mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (992-1007. Beyit) SORU - CEVAP

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 19 Ekim 2020 · 2:56:56

Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak her daim kalbinizde zikrullahı, muhabbeti eksik etmesin, her daim Cenab-ı Hak mu'ininiz olsun, her daim yardım etsin, her daim katından rızıklandırsın, her daim katından bilgilendirsin, her daim ilmin ledinlinden sizin gönlünüzü akıtsın inşâAllah. Rabbim Ümmet-i Muhammed'e yardım eylesin, Ümmet-i Muhammed'e Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsıkı yapışmayı nasip eylesin, Ümmet-i Muhammed'e birlik ve beraberlik içerisinde yaşamayı nasip eylesin, Cenab-ı Hak memleketimize yardım eylesin, memleketimize idare edenlere hayırlı kararlar aldırsın, memleketimizin adına, ülkemizin adına, devletimizin adına hayırlı kararlar aldırsın inşâAllah.
İnşâAllah Rabbim cümle memleketin neferlerine yardım etsin, Azerbaycan'daki kardeşlerimize yardım etsin, Azerbaycan'ın bu Ermenistan'la olan bu mücadelesinde Cenab-ı Hak yardım etsin. Rabbim Azerbaycan'da mücadele eden, Libya'da mücadele eden, Suriye'de, Irak'ta, Afganistan'da, Çin'de mücadele eden, Bangladeş'te, Pakistan'da, Hindistan'da, dünyanın her bir yerinde nerede Allah adına, Kur'an adına, Sünnet adına mücadele eden neferler varsa hepsine de yardım etsin.
Hepsini de muhine olsun, hepsini de sevsin, hepsini de sevindirsin. Cenab-ı Hak hepsini de inşâAllah hayırlarla karşılaştırsın. Malum Azerbaycan'daki kardeşlerimiz, Ermenilerle olan mücadelesi devam ediyor. Ermenilerle olan mücadelesinde de Cenab-ı Hak inşâAllah oradaki kardeşlerimize yardım etsin inşâAllah. Bu Azerbaycan'daki kardeşlerimizin, Ermenilerle olan mücadelesi çok önemli. O yüzden muhakkak Azerbaycanlı kardeşlerimize orada mücadele eden, bizim askerimiz hepsi de, Azerbaycan Azeri idi, Türktü, ayırmıyorum ben. Hepsi de Türk. Ondan sonra hepimiz aynı ırktan gelmeniz, hepimiz de Müslümanız. O yüzden muhakkak oradaki Azerbaycan'ın başarılı olması lazım, orada savaşanların başarılı olması lazım ve kendi topraklarından inşâAllah bu Ermenilerinin sürüp çıkarılması lazım.
Güzel bir açıklamaydı, hoşuma gitti. Onu da paylaşmak istiyorum, Kırım'la alakalı. Kırım, malum onlar da Türktür. O yüzden bu komünist zamanında Kırım Türkleri sürgüne uğradı, Sibirya'ya sürüldüler, değişik eziyetler çekildiler, işkenceler gördüler ve Kırım Türkleri ne yazık ki Sovyet Sosyalistler Birliği'nin içerisinde dağıtıldı. Ne yazık ki onlar böyle farklı farklı yerlere sürülerekten şehit oldular, evlerinden, yurtlarından, illerinden, ilçelerinden, memleketlerinden oldular.
Sürgün yediler, çok büyük eziyetler gördüler. O yüzden Kırım bizim bir yaramız, Kırım bizim bir sızımız. O yüzden böyle Kırım'dan bize ne diyemeyiz. Muhakkak ve muhakkak Kırım yine o eski günlerine dönmesi lazım. İnşallah Cenab-ı Hak o günleri bizlere gösterir. İnşallah Kırım Türklerinin de acısı, sancısı biter. İnşallah onların sürgünleri biter. Kıbrıs var orada. Kıbrıs'ta Maraş'ın açılması en azından güzel bir davranış oldu.
Aslında Kıbrıs bu noktada bizim ayrı bir mahremimiz. O yüzden Kıbrıs'ı asla ihmal edemeyiz. Filistin ayrı bir davamız. Filistin ayrı bir kanıya yaramız. O yüzden Filistin bizi ilgilendirmez diyemeyiz. Muhakkak ki Filistin davasına destek vermemiz. Filistin'le omuz omuza verip orada bu pis İsrail devletinin tavır ve davranışlarının engellenmesi lazım.
Onların zulmünün, onların Filistinleri katletmesinin durdurulması lazım. Aynı şekilde Libya'da büyük bir oyun oynanıyor. O yüzden Libya muhakkak ve muhakkak Türkiye'nin etki alanında, Türkiye'nin yetki alanında, Türkiye'nin siyasi, iktisadi, askeri alanında olması lazım. Muhakkak Libya'nın bu konuda terk edilmemesi lazım. Kesinlikle ve kesinlikle Türkiye'nin bir Kuzey Afrika politikasının olması lazım. Ve Türkiye, Afrika'da muhakkak ve muhakkak bulunması lazım. Bosna, Balkanlar bizim hem kültürler anlamda, hem dini anlamda, hem de siyasi anlamda beraber olmamız gereken bir alan. Velhasıl kelam Osmanlı'nın geri çekildiği, Osmanlı'nın geri çekildiği bütün topraklarda bizim siyasi, ekonomik, askeri olarak bulunmamız lazım.
İnşallah o eski medeniyetimizin yenilenerekten kurulması lazım diyelim. İnşallah. Cenab-ı Hak bizleri de bu noktada, bu dairede gayret eden, koşturan, mücadele eden kullarından eylesin. Hükümetler gelir geçer, siyasetçiler gelir geçer. Bunlar kalıcı değildir. Bizler de gelir geçeriz ama davanın daim olması lazım. Davamız Kur'an, sünnet, vatan, millet. O yüzden vatan, millet denilince de ben vatan olarak sadece Anadolu topraklarını vatan görenlerden değilim.
Osmanlı'nın son gerileme döneminden önce sınırları ne kadarsa, oraları benim için vatan. İnşallah yeniden o vatan dediğimiz topraklarda yeniden namaz kılıp, yeniden onlarda zikrullah halakaları kurup, yeniden medeniyetimizi inşa ederiz. İnşallah. Rabbim bizleri bu noktada, bu dairede çalışanlardan eylesin. İnşallah. 993. beytten devam edeceğiz inşallah.
Çalışmanın tevekküle tercihi. Aslan bu yolda birçok deliller getirdi. O cebriler aslanın cevabına kandılar. Tilki, geyik, tavşan ve çakal, cebre inanışı ve dedikoduyu bıraktılar. Bu biatta ziyana düşmemek için kükremiş aslanla ahitlerde bulundular. Zahmetsizce her günün kısmeti gelecek, aslanın başka bir teşebbüse ihtiyacı kalmayacaktı. Kur'an kime isabet ederse, günü gününe aslanın yanına sırtlan gibi o koşar teslim olurdu. Yani av hayvanları aslanın bu beyanlarından, çalışmanın yüceliğiyle alakalı, çalışmanın gerekliliğiyle alakalı, çalışıp çalıştıktan sonra tevekkül etmenin gerektiğini, çalışmadan bir tevekkülün doğru olmadığını aslan defalarca onlara anlatmıştı.
Ve anlatınca o cebri olan, o av hayvanları da ikna oldular. Çalışmanın, sahir gayret göstermenin önemli olduğunu öğrendiler. Ve bu hususta kendi ihtiyarlarının gereği olan çalışmayı kabullendiler. Ve bu cebir mezhebinden vazgeçtiler. Bakın İslam dünyasında cebriyeye inanan, cebriye mezhebinde olan kimseler var.
İşte bu cebriyeden bunlar vazgeçtiler. Vazgeçince de aralarında bir ahit yaptılar. Artık bundan sonra aslan bunları ürkütmeyecek, bunları korkutmayacak, bunları ürkütmeden, bunları korkutmadan aslanın günlük yiyeceğini bunlar temin edecekler. Kendi aralarında Kur'a çekiyorlardı. O gün Kur'a kime denk geldiyse, o Kur'a'ya denk gelen kimse gidip aslanın önünde ona av oluyordu, onun yemeği oluyordu. Tabiri caizse kendisini feda ediyordu ki, kendisini feda ederekten de işte kendi tebaasını veyahut da ormandaki av hayvanlarını koruyorlardı. Bu ne zamana kadar? Bu kadeh dönerek tavşana gelinceye kadar tavşan haykırdı. Yani Kur'a döndü, dolaştı, döndü, dolaştı, tavşan çıktı Kur'adan. Kur'adan tavşan çıkınca, tavşan dedi ki, haykırdı, niceye dek bu zulüm?
Hayvanlar dediler ki, bunca zamanlardır biz ahdimize vefa ederek can feda ettik. Ey inatçı, bizim kötü bir atla anılmamıza sebep olma, aslan da incinmesin, yürü, yürü çabuk çabuk. Ama şey, tavşan yürümüyor. Şimdi, tavşan bu hareketiyle bu döngüyü kırmak istedi. Yani hani bir kimse kendi canına, kendisine bir zarar gelmeyinceye kadar bir şeye seslenmez ya.
İnsanoğlu, enteresan bir varlık. Ben bunu insanlara devşireceğim şimdi. Hani bir yerde bir kötülük vardır. Kötülük size bulaşmadığı müddetçe siz kötülüğe seslenmezsiniz. Göz yumarsınız. Bir yerde adaletsizlik vardır. O adaletsizlik size bulaşmadığı müddetçe siz göz yumarsınız. Bir yerde zulüm vardır. O zulüm size bulaşmadığı müddetçe siz göz yumarsınız. Bir yerde bir hırsızlık vardır. O hırsızlık size bulaşmadığı müddetçe siz göz yumarsınız. İşte mahallenizde bir yerde fuhuş yapılıyordur. O eve giren çıkan erkeğin haddi hesabı yoktur. Sizin eve sizin daireye giren çıkan yok diye siz ona göz yumarsınız. Ama bir gün gelir işte bu adaletsiz davranış sizi de kendi dairesinin altına alır.
O zulüm gelir. O zulmün ateşi size de dokunur. Bir gün sizi de yakmaya başlar. Veyahut da o haksızlık, o hırsızlık, o uğursuzluk, o adam kayırmacılık, o adaletsizlik bir gün gelir size de dokunur. Size de dokununca siz o zaman bağırırsınız. Niceye dek bu zulüm diye. Ve tarih bunlarla doludur. Hani o zulüm bir senin komşuna dokunmuştur. Sen oralı olmazsın. O zulüm bir cemaate dokunmuştur. Sen oralı olmazsın. Bir topluluğa dokunmuştur. Sen oralı olmazsın. Bir zulüm herhangi bir köye, herhangi bir şehre dokunmuştur. Sen oralı olmamışsındır. Ne zaman sana dokununca o zulmün acısını o zaman hissedersin. İşte örneğin Ermeniler Azerbaycan'da hocalı katliamı yaptılar.
Katliam üstüne katliam yaptılar. Sivilleri katlettiler. Çocukları katlettiler. Herkesi ve her şeyi katlettiler. Dünya sustu. Veyahut da Irak diye bir ülke kalmadı. Amerikalısı geldi, İngiliz'i geldi, Fransız'ı geldi, Avrupalısı geldi, Doğulusu geldi, Batılısı geldi, Irak'ı yerle bir ettiler. Bombaladılar. Irak diye bir ülke kalmadı. Dünya sustu. Veya Suriye ile alakalı bir dayış belası çıkardılar. Ürettiler İsrail, Mossad'ı, M15'i, Amerikan siyasi, ondan sonra Almanya'sı, Fransa'sı, İngiltere'si, Japonya'sı, Çin'i, Rusya'sı toplandı. Bir sanki orada İslam devleti kuruyorlarmış gibi bir topluluk oluşturdular. Bu Selefi Vahabilerden. O Selefi Vahabiler daldılar.
Suriye, Irak, insanları katlettiler orada. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenleri öldürdüler. Camileri bombaladılar. Dünya sustu. Hiç kimse bir şey demedi. Ve Suriye'de bir ülke kalmadı. Yerle bir oldu. Dokunmayınca hiç kimseye herkes seyirci kaldı. Hala da seyirci insanlar. Aynı şey Libya'da adamın birisi kalktı silahlandı orada. Mevcut hükümete karşı ihtilal yapmaya kalktı. Hatta dünya onu destekledi. Mevcut hükümeti desteklemesi gerekirken o darbeci Hafter'i destekledi. Ne yazık ki dünya üzerinde Müslümanların kanlarının, canlarının, mallarının, namuslarının, haysiyetlerinin, şereflerinin bir değeri yok. Yani dünya üzerindeki Müslümanların hiçbir değeri yok.
Eğer ölen Müslümansa hiç kimse kılını kımıldatmıyor. Bakın Ermenistan sivillerinin üzerine bomba atıyor. Sivillerinin üzerine kimyasal bombalar atıyor. Sivillerinin üzerine misket bombalar atıyor. O Azeri kardeşlerimizi katlediyor. Şehit ediyor. Kundaktaki çocukları şehit ediyorlar. Dünya suskun bakın. Yani onlara dokunulmadığı müddetçe kimsenin bir şeysi yok. Ama birisi abilik yapmaya kalkarsa, birisi onu korumaya, muhafaza etmeye kalkarsa bütün dünya ayağa kalkıyor. Diyor ki Türkiye bu işe karışmasın. Türkiye bu işe müdahil olmasın. Türkiye buna elini uzatmasın. Türkiye bundan yana tavır koymasın. E kim koyacak? Müslüman'ın Müslüman'dan başka dostu mu var? Türk'ün Türk'ten başka dostu mu var?
Bu söze de kızıyorlar. Ya neden kızıyorsun kardeşim? İşte meydanda değil mi? Hocalı katliamında bu dünya neredeydi? Bosna'da Müslümanlar katledilirken, Sıbraniska'da hala da on binin üzerinde şehit cenazesi orada dururken bunun hesabını kim sordu? Kim verecek bunun hesabını? Hala da Bosna'da faili meçhul, kimin öldürdüğü belli olmayan toplu mezarlar çıkıyor. Hala da yıllar geçmiş üzerinden, 25 yıl geçmiş üzerinden, 20 yıldan fazla geçmiş hala da toplu mezarlar bulunuyor. Hala da toplu mezarlar bulunurken hiç kimsenin umrunda değil, hiç kimsenin canı yanmıyor, hiç kimsenin ciğeri yanmıyor. Hatta çok acı bir şey. Bosna bunları unutmuş vaziyette. Belki de hani unutmak istiyorlar, hatırlamak istemiyorlar o acı günleri.
Ama ve lakin yani insanın önüne geliyor. Birisi tarlasını sürerken orada toplu mezarlığa karşılaşıyor. Bakıyorlar ki boşnaklar toplu mezarlıkları gömülmüşler. O boşnak Müslümanlar şehit edilmişler. Bunun hesabını verecek herhangi bir şey yok. Birleşmiş Milletler de boş, Avrupa Birliği de boş, NATO'su da boş. Bu batılıların hepsi de kurmuş olduğu uluslararası bunların hepsi de boş. Hepsi de aldatmacadan ibaret, hepsi de kandırmacadan ibaret. Hepsi de kendi hani inanmayanlar, tek millettir, diz durunca kendi kendilerini korumak için örgütler kurmuşlar. Müslümanları da o örgütlerin içerisine almışlar bilhassa Türkiye'yi. Uyutmak için ee bebek, ee ninni bebek, ninni uyutuyorlar bizi yüz yıldan beri.
Ama artık ülke, dünya Müslümanlığı uyanıyor yavaş yavaş. Bu uyanışın önderliğini de Anadolu Müslümanları yapıyor. Evet Anadolu Müslümanlığı uyanıyor. Anadolu Müslümanları uyanıyor. Uyandıkları için bizim içimize selefi, vahabi fitnesini koyuyorlar. Uyandıkları için bizim içimize hadis inkarcılığı fitnesini koyuyorlar. Uyandıkları için bizim içimize mezhepsizlik fitnesini koyuyorlar. Uyandıkları için bizim içimize türlü türlü fitneler koyuyorlar. Aklı hayale gelmeyecek, şeytanın dahi düşünemeyeceği ama iki ayaklı şeytanların düşünüp hesap ettiği bir sürü fitneler koyuyorlar içimize. Ve neden? Çünkü Anadolu uyanıyor artık. Artık Anadolu uyanma, silkelenme safhasında.
Anadolu silkelendiğinde önünde hiçbir gücün duramayacağını bütün herkes biliyor çünkü. Hatta Anadolu Müslümanlarını durdurmaya çalışsalar dahi Anadolu Müslümanların önünde ezilip berperişan olacaklarını biliyorlar artık. Bildikleri için Anadolu Müslümanlarını kendi içinden parçalamak, kendi içinden zayıflatmak, kendi içinde hiziplere bölmek, kendi içerisinde birbirini düşürmeye çalışıyorlar. Cenab-ı Hak inşallah onların oyunlarını tez zamanda bozsun, onların oyunlarını kendi başlarına makus eylesin. O yüzden zulüm insana dokununcaya kadar belki de insan gaflete dalarken, belki de insan kendince bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın felsefesine uyup, kendince zulme karşı mücadele etmez, adaletsizliğe karşı mücadele etmez, haksızlığa karşı mücadele etmez ama o doğru olmaması lazım.
Yani tavşan daha öncesinden nice edek bu zulüm demesi gerekirdi. Ve bunu yine Müslümanlara yönelik bir nasihat olsun diye düşündüğümüzde, Müslümanlar birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzemeler lazım. Sebep? Hadis-i Şerif öyle çünkü. Yani birbirlerini muhabbet etmekte, acımakta, sevmekte, birbirlerini korumakta bir vücuda benzecekler. Ama ne yazık ki gelin bakın, Müslümanlar birbirlerini korumuyorlar, birbirlerinin kuyularını kazıyorlar. Müslümanlar birbirlerini sevmiyorlar, Müslümanlar gidip gavurcukları seviyorlar. Akıllarını, namuslarını, şereflerini, haysiyetlerini gavurcuklara teslim etmişler. Kültürlerini gavurcuklara teslim etmişler. Ve gavur gibi yaşamaya, gavur gibi düşünmeye başlamışız biz.
Hani Hadis-i Şerif tecelli ediyor, ahir zamanda kertenkele deliğine girseler siz de gireceksiniz diyor. Biz o hale geldik. Ne yazık ki bir vücuda benzeyemiyoruz şu anda. Ve vücudun bir tarafında hastalık var ise, bir tarafında ağrı sızı var ise, biz artık onu hissetmez hale geldik. Bizim o duygularımız, duyularımız sanki alındı, bizim sinirlerimiz alındı. Yani Bangladeş'te bir Müslümanın burnu kanıyorsa bizim umurumuzda değil. Bugün Azerbaycan'da, Karadağ'da Müslümanlar bombaların altında bizim umurumuzda değil. Veyahut da Libya'da bombaların altında bizim umurumuzda değil. Veyahut da, Güneydoğu'da, Irak'ta, Suriye'de PKK edepsizleri, şerefsizleri, haysiyetsizleri, orada sivilleri katlediyor, masum insanları katlediyor, bizim umurumuzda değil.
Eller havada, herkes eğlenceye devam ediyor. Veyahut da bir yerde askerimiz şehit oluyor, polisimiz şehit oluyor. Hiç kimsenin umurunda değil, eller havada, kimsede hüzün denilen bir şey yok. Yani bir yerde Müslümanlar şehit oluyor, bir yerde Müslümanlar kırılıyor, kıyıma uğruyor. Ama ne yazık ki Müslümanların başka yerlerde olanlar, heva, heves içerisinde, gaflet içerisinde. Eller havada, barlar dolu, pavyonlar dolu, meyhaneler dolu, sazhaneler dolu, cazhaneler dolu. Ne korona var oralarda, ne hüzün var, ne Azerbaycan var, ne Kıbrıs var, ne Libya var, ne Suriye var, ne Irak var, ne Bosna var, yok. Ne de Doğu Türkistan var, yok. Yok, böyle bir acı, böyle bir sancı, böyle bir hüzün yok. Herkes eline geleni yiyor, diline geleni diyor, bulabildiğini giyiyor, her tarafını her tarafta istediği gibi sergiliyor.
İslam, Müslümanın acısıyla, sancısıyla acılanan, sancılanan yok. Kim açtı, kim toktu, kim üşüyordu, kim üşümüyordu, bakan yok, hiç kimse düşünmüyor. Oysa Filistin'de bir Müslümanın burnu kanıyorsa, senin burada kendi kendine hüzne dalman lazım. Filistin'de bir Müslümanın evi, o pis İsrail askerleri ve devleti tarafından, graderlerle yıkılıyorsa, senin burada bu meseleye kafa yorman, kafa patlatman, gönlünü patlatman, bu konuda dua etmen, ağlaman lazım.
Veya Azerbaycan'da sivillerin üzerine bombalar atılıyorken, veya işte Nahçıvan'a da adam bomba attı. Nahçıvan'da Türkiye'nin garantörlüğünde olan bir yer. Ve normalde diyorlar ki kendilerince, senin garantörlüğün bulunan ülkeydi ben bombalarım. Senin garantörlüğünü de tanımıyorum diyor, bombalıyor. Yani bu cesareti nereden alıyor? Fransa'dan alıyor, Rusya'dan alıyor, İran'dan alıyor, Amerika'dan alıyor, alıyor. Yani ne kadar Türk ve Müslüman düşmanı varsa, hepsinden de bu desteği alıyor Ermenistan. Ermenistan. Ama biz ne yapıyoruz? Bizim Azerbaycan'da ne işimiz var? Diyenlerimiz var içimizde. Bizim Irak'ta ne işimiz var? Ne yapsın? PKK gelsin, hala da şehirlerimizi yaksın, yıksın mı?
Askerlerimizi mi şehit etsin? Veya Suriye'de bizim ne işimiz var? Neden işimiz olmasın? PKK oradan gelip değişik isimler altında bizim askerimizi mi şehit etsin? Bizim polisimizi mi şehit etsin? Bizim vatandaşlarımızı mı şehit etsin? Seyirci mi kalalım? Veya Kıbrıs'ta seyirci mi kalalım? Yunanistan burnumuzun dibine kadar bütün adaları silahlandırmış bir seyirci mi kalalım? Kırım'ın çektiği bu çile ne? Kırım'ın çektiği bu dert ne? Kırım'ın çilesi bitmesin mi? Komünist Rusya zamanından itibaren Kırım çile çekiyor. Ve Komünist Rusya zamanında Kırımlılar sürgüne uğradılar, telef oldular. Buzların içerisinde kaldılar, soğukların içerisinde kaldılar. Açlıktan, hastalıklardan hepsi de telef oldu.
Neden unutuyoruz tarihimizi biz? Neden canımız yanmaz bizim? Neden canımız yanmaz hale geldi? Nuhani bir Müslüman bütün hepsi de kardeştik ya biz. Yani hangi dinden olursa olsun, hangi ırktan olursa olsun, nerede olursa olsun. Yani bir çocuğun başına gece yarısı bomba atılıyorsa ve insanlık bunu izliyorsa, bu insanlık nerede ki? Hangi dinden olduğu önemli değil, hangi dinden olduğu önemli değil, hangi ırktan olduğu önemli değil. Sivillerin başına bomba yağıyorsa ve insanlar dünya insanlığı buna bir tepki göstermiyorsa, insanlık diye bir şey kalmamış. Ve sokaklarda uyuşturucu bağımlı olanlar, böyle ne yazık ki şeytan çarpmış gibi yamuk yamuk yolda yürüyorsa ve Müslümanlar bunlara karşı herhangi bir tavır ve davranış sergileyemiyorsa, bunları normalde eğitiminden tutun da, bunların öğretiminden tutun da, tedavisine kadar ilgilenilmiyorsa, yani bizim canımız yanmıyor mu?
Yani normalde insanlar sapkınlıklara uğrarken canımız yanmıyor mu? Yani biz üzülüyoruz, canımız yanıyor. Bu ülkenin insanı neden eşcinsel eğilimlerin içerisine gitsin? Neden bu insanın, bu ülkenin tertemiz Müslüman çocukları eşcinsel olsun? Neden eşcinselliğe kaysın? Neden fuhuşa gitsin? Bu ülkenin tertemiz Müslüman çocukları neden kumara düçar olsun? Neden fuhuşa düçar olsun? Bu kadınlar uzaydan gelmediler, bu kızlar uzaydan gelmedi. Neden fuhuşun pençesinde inim inim inlesinler? Her gece hangi sarhoşun, hangi berdoşun, hangi namussuzun, hangi şerefsizin, hangi haysiyetsizin, ona nasıl bir zulüm edeceği, nasıl bir terbiyesizlikte bulunacağını bilmiyoruz. Buna biz nasıl göz yumarız?
Biz bunu nasıl acısını hissetmeyiz? Veyahut da o kadınlarla fuhuş yapan, o kadınları fuhuşa sürükleyen insanların hiç mi içleri acımaz? Hiç mi kız kardeşleri yok, anneleri yok? Hiç mi akrabaları yok bayanlar? Hiç mi o acıyı hissetmezler? Veyahut da bu ülkede yüzün üzerinde bilmem ne evi denilen evler var. Kadınların orada tenleri satılıyor. Ey kadınlar, kendi kadınlarınızın tenleri satılıyor. Kendi kadınlarınızın tenleri satılırken, nasıl uyuyabiliyorsunuz geceleri? Nasıl siz bunun acısını, sancısını hissetmiyorsunuz? Ve o kadınlar tenleri satılmasın derken, buna itiraz ederlerse katlediliyorlar. İşte bıçaklanıyorlar, jilet atılıyorlar. Bu kadınlar hiç mi bunları görmüyorlar?
Hiç mi bunun acısı, sancısı yok? Veyahut da devleti idare edenler, siyasetçiler, valiler, belediye başkanları, hakimler, müftüler, canınız yanmıyor mu hiç? Bunlar için, bu olumsuzluklar için, hiç mi ciğeriniz parçalanmıyor? Mümin bu değil işte. Mümin bu değil. Müminin bunlara canının yanması lazım. Gece uykularının kaçması lazım. Müminin yediği yemekten dahi, bu böyle bir ortamda tat almaması lazım. Yediği yemekten dahi lezzet almaması lazım. Hiç mi aklınıza gelmez, kız kardeşiniz aç mıdır, tok mudur, yeğenleriniz aç mıdır, tok mudur, akrabalarınız aç mıdır, tok mudur, çıplak mıdır, üşüyor mudur, elektriğini ödeyebildi mi, suyunu ödeyebildi mi, doğalgazını ödeyebildi mi, iş bulabildi mi, hiç aklınıza gelmez mi?
Hiç aklımıza gelmez mi? Veya o lüks hayat yaşayanlar, fakir fukaralar hiç aklınıza gelmez mi? Hiç ciğeriniz yanmaz mı? Yemekleri dökenler, israf edenler, çöplere ekmek atanlar, yemek atanlar, bu bozuldu diyenler, dolabında yemek varken yeniden yemek yapanlar, hiç mi Allah'tan korkmazsınız, hiç mi açıları düşünmezsiniz? Şimdi düşünebiliyor musunuz, Karadağ'da bombaların altında yaşayan insanları, akıl edebiliyor musunuz, kendi kendinize bunları hesap edebiliyor musunuz? Ne kadar? Filistin'de bir anneyi düşünebiliyor musunuz? Filistin'de bir babayı düşünebiliyor musunuz? Hindistan'da zulüm altındaki bir anne babayı, çocukları düşünebiliyor musunuz?
Doğu Türkistan'da bir anneyi babayı düşünebiliyor musunuz? Çocuklarını korumak için, o Çin zulmünden, ne yapabilirler acaba? Çocukları alıp götürülüp toplama kamplarında farklı bir eğitime tabi tutulan bir anne baba düşünün. Ciğeriniz hiç yanmaz mı? İçiniz hiç ürpermez mi? Müslümanlar bu halde mi olması lazım? Evet, evet. Ne yazık ki dünya üzerinde bir Müslüman aç ise, dünya üzerinde bir Müslüman aç ise, sen dolu dolu doyuyorsan, kendi imanından şüphe et. Dünya üzerinde bir Müslüman zulüm altındaysa, inim inim inliyorsa ve sen aklına gelmiyorsa, zulüm altında inleyenler, imanını kontrol et. Dünya üzerinde bir Müslüman adaletsiz diye, hukuksuz diye duçar olduysa, otur kendi kendine düşün, o senin aklına gelmiyorsa.
Evet. O yüzden Müslümanlar kardeş olmalılar. Müslümanlar, bir yerde bir acı, bir sancı, bir sıkıntı var ise onu hissetmeliler. Bu bizim tarikattan değil, ne olursa olsun. Bu bizim cemaatten değil, ne olursa olsun. Bu bizim mezhebimizden değil, ne olursa olsun. Bu bizim meşrebimizden değil, ne olursa olsun. Bu bizim ırkımızdan değil, ne olursa olsun. Nereye kadar? Bu bizim dinimizden değil, ne başına gelirse gelsin. Nereye kadar? Biz Müslümanlar olarak, dünya üzerinde nerede bir zulüm var ise, biz onun acısını çekmeliyiz. Nerede bir haksızlık, hırsızlık, ursuzluk var ise, biz onun acısını çekmeliyiz. Biz bir Hristiyanın dahi hakkını savunabilmeliyiz. Bir Yahudinin hakkını savunabilmeliyiz.
Bir dinsizin hakkını savunabilmeliyiz. Bir ateistin hakkını savunabilmeliyiz. Ülke için söylüyorum. Bir Atatürkçünün hakkını savunabilmeliyiz. Bir solcunun hakkını savunabilmeliyiz. Bir, örneğin farklı bir mezhebe, meşhebe sahip bir kardeşimizin hakkını savunabilmeliyiz. Bir Alevinin hakkını savunabilmeliyiz. Evet, biz hakkını savunabilmeliyiz. Bir kimseye haksızlık yapıldıysa, adaletsizlik yapıldıysa, bir kimsenin hakkına ve hukukuna riayet edilmediyse, biz onu savunabilmeliyiz. O zaman biz Müslüman oluruz, o zaman biz insan oluruz. İşte tavşan sıra kendine gelinceye kadar hiç seslenmedi. Ne zamanki can verme sırası ona gelince nereye kadar bu zulüm dedi.
Hz. Mevlana Celalet-i Rüma Hazretleri mesnevisinde hayvanları konuşturarak bize ders veriyor. Hayvanları konuşturuyor. Sufiler enteresandır. Hayvanları konuştururlar, ağaçları konuştururlar. Ölmüş geçmiş kimseleri konuştururlar. Kendilerini koymazlar ortaya, hani ene gelecek, nefis gelecek diye. İşte şeyhimiz şöyle dedi derler. Veyahut da bir şeyh efendi böyle demiş derler. Veya bir sufi şöyle demiş derler. Veya Yunus gibi sordum sarı çiçeğe, annen babam var mıdır? Sarı çiçekle konuşurlar. Veya işte Hz. Pir gibi tavşanları, aslanları ondan sonra konuşturur. Veyahut da papağanı konuşturur Hz. Pir. Veya bir eşyayı konuşturur. Aslında her şeyin bir ruhu, her şeyin bir dili vardır.
Bu da ayrı bir Allah affetsin sanat dalıdır. Öyle söyleyelim. Bu hadis-i şeritler sıraladım Müslümanlarla alakalı. İnşallah onların böyle aralarından kısa kısa olanlardan okuyayım. Kişiye şer olarak Müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her Müslümanın mallı, kanı ve ırzı diğer Müslümanlara haramdır. Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz. Fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Takva şuradadır dedi. Göğsünü gösterdi. Ondan sonra devam etti. Sakın ha birbirinizin satışı üzerine satış yapmayınız. Ey Allah'ın kulları kardeş olunuz. Bir Müslüman kardeşine üç günden fazla küsmesi de helal olmaz dedi. Bunlar Buhari'den benim toparlamış olduğum hadis-i şeritler.
Müslümanlar kardeştir. Dünya insanlığının... Ne diyor? Ey Allah'ın kulları kardeş olun. Bakın bu bütün insanlara ait bu. Yani bunu veda hutbesinde de söylüyor. Ey insanlar! Hepiniz bir tarağın dişlileri gibisiniz. Birbirinizden üstünlüğünüz yok. Arap'ın aceme, acebin araba üstünlüğü yok. Üstünlük takvadadır dedi. Bakın veda hutbesinde din kemale erdi artık. Din kemale erince artık din evrenselleşti. Ve din ilk önce aslında başından itibaren evrenseldi. Ama veda hutbesine geldiğinde hukuku, sosyal hukuku, devlet hukuku, ekonomi hukuku, nikah hukuku yani evlilik hukuku, anne baba çocuk hukuku hepsi yerleşti oturdu artık. Yerleşip oturduktan sonra Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bütün insanlığa hitap etti.
Kur'an bütün insanlığa hitap eder. Hazreti Muhammed Mustafa bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamberdir. Ve dedi ki bütün insanlığa kardeş olun. Evet. Bu enteresan hadis-i şeriflerdir. Veda hutbesi mütevatir bir hadis-i şeriflerdir. Veda hutbesi. Neden? Bütün Müslümanlar toplanmışlar. Beraber haç yapıyorlar. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri öyle bir hutbe irad ediyor ki, tabiri caizse bütün insanlığın hukukunu, tabiri caizse insan hakları, beğennamesi koyuyor.
Kadınlarınıza zulmetmeyiniz, çocuklarınıza zulmetmeyiniz. Haksız yere kimse kimsenin malına, ırzına, namusuna, şerefine dil uzatmasın. Veda hutbesinin Müslümanların kendilerine böyle bir ölçü edilmesi lazım. Baş tacı etmesi lazım. Uygulaması lazım. Aslında her evde okunması lazım. Her eve birer tane veda hutbesinin asılması lazım. Ciddi ciddi dergahlara, tekkelere, camilere veda hutbesinin asılması lazım. Ve ne yazık ki Müslümanlar Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin bütün insanlığa, bütün Müslümanlığa irad ettiği en önemli hutbeyi unutuyor, ezberlemiyor, görmüyor, okumuyor. Ve bütün insanlar kardeş olun dediğinde siz bir Hristiyan, Hristiyan olduğu için öldürebilir misiniz?
Siz bir Musevi, Musevi olduğu için öldürebilir misiniz? Siz bir ateisti, ateist olduğu için öldürebilir misiniz? Siz bir kadının tenini satabilir misiniz kardeşiniz? Siz bir insanı uyuşturucuya alıştırabilir misiniz kardeşiniz? Siz bir erkek, başka bir erkeğe kalkıp da çok affedersiniz, onu cinsel istismara duçar kılabilir mi kardeşi? Siz bir 15 yaşında, 18 yaşında, velev ki sapkınlığa düşmüş bir erkek çocuğa arkadan yanaşabilir misiniz kardeşe derseniz onu? Bakın bütün insanlığın Muhammed'i bir kardeşliğe ihtiyacı var. Bütün Müslümanların Muhammed'i bir kardeşliğe ihtiyacı var. Biz o Muhammed'i kardeşliği tesis etmekle mükellefiz. Biz o Muhammed'i kardeşliği tesis edemezsek, biz ne yazık ki dağılırız, parçalanırız.
Ve ülke Müslümanlarına sesleniyorum. Birbirlerinizi tiftiklemekten vazgeçin. Birbirlerimizi tiftikliyoruz. Sufiler, işte ehli tarikat böyle hedef tahtası halinde. Ne istiyorsunuz kardeşim? Kimin tavuğuna kış dedik? Kur'an ve sünneti anlatıyoruz. Muhakkak içimizden eksik yapan, yanlış yapan, noksan yapan insanlar olacak. Neden tahkir ediyorsunuz? Neden bize hedef tahtasını okuyuyorsunuz? Bunu yalvarmak olarak görmeyin. Kardeşlik hukuki olarak, nasihat olarak görün. Herhangi bir çileden, eziyetten, sıkıntıdan korkup çekineceğimizi zannetmeyin. Buradan geri döneceğimizi zannetmeyin. Biz etimizi lime lime etseniz de biz Kur'an, sünnet, vatan, millet demekten vazgeçmeyeceğiz.
Ne çorap överseniz örün başımıza, biz Kur'an, sünnet, vatan, millet demekten vazgeçmeyeceğiz. O yüzden Müslümanların kardeşlik hukukunu tesis etmesi lazım. Müslümanlar ne yazık ki, biz de dahiliz buna, kendimizi de eleştiriyorum. Biz Müslümanlık kardeşinin hukukunu tesis etmiyoruz. O yüzden sıra bize gelince başlıyoruz bağırmaya. Sıra bir başkasındayken seslenmiyoruz. 28 Şubat'ta ehli sufinin ensesinde boza pişirilirken, hiç kimse kılını kımıldatmadı. Hiç kimse bir şey söylemedi. Bizim ders yaptığımız evler, bizim ders yaptığımız yerler basılırken, hiç kimse kılını kımıldatmadı. Vergi daireleri ayağa kalkıp, nerede bir sufi varsa, onlara milyarlarca ceza keserlerken, hiç kimse kılını kımıldatmadı.
Şeyh Efendilerin evlerine el koyarken devlet ve o evleri satarken veyahut da değişik dergahların, tarikatların yaptırmış olduğu mescitleri, işte yaptırmış olduğu kursları, Kur'an kurslarını, devlet el koyup izale-i şuyla satarken herkes seyirci kaldı. 28 Şubatçılar her türlü zulmü yaparken seyirci kaldı herkes. E sonra, sonra gün doğdu, devran döndü, bazı yerlere dokunmaya başladılar, herkes bağırdı, herkes bağırıyor. 28 Şubat'ta neden bağırmadınız? 28 Şubat'ta neden zulmü önlemek için haykırmadınız? Ama biz hep haykırıyoruz, hala da haykırıyoruz. Nerede bir Müslümana zulmediliyorsa, adaletsizlik davranıyorsa, biz onu haykırıyoruz.
Bütün Müslümanların kanı, namusu, ırzı, şanı, şerefi, mukaddes dokunamazsınız. Allah muhafaza eylesin. Tavşan, dostlar, bana mühlet verin de hilemle, siz de beladan kurtulun. Benim hilemle canımız kurtulsun. Bu hile çocuklarımıza miras kalsın. Her peygamber dünyada ümmetini böyle bir kurtuluş yerine davet etti. Peygamberler halk nazarında göz bebeği gibi küçük görünürlerdi ama felekten kurtuluş yolunu görmüşlerdi.
Halk peygamberleri göz bebeği gibi küçük gördü. Göz bebeğinin manen büyüklüğünü kimse anlayamadı. Hayvanlar ona, ey eşek kulak ver, kendini tavşan kadrinci tut, haddini aşma. Bu ne laftır ki senden daha iyiler, dünyada onun hatırlarına bile getirmezler. Ya gururlandın yahut da kaza bizim izimizde yoksa bu laf senin gibisine nereden yaraşacak dediler. Yani tavşan dedi ki bana müsaade edin, bana mühlet verin. Ben öyle bir hile yapayım ki bu beladan hepimiz kurtulsun. Benim hilemle hem canımız kurtulsun hem de bu çocuklarımıza miras kalsın dedi. Yani tavşan sıra kendisine gelince çareler aramaya başladı. Sıra kendisine gelince canını vermemek için kendince bir şeyler yapma gereğini hissetti.
Ve geldi dedi ki her peygamber dünyada ümmetini böyle bir kurtuluş yerine davet etti. Evet bütün peygamberler insanlarını kurtuluşa davet ederler. Evet orada şimdi biz eğer ki aslanı biz akıl olarak görürsek ve tavşanı da biz bu manada o aklı tuzağa çeken bir kimse olarak göreceğiz. Veyahut da tavşanı akıl olarak göreceğiz. Ama burada söylediği şey enteresan. Her peygamber dünyada ümmetini böyle bir kurtuluş yerine davet etti. Bütün peygamberlerin vazifesi ümmetlerini kurtuluşa davet etmektir. Bütün peygamberlerin vazifesi peygamberlerden sonra velilerin, alimlerin vazifeleri insanları Allah'ın yoluna sevk etmek, Allah'ın yoluna davet etmektir.
Delaletten hidayete onları davet etmektir. Onları cehennem ateşinden cennete davet etmektir. Onları heva ve hevesten doğruya, hakikate davet etmektir. Ve bütün peygamberlerin de dünya üzerindeki vazifeleri bu olmuştur. Bütün velilerin, bütün mürşidi kamillerin vazifeleri bu olmuştur. Gerçek mürşidi kamiller, gerçek veliler insanları kurtuluşa davet ederler. Gerçek veliler, gerçek mürşidi kamiller kendi nefislerine davet etmezler. Kur'an ve sünnete davet ederler. Kur'an ve sünnet yoluna davet ederler. Bir velinin, bir mürşidi kamilin kendi yolu olmaz. Onun yolu Kur'an ve sünnettir. Onun yolu vatan ve millettir. O yüzden hiçbir velinin, hiçbir mürşidi kamilin kendine ait husisi bir yolu yoktur.
Aslında hiçbir alimin de yoktur. Hiçbir müfessirin de yoktur. Hiçbir hadisçinin de yoktur. Olmamalı. Yol Kur'an ve sünnettir çünkü. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yine veda hütbesinde size iki şey bırakıyorum. Kim buna sımsıkı sarılırsa kurtuluşa erer. Birisi Allah'ın kitabı Kur'an, öbürküsü de benim sünnetimdir. Veya başka bir rivayette benim ehli beytimdir der. O yüzden kim Kur'an ve sünnete, kim Kur'an'a ve ehli beyte biat eder, orada durursa kurtuluşa erer. İşte peygamberler, bütün peygamberler, Adem'den Hz. Muhammed Mustafa'ya kadar, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar, bütün peygamberler insanları kurtuluşa davet etmişlerdir.
Ve bütün mürşidi kamiller, bakın veliler demiyorum, bazı veliler vardır, kendisine velidir sadece. Halka veli değildir. Bunların içerisinde mürşidi kamiller farklı sınıftadır. Sebep, mürşidi kamiller peygamberlerin varisi hükmündedir. Onlar peygamberlerin vazifesiyle vazifelenirler. Yani peygamber değildirler. Ama peygamberlerin vazifelerini yaparlar. Ve çevrelerini kurtuluşa davet ederler. Onların velilikleri, onların mürşidi kamillikleri kendilerine ait değildir. Onlar halkı uyarmak, insanları uyarmak, insanlara nasihat etmek. İnsanları Kur'an ve sünnet çizgisine getirmek için mücadele ederler. Onlar kendi ceplerini doldurmak için, şanlarına şan, şöhretlerine şöhret katmak için uğraşmazlar.
Onların dünya heva ve hevesine kanmazlar. Dünya heva ve hevesinin peşinden koşmazlar. Onların işleri Kur'an'ın anlaşılması, sünnet-i seniyenin yaşanması, Kur'an ve sünnet ışığının nurunun bütün insanların gönüllerini aydınlatması için uğraşırlar. Ey Müslüman, ey Mümin! Bu dünya gelip geçici, insanlar gelip geçici. Asıl uğraşmanız gereken, asıl çaba sarf etmeniz gereken ahiret alemidir. Ahiret için yaşamaktır. Gelin Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışın. Kur'an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için mücadele edin. Ölüm haktır. Ama 50 yaşında, ama 60 yaşında, ama 70 yaşında, ama 80 yaşında, ama 100 yaşında. Kaç yıl yaşarsan yaşa, ölüm sana gelip bu dünyadan seni alıp götürecektir. Bu dünyayla işin zamanıdır.
Belli bir mesafesi vardır. O zaman, o mesafe bitince bu dünyadan göçüp gideceksin. Nereye? Ebedi aleme. Ya ebedi alemde, ebediyen cehennemde yaşayanlardan olacaksın. Ya da ebedi alemde, cennette yaşayanlardan olacaksın. Ya da ebedi alemde, cemalullahı seyrederekten, cemalullah perdesinde yok olup gideceksin. Hiçliği bulacaksın. Cemalden cemale, cemalden cemale, cemalden cemale geçeceksin. Yol senin. Ya cehenneme doğru yol alırsın. Bütün günah kebaileri işleyerekten, bütün zulümleri işleyerekten ve kendi kendini zulme daldıraraktan. Evet. Kendi kendini zulme daldırırsın. Kendi kendini zulmün içerisinden çıkarmazsın. Allah sana hidayet etmez o zaman.
Sen normalde eğer Allah'ın bu noktada hükmüne, hukukuna bakmazsan, Allah'ın hükmüne, hukukuna bakmazsan, sen hidayete eremezsin. Sonra da Allah'ı suçlarsın. Allah'ı suçlama. Cebriyeci olma. Allah büyük günahları ısrarla işlemeye devam edip, tövbe etmeyen ve tövbe etmemekte ısrar edenlere hidayet eylemez. Allah zalimliklerine devam eden, zalim bir hakim, zalim bir devlet başkanı, zalim bir belediye başkanı, zalim bir muhtar, zalim bir anne, zalim bir baba, zalim bir öğretmen, zalim bir komşu, zalim bir tüccar.
Önemli değil meslebi ve meşrebi. Eğer o kimse zalimliğine devam ediyorsa, Allah onu hidayetle hidayetlendirmez. Ey Müslümanlar uyanın, zulmetmeyin hiç kimseye. Erkekler eşlerinize zulmetmeyin, kadınlar kocalarınıza zulmetmeyin, anne babalar çocuklarınıza zulmetmeyin, çocuklar anne babalarınıza zulmetmeyin. Bir yerde makam sahip olanlar, mevki sahip olanlar, müdürler, şefler, ita amirleri, ellerinizin altındakileri zulmetmeyin, belediye başkanları, meclis üyeleri, halkınıza zulmetmeyin, etrafa zulmetmeyin, haksızlık yapmayın, hukuksuzluk yapmayın, hakimler, savcılar etrafınıza zulmetmeyin, adalet dağıtın, zulmetmeyin.
Hiç kimseden korkmayın, adalet dağıtın. Siyasetçiler zulmetmeyin, insanlara zulmetmeyin. Zulmedenler zulmedenlere Allah hidayet etmez. Son nefesiniz tehlikede gidersiniz. Son nefesiniz tehlikede olur. O yüzden bu dünya geçip gidici, makamlarınız kalıcı değil, mevkileriniz kalıcı değil, hiçbir şeyiniz kalıcı değil. Zulmedenler asla iflah bulmazlar ve son nefesleri tehlikelidir.
Çünkü birçok ayet ve hadis vardır ki zulmedenler Allah'ın hidayetine erişemezler. Kendinize dikkat edin. Ve Allah'ı inkar edenler, peygamberini inkar edenler, Kur'an'ı inkar edenler, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet-i seniyyesini inkar edenler, bunlar asla hidayete eremezler. Sebep bunlar çünkü inkarcıdır, Allah inkarcıları, Kur'an inkarcıları, peygamber inkarcıları, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinin ve sünnet-i seniyyesini inkar edenler, asla son nefeslerinizde hidayet bulamazsınız.
Ve hidayete eremezsiniz. İnkarcılar hidayete eremezler, Allah muhafaza eylesin inşallah. Ve yalancılar, yalan söyleyenler, yalancılıkta ısrar edenler, her şeyini yalana döndürenler, her şeylerini asla hidayete eremezler. Asla hidayetten nasiplerini alamazlar. Sebep? Çünkü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretler dedi ki, dediler ki, ey Muhammed, Müslümanlar içki içer mi? İçer dedi.
Zina yapar mı? Yapar dedi. Yalan asla söylemezler dedi. Asla. Yalan söyleyen bizden değildir dedi. O yüzden hangi makam sahibi olursanız olun, yalan kime söylenir? Devlet sırrını vermemek için yalan söylenir. Karı kocayı barıştırmak için, anne baba çocukları barıştırmak için yalan söylenir. Caizdir, cevazdır. Darül harbde harbini kandırmak için yalan söylenir. Evet, bu caizdir. Ama öbür türlü yalancılar asla hidayete eremezler. Allah nankörleri hidayete erdirmez. Hidayete erdirmeyecek olanlar bir kavim de bunlardır. Bunlar kavim kavimdir. Allah nankörleri hidayete erdirmez. Sen bir yola nankörlük yaparsın, hidayete erdiremez.
Sen eşine nankörlük edersin, hidayete ermezsin. Sen anne babana nankörlük edersin, hidayete eremezsin. Sen üstadına nankörlük edersin, hidayete eremezsin. Sen bir yola nankörlük edersin, hidayete eremezsin. Allah nankörleri hidayete erdirmez. Sen nankörsen hidayete eremezsin. Allah muhafaza eylesin. Dikkat edin nankörlerden olmayın. Dikkat edin zalimlerden olmayın. Dikkat edin yalancılardan olmayın. Dikkat edin bakın dikkat edin. Asla ve asla günahta ısrar edenlerden olmayın. Allah muhafaza eylesin. Ve Allah haddini aşanlara da hidayete erdirmez. Dikkat edin. Haddi aşıyor o kimse. Haddi aşıyor. Bilmediğini biliyormuş gibi gösteriyor.
Haddi aşıyor. Alimlere karşı haddi aşıyor. Velilere karşı haddi aşıyor. Devlet başkanına karşı haddi aşıyor. Amirine memuruna haddi aşıyor. Eşler birbirlerine karşı haddlerini aşıyorlar. Çocuklar anne babalarına haddlerini aşıyorlar. Çalışanlar patronlarına haddlerini aşıyorlar. Haddi hudut bilmiyor o kimse. Salma deve gibi. Az atlama eşek gibi olmuş. Haddini aşıyor o kimse. Bakıyorsun haddini aşmış o kimse. Ve haddini aşmakta da ısrar ediyor. Yani bu sıraladığın bu günah-i keballer, bu haller ısrar ediyorlar bunlar. Haddi aşmakta ısrar ediyor. Nankör olmakta ısrar ediyor. Zalim olmakta ısrar ediyor. Yalancılıkta ısrar ediyor.
Günah keballere devam etmekte ısrar ediyor. İnkarcılıkta ısrar ediyor. Israr ediyor. Bunlar asla hidayete ermezler. Bunlar asla kurtuluşa ermezler. Bunların asla kurtuluşla alakalı sıkıntıları olur. Asla ve asla kurtuluşa ermeyi beklemesinler. Allah muhafaza eylesin. Eğer bu hallerine devam ediyorlarsa. Bir grupta bunlar bakın kavim kavim. Bir kavim daha hidayete ermez. Kim? Şeytanı kendine dost tutanlar. Evet. Şeytanı kendine dost tutmuş. Şeytana tabi. Şeytan ona açılacaksın diyor açılıyor. Soyunacaksın diyor soyunuyor. İçeceksin diyor içiyor. Şeytanına kumar oynayacaksın diyor oynuyor. Şeytanına uyuşturucu içeceksin diyor içiyor.
Şeytan onu her türlü çok özür dilerim şerefsizliğin, haysiyetsizliğin, namussuzluğun içine batırıyor. Şeytanla dost olmuş. Şeytanla dost olmuş. Allah hatırına gelmiyor hiç. Resulullah hatırına gelmiyor. İman hatırına gelmiyor. Onlar da hidayete eremezler. Onların da son nefesleri tehlikededir. Onlar asla ve asla hidayet nuruyla nurlanamazlar. Dikkat edin. Ben şimdi saymadım. Aklıma geldi. Ama yani yedi sınıf insan saydım. Farkında mısınız? Bunlar şu anda içime geleni söyledim. Allah affetsin. Bunlar asla hidayet beklemesinler. Ve bu konuda da Allah'ı suçlamasınlar.
Cebriyecilik yapmasınlar. Bu konuda Allah'ı suçlamasınlar. Kaderiyecilik yapmasınlar. Bu konuda hiç kimseyi suçlamasınlar. Sebep? Çünkü kendileri gittiler bu yola. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bütün peygamberler ümmetlerini uyarmışlardır. Nereden? Bu sıraladığım yedi grup halden, bu sıraladığım yedi sınıf insan olmaktan uyarmışlardır. Gelin bunları yapmayın demişlerdir. Mürşidi kamiller de aynıdır. Mürşidi kamiller de etrafındaki insanları, peygamberin izinde gitme, peygamberin nefesiyle nefeslenme, Kur'an'a sımsık yapışma, Kur'an'ın izinde gitme yolunu öğretirler ve mücadelesini verirler. Peygamberler halk nazarında göz bebeği gibi küçük görünürlerdi ama felekten kurtuluş yolunu görmüşlerdi.
Halk peygamberleri göz bebeği gibi küçük gördü. Göz bebeğinin manen büyüklüğünü kimse anlayamadı. Şimdi baktığınızda avam insan, cahil insan peygamberleri küçük görür. Hani Cenab-ı Hak bize Kur'an'ında beyan etti ya müşriklerin ağzından. Allah bir meleği bir peygamber olarak gönderemez miydi? Bir melek gönderseydi. Veyahut da Allah neden bizim içimizden birisini gönderdi? Veyahut da neden bizim içimizden gönderecekse de beni peygamber olarak göndermedi. Ebu Cehil öyle diyordu ya, peygamber olacaksa ben olmalıydım diyordu. Benim peygamber olmam lazımdı. Ama işte insanlar avanda o peygamberleri küçük gördü. Hani bizim gibi yiyorlar, bizim gibi içiyorlar, bizim gibi uyuyorlar, bizim gibi evleniyorlar, bizim gibi çoluk çocuk sahibi oluyorlar.
Bunlar nasıl peygamber? Bunlar bundan peygamber olmaz diyorlardı. Ve peygamberleri küçük görüyorlardı. Bakın Hz. Pir öyle bir sanatsal bir perde açıyor ki bize. Diyor ki göz bebeği gibi küçük görünürlerdi ama felekten kurtuluş yolunu görmüşlerdi. Ve göz bebeği gibi küçük gördü, göz bebeğin manen büyüklüğünü görmedi. Yani düşünsene göz bebeği küçücük bir şey. Ama göz bebeği sana bütün alemin perdelerini açıyor. Aslında asıl önemli göz bebeği. Ve en korunması gereken, en muhafaza edilmesi gereken uzuvlardan birisi. İşte diyor o peygamberleri, o avam halk küçük gördü. Aslında göz bebeği de küçüktü ama yaptığı iş çok büyüktü. Bunu anlayamadılar, bunu kavrayamadılar. İşte diyor, bende o ilim var.
Tavşanın iddiası bu. Siz diyor beni küçük görüyorsunuz, beni zayıf görüyorsunuz. Beni böyle bir aslandan kurtulmanın yolunu bulamayacağımı zannediyorsunuz. Siz de o peygamberlerin etrafındaki müşrikler gibi görüyorsunuz. Beni küçük, hor, hakir, zayıf görüyorsunuz. Ama aslında ben öyle bir kimse değilim diyor. Yani ben bir göz bebeği hükmündeyim diyor. Hayvanlar ona dedi ki, ey eşek kulak ver. Kendini tavşan kadrince tut. Haddini aşma. Yani sen bir tavşansın, gücün kuvvetin yok. Sen ne yapabilirsin ki? Haddini aşma dediler. Hani Hazreti Mevlana Celalettin Rum Hazretleri Mesnevisinde der ya, benim çok hoşuma gider. Hani sen bir saman çöpüsün, dağı kaldıramazsın ya der.
Haddi aşmak da Allah muhafaza eylesin. O da ayrı bir küstahlık. O kimse haddi aşıyor. Neden? Küstah çünkü. Neden? Nankör çünkü. Allah muhafaza eylesin. O kendince peygamberliğe soyunuyor. Hani öyle soyunanlar da vardı ya, kendince mehdiliğe soyunuyor. Hani öyle soyunanlar vardı ya, mürşidi kamil olmadığı halde kendince mürşidi kamilliğe soyunuyor. Hani öyle soyunanlar vardı ya, hani var ya şeyh değil aslında şeyhliğe soyunmuş. Hani öyleleri de vardır ya, alim değil, alimliğe soyunmuş. Allah muhafaza eylesin. İşte diyor hayvanlar da, sen diyor haddi aştın. Neden böyle bir laf söylüyorsun? Nice senden daha iyiler bu dünyada, bunun hatırlarına bile getirmediler. Ya kurulanın ya da kaza bizim izimizde dediler.
Yani dediler ki, sen haddi aştın, Allah muhafaza eylesin. Gücünün üstünde, aklının üstünde, fikrinin üstünde bir işe kalkıştın dediler ve onu uyardılar. Kıymetli dostlar, inşallah önümüzdeki hafta Allah izin verirse, Cenab-ı Hak sağlık, afiyet verirse, yine biz tavşanın av hayvanlarına cevabından devam edeceğiz inşallah Allah izin verirse.
Ben notumu alayım buraya da, o yüzden böyle sessizlik yaptık. Allah izin verirse, inşallah notumuzu alalım istedik. Bin on, bin dokuz, bin sekiz, bin yedi inşallah hata yapabilirim ama bin yedinci beytten inşallah devam edeceğiz. Konu başlıyor, tavşanın av hayvanlarına cevabından inşallah devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin inşallah. Tekrar bunu beyan etmekte fayda görüyorum.
Kimsenin tarikatıyla, cemaatıyla, şeyhiyle, mürşidiyse, velisiyle bir işimiz yok. Biz doğru bildiğimizi anlatmaya çalışıyoruz. Hakkınızı helal edin inşallah. Şimdi de sorularınıza devam edeceğiz inşallah. Yüzden yazmışlar arkadaşlar. Maşallah.
İbni Arabi sohbetinizde rüyada şeyhini görene, gördüğü nispetince anlam yüklediğini söylüyorsunuz. Misal olarak da tam on ayrı ayrı mana söylüyorsunuz. Birisinin ilm-i ledüne doğru yol alması, öbürünün peygamber varisini gördüğünü, ehli cennet olacağını, bir başkasına başka söyleyecektir diyorsunuz. Başında bir sıkıntı var, o sıkıntıdan kurtulacaksın. Söylediği kişinin manuvatına göre cevap aldığını söylüyorsunuz. Bunun yetmiş mana olduğunu, yetmişinde hayre işareti olduğunu söylüyorsunuz. Kalpteki yetmiş bin perdeyle bağlantılı olduğunu iletiyorsunuz. Bunları kelimeye dökecek olanın şeyhi olacağını belirtiyorsunuz. Birinci soru, şeyhinle olan, görülen rüyalar şeyhe söylenmese, bu rüyalar mana aleminde asılı mı kalıyor?
İki, anlatılması mı gerekiyor? Yani bir kimse şeyhi mürşidi kamil ise, altını bunu çizmekte fayda var. Yani her şeyh mürşidi kamil değildir. Ben özellikle mürşidi kamil olarak ayırmak isterim. Şeyhler ayrı kategoridir. Mürşidi kamiller ayrı kategoridir. O yüzden mürşidi kamiller, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışırlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden giderler. Mürşidi kamillerin özellikleri, işte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle rüyada görülürler, halde görülürler. Manevi olarak özelliklerini söylüyorum. Zahiri olarak Kur'an sünnete sımsıkı yapışırlar.
Mürşidi kamiller dervişlerinden para dilenmezler. Etraftan para dilenmezler. Mürşidi kamiller insanlardan isteyici değillerdir. Mürşidi kamiller insanların elindekine gözlerini dikmezler. Mürşidi kamiller kendi ihtiyaçlarını kendileri görürler. Kendi işlerini kendileri görürler. Sünnet-i seninin o dönemde yaşayan birer numunesi gibidirler. Öyle söyleyelim kısa yoldan. Şimdi böyle olunca onların hal ve hareketleri Kur'an'a ve sünnete uymakla mükellef derler. Uymaları gerekir. Ben mürşidi kamil olarak onları görüyorum. Şeyh dediğimde de her türlü şeyh vardır. Ondan sonra işte şeyhlerin içerisinden dördüncü makamda da şeyhlik yapabilirler. Beşinci makamda da nefis meratib olarak şeyhlik yapabilirler.
Altıncı makamda da şeyhlik yapabilirler. Veyahut da bir alim bir kimse de şeyhlik yapabilir. Şeyhlik kapısı herkese açıktır. O yüzden yani bir kimse şeyhlik yapabilir. Ben bazen zaman zaman söylüyorum bunu yanlış anlaşılıyor. Mesela Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin benim hatırladığım kadarıyla dört beş kişiye Nakib-i Nügabba icazeti vermişti. O Nakib-i Nügabba icazeti verdikleri kimseler şeyhlik yapabilir mesela. Neden? Nakib-i Nügabba bir kimse şeyhlik yapabilir teknik olarak veya Allah rahmet eylesin Şeyh Efendi'de de Nakib-i Nügabba icazeti vardı. Şeyh Efendi de Nakib-i Nügabba icazetiyle işte şeyhlik yapabilir miydi? Evet. Ama elinde Nakib-i Nügabba icazeti olmayan bir kimsenin şeyhlik yapması teknik olarak doğru değildir.
Örnek. Tasavvufi, tarikat teknikleri bunlar. Teknik bilgi. Şimdi böyle olunca çok özür dilerim. Şeyhlerle mürşidi kamiller ayrı kategorilerdir. O yüzden bunu ayırt etmekte fayda var. Şimdi şeyhlerle olan görülen rüyalar şeyhlere söylenmese bu rüyalar maneve alemde asılı mı kalıyor? Asılı kalanlar da olur, kalmayanlar da olur. Söylenebiliniyorsa söylenebilinir, söylenmiyorsa söylenmez bunda bir sıkıntı yok. Anlatılması mı gerekir? Anlatılmıyor. Bir kimse anlatmak isterse anlatır. İlla ki anlatılması gerektiği bir kaide de oluşturmak mümkün değil.
Ben bunu sufice söylüyorum. Bunun tarikat terbiyesinde muhakkak anlatılması lazım. Öyle söyleyeyim. Ama sufice davranışlarda bir zorunluluk yoktur. O kimseye ihtiyaç görürse söyler. Bir zorunlu olarak onu zorunlu kılmak mümkün değil. Bir kişi her gün şeyhini görüyorsa, kendince önemli görmüyorsa, rüyayı anlatmıyorsa, yola zarar verir mi? Vermez. Tarikatta anlatması gerekir. Ama sufi yolunda her gün görse dahi her gün onu anlatmak zorunda mı? Değil. Şeyhinin söylediklerini soru dört. Söylediklerini rüyada sonradan hatırlamıyoruz. Hatırlamayabilir. Bu bir eksiklik, noksanlık değil, bir sıkıntı değil. Şeyh rüya görenin üzerine nasıl bir tecelli hakkı var?
Şeyhin ne hakkı olacak? Hiçbir hakkı olmaz. Sufice. Bir mürşidi kamilin bir sufice bakarsak biz meseleye, dervişlerin üzerine bir hakkı olmaz. Ne hakkı olsun? Rüya görene şeyhi, üstadı bir mana aktarıyorsa, tevil ediyorsa, öbür yetmiş mana zamanla kendiliğinden mi açılır? Açılır, açılmaz bir kaidesi yok ki. Bir şeyi kaideye koymak mümkün değil. Bakın, bu varlık aleminde bu tip metafizik hadiseleri bir kaideye bağlamak biraz zor. Aslında maddi olarak gördüğünüz şeyleri dahi kesin kesin böyle olur noktasına koymak da mümkün değil. Bu da boş aslında. Yani bazen diyorum ya, herkes iki kere ikinin dört edeceğini söyler.
Sufiler iki kere iki dört eder demezler. Şimdilik iki kere iki dört etti derler. Şimdilik. Neden? Yani sufi felsefesinde, inancında değişken olmayan bir şey yoktur. Varlıkta. Varlıkta her şey değişkendir. Yani siz bunu, ne bu elimdeki, işte bardak, bu bardağı bin sefer karşıya bir makinayla atsanız, bin seferinde aynı sonuca ulaşamazsınız.
Sufi mantığıdır bu. Yani siz bin sefer, la ilahe illallah dersiniz, diyen aynı kimsedir. Bin seferinde de aynı sonuca ulaşamazsınız siz. Bu sufi tecelliyatıdır. Ben öyle inanırım, öyle söyleyeyim. Ben kendimi bağlayayım. Ben yüz bin lafze-i celal çeksen, her lafze-i celalın harfinde her sonuç alınmaz. Tecelliyat olarak. Veya bu bardağı ben yüz bin kez aynı noktadan, aynı kuvvetten atıyormuş gibi görünsem, aynı sonuç çıkmaz. Mümkün değil bu. Yani değişkendir çünkü. O yüzden senin nefesin de değişkendir. Senin nefesin de, her nefes alışverişin aynı enerjide, aynı düzlemde, aynı zaman diliminde, aynı hız düzleminde değildir. Mümkün değil.
O yüzden değişkendir bunların hepsi de. Sufiler insanın hallerini de değişken olarak görürler. Hani derim ya, hal değişkendir ama makam değişmez. Peygamberin makamı peygamberdir. Peygamber makamı değişmez. O makamı o kimseye verildiyse, o makamı hiç kimse ondan alamaz. Makam değişmez çünkü. Aynı şey şeylik için de geçerlidir. Bir şeyh efendi, bir kimse sen şeyhsin derse, tiyansın sen şeyh değilsin bundan sonra diyemez. Makam da değişmez. O yüzden hukuk değişmez. Allah'ın hukuku değişmez. Ama bu tip varlığın üzerindeki etkenler, etkileşimler farklı farklıdır. Bunlar değişkendir. Metafizik farklı farklıdır, değişkendir.
Yani rüyalar değişkendir, haller değişkendir. Her rüyanın sonucu budur, her halin sonucu budur demek mümkün değildir. Bakın mümkün değildir. Bunların hepsi de değişkendir. Metafiziktir çünkü. Senin gördüğün perde, yaşadığın perde, onun yaşadığı perde, senin yaşadığın perde. Bunların hepsini değiştirir. O günkü manevi halin, o günkü dünya ile olan bağlantın, maneviyatla olan bağlantın, şeyhinle olan bağlantın, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle olan bağlantın, Allah'la olan bağlantın, senin o metafizik perdeni değiştirecektir.
Değişkendir bunlar. Bunları böyle bir kategoriye koymak, matematiksel bir denkleme koymak mümkün değildir. O yüzden bunu zamanla kendiliğinden mi açılır? Açılır, açılmaz, açılmaz, değişir, değişmez. Bunlar farklı farklı şeyler. 7. Rüyasında şeyhini görenin, şeyhi müridinin ayağını sabitesine bakarak manalandıracağını söylüyorsunuz. Bu nasıl olur? Başkasının rüyasını bir şeyh görebilir mi? Görebilir, neden görmesin ki? Cenab-ı Hak isterse, o gece ne kadar mürid-i rüya gördüyse, hepsini ziplenmiş bir şekilde o mürşid-i kamil'e gösterir. Varsa ihtiyaç görünür. Eğer varsa ihtiyaç bir başkasının rüyasını anlatırken dahi, o şeyh efendi ona aşina olabilir.
Mürşid-i kamil ise, Allah gösterirse, Allah göstermezse ne yapacak? Hiç kimse hiçbir şey yapamaz. O yüzden normalde bunların hepsi de olabilecek şeyler mi? Evet, sufilikte olabilecek olan şeyler. Belirttiğinize göre veya İbn-i Arabi Hazretleri, dervişinin şeyhini rüyasında gördüğünde, kendi ayağını sabitesinde kendisini gördüğünü, kendi aynasını gördüğünü söylüyorsunuz. Söylemişimdir. Ben ne söyledim, ne söylemedim. Kendimi çok takip eden bir kimse değilim. Ben sohbet ederken de böyle bir yazılı bir metinden sohbet etmediğimden, ne bileyim böyle bir yazılı bir metni okumadığımdan dolayı, tabiri caizse ne geliyorsa ona aktarıyoruz. O yüzden söylemişimdir, söylememişim değildir. Geriye dönüp kendi söylediğimi de bazen tevhil edebiliriz, edemeyebiliriz.
O esnada söylemişiz, bir şey demeyiz. Rüyada da mı ayna tutuyorsunuz veya bunu gösteren o dervişe kim? Melekler Cenab-ı Allah'tan izin alıp o şeyhin suretine girip dervişe aynam oluyor. İçindeki çözemediği sıkıntılar Cenab-ı Allah mı kuluna acıyarak yol gösteriyor? Her şey Allah'tan, Allah'ın ilmi ilahisinde olan şeyler. Bu böyle mi oluyor, şu şöyle mi oluyor diye, bugünün insanı hep böyle teknik bir yere bağlamaya çalışıyor. Bağlayacak olduğunuz bütün teknikler sufilikte geçersiz. Bağlayacak olduğunuz bütün matematikler metafizikte geçersiz. Ama bugünün insanını o kadar böyle matematikleştirdiler, o kadar teknikleştirdiler, o kadar her şeyi böyle matematik düzlemde götürmeye çalışıyorlar.
Ve bugünün insanları her şeyin bir matematikselliğini araştırıyor. Matematikselliğini bulmaya çalışıyor. Sizin matematik dediğiniz şeyler dahi doğru değil. Yani bütün şimdi ilim dünyası gibi kendilerini ilimli bilimli görenler ayağa kalkacaklar. Yani dün Newton kaideleri vardı, atomla alakalı öyle değil mi? Doğru kabul ediliyordu. Ardından kuantum fiziği denilen bir şey çıktı. Newton'un bütün kaideleri çöpe atıldı. Hani Newton'un kaideleri doğruydu ya? Hz. Mevlana Celalat-ı Rüme Hazretleri 800 yıl önce sen bu alemi hayal üzerinde yürür gör dediğinde hangi matematiksel denkleme göre söyledi ki bunu?
Şimdi bütün varlığın hayal üzerinde yürüdüğü söyleniyor. Hayal. Atom altı parçacıklara baktıklarında fantom mu diyorlar ona? Fantom diyorlar. Hayalden ibaret. ve hiçbir matematiksel denkleme uymuyorlar. Yani ben buradan hu diye söyledim de bunun matematiksel denklemi yok. Hu hu hu … dedim. Ve her hu değişimin hiçbir matematiksel denkleme bağlamak mümkün değil. Hiçbir fiziksel denkleme bağlamak mümkün değil. Değil. Çünkü her hu hu değişimin hızı ayrı, etkileşimi ayrı. Her hu değişimin benden çıkan hu kelimesinin metafizi ayrı.
Bunu matematikselleştirmek, bunu fizik gayetelerine oturtturmak mümkün değil. Dervişler oturdular hep beraber Allah'ı zikrediyorlar toplu halde. Toplu halde Allah'ı zikrederken oradaki matematiksel denkleme nasıl kurgulayacak? Hangi matematikçi kurgulayabilir? Hangi fizikçi kurgulayabilir? Oradaki o etkileşimin nerelere tecelli ettiğini, nerelere heyecanlandırdığını, nerelere ayağa kaldırdığını kim bilebilir? Bu şuna benzer. Mesela örneklemek gerekirse, siz bir havuzun kenarında dursanız, havuzun kenarına parmağınızı batırsanız, havuzun öbür ucunda etkileşimi görürsünüz, hesaplayabilirsiniz. Oysa siz parmağınızı daldırdınız. Öyle değil mi? Evet. Havuzun öbür köşesinde etkileşimi görürsünüz. Sufi felsefesidir bu.
Sen oturursun öyle bir Allah dersin, oturursun öyle bir dua edersin. Oturursun öyle bir yalvarı yakarırsın, arş-ı alayı titretirsin. Etkileşime bak. Yani bu etkileşimin kalkıp da seni matematik olarak, fiziksel olarak bir yere bağlaman mümkün değil. Yani bir damla gözyaşı senin cehennemini söndürüyor. Bunun etkileşimini nasıl hesaplayacaksın? Yarım hurmayla da olsa cehennem ateşinizi söndürünüz. Yarım hurma. Bunun etkileşimini, bunu metafizik olarak bulman mümkün değil. Bunu fizik olarak bulman mümkün değil. Bunu matematik olarak bulman mümkün değil. O yüzden dine, sufiliğe bakarken aklın matematiğiyle bakmayın. Kalbe göre bakın. İlla ki matematiksel denklemler kurmaya çalışmayın.
Bunu size değil, soruyu sorana değil. Bunu bütün dinleyicilere, bütün dinleyenlere söylüyorum. Din matematik işi değildir. Din baştan başa metafiziktir. Ve metafiziğe kalkıp da bir ölçüye bağlamak, onu bir tartıya bağlamak, onu bir matematiğe bağlamak mümkün değil. Yani bir kimse, ya Rabbi beni affeyle dedi, 80 yıllık ömrünü hayra çevirdi. Bunun nesi matematik? Bir kimse Kadir Gecesi'ni ihya etti, 80 yıllık ibadetten evlâ bir ibadet etti. 80 yıllık! Bunun nerede var matematiği? Etkileşimini nereden hesaplayacak bir kimse bunu? Veya sen kendince dersin ki, deryaya bir tane taş attı, cumburlu bir tane taş gitti. Koca okyanus dersin ki, ya okyanusun nesini bu etkileyecek?
O okyanusu kaynatır o taş. O taş, okyanusu fokur fokur kaynatır. Sufi, bir damla gözyaşını akıtır, okyanus kurur. Veya kurumuş olan okyanus, yeniden yeşerir. O yüzden bunları matematiğe bağlamak mümkün değil. Bu sohbetleri birkaç defa dinlemişimdir. Ya anlamadım, ya duymadım, ya idrak edemedim. Dinledikçe hayret ediyorum bu nasıl olur diye. Onun için size bir daha sorma gereği duydum. İbni Arabi Hazretleri'nin sohbetlerini mesneviyle şereflendirmişsiniz. Mesnevi'de misal vererek daha kolay anlaşılmasını sağlamışsınız diyeceğim de. Şimdiye kadar niye anlamadın, idrak edemedim.
Bunları idrak etmemi sağlayan Cenab-ı Allah mı yoksa siz mi yoksa yol mu? Allah her şeyi yapar. Yazdıkça hayretim artıyor bu nasıl olur diye dinlemek isteyenler için sizin Çanakkale İbni Arabi Fususül Hikem 14. bölüm sohbeti. Evet, yani Fususül Hikem sohbetleri Çanakkale'de devam ediyordu. Ama benim sağlığımla alakalı problemlerden dolayı ara vermek zorunda kaldık. O ara çok ağır bir grip geçirdim. Çok ağır bir grip geçirince ara vermek zorunda kaldık. Ardından da korona başladı. E korona da devam ediyor hala da. Allah affetsin artık bir daha ne zaman yapılır yapılmaz o konuda da bir şey diyemeyeceğim. Ama yani Fusus gerçekten bence bugünün Müslümanlarının anlayıp idrak etmesi gereken çok önemli eserlerden birisi.
Müslüman, mümin bir tarafı entelektüel olmalı. Yani böyle meseleyi biraz daha derinlemesine bakmalı. Daha kapsayıcı, daha kuşatıcı bakmalı. Herkesin baktığı yerden bakmamalı. Herkesin gördüğünü değil daha mükemmel görmeli. O yüzden Fusus bence gerçekten şey, önemli bir eser.
Ben Mesnevi'yi Kur'an ve Sünnet ile anlamaya çalışıyorum. Mesnevi'yi şerh ederken Hazreti Bir burada hangi ayet-i kerimeye mana vermiş, hangi hadis-i şerife mana vermiş gözlüğüyle bakıyorum. Fusus'a bakarken de öyle bakıyorum ama Fusus'u sanki Mesnevi'yi, Fusus'un açılımı şerhiymiş gibi geliyor bana. Ben öyle algılıyorum, öyle anlıyorum. Aynı çizgide çünkü onlar. Muhyiddin İbni Arabi ile mesela şöyle diyebiliriz, daha geriden alabiliriz. Kendi, Gazali, Arabi, ondan sonra Hazreti Mevlana, bunlar böyle İsmail Hakkı, Bursevi, bunlar böyle aynı silsilenin, aynı yolunun, aynı silsile, aynı yolu takip eden kimseler öyle. Cüneydi Bağdadi, Sırrı Sakati, bunlar Habibi Acemi, ondan sonra bunlar böyle şey, ilk sufilerin bu meselelere aşk perdesinden, muhabbet perdesinden bakanlar beni fazla etkiliyorlar hamdolsun.
O yüzden onlar okumakta hoşuma gidiyor tabii. Aha diyeceksin ki okuyor musun, yok. Bir de bu da ayrı bir handikap ama hoşuma gidiyor. İşte böyle sohbetlerde okuyoruz hamdolsun. Güzel oluyor sohbetlerde benim kendim için. Selamun Aleyküm, kardeşim 12 yaşında erkek sınıftan bir kız arkadaşına benimle çıkar mısın diye mesaj atmış.
Kız da evet, yazınca kardeşim de o zaman artık bana her şeyini anlatabilirsin demiş. Yani kardeşim izlediği çizgi filmler, videolar, arkadaş çevresi sayesinde sevgililik kavramını öğrenmiş. Ama henüz nasıl olduğunu bilmiyor. El ele tutuşma, görüşme, aşkım şeklinde konuşmaları yok. Sadece adı sevgililik. Kardeşime yaptığı şeyin doğru olmadığını, dinden soğutmadan nasıl anlatmamayım ya da nasıl bir yol izlemeliyim. Ne yazık ki böyle insanlar şimdi yani çocuklar, çocuklarımız bu sosyal medya denilen ne yazık ki hayra kullanılırsa hayra kapı aralayan, şerre kullanılırsa şerre kapı aralayan o medyanın esiri hükmündeler. Ve ne yazık ki çocuklar genç yaşta her şeyi öğreniyorlar ve öğrendikleri şeyi yaşamak için çaba sarf ediyorlar. Yumuşak yumuşak tatlı tatlı nasihat ederekten onu anlatacaksın inşallah.
Allah yardımcınız olsun inşallah. Selamun Aleyküm. Bir süre önce birkaç kişi toplanıp aylık 20 lira toplasak ve düzenli olarak bir aileye yardım etsek diye düşünmüştüm. Nitekim katılan arkadaşlar da oldu. Ancak geçen haftaki sohbetinizden sonra başka biri için dahi olsa derviş kişinin birinden bir şey istemesi yanlış olabilir mi diye düşünmeye başladım. Şimdi ilk ay için paramız toplanmış durumda. Bu niyetimize devam edelim yoksa vaz mı geçelim? Karar sizin ama böyle şeyler istismara açık. O yüzden istismara açık olduğundan dolayı yani tedbirli olmak, temkinli olmakta fayda var.
Bir de bir aileye destek olmak niyetindeyim. Şimdi bir kardeş tanıdım. 24 yaşında, 4 yaşında kızı var. Kızının babasıyla ayrılar ve adam sevgilisiyle birlikte 4 yaşındaki kendi kızını taciz etmiş. Yani 24 yaşında, 4 yaşında kızı var. Kızının babasıyla ayrılar ve adam sevgilisiyle birlikte 4 yaşındaki kendi kızını taciz etmiş.
Yani kendi kızını sevgilisiyle beraber taciz etmiş deyince, yani sevgilisi erkek mi değil, sevgilisi de bayan, sevgilisiyle kızın babası kızı nasıl taciz etti? Üstüne bu kıza iş yerinden ahlaksız bir teklifte bulunuluyor, kabul etmeyince de işinden kovuluyor. Kız 4 yaşında, burada bir karışıklık var. Yani bu soruyu düzgün yazmamışsın. Ben mi algılamakta güçlük çekiyorum? He salim. Şimdi bir kardeş tanıdı, 24 yaşında, 4 yaşında da bir kızı var. Yani bayan. Kızının babasıyla ayrılar, kızının babasıyla ayrı. Ve adam sevgilisiyle birlikte 4 yaşındaki kendi kızını taciz etmiş.
Yani adam 4 yaşındaki kızı adamın yanına gitmiş, adamın da sevgilisi var, sevgilisiyle beraber kızı taciz etmiş. Üstüne bu kıza iş yerinden ahlaksız bir teklifte bulunuluyor. 4 yaşında kıza iş yerinden nasıl bir ahlaksız teklifte bulunulur ya? Kabul etmeyince de işinden kovuluyor. Yani 4 yaşındaki kıza kim ahlaksız iş teklifinde bulundu, kim kovdu? Yani biraz öyle değil mi? Yanlış mı anlıyor Salim? Değil mi? Doğru anlıyorum değil mi? Evet. Ben de belki hem maddi hem manevi bir destek... Hayır, 24 yaşındaki kız kardeş teklifle karşılaşıyor. Haa, evet.
24 yaşında bir kadın var, onun 4 yaşında bir kızı var. Babası kız arkadaşıyla birlikte 4 yaşındaki kızını taciz ediyor. E gidin gitsin şikayet etsin. Ya neden şikayet etmiyor annesi? Yani 4 yaşındaki kızını bir baba nasıl taciz edebilir? Neyle taciz edebilir? Cinsel taciz mi? Fiziki taciz mi? Bilmiyoruz. Ya vedud anlamı nedir üstadım? Ve bu zikri ders alanlarda çekmeyle mi hayırlı akşamlar? Herkesin zikri var. Ders alanlarının zikri neyse onu çekecek.
Selamun Aleyküm. Kur'an-ı Kerim Fatiha'da, Fatiha'da, Besmele'de, Besmele'de, B harfinde gezidir. Hadisini açıklar mısınız? Hiç okumadım böyle bir hadis-i şerifi. Böyle bir söz biliyorum. Ama bu hadis midir? Bunu bilmiyorum. Böyle şeylerde hiç takılmam. Selamun Aleyküm. Riyaj-ı Salih'in sabır bölümünde iyi iman edenler. Sabır ve sebat edin. Düşmandan da sabır yarışı edin. Ali İmran. Açıklar mısınız? İman edenler sabırlı olacaklar. Bela gelecek, musibet gelecek, sıkıntı gelecek, hastalık gelecek, varlık gelecek, yokluk gelecek, yokluk gelecek. Sabırlı olacaklar inşallah. İmanda sabır, İslam'da sabır, sabır lazım.
Edeb-ül müfret, üç şey bütün Müslümanların üzerine haktır. Bir, hasta ziyareti bulmak. İki, cenazede hazır olmak. Üç, aksırıp hamd eden kimseye yerhamekullah demek. Bazen yolda, otobüste tanımadığımız kişilerin aksırıp hamd ettiklerini duyuyoruz. Ortam müsait değilse yerhamekullah sözünü içimizden söylemek yeterli olur mu? Olur inşallah. Selamun Aleyküm. Haberlerde sürekli izliyoruz ki kadın cinayetlerinde ölen kadınların cenazelerini kadınlar taşıyor. Bu dinimizde caiz midir?
Cenaze namazlarında da kadınlar erkeklerin yanında namazı kılıyorlar. Normalde kadınlar cenaze taşıyorlarsa taşısınlar yapacak bir şey yok. Erkekler taşımıyorsa kadınlar taşıyabilir. Cenaze namazında da normalde arka saflarda durmalarında namaz olarak böyle. Ama cenaze namazı, dua, normal vakit namazları gibi değil. Yani tesettür açısından sıkıntı var. Azerbaycan kardeşlerim için sizden dua istiyorum. Bu zulüm bitsin efendim. Müslümanlara zulmü ne zaman bitecek? Kahralıyorum. Allah'ın yiyesin inşallah. Neden benden dua istiyorsunuz da size dua etmiyorsunuz? Herkes dua etsin, mücadele etsin inşallah. Allah selametlik versin. Selamünaleyküm son zamanlarda namaz kılarken deprem oluyormuş gibi sarsıntı yaşıyorum.
Selam verdiğimde bakıyorum her şey normal. Bunun anlamını sormak istemiştim. Boş ver. Sen namazına devam et. İsterse yıkılsın ortalık ya. Selamünaleyküm dilimizi, konuşmamızı, kelime hazinemizi geliştirmek için neler yapmalıyız? Bir, bence kitap okumalısınız. Eğer dilini geliştirmek istiyorsan, konuşmanı düzeltmek istiyorsan, kelime hazini geliştirmek istiyorsan çokça kitap okuyacaksın.
Birincisi Kur'an-ı Kerim okuyacaksın. Meali olarak okuyacaksın. İkincisi çok hadis okuyacaksın. Üçüncüsü fıkıh okuyacaksın. Dördüncüsü tefsir okuyacaksın. Ondan sonra sufi kitaplarını okuyacaksın. Sufi mesnevi okuyacaksın örneğin. Kitap okuyacaksın. Sonra olmazsa İslam klasiklerini okuyacaksın. Olmadı, başlayacaksın İslam klasiklerinden sonra Batı klasikleri okumaya. Okuyacaksın. Bugünün işte ilim kitaplarını, bugünün bilim kitaplarını okuyacaksın. Okuyacaksın. Bugün için insanlarımızın en büyük handikaplarından birisi okumamak. Bakın bütün dünya insanlığını okumamanın üzerine kurguluyorlar. Yazmamanın üzerine kurguluyorlar. Biz artık kitap okumamaya başladık. Yani bilgisayarların, telefonların esiri olduk.
Normal bir kitap okumuyoruz biz. Normal bir şey yazmıyoruz. Ve öyle bir şey ki artık kelime haznemiz aşağı düşmeye başladı. Bazen şu şikayetleri alıyorum. İşte sohbetin tamamını anlayamıyoruz. Neden? İşte dili ağır. Benim dilim ağır değil. Sizin diliniz hafif. İşte yani sizi anlayamıyoruz. Anlayamazsınız. Siz sabahtan akşama kadar Whatsapp'ta dolaşır, sabahtan akşama kadar internette dolaşır, sabahtan akşama kadar alışveriş sitelerinde YouTuber'ları dinlerseniz benim dilimi anlamazsınız.
Yani YouTuber'un diliyle benim dilimin arasında dünya kadar fark var. Veyahut da kendisini entel dantel gören bir kimsenin diliyle benim dilimin arasında fark var. Evet anlayamazsınız. E ne yapayım ben de gevşek gevşek mi konuşayım? Ne yapayım ben de neydiği belirsiz, nereden doğduğu belirsiz kelimeleri mi kullanayım? Ne yapayım ben kendi ecdadımın kültürü olan kelimeleri kullanmayayım mı? Yani beni candan usandırdığı cefadan yar usanmaz mıyız söylediğinde anlamıyor karşındaki. Bu ne söylüyor diyor. Veya Yunus'tan bir şiir okuyorsunuz anlamıyor. Mesnevi'den bir beyt okuyorsunuz anlamıyor. Yani böyle bir köksüz bir toplum haline geliyoruz biz.
Okumuyor ki kimse. Veyahut da bir hadis-i şerif söylüyorsun, hadis-i şerifi anlamıyor o kimse. Okumuyor ki. Hatta bu yeni böyle kimseler, böyle işte eğitim fakültesini bitirmiş, öğretmenliği bitirmiş, işte ilahiyatı bitirmiş. O dayanlamıyormuş benim dilimi. Demek ki diyorum yani ben kendi kendime düşünüyorum. Ne yapayım bu saatten sonra sokak dilimi kullanayım? Zaten bazı onların anladığı dili de ben anlamıyorum zaten. Yani değişik değişik kelimeler, değişik değişik cümleler kuruyorlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden evet dilimize sahip çıkmalıyız. Yani bu toprakların dilini konuşalım. Ama bütün herkes normalde başladı artık bu toprakların dilini terk ediyor. Yani düşünebiliyor musunuz?
Şu anda dünya üzerinde bilim dili İngilizce oldu. Yani siz bir bilgiye ulaşabilmeniz için iyi bir İngilizceniz olması lazım. Yani ticaret yapacaksanız iyi bir İngilizceniz olacak. O hale geldi. Yani siz bir bilim dergisini okumak istiyorsanız İngilizceniz olacak. Yoksa siz okuyamazsınız, bir bilime sahip çıkamazsınız. Öğrenemezsiniz. Enteresan bir hale geldik. Dinse, dinin de dilini terk ettik biz. Bilimse bilimin dili yok. Dinse dinin dili yok. Biz olduk orta yerde neydi belirsiz bir hale geldik. Allah muhafaza eylesin. Zalimlere, kafirlere, münafıklara, hainlere beddua etmemizde bir sakınca var mıdır? Dua edelim.
Neden beddua edelim? Allah cümlesine hidayet eylesin. Allah hepsine de doğruyu göstersin. Allah hepsine de tövbe etmeyi nasip eylesin. Cenab-ı Hak onları sırat-ı müstakimde bir ve beraber eylesin inşallah. Psikolojik hastalıklı aileden gelip, kendisinde de psikolojik sorunlar olup, doktora başvurmasına rağmen bir yol tutturamayan kimsenin hayatını bekar sürdürmesi caiz mi?
Caiz. Hatta bunu tespit ettiyse o kimse evlenmeyebilir, evlenmeyebilir, hatta evlenmesin. Size bu tuhaf gelebilir. Mesela aileden belli bir rahatsızlığı olan bir aile, yani böyle genetik. O aileden hep böyle birilerinin psikolojik rahatsızlığı var. Evet, yani sıkıntılı. Böyle tuhaf benim tespitlerim var şimdi size tuhaf gelebilir bunlar ama kendinizce ölçü edinebilirsiniz, edinmeyebilirsiniz de. Benim izlediğim bir yol var. Mesela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bazı hadis-i şeritleri var evlilikle alakalı. Mesela ailede böyle belli rahatsızlıklar, hastalıklar varsa bunların araştırılmasını, bunların normalde araştırılaraktan evlenme kararı alınmasını istemiş Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem.
Hani o gün için cüzdan var, o gün için delilik var, böyle işte bir delilik var ailede birileri belli bir yaştan sonra deliriyor. Yani psikolojik rahatsızlık yaşıyor. Ailede belli bir yaştan sonra belli hastalıklar zuhur ediyor mesela. Yani bu tip insanlardan kız alıp verirken dikkat edilmesi lazım. Bunların araştırılması lazım. Bunlar tabii tecrübeyle sabit. Mesela şimdi tecrübe ediyorum ben, bakıyorum işte erkek var, bir baba var, hiç rahatsızlığı bitmiyor. Onun oğlunda da rahatsızlık bitmiyor. Onun kızında da rahatsızlık bitmiyor. Bir anne var mesela, işte onun hep rahatsızlığı var, onun kızlarında, oğullarında da rahatsızlıklar var. Yani normalde az rahatsızlık yaşayan bir ailenin çocuğu ile çok rahatsızlık yaşayan bir ailenin çocuğu aynı olmuyor.
Yani o çocuklarda o rahatsızlıklar sirayet ediyor. Yani enteresan bir şey. Yani ben mesela yakın dairelerimden de biliyorum, yani bir baba tanıyorum mesela, işte babada değişik rahatsızlıklar var, aynı rahatsızlıklar çocuklarında da var. Yani çocuklar babanın iz düşümü olmuş. Ve baktığımda çocuklarda da aynı rahatsızlıklar var. Hem aynı psikolojik rahatsızlıklar var, aynı bedeni rahatsızlıklar var. Enteresan bir şey. Örneğin işte, ben şimdi kendimden pay bişeceğim. Ben bunu zaman zaman dar dairede de konuşurum. İşte benim babam kanserden vefat etti. Kanserin sebebi neydi babamda? Sigaraydı. Ama dedem kanser, onun babası kanser miydi? Değildi.
Ama babam kanserden vefat etti. Sebebi ne? Sigaraydı. Örneğin işte ben kendimce, bunun kendi kendime diyorum ki, ben de sigaraya devam etmiş olsaydım, yani yüzde 15-20 ben de kanser olabilirdim. Annemde şeker hastalığı vardı, bende de sonradan zuhur etti şeker hastalığı. Abimde de var şeker hastalığı. Kız kardeşimde de var şeker hastalığı. Yani bu normalde şimdi kızabilirler ilim, bilim adamları. Ben ad-i şerifler üzerinden gidiyorum. Yani bu böyle bir genetiksel bir şey var. E psikolojik rahatsızlık yaşayanlara da bakıyorum. Evet, psikolojik rahatsızlık yaşayanlarda da bu psikolojik rahatsızlık devam ediyor. Enteresan bir şey.
Yani bir aile iri yarı onun küçücük çocuğu olmuyor. O da iri yarı oluyor. Babamın boyu 1.80'den fazlaydı. Allah rahmet eylesin. Biz, abim de 1.80'den fazla, ben de gençim de 1.80'den fazlaydım. Örnek. Yani şimdi böyle baktığımızda, yani 1.80'den fazla bir adamın, yani 1.60 oğlu olmuyor. Bakın olmuyor.
Yani bu şimdi, o genetikler taşınıyor. O yüzden evlenirken, evlenecek olduğunuz kimsenin, annesini, babasını, dedesini, nenesini araştırın. Bu evlenecek olan kimselerin hakkı. Ama şimdi ne yazık ki gençler sokakta buluyorlar, sokakta evleniyorlar. Ondan sonra evlilikleri 3 gün çıkıyor, 5 gün çıkıyor. Yani bir bakıyorsun aileye, aile böyle hep evliliklerinde kavga, gürültü yaşamışlar. Yani o çocuk evlendiğinde kavgayı, gürültüyü taşıyor. Eğer terbiye görürse, bir sufi terbiyesi görürse, bir İslam ahlakı görürse, o terbiye sağlam onda durursa, eyvallah bir sıkıntı yok. Ama kendisini öyle götürüyor. Ama öbür türlü kavgacı bir silsile devam ediyor. Veyahut da işte, hani meşhur ya, evladım beni ağacın dibine bırak demiş.
Neden baba demiş, ben dedeni buraya bıraktım da demiş. Yani onu kesmezsen ortadan, sen o da gidiyor babasını oraya bırakıyor. Ben öyle diyordum ben anneme. Anne, sen bize diyordun ben, helal süt emzirdiysen, bizi helal beslediysen, baktıysan, biz sana bakacağız. Sen annene baktın, sen babana baktın. E sen benim babaanneme de baktın, dedeme de baktın. Annem Allah rahmet eylesin. Hasta bakıcı gibiydi. Yani Allah için kocasına baktı. Öldü Allah rahmet eylesin. Ardından babaannem hasta oldu, ona da baktı. Ardından kendi annesi felç oldu, ona da baktı. Ardından baba dedem hasta oldu, ona da baktı. Normalde kendi babasının da hasta olduğu, ona da baktı. Anneannem ondan sonra vefat etti.
Annem de normalde sonra hasta oldu o da. O da bakıma ihtiyacı oldu. Bakın, normalde kendi annesi nasıl bakıma ihtiyacı olduysa, babasının bakıma ihtiyacı olduysa, genetik devam ediyor. Kendisinin de bakıma ihtiyacı oldu. Bakın, bunların hepsi de genetiksel. Ya normalde işte benim dedem, anne dedem başına buyuruktu, annem de başına buyuruktu. Benim baba dedem de başına buyuruktu, babam da başına buyuruktu. E bize de sirayet etmiş, biz de başımıza buyuruyoruz. Yani biz böyle etkileşim altına giremiyoruz böyle. Birisi bizi etkilemeye kalkarsa zor oluyor. Ya bir böyle gen vurulmuyor bize. Neden babama kimse gen vuramadı? E onu gördük biz. Bizi de gen vurulmak bizim hoşumuza gitmiyor.
Bunun gibi. Yani bunların hepsi de aileden kalma, genetiksel. Yani bir örneğin, bir bakıyorsunuz, bir aile mesela, bir sülale. Yani bakıyorsunuz, anne baba 90 yaşında ölüyor. Mesela geçenlerde, iyidir muhtarı diyor. Benim diyor, annemin sülalesi diyor, uzun yaşar diyor. İşte annem şu kadar yaşında, onun babası sağda diyor. Yani 100 kusur yaşında, 100'e yakın herhalde babası sağda. Yani bu böyle, şimdi çıktı televizyonlarda, yok şunu yersen uzun yaşarsın, yok bunu yersen uzun yaşarsın. Geçin bunları, sağlıklı beslenin, geçin. Yani bu uzun yaşama genetikle alakalı. Senin deden, nenen 100 yaşına geldiyse, sen de 100 yaşına gelirsin. Benim anne tarafım uzun yaşıyor mesela.
Dedem yaşını hatırlamıyordu. Yunan geldiğinde ben 16-17 yaşındaydım diyordu. Adamın yaşını öyle hatırlıyordu. E düşünün artık siz. Yani sonra, yüzün üstünde öldüğünü biliyorum ben, bilmiyorum tam net olarak ama. Öyleydi, bakıyorum ben mesela işte Mehmet dayım da bayağı, oğlu da geç öldü. Öbür dayımlar da bayağı yaşadılar. Annemler de yaşadı maşallah, subhanallah. İki tane teyzem var, hala daha Allah sağlıklı uzun ömür versin. Yani aile yaşıyor. E baba dedem de zannediyorum 70 kusurda vefat etti. Yani baba tarafım da öyle, hemen 40 yaşında, ölen değil. Bir babam öldü öyle 40 kusur yaşında, 38 miydi, 39 muydu, 40 mıydı? İşte babam öyle öldü genç yaşta, o da kanserden öldü.
E şimdi bunlar genetiksel. O yüzden bir ailede, annede psikolojik rahatsızlık varsa kesin çocuğuna da geçiyor. Veyahut da işte babada bir psikolojik rahatsızlık varsa kesin çocuğuna geçiyor. Ya bu işte ilaç tedavisi alıyor. Ya geç ya ne ilaç tedavisi? Kızacak şimdi herkes bana. Yani yüzlerce antidepresan ilaç var. Demek ki antidepresanın ilacı yok. Tedavisi yok. Yani yüzlerce şeker hastalığıyla alakalı şey var, haf var, ilaç var. Demek ki tedavisi yok. Tedavisi yok. Bir hastalıktan yüzlerce ilaç varsa tedavisi yok. İnanmayın. Tıpmış. Psikoloji hastalığı için yüzlerce haf var. İnanmayın.
Yok tedavisi. Yani evlenecek olanlar bunu bile bile evlenecek. Ya ama bunu da, bu da caiz değil ki. Psikolojik rahatsızlığı olan bir kimsenin sağlıklı bir kimseyle evlenmesi caiz değil. Sebep, İslam sağlıklı olanı korur çünkü. Sağlıklı olanı muhafaza eder. Sağlıklı olanı koruyup muhafaza ettiği için evlenmesi caiz değil. Bu böyle uygun değil. Ya ne yapacak bu psikolojik rahatsızlıkları olan? Ya bir kimse, bu psikolojik rahatsızlığı olan bayanıysa, yani hangi erkek onu idare edebilir ki? Ne zaman ne yapacağı belli değil. O psikolojik rahatsızlığı olan bir kız, çocuk bakabilir mi? Bir eşe bakabilir mi? Bir evi geçindirebilir mi? Yürütebilir mi?
Bir çocuğa A'yı, B'yi öğretebilir mi? Bir çocuk büyütebilir mi? Psikolojik rahatsızlığı olan bir erkek nereye kadar adamlık yapacak? Nereye kadar babalık yapacak? Nereye kadar aile reisi yapacak? Bunlar zor sıkıntılı işler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dikkatli olmakta fayda var. Araştırmakta fayda var. Yani anneler, babalar, gençler bakacaklar, bunları araştıracaklar. Yani bunlar önceden önemliydi. Mesela işte bir ailenin fertleri çok boşanmak istemezlerdi. Ailenin adı çıkmasın diye. Sabrederler, işte ufak tefek meseleleri büyütmezler, geçinirlerdi. Ama öyle aileler var. Yani ufacık bir meseleyi büyütür, boşanır. Ufacık bir meseleyi büyütür, boşanır. Ufacık bir meseleyi büyütür, boşanır.
Ya boşanmak hak ama, yani her türlü meseleyi büyütüp de boşanmak iş değil. E şimdi bakıyorsun yeni gelişen gençlere, hiçbir şeye sabretmek yok. Adamın işi bozuldu, selamun aleyküm. Eee kadın işte bir şey yaptı, selamun aleyküm. Herkes boşanan boşanana. Yani biz bu evliliği yürütelim, bu evliliği zor şartlarda dahi birbirimize anlayış gösterelim, toleranslı olalım, birbirimize destek çıkalım, birbirimize normalde arka çıkalım, yürütelim. Böyle bir şey düşünmüyorlar. Allah muhafaza eylesin. İslam'da helallar ve haramlar kitabında bir sahabe efendimiz, Resulullah efendimize, Ya Resulallah, duamın dörtte birini size ayırsam yeterli olur mu diye sordum. Resulullah Efendimiz de arttır buyurdu. Yarısı diye sordum, arttır buyurdu. Tamamı diye sorunca bu yeterli olur diye buyurdu.
Bu hadise dayanarak bütün söylemimizin salavat olabileceğini anlıyoruz. Diğer ibadetlerimizi nasıl ele almanıyız? Bu boş zamanlarla alakalı, farzın hariciyla alakalı. Yani bir kimse farz namazını kıldı, hadis-i şerifte diyor ki, Ya Resulallah günlük diyor, hani bu arta kalan zamanlarımın dörtte birini salat-ü selam çekiyorum, arttır diyor. Başta dua demişsin de, salat-ü selam da o. Yani dörtte ikisi yine arttır, dörtü üçü yine arttır, hepsi yine arttır diyor. Yani çok çok salat-ü selam çek. Ya zikrullah yap, ya Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine salat-ü selam çek. Diğer tespitlerimizi demek isterim. Normalde insanlar viğitlerini çekecekler, boş zamanlarında salat-ü selam çekerler.
Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar bir sorum olacaktı. Bir başkasının niyetiyle istareye yatmak ne kadar doğrudur? Yok sünnet-i seniyede böyle bir şey. Bir başkası için istareye yatmak sünnet-i seniyede yok. Bir bayan arkadaşla dini sohbet yaparken bana bu soruyu sordu. Ben de üstadıma sorarım dedim. Adem baba Havva annemizden olduğumuz söyleniyor. O zaman hepimiz kardeş oluyoruz. Ve kardeş kardeşle evlenmiş oluyor. Ve bütün insanoğlu kardeşse neden bu kadar düşmanlık var? Neden kardeş kardeşle evlendi? Neden Rabbim başka bir erkek ve kadın daha yaratmadı? Bu normalde rivayetler var. İlk Adem'in çamurdan yaratılması ve ondan ona ruh üflenip, onun ete kemiği büründürülüp sonra ondan Havva'nın yaratılmasıyla alakalı çok rivayetler var.
Bununla alakalı çok böyle şeyler sürüyorlar, fikirler sürüyorlar, felsefeler öne sürüyorlar. Bu fikirler, felsefeler ne kadar doğrudur, ne kadar yanlıştır, ne kadar eksiktir, ne kadar fazladır bilemeyiz. Ama bize normalde söylenen hadis-i şeriflerde geçen şey şu, onlardan bir batımda bir erkek bir kadın, ikinci batımda bir erkek bir kız, üçüncü batımda yine bir erkek bir kız, dördüncü batımda bir erkek bir kız, bu erkek kızlar birbiriyle çatıştırarak da, yani bir batımda doğan erkekle öbür batımda doğan kız evlendi,
birinci batımda doğan kız da ikinci batımda doğan erkek evlendirildi. Bize söylenen, rivayet edilen şey bu, doğrudur, yanlıştır, eksiktir, fazladır. Bunun tartışmasını yapmanın ben boş olduğuna inanıyorum. Ama biz Adem ve Havva'dan geldiğimize inanıyoruz. Mükemmel yaratılmış bir Adem var ve yine o aynı mükemmellikle yaratılmış bir Havva var. Biz insanız, Adem ve Havva'dan yaratıldık, geldik. Ve dolayısıyla biz hepimiz de aynı anneden babadan doğduk. Bu manada türedik. Bu şuna benziyor. Bir ağaç, ondan bir sürü ağaçlar oluyor. Ama toprakları ayrı, renkleri ayrı, cisimleri ayrı, az önceki sohbette gibi. Aynısı değil hiçbir şey. Öyle algılayın inşallah.
Düşmanlıklar da insanların cahilliklerinden, cehaletinden Hazreti Peygamber kardeşsiniz, kardeş olun diyor. Bizi yönetenler için zerre kadar hakkım varsa hakkımı helal etmiyorum. Desek ahirette biz onlardan hakkımızı alabilir miyiz? Tabi alırsın ahirette zerrece hayır yapanın hayrı karşılıksız kalmaz. Zerrece şer işlerinin şerri cezasız kalmaz diye hükmü sabit. O yüzden de bir kimsenin benim bu yöneticilerden hakkım varsa helal etmiyorum deyip de ahirette alma hakkı var mı? El cevap var. Sürekli tarikatlar kapatılsın ya da denetlensin tartışmalarının sebebi nedir? Boş muhabbet. Türkiye'de tarikat yok ki kapatılsın. Böyle bir algı oluşturuyorlar.
Sanki Türkiye'de tarikat var. Gösterin bana Türkiye'de tarikat neredeyse. Savcılar gitsin oranın kapısına kilidi vursun. Kapatsın. Savcılar bu ülkede ne güne duruyor ki? Tarikatlar kapatılsın Allah kapatılsın. Nerede kardeşim? Don Kişot gibi yel dermenleriyle savaşıyor millet. Oradaki algı farklı. Oradaki algı dine ve dindarlara baskı. Dinin sivil oluşumlarına baskı uygulamak istiyorlar. Üç kişi, beş kişi toplanmış orada fıkıh okuyor, hadis okuyor, Allah'ı zikrediyor. Onlara baskı altında tutmaya çalışıyorlar. Bunlar 28 Şubat'ın devamı.
Biz 28 Şubat bitmedi diyoruz. Bize ki herkes bizden şey yapıyor. Hani bu ne yapıyor gibisinden diyor. Canım kardeşim bitmedi 28 Şubat. Bir ülkede dine ve dindarlara baskı var ise, var ise orada zulüm vardır. Müslümanlar bu ülkede Hristiyanlar kadar hür değil.
Müslümanlar bu ülkede Yahudiler kadar hür değil. Dindarlara hakaret burada. Dine hakaret burada. İslam'ın her şeyine hakaret burada. Müslümanların her şeyine hakaret burada. Hangi tarikat kapansın? Gösterin bana bir tarikat. Koca koca kendisini koca adam yazar, entelektüel görenler televizyonlarda da çıkıyorlar.
Tarikatlar kapatılısını tartışıyorlar. Kardeşim bu ülkede tekke ve zaviyeler kanunu var. Tekke ve zaviyeler kanuna göre bütün tarikatlar kapalı. Bir tane tarikat tabelası gösterin bana. Bir tane tarikat gösterin bana açık olarak. Ben Bursa'da var olduğunu bilmiyorum. Ben Bursa'da yaşıyorum. Bursa'da bir tane tarikat kapısı açık değil. İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri'nin tekkesi var. Cami olmuş vaziyette. Tekke olarak çalışmıyor. Cami. Diyanete bağlı cami. Yukarıda Üftada Hazretleri'nin tekkesi var. Kapalı.
Tekke olarak çalışmıyor. Karabaş-ı Veli tekkesi var. Vakıflara ait Osman Gazi Belediyesi, ordu kültür yeri olarak devam ediyor. Hangi tarikat açık? Emur Sultan Hazretleri'nin tekkesi mi açık değil. Emur Sultan Hazretleri'nin zaviyesi mi açık değil. Camisini diyanete devretmişler. Camisinde diyanet var. İsmail Hakkı Hazretleri'nin camisinde diyanet var. Üftada Hazretleri'nin yukarıda camisinde diyanet var. Üç kuzular orada yukarıda tekke var. Camisinde normalde diyanet var. Gelibolu Mevluhanesi'nde normalde vakıflara ait valilik karışıyor. Oradaki kaymakamlık karışıyor.
Kapalı. Tekke yok. Türkiye'de açık tekke yok. Türkiye'de açık bir tarikat yok. Yok bakın yok. E televizyonlar açık alıyor. Kendi kendine. Kim tarikatlarla alakalı konuşacak? Gazeteci. Kim tarikatlarla konuşacak? İsmail Saymaz. Kim? Kemal bilmem kim. Kim bilmem kim bilmem kim. Onlar da oturuyorlar. Tarikatlar kapansın Allah kapansın. Kapansın Allah kapansın. Kapatın. Kapatın kardeşim. Nerede açık varsa kapatın. Size kim dur diyecek ki?
Devlet elinizde. Savcılar ne güne duruyor? Varsa açık bir tarikat. Gidin mühürleyin. Kapısını. Bitti. Bu kadar basit. Böyle değinerekten baskı altında tutuyorlar. Ben bangır bangır otuz senedir bağırıyorum Türkiye'de tarikat yok diye. Otuz senedir ben Türkiye'de tarikat yok diyorum bağırıyorum. Kimse benim sesimi duymuyor. Diyorlar nakşibendi tarikatı. Nerede kardeşim bu tarikatın kapısı? Nerede gidelim? Kapısına yatalım ya. Kadir'i tarikatı. Nerede kardeşim bu tarikatın? Normalde fiziki olarak tarikatın bir tekkesi olur. Nerede bu tekke?
Gidelim kapısına yatalım eşiğine. Yok. Benim bildiğim yok. Ha arıyor muyum ben böyle bir yer? Aramıyorum. Bu da ayrı bir mesele. Ama olmadığını da biliyorum. O yüzden bunların hepsi de birer algı, birer operasyon. Dinin sivilleşmesini istemiyorlar. Her şey sivilleşebilir. Ama din sivilleşemez. Yani düşünebiliyor musunuz? İstediğiniz gibi seyahat özgürlüğünüz var. Pasaportlarınızı alıp, vizelerinizi alıp, istediğiniz ülkeye, istediğiniz zaman gidebilirsiniz. Ama hacca gidemezsiniz. Ama ömreye gidemezsiniz.
Muhakkak diyanet vakfının, diyanetin de değil. Bakın diyanet vakfının müsaadesi olması lazım. İzn olması lazım. Haç organizasyonu, diyanet vakfının. Siz hacca gidecekseniz, mecbursunuz diyanet vakfının gözetiminde ve diyanet vakfı paranızı alacak. O kar edecek sizden. Ya ben vizemi alayım. Alamazsın kardeşim. Ben hacca gideyim. Gidemezsin kardeşim. Diyanet vakfı sizden bir para alacak. Oraya o diyanet vakfının ödediğiniz ücret oraya işlenecek. Havaalanından seni, havaalanındaki gümrük polisi seni geçirmiyor oradan. Amerika'ya gidiyorsun. Hiç önemli değil. Hiçbir şey lazım değil. Vizeni aldın mı aldın, Allah yoluna çık etsin.
Avrupa'ya gidiyorsun. Vizeni aldın mı aldın, Allah yoluna çık etsin. Vizeni aldığın müddetçe dünyanın istediğin ülkesine gidebilirsin elini kolunu sallaya sallaya. Hacca ve ömreye gidemezsin. Evet gidemezsin. Böyle bir handikap var. O yüzden yapamazsın. Yani din sivilleşmiyor. Bu konuda yapacak bir şey yok. O yüzden yani işte bir de ne dediler geçen gün televizyonda konuşuyorlar. Merdiven aldı tarikatlar. Ya şu merdivenin üstü tarikatları söyleyin de merdiven altı tarikatları geri kalanını silelim atalım. Hani merdiven altı adam orada dandikten bir şey yapıyor ya mal üretiyor. Bir de merdiven altı tarikatlar çıkardılar bir de.
Bir merdiven üstü tarikatlar var. Hangisi onlar merdiven üstü tarikatlar? İşte Kim Mehmet Zahid Kotka Efendi'nin dergahı olarak. İskender Paşa olarak mı geçiyor onlar? Evet. İskender Paşa iyi. Ondan sonra onun Gümüşhanevi Hazretleri var. Evet. Siz İskender Paşa'nın dergahının ne olduğunu biliyor musunuz? Küçük Hüseyin Şeyh Efendi'yle ne acaba bağlantıları?
Bunlar konuşulmaz ülkeler bu ülkede. Üzey Garih'in öldüğü, başında öldüğü Küçük Hüseyin. Onun İskender Paşa tarikatıyla bağlantısını hiç araştıran oldu mu? Şimdi böyle söyleyeceğim şimdi ortalık böyle haydi bir alabarı olacak. İyi İskender Paşa'dan çıkanları söyleyelim mi? Necmetin Erbakan, Turgut Özal, Korkut Özal, Tayyip Erdoğan. Belli görüş. Nereden ne bağlantı değil mi? Kıymetli kardeşler, bu ülkede tarikat yok.
Tarikatlar kapatılsın dediğinde siz normalde Alevi Bektaşi dergahlarına ne yapacaksınız? Tarikatlar kapatılsın deyince Alevileri ne yapacaksınız? Tarikatlar kapatılsın deyince Hristiyan tarikatlarına ne yapacaksınız? Tarikatlar kapatılsın deyince Yahudi tarikatlarına ne yapacaksınız? Tarikatlar kapatılsın deyince Masonları nereye koyacaksınız? Lyonsları nereye koyacaksınız? Lyonesleri nereye koyacaksınız? Hangi mason lojasını? Fransız mason lojası mı? Alman mason lojası mı? İngiliz kraliyet ailesinin mason lojası mı? Amerikan mason lojası mı? Hangiler revaçta? Kim yetiştiriyor? Nerede etkinler? Fransız mason lojasından veya Fransız okullarından çıkanlar hangi görevlere geliyor?
Nereleri parsellemişler? İngiliz kraliyet ailesinin yetiştirdiği devlet adamları kimler? Siyasetçiler kimler? Bunlar hangi tarikata müntesipler? Trump hangi tarikata müntesipler? Trump'ın damadı hangi tarikata müntesipler? Trump'ın hanımı hangi tarikata müntesipler? Biden hangi tarikata müntesipler? Onların kolları bu ülkede var mı ki? Var. Hadi kapatın. Hadi İngilizlerin kurduğu tarikatları kapatın hadi. O oluşumları kapatın. Hadi İngiliz derin devleti kimlere Türkiye'de ve Müslüman ülkelerin içerisinde? Bakın İngiliz derin devleti. Yani kraliçenin derin devleti. Müslümanların içerisinde hangi ailelere? Dikkat edin altını çizin bunun.
Hangi ailelere hangi ailelere seyyitlik ve şeriflik icazeti verdirdi? İngiliz kraliyet ailesi İslam dünyasında hangi ailelere seyyitlik ve şeriflik icazetleri verdirdi? Osmanlı'da bunları kimlere verdirdi? Ve bunları normalde cumhuriyetin ilk yıllarında kimlere verdirdi? Ve seyyitlik ve şeriflik icazetleri verdirdiği kimseler hangi dergahları kurdu? Hangi tekkeleri kurdu? Hala daha doğuda ve güneydoğuda İngiliz kraliyet ailesinin kurmuş olduğu tekke ve zaviyeler çalışıyor mu? Bunlar kapatıldı mı? Bütün tekke ve zaviyeler kapatıldığı halde cumhuriyetin ilk dönemlerinde neden küçük Hüseyin'in dergahı harıl harıl Ankara'da çalıştı? Küçük Hüseyin'in dergahı nereye bağlıydı?
Kimdi? Küçük Hüseyin'in dergahıyla Gümüşhanevi'nin dergahının arasında nasıl bir bağlantı vardı? Ve Gümüşhanevi'nin dergahıyla Küçük Hüseyin'in dergahının arasında nasıl bir bağlantı oldu? Meraşal Fevzi Çakmak 28 yıl devlette çalıştığı bu normalde cumhuriyet kurulduğunda Meraşal Fevzi Çakmak'ın Küçük Hüseyin'le bağlantısı neydi? Ve bütün tarikatlar kapatılırken, bütün şeyhler Anadolu'da asılırken Küçük Hüseyin neden asılmadı? Ve Küçük Hüseyin denilen zatın devletin içerisindeki eli ayağı neydi? Bunları kim araştıracak bu ülkede? Bunları kim konuşacak? Bunları kim dile getirecek? Hangi babayiğit bunları konuşacak bu ülkede? Yunanlıların desteklediği tarikatlar nelerdi?
Hala da Türkiye'deki dini oluşum olarak görünen bir kısım tarikat gibi görünen bir kısım dini oluşumları İngiliz Kraliyet ailesi destekliyor mu, desteklemiyor mu? İngiliz Kraliyet ailesinin desteklediği siyasetçiler, devlet adamları, dış işlerindeki bürokratlar kimler? Bunlar araştırıldı mı? Ah yavrularım benim! Ah yavrularım benim! İngiliz Kraliyet ailesinin de ehli beytten olduğunun hükmünü kim verdi? İngiliz Kraliyet ailesini de seyit sülalesi kim yaptı? Neye karşı yaptı? Kimler yaptı? Bunun üzerine neden gidilmedi? İslam dünyası bunları neden araştırmıyor? Mısır'daki El-Enser'in başına neden mason bir kimse kondu? Mason olan bir abduh neden İslam dünyasında göklere çıkarıldı?
Hadis inkarcısı şeriatı neden göklere çıkarıldı? İmam Hümeyni denilen kimse Fransa tarafından beslenip büyütülüp nasıl İran'ın başına getirildi? Bunları kim tartışacak, konuşacak? Bizim burada 3-5 tane saf gazeteci, 3-5 tane cahil kimseyi televizyona çıkar, tarikatlar kapatılsın diye bağır. Sosyal medya manyakları, sosyal medya aptalları da otursun bütün tarikatlar kapatılsın diye söylesin. Ya bir şey varsa kapatılsın. Siz hiç bütün genel evler kapatılsın diye bir kampanya duydunuz mu? Bütün pavyonlar kapatılsın diye bir kampanya duydunuz mu? Bütün uyuşturucu yerleri kapatılsın diye bir kampanya duydunuz mu? İşte kumarhaneler kapatılsın bir kampanya duydunuz mu? Ya bu işte loto, toto, poto her gün kumar var bu ülkede bunlar kapatılsın diye bir kampanya duydunuz mu?
Ah ah, tarikatlardan maksat cemaat ve vakıflar denetlensin diyorlar. Devletteki rolleri ve malları incelensin, diyanet denetlesin diyorlar. İsmail Ağa, Menzil, Süleymancılar merdiven üstü, diğerlerini merdiven altı görüyorlar. Dini vakıflar denetlensin diyorlar. Devleti, cemaatler ele geçirmesin diyorlar. Neden sizce? Bunların hepsi de algı, yani Türkiye'de hangi cemaat var? Adı konulmuş cemaat, kim var? Süleymancılar. Kapatın hadi. Neleri var? Kur'an kursları var.
Yurtları var, talebeler için yaptıkları. Doğru. Hadi kapatın. Hukuka aykırıysa kapatın kardeşim. Kim? Menzilciler. Hukuka kapatın, hukuka aykırıysa kapatın kardeşim. Adam orada yazıyorsa menzil dergahı değil, git kapat. Adam yazıyorsa kapısına nakşibendi tarikatı diye, git kapat.
Yazmıyor. Nakşibendilik var mı? Evet var. Kadirlik var mı? Var. Rufaylık var mı? Var. Ama fizik olarak mekanı yok. Tekkesi yok. Devletteki rolleri ve malları incelensin. Yani devlette ne rolü olacak bunlar? Bilmiyorum. Varsa vardır. Devlet incelesin, baksın etsin. İşi ne devletin? Adamın anında yazıyorsa Süleymancı diye almasın memur olarak. Bu Türkiye'nin vatandaşı değil mi? Masonu alacak da Süleymancı'yı mı almayacak? Fransız Mason okulunda mezun olduğunu alacak da, örnekliyorum ne yazmış burada?
İsmail Ağa, İsmail Ağa'dan bir kimse olunca almayacak mı? Yani. Beni ilgilendiren şeyler değil. Çünkü bizim arkadaşlarının büyük bir çoğunluğu hiçbirisi hemen hemen devlette bir görevde değil zaten. Dini vakıflar denetlensin. Dini vakıf yok ki bu ülkede. Var, gayrimüslimlerin vakıfları var. Devleti cemaatler ele geçirmesin diyorlar. Cemaatler ele mi geçiriyormuş devleti? Hangi cemaat devleti ele geçirmiş ki? Devletten habersiz mi yapmış bunu? Devletin gözü körmüş mü o esnada? Selamun Aleyküm.
Namazda besmele çekerken Fatiha'yı okuyoruz. Sonrasında okuduğumuz zammı süre içinde besmele çekmemiz gerekiyor mu? Hayır. Bandırmadan selamlar. Aleyküm selam. Allah muayeniniz olsun inşallah. Selamun Aleyküm. Daha önce dinin hassasiyetlere sıkı sıkı bağlı olup, sonrasında bu hassasiyetleri kaybeden, duygusuzlaşan, heyecanını kaybeden ve bir türlü geri kazanamayan kişiye tavsiyeniz nedir?
Tövbe et, Allah'a yalvar, yakar, dua et, Allah'ı zikret. Hemen en kısa noktadan başla. Bunun hiç böyle şey olarak kendi kendine böyle nereden başlayayım diye düşünme. Hemen şimdi al abdestini. İki rekat Allah rızası için namaz kıl. Tövbe et, Allah'ı zikret, salat-u selam et. Allah'a yalvar, yakar, devam et. Allah hikmet ehli olmayan kişiyle konuşur mu? Hikmet ehli olmayan cahil bir insanın kalbine de ilham eder mi? Allah her şeyi ilham eder. Allah'ın ilham etmediği hiçbir şey yoktur. Allah'a tövbe et. Senin tövbe etmen dahi sana ilhamın geldiğine işarettir. Senin zikretmen dahi sana ilhamın geldiğine işarettir. Otur şimdi la ilahe illallah de. Hadi bakalım. Bir derviş veya zakir kardeşin yanında işçi olarak çalışmak dergahıyla aynı mıdır?
Oradan ayrılırsak bizim dervişliğimiz etkiliyor. Ne etkileyecek yok. Hiç alakası yok. Nerede çalışıyorsan çalış. Selamun Aleyküm. Kayseri'den Mesut Güler. Ve Aleyküm Selam. Selamun Aleyküm. Maddi durumu çok iyi ve çok cimri bir insana hayır yap dendiğinde karın gereken hayırı yapıyor diyor. Karısı da çok cömert. Eli açık bir insan. Para erkekten çıktığı için karısının yaptığı hayırın kocasına faydası oluyor mu? Olur. Yoksa tüm sevap karısına mı geçiyor? Hayır.
Para adama ait. Adam da diyor benim hayır işlerime. Karım bakıyor diyor. Cömert ya o. Hayır işlerine o bakıyor. Onun eli titremiyor demek ki. Bir sıkıntı yok bunda adam da sevabını alır. Kocanın akıbeti bu kadar mal varlığına karışıyor. Ne olur geceniz hayır olsun. Karısı kocasının malından hayır hasenat ediyorsa, zekatı ödüyorsa sıkıntı yok. Bir tweetinizde kötülüğü eliyle düzelten devlet olmalı. Bu yüzden etrafın psikopat dolu olduğunu yazmışsınız. Resmi olarak başka birine zarar verileceği zaman bize orantılı olarak müdahale edebilme hakkı verilmiş ve paylaştığınız haberdeki ceza alan şahıs o sırada müdahale etmeseydi kadın ölebilirdi diye biliyorum. Ama emin değilim biz bunun bu gibi durumda karşılaşırsak nasıl davranmalıyız.
Bakın biz İslam hukukunun yaşandığı bir ülkede yaşamıyoruz. O yüzden siz kalkıp da bir tokat vurursunuz bir kimseye. Bir tokat vurduğunuz kimse düşer kafasını çarpar yerde ölür. Siz adam öldürmekten içeri girersiniz. O yüzden kimseye elinizle müdahale etmeyin. Devletin hukuku şöyle bakıyor. Diyor ki telefon açacaksın polise, kolluk kuvvetlerine onlar gelip önecekler diyor. Şimdi siz de diyorsunuz ki gelmiyorlar. E gelmiyorlar. Ne yapalım? Siz kendi elinizle ceza kesemezsiniz. Yapamazsınız bunu. Yok. Yani gerçekten ortalık psikopat dolu. Trafikte kadın sürücüleri sıkıştıranı mı ararsın? Kadın sürücülere küfredenleri mi ararsın?
Kadın sürücülere hakaret edenleri mi ararsın? Trafikte yaşlı ihtiyar gördüğü kimseleri hakaret edeni mi ararsın? Ben beyaz sakalıyım. Adam ben yavaş gidiyorum suç oluyor. Hızlı gidiyorum suç oluyor. Hakaret ediyorlar. Yani sakalımı görüyor benim. Böyle ben anlıyorum dudak hareketlerinden onun. Küfrediyor, hakaret ediyor. Yol vermiyor. Sıkıştırmaya çalışıyor. Böyle cahil, böyle zalim, böyle bir psikopat etrafımız. Evet. Daha geçen gün şu şeyde eski hayat hastanesinin üstünde ben sağ taraftan yukarı doğru gidiyorum. Soğ taraftan genç bir, genç ikisi de genç daha. Belliler genç böyle sevgililer.
Çocuk hiç tokatladı kızı. Ve bütün herkes de yukarıdan aşağı doğru geliyor. O genç çocuk kızı tokatladı. Hiç kimse seslenmiyor bile bağırdım utanmıyor musun oğlum sen dedim kızcağızı orada tokatlamaya dedim. Böyle baktı bana karşıdan karşıya. Yani bu hale geldik. Anneler cahil, babalar cahil, çocuklar da cahil. Anne baba kızına yavrum haram yapma etme. Bak erkeklerle arkadaş olma. Bu zaman öyle bir zaman ki psikopat ortalık. Kimle arkadaş olacağın belli değil. Ortalıkta it, puş kaynıyor. Bonzai içeni, esrar içeni, uyuşturucu içeni kaynıyor ortalıkta.
Sen tanımıyorsun, ne olduğunu bilmiyorsun. Sigaranın ucuna ufacık bir bonzai koysa tamam hayatın kaydı. Anneler, babalar çocuklarını eğitemiyor. Anneler, babalar İslam'ı nasıl aktaracaklarını bilmiyorlar. Çocuklarına İslam'ı da aktaramıyorlar. Çocuklara imam hatibe gönderiyoruz. Çocukları imam hatibe gönderdiğimizde imam hatipte ne yazık ki çocuklar dinsiz çıkıyorlar. Sebep? Hadis inkarcısı var. Bir tane öbürküse hadisleri inkar etmiyor. Hadisleri sımsık yapışlıyor. Öbürkü hadis inkarcısı. Öbürkü işte kader imanda yoktur diyor. Öbürkü kader inkarcısı. Öbürkü mezhep inkarcısı. Yani normalde her türlü inkarcılar ilahiyattan yetişmiş virüs gibi. Bu yetişmiş virüsler imam hatiplere ve okullara doldu.
Hadislerle alay eden din öğretmenleri, hadisleri inkar eden din öğretmenleri, mezhepleri inkar eden mezhepleriyle alay eden din öğretmenleri var. Bunlar hepsi de ilahiyattan çıktı bunlar. Bunlar gökten zembille inmediler. Çocuk bir derse giriyor. Hadis inkarcısının dersine. Öbür derse gidiyor. Hadis savunucusu. Öbür derse giriyor. O kimse felsefeci, peygamberi inkar ediyor. Öbür derse giriyor çocuk. Orada fıkıhçı. O da diyor ki mezhep lazım. İmam-ı Azam böyle. Ondan çıkıyor. Bir başka birisi giriyor. Tefsirci giriyor. Bütün tefsirler atıyor. Yeniden tefsir etmek lazım diyor.
Bu çocuk ya 15 yaşında ya. 15 yaşında bu çocuk. Evet bu ülkede yaşıyoruz. Bu ülkede yaşıyoruz evet. Sonra ilahiyat mezunu, hadis inkarcısı. Sizin kitabınız Buhari'de böyle yazıyordur diyor. Yalancı Buhari diyor. Bir de lafız şu. Kur'an yetmez mi? Kur'an yeter. Hz. Peygamber'e sımsıkı yapışın, itaat edin demiş. Hadi itaat et. O o zamanda diyor. O zaman peygamber çıktığında itaat edecektin diyor. Bu, o yüzden büyük bir keşmekeşlik var. Allah sonumuzu ayır etsin.
Allah sonumuza selametlik versin. O yüzden hiç kimseye elinizi kaldırmayın. Yok. Bu devletin işi. Kimseye elini kaldırma. Bu devletin işi canım kardeşim. Bak adam elini kaldırdı 12 yıl yedi. 12 yıl yedi. 12 yıl. Bu çocuk cezaevinde yetecek. Gencecik çocuk. Elini kaldırma kimseye. Evini koru. Çocuklarını koru. Hadis-i şerif. Evinde silah bulundurma bugün için. Tabanca, tüfek. Bulundurma. Sakın şunun arkasından saklanma. Ya işte sünnet. Saklanma arkasına.
Sakın ha. Nasihat ediyorum. Vasiyet ediyorum. Söylüyorum herkese. Bizi dinleyen kardeşlere söylüyorum. Evlerinizde ateşli silah bulundurmayın. Ruhsatlı dahi olsa. Bulundurmayın. Hani sahabeden bir kimse diyor ki, evime musallat olurlarsa elime bir odun alayım mı? Evet diyor ona. Bir odun al. Ama sakın. Hani diyor ya, kılıcının pırıltısını sakla. O gün için silah ne? En önemli silah kılıç. Diyor ki, kılıcının pırıltısını sakla. Bitti. Kafan döner, ateş edersin bir kimseye. Yatarsın. Adam öldürmekten 20 yıl.
30 yıl. Yatarsın. Sakın ha. Elle ceza vermek devletin işi. Sen kavgaya girişme canım kardeşim. Sakın ha. Bunu ciddi ciddi söylüyorum. Bu korkaklık değil. Bu korkaklık değil. 30 yıl ceza önünde yatarsınız. Allah muhafaza eylesin. Çok günah işledim ve artık tövbe ettim.
Rabbim sana dönüşümü tam eyle. Utandırma diye dua ediyorum. Tekrar başa dönmekten, aynı günahları işlemekten çok korkuyorum. Günah işlerken içimde hep rahatsızlık vardı. Dünyanın hali böyleyken, hizmet etmek varken, kendi nefsimle uğraşmak beni çok utandırıyor. Tekrar aynı duruma düşmek istemiyorum. Bunun için kararlarımı kesin şekilde uygulayabilmem için dua istiyorum. Bu konuda nasihatınız var mı? Günah işlememekte bir insan nasıl kararlı olabilir? Muhakkak ki herkesin tabiri caizse perçeminden bir günah tutar. Ama tövbe edenler hiç günah işlememiş gibidir. Tövbe et, geri dön. İnşallah Cenab-ı Hak yardımcın olacak. Rabbim muinin olsun inşallah. Kiracı, kilot, kot, şort, kiyo diye uyarmak ev sahibi olarak hakkın mıdır?
Değil. Balkan demirlerine bacaklarını ayırıp kaldırıp oturan bir anne uzatılabilir mi şortla? Ev sahibi olmasan da hakkım olur muydu? Nasıl uyarılır? Evinin içine bakın. Size bağlı dervişler bilinçaltı temizliği yaptırabilirler mi? Bu noktada yasakları var mı? Bildiğim bir şey değil. Bilinçaltı temizlik. Yapanlar varsa yapıyorlardır. Bizim için bir sıkıntısı yok. İkindi namazı mesai saatine denk geldiği için öğlende cem yapıyorum. Cuma günü cuma namazıyla ikindi cem yapabilir miyim? Evet. Ben bayanım ve dışarıya çıktığımda hep korkarak çıkıyorum.
Yanımda bıçak taşıyamadığım için biber gazı taşımak istiyorum. Sizce uygun mu? Evet. Sufiler hayvanları, ağaçları geçmişte yaşayan kimseleri konuştururlar dediniz. Sözün sufiye ait olduğunu nasıl anlayabiliriz? Sufini vermek istediği mesajı nasıl anlayabiliriz? Bu inceliği nasıl görebiliriz? Allah göstersin, feraset versin inşallah. Selamünaleyküm. Nasılsınız hocam? Bir şey soracağım. Hemoraitten kan gelmesi abdesti bozar mı? Bir de görmediğimiz için kan gelse de abdest alabilir miyiz? Bir de hocam ben sizi çok az rüyada gördüm. Yaklaşık bir ay önce Cübbeli Ahmet Hoca ile beraber bir toplantıdaydınız. Biri konuşma yapıyordu ama kim olduğunu net görmedim.
Siz de alkışlıyordunuz hocam. Ne anlama geliyor bu hayırlı geceler? Normalde eğer ki kan geliyorsa, böyle bir rahatsızlığınız var ise özürlü hükmündesiniz zaten. Her namaz kılacağınız vakitte abdest alıp namazınızı kılacaksınız. Allah'ın izniyle inşallah. Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Bu insanlık nereye gidiyor? Kimse halinde memnun değil. Herkesi bir yarış içinde, dünya malı, aşırı tatlı, bu kadar bolluk kimse halinde memnun değil. Rabbime hamdolsun nasıl bir hayatımız olmalı ve nasıl bir davranışlarımız olmalı. İyiniz, içiniz israf etmeyiniz. İsraf etmeyin. Temkinli olun, tedbirli olun, haramlardan uzak durun inşallah. Libya halkı geçmişte sergilediği direnişi neden göstermiyor, biz de böyle olur muyuz?
Olabiliriz. Libya halkı parçalandı, parçalanınca da şimdi böyle oldu. Ama onlar önce, uzun mesele bunlar. Yani bu işler bir günde olacak meseleler değil. Biz birliğimizi, beraberliğimizi koruyalım, Kur'an ve Sünnet'e sımsıkı yapışalım. Bir grupta adım geçerek verilen örnekleme ağrıma gitti. Kardeş olma konusunda yetersizim, susmayı tercih ettim. Ne etmeliyim? Ya şahısların söylenerekten normalde örneklendirilmesi, isim olarak konuşulması hoş değil. Selamun Aleyküm. Tanınan ve bilinen yabancı bir şirket çalışanıyım. Lakin şöyle bir soruyla karşılaşıyorum. Şirket sahibinin veya çalışanlarının Müslüman-Türk olmayışlarından dolayı ürünler faydalı ve kaliteli olsa da kimyasallar tercih ediliyor.
Bu durumda Kur'an ve Sünnet'e kimlerle ticaret yapacağız? Ticaret bu noktada İslam hukukuna göre herhangi bir zorunluluğu yok. Şunlarla ticaret projekte bir kaydı yok. Selamun Aleyküm. Yahudi bir arkadaş edindim. Yeni malzeme aldığım yerde çay ikram etti. Sordum dün Ermeni bombalamasına ne diyorsun? Ben buna canilik diyorum abi. Savaş veya ülkemi, toprağımı korumak demem. Vahşilik derim. Her kim can yakıyorsa dedi. Ama yürekten söyledi. Gözleri doldu. İzmirliler de bize yapsa işkence ediyor. Eşimle konuşuyoruz. Çok üzülüyoruz.
Biz burada doğduk. Yarın Müslümanız dedi. Sen yakın davranınca çok sevindim abi. Bana acayip davranıyorlar. Gıda çarşısındaki esnafın bazıları dedi. Ve fazla indirim yaptı. Kabul etmedim. 120 dediniz. Onu kabul ediyorum dedim. Sizce nasıl davranayım? Sohbete devam ettim. Doğru mu yaptım? Doğru yapmışsın. Acaba gelecek mi bilmiyorum. Allah senden ayırmasın beni inşallah. İzmir'den Derya Salkım sizi bekliyoruz. Hala ilk günkü gibiyim. Özlüyorum. Eyvallah Derya. Allah'a emanet olun. Allah razı olsun inşallah. Herkesin içindeki sır ayrı mıdır? Evet. İnsan içindeki sırra nasıl ulaşır? İçe yolculukla. Soru 2. Bu süreçte sizi ziyaret noktasında kişinin kendini geri çekmesi, size bazı kardeşlerin iki hafta üst üste geldiğini duyunca bunu içinden sıkıntı etmesi, yeri gelince karşı tarafa bunun yanlış olduğunu söylemesi haddi aşmak mıdır?
Değil. Senin için değil. Sen çünkü orada idarecisin. İsmini yazmışım buraya. İdareci olduğun için arkadaşlara sevk idare edeceksin. Arkadaşlar işiniz varsa gidin, işiniz yoksa gitmeyin diye söyleyeceğiniz. Bunda bir sıkıntı yok. Burada da açıklıyoruz zaten. Bir kimsenin işi varsa muhakkak telefonla halledemeyeceği bir işi varsa ondan sonra eyvallah. Başka bir şey yok. Soru 3. Zikrullah alakasında bazı kardeşleri hatırlıyorum. Kimin dediğini bilmiyorum ama bir ses 13 Aralık'ta sizi toplayacağız dedi. Dernek ve vakıflar içinde yetkililere sorunca Aralık ayı açılacak dernekler deniyor. Nasıl buyursanız bu süreç nereye gidiyor? Bilemeyiz ki yani normalde bir açılacak diyorlar, bir açılmayacak diyorlar.
Ne yaptıkları belli değil. Ama şu bir gerçek. Yani gerçekten bu konuda vakıflara ve derneklere haksızlık yapılıyor. Ya bütün yaz dönemi, bütün Ege, ondan sonra Akdeniz, Marmara, sahiller, gece kulübünden, pavyonundan, eğlence merkezlerine kadar, plajlara kadar her yer açık. Her yer üst üste.
Camiler kapalı. Vakıflar, dernekler kapalı. Hala da aynı. Yani pavyonlara varıncaya kadar açık. Meyhanelere varıncaya kadar açık. Barlara varıncaya kadar açık. Yani restoranlar açık. Hınca hınç dolu her taraf. Yani hınca hınç dolu. Ama işte yani sen bir yerde on kişi toplansan, on beş kişi toplansan basıyorlar oraya. Zaten bizim insanımız da şikayet etmeye alışkın. Oraya üç kişi, beş kişi fazla girip çıkınca hemen telefon açıyorlar. Yani canlı yayın yapıyorduk. Yukarıda vakfın yerinde yapıyorduk. canlı yayın yapılan yere geldi. Emniyet. Burada canlı, burada faaliyet yapıyorsunuz.
Kapatın diye. Bu kadar basit. Ama yani oraya şikayet edenler hiçbir meyhaneyi, hiçbir restoranı, hiçtir pavyonu şikayet edemezler. Bakın çok basit. Saat yirmi üç kırk iki. Bursa'da bütün pavyonlar açık. Bütün pavyonlar açık. Bütün türkü barlar açık. Yani adam gitti, pavyonda eğleniyor. Dört kişi masaya oturdu, maskeyle eğleniyor. Öyle mi şimdi? Gülerler insana. Ama Müslümanların kaderi bu. Yapacak bir şey yok. Şurada cumaya gidiyoruz.
Yani korona tedbirleri camilerde var. Başka hiçbir yerde yok. Yok. Acı bir şey. Soru beş. Ders yaptırırken bazen salavatı uzatmak içimden geliyorsa nasıl hareket etmeliyiz? Yani normalde bizim içimize bir sürü şey gelir ama etrafımızı bıktırmayalım. Ölçümüzü karıştırmayalım. Rudani iman bahsiyle ilgili hadislere bakınca inanılmaz ümit var oluyorum. Haddi açmaktan korkuyorum. Zikrullah alakasından bir de bu hadislere ekleyince kardeşler, yani bizi koyacak yer bulamıyorum. Bu sıkıntılı bir durum mu? Değil. Ben de koyacak yer bulamıyorum. Teyzem rüyasında evimin alt katını mescid, dergah gibi görmüş.
Çeşme varmış. Orada abdest alması için yer göstermişim. Biriktirilmiş eşyalar görmüş. Beni hamile görmüş. Rüyada bir kimsenin beni hamile görmesi zareninde böyle olacağı anlamına mı gelir? İnşallah Allah hayırlı evlatlar versin. Allah hayır versin inşallah. Zikrullah'ta hal olarak öküz görmek ne anlama gelir ve devamında onun süslenmiş takılar takmış olarak görmeye devam etmek ne anlama gelir?
Dünyaya dalmışsın. Selamünaleyküm hocam. Hayırlı akşamlar. Trakya, Kırklar, Elinler, Recep, Bursa'daki kardeşim sizi tanımalma vesile oldu. Allah razı olsun hocam. Sizden ders istemiştim. Dersime devam ediyorum. Rabbim tüm Müslüman alimini korusun. Amin. Hayırlı akşamlar demiş. Allah razı olsun inşallah. Allah yardımcınız olsun inşallah. Cenab-ı Hak mühinniniz olsun. Selamünaleyküm. Arabamızı satmak istiyoruz. Yenisini almak için doğru bir karar mı olur? Bilemem. Yani araba piyasası canlı, heyecanlı diyorlar. İnşallah hayır olur. Allah yardımcınız olsun. Selamünaleyküm. Abdest alırken sadece farzlarını yapmak hangi durumlarda olur? Hayırlı akşamlar.
Eğer su az ise senden sonra da başkaları abdest alacaklarsa sadece farzları yapman iyi olur. Selamünaleyküm hocam. Ben bir haftadır üst üste rüyamda zeytin aldığımı görüyorum. Bunu bana yorumlayabilir misiniz? Allah'a emanet olun. Zeytin yeşil miydi? Olgunlaş mıydı? Olgunlaşmış mıydı? Nasıldı ki? Ama yine de hayra işaret. Zeytin hayırlıdır çünkü. Selamünaleyküm. Eşim size bağlı fakat ben henüz bağlı değilim. Hayır olsun rüyamda sizi gördüm. Ayakkabımdaki çamurları temizliyordunuz. Rüyamı yorumlayabilir misiniz? Hayırlı akşamlar. Çamurlara dalmışsın. Çamurlara tövbe et inşallah. Ters asenla. Selamünaleyküm.
Bir kişi çalıştığı yerdeki yöneticilerinin ters yönlerini uyarı mahiyetinde yanında iş arkadaşına zarar görmemesi niyetinde söylene bilinir mi? Evet. Bugün otobüs yolculuğu istatında birisinin konuşmasına şahit oldum. Allah milletimize ve peygamberimize yardım etsin diyordu. Böyle dua etmek olur mu? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vazifesini yerine getirdi. Babası kız arkadaşıyla birlikte dört yaşındaki kızına taciz eden meselede mahkemeye taşımış demiş. İyi. Selamünaleyküm. Bazen haram işlemeyi kafaya koysak da hatta harama koşsak da Allah buna izin vermiyor. Her ne kadar niyetlendiğimiz haramı işleyemesek de bunu Allah izin vermediği için yapmamış oluyoruz. Yani kendi irademizi de terk etmiyoruz.
Bu yüzden böyle bir durumda haram işlemiş olur muyuz? Hayır. Veyahut her ne kadar günah olarak yazılmasa da tabiri caizse Allah nazarında okula karşı bir burukluk, kırgınlık olur mu? Ona hamd edeceksin, ona teşekkür edeceksin, ona şükür edeceksin, onu zikredeceksin. Dizen ki benim harama gitmeme husisi olarak müsaade etmedim. Bu ne güzelliği tuftur. Sana hamd ediyorum. Ey Rabbim diyeceksin inşallah. Selamünaleyküm. Ben Abdullah çarşamba günü yurt dışı eğitimim için mülakata gireceğim. Sizden duanızı isteyecektim. Allah yardımcınız olsun. Rabbim en hayırlı yöne çevirsin. İnşallah. Selam ve hayır versin. Kulağa okunan ezanla mı ismim geçerli olur?
Evet. Kulağa okunan isimdir geçerli olan. Kulağa okunan isimle nüfuse yazılan isim ayrı ayrı olmasın. İnsanlar tenakuza düşüyorlar. Kulağa hangi ismi okuduysanız gidin nüfusa da o ismi yazdırın. Konuşurken bazen çok hızlı konuşuyorum. Bu durumu nasıl aşabilirim? Bazen o bende de oluyor. Hatta belki de çok oluyor. Böyle kafamdakınları, beynindekin, beynimdekinleri aktarmakta böyle dilim güçlük çekiyor. Hatta bazen kelimeler takdim tehir oluyor. Harfler takdim tehir oluyor. Anlıyorum ben onu. Diyorum hani içimdekini hızla dışına dökmek gibi. Onun muhakkak ki bir şeyi vardır, tedavisi vardır ama sükunetli konuşmak lazım.
Selamun aleyküm. Konserve balığı yemek helal mu? Yani konserve konservedir. Yenilebilinir. Neden yenilmesin? Temiz ise İslam'da kaleyi işten fethetme stratejisi ya da düşüncesi var mıdır? Yani böyle bir şey hiç uygulamamış Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Hayber'e gitmiş çatır çatır almış. Mekke'ye gitmiş çatır çatır almış. Böyle işten fethedeceğim diye uğraşmamış. Örneğin bazı siyasetçiler İstanbul Sözleşmesi için bizlere bizim liderimiz bu sözleşmeyi imzaladıysa bir sebebi var diye bizlere serzenişte bulunuyor. Kur'an ve sünnette kaleyi işten fethetme var mı? İstanbul Sözleşmesi'nin hiçbir hayrı da yok, hiçbir hikmeti de yok.
O yüzden İstanbul Sözleşmesi'ne karşıyız. Öyle herkes haram olan bir şeyde hikmet aramasın. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri haramda şifa aramayın dedi. Haramda hikmet aranmaz, haramda şifa aranmaz. Kur'an ve sünnetin dışında şifa, Kur'an ve sünnetin dışında hayır yoktur. Selamun Aleyküm çocuklarım. İmam Hatip mezunu namaz kılmakta zorlanıyorlar. Çevremdeki aile dostlarımın çocuklarında da genelinde bunu görüyorum. Kıymetli üstadım bu durum ile nasıl baş edilecek, ne yapılmalı? Yetişkin bireyler çocuklarım. Ne yazık ki bütün herkeste bu hastalık var. Namazı sevdiremiyoruz, namazı idrak ettiremiyoruz, namazla bağ kurduramıyoruz.
Allah kurdursun inşallah gönüllerine ilham etsin. Tasavvuf vakı olarak cemaatçe Ramazan ömresi bu yıl yapılacak mı? Biz her sene Ramazan ömresine niyet ediyoruz. İnşallah bu yılla gideriz. İnşallah. Hayırlı geziler bir kızın rüyasında kendisini kız kardeşiyle ilişkiye girdiğinin görmesini ifade eder. Öğrenin rüyasına bağlı.
Böyle rüyasını sormayın kim olduğunu bilmemiz lazım onu. Genel olarak ona dua ettiğine işarettir inşallah. Selamun Aleyküm. Üzerimde bir bezginlik var, ibadetlerimi kendimce yapıyorum ama yaşama karşı bir hissizliğim var. Heyecanım azıldı, neşem azaldı. Sanki iyi günler çok yerlerle kaldı, her şey kötüye gidecek gibi içimde hep bir korku var. Bu normal mi? Bu durumdan nasıl kurtulabilirim? Ümit et, Allah'ı zikret, Allah'a hamd et, yürü. Allah yardım eder inşallah. Öyle düşünme. Hocam rüyam hakkında bir şey demediniz, sorun çok mu zordu ya da çok mu saçmaydı? Yani bir şey demedim, bir şey demek zorunda değiliz. Yani Allah hayırlısını eylesin inşallah. Selamun Aleyküm.
Tebliğ etmeye çalıştığım kişilerin bazı şeyleri sürekli sorgulaması ve sizi eleştirmesi beni çok zorluyor. Geriliyorum. Ardından da sanırım doğru tepkiler vermeyeyim bu konuyla ilgili ne tavsiye edersiniz? Geriliyorsan zarar gelir, Allah muhafaza eylesin. Bırak, şey yapma. Selamun Aleyküm hocam, Nazım Kıbrıs'ı hakkında düşünceleri nelerdir? Hiçbir düşüncem yok. Ölmüş gitmiş, Allah rahmet eylesin. Yıllar önce koronavirüs gibi bir virüsten bahsetmiş videolarında Allah dostlarını böyle olaylar malum olabilir mi? Olabilir. Bir de hocam zikir halakasında Allah'ı zikrederken telefonların sesleri açık oluyor ve bunların huşu bozulduğunu gözlemliyorum. Uyarı da bulmamızı rica ediyorum.
Eyvallah. Zikrullah halakasında telefonların sesleri açık mı olurmuş ya? Yanlış. Selamun Aleyküm, hayırlı gecelerimiz olsun. Rüyamda beyaz bir yazı tahtasının arkasında bir odaya giriyorum. Odada ben de size yaklaşıp deniz feribotunda o ateist çocuğa vakit ayırmıştınız. Bana da bir iki dakikanızı ayırır mısınız dediğinde yan dönük oturuyordunuz ve bana elinize gel işareti yaptınız. Yüzünüz gülüyordu ve uyandım. Akabinde ikinci rüyamda nazif kardeşim de bana bir poşet içinde beyaz sarık kahverengi takke verdi. Kabul edildin abi dedi ve uyandım. Allah mübarek eylesin. Allah iyisin inşallah. Demek ki kabul edilmiş. Benim adım nüfusta başka kullandığım isim başka ailem bebekten inat üzerine böyle olmuş.
Kulağımı hangisinin okunduğunda hatırlamıyorlar. Bu durumda ne yapmam lazım. Bir daha kulağını okusunlar. Ne inatçılarmış ya maşallah subhanallah. Allah iyisin inşallah. Selamun aleyküm. Allah beni affetsin. Karşımdaki kişi çok konuşunca o kişiden soğuyorum. Bu noktada ne tavsiye ederseniz. Ne tavsiye edeyim. Aynı şey bende de oluyor. Bazen gereksiz. O kadar çok konuşuyorlar ki Allah muhafaza eylesin. Ben de bazen kendi kendimi çok gereksiz konuştuğumu düşünüyorum. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun muhafaza etsin inşallah. Ben Covid-19 hastalığını geçirdim. Karantinam bitti. Negatif de döndüm. Fakat kalp çarpıntılarım ve ritim bozukluklarım oluştu. Doktor 20 adet kan sulandırıcı.
Deri altı iğne verdi. Fakat doktorun yazdığı ilaçta da muadili olanda da içerik olarak domuz mukozosu bulunuyor. Kullanmak uygun olur mu? Bununla alakalı yani o domuz mukozosunun yüzdeliğine bakmak lazım. O da şuradan. Hani bir kimsenin üzerinde üç dir hem miktar necaset olursa necis hükmünde geçiyor. Üç dir hem miktarına necaset olmazsa necis hükmüne geçmiyor. Hükmünden hareket ederekten. Oradaki domuz mukozosunun ne kadar olduğuna bakmak lazım. Hani mesela işte örneğin milyonda bir mi? Milyonda iki mi? Yani onun ölçüsünü bilmek lazım. Ölçüsüne göre hareket etmek lazım. Ama yine de eğer içinde domuz mukozosu var diyorsanız farklı kan sulandırıcı şeyler yapabilirsiniz kendinize.
Ama Covid hastalığı öyle basit bir hastalık değil. Yine de dikkatli olmakta fayda var. Benim oğlan İmam Hatip'te okuyor. Din hocası koltuk altı ve etek tıraşının 40 gün durması normal demiş. Ben çok şaşırdım. Hoca doğru mudur bu dedi. Hayır. Bir buğday tanesi büyüklüğünü geçmeyecek. Hanefi'ye göre söylüyorum. Doğru değil. Evet sorular bitti. Saat 23.57 oldu zaten. Hakkınızı helal edin. İnşallah önümüzdeki cumartesi buluşacağız. Yine biz inşallah mutat zikrimizi yapacağız. Allah'ın izniyle geceyi sonlandıracağız. Eftali zikir fâlemen nâhu La ilahe illallah La ilahe illallah El fâtiha mâ salavat Amin
Ecmain Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ay yılınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Her daim Allah'ın zikriyle, muhabbetiyle, affıyla, merhametiyle, nütufliyle kalanlardan eylesin. Selamun Aleyküm

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi