki, ne de kendisini daha hayır olmayan Pakistan'daki Fazıl Rahman'ın tutumda, işte Mısır'daki Mason, Abduha kadar onlar İslam dünyaya verebileceği, verebileceği bir felsefesi yoktur. Çünkü onlarda bu kültür mürikim yoktur, onlarda bu yol mürikim yoktur.
Vaktinizi çok aldım, saat on buçuk oldu, hakkınızı helal edin. Tasavvuf ehlini sadece kendi ahiretini kurtarmaya çalışan ve İrşad'dan uzak duran kişiler olarak görüyorlar. Ne düşünüyorsunuz bu bu haşı açısı hakkında? Buradayız canım kardeşim, görüşümüz burada bakın. Biz kendimizi kurtarma derdinde değiliz. Hiçbir Sufi böyle düşünmez. Felsefe, Hz. Ebu Bekir Efendimiz ne diyordu? Vücudum o kadar büyüt, o kadar büyüt ki diyordu. Cehenneme bir tek Müslüman girmesin. Felsefe, ne diyordu? Sufiler kandil gibidir, gittiği yere aydınlatır. Sufiler de, siz bazı eksik, yanlış tarikatlara gidiyorsunuz zaman zaman.
Sufi dünyasının kapısı ve gönlü açıktır. Gelenlerin ırkına, diline, zenginliğine, fakirliğine, makamına, mevkisine bakmadan herkese kapısını açar. Bu kapı herkese açıktır arkadaşlar. Bizim Bursa'da Karabaş Veli Tekkesi var, 450 yıllık kapısı herkese açıktır. Bizim sohbetlerimiz herkese açıktır. Sohbetin bir bölümünde arkadaşlar, bizden ders olmayanlar lütfen buraya dışarı çıksınlar. Ben bunu küstahlık olarak görürüm. Canım kardeşlerim, Allah demenin mezhebi, meşribi yoktur. Nerede Allah denilen bir sofra varsa oturur, Müslümanın hakkıdır. O yüzden ayrımcılık yapan, ötekileştiren, ayrımcılık yapan, ötekileştiren, sınıflara ayıran İslam değildir.
Cahil insanlardır onlar. Hatta zaman zaman böyle yaparlar, zikir halakalarında, sohbetlerde. İşte çok özür dilerim, arkadaşlar beni tanırlar ama belki de ilk defa görenler vardır. Ben böyle başı açık, başı kapalı, çok ayırt etmem. Böyle bir ayrıma da çok canım sıkılır. Zaman zaman mesela bazı yerlerde insanlar yaparlar. Orada bir kardeşin başı açıklar, ört başı olur. Ne yapman zorla örtüreceğim diye uğraşıyor. Bize ne? Burada şimdi sema olacak birazdan. Bizim semazen kardeşler Allah diyecekler. Siz de Allah deyin oturduğunuz yerde. Kim toplu bir şekilde Allah'ı zikrederse af olmuş olarak kalkınız. Hadisi kudsi. Kim bunu engelleyecek?
Af olmuş olarak kalkınız. Şerh edenler diyor ki bir kimse kendi kendine düşünse, acaba ben affoldum mu dese, şüpheyse o günah kebahire girerdi. Evet. Bir yerde Allah deniliyorsa gidin oturun. Selamun Aleyküm. Geceniz hayır olsun. Hakkınızı helal edin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.