Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 5 Ekim 2020 · 3:13:20
Selamun Aleyküm, hayırlı geceler, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'e rahmet eylesin, bereket versin, lütfessin, ikram etsin, ihsan eylesin, afiyet versin. Rabbim Azerbaycan'da Ermenistan'la savaşan, orada işgal edilmiş topraklarını kurtarmaya çalışan askerlerimize yardım etsin. Oradaki güvenlik kuvvetlerimize, güvenlik güçlerimize yardım etsin. Diyeceksiniz ki, böyle hani kendi ülkemizin askeri savaşı olmuş gibi konuşuyorsunuz diyeceksiniz. Azerbaycan'la bizim aramızda bir fark yok. Bütün Türk soyuyla bizim aramızda bir fark yok. Farklı farklı devlet isimleri altında devletler kurulmuş olabilir.
Ama hepsi de Türktür. Hepimiz bu manada ırkçılık yapar gibi algılanmasın. Hepimiz Türküz. O yüzden Azerbaycan'ımızda, Tacikistan'da, Özbekistan'da, Kazakistan'da, Çin'de, Doğu Türkistan'da, orada yaşayan bütün soydaşlarımız hepsi de Türk. Ben böyle bu işte yok Azeri, yok işte Kazak, yok işte farklı farklı devlet isimleriyle isimlendirilmesini de çok hoş görmüyorum.
O yüzden ben Türk'üm diyen herkes Türktür. O yüzden Azeri Türk'ümüş, işte Tacik Türk'ümüş, yok işte Özbek Türk'ümüş ayırmıyorum. Hepimiz bu manada tek bir milletiz, tek bir milletin çocuklarıyız. O yüzden Azerbaycan'da savaşan, mücadele eden kardeşlerimiz de Türk. Çin'de, Çin devletinin zulmü altında inim inim inim inleyen kardeşlerimiz de Türk.
O yüzden Tacikistan'da da, Özbekistan'da da, Türkmenistan'da da, Moğolistan'da da olan kardeşlerimizin hepsi de Türk. O yüzden Türk milleti kocaman bir millet, bir tarafına bir iğne batarsa hepimizin bunu hissetmesi lazım. Bu böyle en üstün ırk, Türk'ün ırkıdır gibi ırkçılık algısı olmasın. Bir insanın kendi ailesini sevmesi ne kadar fıtri ise, kendi milletini de sevmesi o kadar fıtridir.
O yüzden kendi topraklarını sevmesi o kadar fıtridir. Nasıl kendi evini, kendi bağını, bahçesini, kendi kasabasını, doğduğu yeri, yaşadığı yeri sevmesi fıtriyse, bir kimsenin kendi ülkesini, kendi vatanını sevmesi de fıtridir. Hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Mekke'yi, mükeremeyi severdi. Oradan ayrılırken kendi topraklarından ayrıldı. Cenab-ı Hakk'ın Beytullah'ından ayrıldı. Hüzünlü bir şekilde ayrılmıştı. Ama aynı şekilde Medine-i Münevvere'ye de gelirken, Medine-i Münevvere'yi severekten gelirdi. Yaklaştıkça devesini daha da hıslandırır, mahmuzlardı. Hatta bir seferinde sahabeler Medine yollarında toz toprak oluşunca ağızlarını, burnlarını kapattılar.
Toz girmesin diye Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Medine-i Münevvere'nin taşının da, toprağının da, tozunun da mübarek olduğunu söyledi. Çünkü orada yaşıyordu. İslam orada neş-i neva buldu, gelişti. O yüzden Medine-i Münevvere'yi de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri çok severdi. Bu ölçü tabii bizden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nden. O yüzden yaşadığımız topraklara karşı bir duygu besleriz, severiz, vatan görürüz. Kendi ailemizi severiz, ailemize sahip çıkarız, akrabalarımıza, kardeşlerimize sahip çıkarız. Kendi ırktaşlarımıza sahip çıkarız, kendi ümmetimize sahip çıkarız.
Bu fıtri bir şeydir. O yüzden bu fıtrat üzerine yaşarız inşallah. Azerbaycan'da da savaşan kardeşlerimizdir. Allah hepsine de yardım etsin. Suriye'de savaşan kardeşlerimizdir. Hepsine de Allah yardım etsin. Tabi Irak'ta, Libya'da Türk milletinin hakkını, hukukunu, İslam'ın hakkını, hukukunu savunan, nerede mücadele eden, savaşanlar varsa hepsi de kardeşimizdir. Allah hepsine de yardım etsin. Cenab-ı Hak hepsine ikram etsin, ihsan eylesin. Bu millete de Cenab-ı Hak dirlik, birlik, beraberlik ihsan eylesin. Kolay günler yaşamıyor Türk milleti. O yüzden bu zor günlerde birlik ve beraberlerini arttırıcı, dayanışmayı arttırıcı bir günler olarak inşallah yaşayalım. Tabi bu haftanın en önemli gündemlerinden birisiydi.
Azerbaycanlı kardeşlerimizin işgal altındaki topraklarını yeniden almak için Ermenistan'la mücadele etmesi. Tabi ilk saldırı yine Ermenistan'dan gelmişti. Bu Ermeniler hem işgal ettiler, işgallerini daha da fazlalaştırmak, o işgal topraklarını genişletmek için biraz daha fazla topraklara sahip olmak için saldırıya geçtiler. Ne yazık ki sivilleri katlettiler, insanların evlerini yıktılar, insanların şehirlerini bombaladılar. Cenab-ı Hak'a hamd-u sena ediyoruz. Şimdi Azerbaycanlı kardeşlerimiz inşallah bu işgal edilmiş toprakların bir karışına varıncaya kadar inşallah onlar bu toprakları tekrar geri alırlar. Hatta ben biraz daha ileri düşünüyorum.
Diyorum daha da ileri gitsinler, Nahçıvan'la birleşsinler. Oradan bir koridor açsınlar diyorum sınırdan. Nahçıvan'la Azerbaycan'ı birleştirsinler. Aslında Nahçıvan'la Azerbaycan'ı ayırmak da bu İngiliz derin devletinin oyunuydu. O zaman için bu oyunla bu tek toprak olan, tek millet olan bu toprakları, bu milleti bölüp parçaladılar. Gönlüm onu arz ediyor. Açık açık konuşmak gerekirse, Nahçıvan'la Azerbaycan'ın birleşmesi, Nahçıvan'la Azerbaycan birleşirse inşallah o zaman bir koridor oluşacak. Güzel bir koridor, iyi bir koridor oluşacak. Bazılarının işine gelmeyecek tabii bu. Ama bence Azerbaycan'la Türkiye'nin bu konuda dayanışma içerisindeler ama dayanışmalarını daha da arttırarak Nahçıvan'la Azerbaycan topraklarının birleşmesi lazım.
Böyle bölük pörçük devletçiler olacağına, hepsi birleşirse Türkiye için de inşallah hayırlı bir sonuç olur. Tabii Türkiye'de içeride dışarıda gündem çok hızlı. Gündeme de yetişmek mümkün değil. Bir hayli böyle hem içeride hem dışarıda hızlı bir şekilde yaşanıyor her şey. Bu ahir zaman alameti bunlar. Hiçbir şeye yetişmek, hiçbir şeye anında mücadele etmek, müdahale etmek çok kolay değil. Devlet iyi ki biraz daha hantallıktan kurtuldu. Biraz daha hantallıktan kurtulması lazım. Biraz daha bürokrasinin azalması lazım. Daha aktif bir şekilde karar alıp, daha aktif bir şekilde bazı olaylara müdahale etmek lazım. Çünkü önemli olan sınır değil, etik alanı.
Etik alanı genişledikçe daha aktif, daha hızlı, daha dirayetli, daha cesur, daha akılcı, daha bilinçli, daha kuvvetli hareketler lazım inşallah. Cenab-ı Hak devleti idare edenlere de akıl fikir versin, onlara isabet ihsan eylesin, onlara feraset ihsan eylesin, onlara da Kur'an'a, sünnete, vatana, millete hizmet etmeyi nasip eylesin inşallah. Bütün siyasetçilerin, bütün bürokratların, bütün Türkiye Cumhuriyeti, devleti tebaası olan ve kendisini Türk hisseden bütün herkes, Kur'an'a, sünnete bağlı bir şekilde vatanına, milletine inşallah hizmet ederler. 975. Beyt'ten inşallah devam edeceğiz meslemi okumalarına. Allah izin verirse inşallah.
Ey ulu kişi, nebilerin ve velilerin yolunda çalış. Kaza ve kaderle pençeleşmek mücahede sayılmaz. Çünkü bizi pençeleştiren, savaştıran da kaza ve kaderdir. Bir kimse iman ve itaat yolunda yürüyüp de bir an bile ziyan etmişse kafirim. Hz. Pir insanlara ve meslevi okuyanlara hitap ediyor. Diyor ki, nebilerin ve velilerin yolunda çalış. Yani o nebilerin ve velilerin yolunda çalış demesi, insanların Kur'an ve sünnet dairesinde, Kur'an ve sünnetin hükümlerini yerine getirmesi, Kur'an ve sünnetin yolunda yürümesi. Nebiler ne yaptılar? Nebilerin asıl önemli vazifesi, Allah'ın dinini yaşamak ve yaşatma mücadelesi vermekti.
Nebiler, yeryüzündeki en önemli işleri oydu. Velilerin de işi, nebilerden sonra Allah'ın dininin yaşanması ve yaşatılması yolunda mücadele etmekti. Çünkü hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ya, benden sonra ne bir nebi, ne bir veli, hiçbir şey buna bir peygamber gelmeyecek deyince, tabi sahabe dediler ki, nice olur bu ümmetin hali? Öyle deyince Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kendisinden sonra velilerin geleceğini, alimlerin geleceğini, onun kendisinin varisi olacağını ve onların dininin yaşanması ve yaşatılması için mücadele edeceğini söyledi. Yine hani arzın direkleri, dağlar direkleridir. Ayet-i kerimesi mucibince de, Hazreti Abbas radıyallahu anh hazretleri de, nasıl dünyanın direkleri bu dağlar ise, manevi direkler de peygamberler ve ondan sonra velilerdir.
Hükmünü beyan etmiş. O yüzden eğer sen kendinde bir ululuk, büyüklük arayacaksan, o zaman peygamberlerin ve velilerin yolunda yürüyeceksin. Peygamberlerin ve velilerin yolunda yürüyenler büyük insanlardır, ulu insanlardır. Peygamberlerin ve velilerin yolunda gitmeyen insanlar, ne yazık ki insanların içerisinde çerçöp gibidir. Nasıl diyelim, bütün hepsi de taştır ama yakut en önemli taşlardan birisidir. Elmas en önemli taşlardan birisidir. Ama baktığımızda işte kömür de bir taştır, baktığımızda mermer de bir taştır veya dağın başındaki bir kaya da taştır, denizin içindeki bir kaya da taştır. Hepsi de taştır.
Ama velakin yakut veyahut da zümrüt veyahut da altın veyahut da ne bileyim işte değişik kıymetli taşlar, taşların içerisinde farklı bir özelliğe sahiptir. O yüzden böyle baktığımızda peygamberler de bizim gibi bir insandır, öyle görünürler ama insanların içerisinde en kıymetlileridir. Veliler de dışarıdan bakıldığında bizim gibi insan gibi görünürler, yerler içerler ama velakin onlar Allah'ın dostları olduklarından dolayı en önemli şahıslar, en önemli kimselerdir.
İşte Hz. Pir de bütün insanlara diyor ki, siz peygamberlerin ve velilerin yolundan gidin. Şeytanın yolundan değil, delalete sapanların yolundan değil, kaderiyecilerin yolundan değil, cebriyecilerin yolundan değil, hadis inkarcısı, pis mahlukların yolundan değil, işte münafıkların yolundan değil, hadisleri inkar eden, mezhepleri inkar eden, bu sapkınların ve sapıkların yolundan değil. Ya peygamberlerin ve velilerin yolundan gidin. Bakın, insanlık tarihi boyunca en selametli yol peygamberlerin ve onların velilerinin yoludur. Başka bir yol, doğru bir yol değildir. Ve insanları safkınlıklara, yanlışlıklara, delalete götürmüştür hep. Ve insanları zarara uğratmıştır. Bunun haricinde Kur'an ve sünnet yolların en doğrusudur.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, size iki şey bıraktım. Kim bunlara sımsıkı yapışırsa, asla delaleti düşmez. Bu birincisi Allah'ın kitabı Kur'an, ikincisi de benim sünneti Seniyem demiştir. O yüzden nebilerin ve velilerin yolu budur. Allah'ın kitabı, peygamberlerin sünnetidir. Çünkü Cenab-ı Hak çok ayet-i kerimede her nebiye kitabın yanında da bir de hikmet verildi. Yani onlara bir de sünnet verildiğini söylemiştir. Ve Hz. Pir der ki, siz bu nebilerin, bu velilerin yolunda çalış. Kaza ve kaderle pençeleşmek mücade sayılmaz. Yani siz kalkıp da bilmediğiniz kaderle pençeleşmeyin. Bilmediğimiz kader. Neden? Biz çünkü örnekliyorum, bir erkek mi, bayan mı doğacağımıza biz hükmetmedik.
Buna Cenab-ı Hak hükmetti. Ya benim erkek olacağıma Allah hükmetti. Veya bir başkasının bayan olacağına Allah hükmetti. Bununla pençeleşmek küfür. Bununla pençeleşmek yanlış. Yani işte erkeğin kadına benzemeye çalışması, kadının erkeğe benzemeye çalışması, hem kaderi inkar, hem kazayı inkar, hem de Cenab-ı Hak'ın yaratılış fıtratını inkar olduğundan dolayı küfür olarak görüldü, lanetlenmiş bir amel olarak görüldü. Çünkü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri lanet olsun o kadınlaşan erkeklere, lanet olsun erkekleşen kadınlara, lanet olsun dişlerini törpületenlere, lanet olsun vücuduna dövme yaptıranlara, lanet olsun saça saç ekleyenlere diye Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri lanet dedi. Sebep onlar çünkü kaza ve kaderleriyle pençeleşiyorlar, kavga ediyorlar.
Veyahut da cebriyeciler veya kaderiyeciler veyahut da işte kaderin varlığını dahi inkar edenler. Bunlar da ne yapıyorlar? Cenab-ı Hak'ın kaderiyle ve Cenab-ı Hak'ın kazasıyla pençeleşiyorlar. Onlarla dövüşüyorlar veyahut da işte bir kimsenin gözünün üstünde kaşının olması, bu fıtrat, bu fıtratı değiştirmeye çalışmak, bu fıtratla mücadele etmek, yenilgiyi baştan kabul etmek gibidir. Ama ahmaklar bu noktada bunu görmezler, mücadele ederler. Çünkü bizi pençeleştiren, savaştıran da kaza ve kadardır. Hz. Pir bizi pençeleştiren, bizi savaştıranın da kaza ve kaderdir diye bahseder. Ama bu kaza ve kader bizim bazen zaman zaman atıfta bulunduğum, ama Nur-u Muhammedi'nin içerisinde, ama ayağını sabite olarak nitelendirdiğimiz, Arabice baktığımızda, ayağını sabitede kendi idrakimizle, kendi irademizle, kendi hayatımızın yön vermemizle alakalı.
Bir kimse iman ve itaat yolunda yürüyüp de bir an bile ziyan etmişse, kafirim diyor Hz. Bir. İşte bir kimse eğer Kur'an ve sünnet yolunda, iman yolunda, İslam yolunda, ihsan yolunda yürürse, asla ve asla zarar etmez. Hani, tövbe ayet 120-121, Allah yolunda uğrayacakları susuzluk, yorgunluk, açlık, düşmanlarını kızdıracak bir yere ayak basmaları ve düşmanın verdikleri her zarar karşılığında salih bir amel yazılır.
Şüphesiz ki Allah iyilik yapanların mükafatını zayi etmez. Onlar küçük veya büyük nafaka olarak ne infak ederlerse, ne kadar yol giderler ve bir vadi geçerlerse, mutlaka onların lehine yazılır ki, Allah yaptıklarınızın en güzeliyle mükafatlandırsın. Şimdi, Allah yolunda yürürsen sen, yolculuğa çıkarsan, terlersen, üşürsen, aç kalırsan, susuz kalırsan veya düşmanlarla yaka paça olur, onlarla savaşır, onlarla mücadele edersen veyahut da Allah yolunda bir şey infak edersen, hani yarım hurma da olsa infak ediniz, cehennem ateşinizi söndürünüz hadis-i şerifi mucibince
veya kim Allah için bir adım atarsa onun kurtuluşu olur, necati olur. Veyahut da Allah için bir nöbet tutmak, Allah için bir yerde nöbette durmak, Allah için bir kılıç oynatmak, Allah için bir söz söylemek, nasihat etmek, Allah için bir yerde gidip zikrullah yapmak, sohbet etmek, Allah için ilim öğrenmek, yani Kur'an ve sünnet dairesinde Kur'an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için zerre miktarınca insan bir şey yapsa, Cenab-ı Hak onu zayi etmez. Hani başka bir ayet-i kerimede zerrece hayır işleyenin hayrı mükafatsız kalmaz, zerrece şer işleyenin de şerri cezasız kalmaz. Ayet-i kerime mucibince Cenab-ı Hak Allah yolunda koşuşturan, mücadele eden, Allah yolunda cihad eden, Allah yolunda terakıtan, Allah yolunda para harcayan, Allah yolunda nefes harcayan, Allah yolunda vücudunu, sıhhatini helak eden, harcayan, Allah yolunda yediren, Allah yolunda içiren, Allah için giydiren, Allah için bir yetimin başını okşayan, bir dula yardım eden, bir okuyacak çocuğa yardım eden,
Allah için bir fukaraya yardım eden, hiçbir şeyi alacağına bak ne yapar? Zayi etmez. Hiçbir şey. Ve Allah yolunda uğrayacak olduğun sıkıntıları da zayi etmez. Allah yolunda uğrayacağın bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasvet, hicran, hüsran, işte iteklenmen, kakaklanman veyahut da ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmen, sorgulanman, bunlar Allah yolunda olduğu müddetçe Cenab-ı Hak bunun karşılığını verecektir, bunu zayi etmeyecektir. Çünkü La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah demek kolay bir şey değildir.
Ve bunu söylüyorsa bir kimse ve bunun arkasına düşüyorsa, muhakkak ve muhakkak bir sıkıntı, bir bela, bir musibet, bir dert, bir gam, bir kasvet onu bulacaktır. Gerçekten iman ehli ise, gerçekten iman ehli ise ve gerçekten o kimse, ve eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu dediyse, o sıkıntıyı beklesin, o derdi beklesin, o gamı beklesin, muhakkak onun başına bir şey gelir. Gerçekten dediyse, gerçekten iman ettiyse ve gerçekten iman edip imanını yaşıyorsa, muhakkak ki ona bir sıkıntı bulaşacak, muhakkak ki ona bir dert, gam, kasvet bulaşacak, muhakkak münafıklar ona sataşacak, kafirler ona sataşacak, muhakkak o Kur'an ve sünnet diyorsa, hadis inkarcılar onu sataşacak, münafıklar, mürtedler ona sataşacak, kafirler ona sataşacak, ne yazık ki, ne yazık ki muhakkak ona sataşacaklar.
Ve Allah yolunda yürüyorum diyen bir kimse, Allah için yürüyorum diyorsa, o muhakkak ki onun yollarına dikenler serilecek, muhakkak ki onun yollarına tuzaklar serilecek. Geçmiş ümmetlerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden, siz cennete mi gideceğinize, Allah'a mı vasıl olacağınızı düşünüyorsunuz dedi Cenab-ı Hak. O yüzden geçmiş ümmetler Allah yolunda başlarına ne geldiyse, bugün ümmet-i Muhammed'in de başına bunlar gelecek. Öyle la ilahe illallah Muhammed'in Resulullah demek, kolay bir şey değildir. Onun arkası muhakkak dolar, onun altı muhakkak dolar, onun sağı, solu, önü, üstü, her tarafı dolar onun. Ve o hiçbir zaman böyle pembe rüyalar içerisinde, işte pembe pamuklar içerisinde, pembe kundaklar içinde bir dünya hayatı yaşayamaz, mümkün değil.
Yani gerçekten sen iman ettiysen ve imanını yaşıyorsan, sana sıkıntı gelecektir. Allah yolunda sana bir sıkıntı muhakkak gelecektir. Eğer sen Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmadıysan, Kur'an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesi vermiyorsan, evet sana bir sıkıntı gelmez, bir bela gelmez, bir musibet gelmez. Sen sorgulanmazsın da ama gerçekten sen hak ve adalet diyorsan, sen hakikat diyorsan, sen Kur'an ve sünnet diyorsan, muhakkak ki düşmanın olacak, muhakkak ki seni eleştirenler olacak, muhakkak ki kafirler, münafıklar, mürtedler, hadis inkarcıları, kaderiyeciler, cebriyeciler, vahabiler,
senin üzerinde uğraşacaklar, senin üzerinde değişik sıkıntılar getirecekler. Ama bunlardan, bu sıkıntılardan yılma, geri dönme, gözünde bunları büyütme, bunlar Allah için olduğundan dolayı yoluna devam et ve Allah bil ki bunu karşılıksız bırakmayacaktır. Yine iman edip salih amel işleyen müminlere gelince, şüphesiz ki biz iyi amel işleyenlerin mükafatını hiçbir zaman zayi etmeyiz. İşte bunlar için altlarından ırmaklar akan adın cennetleri vardır. Onlar orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyecekler ve koltuklarda yaşlanacaklardır. O ne güzel bir mükafattır, o cennet ne güzel bir, burada koltuklarda yaşayacaklardır. O ne güzel bir mükafattır, o cennet ne güzel bir yerdir.
Kehf suresi ayet 31 ve o yüzden burada da Cenab-ı Hak cennet isteyenlere cennetle mükafatlandıracak. İşte Cemalullah isteyenlere Cemalullah ile mükafatlandıracak. Ve muhakkak Allah yolunda salih ameller işleyenler, muhakkak Allah yolunda mücadele edenler, koşturanların bu mücadeleleri ve bu koşturmaları mükafatsız kalmayacaktır. Muhteşem, çok hoşuma gider bu hadis-i şerif. Bütün hadis-i şerifler güzeldir ama böyle müjdeci bir hadis-i şerif ya, bu benim çok hoşuma gider. Ubade bin Samit rivayet etmiş. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu. Kim Allah'a kavuşmak isterse, Allah da o kimseyle kavuşmak ister. Kim de Allah'a kavuşmak istemezse, Allah da o kimseye kavuşmaktan hoşlanmaz.
İbn-i Maci ve Tirmizi. Şimdi kıymetli dostlar, Allah yolunda koşup Allah'a kavuşmayı istiyorsan, Allah da seninle kavuşmayı isteyecek ve seninle kavuşmaktan, senin ona vuslat olmandan ve senin ona koşmandan Allah hoşnut olacaktır. Ve Allah hoşnut olacağı için senin yolunu kısaltacak, senin yolunu dürecek. Bakın senin bu normalde dünya hayatının veya ecel olarak bunu görmeyin. Senin gidecek olduğun yolunu kısaltacak. Yani Allah'a vuslat yolunu kısaltacak. Ve inşallah Cenab-ı Hakk'a bu dünya gözüyle vuslat olma. Bu dünya gözüyle cemaline, bu dünya gözüyle kelamına, bu dünya gözüyle onun hitabına mazhar olma. Bu yolunu kısaltacak senin. Çünkü Allah'a kavuşmak isteyen, Allah'a yakin olmak isteyen, Allah'la dost olmak isteyene Cenab-ı Hakk yolunu açar, yakinliğini açar.
Kim Allah yolunda mücahede ederse, Allah onun yolunu açar. Kim Allah'a kavuşmayı isterse, Allah ona kavuşmayı ister, onun yolunu açar. Bakın onun yolunu açar. Tövbe ederseniz Cenab-ı Hakk vaat etmiş, tövbenizi kabul eder. Dua ederseniz Cenab-ı Hakk vaat etmiş, duanızı kabul eder. Vaat etmiş Cenab-ı Hakk. Allah'ı zikrederseniz, O da sizi zikreder. O yüzden zannetmeyin ki ben Allah'ı zikredince, Allah beni zikretmedi. Zannetmeyin ki ben dua edince, Cenab-ı Hakk benim duamı duymadı veya duama icabet etmedi. Veya zannetmeyin ki ben tövbe edince, Cenab-ı Hakk benim tövbeme teveccüh etmedi. Hayır. Allah tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder ve onları affeder. Allah dua edenlerin dualarını kabul eder.
Onları işitir, onları duyar. Allah kendisinden isteğini işitir, duyar. Onun isteklerine cevap verir. Allah kendisini zikredeni zikreder. Onun zikrine cevap verir. Ne muhteşem bir şey düşünebiliyor musunuz? Siz onu zikrediyorsunuz, O da sizi zikrediyor. Siz ondan istiyorsanız, O size veriyor. Siz ona dua ediyorsunuz, duanıza icabet ediyor. Siz ona tövbe ediyorsunuz, Cenab-ı Hakk sizin tövbenizi kabul ediyor. Rabbim cümlemizin günahlarını affı mağfiret eylesin. Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz ne kadar günahımız, hatamız, kusurumuz, yanlışımız, eksikliğimiz varsa, Rabbim cümlemize affeylesin inşallah. Cümlemize mağfiret eylesin. Böyle açıktan tövbe edin.
Açıktan tövbe edin ki, Cenab-ı Hak gizliden yapmış olduğunuz günahlarınızı sizin örtsün ve affetsin. Açıktan tövbe edin ki, Cenab-ı Hak açıktan da sizin işlemiş olduğunuz günahları affı mağfiret eylesin. Ama yapmış olduğunuz hataya, günaha bir daha dönmemeye gayret edin. Döndünüz. Allah gafur rahimdir. Allah tövbeleri kabul edendir. Hani Hazreti Pir'in sözü değildir bu. Ama Hazreti Pir'e atfedilir ya, bin sefer tövbe şişesini kırsan da yine gel diye. Evet, bin sefer tövbe şişesini kırsan da yine Cenab-ı Hak'a dön. Çünkü Cenab-ı Hak affedicidir. Bir hadisi kutsi vardır. Hep bunu ben zikrederim. Bu geçen haftalarda vefat eden Mahmud Kanık Hoca'nın Arabi çevirisinden okumuştum bunu ilk.
Arzuların tercümanı diye Arabi'den bir çeviri yapmıştı. Mahmud Kanık Hoca ile de muhabbetimiz vardı. Cenab-ı Hak affı mağfiret eylesin. Taksiratını affeylesin. Bursa'da ender ilim adamlarından birisidir. Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri'nin sevilmesi, tanınması için kendince mücadele eden, gayret eden önemli simalardan birisidir. Rabbim yapmış olduğu amel ve ibadetleri inşallah mahşerde önüne getirecektir muhakkak onun. Onun meşhur Arabi'den çeviri, arzuların tercümanı diye küçük bir risale vardı. Tercüme etti, çevirdi. Orada hadisi kutsilerden birisiydi. İlk orada okumuştum. Çok hoşuma gitmişti. Kul günah işler.
Allah hatırına gelir, tövbe eder. Allah der ki, kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Onu affettim der. Kul yine günah işler. Yine tövbe eder. Allah der ki, kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Affettim der. Kul yine günah işledi. Yine tövbe etti. Cenab-ı Hak kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladığı için kulunu affetti der. Kıymetli dostlar, bir günahı terk ettiğiniz tekrar geriye dönebilirsiniz. Allah muhafaza eylesin. Nefsinizi uyabilirsiniz. Hata yapabilirsiniz. Kusur işleyebilirsiniz. Hepimizin başına gelebilir. Kıramazsınız. O esnada dökemezsiniz. Reddedemezsiniz. Bu Allah'ın hatırını saymadığınız anlamına gelmez. Bir an boşlukta bulunabilirsiniz.
Nefsinize uyuyabilirsiniz. Oldu, bitti, yaşandı. Tövbe edin. Şunu da unutmayın. Hani meşhurdur. Hadis-i şerif uzundur. Bunu Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hiç günah işlemedi. Diğer peygamberlerde küçük hatalar oldu. O yüzden peygamberleri komple ayırt ediyorum. Hiçbir kimse yoktur. Hadis-i şerif bu. Hiçbir kimse yoktur ki bir günah onu etkisi altına almamış olsun. Onu perçeminden tutmamış olsun. Hiçbir kimse yoktur. Sahabeden dedi ki, Ya Resulallah bu insanların hali ne olur? Hadis-i şerif devam ediyor. Hazreti Peygamber diyor ki sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Bakın tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir.
Hadis-i şerifin sonunda uzun bu. O yüzden kıymetli dostlar biz ne yaparsak yapalım. Her gün muhakkak tövbe edelim. O yüzden sufi yurtlarının hemen hemen hepsinde muhakkak tövbe vardır. Tövbelerin içerisinde en faziletli, faziletlisi, Subhanallah ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfurullahil azim tövbesidir, zikridir. Kim bunu günde yüz sefer söyler ise, deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder diye hadis-i şerif mevcuttur. O yüzden biz ne yapacağız? Tövbe etmeye devam edeceğiz. Allah'a kavuşmak isteyenler muhakkak her gün, günde en az yüz sefer tövbe edecekler. Allah'a kavuşmak isteyenler beş vakit namazlarını muhakkak kılacaklar.
Otuz Ramazan oruçlarını muhakkak tutacaklar. Ve Allah'a kavuşmak isteyenler muhakkak cömert olacaklar. Sadaka verecekler, zekat verecekler. Allah'a kavuşmak isteyenler insanlara zarar vermeyecekler. İnsanlara faydalı olmaya çalışacaklar. Sizin en hayırlınız, etrafına en az zarar vereninizdir demiş Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Sizin en hayırlınızda etrafına en fazla faydası dokunanınızdır demiş. Kıymetli dostlar, etrafınıza faydalı olmaya çalışınız. İlmi olanlar ilimleriyle, elinde bir mahareti olan elindeki maharetiyle, parası olan parasıyla, arabası olan arabasıyla, evi olan eviyle etrafına muhakkak ve muhakkak faydalı olmaya çalışacak. Müminler, sufiler, Allah'a kavuşmak isteyenler etraflarına faydalı olmaya çalışırlar.
Etrafınıza faydalı olmaya çalışın. Ve etrafınıza zarar vermekten uzak durun. Dilinizle zarar vermeyin. Gözünüzle zarar vermeyin. Kulaklarınızla zarar vermeyin. Ellerinizle zarar vermeyin. Ayaklarınızla zarar vermeyin. Cinsel uzuvlarınızla zarar vermeyin. İnsanlara göz göre göre zarar vermeyin. Ticarette zarar vermeyin. Ev halkınıza zarar vermeyin. Akrabalarınıza zarar vermeyin. Anne babanıza zarar vermeyin. Eşlerinize zarar vermeyin. Çocuklarınıza zarar vermeyin. Komşularınıza zarar vermeyin. Hayvanlara zarar vermeyin. Yeşilliklere zarar vermeyin. Sulara zarar vermeyin. Zarar vermeyin, zarar vermeyin, zarar vermeyin. Zarar vermekten uzak durun.
Hiç kimseye ve hiçbir şeye zarar vermemeye gayret edin. Yemekleri atmayın. İsraf etmeyin. Önünüze geleni yiyeceğim, içeceğim, alacağım, eskideceğim diye bakmayın. Her şey böyle aşırı derecede lükse kaçmayın. Çok böyle büyük harcamalar yapmayın. Allah muhafaza eylesin. Bu dünya bize ait değil. Yani siz israf ettikçe, israf ettikçe, israf ettikçe gelecek nesillere kirli bir dünya bırakıyoruz. Bozuk bir dünya bırakıyoruz. Ne yazık ki ve bu bozuk bir ahlak, bozuk bir yol bırakıyoruz. Allah muhafaza eylesin. İtidalli yaşayalım, zarar vermeyelim, etrafımıza da zarar vermeyelim. Eğer Allah'a kavuşmak istiyorsak, eğer Allah'a yakın olmak istiyorsak, eğer Allah'a dost olmak istiyorsak, hiç kimseye zarar vermemeye gayret edelim.
Bugünün insanı, dünün insanı da böyleydi. Ama bugünün insanı diliyle çok zarar veriyor etrafa. Gıybet ediyor, iftira ediyor, kovuculuk yapıyor, laf dolaştırıyor. Allah muhafaza eylesin. Dil var ya dil, dil ne yazık ki insanlara en fazla zarar getiren bir azal oluyor. Eğer dilimizi tutarsak, dinimizi tutacağız. Dilini tutmayan, dinini tutamaz. Dilimizde çok zarar veriyoruz insanlara, Allah muhafaza eylesin. Etrafımıza çok zarar veriyoruz. O yüzden inşallah Allah'a kavuşmak isteyenler, dillerini tutacaklar, tövbe edecekler, Allah'ı zikredecekler, Allah'a yalvar, yakar olacaklar. Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Aslan, av, hayvanlarına konuşmaya devam ediyor.
Başın yarılmamış. Şu başını bağlama. Birkaç gün çalış da ondan sonra gül. Yani başın yarılmamış. Yani başında bir sıkıntı yok. Hani hasta değilsin. Veyahut da bir şeyde özürlü değilsin. Özürlü olmadığın halde, başın yarılmadığı halde ne amığa başını bağladın? Hani böyle önceden bazı kadınlar işte hasta olmadıkları halde başlarını normalde yaşmaklarını bağlarlar. Hasta numarası yaparlar. Hasta numarası yapınca onun bütün işini ama gelini yapacak, ama kızı yapacak, ama etrafındaki insanlar yapacak. Böyle bir kendince aldatır. Veyahut da tembel erkekler vardır. Tembel erkeklerin hiçbir zaman hastalıkları bitmez. Hiçbir zaman iş beğenmezler. Bir tarafları ağrır, bir tarafları acır.
Bir şeyler onun hoşuna gitmeyen bir şeydir. O gün hava soğuktur, o gün hava sıcaktır, o gün hava serindir. O gün lodos vardır, o gün fırtına vardır, o gün yağmur vardır. O gün işe gidilmez, o gün dükkan açılmaz, o gün işte muhakkak onun moralini bozacak bir şey olmuştur. Kadınlarda da vardır, böyle erkeklerde de vardır. Bunlar böyle kendilerince kendi kendilerine hasta numarası yaparlar. Ve hasta numarası yaparak da ne yaparlar? Kendi kendine tembelliği atarlar. İşte Hz. Pir diyor ki aslanın ağzından, başın yarılmamış. Başını neden bağladın ki? Birkaç gün çalış da ondan sonra gül. Yani bir özrün olmadığı halde, bir sıkıntın olmadığı halde, bir problemin olmadığı halde, sen tembellik yaptın, gaflete düştün, kendi kendine hasta numarası yaptın.
Kendi kendine hastayım perdesini attın ve iş yapmaktan uzak duruyorsun. Veya hastayım diyorsun, derse gitmiyorsun, zikruluğa gitmiyorsun. Hastayım diyorsun, dersine çalışmıyorsun. Senin hep başın ağrıyor. Muhakkak sen ders çalışırken başın ağrıyor senin. O yüzden senin çalışmaman lazım. Veya sen bir dükkana giriyorsun, o dükkanda hep senin başın ağrıyor. Senin çalışmaman lazım. Veya o yoldan gidiyorsun ya, o yoldan giderken hep senin başın ağrıyor. Veya sana hep nazar değiyor ya. Öyle ya, senden daha yakışıklı adam yok. Hep nazarlar sana değdi. Öyle ya, senden daha güzel bir kadın yok. Senden daha güzel bir kız yok. Hep nazarlar sana değdi. Ah, of, püf, küf, sen evde yan, gel, yat.
Tembellik, gaflet, Allah muhafaza eylesin. O yüzden gafil insan, tembel insan, cebriyeye düşmüş, akılsız insan, aklın mı yok senin? Akletsene. Kaderiye düşen, akılsız insan, aklın mı yok? Yemeği ağzına götürmeyi biliyorsun ya. Neden cebriyeye düştün? Yemeği ağzına götürmeyi seviyorsun, biliyorsun ya. Neden kaderiyeye düştün? Veyahut da güzel eti almasını biliyorsun ya. Neden kaderiyeye düştün? Neden cebriyeye düştün? Veyahut da güzel kıyafetler almasını biliyorsun ya. Neden cüzi iradenine gidip marka giyinmeyi seviyorsun? Güzel kıyafetler almayı seviyorsun? Güzel yiyecekler almayı seviyorsun? Güzel evlerde oturmayı seviyorsun? Kendince lüks evler almak istiyorsun, lüks eşyalar almak istiyorsun, lüks araba almak istiyorsun.
Aklın buna gidiyor da aklını kaybetmemişsin. Cebriyeye gelince mi aklını kaybettin? Kadereye gelince mi aklını kaybettin? Veya hadis inkarcılığına soyununca mi aklını kaybettin? Demek ki aklın var senin. Aklın var. Sen tokken yiyorsan, açken yemiyorsan aklın var senin. O zaman sen cebriyeye, kaderiye veya hadis inkarcılığını bir yerlere bağlama. Tembelliğini bir yerlere bağlama. Gafletini bir yerlere bağlama. Bunun hatası, kusuru, yanlışlığı, eksikliği sana ait. Tövbe suresi ayet 105. Ey Muhammed de ki, çalışın. Bakın enteresan ayet-i kerime. Çok hoşuma gider benim. Ey Muhammed de ki, çalışın. Yakında Allah, peygamberi ve müminler yaptığınız işleri görecektir.
Sonra da gizli ve açık olanı bilen Allah'ın huzuruna çıkartılacaksınız. Yaptıklarınıza size haber verecektir. Sen çalış canım kardeşim, ayet-i kerime meydanda. Senin Allah yolunda çalıştığını, dünya uğruna çalıştığını, senin hangi yolda, ne için, neden çalıştığını Allah biliyor. Peygamber de görecek, müminler de görecek. Sen bunu saklayıp gizlemen mümkün değil. En azından mahşer var. Mahşerde her şey senin ve bütün mahşer halkının önüne serilecek. Sen çalış, sen gayret et. Gizlisi de, açığı da orada dökülecek. Ümmet-i Muhammed için dua edelim. Ya Rabbi, bizim gizliden işlemiş olduğumuz günahlarımızı, aff-ı mağfiret eyle ört ki, o mahşer yerinde, mahşer halkının önünde sergilenmesin, açıya çıkmasın.
Bizleri öyle affet, bizleri katından öyle affet ki, bizim gizlide veya açıkta işlemiş olduğumuz günahlar, o peygamberlerin önünde, o velilerin önünde, o mürşitlerin önünde, o müminlerin önünde, orta yere dökülüp de, açılıp saçılmasın. Sen bizleri aff-ı mağfiret eyle ya Rabbi. Dikkat edin kıymetli dostlar. Öyle günah işleyenler var ki, o günah işleyenler günahlarından tövbe etmezlerse, mahşer yerinde o günahlarının üzerine diriltilecekler.
Çok korkunç bir hadis-i şerif var. Bu zina eden zinacılar, mahşerde diyor, köpekler gibi çatışaraktan halk olunur. Zinaya devam edenler, zina işlemeye devam edenler, bu hadis-i şerifi gözünüzün önüne getirin. Ve bu hadis-i şerifi gözünüzün önüne getirerekten tövbe edip geri dönün. Ne olursunuz? Siz Allah'ın kulu, Resul'ünün ümmetisiniz. Hata yapmışsınız, yanlış yapmışsınız, eksik yapmışsınız, yapmışsınız. Siz zina etmişsiniz. Zina ettiyseniz tövbe edin, geri dönün. Ve mahşer yerinde böyle haşrolunmaktan Allah'a sığının. Allah'a sığının. Faizciler şeytan çarpmış gibi mahşer yerinde diriltilecekler. Müminler, müminlerden faiz almayın.
Bunlar çok böyle şedid, çok böyle sert ayet-i kerimeler. Mümin, müminden faiz alıp vermesin. Mümin, müminin arasında faiz alışveriş olmasın. Bu dünya gelip geçici, bu dünya son bulacak. O faizciler var ya, mahşerde kabirlerinden şeytan çarpmışçasına diriltilecekler. Eğer tövbe edip geri dönmezlerse, eğer tövbe edip geri dönerlerse, kendilerini affedecek bir Rab, kendilerini affeden bir Rab bulacaklar.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden çalışın, gayret edin. Allah yolunda çalışın. Çolunuzun, çocuğunuzun rızkı için, çolunuzun, çocuğunuzun etrafınızın selameti için çalışın. Ve çalışmaktan geri durmayın. Tembellik yapmayın. Tembellik, büyük hastalık. Allah muhafaza eylesin. Bazen böyle yabancı ülkelere gidiyorum. Sudan gibi, Bosna gibi gittiğim ülkeler var. Oradaki ne yazık ki gittiğim ülkelerdeki insanlara bakıyorum. Büyük bir çoğunluğu tembel. İnsanlar çalışmıyorlar. Bir günlük işi beş günde yapıyorlar. On günlük işi üç ayda yapıyorlar. Bu bürokrasileri de tembel. Devletleri de tembel. Kendileri de tembel. Bir mail atacak adam, on gün maille bakmıyor. On gün mail atmıyor.
Tembel. Allah muhafaza eylesin. Kalkıyor, namazı kılıyor. Yatıyor. Yat Allah, dön Allah, yan Allah. Yat Allah, uyu Allah. Yat Allah, uyu Allah. Böyle olmayalım. Çalışalım, gayret edelim. Ve biz çalışmadıkça, gavurun elinde oyuncak oluyoruz. Gayret etmedikçe, gavurun elinde oyuncak alıyoruz. Çalışıp gayret etmedikçe, münafıkların, müşriklerin elinde oyuncak oluyoruz. Çalışıp gayret etmedikçe, biz hep böyle bir yerlere bahane buluyoruz. İşte Avrupa bize izin vermiyor. Dış mihraklar bize izin vermiyor. Çalışalım kardeşim. Profesörlerimiz çalışsın. Bakın gayret etsin. Neden biz koronanın aşısını önce biz bulmuyoruz? Neden koronanın biz kendimizce tedavisini biz bulmuyoruz? Neden bazı hastalıkların aşılarını, ilaçlarını biz bulmuyoruz?
Neden ilaçları biz yurt dışından hala daha ithal ediyoruz? Neden ilaç sektörümüz bizim gelişmiyor iyice? Neden biz ilaç sektöründe biz yurt dışının kendince tasallutu altındayız? Neden? Neden hala da ithal aşılar kullanıyoruz? Çalışalım, gayret edelim, mücadele edelim. Bizim de buluşlarımız olsun. Neden yeni yeni buluşlarımız daha fazla olmuyor? Neden üniversite camiası daha fazla çalışmıyor? Neden ticaret erbabı daha fazla çalışmıyor? Çalışalım, hem Allah yolunda gayret edelim, Allah yolunda çalışalım, hem de dünyamıza çalışalım, ilim yolunda çalışalım. Neden hala da korona çıkalı neredeyse bir yıl olacak? Bir yıldan beri koronanın aşısını bulamadık.
Ve bakıyoruz kendimizce tam olarak bir aşımız çıkmadı daha kendi aşımız. Neden dışarı biz muhtaç olalım? Biz çalışalım, biz gayret edelim. Neden bazı ilaçları tedavi edici unsur olarak kullanılmıyor da hep böyle bastırılmış olarak kullanılıyor? Yani örneğin işte bir şeker hastalığının tedavisini bulamıyoruz. Bir kanser hastalıklarının tam olarak tedavilerini bulamıyoruz. Veya bazı hastalıklarının tam olarak tedavilerini bulamıyoruz. İlaç sektörünün deney hayvanları gibi olduk, Allah bizi affetsin. O yüzden çalışalım, Allah çalışanları sever. Hem manevi olarak hem de maddi olarak çalışalım, gayret edelim, tembellerden olmayalım. Dünyayı arayan kimse olmayacak ve kötü bir şey aradı. Ukbayı arayansa kendine iyi bir hal aramış oldu.
Dünya kazancı için çarelere başvurmak soğuk bir şeydir. Dünyayı terk etmek için çarelere başvurmak ise caizdir, emredilmiştir. Hile ve çare diye zindanı delip de çıkmaya derler. Yoksa birisi zaten açılmış deliği kapatırsa yaptığı iş soğuk ve ters bir iştir. Bu dünya zindandır. Biz de zindandaki mahpuslarız. Zindanı del, kendini kurtar. Dünya nedir? Allah'tan gafil olmaktır. Kumaş, para ölçüp tartarak ticaret etmek ve kadın dünya değildir. Din yolunda sarf etmek üzere kazandığın mala, peygamber ne güzel mal demiştir. Bunu komple okudum ki asıl gelinecek nokta sonundaydı. O yüzden kafamız karışmasın diye okudum.
Yine inşallah Allah'a izin verirse adım adım gideceğiz. Dünyayı arayan kimse olmayacak kötü bir şey aradı. Yani ukbayı arayansa kendine iyi bir hal aramış oldu. Şimdi sadece dünya menfaatini arayan, sadece hayatı dünya hayatı olarak gören bir kimse kötü bir iş yaptı. Kötü bir işi aradı. Yani bu bizim hayatımız sadece dünyadan ibaret değil çünkü. Sadece dünya hayatıyla sınırlı bir hayat değiliz. Biz ebedi bir hayata doğru koşuyoruz. Sonsuz bir hayata doğru koşuyoruz. Bu sonsuz hayatı cehennemde mi geçireceğiz, cennette mi geçireceğiz? Cennette geçireceksek o zaman cennetlik ameller de işleyeceğiz. Kim ahiret menfaatini isterse onun mükafatını arttırırız. Kim de dünya menfaatini isterse ona dünyada istediğinin bir kısmını veririz.
Ahirette ise hiçbir nasibi yoktur. Şuura yirmi. O zaman kim ahiret menfaatini isterse Cenab-ı Hak onun menfaatini arttıracak. Bire yüz verecek, bire yedi yüz verecek, bire bin verecek, bire sayısız verecek. Cenab-ı Hak'ın lütfundan, ikramından, ihsanından kim hesap sorar? Allah keyfiyete bağlı. Sen bir hasene yaparsın, Cenab-ı Hak sana yüz bin hasene yazar. Sen bir rekat namaz kılarsın, Cenab-ı Hak milyon rekat namaz sevabı yazar sana. Allah'ın lütfu, ikramıdır, ihsanıdır. O yüzden Cenab-ı Hak onu arttıraraktan götürür. Sen bir sefer eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu dersin. Cenab-ı Hak sana kelp kabilesinin koyunlarının kıllara dedince sana sevap yazar.
E, o kılları sayabilir misin? Sayamazsın. O zaman sana sayısız sevap yazabilir mi? Evet. Sen bir sefer Allah dersin, Cenab-ı Hak sayısız verir sana. Sen oturursun, bugün verdin benim bin bir tane la ilahe illallah dersin. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah dersin. Cenab-ı Hak la ilahe illallah demenin her harfine isterse on sevap verir. İsterse 100 sevap verir, isterse 700 sevap verir, isterse 1000 sevap verir, isterse sayısız sevap verir. Çünkü hadisi kudüsü de buyurdu ki, la ilahe illallah, bir kefeye konsa, bütün yaratılmış olan varlık bir kefeye konsa, tevhidim ağır gelirdi dedi.
Hani Musa aleyhisselam dedi ya, Ya Rabbi bana öyle bir şey öğret ki, seni zikredeyim, seni tesbih edeyim, seni tenzih edeyim, seni anayım, senin çok hoşuna gitsin. Cenab-ı Hak Musa'ya dedi ki, Ya Musa, tevhidime devam et. Yani la ilahe illallah demeye devam et. Musa aleyhisselam dedi ki, Ya Rabbi bunu herkes biliyor, bunu herkes söylüyor. Allah Musa aleyhisselam'ı tehdit etti. Dedi ki, Ey Musa, sen benim tevhidimi hafif mi görüyorsun? Allah muhafaza eylesin. O yüzden ahiret menfaatını ara. Ahiret menfaatını iste. Ve sen bir ahiret menfaatı için bir zikullah yapman veya namaz kılman veya Allah rızası için, Allah için bir haramdan uzak durman. Evet, Cenab-ı Hakk'ın çok hoşuna gider.
Haramdan uzak durmak da ibadettir. Haram işlemeye muktedir misin? Evet. Cebinde para var. İçki içebilir misin? Evet. İçmediğin müddetçe, Allah sana sevap yazıyor. Senin cebinde para var. Zina yapabilir misin? Evet. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde zina suç değil. Açık. Türkiye Cumhuriyeti Devleti zinayı meşru görüyor. Meşru. Meşru bildiğiniz meşru. Türkiye Cumhuriyeti Devleti zinayı haram olarak görmüyor. Ve açıktan da herkes zina edebiliyor mu? Evet. Parası olan olmayan, yakışıklı olan olmayan herkes kendince bir yol bulup zina edebilir mi? Evet. Ama herkes yol bulup zina edebilirken sen zina etmiyorsun ya. Bu yol da sana açık ya.
Buna muktedirsin. Cebinde paran var, fiziğin yerinde örneğin. Ama yapmıyorsun. Veyahut da kadınsın. Güzelliğin yerinde, boyun posun yerinde, alımın çalımın yerinde. Erkekler etrafında pervane dönmeye hazır. Ama yapmıyorsun. Bakın yapmadığın her an için, yapabilirsin çünkü. Yapmadığın her an için Allah'tan, Allah sana sevap yazıyor. Siz, bunlar burası şeytanın sakladığı yerlerdir. Ümmet bunları görmez. Bir şey, bir haramı işlemeye muktedirsin. Uyuşturucu sokaklarda satılıyor şu anda. Sokaklarda satılıyor. Yani ufacık bir çocuk dahi uyuşturucuyu bulabilir, alabilir, kullanabilir. İçki her yerde satılıyor. Çok rahat. Her yerde de içiliyor. Çok rahat.
Ama içki içmiyorsun ya. Cenab-ı Hak sana her muktedir olduğun bir haramı işlemediğin müddetçe, Allah sana devamlı sevap yazıyor. Sen bunun farkında değilsin ama. Yani sen sadece Allah'ı sevdiğin için, iman ettiğin için kendini haramlardan uzak tutuyorsun. Bilinçli bir şekilde. Yani bilinçli bir şekilde gıybet etmiyorsun. Bilinçli bir şekilde iftira etmiyorsun. Bilinçli bir şekilde dedikodu etmiyorsun. Bilinçli bir şekilde anneni üzmüyorsun. Bilinçli bir şekilde babanı üzmüyorsun. Bilinçli bir şekilde annene, babana hürmet ediyorsun. Saygı duyuyorsun. Bakıma muhtaçsa bakmaya çalışıyorsun. Bilinçli bir şekilde Allah için. Allah için eşine zulmetmiyorsun.
Allah için eşini dövmüyorsun. Allah için eşine karşı merhametli davranıyorsun. Kadın erkek birbirine karşı. Önemli değil. Allah için çocuklarına merhamet ediyorsun. Allah için çocuklarına zulmetmiyorsun. Allah için çocuklarını dini yaşamaları için yardımcı olmaya çalışıyorsun. Nasihat ediyorsun. Allah için. Ama bunları görmüyorsun sen hiç. Cenab-ı Hak hepsine sayısız sana sevap veriyor. Ve sen mahşere çıktığında bir bakıyorsun ki sevapların ağır. Diyorsun ki ben bu kadar sevap işlememiştim. Ben bu kadar sevabı hak edecek bir şey yapmamıştım. İşte bizim onlar görmediğimiz şeyler. Hissetmeden ama kendi kendimize farkında değiliz biz. Ama haram duygusuyla işlemiyoruz ya.
Allah yasaklamış sonuçta. Yani bugün için erkekler de kadınlar da istedikleri anda zina edebilirler mi edebilirler. Yani geçenlerde Bursa'da bir olay oldu. Malum bütün medya yazdı. Kadının birisi kocasını için uzaklaştırma aldı. Uzaklaştırma aldıktan sonra şu İstanbul Melanet, İstanbul Sözleşmesi denilen bu Melanet başımıza ne işler açıyor? Kadının birisi yani kötü düşünecekse bir insan bunu yapıyor. İstanbul Sözleşmesi bu hakkı veriyor. Kadının beyanı çünkü sorgusu sualsiz kabul ediliyor. Adamı uzaklaştırma cezası alıyor. Uzaklaştırma cezası aldıktan sonra kocasına ondan sonra gidiyor sevgilisini alıyor eve. Adam da tekrar gelip basıyor onu. Adam kalktı ağır mı yaraladı vurdu mu öldürdü mü bir şeyler olmuştu Bursa'da.
Yani tam haberi izleyemedim ama Bursa'da olmuştu İstanbul'da da olmuştu. Yani zina yapmak çok kolay. Bir kız çocuğu istediği anda babasını evden uzaklaştırabilir. Bir kadını istediği anda kocasını evden uzaklaştırabilir. İstediği anda bu İstanbul Sözleşmesi böyle Melanet bir sözleşme. Melanet bir sözleşme bu sözleşme. Ve zina edebilir mi evet. Suç mu değil. Suç mu değil. Evli bir kadın isterse 10 tane 20 tane erkekle zina edebilir mi? Evet. Suç mu değil. Evli bir adam isterse 10 tane 20 tane kadınla zina edebilir mi? Evet. Suç mu değil. Değil. Bakın. Ve bu haramı herkes çok rahat işleyebilir mi?
Evet. Ama bir kimse Allah korkusundan bunu işlemedi. Yapmadı. Buna muhtedir mi evet. Parasa para. Var mı? Var. Bitti. Bitti. Yapabilir misin? Yapabilirsin. Veya paran yok. Yakışıklı bir erkeksin. Yapabilir misin? Evet. Veyahut da işte paran yok. Güzel alımlı çalımlı bir kadın mısın? Evet. Yapabilirsin çok rahat. Suç değil çünkü. Böyle yapmadığı, o yapmadığı gün, an, saat, dakika, saniyesine dahi ne yapıyor? Cenab-ı Hak sevap veriyor. Bakın Cenab-ı Hak sevap veriyor. O yüzden kim ahiret menfaatini isterse, Cenab-ı Hak onun mükafatını arttırıyor. Hani meşhur ya hadisi kutsi hiçbir gölgenin bulunmadığı o mahşer yerinde yedi sınıf kimseyi Cenab-ı Hak bir rivayete kendi gölgesinde gölgelendirecek.
Bir rivayette Arş-ı Alâ'nın gölgesinde gölgelendirecek diyor. Bu yedi sınıftan birisine genç, güzel, böyle saygıdeğer, alımlı çalımlı bir kadın, gece yarısı bir erkeğe gel dedi de, o erkek de ben Allah'tan korkarım der, ona gitmezse diyor. Hani zinadan kendini uzak tutarsa, zinaya doğru koşmazsa Allah diyor onu kendi gölgesinde gölgelendirecek. İşte bir şey haram, o haramı Allah'a olan imanımızdan, Allah'a olan sevgimizden dolayı yapmıyorsak, Cenab-ı Hak ahiretteki mükafatımızı arttıracak. Ve Cenab-ı Hak vuslat yolumuzu aşacak, Cenab-ı Hak bize yakinlik yolumuzu aşacak, Cenab-ı Hak bize kavuşma yolumuzu aşacak. Allah namazı farz kılmış, namazı Allah için kılıyoruz.
Allah'a yakinlik kapımızı aşacak, Allah'a yakinlik kapımızı aşacak. O yüzden kim dünya hayatı için ahiretini terk etti, her şey dünya için onun için geçerli. Her şey, o bir villaya sahip olmak için her şeyden vazgeçti. O zengin olmak için her şeyden vazgeçti. Var vazgeçenler, zengin olacak ya o kimse. Adam virdinden vazgeçiyor, zikrinden vazgeçiyor, adam dergahından vazgeçiyor, adam Kur'an ve sünnet çalışmalarından vazgeçiyor, adam Allah yolunda mücadele etmekten vazgeçiyor.
Yaklaşık 30 yılın üzerindedir, Kur'an sünnetle ve sufilik yoluyla haşır neşir olan bir kimseyim. Yani nelerini gördük, işte abi bize müsaade et, ben biraz para pul toplayayım, zengin olayım, geleceğim yine. Abi bana müsaade et, bizim işlerimiz müsait değil, bunu böyle böyle yapalım, ondan sonra ben geleceğim yine. Hepsi de dağılıp gittiler. Veyahut da bir zorluk gördüler, bir sıkıntı gördüler. Bilhassa 28 Şubat'ta. Bırakıp gittiler, bırakıp gidince hepsi de dağıldı gitti. Çünkü neden? Yönlerini dünyaya döndürdüler. Yönlerini dünyaya döndürünce ahirete sırtlarını döndüler. Cenab-ı Hak ne diyordu? Kim Allah'a kavuşmak isterse Allah da ona kavuşmak ister. Kim Allah'a sırtını dönerse Allah da ona sırtını döner.
Kim Allah'a kavuşmak istemezse Allah da ona kavuşmak istemez. Sen dünyaya yönünü dönersen ne yazık ki dünyayı tam olarak elde edemezsin. Bakın neden? Dünya serap gibidir çünkü. Asla. Hani hadis-i şerif var ya, insan onun iki vadi dolusu altını olsa diyor, üçüncüsünü ister, üçüncüsüne yönelir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Cenab-ı Hak isterse mükafatları arttırır ahiretteki olanları. Ama dünyada olan da ona diyor, az bir şey veririz dünyadan. İstediğinin bir kısmını veririz. Hepsini de vermeyiz. O yüzden hiç kimse dünyayı tam olarak elde edememiştir. Rabbim ne dünya için ahiretini terk edenlerden, ne de ahiret için dünyayı terk edenlerden ehlemesin bizi inşallah.
Dünya kazancı için çarelere başvurmak soğuk bir şeydir. Yani dünya kazancı için işte çare üretmek, dünya kazancı için yol koşturmak soğuk bir şeydir. Dünyayı terk etmek, çarelere başvurmak ise caizdir, emredilmiştir. Lokman suresi ayet 33, öyleyse sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O zaman yani dünya hayatı seni aldatmasın, dünyanın süsü seni aldatmasın, dünyanın şatafatı şataatı seni aldatmasın, insanların lüks hayatları seni aldatmasın, insanların lüks harcamaları seni aldatmasın.
Ne yazık ki bu devirde, bu zamanda Müslümanlar buna aldanıyorlar, buna kanıyorlar ve dünya hayatı ne yazık ki onları böyle dağıtıyor, onları perişan ediyor. Hani böyle ben şimdi biraz böyle geriye doğru gideyim, geriye doğru gittiğimizde böyle Allah muhafaza eylesin. Benim böyle İslam'la yeni tanıştığım zamanlar, yıl 86-87'de böyle işte herkes dinle, ben öyle tanımlıyorum. Muhakkak bizden önce de tanışanlar, haşır neşir olanlar vardır. O zaman için bakıyordum ben, benim bu sözüme çok kırılıyorlar, inciniyorlar. Hani önceden mücahittiler, şimdi müteahhit oldular, yakında da it oluyorlar diye söylediğimde çok canları sıkılıyor. Ama ben dünün mücahitlerini biliyorum çünkü. Dün bize böyle burun kıvıranlar, hani böyle bunlar böyle çok isim vermek istemiyorum ama, yani böyle şimdi bir kısım ehli sufi, ehli tarikat, bir kısım ehli cemaat ve bir kısım milli görüşçüler.
Bunlar böyle tanımlayayım ben açık açık. Ya korkum çekintim yok, milli görüşçüler böyle bizi beğenmezlerdi, böyle bize tepeden bakarlardı, sufi standartlıyız diye. Veyahut da işte nurcular bize tepeden bakarlardı, bilhassa bana ve bizim arkadaşlarımıza tepeden bakarlardı, açık açık konuşmak gerekirse. Bunlar böyle şeydi, hani biz böyle insanları uyuşturan, insanları böyle işte mücadele ettirmeyen bir topluluğuz. Hani bir tek dini onlar biliyorlar, bir tek cihatçı onlar, bir tek mücadeleci onlar. İşte Fethullah Gülen cemaatı, işte okuyucular, yazıcılar, o zaman böyle çok etkin bunlar. Ondan sonra bir kısım nakşibendiler, çok etkinler. İşte milli görüş, çok etkinler. Böyle bizim o 86'larda, 87'lerde, 88'lerde, onlar çok etkinler.
Ve o zaman ben de hasbelkedar, işte Nevşehir'le, Abdullah Gürbüz Efendi'yle tanıştık. Böyle sufi yoluna girdik. Herkes bizi horluyor. Gerçekten horlanırdık çok. Hala da horlanırız da. İşte o zaman tek okunacak gazete var. Neydi o Milli Görüşüm Gazetesi'nin adı ya? Milli Gazeteydi, Milli Gazeteydi. Onu okuyan bir tek iman ehli, onu okumayan iman ehli değil. Veyahut da işte bir tek partiye oy atılır, Refah Partisi'ne, ona oy atmayanların imanları sorgulanır. Böyle 86'lar, 87'ler, 88'ler, 90'lar, bunların içerisinde, biz böyle bunların içindeydik. Bir tek okunacak kitap var. Onlar da Risale-i Nur, başka kitap okunmaz.
Bir tek cemaat var. Fethullah Gülen'in cemaatı, hizmet eden o, başka cemaat yok. Bir tek sufi kanat var, nakşivendiler, başka bir yol yok, başka geri kalan. Hepsi de bozuk, hepsi de sıkıntılı. Bunların içerisinde biz büyüdük. Ben, İslam olarak öyle söyleyeyim. ve baktığımızda, böyle o mücahit olanlar, kendilerince, bizi eleştirirlerdi, bize böyle laf söylerlerdi. İşte, mesela, onlar, o zamanlar çok meşhur, Habire, Fizalili, yani şeyi, o Mısırlı, tefsir hocası, Seyit Kutub'un kitaplarını dağıtırdı, Milli Gazete, Mevdudi'yi dağıtırdı, Milli Gazete. O böyle Refah Partisi'nin, o Milli Gençlik, bunlar konuşulurdu. Başka kitaplar okunmazdı.
Ondan sonra, Mevdudi'den büyük bir alim yoktu. Yani, hatta o kitapları, o böyle, tefsirleri satan, Milli Gençlik Vakfı'nın, elemanları vardı. Onlar, Harıl Harıl, Seyit Kutub'un, ondan sonra yoldaki işaretler, Fizalil Kur'an, ondan sonra bunları satarlardı. Böyle, herkese böyle dağıtırlardı. Başka kitap, Risaleciler, Risale satar. Harıl Harıl. Başka kitap yok. Fethullah Gülen'in, cemaatı, Fethullah Gülen'in, kitaplarını satarlardı. Onun vaazlarını dağıtırlardı. Başka bir şey yok. böyle bir, böyle bir, 86'lar, 87'ler, 90'lar, 95'ler, hatta 2000'lere kadar, böyle geldi. Oh, oh, hiç böyle, tavizsiz gidiyorlar. ve bizim gibi böyle, işte hasbelkader, Allah için, sufilik yaşayanları, kerih görüyorlar, tepeden bakıyorlar, böyle eleştiriyorlar.
Yani biz, hele beni artık böyle, ben bir de, ülkücülükten gelmeyeyim ya, benim ne köpekçiliğim kalıyor, ne iççiliğim kalıyor, ne kafa, kafa, kafa tasçılığım kalıyor. benim hiçbir şeyim kalmıyor böyle. Benim yüzüme bir şey söyleyemiyorlar. Bu mümkün değil zaten. Benim eskim sert biraz, böyle, nerede? Hala da yüzüme söyleyemezler. Bu eleştirenler hep arkamdan konuşurlar. Ben böyle arkamdan konuşanlar için, İslam'da helallar ve haramlardan, işte, ben nemmamlıkla alakalı, bir lafzı söyleyince de, hop oturup hop kalkıyorlar. Allah, hani, demiş ya, o zaman için, tabiinden bir zat, nemmamlık yapanlara için, İslam'da helallar ve haramlar, nemmamlık bahsini açın, nemmamlık bahsinde, der ki, tabiinden bir zat, bu laf dolaştıranlar, böyle laf getirip, laf dolaştıranlar, gıybet edenler, laf dolaştıranlar, onlar işte, çok özür dilerim, böyle, damgalanmış,
onun bunun çocuğudur, hükmüne getirir onları. Bunlar, hala da yaparlar onu, böyle, laf getirirler, laf dolaştırırlar, hala da bunlar yaparlar. İşte, normalde, o zamanlar, böyle, onlar böyle, sırf, tek mücahit onlar, biz böyle, şeyiz yani, tırı vırı insanlarız. ama ne yazık ki, işte bunlar, böyle, zaman içerisinde, bilhassa, Refah Partisi'nin, belediyeleri kazandığında, başladılar, hızla bozulmaya. Ne yaptılar? Bunlar, mücahitlikten, müteahhitliğe terfi ettiler. Cemaat büyüdü, bunlar da, mücahitlikten, müteahhitliğe terfi ettiler. Terfi ettiler, tarikatlar büyüdü, tarikatlar büyüyünce, bir kısım, o günün anlı şanlı tarikatları, ne yazık ki, siyasete ve ticarete atıldılar. Bakın, dünya, Türkiye'deki, İslami mücadeleyi, bu dünyaya tapanlar, yönünü dünyaya dönenler, sulandırdılar.
Şimdi, dünün mücahit kisvesinde bulunanlar, bugün müteahhit kisvesinde, veyahut da dünün mücahitleri, bugün bürokrasiye girdiler. Bugün işte, belediyelere, devlet dairelerine girdiler. Makam şoförlerini buldular. Ne bileyim, işte, zaman zaman, böyle bir bürokrasilerde, bir makam sahibi oldular. Onların mücahitliklerinden bir eser kalmadı. Benim tanıdıklarım var, bildiklerim var. Beraber çay içtiğimiz, çorba içtiğimiz, sohbet ettiğimiz, zikrullah yapıp da, siz bu milleti uyuşturuyorsunuz, sizden bir cacık olmaz deyip, ayrılanlar var. Şimdi her biri zengin oldular, müteahhit oldular. Her biri bürokraside söz sahip oldular. Belediyelerde söz sahip oldular.
Ne yazık ki dünya bunları bozdu. Yani, Şevki Yılmaz, o zamanlar, konferanslar veriyordu, kapalı spor salonlarında. Şevki Yılmaz'ı dinliyordu, bütün herkes. Ve Şevki Yılmaz'ı dinlerken, insanlar, kendilerinden geçiyorlardı. İşte, bir tane daha vardı, onlar, Hasan, Hüseyin, Ceylan mıydı? Öyle bir şeydi. Ondan sonra, onu dinliyordu, o ekip. Abdurrahman Dilipağ'ı dinliyordu, o ekip. Mesela Abdurrahman Dilipağ, Bayındır'a kadar gelmişti, konferans vermek için. Şimdi, aynı ekip, Abdurrahman Dilipağ'ı, her yerde mahkemeye veriyor, İstanbul Sözleşmesi'ne karşı çıktığı için, ve o sözleşmede bir lafız kullandığı için. Her yerde. Bakın, aynı ekip bunlar. Aynı ekip.
Ama, işte, veyahut da, o Fethullah Gülen cemaatı, en son neler oldu, Türkiye'de herkes gördü, ne hale geldi. Veyahut da, Türkiye'de bir kısım nakşibendiler. Ne hale geldi, hangi noktaya geldiler. Ve, ticarete girdiler, siyasete girdiler. Ne bileyim, herkes bir yerden, bir yerin, bir şeyin kenarından, tutmaya çalıştılar. Ne yazık ki, dünya, bunları bozdu. Acı şeyler bunlar. Bu öz eleştiriği yapanlar, çok az. Ve bunu, benim ağzımdan çıktığı için, yine şimdi beni tefe koyacaklar. Tabi de, yine eleştirecekler beni. yine laf söyleyecekler, hakkımda dedikodular, gıybetler, iftiralar edecekler. Ama gerçek bu, makamı görünce bozuldular, parayı görünce bozuldular, makam ve paradan bozuldular, ve bozulunca, kadından da bozuldular.
Şimdi bakıyorsunuz, her birinin altında, en lüks arabalar, milyon dolarlık, milyon euroluk, en lüks evler, milyon euroluk, milyon dolarlık. Kıskandığımdan değil, beni ilgilendirmez. İlgilendirir, ilgilendirmez. zenginliğe karşı değilim, zenginliğe düşman da değilim. Helal olan hiçbir şeye düşman değilim. Helal olan hiçbir şeye düşman değilim. Dün bir çay parası bulamayan bir kimse, siyasetin ucundan tuttu, zengin oldu. Paraya, pula kavuştu. Dün iki oda, bir salonda oturan bir kimse, bir bürokrasinin ucundan tuttu, siyasetin ucundan tuttu. Şimdi bilmem kaç tane villası var. Dünün mücahidi, bugünün müteahhiti, ve ardından da iti oldu.
Dünya bozdu Müslümanları. En büyük üzüntüm bu zaten. En büyük üzüntüm bu. Dünyaya yöneldiler. Ve bu dünyaya sahip çıkınca, hani kendilerince, ilk önce öyle halt attılar kendilerini. Parasız olmaz bu işler. Para toplamadan olmaz, para kazanmadan olmaz. Bizim de para kazanıp, mücadele etmemiz lazım. Bizim de televizyon kurmamız lazım. İyi. Kanal 7 kurulurken, Müslümanlar, Kanal 7'ye para yardım ettiler. İlk kurulduğunda, Kanal 7, birkaç evliya menkıbesi, birkaç İslami film, sonra, gitti, TGRT, para topladılar.
Çok iyi biliyorum. Ben o zaman, Doruk, Yeni Gökçen'de, ben, esnaf oldum. Ticaret yapıyordum. Kapı kapı dolaşıyorlardı. Çek ver, senet ver, para ver, ne verirsen ver. Müslümanların da bir kanal olması lazım. Müslümanların da medyada olması lazım. Oldunuz. TGRT sona, bilmem kaç milyon liraya, Amerikalı Fox'a satıldı. Müslümanların parasını verdiler mi geriye? Hayır. Kanal 7, el değiştirdi. Önceden, Refah Partililerin elindeydi. Satıldı, satıldı, el değiştirdi. AK Partililerin eline geçti. Oraya para yatıranların, paralarını geri mi iade ettiler? Hayır. Kârlarını mı verdiler? Hayır. Ondan sonra, Necmettin Erbakan Hoca gitti, TV5'i aldı.
Tekrar. Aldırdı, aldı, neyse. Ne oldu o Müslümanların parası? Gitti. Hani Müslümanların paraları nerede? Toplanan paralar nerede? Kimse hesap bile soramadı. Hesap bile sorulmuyor. Ama para toplamayan, hiç kimseden ücret istemeyen ve hiçbir kimseden ücret almadığı da sabit olan toplulukları vuruyorlar enselerine. Neden almıyorsunuz diye. Diyanet Vakfı'nın Türkiye Finansta parası battı. Kimse orada hesabını? Türkiye Diyanet Vakfı'nın parası Türkiye Finansta battı. Kim hesap sordu? Hiç kimse. Ne oldu para? Gitti.
Nereye gitti? Beli değil. İşte Müslümanlar dünyaya çare ararlarken kendilerini kaybettiler. Sebep? Çünkü nefis terbiyesi yapmamışlardı. Eğer onlar gerçekten bir nefis terbiyesinden geçmiş olsalardı, onlar dünyayı kendilerine basamak yaparlardı. Dünyaya tapınmazlardı. Allah bizi affetsin. Ve ne yazık ki dünya hayatı Müslümanları aldattı. Ve ayet-i kerimelerde, birçok ayet-i kerime, birçok hadis-i şerifte dünya hayatı Müslümanları aldatır diye söylenmiş olmasına rağmen, ikaz edilmesine rağmen. Çünkü şeytan onlara vaat etti. Ayet-i kerimede öyle diyor. Nisa 120. Şeytan onlara vaat ediyor. Kuruntulara düşürüyor.
Şeytanın kendilerine vaat ettikleri aldatmaktan başka bir şey değildir. Çünkü onlar şeytanın vaadine kanıyorlar. Nefis terbiyesi görmediler. İmanları kemale ermedi. Nefis terbiyesi görmediğinden, imanları kemale ermediğinden, başlarında da, başlarında da, kamil bir şeyh olmadığında ve onları ikaz ve irşatta bulunmadığından dolayı, şeytan onları kuruntulara ve vesveselere kattı. Ve onlar dünya hayatının süsüne, dünya hayatının debdebesine, dünya hayatının şatafatına kandılar gittiler. Bizim de villamız olması lazım dediler. Bir tane villa oldu, doymadı. İkinciyi aldılar, doymadı. Üçüncü villa oldu. Bizim de lüks evimiz olması lazım dediler. Bir tane aldılar, doymadılar. İkinciyi aldılar, doymadılar.
Üçüncülüğü aldılar. Gittiler, bizim de dediler, lüks arabamız olsun. O lüks arabanın daha lüksünü, o lüks arabanın daha lüksünü aldılar. Bizim de dediler, kılığımız, kıyafetimiz düzgün olsun. İtalya'dan Versace'ler aldılar. Gucci'leri aldılar. İngiliz kumaşlarını getirirler. Bilmem hangi markaları getirirler. Dünün mücahitine baktık biz, Versace'lerle hava atıyor. Dünün mücahitine baktık, baktık biz, yanında eşinin 5000 dolarlık Gucci, güneş gözlüğüyle dolaşıyor. Dünün biz mücahitine baktık, yanında eşinin Vakko, eşarbı var, tanesi 5 milyon lira. Dünün mücahitine baktık biz, eşi Gucci veya Versace veya, bilmem hangi marka, başörtüsüyle örtünüyor. Evet. Dünün mücahidi, bir de geldi, bir tane de çadıra da geldi, iş adamı görüntüsü var, orada bir de iftar dağıttı, orada bir iftar verdi, o kendi nefsini mutmain etti.
Veyahut da gitti, şeyhine 10 bin lira, 20 bin lira, 50 bin lira, 100 bin lira verdi, kendini mutmain etti. O gitti, işte kendince, ben Kur'an kursu açıyorum dedi, Kur'an kursu yaptırdı, öbür taraftan ama dünyayı götürdü. Kimse görmedi. Dünya hayatının süsü, dünya hayatının şatafatı, insanları aldattı, insanları kandırdı ve, ahiretlik gideceklerine, dünyalık gittiler. Dünün mücahidini aldılar, getirdiler, belediye başkanı yaptılar, belediye başkanının ilk mücadelesi, ehli sufiyle oldu. Dünün mücahidini aldılar, getirdiler, belediyede encümen yaptılar, onun ilk mücadelesi, Müslümanlarla oldu. Ve onlara sırt çevirmek oldu. Ve ne yazık ki, dünün mücahidleri, dünün Müslüman mümin görünen kimseleri, makamı görünce bozuldu, parayı görünce bozuldu.
Ve onlar, dünya süsüne ve şeytanın, vaat ve kuruntularına aldanıp gittiler. Allah muhafaza eylesin. Ve ne yazık ki, zalimlerden oldular. Ne yazık ki, hak ve hukuku, gözetmez oldular. Ne yazık ki, adaleti gözetmez oldular. Ne yazık ki, Kur'an ve sünneti gözetmez oldular. Bakın, dikkat edin. Kur'an ve sünneti gözetmez oldular. Kur'an'ın emirlerini rafa kaldırdılar. Sünnet-i seneyi rafa kaldılar. Dünün mücahidleri, bugün şimdi hadis inkarcılar oldu. Dünün mücahidleri, bugün şimdi mezhep inkarcılar oldu. Dünün mücahidleri, bugün sufi düşman oldu. Evet, dün de öyleydiler aslında. ama görmüyordu hiç kimse. Biz bunları söylüyorduk, biz bunları bağırıyorduk o zaman için.
Biz bunları uyarıyorduk, yapmayın, etmeyin diye. O bizi de o zaman için kızıyorlardı. Tuğkak'a ilan ediyorlardı. Şimdi de kızıyorlar zaten, böyle söylediğim için. Şimdi de böyle söylüyorlardı. bir ara Allah rahmet eylesin, şeyhim, şeyin, Turgut Özal'ın, işte kaç milletvekili çıkaracağını, Nevşehir'den kaç milletvekili çıkaracağını, rüyasında görmüş. O zaman Çorumlacı Mustafa Efendi, sağ ol. Bunu da orada, etrafına söylemiş, böyle böyle olacak diye. Bunu da Esat Kıratlıoğlu, o zaman Nevşehir milletvekili, duymuş. Bunu duyunca, işte gelmiş, sohbet etmiş, konuşmuş. Ondan sonra da, Turgut Özal'la bunu aksettirmişler, söylemişler.
Turgut Özal da demiş ya, bir gelsin, görüşelim, bir duasını alalım demiş. Allah rahmet eylesin. O zaman Çorumlacı Mustafa Efendi Hazretleri, sağmış. Mesela, Abdullah Efendi Hazretleri, izin almış şeyhinden, Çorumlacı Mustafa Efendi'den. Bana nakletti o. Gitmişler, başbakanlığın arka kapısından girmişler. tanışmışlar, görüşmüşler işte. Dua etmiş. Vay, sen misin? Ona dua eden, Turgut Özal'ın partisi, Anap'a oy verenler, hain. Neredeyse, dinsiz ihlan edilmişti o zaman. İşte, Allah Allah Allah … Dervişliğimizin ilk yılları bizim. Bu, kıyameti koparıyorlardı.
İşte, siz, böyle, şeyhiniz, Turgut Özal'cı, Anap'çı diye. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi, yine hiç, ne o, Anap'çı falan olmadı mesela. Hatta, rüyalar anlattırdı, Şeyh Efendi. İşte, Refah Partisi'ne oy verilsin diye. Söylerdi de. Açıktan da derdi böyle. İşte, biraz böyle, farklı, el altından da, söyler, söyletirdi. Refah Partisi'ne oy verilsin diye. Öyle demesine rağmen, onun, böyle, dumanını çıkarırlardı, tozunu attırırlardı. Dünün mücahitleri. Derlerdi ki, bana söyledikleri. Allah sizi ıslah etsin. Allah Allah. Neden? İşte, siz ana vatana oy veriyorsunuz. Canım kardeşim, elinde bir delilin var mı? Yok.
Elinde bir hüccetin var mı? Yok. Elinde böyle bir söz var mı? Yok. Ya, nereden bunu çıkardın sen? Ey, onunla fotoğrafı var ya. Şimdi, herkesin her şeyle fotoğrafı var. Sonra, örnekleyeceğim şimdi bunu. İşte, Doğru Yol Partisi'ne oy verenler de öyleydi. CHP'ye oy verenler de öyleydi. Eee, Erbakan Hoca gitti, Doğru Yol Partisi, Tansu Çiller'le hükümet kurdu. Evet. Sonra ben onlara dedim, ne oldu ya? Dedim, Tansu Çiller'le hükümet kurdunuz şimdi. Hani, Doğru Yol Partisi'ne oy verenler, meylundu, kafirdi, mürtetti, münafıktı, öyle dediniz bana. Ne oldu şimdi dedim? Ses yok. Eee? Eee, bir de, hani böyle, o topluluk, böyle işte, bir şeyh, kadınları elini öptürürse, kıyameti koparıyorlardı.
Eee, Erbakan Hoca'da, Tansu Çiller'le tokalaşıyordu. Bayan bakanlarla tokalaşıyordu. Onu nereye koyacaktık? Bir de, Mehdi diyorlardı ondan için. Bakın, dünyaya dönerse insanlar, ne yazık ki, Kur'an ve sünnetten tavizler veriyorlar. İnandıkları ilkelerinden tavizler veriyorlar. İnandıkları yoldan tavizler veriyorlar. Dünya ve şeytanın kuruntusu, insanları aldatıyor. Ve bugünlerde, kendi kendime böyle seyrediyorum. Ya diyorum, dünün muhteşem insanı, dünün muhteşem insanı. Abdurrahman Dilipak, ne zaman kaka oldu da, aynı kitle tarafından, mahkemelere veriliyor şimdi.
Hadi beni, şikayet etmeleri, beni böyle işte, başıma çorap örmeye çalışmalarını, normal göreceğim. Dilipak'ın da başına şimdi, çorap örmeye uğraşıyorlar. Yani gelinen noktaya bak, Dilipak'ı savunan biz kaldık şimdi. Bakın gelinen noktaya bak, Dilipak'ı savunan biziz şimdi. İstanbul Sözleşmesi'ni, İstanbul Sözleşmesi'ni, değişsin, bu kaldırılsın diyen, biz kaldık şimdi. Herkes sustu. Herkes sustu. Mahkemeleri görünce, herkes sustu. Veyahut da değişik mahvillerde, değişik yerlerde, değişik şeyler konuşuldu demek ki. Sustu, raftan indi. Yani konuşulmuyor artık. İşte o yüzden, o çok söylenecek söz var ha. Yani örnekleyeyim, böyle şahsiyetler var ya, Mustafa İstamoğlu, dünün o Milli Gençlik Vakfı'nın, büyük mücahidi, büyük dava adamıydı.
Şimdi hadis inkarcısı, şimdi kadere iman inkarcısı, onun sözlerini yayarlardı, onun tefsirlerini yayarlardı. Velhasıl kelam, yani o mücahidler, o böyle kendilerince, kendilerini dev aynasında görenler, dünyayı, parayı, makamı görünce, ne yazık ki Allah muhafaza eylesin, çok tavizler verdiler.
Ve ne yazık ki Allah muhafaza eylesin, yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hadis-i şerifi tecelli etti. Ümmetimin, dünyanın ümmetimi ifsad etmesinden korkuyorum dedi, hale geldiler. Allah muhafaza eylesin inşallah. Ama herkes kendi günahını taşıyacak, merak etmeyin. hile ve çare diye zindanı delip de çıkmaya derler. Yoksa birisi zaten açılmış deliği kapatırsa, yaptığı iş soğuk ve ters bir iştir. Hile ve çare diye zindanı delip de çıkmaya derler dedi, dünya. yani sen bu dünyadan kurtulmanın yolunu arayacağına, bu dünyadan, dünya sevgisinden kurtulacağına, dünyaya aşıklıktan kurtulmaya çare arayacağına, veya dünyaya olan meylinin, meylinin, Kur'an ve sünnet tarihinde tutmaya çare arayacağına, daha önce bu konuda yol açılmış, daha önce bu konuda bir delik açılmış, bir yol açılmış olan şeyin, yolu tıkamaya çalışıyorlar, bu dünyaya haris olanlar.
Yani bu dünya sevgisiyle yanıp tutuşanlar, bu makam sevgisiyle yanıp tutuşanlar, dünya ve makam aşkına, işlemeyecekleri, yapmayacakları, melanet kalmayan kimseler, yani sufilik yolunu tıkamaya çalışıyorlar. İşte siz dünyaya sırtınızı dönüyorsunuz, siz bir lokma bir hırkacısınız, ya siz de bir lokma bir hırkacı kalsaydınız, siz de bir lokma bir hırkacı kalsaydınız da, biz sizin yüzünüzden utanmasaydık, siz de makamı gördüğünüzde bozulmasaydınız da, sizin yüzünüzden utanmasaydık, siz de siyasetin size getirmiş olduğu nemalara,
siz elinizin tersiyle içseydiniz de, biz de sizin yüzünüzden utanmasaydık, siz de Müslümanların arasında fitne çıkarmasaydınız da, sizin yüzünüzden utanmasaydık, siz de ey şeyh efendiler, müritlerinizin paralarına, pullarına, mallarına, mülklerine göz koymasaydınız da, sizin yüzünüzden utanmasaydık, siz İslami görünümündeki siyasetçiler, makamı gördüğünüzde, kadını gördüğünüzde, parayı gördüğünüzde, ihaleleri gördüğünüzde, bozulmasaydınız da, biz de sizin yüzünüzden utanmasaydık, ey cemaatler, ey İslami topluluklar,
sizler de parayı gördüğünüzde, Kur'an kursu yaptıracağız, okul yaptıracağız, şunu yaptıracağız, bunu yaptıracağız deyip, milletten parayı toplayıp, kendinize lüks villalar yaptırmasaydınız da, biz de utanmasaydık sizin yüzünüzden, şeyhinizi istisar, istismar etmeseydiniz de, biz de utanmasaydık sizden, şeyhimizin yok, işte ne o, ölüm yıl dönümü kutlanacak, sana elli milyar yazdım, sana yetmiş milyar yazdım, sana yüz milyar yazdım, sana otuz milyar yazdım, sana on milyar yazdım deyip, bir trilyon, bir buçuk trilyon parayı toplayıp,
şeyhine anma günü, yapmasaydın da, biz de aynı dergaha, müntesip olmaktan, utanmasaydık, sen de şeyhimi tanıtıyorum deyip de, kitaplar yazdırıp, tanesini bilmem kaç paradan satıp, kendine cebellezi minelbeşer etmeseydin de, senden utanmasaydık, sen de elinde ne sözlü icazet varken, ne yazılı icazet varken, şeyhim diye orta yere çıkıp, senden de utanmamış olsaydık, veyahut da birileri, şeyh efendinin sohbetine, şeyh efendinin zikrullarına, hiç gelmemiş iken, veya birileri, şeyh efendiden hiç ders almamış iken, ben onun yolunu takip ediyorum,
ben onun mirasçısıyım deyip de, o milletin önünü kesmeseydi de, ondan utanmasaydık, keşke biz Abdullah efendinin dediği noktadayız, kalıyoruz deyip, Avrupa'dan para toplayıp, pul toplayıp, kendilerine bu paraları, kendi uhdelerine geçirip, onlardan utanmasaydık, yapmasalardı bunları, ne yazık ki yaptılar, dünya bunları aldattı, bunlar bu yolları tıkayacaklarına, bunlar bu yolları kapatacaklarına, ne yazık ki daha yeni yollar açtılar, yeni bidat yollar açtılar, yeni hurafe yollar açtılar, yeni geçim yollar açtılar,
siyasetçisi bir taraftan, bürokratı bir taraftan, ben şeyhim diyenler bir taraftan, ben cemaatim diyenler bir taraftan, ben şucuyum, ben bucuyum diyenler bir taraftan, herkes bir taraftan bir şeyler aldılar, götürdüler, onlar adına üzülmek, utanmak bize düştü, ne yazık ki, bunlar, dünyaya açılan, dünya sevgisine açılan, yolları tıkayacaklarına, ahirete açılan yolları tıkadılar, ve baktılar, birileri ahirete giden yolu, açmaya çalışıyorlar, kendi hırslarından, kendi kinlerinden, kendi nefretlerinden, onlara musallat olmaya başladılar,
evet, şimdi ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz diye, göğsümüzü gere gere bağırıyoruz, canları sıkılıyor bizden, dilenmeyin para diyoruz, bizden canları sıkılıyor, moralleri bozuluyor, istemeyin kardeşim, dilenmeyin, Allah yolunda hizmet edecek olana, Allah yardım eder, Allah yolunda koşacak olana, Allah yardım eder, alın terini ye, alın terini harca, dediğimiz için zorlarına gidiyor, ağırlarına gidiyor, nasıl sustururuzun hesabını yapıyorlar, evet, Allah susturmadıkça, susturamayacaksınız, Allah sizin çelme takmanıza,
müsaade ederse, siz çelme takarsınız, Allah müsaade etmedikçe, alayınız, topunuz, yedi düveliniz toplansa, Mustafa Özbaçel'e takamazsınız, Allah nefesimi alırsa, o zaman susarız, Allah nefes verdiği müddetçe, Allah aklımı koruduğu, kalbimi koruduğu müddetçe, hiç kimse susturmayacak, biz hakkı, hakikati, adaleti, hukuku, Kur'an ve sünnet tarihinde, Kur'an ve sünnetin emrettiğini, haykıracağız, söyleyeceğiz, mücahitlikten, müteahhitliğe, müteahhitlikten, itliğe gittiniz diyeceğiz, parayı topladınız, cebellez ettiniz,
Allah yolunu darcamadınız, fakir fukaraya dağıtmadınız diyeceğiz, insanlara, insanlara, at eti sattınız, cemaat eti diye, tarikat eti diye, domuz eti sattınız, tarikat eti, at eti diye, bunları söyleyeceğiz, bizim de medyamız olsun dediniz, para topladınız, sattınız medyaları, bunları söyleyeceğiz, bizim de gazetemiz olsun dediniz, sattınız, para toplayıp kurduğunuz gazeteleri, sattınız, paraları cebinize attınız, bunları söyleyeceğiz, zekat topladınız, talebe çocuklar için, zekatlar topladınız, arsalar topladınız,
evler topladınız, yurtlar yapacağız dediniz, hepsini kendi uhdenize geçirdiniz, peşkeş çektiniz, kendi rahatınıza baktınız, bunları söyleyeceğiz, Allah için söyleyeceğiz, uyarmak için söyleyeceğiz, insanlar aldanmasın diye, uyaracağız insanları, uyaracağız, bunun hesabını vereceksiniz, Allah'a bunun hesabını vereceksiniz, Allah'a bunun hesabını vermeden, siz gün yüzü göreceğinizi mi düşünüyorsunuz, Allah'a hesabını vereceksiniz, Allah'a hesabınız, acı olacak hem, ben hep diyorum ya, mahşer çok renkli olacak diye, mahşer çok renkli olacak,
mahşer çok renkli olacak, fakir fukara için topladığınız paraları, otel yapacaksınız, fakir fukara için topladığınız yerleri, kendinize ev yaptıracaksınız, dergah yapacağız, tekke yapacağız deyip de, milletten para toplayıp, gidip bir yerlerden tarla alacaksınız, ars alacaksınız, kendinize, ondan sonra Allah'ın yüzüne bakacaksınız, öyle mi? Daha da ilerisi, daha da ilerisi, gidip İngiliz derin devletinden, para toplacaksınız, para alacaksınız, gidip Alman derin devletinden, para alacaksınız, gidip Mossad'dan, CIA'dan para alıp, tekkeler kuracaksınız, dergahlar kuracaksınız, cemaatler kuracaksınız, altınıza arabalar alacaksınız, Allah sizi faş etmeyecek mi zannediyorsunuz?
Hepiniz meydana çıkacaksınız. Cenab-ı Hak çünkü, ahir zamana giderken, bu yalancı mehdileri, bu yalancı velileri, bu yalancı şeyhleri, bu yalancı cemaatleri, bu yalancı, İslam komutanıymış gibi görünen, bu dandiklerin, hepsinde foyasını meydana çıkaracak. Korkun, Allah çıkaracak foyanızı. Bizim elimizde, hukuk yok, jandarma yok, asker yok, bizim elimizde polis yok, hiç bir şey yok. Bizim Allah'ımız var. Bizim Allah'ımız var. Bizim Allah'tan başka sahibimiz yok. Allah'tan başka dayanamımız yok. Allah'tan başka yaslanacağımız yok. Allah'tan başka isteyeceğimiz yok. Allah'tan başka dua edeceğimiz yok. Bizim sahibimiz Allah.
Bizim malik, mülk olan Allah'a yaslandık biz. Bizim dayanamımız bir siyasetçi yok, bir bürokrat yok. Bizi hiçbir vali tanımaz, sevmez de. Bizi hiçbir siyasetçi tanımaz, sevmezler de. Çünkü hakkı ve hakikati konuşuruz. Ancak gönlü, kalbi, hakka ve hakikate açık olan bürokratlar ve siyasetçiler bize hak verir. Gönlü hak ve hakikati açık değilse, o siyasetçinin, o bürokratın, bize asla sıcak durmaz.
Yanımıza dahi yaklaşmaz. Bize merhaba bile demez. Hakka ve hakikate açık olan o siyasetçileri, o bürokratları da bizimle beraber görürlerse, bizimle ilişkide olduklarını görürlerse, zaten o münafıklar, o mürtedler, o müşrikler, o böyle itler, onları zaten boğazını sıkmaya çalışıyorlar. Onlar da nefes alamıyorlar. Çekiniyorlar, haklı olarak. Uzak duruyorlar. Hiçbir zaman kendilerine gönül koymuyorum. Veyahut da biraz böyle toplumda parası pul olanlar, uzak duruyorlar bizden. Paralarına, pullarına zarar gelmesin diye. Öyle ya, bir soruşturma geçirirler, bir şey geçirirler. Allah muhafaza eylesin. Ondan korkuyorlar. Dünyalarından korkuyorlar. Ahiretlerinden korkacaklarına.
Allah'a yaklaşmanın yolunu arayacaklarına, dünyalarını muhafaza etmeye çalışıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Bu dünya zindandır. Biz de zindandaki mahpuslarız. Zengini fakiri, siyasetçisi, mücahedi iti, müşri velisi. Bu dünya bir zindan hepimize. Ve bu zindanın içerisinde biz mahpusuz. Allah'a kavuşmak isteyenler, bu dünya hapishanesinde, Allah'a kavuşmak için her an, her dem, her dem can atanlar, bu dünya mahpusanesinden kurtulmanın yolunu arıyorlar.
O yüzden Allah'a kavuşmayı isteyenler, Allah'a kavuşmak için nefes nefesine katanlar, bu dünya zindandan kurtulmanın yolunu arıyorlar. Biz zindanı delmek için uğraşıyoruz. Biz zindanı delmek için uğraşıyoruz. Gel, sen de Allah'a kavuşmak istiyorsan, beraber bu zindanı delelim. Hepimiz mahpustayız. Hz. Piri öyle diyor. Bu dünya zindandır. Biz de zindandaki mahpustarız. Zindanı del, kendini kurtar. Dünya nedir? Allah'tan gafil olmaktır. Gel, toprağa girdiğinde, senin bürokrasideki makamın kalmayacak. Toprağa girdiğinde, siyasetteki makamın kalmayacak. Toprağa girdiğinde, senin zenginliğin kalmayacak. Evin, barkın, yurdun kalmayacak.
Eşin, çoluğun, çocuğun kalmayacak. Lüks araban kalmayacak. Paran, pulun kalmayacak. Ve toprağa 5 metre bezle gireceksin, o da nasip olursa, o da nasip olursa, denizde mi boğulursun, uçakta mı patlarsın, evin yangın geçirir, içeride un ufak olur, yanar mısın? 5 metre bez nasip olup olmayacağı belli değil. Belli değil. Gel, nefesin varken tövbe et. Gel, nefesin varken Allah'a yaklaşmanın yolunu ara. Gel, nefesin varken bu dünya zindanından kurtulmanın yolunu ara. Gel, o yolu ara. Ben seni Allah'a davet ediyorum. Ben seni Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yoluna davet ediyorum. Mustafa Özbağ'ın yolu yok. Varsa Mustafa Özbağ'ın yolu batsın. Mustafa Özbağ'ın dini yok.
Mustafa Özbağ'ın dini varsa, dini batsın. Ben seni Allah'ın dinine davet ediyorum. Ben seni Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine, onun yoluna, onun hadislerine davet ediyorum. Gel ey dünya zindanında mahpus bir şekilde hayat yaşayan bedbaht kardeşler. Uyanın, kalbinizi açın, gözünüzü açın. Nefesinizin ne zaman biteceği belli değil. Tövbe edin, geri dönün. Allah tövbelerinizi kabul eder. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, o ahmaklardan olmayın, ulu kişilerden olun, peygamberlerin ve velilerin yolunu tutun. Eğer peygamberlerin ve velilerin yolundan şaşarsanız, peygamberlerin ve yolundan uzaklaşırsanız, peygamberlerin ve velilerin izinden uzaklaşırsanız, delalete düşen, sapkınlığa düşen, şeytanla dost olan, şeytanın yolunda giren, şeytanın ümmeti olup çıkacaksınız.
Gelin şeytanın ümmeti olmayın. Gelin dünyanın ümmeti olmayın. Gelin Allah'ın kulu, Habibi'nin ümmeti olun. Allah'ın kulu, Habibi'nin ümmeti olun. Ve Allah için sevin. Allah için zikredin. Allah için tövbe edin. Allah için namaz kılın. Allah için dostluk kurun. Allah için Allah'ı anlatın. Allah için Resulullah'ı anlatın. Allah için veliler anlatın. Allah için sufiliği anlatın. Allah için Allah yolunu anlatın. Allah için Allah sevgisini anlatın. Hiçbir şey için uğraşmayın başka şey için. Din de, dünya da, ahirette Allah için yaşamaktır. Allah için nefes vermektir. Sıcaklık arıyorsanız, Allah için yapın her şeyi. Ama yok, siz bu dünya zindanını hala da duvar örmeye çalışıyorsanız, sadece kendinize zulmetmiyorsunuz.
siz bizlere de zulmediyorsunuz. Siz çünkü dünya zindanını daha da muhkem haline getiriyorsunuz. Dünya zindanını daha da kuvvetli hale getiriyorsunuz. Ve bizim yolumuzu kapatıyorsunuz. Ve siz, biz bu dünya zindanından kurtulacağız diye uğraşırken, siz yol kesicilerden oluyorsunuz. Siz yolumuza taş koyanlardan oluyorsunuz. Bu cüz-i iradenizle yapıyorsunuz. Biz bunu Allah'ın bir cilve-i Rabbaniyesi olarak görüyoruz. Diyoruz ki, ne kadar engel koyarlarsa koysunlar, biz Allah demeye devam edeceğiz. Ne önümüze koyarlarsa koysunlar, biz, Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu demeye devam edeceğiz. Bizim önümüze ne engel koyarlarsa koysunlar, din, Kur'an ve sünnettir deyip, hem Kur'an'ı hem sünneti seni haykıracağız.
Biz bir elimize Kur'an ve sünneti alacağız, bir elimize millet sevdasını, vatan sevdasını alacağız, biz öyle yürüyeceğiz. Sevseniz de yürüyeceğiz, sevmeseniz de yürüyeceğiz. Eleştirseniz de yürüyeceğiz, eleştirmeseniz de yürüyeceğiz. Ayağımıza taş koysanız, başımıza kaynar sular akıtsanız, önümüze ateşten nehirler koysanız, biz Allah demeye devam edeceğiz, Allah'a yakın olmaya devam edeceğiz. Bu yoldan bizi alıkoyacak olan hiçbir güç, hiçbir kuvvet olmayacak. Son nefesimize kadar, La ilahe illallah, La ilahe illallah diyerekten, biz ona kavuşmayanın yolunu arayacağız ve bulacağız. Ama siz, bu dünyada kalan leşler, bu dünyanın peşinden koşan necisler, bu dünyanın peşinden koşan akbabalar, bu dünyanın peşinden koşan kargalar, bu dünya için birbirini hırlayan itler gibi, dünyanın içerisinde, o mapushanede yaşamaya devam edeceksiniz.
ve sonunuz cehennem olacak. Sonunuz cehennem olacak. Oysa dünyayı bir basamak kullansaydınız, zenginliğinizi bir basamak yapsaydınız, namazı kıl, zekatını ver hükmünü, kendi nefsinize bunu iman ettirmiş olsaydınız, zenginliğiniz sizin, cennetliğiniz olacaktı. Fakire, fukaraya el uzatsaydınız, zenginliğiniz sizin, cennetiniz olacaktı. Dula, yetime el uzatmış olsaydınız, zenginliğiniz sizin, cennetliğiniz olacaktı. Siyasetçi olup, fakirin, fukaranın, haksızlığa uğrayanın, dulun, yetimin, kimsesizlerin kimsesi olsaydınız, sizin siyasi makamınız, sizin cennetiniz olacaktı. Bir yetimin başını okşasaydınız, sizin cennetiniz olacaktı. Siz fakir için, fukara için, el fakri fakri diyen, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin, sünnetini yaşamış olsaydınız, ve sofralarınızda fakir fukaralar oturmuş olsaydı, ve siz sofralarınızı fukaralarla paylaşsaydınız,
ve siz bir siyasi makama geldiğinizde, kentin varoşlarında yaşamaya devam etseydiniz, villalarınızda yaşamasaydınız, ve siz bir bürokratik bir makama geldiğinizde, yine varoş mahallenizde yaşayıp, o kentin varoşlarında yaşamaya devam etmiş olsaydınız, sizleri başımıza ta aç, gönlümüze sultan edecektik. Ama ne yazık ki, sizler bizleri utandırmaktan başka bir şey yapmadınız. Daha da para kazanmak için, Müslümanlara sırtınızı döndünüz. Daha da para kazanmak için ihalelerde, orada burada her yerde yanlışlık yaptınız. Bürokrasik bürokrasiye sahip oldunuz diye kendinizi bir şey zannettiniz. Etrafınızda korumalar, özel şoförler, özel arabalar, özel sirenler, orada gittiniz bir makam sahibi, bir müdür oldunuz ya.
Herhangi bir yerde belediyede bir müdür oldunuz. Etrafınızda avameyle dolaştınız. Ve yaşadığınız mahalleleri terk ettiniz. Yaşadığınız varoşları terk ettiniz. Kur'an okudunuz, sohbet ettiniz. Varoş evleri terk ettiniz. Sizlere oy veren, sizlere destek veren, can hıraş, Kur'an deyip, İslam deyip, Kur'an deyip, İslam deyip, Kur'an ve İslam hakim olacak deyip, ev ev dolaşanlara sırtınızı döndünüz. Onları horhakir gördünüz. Makamlarınıza bile almadınız. O çarşaflı kadınlar, o kapalı kadınlar, hiç huzurunuza daya almadınız. Dinlemediniz bile. Sırtınızı döndünüz. Papatyalaştınız hepinizde. Evet. Çünkü siz, bu dünya mapushanesini sevdiniz. Bu dünya mapushanesini siz, kendinize ebedi yurt edindiniz.
Merak etmeyin. Dünya hapishanesi, sizin ebedi yurdunuz olacak. Çünkü, dünyayı sevenler için, dünya cehennemdir. Dünya mümine zindan. Kafire, mümine, cennet. Kafire, mürtede, müşriye, cennet. Siz, bu dünya zindanını, cennet zannettiniz. Ebedi kalacağız burada dediniz. Evet. Siz, dünya cehenneminde ebedi kalacaksınız. Tövbe edip, geri dönmezseniz. Dünya nedir? Allah'tan gafil olmaktır. Kumaş, para, ölçüp tartarak, ticaret etmek ve kadın, dünya değildir. Allah, ticarete helal faizi haram kıldı. Allah, çalışıp kazanmaya helal kıldı. Haramı, yasakladı.
Haramlar belli. Ama siz, harama yöneldiniz. Gösterişe yöneldiniz. O yüzden siz, dünyayı amaç ettiniz, araç etmediniz. Makamı amaç ettiniz, araç etmediniz. O yüzden, aldananlardınız. Allah, din yolunda sarf etmek üzere, kazandın, ama peygamber, ne güzel mal dedi. Çünkü, sen, Allah yolunda bir para kazandın, Allah yolunda harcadın, cennetini kazandın. Yarım hurma da olsa, birine tasattuk edin dedi. Hey, milyarlarla, trilyonlarla uğraşan, kalkıp, yarım hurma hediye etme sen. Sen, yarım hurma sadaka etme. Bu hadis-i şerifi, yarım hurma da olsa, sadaka verin, cennetinizi kurtarın, deyip de, sen onu yapma. Sen, yarım hurma vermeyeceksin. Bir hurması olan, yarım hurmasını verecek.
Bir hurması olan, yani, yüz bin lirası olan, elli bin lirasını verecek. Yani, bir trilyonu veren, beş yüz bin lirasını verecek. Verebilir misiniz? Veremezsiniz. Evet. Eliniz titrer, sizin Allah yolunda para harcamak için. Eliniz. Ama gösterişe, asla paranız, eliniz titremez. Hak görürsünüz, beş trilyonluk, yedi trilyonluk, on trilyonluk araba almaya kendinize. On trilyonluk araba almaya, kendinize hak görürsünüz. On beş trilyonluk araba almaya, kendinize hak görürsünüz. Zekat vereceğiniz zaman, eliniz titrer. Siz işte, bilmem, on trilyonluk, yirmi trilyonluk, otuz trilyonluk, yalılarda, villalarda yaşamayı, kendinize hak görürsünüz. Ama siz, bir fukara, bir evcez alacak, yirmi lira eksiktir.
Yanınızda çalışan elemandır. Ona vermezsiniz. Ben hepinizi tanırım sizi. O yüzden Allah yolunda harcanmayan para, insanın cehennemli olur. İnsanın eşine ve çocuklarına yedirdiği, akrabalarına yedirdiği, Allah yolunda harcadığı para, o kimsenin cennetliğidir. Muhakkak ki, iş yapacak, sermayesini arttıracak. Bunlara sözümüz yok, helal daireden. Ama zekatınızı vermiyorsanız, fakir fukarayı gözetmiyorsanız, işiniz çok zor. Allah muhafaza eylesin. Suyun gemi içinde olması, geminin helakıdır. Gemi altındaki su ise, gemiye geminin yürümesine yardımcıdır. Dünya, seni normalde ahirete taşırsa iyidir. Yoksa sen dünyayı içine, yutarsan batarsın. Helak olursun.
Yani insanın vücudu, böyle gemi gibi düşünün. O dünyanın üzerinde yüzecek. Nereye gidecek? Allah'a yaklaşmaya vesile olacak. Yok. Su geminin içine girerse batar ya, işte insan da öyle batar. Mal, mülk sevgisini gönülden sürüp çıkarmadığındandır, çıkardığındandır ki, Süleyman ancak yoksul adını takındı. Han Süleyman Aleyhisselam, dünyanın bütün böyle, kuşlarına hükmü geçiren, hayvanlarına hükmü geçen, rüzgara, yağmura hükmü geçen, ve şeytana cinni tayfesine hükmü geçen, büyük peygamber, kral peygamber aynı zamanda,
ve işte rivayet edilir, bütün pahalı madenlerle o mabedi yaptırdığına dair, İsrail o mabedi çıkarmaya çalışıyor. O mabedin altındaki, o kafir cinnilerin ve şeytanın, toplamış olduğu madenleri çıkarmaya uğraşıyor. Onun yüzden orada fırtına kopuyor. İşte, o Süleyman ki, fakir fukaradı, ve fakirlerle beraberdi. Ve bütün peygamberler, bütün peygamberler, fukara bir hayat yaşamışlardır. O yüzden, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine, nakledilen, hem hadis hem dua, bununla, geceyi kapatalım inşallah, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin, duası olsun. Allah'ım beni miskin yaşat. Miskin olarak öldür.
Kıyamet gününde de beni, miskinler araltısında dirilt. Miskin, fakir demek, fukara demek. Hz. Ayşe annemizi merak edip, neden ey Allah'ın Resulü diye sorunca, çünkü onlar, cennete zenginlerden kırk yıl önce gireceklerdir. Onun için, ey Ayşe, yoksulu geri çevirme. yarım hurma dahi olsa ona ver. Ey Ayşe, yoksulları sev, ve onları kendine yaklaştır. Ki, Allah da seni, kıyamet gününde, kendisine yaklaştırsın. tersi ne? Zenginleri kendine yaklaştırmak. Zenginleri kendine yaklaştırırsan, Allah seni kıyamet günde, kendisine yaklaştırmaz. İş yapıyorsun, senin işle alakalı bir derdimiz yok. Ama, sen, dost ve arkadaş seçeceksen, fukaralardan, kendine yolda seçeceksen, fukaralardan seç.
Sen, bir dost yolu tutacaksan, fukaralardan tut. Zenginlerden değil. Buradaki zenginlik ne? Doymayan. Doymuyor. Gösterişten geri kalmıyor. İşte, öyle kadınlar vardır ya, gösterişten geri kalmaz. Evini çok süsteceğim diye uğraşır. seneye bir daha süster, birkaç yıl sonra bir daha süster, her şeyi sıfırdan alacağım, gösteriş yapacağım diye uğraşır. Ve o, o evinin içerisine bir tane fukara girmez. O evde bir zikrullah olmaz, bir ders olmaz. Olmaz. Hep böyle gösterişe düşer. Zenginlerle arkadaş olacak, zengin günlerine gidecek. Yani, o kalkıp da, bayan, fukara, dervişlerle, ne işe olsun? Oraya zikrullah gider mi? Oraya derse gider mi ya? Onun, kariyerine uymaz. Veyahut da işte böyle şey, böyle fukara, bizim hani, ben biraz da böyle kendimizden bahsedeyim.
Yani bizim, bizim arkadaşlar, büyük bir çoğun fukaradır. Bazen arkadaşlar, ya işte filanca zengin diyor, kimmiş o zengin, söyleyin bana diyorum ben. İşte, x kimse diyor. Ne alakası var diyorum onun zenginlikle diyorum. Zenginlik kim, o kim diyorum. Böyle kalıyorlar. Neden şimdi bizim arkadaşlar böyle, işte asker rüzete çalışan, en yüksek gelir olan, aylık 10 bin lira gelir olan kimseler, böyle aylık 40-50 lira gelir olan kimseyi, gözünde büyütüyorlar değil mi? Büyütmeyin. Onlar da zengin değil. Örneğin, şükür hamdolsun. Biz, kendimizce zenginiz ama, yani, dünya ölçüye, de bakarsak, zengin değiliz. İşte, bazen, bizim içimizde de var o. Kadınlarda da var, erkeklerde de var. Böyle dünyaya karşı, böyle hevesleniyorlar, böyle zenginlerle düşüp kalkacağım, onlarla böyle siyasetçilerle düşüp kalkacağım diyorlar.
Uzak durun. Neden? Evet. Şimdi, bir zengine, parası için hürmet edersen, dininin yarısı gider. Bir makam sahibine, makamından dolayı hürmet edersen, dininin yarısı gider. O, tehlikeli. bir kimsesiz, belediye başkanı diye, aşırı derecede hürmet ederseniz, dininizin yarısı gider. Ondan bir menfaat umcanız ya. Veya, bir zenginden menfaat ummak için, ona temanla eder, ona aşırı hürmet ederseniz, dininizin yarısı gider. Bir de, bu böyle, makam sahipleri, zenginler, her şeyi çok bilirler. O, ya ne alakası var şimdi, faizsiz, ticaret mi olur ya? Bir de ahkam keser bunlar. Sen susmak zorunda kalırsın. Neden? Mal alacaksın, ticaret yapacaksın yanına. Senin susman, susman, Allah muhafaza eylesin. Seni küfre götür. Zalimse o kimse, kalbinden buğz ederekten, ben ondan değilim diyeceksin.
Yapabiliyorsan, ona tebliğ edeceksin. Yanlış yapıyorsun. Yanlış konuşuyorsun. Faiz haram, mümin, müminden alamaz diyeceksin. Onu diyebiliyorsan, hâlâ, cihat ettin, diyemedin. Allah muhafaza eylesin. Sıkıntılı. O yüzden gerçek sufilerin, öyle zenginlerden çok dost olmaz. Gerçek sufilerin, öyle siyaset erbabından, bürokrat erbabından, yüksek erbaptan, çok dost olmaz. Neden? Hakkı konuşacak, hakikati konuşacak. onlar onlarla çok dost olmazlar. Rabbim cümlemizi inşallah, kendine dost olan, habibine dost olan, dostlarına dost olan, dostlarından eylesin. Ne güzel dua değil mi? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerin duası. Ne diyor? Ne güzel bak, çok güzel. Allah'ım beni miskin olarak yaşat.
Miskin olarak öldür. Kıyamet gününde de, beni miskinler arasında dirilt. Amin. Muhteşem. Şimdi sorularınıza geçeceğiz inşallah. Eşim ile boşanma eşiğine geldik.
Birbirimize olan saygı ve sevgimiz kalmamış durumda. Ancak yeniden yuvayı yıkmamak adına, birbirimize ısınmaya ve devam etmeye çalışıyoruz. Nikah tazelemeyi düşünüyoruz. Bu bize faydalı olur mu? Biz nasıl yeniden birbirimize olan saygı ve sevgimizi kazanabiliriz? Eşler arasında problemler çıkabilir, sıkıntılar çıkabilir. Bu problemleri, sıkıntıları beraber oturup konuşup, aşmakta fayda var. Bir soğukluk oluştuysa, soğukluk sebeplerini ortaya koyup, bunları izale edip, bunları bu problemleri çözüp, Kur'an sünnet dairesinde, hata kimdeyse, kusur kimdeyse, o kimse kendini tedavi edip, kendini tadilat edip, yenileyip, yeniden devam etmek lazım.
Nikah tazeleme diye, ben bunu böyle çok kullandığım, uygun gördüğüm bir şey değil. ama ve lakin yeniden nikah tazelenebilir mi? El cevap tazelenebilir. Selamünaleyküm gördüğüm rüyaları uyanınca unutuyorum. Unutuyorum, bu normal bir durum mu? Normal. Allah bizi yesin. Selamünaleyküm, Aleykümselam. Bizim Sufi kardeşlerimiz, buradan rüya yazmasınlar, çok uzun yazıyorlar. Hakkınızı helal edin. Bunu birkaç sefer söyledim, bu artmaya başladı yine.
Sufi kardeşler bunu rüya yorumlama merkezi olarak görüyorlar. Yok. Sufi kardeşlerin rüyalarını buradan yorumlamayacağım. Hakkınızı helal edin. Selamünaleyküm. Gece yatarken, sağ tarafıma yatarak, üç ihlas, bir felak, üç ihlas, felak, nas ve Fatih'e ayet-el kürse okuyarak yatıyorum. Ama gece uyanıp sırt üstü yattığımda, devamlı rüyalanıyorum ve sabah abdestleniyorum. Devamlı uzun süredir bu şekilde oluyor. Sırt üstü uyuduğum zaman, bana herhangi bir şey tavsiye eder misiniz? Sağına yatmak sünnet, sağına yatmaya devam edeceksin. Ama gece uykudaki halinizden sorumlu değilsiniz. Hani üç kişiden sorumluluk kalkmıştır.
Uyuyan'dan, delirenden. Bir de neydi? Unutandan. Üçü de var ya bende, o yüzden hiç sorumlu değilim. Canım kardeşlerim, buraya video göndermişsiniz. Bunları yapamayız, bunu söyledim. Kendi oynadığımız spor müsabakalarında kaybedenin ikramda bulunması üzerine iddiaya girmek caiz midir? İddianın hepsi de şey, ne o? Uygun değil. Ama mesela kazanana bir şey, bir ortak mesela, diyelim ki kaç kişi oynuyor?
22 kişi oynuyor. 22 kişi, ortak 100'er lira, 50'şer lira, 10'er lira bir para koydular. İşte dediler ki, kazanan ondan sonra şu hediye alsın. Veyahut da böyle bir ödül koyulabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Biz bunun böyle, spor müsabakalarında ödül diyelim. Böyle iddia dediğimizde, hoş olmuyor. Selamun Aleyküm, 10 yıldan fazladır aşırı baş dönmesi yaşıyorum. Alanında uzman tüm doktorlara gittim. Anjiyo dahil tüm teknikler yapıldı, fakat geçmiyorum. Şu an tansiyon hapı dahil günde 6 hap kullanıyorum.
Bazen öyle şiddet doluyor, namaz bile kılamıyorum. Doktorlar bir teşhis koyamıyorlar, duanıza muhtaçım. Allah muinin olsun. Hem o tapi diye bir dağ var. Çekirge'de bir devlet hastanesinin üstünde yeri var. Sana orayı tavsiye edeyim. Bir oraya git. Selamun Aleyküm, korona hastalığında yoğun bakımdaki hastalara verilmek üzere hastalığı geçiren kimselerden kan alınıp tedavidi kullanılıyor.
Covid hastalığını geçiren kimselerden ayda 3 kez olmak suretiyle 3 ay boyunca kan plazma alabiliyorlar. En verimli zamanı hasta iyileştikten sonraki 3 ay. İhtiyacı olan kişinin adına başka şehirde dahi olsa gönderilebiliyor. Bununla alakalı kardeşlerin il ve ilçe temsilcilikleri olup bir çalışma yapılabilir mi? Korona hastalığını geçiren kişiler yönlendirebilir mi? Kılınan bir vakit namaz bir cemaat eden kelime tekrar kılınabilir mi? Tekrar kılınabilir bunda bir sıkıntı yok. En son kılamadığınız, mesela ikindiye denk geldiniz, ikindiye kılmıştınız, ikindiye denk geldiniz, en son kılamadığınız ikindinin farzını, kazasını niyet edebilirsiniz. Koronayla alakalı bizim tasavvuf vakfı topluluğunda çok fazla bir korona hastamız yok.
Olmadı yani. İzmit'te 4-5 kişi oldu, İstanbul'da 1-2 kişi oldu. Bursa'da bir kestel de oldu, birkaç kişi de. Bursa'da 10 kişi falan olmadı şu ana kadar tahmini. Komple arkadaşların içerisinde 20 kişi bile olmadı. Öyle söyleyeyim. Çok fazla böyle bir korona rahatsızlığı olan olmadı arkadaşların içerisinde. Buna sebep işte biz de devletin koymuş olduğu kurallara uymak olarak görüyorum. Yani işte toplantıları yasakladılar, biz de yasakladık. Ondan sonra deliler olmayacak, biz de yapmadık o günden beri. Hala da yapmıyoruz zaten. Ama hamdolsun koronadan dolayı da bir Cenab-ı Hak hamdolsun bir kaybımız yok. Hani topluluk olarak.
Uymaya devam ediyoruz yine. Bazı toplanamamak, toplu zikir yapamamak, toplu ders yapamamak, işte toplu sema veya ney icra edememek ve kurslarını yapamamak bize acı da gelse, bunu Sağlık Bakanlığı'nın, İçişleri Bakanlığı'nın koymuş olduğu kurallara uymaya devam edeceğiz inşallah. Ders alan kardeşlerin rüyalarını burada yorumlamayacağım dedim.
Hakkınızı helal edin. Bir hadis vardı, hatırlayamadım tamamını. İnsanlık ölmesin diye, onu bir daha anlatır mısınız? Tam da ihtiyacımız var, çok teşekkür ederim. Şey, sahabeden bir kimse, bir kimseye kefil oluyor ölümle alakalı. İnsanlık ölmesin diye, şimdi toparlayamayacağım ben de. Onunla alakalı, Salim hatırlat da inşallah onu bir önümüzdeki hafta inşallah o hadisi bulalım, okuyalım.
Selamun Aleyküm. Rüyay-ı Salih'in, Allah gündüz günah işleyenlerin tövbe etmeleri için geceleyin elini açar. Gece günah işleyenlerin tövbe etmeleri için gündüz elini açar. Bu durum güneşin battığı yerden doğmasına kadar devam eder. Cenab-ı Hak her daim tövbe kapısı açıktır. Başka bir adiş-i şerifte, kıyamete kadar, kıyametin son anına kadar tövbe kapısı açıktır der Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. O yüzden tövbe kapısı her daim açıktır. Kim tövbe ederse kendisini affedecek olan Rabbisini hazır bulur. Allah'ın için anlıyoruz dan her şeyin anahtarı vardır. Gözlerin anahtarı da la ilahe illallah sözüdür. Gözlerin mi, sözlerin mi? Gözün de olsa, sözün de olsa her şeyin anahtarı tevhiddir. La ilahe illallah'tır. Bir haftadır dört veya beşinciye uyanıkken bir görüntü geliyor.
Evlatlarımı bir kaza sonucu kaybettiğimi görüyorum. Ölüm haberlerini alıyor. Üçünün de aynı anda defnettiğimi görüyorum. Bunları görürken de adede nefesim kesiliyor. Allah'ım sen imanıma ve aklımı koru diye dua ederek ağlamaya dua etmeye başlıyorum. Bunları yaşadığımdan beri de her şey anlamını yitiriyor. Bütün sevinçlerim ve kaygılarım değişiyor. Bana ne tavsiye edersiniz? Bu sende saplantı haline gelmiş. Çünkü bu dördüncü, beşinci sefer olmaz. Bu bir sefer olur. Bundan yaşarsın, yaşayacağın böyle bir hal. Onun gerisi saplantıdır. Ondan kurtul. İnşallah Rabbim kurtarsın seni. Selamun Aleyküm. Bir soru aklıma takıldı. Size sormak istedim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin misafirliğe habersiz gidilmesini uygun görmediğini okudum.
Fakat derslerde habersize giden misafirin makbul olduğunu öğreniyorsunuz. Hayır ben hiç böyle bir şey söylemedim. Hatta haber verin dedim. Geçen haftaydı değil mi? Geçen hafta özellikle söyledim haber verin diye. Yok. O doğru değil. Yani bir misafirliğe giderken habersiz gidilmez. Evine dahi habersiz giremiyorsun. Hadis var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sahabeyle beraber habersiz şehre girmiyordu. Gece olunca. Yani sahabe cihattan dönüyor, yoldan dönüyorlar. Geceliyordu Medine'nin dışında. Haber gönderiyordu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve ashab döndü. O gece bütün Medine'nin haberi oluyordu.
Sabahleyin Medine'ye giriyordu. Sebep haberli herkes kendini derlesin, toparlasın, kendi düzenini alsın. Bir adamın evine hırsız gibi gelmesi doğru değil. Bir erkeğin telefon açacak. Ben geliyorum eve diyecek. Hatta hadis-i şerifte siz evlerinizin arka kapılarından girmeyiniz hırsız gibi der. O yüzden erkekler anahtar bile kullanmayacaklar. Şimdi herkesin telefonu var, cep telefonu var. Yoksa dahi zile basacak. Veya belli bir saat koyacak, haberli gelecek. Doğru değil. Habersiz bir yere misafirliğe gitmek de doğru değil. O ikram edecek müsait mi, değil mi? İnsanların hayat standartları farklı şimdi. Haber verip de gelin dediğim çevreme ya da habersiz gelmem dediğim insanlara davranış şeklimi değiştireyim mi?
Yok değiştirme. Yani sen herkese haberli git. Davranış şeklimde. Yoksa aynı şekilde devam edeyim. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Mahi etsin. Kardeşimiz daha soru yazmış. Bunun geri kalanını bundan sonrasını bana özelden yazsın inşallah. Efendim halifeniz var mı? Güzel. Daha hiç kimseye bu konuda ne sözlü ne yazılı bir icazet vermedik.
Bunu daha önce de cevaplandırdım ama arkadaşlar tam mutfain olmamışlar herhalde. Selamun Aleyküm. Bir, günümüzde gerek teknoloji gerek medya yoluyla insanların bilinçaltına sızıp onları yönlendirme yarışına girilmiş durumda. Bir kimse bilinçaltını tüm propaganda ve yönlendirmelerden nasıl koruyabilir? Gaybe iman etmeden insanların gözlerinin görmediklerine karşı kendilerini korumaları mümkün müdür? Normalde bir kimse Kur'an ve sünnete sımsıkı yapıştır, Kur'an ve sünnet gözlüğüne sahip olursa evet. O zaman bu teknolojik olarak insanların bilinçaltına sızmayı engeller. Haramlar bellidir. Haramları belliyse haram olan bir şeye tevessül etmez.
Haram gelene de tevessül etmez. Mesela siz bir yalancının getirmiş olduğu veya bir fasığın getirmiş olduğu habere inanmayın der. Buna örnek söyleyeceğim şimdi. Ben mesela bugün sosyal medyada veya normal televizyonlarda veya internet haberlerinde dolaşan haberlerin büyük bir çoğunluğuna şüpheyle yaklaşıyorum. Acaba doğru mu diyorum. Hatta bazen bazı arkadaşlar bana değişik haberler atıyorlar. Ben de onu kullanıyorum mesela. Öyle bizim bir arkadaşımız atmış. Sonradan başka bir arkadaş beni uyarıyor. Diyor ki bunda böyle böyle böyle sıkıntı var diyor. Diyorum kendi kendime ya kendin araştırıp sormadığın o haberi, kendin teyit etmediğin bir haberi neden bana attın?
Ben çünkü bizim kardeşlerimizden gelen bir şeyi yani kabul ediyorum. Bu sefer artık kullanmamaya başladım. Yani gelen bir haberin olmadı ki kolay kolay kullanmıyorum mesela. Birisi kullanıyor. Bu diyor beş yıl önce böyle böyle olmuştu. Allah Allah. Ya ne ama bana attınız? Ben bu sefer de o arkadaşı mimliyorum. Diyorum ki ha bundan gelecek olan haberler doğru haberler değil. Bunun bana atmış olduğu haberleri kabul etme diyorum. Örneğin Allah muhafaza eylesin. O yüzden Kur'an ve sünnet bizde oturdu ise biz o zaman yalan habere, algı operasyonlarının hepsinde kendimizi uyanık ederiz. Allah'ı zikredersek Cenab-ı Hak bize feraset verir.
Bir yola girme lütfuna erişmiş bir mürid yapması gerekeni yapmayıp, heva hevesinin söylediklerini yaptığını fark ettiğinde kendini tekrar hizaya nasıl sokabilir? Hizaya sokabilir. Gider üstadıyla helallaşır. Ondan sonra tövbe eder. Allah'a der ki bundan sonra ben işte Kur'an ve sünnet dairesinde sımsıkı kendimi disiplin edeceğim deyip yoluna devam eder. Bakır, bronz ve benzeri gibi maden türlerinin batın alemde karşılıkları var mıdır? Muhakkak vardır. Hiç ilgilenmeyiz bu tip şeylerle. Ben kendi nefsim için söyleyeyim. 4- Allah'ın kişinin hayatında her anıyla ilgilendiği, en basit eyleminde bile kişinin ne yapması gerektiğini bildirdiği manasında bir söz söylemiştiniz.
Kişi içinde bulunduğu eylemde Allah'ın rızası olanı seçebilmesi için daima bu inanıklığa nasıl vasıl olabilir? Bir, ilk önce o kimse zahir olarak iyi bir Kur'an, sünnet ve fıkıh bilgisine sahip olacak. Haramları çok iyi bilecek. İyi, iyi bir şekilde Allah'ı zikredecek. Üstadını sevecek, Allah Resulü'nü sevecek. Allah'ı sevecek ve kalbi ilham alacak. İnşallah. Merhabalar, bu aralar tasavvufa çok merak sardım. Entellektel bir birikim olarak gördüğüm tasavvuf kalbe doğru inmeye başladı. Bu aralar vahdedi vücudu düşünüyor ve araştırıyorum. Sorum da şudur, vahdedi vücut nedir ve doğru bir düşünce midir? Programın konusu mesnevi, lakin cevaplarsanız çok sevinirim, iyi günler dilerim.
Vahdedi vücut bir sufi anlayışıdır. Zevkidir, öyle diyeyim. Bu sufi zevki, bu sufi anlayışı ama böyle bir sohbetlik bir şey değildir. O yüzden bu sufi anlayışını, zevkini ben büyük bir kısmını kabul ederim. Ondan sonra, o yüzden de her cehri zikir erbabı, bu sufi zevkini bir kısmı, büyük bir kısmını kabullenir zaten. Hz. Mevlana Ceret Rum Hazretleri de mesnevisi, ben öyle biraz yorumlarım, Füsus'un açılımı gibi gelir.
Bunun en sağlam ayakları basan Muhyiddin İbni Arap Hazretleri'nde vardır. Bu zevkin tanımlaması, açılımı, anlatımı. Bunu halkın anlayabileceği şekilde anlatan da mesnevidir. Hz. Mevlana Ceret Rum Hazretleri de. O yüzden bu konuda size ilk önce böyle yardımcı kitaplar okumanızı öneririm. Böyle giriş gibi. Ondan sonra inşallah yolunuz açılırsa devam edersiniz. Selamun Aleyküm. Sizden kötü, ahlaktan kurtulmak için sizden dua istiyorum. Rabbim cümle ümmeti Muhammed'e ahlakın kötüsünden muhafaza eylesin. Bizleri hepimiz de Hz. Muhammed Mustafa'nın ahlakıyla ahlaklandırsın inşallah. Meryem suresi 71. ayette. Ey insanlar sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur.
Rabbin için bu kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir. Ne buyurursunuz? Selamun Aleyküm, geceniz dur olsun. Bu normalde cehennemi bütün, hadis-i şerifte bütün insanlar cehennemin o dehşetini, vahşiyetini görecek. Ama müminler o cehenneme girmeyecekler hiç. Hayırlı geceler hocam, rüyamda sizi gördüm. Bana dediniz ki, tam hatırlamıyorum, ya beni ara ya da siz arayacaksanız bir şey söyleyecektiniz. Aramışın, bulmuşsun. Allah yardımcın olsun, Rabbim muhinin olsun inşallah. Selamun Aleyküm, çocukların gezerek ve dökerek bir şeyler yemeleri ne kadar doğru? Hiç doğru değil. Çocuklarınızı bu konuda disiplin edin.
Yani disiplin etmeye çalışın. Dövmeyin, çarpmayın, kızmayın, kırmayın. Ama disiplin edin inşallah. Yoksa çocuklar böyle bir alışkanlık haline getiriyorlar. Başkalarının evlerinde de böyle yapıyorlar. Görüyorum ben. Milletin halısını, ne bileyim işte salonunu, osunu busunu da kirletiyorlar. Yani misafir başımızın tacı ama, yani herkes de çocuğunu disipline etsin. Herkes de çocuğunu terbiye etsin. Selamun Aleyküm hocam. Benim size sorum akşam bir rüya gördüm. Size göre ne olabilir? Ziyaretine gittiğim zatın ismini unuttum. Sadece derviş olarak aklımda, aklımda yanına çağırıp bir kağıdı ismimi, doğum tarihimi yazdı. Ve bana bakıp sende bir küçük, bir büyük değil var. İki tane de şeytan musallatı olmuş.
Şeytanlar iki köpek tutmuş. Senin için sürekli onlara tersten ezan okutuyorlar. Bana gel sana okuyalım. Büyük oğlan çok zorlayacak ama uğraşacağız dedi. Bu ne manaya geliyor? Normalde bir şeyin etkisinde kalınmış ve görülmüş rüya olarak bunu tanımlıyorum. Esselamun Aleyküm. Ders almak istiyorum. İstanbul, Arnavutköy'de dergahınız var mı? Bizim hiçbir yerde dergahımız yok. Türkiye'de bütün dergah ve tekkeler kapatıldı. Dergah ve tekkeler kapatıldığı için hiçbir yerde açık dergah ve tekke yoktur. Bizim tasavvuf vakfının merkezleri var. Yani tasavvuf vakfının yerleri var. Bizim vakıfımızın binası var. Bayrampaşa'yıydı değil mi?
Orası adresi ekrana yansıtıyor kardeşimiz şimdi. Orada bir vakıf binamız var. Ama vakıflarda da toplantılar yok şu anda. O yüzden yani vakfın adresini vermemizin de bir anlamı yok. Ama yine de verelim. Bilimsel olarak canlılık statüsüne girmeyen ve insanlar tarafından üretilen sandalye, masa gibi eşyaların da ruhu var mıdır? Cansız olarak tasvir edilen bu eşyalar Allah'ı nasıl zikreder? Teşekkür eder. Yerin de göğün de nuru Allah'tır der. O yüzden bütün her şey nurun değişik tecelliyatlarından yaratılmıştır. Ve hepsi de Allah'a zikreder. Selamun Aleyküm. Sonsuzluk nedir? Sonsuzluktur. Sonsuzluğun başka tarifi yok çünkü. Sonsuzluk kavramı üzerinde nasıl düşünmeli ve hissetmeliyiz ki kendimizi ileriye taşıyabilelim.
Ve içimizde oturmak adına, oturtmak adına bunu nasıl tefekkür edebiliriz? Ben sonsuzluğu çok seviyorum. Yani şöyle sonsuzluğu çok seviyorum. İyi ki diyorum sonsuzluk var. Sonsuz bir şekilde ebedi alemde tabi müminler için sevinç verici bir şey. Şöyle söyleyeyim. Ben de kendimi mümin vasfında görüyorum. Cenab-ı Hakk'ın son nefesimizde size kadar mümince yaşayıp mümince ölüp müminci dillerlerden eylesin. Ebedi olarak Cenab-ı Hakk'a yakın olmalı ve ona cemalini seyretmeye, lütfuna, ikramına, ihsanına mahzar olacağız. Ne kadar güzel bir şey sonsuz bir şekilde Allah'la cemalleşmek. Selamun Aleyküm. Son zamanlarda ilgiyi üzerine toplayan Cübbeli Ahmet Hoca'nın Selefi cemaatlerin silahlanması açıklaması hakkında sizin görüşleriniz nedir?
Böyle bir konunun ülke gündemine getirilme sebebi ne olabilir? Hayırlı akşamlar. Bu iddialarını Türkiye Cumhuriyeti savcılığına anlatması gerekirken TV programında açıklamasının arka planda neler olabilir? Tabi Cübbeli Ahmet Hoca ne düşündü ne düşünmedi bilmiyorum. Gerçekten önce aslında Selefi cemaatler demedi. Ben böyle bakarsanız o programa Türkiye'de 2000'in üzerinde tarikat, cemaat veya topluluk silahlandı dedi.
2000'den 200'e düştü. Ondan sonra sadece Selefilere indirgendi bu. Şimdi bu açıklamalar böyle çok su götürür açıklamalar değil. Yani böyle bir şey demek ki elinde bir bilgi, bir belge vardı da televizyonu neden bekledi? Ondan öncesinde gidip neden savcılıklara bunu teslim etmedi? Bu tabi ayrı bir handikap bence. Önce 2000 tane cemaat, tarikat gibi böyle bir söylemde bulundu. Yani Türkiye'de 2000 tane cemaat, tarikat var mıdır, yok mudur o bile tartışılır. Ve hepsi de zan altında kaldı. Yani böyle bir de sıkıntılı oldu. O yüzden mesela Selefiler dedi. Hangi Selefiler? Normalde bir sürü Selefi akım var çünkü. Yani Selefiler dediğinizde bütün herkesi zan altında bırakmış oluyorsunuz.
Şimdi bu açıklamadan sonra Cumhuriyet Savcılıkları veya devletin atli mekanizmaları, kolluk kuvvetleri bir Selefi topluluğa bir baskın yaptı da orada silah buldu mu? Bu ana kadar böyle bir şey görünmedi. Veyahut da Cübbeli Ahmet Hoca bunu nereden gördü? Gözüyle gördü mü? Bunu da bilmiyoruz. Gözüyle gördüyse gitsin adresi söylesin. Devletin polisi var, jandarması var, kolluk kuvvetleri var. Devlet de gitsin bassın oraya, silahları yakalasın. Böyle bir şey de görülmedi, duyulmadı bugüne kadar. Böyle ortalıkta muallakta kaldı. Yani bir operasyon gibi oldu. Böyle bir operasyon, böyle bir algı operasyonu gibi bir şey oluştu.
Yani Selefi fraksiyon, huşuma giden bir fraksiyon değildir. Hiç olmamıştır Türkiye'deki Selefiler. Öyle söyleyeyim. Ama yine de bir la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimsenin üzerine iftira atmak bu kadar kolay olmaması lazım. Geçenlerde bir gazetede bir Konya'daki Selefi bir kimsenin açıklaması vardı. O dört yıl kadar adam ceza etmiş. Hiçbir ceza almamış. Hepsinden beraat etmiş. O kadar da baskına uğramış. Yani bir silah da bulunmamış. Türkiye'de silahlanacak bir İslami cemaat tarikatın saf salak olması lazım. Silahlandıysa kesin onun yurt dışı bağlantısı vardır. Yurt dışı bir operasyona açılmıştır o kimse.
Bu mümkün değil. Yani Türkiye'de 12 Eylül yaşanmış. Ben yaştakınlar ve benden yaşlılar 12 Eylül'ün ne olduğunu bilirler. Türkiye'de bir de 28 Şubat yaşanmış. 28 Şubat'ın da ne olduğunu bütün İslami cemaat, tarikat, toplulukların hepsi de bilirler. Bunlar rağmen hala da silahlananlar var ise onlar kesin gizli servislerin elemanlarıdır. Onlar bir dini bir topluluk değildir. Türkiye'de silahlı, cemaat, tarikat, dini bir topluluk var ise altını çizerekten söylüyorum. Kesin gizli servislerin elemanlarıdır onlar. Kesin. Başka hiçbir şey değildir. Ama böyle bir topluluk varsa da devlet onu zaten açıkça bulur. Yani kim eline silahı alıyorsa ya ahmaktır ya da gizli servislerin elemanıdır o.
Kesin. O yüzden ben hiçbir dini topluluğun, Türkiye'deki, hiçbir dini cemaatin, hiçbir dini tarikatın ve oluşumun eline silah alma gafletine, hıyanetine, hainliğine, eline silah alma zulmüne, zalimliğine düşeceğine inanmıyorum. Ama gerçekten varsa böyle bir kimseler, onların en büyük düşmanlığı Türkiye'deki İslam mücadelesi veren, Kur'an mücadelesi veren, sünnet mücadelesi veren topluluğadır.
En büyük zararlar. O yüzden buradan bütün herkese bir nasihatta bulunuyorum. Elinize çakı bir çadayı almayın. Elma soymak için dahi çakı almayın elinize. Evet. Kabuğuyla yiyin, elinize çakı almayın. Şöyle düşünmeyin. Silahlanmak sünnet. Canım kardeşim, eğer benim bir sünnetim insanların arasında fitneye sebebiyet verecekse, onu yaşamayın diye hadis-i şerifte var.
O yüzden şu anda silahlı bir tek devlet gücü olur. Diğer şey teröristtir. Tekrar söylüyorum. Silah devlete aittir. Diğeri terördür, terörüste aittir. O yüzden doğru değildir. Allah muhafaza eylesin. Ben Türkiye'de tekrar bunu söyleyeceğim ısrarla. Silahlı bir dini topluluğun olmadığına inanıyorum. Ve olmasının da mümkün olmadığına inanıyorum. Eğer var ise, arkasında muhakkak yerli veya yabancı gizli servis vardır. Allah muhafaza eylesin. Ve Cübbeli Ahmet Hoca'nın da o açıklamasını doğru bulmuyorum. Çünkü ilk açıklamasında 2000'e yakın Türkiye'de cemaat, topluluk var dedi, silahlı dedi. Bu bütün hepsini de bir kategoriye kattı.
Biz tasavvuf topluluğun tasavvuf vakfı topluluğu olarak bizde aynı kategoriyi koydu. Nasıl helallaşacak bizde? Veya X topluluk veya Y topluluk. Yani 2000 tane deyince, Türkiye'de zaten toplasan 2000 tane topluluk yoktur. İrili ufaklığı. Allah muhafaza eylesin. Bu tip açıklamalar doğru açıklamalar değil. Hayırlı akşamlar, aile hukuku ya da eşlerin birbiri üzerinde haklarını anlattığı sizin önerdiğiniz bir kitap var mı? Hadis-i şerifler var bu konuda. Fıkıh kitapları var. Bu konuda eser bulabilirsiniz. Amelleri zayi edecek günah nedir?
Şirk, Allah muhafaza eylesin. Amelleri zayi edecek en büyük günahlardan birisi şirk. Allah'ın korusun, ardından, hani bu böyle biraz da şeydir, Allah korusun. En büyük günah şirk. Ardından işte diğerleri girer. Savaştan geri dönmek, anne babaya asi olmak, namuslu insanların namusuna iftira atmak gibi. Ama amelleri zayi edecek en büyük günah şirktir. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm. Ben İstanbul'dan Abdülbari. Ben Şafii mezhebinden. Benim ailem akşam namazından bir saat sonra bizim aile yasık kılana biliniyor diyorlar. Böyle bir şey var mı? Evet. Akşam namazından bir saat sonra yasık kılana bilinir. Bu, İmam-ı Azam'a göre de kılınabilir. İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf'a göre ise kılınmaz.
Yani şu anda Türkiye'deki namaz vakitleri, yani Diyanet'in vakitleri İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf'a göre, İmam-ı Azam'a göre değil. İmam-ı Azam'a göre olmuş olsa İmam-ı Şafii de aynı. Akşam namazından sonra bir saat sonra yasık kılınabilir. Hal nedir? Kimler hal görür? Hal görenler sizin için ne kadar değerlidir?
Diğer dervişlere göre. Bir de hal gören bu kişiler nasıl oluyor da sizi ve bizleri terk edip gidebiliyorlar? Allah'a emanet olun. Biz zikurullah esnasında veyahut da Kur'an-ı Kerim okurken veyahut da böyle namaz kılarken bunlar uyanıkken görülen rüyalar. Hal rüyadır. Rüyanın bir uyurken görüleni var, bir de uyanıkken görüleni var. Hal görenler de rüyayı uyanıkken görenler. O yüzden bunlar normalde hal nedir dediğinde uyanıkken rüya görenler. Öyle ben tarif ederim. Hal görenle görmeyen arasında, rüya görenle görmeyen arasındaki fark gibidir. Bunlar da gidebilir mi? Herkes gidebilir kardeşim. Mustafa Özbağ bile gider. Bunların ne gitmesi? Kimsenin garantisi yok.
Hayırlı akşamlar, programlarınızı nasıl takip edebiliriz? Hem Gelibolu hem de eski kilisede program oldu fakat haberim olmadığından katılamadım. Çok üzüldüm. Twitter'da, sitelerde böyle bir etkinlik takviminde duyuru göremedim. Nerede hata yapıyorum, etkinlikleri nasıl öğrenebilirim? Şu anda Gelibolu'da program olmuyor. Oradaki program oldu. Koronadan dolayı yine bir sıkıntı yaşandı. Ama zannediyorum en kısa zamanda başlar. Şeyde, Çanakkale'de, eski kilisede sema ve şey devam ediyor. Program devam ediyor. Katılabilirsiniz. Selamun Aleyküm. Pek rüya görmem.
Üç gün önce bir rüya gördüm. Aşık alandayım. Kimse yok. Her yerden hortumlar gelip gidiyordu. Ben de bir ağacın altına yüzüstü uzanmış ellerimle başımı koruyorum. Küçük bir hortum üzerimden geçti. Biraz kirlendim, toza bulandım. Sonra Kabe'yi Allah'ın koruduğunu, oraya sığınırsam kurtulacağımı düşündüm. Kabe'nin içine girerken benim hemen önümde gözleri kumla, toprakla dolmuş insanlar vardı. Onlar da benim gibi kurtulmak için içeri girdiler. İçeride birbirine yakın yardım eden insanlar vardı. Ben içeri girdiğimde serin ve rahatlatıcı bir hava hissettim. Kaosu insanları unutup bir köşeye gidip yatıp uyumaya başladım. Uykuya dalarken birkaç kişi gelip yarı çıplak olduğumu, burada durmamın uygun olmadığını, dışarı çıkmam gerektiğini söyledi.
Ben de buraya gelirken kıyafetlerimin olduğunu, nasıl yarı çıplak olduğumu anlamadığımı söyledim. Biraz dil döküp çabalayınca üstüme gri atlet geldiğini fark ettim. Böylece bana da müsaade ettiler. Ben bu rüyadan bir her türlü beladan korumak için Allah'a sığınmam gerektiğini ve tembellik etmemem gerektiğini anladım. Başka bir manası varsa ders çıkarmam için söyler misiniz? Beytullah'ın şeklinde şemaline şeytan giremez. Beytullah'a sığınmanız, Allah'a sığınmanız gerektiğiyle alakalı. Ve üzerinizde çıplak olmanız ve şeriata uymadığınıza işaret. O yüzden hızla Allah'ın haram ettiklerini terk edeceksiniz. Allah'ın farz kıldığı ibadetleri yerine getireceksiniz hızla. O yüzden sizin çıplak hükmünde olmanız komple şeriatınızın eksik olduğunu gösteriyor.
Allah şeriatınızı tamam eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Sufilik yolunda olan bir kişinin başına gelen üzüntülü bir olayı kendi kusurundan, günahından mı bilmesi gerekir? İyi olur. Bu benim kendi hatamdır, kendi kusurumdur deyip tövbe etmesi hoş olur. Daha ruhu üflenmeden, anne karnında kalbi atmıyor diye alınan bir çocuğun dinen hükmü nedir? Anne baba onu ahiret hayatında görecek midir? Normalde ruhu üflenmediyse tam bir insan kemale gelmiş bir insan hükmünde değil, hanefilerce. O yüzden alınması mecburiyetten ise bunda bir hanefiler mahsur görmemişler. Allah-u Teala'nın yollarda dolaşıp zikir meclisini arayan özel melekleri vardır ve onlar zikir yapanların amellerini ilahi huzura çıkarırlar ve Allah onlara sorular sorarırlar.
Burada bu özel melekler Allah'ı görürler mi? Hiçbir şey ve hiçbir kimse Allah'ı tam manasıyla göremez. Ama Allah'la konuşabilirler. Benim Twitter'da kullandığım bir zikir sahnesini atmış arkadaş. Selamünaleyküm bu ibadet şeklinin kaynağı nedir diye. Bununla alakalı Allah'ı niçin anıyoruz diye Abdullah Ağrı'nın bir kitabı var. Oradan okuyabilirsiniz. Hadis kitaplarında Allah'ı zikirle alakalı hadisler var. Onlardan okuyabilirsiniz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de kendi zamanında Allah'ı zikretmiştir. O yüzden Allah'ı öyle zikredin ki olgunlaşmış bu yuday başaklarına, rüzgarın olgunlaşmış bu yuday başaklarına salladığı gibi siz de sallanaraktan Allah'ı zikredin diye.
Sahabeler döne döne de zikretmişler. O yüzden yapmış olduğumuz bu zikrullah şekli, şemali, sünneti seniyor, uygun. Ayet-i kerimede siz otururken, ayaklarınızın üzerinde dikilirken, yürürken, yanlarınızdan yatarken Allah'ı daim zikrullah zikredin diye emir de var. O yüzden yapılan zikrullah ibadeti ayetle, hadisle, imamların iştahı ile sabittir. Merhaba Mustafa Hoca'yı evimizin içinde, elinde kitapla, elleri semada dua ederken rüyamda gördüm. Ne anlama gelir? Dersi değilim, ders alabilir miyim? Ders alacağınıza işaret işte bak. İnşallah dersi vereyim ben de size. Allah mübarek etsin.
Allah mübarek etsin. Cenab-ı Hak muhafaza eylesin, daim eylesin inşallah. Dersinizi gönderdim, onu günde en az bir sefer yapacaksınız inşallah. Tabi olmak benlik içerir mi? Tabi olmak ile kölelik arasında fark var mı? Farklı davranış ve düşünceler eyleme dönüşünde aferoz edilir mi? Yani tabi olmak kölelik değildir. Çünkü tabilik Kur'an ve sünnet tarihindedir. Eğer dini bir hüküm olarak soruyorsunuz. Bir kimsenin devlet başkanına, bir kimsenin anne babasına, bir kimsenin eşse kadınsa kocasına, bir kimsenin bir üstada, bir ustaya tabi olması Kur'an sünnet tarihindedir. O yüzden tabi olmak benlik içerir mi? Bazısını da içerebilir.
Ana bak ben işte tabiyim gibisinden. O yüzden tabi olmak bazen evet nefis de yapabilir insan. Kölelik midir? Bence kölelik değildir. Kölelik farklı bir şeydir. O yüzden ben tabi olmak ile köleliği ayırt ederim. Tabi olmak Kur'an sünnet tarihindedir. Bizim, benim kardeşlerimle olan hukukum da Kur'an sünnet tarihindedir. Annemle babamla olan hukukum da Kur'an sünnet tarihindedir. Eşimle olan, arkadaşlarımla olan, çocuklarımla olan hukuk da Kur'an sünnet tarihindedir. O yüzden kimsenin kimse köleliği yoktur. Farklı davranış ve düşünceler eyleme dönüştüğünde aferoz edilir mi? Bilmiyorum ki kime karşı böyle bir davranış içerisinde bulunacaksınız.
Veya kim böyle davranıyor? O yüzden kimsenin kimseye aslında aferoz etmeye hakkı yok. Aferozluk, aferoz sistemi Hristiyan aleminde kullanılan bir sistemdir. O kimseyi aferoz eder, yani dinden atar. Dinden atınca o kimseye bir daha artık asla Hristiyan olamaz. İslam'da böyle bir şey söz konusu değil ki. Kimse kimseyi dinden atamaz. Kimse kimseyi bu noktada dinin dışına itekleyemez ki. Böyle bir şey yapmaya hakkı yok. O yüzden farklı davranış ve düşünceler bir insana aferoz etmez. Bu manada etmez yok. Herkes, İslam dininde bir kimsenin dini kendince hür bir şekilde algılama biçimi var. Mezheplerin oluşmasının sebebi de bu. Mesela ben hadislerin hepsini sahih kabul edip, hadisleri, din, Kur'an'a hadisler gözlüğüyle, mantığıyla bakıyorum.
Bir başkası inkar ediyor. Beni de değişik suçluyor. Benim böyle inanma hakkım var canım kardeşim. Ben de senin hadisleri inkar ettiğin için seni de eleştirme hakkım var. Örneğin, bir başkası örneğin işte farz namazı kılmıyor. Benim onu zorlamaya hakkım yok. Ben onu zorlayamam. Ben bir kimseyi farz bir ibadeti yapmadığı diye zorlayamam. Birisi de bana zorlamış olsa ona da karşı gelir. Ama ben bir farzı yerine getirmedim diye veya ben bir günah işledim diye veya ben bir örneğin büyük bir günahı kebari işledim diye. Beni hiç kimsenin dinden atmaya hakkı yok. Birisi nasihat edebilir. Şirk, az önce bir soru vardı ya amelleri zayi eden günah nedir diye, amel nedir diye.
Ben de şirk dedim. Bu hadiste sabit. Ve şunu nasihat olarak söyleyebilirim. Amelleri zayi eden en büyük günahı kebari şirktir. Şirkten uzak durun. İşte bunları, bunları, bunları, bunları yapan insan şirk ehli olur. Bu ilimdir. Bu ayrı mesele. Ama birisini aferoz etme hakkımız yok. Ben o hakkı kendimde görmüyorum. Birisi de beni aferoz edemez zaten. Selamun Aleyküm Elazığ'dan Nurettin Kaya. İnşallah size Elazığ'dan misafir etmek nasibimiz olsun. İnşallah. Allah nasip etsin inşallah. Tekrar selamun Aleyküm. Eşim, Baldızım ve Yılmaz Öztürk. Ve sizi dinliyoruz. İzniniz olursa ders almak istiyorum. Ellerinizden öperiz. Gecenizden olsun. İnşallah. Verelim canım kardeşim.
Allah'ım mübarek eylesin. Allah'ım iyilik verin. İnşallah. İnşallah Elazığ'da da yolumuz düşer. Allah nasip etsin. Selamun Aleyküm. Binamızda komşuluk yok. Ne yaptıysam insanlar kaçıyor. Hamur işi yapıp gönderiyorum. Hallerini hatırını sorarım. Bir ihtiyacı olana koşarım. elimden geldiği kadar. Sonra diyorum ki, tamam bırak sen de onlar gibi ol diyorum. Demek ki istemiyorlar diyorum. Bu durumda ne yapayım? Bir komşuma ne yaparsam, kokmuştur diyerek yemek gönderiyorum.
bana mesaj atmış. Bir daha gönderme gerek yok diye. Yaptığım iyilik kötü algılandı. Buna bir tavsiyeniz var mı? Yok gönderme diyorlarsa göndermeyeceğim. Biz komşularla olan ilişkimizi yine sıkı tutacağız. Allah iyisin inşallah. Selamun Aleyküm. 29 yaşında erkeğim ileri düzeyde bel fıtığım var. Doktorlar yaşım genç diye ameliyat önermiyorlar. Ama verdikleri ilaçtan bir şifa bulamadım. Tavsiye ve dualarınızı bekliyorum. Allah yardımcın olsun. Zor bir hastalık. Ama bu konuda inşallah böyle çok mahir olan insanlar var. Ameliyat ediyorlar. Onlardan birini bulabilirsen inşallah Rabbim şifanı versin inşallah. Selamun Aleyküm.
Ben Trakya'dan Recep. Sizden ders almak istiyorum. Hayırlı akşamlar. Recep Trakya'nın neresindensin ya? Onu yazmamışsın, onu söylememişsin. Trakya'dan Recep demişsin. Ta nereden nereye kadar Trakya. Mesela işte Tekirdağ mı, Keşan mı? İnşallah onu da yaz ya. Bakarsın yakında Tekirdağ'a gideceğim. Tekirdağ'da buluşuruz, görüşürüz. Cenab-ı Hak nasip eder inşallah. Efendim yerden göğe kadar haklısınız.
Sağcılık eşittir, kapitalizm diye söyleyince bizi istemiyorlar. İnpaş, Kombasam vs. vs. Biz de Refah Partisi'nde büyüdük. Ama partiyi din gibi görenler vardı. Ne yazık ki öyleydi. Allah muhafaza eylesin. Selamun Aleyküm hocam.
Ben Manavgat'tan Çetin. Geçen haftalarda soruma cevaben uyumadan önce abdestine al, Allah'a dua et. Bir şekilde bir sinyal verecektir. Aynısını yaptım. O gece değildim. Üç günü rüya gördüm. Üçüncü günü. Beş tane sufi ellerinde büyük sopa bana diyorlardı ki otur oturduğun yerde taşımayacaksın. Yerinde kal. O sufilerin arkalarında da siz vardınız. Onlar sizi görmüyordu. Ama ben sizi görüyordum. Bana bakıp çok da görüyordunuz. Doğal bir rüya. Rüyanın anlamını çok merak ediyorum. Otur oturduğun yere Çetin. Sopayı yiyeceğim bak yoksa. Çetin otur oturduğun yere. Maşallah Çetin. Allah mübarek eylesin. Samimiyet bu işte ya.
Bakın samimiyet bu. Yani bir insan samimi bir şekilde Allah'a müracaat ederse Cenab-ı Hak onu rüyasında gösteriyor. Hamdolsun. Allah mübarek eylesin inşallah. Selamun Aleyküm hocam. Ben İstanbul'dan Mustafa sizi tavsiye ile takip etmekteyim. Sorum şu olacak. Namaz kılarken illaki bir yere bağlı olmak mı gerekiyor? Bağlı olduğun yerlerin insana faydası nelerdir? Kur'an ve zünneti yaşamak için illaki bir yere bağlı olman gerekmiyor. Namaz kılman için illaki bir yere bağlı olman gerekmiyor. Bir sufi yoluna intisap etme bir ihtiyaç görmekle alakalı. Yani bunun gerekli görmekle alakalı. Herkes sufi yoluna bağlanacak. Bir üstada bağlanacak da büyük bir kaide yok. O yüzden bir kimse Allah'ı zikredecek.
Allah'a yakın olmak istiyor. Allah yolunda koşmak istiyor. Böyle bir şey olursa o zaman bir kimse zaten bunu ihtiyaç olarak görür. Hz. Mevlana Celat-ı Rum Hazretleri diyor ya, yeni doğan bir çocuk önce süt emer, dişleri çıkmaya başladığında ekmek ister, dişleri düzelince de diyor o et ister. Bu da onun gibi bir kimse illaki namaz kılmak için bir yere bağlanması gerekmiyor. Sen namazını kıl canım kardeşim. Sen namazını kıl. Bir yere bağlı olmana gerekmiyor. Hocam hayırlı akşamlar. Hayırlı akşamlar. Müsaade ederseniz size bu akşam bir rüyamı sormak isterim. Eğer rüya cevaplamayacağım derseniz de hakkımızı helal ediniz. Helal olsun. Uyanmamıza uyanıkken görülecek rüyalara vesile olması duasıyla.
Ooo çok uyanık bir dua bu. Rüyamda abim ve anneme biz de mevlevi olalım dedim. Baksana ne güzeller dedim. Sonra birden sema etmeye başladım. Hiç başımın dönmediğine şaşırdım. Sanki yıllardır yapıyormuş gibiydim. Öyle güzel duygular içindeki doldu ki içime. Sema ederken de önümde bir perde açıldı. İçeride sema eden siyah elbiseli insanlar vardı. Ben de birden sema ederekten oraya geçtim. Ben geçince birisi yere düştü. Ben mi çarptım bilmiyorum. Korktum durdum ve uyandım. Tekrar uyudum. Rüyam kaldığı yerden devam etti. Sema ettiğim yerde olan bir sohbette otururken uzun boylu sarıcın renkli gözlü bir abi beni hoca efendinin beklediğini ve huzuruna götüreceğini söyledi.
Ben de neden dedim. O da bana iyi bir şey yapmışım gibi gülerek. Sen posnişi deldin dedi. Arkamda posniş diye bir küçük halıya baktım. Halının ortasında yırtık büyüdü. Sonra o abiyle birlikte hoca efendinin huzuruna doğru giderken semada yere düşen kişiyle karşılaştım. Korktum ve uyandım. Ama hep acaba hoca Mustafa hocamın diye düşünüyordum. Sanki varlığınızı da hissediyordum. Bana bakıyormuşsunuz gibi hissediyordum. Ama sizi hiç görmedim. Allah mübarek eylesin. İnşallah Cenab-ı Hak seni mevlevi yoluna mukim eylesin. Ver devam eylesin. İnşallah. İnşallah. Her kim ise üstadın onu da görürsün rüyanda inşallah. Yolun belli üstadın kalmış. Yolun mevlevilik.
Üstadın da görürsen inşallah dersini alırsın. Selamun Aleyküm. Devlet kurumlarında görev yapan öğretmenlere maaş için anlaştıkları bankalar tarafından bir miktar promosyon veriliyor. Bu parayı kullanmak caiz midir? Evet. Biz emeklilere de veriyorlar. Kendim için caiz demiyorum. Bu devletin verdiği caizdir. Maddi konuda yardımcı olacağımız insanların Kur'an sünnet dairesinde yaşayıp yaşamaması veya bu parayı nereye kullanacağı, yardımı yapan kişinin gözetmesi gereken bir husus mudur? Evet. Zekat vereceğinizde, maddi konularda yardım edeceğinize dikkat edeceksiniz. Kur'an sünnet dairesinde olup olmadığını, yaşayıp yaşamadığını.
Yoksa o Allah ile kendi arasında deyip yardımımızı yapmalı mıyız? Hayır. Sizin ekmeğinizi namaz kılanlar yesin. Hadis-i Şerif. Ben zihin engelli öğretmeniyim. Devlet kurumunda haftada 5 saat çalışıyoruz. Onun dışında bir meşgalem yok. Şimdi çevremde ihtiyacı olan öğrenciler vizesi ders vermeyi düşünüyorum. Pandemi sürecinden dolayı vaz mı geçeyim yoksa devam edeyim. Danışmak istedim. Maske, sosyal mesafeye takip ederekten ders verebilirsin. İnsanlara yardımcı ol. İnşallah. Selamünaleyküm. Sizi çok seviyoruz. Ellerinizden öperim. Allah da sizi sevsin. Cenab-ı Hak muhininiz olsun inşallah. Selamünaleyküm. Geçen rüyamda önümde bir leğen insan necaseti debeleniyorum.
Uyandım yanımdaki arkadaşa bu nasıl bir rüyaydı dedim. Ses etmedi derken uyandım. O da rüyaymış. Eşime anlattım tekrar uyandım. O da rüyaymış. Elhamdülillah en sonunda dördüncü rüyadan uyandım sabah namazına. Birazcık tövbe edelim inşallah. Rabbi muhafaza eylesin inşallah. Hocam Yalova müftüsü namazı terk eden yuvası yıkılır diyor.
Cumadan sonra öğle namazını kılmadılar. Tam arabasına binerken sordum. Öğle namazını kılmadın dedim. Sen kıl dedi. Ben de kötü konuştum. Ne dersin? E kötü konuşmayacaktım. Doğru değil. Yani bir kimse cumayı kıldıktan sonra öğlen namazını kılmasına gerek yok. Selamünaleyküm. Evhamlılık bir hastalık mıdır? Bunun etkisinden ne ile kurtulabiliriz? Yani evet bu böyle insanda bu hastalığı daha da arttırabilir. Bunun evham ettiğin şeyi normalde tevhid ile üzerinden atmaya çalışacaksın. Boşanılan eşler eski hanımlarına zulüm ve şiddet uyguluyorlar. Hocam bu durumda ne yapılmalı?
Nasıl mücadele edilmeli? Kur'an sünnet noktasında olan bir kadına iftira atılırsa sonucu ne olur? Normalde bir kadın boşandıysa eski eşin asla ve asla ona bir daha musallat olmaması lazım. Onunla ilişkisini kesmesi lazım. Onunla bir irtibata girmemesi lazım. Ama ne yazık ki cahil, kendini bilmez, din bilmez, Kur'an bilmez, sünnet bilmez, fıkıh bilmez kimseler. Ne yazık ki böyle bir cahilane, cahilce hareketler yapıyorlar. O yüzden zulüm ve şiddet uyguluyorlar. Bu konuda şikayet edeceksiniz hemen devletin adli mekanizmalarına. Allah muhafaza eylesin. Bu Kur'an sünnet noktasında olan bir kadına iftira atılırsa sonucu ne olur? Yedi büyük günah kebair var ya işte hani bir kadının namusuna iftira atmak onu yapıyorlar.
Allah muhafaza eylesin inşallah. Bir oğlum dört kızım var adaletli olmak istiyorum. Dinimiz bu konuda ne diyor? Mal paylaşımında, miras hakkında bilgi verirseniz sevinirim. Artı 49 Almanya mı? Evet. Şimdi İslam hukuku uygulanmadığından dolayı mirasla alakalı meselede İslam hukukunu uygulamanız caiz değil. Çünkü Darül Harp olan bir yerde, bir ülkede, bir bölgede İslam hukukunu uygulayamazsınız. Uygularsanız da hata yapmış olursunuz zaten. Allah muhafaza eylesin. O yüzden siz mal paylaşımında çocuklarınızın arasında adaletli davranmaya gayret edin.
Selamun Aleyküm. Bir böceği korkudan öldürmenin vebali var mıdır? Yok. Selamun Aleyküm. İstemekle alakalı bir sorun mu olacaktı? Kişi bir başkası kendisine para, araba her ne lazım olursa bana gel derse, o kişi de onu ararsa bunun için istemiş olur mu? Yok. O kendisi demiş ne ihtiyacın olursa gel ben ihtiyacını göreyim demiş. O yüzden bir kimse ondan sıkıştığında, darda kaldığında, herhangi bir şey olduğunda ondan istemesinde bir sıkıntı yok. İnsani ilişkileri çok iyi olan, çok tatlı dilli, çok yardımsever ama imani noktada eksiği olan arkadaşlarımız için ne yapabiliriz?
Kişilik olarak üzerindeki iyi yönlerinin ona faydası olur mu? Bir gün Allah'a dönmesine sebep olur mu? İnşallah, yani o iyi insanlar inşallah bir gün iyi noktaya dönerler. Dua edelim inşallah. Az önce bu ağaçlık alındayım, kimse yok. O hortumlar gelip Beytullah'a giriyorum diyen, üstlerim çıplaktı diyen arkadaş tekrar yazmış. Evet, doğru söylediniz. Şeriatım eksik. Namazı günde bir ya da iki günde bir kılıyorum. Evet. Hızla şeriatını tamamla. Bu bir ikazi rüya çünkü. İyi bir şey olunca nasıl davranmak lazım? O hal nasıl korunur? Teşekkür ederim. Ya normalde iyi bir şeyi korumaya çalışmayın. Siz iyilik yapmaya devam edin.
Yani çünkü bu iyiydi ama bu geçti bitti, bu yaşandı. İkinci iyiliğe gözünüzü dikin. Yani bu normalde bunu korumaya çalışmayın. Yaşandı, bitti çünkü bu. Yani birisine yemek yedirdiniz, bitti. Yemeği yedirdiniz, bitti. Bu sohbet bitti şimdi. Birkaç tane soru kaldı. Yani ben bunu korumaya çalışmak değil. Ben bunu devam ettirmeye çalışacağım. İyilikler az ama devamlı olanı makbul. İyi amellerin az ama devamlı olanı makbul. Az olsun önemli değil ama devamlı olsun. O yüzden devameti sağlamaya çalışın inşallah. Bir ayet okur musunuz? Kıraatinizi merak ettim. Lütfen bir Fatiha oku.
Kıraatini merak ettim. Yahu demiş bir de. İftira kötü bir şey. Cübbeli hocam tarikatlar demedi. Selefiler silahlanıyor dedi. Bizim İsmail Ağa'da bir yerde Selefiler saldırdı. Bizim arkadaşlara dünyadan haberin yok. Selamun Aleyküm. Hocam Mahmut Efendi hakkında ne düşünüyorsunuz? Biz hiç kimse hakkında olumsuz bir şey düşünmüyoruz. Allah mübarek eylesin. Hocanızı da, İsmail Ağa cemaatınızı da, Cübbeli de. Yalnız böyle birisini kötülemek için veyahut da siz demişiniz ya, iftira kötü bir şey diye. Bir ayet okur musunuz? Kıraatinizi merak ettim. Lütfen bir Fatiha oku. Kıraatını merak ettim.
Yahu demişin. Bu dil de iyi, güzel bir dilse. Devam et. Ben tarikatlar dedi demedim. İki bin tane cemaat, işte topluluk var dedi. İki bin tane. Aç oraya bak. İki bin tane topluluk deyince bütün topluluklar girer, dini topluluklar girer işin içerisine. Dese, direkt dese, sonradan dedi Selefiler diye. İlk söylediğinde iki bin tane dedi, dini topluluk var. Bu manada söyledi, silahlanıyorlar dedi. O yüzden, canım kardeşim, Cübbeli hocanız da mübarek olsun, Mahmud efendiniz de mübarek olsun. Ne hakkında, kişiler hakkında düşüneceğimiz bir şey yok. Ne düşüneceğim Mahmud efendi hakkında, kendisini tanımam, bilmem ne düşüneceğim.
Ama şeyhlik icazetinin hem sözlü hem yazılı olarak olmadığını biliyorum. Mahmud efendi diyorsunuz. Mahmud efendi, yazılı ve sözlü icazeti olmayan Türkiye'deki şeyh efendilerden birisidir. Kendisini şeyh deyiyor. Herkes, ben de o yüzden diyorum. Çok merak ediyorsanız gidin sorun. Evet, ders alan Trakya'dan kırklar elindenmiş. İnşallah kırklar eline geldiydim. Orada bir üniversitede programımız olduydu. İnşallah nasip olur geliriz inşallah. Sohbeti izlerken uyuyakalmışım rüyamda.
Yeğenimin sizden ders almalıymış. O da rüyasında görmüş, siz de ders alsın dediniz. Yeğenimin ders alması gerekiyorsa size yönlendireceğim. İnşallah hayırlısı olsun. Selamun Aleyküm bir komşum var, eşi bırakıp gitmiş ve üç yetimi var. Uzaktan eğitim için, eba girebilmek için telefonun yeterli olmayıp tabletin gerekli olduğunu söyledi. İçimden bir miktar yardım etmek geldi ama bayanın sonrasında bir dernek ile görüştü, tablet vereceklerini. Ama telefonun da bozuk olup, acaba gelen tableti satıp telefonumu mu değiştirsem deyince yapacak olduğum yardımdan vazgeçtim. Nefsime mi uymuş oluyorum, size danışmak istedim. Söylememize gerek yok. Allah yiyesin inşallah.
Böyle yani insanlar ne yazık ki. Rüyanda net görmedin üstadı, ne diye derslerini aldın çekiyorsun diye sürekli kafamda bir ses boşa çekiyorsun diyor. Bağlanmadın, seni kabul etmediler. O yüzden rüyanda görmüyorsun. Gerçek beni kabul etmediniz mi? Neden rüyanda net görmüyorum sizi? Yani normalde dersi iade etmek istiyorsanız iade edebilirsiniz. Ama mutmain değilseniz de iade edebilirsiniz. Sıkıntı değil. Selamun Aleyküm. Eşim bir rüya gördüm. Allah hayır etsin dedi. Ben de hayır olsun dedim. Rüyasını anlattı.
Ben de kalbime gelene göre tevbe et dedim. Hakkınıza helal edin. Helal olsun. Sen eşinle helallaş inşallah. Allah yiyesin. Sorularınız bitti. Allah hepinizden de razı olsun. Cenab-ı Hak mu'ininiz olsun, mu'inimiz olsun inşallah. Rabbim cümlemizi sevsin, sevindirsin inşallah. Önümüzdeki cumartesi buluşacağız inşallah. Allah'tan bir şey gelmez. Şimdi tevhidimizi okuyacağız. Geceyi sonlandıracağız inşallah. Eftali zikir fâlevenle hû la ilâhe illâllâh. Allah gecenizi ayır etsin, gündüzünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak Kur'an ve sünnet-i seniye sımsıkı yapışım yaşama ve yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin.
Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.