mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (971-975. Beyit) SORU - CEVAP

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 29 Eylül 2020 · 2:34:03

Selamun Aleyküm, hayırlı geceler, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak maddi-i manevi mu'ininiz olsun, maddi-i manevi afiyet versin, ailenize, eşinize, çocuklarınıza, akrabalarınıza, mahallelerinize, beldelerinize, memleketlerinize, bereket ihsan eylesin, lütfetsin, ikram eylesin, ihsan eylesin, inşâAllah. Malum bu korona yasaklarından dolayı yine böyle işte cumartesi gecesi canlı yayın sohbetinde bir araya geleceğiz. İnşâAllah Cenab-ı Hak bu günleri hızlı bir şekilde bitirir de imtihanımız geçer, yine toplu bir şekilde zikrullah yaptığımız, sohbet ettiğimiz, koşuşturduğumuz günler yine geri gelir, inşâAllah. Daha iyisi, daha güzeli, daha tatlısı, daha derini, daha yükseği inşâAllah yeniden icra edilir.
Malum işte geçen cumartesi bir konuyu atlamıştım, sonra Salim'e dedim ki hatırlat arkadaşlara dedim bu konuda teşekkür etmek istiyorum diye. Bu hem Sudan gezisinden hem de Bosna gezisinden mutlu bir şekilde döndük. Tabii ama işte o geçen yıl Şevvaros programlarında onları misafir etmiştik Bursa'da, aynı zamanda Çanakkale'de, ondan sonra İstanbul'da.
Bu misafirlerin o esnada çok mutlu olmuşlar, çok memnun olmuşlar misafirler ve anlata anlata bitirememişler. Gittikleri yerlerde etrafındaki arkadaşlara, kardeşlere hep böyle anlatmışlar, dilden dile dolaştırmışlar. O yüzden hatta gittiğimizde defalarca defalarca teşekkür ettiler. O yüzden bu sadece benimle alakalı bir şey değil. Bütün duasıyla, hizmetiyle, koşuşturmasıyla, her şeyle, can siperhane çalışan kardeşlerimizle alakalı. Allah hepsinden de razı olsun. Bizim yüzümüzü ağartıyorlar. Allah da onların yüzlerini ağartsın. Çünkü hem Bursa olarak hem ardından Gelibolu, Çanakkale, ardından İstanbul, daha önceki yıllarda önce İzmit'e gidiliyordu.
Daha önceki program orada oluyordu. O yüzden İzmit'te işte bütün arkadaşlar bu konuda misafirleri ağırlamada, onları uğurlamada, gerekli hizmeti yapmakta hamdolsun üstün bir gayret sarf ediyorlar. Bu üstün gayret sarf edince de yer bulmuş arkadaşlar da karşıda. Gerçekten çok memnun kalmışlar, çok mutlu olmuşlar. Hep böyle defalarca defalarca teşekkür ettiler. Hatta hani bir daha bir program yapmış olsak, davet etmediklerimiz bile gelecek, hiç bakmayacaklar. Hani işte davetli miyiz, değil miyiz diye. Hatta birkaç kişi böyle özel telefonunu falan verdi Bosna'da. İşte ben muhakkak gelmek istiyorum, beni haberdar edin gibisinden. Biz de dedim ya buradaki arkadaşlar sana haberdar ederler, işte sen de buyur gel falan işte diye söyledik, davet ettik.
O yüzden bütün arkadaşlara teşekkür ederiz. Allah hepsinden de razı olsun, hizmetlerinden dolayı. Bugün böyle bir kalbime gelen bir şey vardı. Sosyal hayatla alakalı, Türkiye'nin gündemiyle alakalı. Biz koronayla yatıyoruz, koronayla kalkıyoruz. Evet, korona gerçekten böyle kenara atılacak, yabana atılacak, es geçilecek bir bulaşıcı hastalık değil.
Muhakkak üzerinde titizlikte durulması lazım, önlemlerin alınması lazım. İşte baktım, tabii bu koronayla alakalı da istatistiklere falan baktım. Yaklaşık 300 kusur kişi ölmüş ondan sonra, bugüne kadar. Salim bir bakar mısın tam bugüne kadar kaç kişi ölmüş Türkiye'de? Zannediyorum, 300-350 kişi mi ne öldü galiba? Veyahut da bilmiyorum, 3500 kişi mi?
Ama bir şey var, yani Türkiye'de bir sosyal facia var. Bu sosyal facia uyuşturu bağımlılığıyla alakalı. 7.900, 8.000 kişi ölmüş. Evet, normalde şu ana kadar 8.000 kişi ölmüş koronayla alakalı. Ama bir uyuşturucu belası var başımızda. Biz bu uyuşturucu belasını es geçiyoruz. Bütün dünya bu uyuşturucu belasının altında inim inim inliyor. Ve bizim ülkemiz de bu uyuşturucu belasının altında inim inim inliyor. Ve biz bu uyuşturucuyla olan mücadelede komple devlet, millet el ele büyük bir mücadele vermemiz gerekiyor. Öyle bir şey ki gün geçmiyor, ben böyle değişik kimyasal uyuşturucular kullanmış, bayan ve erkeklerin sokaklarda perperişan bir şekilde görmemiş olayım.
Gün geçmiyor ki o uyuşturucu belasına tutulmuş bir genç kızın böyle işte duyuyorum bedenini sattığını, ne bileyim işte değişik şeyler yaptığını, işte bu uyuşturucu belasına tutulmuş genç erkeklerin ailelerine çok eziyetler çektirdiğini, o uyuşturucu parasını alabilmesi için babalarını dövdüğünü, annelerini dövdüğünü, uyuşturucu parası alabilmesi için teyzelerini, halalarını gasp ettiğini, dayılarını, amcalarını gasp ettiğini, onlara zulmettiğini ve bu uyuşturucu parasını bulmak için hırsızlık yaptığını, değişik pis işlere karıştığını gün geçmiyor ki duymamış olayım
veyahut da gün geçmiyor ki görmemiş olayım. Kıymetli dostlar, bu önümüzdeki yani bizden sonra gelen bu gençlik ne yazık ki bu uyuşturucu müptelasını, bu belaya hızla daldı, tonlarca uyuşturucu yakalanıyor ama bunun önüne geçilmiyor ve o kadar çok uyuşturucuyla irtibatlı kimseler var, artık 13 yaşa kadar, 9 yaşa kadar, 10 yaşa kadar uyuşturucunun düştüğü ve enteresan istatistikler var.
%75'ine yakın uyuşturucuya alışanların en yakın arkadaşından veya en yakın etrafındaki kimselerden bu uyuşturucuya alıştığı veya uyuşturucuya alıştırıldığı ve ne yazık ki bunlarla alakalı çok büyük sıkıntılar var, bunlarla alakalı çok büyük problemler var. Bunu neden özellikle bu akşam söyledim? Bu korona döneminde insanların uyuşturucuya olan bağımlılığının daha da arttığına dair Birleşmiş Milletler raporu var.
Yani bu Birleşmiş Milletler raporunda koronayla beraber insanların daha fazla uyuşturucuya bulaştığını, kullanmış oldukları uyuşturucuyu fazlalaştırdıklarına ve uyuşturucuyla olan ilgi ve alakalarının arttığına dair raporlar var. O yüzden bizim ülkemiz için de geçerli. Bizim ülkemiz çünkü uluslararası uyuşturucu trafiğinin ortasında. Avrupa'ya giden uyuşturucu Birleşmiş Milletler raporuyla sabit bu. Aynı zamanda narkotin raporunu da okudum bugün inceledim. Narkotik şube müdürlüğü de bununla alakalı çok geniş bir rapor yayınlamış. Ve o raporda da bu Afganistan'dan gelen uyuşturucunun Türkiye üzerinden Avrupa'ya gittiğini ve en yüksek miktarda 2019 ve 2020'de yakalanmış.
En yüksek miktarda. Fakat narkotin bu kadar ince titiz çalışmasına rağmen yeterli mi? Değil. Ve kullanımı çok hızlı bir şekilde artıyor. Yani düşünebiliyor musunuz? Tedavi gören, yani uyuşturucu tedavisi gören. Resmi rakamlar bunlar. 2007'de 35 bin kişiymiş. Resmi rakam bakın bu. Ve 2016'da 254 bin kişi olmuş. Yani yaklaşık 9 senede 7,5 kat artmış. Bu çok büyük bir rakam. Bakın sadece tedavi olmak isteyenler. Yani tedavi görmek istiyor. Bu tedavi görmek isteyenlerdeki artış 7,5 kat. Bakın 1 kat değil, 2 kat değil, 3 kat değil. Ve bu 9 sene içerisinde her sene kendi kendisini katlayaraktan gitmiş.
Bakın kendi kendisini katlayaraktan gitmiş. Ve ne acı bir şey, ölümler de katlaya katlaya gidiyor. Uyuşturucu ölümleri de katlaya katlaya gidiyor. Yani yüksek dozda alınmış olan uyuşturuculardan ölenler de katlaya katlaya gidiyor. O yüzden bu sadece Türkiye'nin meselesi değil, bu dünyanın meselesi. Dünyayı idare eden deccalist sistem, bütün dünyayı uyuşturucu müptelasının altında inim inim inletiyor.
Bütün dünyayı anarşi müptelasının altında inim inim inletiyor. Bütün dünyayı fuhuşla yönetmeye çalışıyor. Ve fuhuşun altında inim inim inletiyor. Ve bütün dünya içki tüketiminde her yıl katlayaraktan gidiyor. Fuhuş katlayaraktan gidiyor. Uyuşturucu katlayaraktan gidiyor. Terör, uluslararası terör katlayaraktan gidiyor. Açlık uluslararası açlık katlayaraktan gidiyor. Ve dünya büyük bir kaosun içinde. Dünya büyük bir kaosun içindeyken ne yazık ki Müslümanlar bu kaosu görmüyorlar. Veyahut da görmek istemiyorlar. Veyahut da İslam dünyası bu kaosun neresinde durduğunun farkında değil. Ve çok acı bir şey, Türkiye'deki İslami duyarlılığa sahip olanlar da bu kaosun neresinde olduğunun farkında değiller.
Her gün oturup bu konuları konuşmaları gerekirken, her gün oturup insanların içki, kumar, fuhuş, terör, ondan sonra uyuşturucu, eşcinsellik, ailelerin batması, ailelerin dağılması, ekonominin insanları ne yazık ki mutlu etmemesi, ve insanların mutsuz olması, ekonomik darboğaz ve bunlarla alakalı insanların konuşmaları gerekirken ve Müslüman entelektüeller bunlarla alakalı çalışması, fikir yürütmesi, bunlarla alakalı bir şeyler yapmaları gerekirken, İslam dünyası ne yazık ki İstanbul'u fethetmek için surlara dayanan Fatih Sultan Mehmet'i görmeyip,
melekler dişi miydi, erkek miydi tartışması yapan Bizans din adamlarına benziyoruz. Bizim ne yazık ki sınırlarımız yok edilmiş, kırılmış, ahlaki sınırlarımız kalmamış, edep, terbiye, adap sınırlarımız kalmamış, anne annelini unutmuş, baba babalığını unutmuş, evlat evlatlığını unutmuş, kadın huş yapmak için İstanbul Sözleşmesi çatısı altında kocasını evden uzaklaştırma alıyor ve kalkıyor evli olmasına rağmen sevgilisini eve alıyor, edep, haya, terbiye sınırları kalmamış veyahut da sevgilisiyle fingirdeşmek isteyen genç kız babasını evden uzaklaştırmak için kalkıyor,
babasını tacizle tehdit ediyor veyahut da dövüyor beni diyor, babasına uzaklaştırma alıyor, ondan sonra evine sevgilisini getiriyor, onunla fingirdeşiyor. Uyuşturucu sokaklarda çok rahat bir şekilde kullanılıp satılırken, fuhuş yani resmi kayıtlarda sadece Türkiye üzerindeki bilmem ne evlerinde yüz binin üzerinde kadın fuhuş yaparken, yüz binin üzerinde kadın fuhuş yapmak için müracaat etmişken ve işte fuhuş yasak olmadığı için herkesin çok aleni bir şekilde sosyal medya üzerinden, eskort adı altında, hayat arkadaşı adı altında ve kadınların tenleri satılırken, pazarlıkları yapılırken,
her tarafta fıçılarla, tanklarla içkiler içilirken ve her gün farklı farklı isimler altında devlet tarafından kumar oynatılırken, biz ülkedeki İslami entelektüel kesim veyahut da bu konudaki söz söyleyecek olan kimseler, biz oturmuşuz namazda ellerimiz kulak memelerimizi neresine kadar değmeli, kulak mememize değmeli mi, değmemeli mi, yok biz ellerimizi namazda bağladığımızda göbeğimizin neresinde durmalı veyahut da olmayacak gün böyle, çok affedersiniz, dinin esas kaidelerinden olmayan, esas kaidelerinden olmayan, işte böyle incir çekirdeğini doldurmayacak boş tartışmaların içerisinde boğulup gidiyoruz.
Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, hepimiz düşünelim, hepimiz aklımızı devşirelim, asıl rahatsızlığı, asıl hastalıkları görelim. Bu topraklarda yarın öbür gün bir namaz kılanı dahi bulamayacağımızı düşünelim. Bu topraklarda Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmış insanların bulamayacağımızı düşünelim. Ve böyle incir çekirdeğini doldurmayacak boş tartışmaları bırakalım da, asıl Kur'an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması, dinin anlaşılması, dinin anlatılması ve insanların mümince bir tavır içerisinde bulunması için gayret edelim, mücadele edelim. Gün geçmiyor ki sosyal medya veya medya bizim önümüze herhangi bir incir çekirdeğini doldurmayacak bir konu, bir yem atıyor bizim önümüze ve biz onu günlerce, aylarca tartışıyoruz.
Biz onunla alakalı bütün ümmeti Muhammed, Türkiye'deki Müslümanlar birbirlerini kırıyorlar, döküyorlar, hakaretler ediyorlar ama asıl görülmesi gereken tehlikeleri görmüyoruz. Allah bizi uyandırsın, şeytanın örttüğü, şeytanın sakladığı, şeytanın görmeyin dediği yerleri görenlerden eylesin. Cenab-ı Hak ümmeti Muhammed'in kalbine ilham eylesin. Asıl tehlikeyi göstersin, asıl sıkıntıyı bizlere beyan etsin inşallah. Malum biz bugün yine mesnevi okumaya da yine de devam edeceğiz. İnşallah kaldığımız yerden 971. Beyt'ten yani konu başlığından kalmıştık. Yine aslanın çalışmayı tevekküle tercih etmesi ve çalışmanın faydalarını bildirmesi. Hz. Mevlana Celalettir Rum Hazretleri cebriye ekolü ile, cebriye düşüncesi ile ehli sünnet düşüncesini birbiriyle aslan ve yırtıcı hayvanlar ve av hayvanları olarak onları konuşturarak meseleyi bize anlatıyor.
Hani biz hayvanları, ormandaki hayvanları konuşturan sadece La Fontane'i biliyor ya bizim çocuklarımız. La Fontane'den başka kimseyi bilmiyorlardı. Oysa Hz. Mevlana Celalettir Rum Hazretleri mesnevisinde La Fontane'den önce av hayvanlarını konuşturmuş, aslan da hayvanları konuşturmuş. İşte kuşu konuşturmuş veyahut da fili konuşturmuş değişik hayvanları mesnevinin içerisinde değişik bir şekilde konuşturmuş.
Bu normalde aslında değişik bir sanattır öyle söyleyelim. Farklı bir kültürdür. Avrupa bu kültürü ne yazık ki İslam dünyasından almış. Onlar istemiyorlar böyle bir şey. O yüzden onlar için ne yazık ki dedim. Ve bu kültür bizde var ama biz bu kültürü tam sahip değiliz. Mesela eskiler o yüzden mesela bir ağacı konuştururlar, bir kuşu konuştururlar, eskiler bir karıncayı konuştururlar, bir cırcır böceğini konuştururlar, eskiler bir kapıyı konuştururlar, eskiler ölmüş bir kimseyi konuştururlar.
Örneğin veyahut da eskiler kinaye yaparlar, birisini konuştururlar sanki o konuşuyormuş gibi, onun dilinden konuşuluyormuş gibi konuşurlar, böyle mesajlarını verirlerdi. Veyahut da eski sufiler mesela bu benim düşüncem demezlerdi, onu sanki şeyhleri söylemiş veyahut da onu başka bir zat söylemiş veya bir misafir söylemiş veya yoldan geçen bir kimse söylemiş gibi söylerler, konuşurlardı. Bu da ayrı bir üslüptü. İşte Hz. Mevlana, Celat-ı Rumi Hazretleri de, Mesnevi de aslanla av hayvanlarını konuşturuyor. Cebriye düşüncesi ile ehli sünnetin pak, temiz düşüncesini bir şekilde bizlere aktarıyor. Bizim nasıl düşünmemiz gerektiğini bize yol çiziyor. Ve cebriyeye karşı, cebriyecilerin sunmuş olduğu donelere, cebriyecilerin sunmuş olduğu ölçüleri aslanı konuşturarak cevap veriyor.
Ve aslan yine çalışmayı tevekküle tercih etmesini açıklıyor. Aslan dedi ki, doğru ama peygamberlerin, müminlerin çalışmalarını da gör. Cefadan, kahırdan ne gördülerse mükafata nail oldular. Allah, onların mücahadesini zayi etmedi. Hani ondan önce, bundan önce av hayvanları demişlerdi ya. Hani işte, çalışma. Sen ne çalışacaksın ki? Bu çalışanların hepsi de, işte boşa çalıştılar. Veyahut da işte, aslında çalışmasalardı olurdu. Aslana da onu diyorlardı ya. Sen avlanma, biz her gün senin rızkının önüne getirelim. İşte aslan da onlara cevap vermeye devam ediyor. Diyor, siz bu doğru söyleyebilirsiniz. Ama peygamberler, müminlerin çalışmalarını gör.
O peygamberler, o müminler çalıştılar. Ve Allah, o yüzden, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri olsun, daha önceki peygamberler olsun, ve sahabeler, veliler, evlihalar, hep bu noktada çalışmışlar. Ve çalışırken de, insanlığa örnek olmaya gayret etmişler. Mesela, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hiçbir peygamber yoktur ki, çobanlık yapmamış olsun diyor. Demek ki onlar çobanlık yapmışlar. Davut aleyhisselam demircilik yapmış. Veyahut da işte, İdris aleyhisselam terzilik yapmış. Her peygamberin kendince bir mesleği, sanatı olmuş. O yüzden, o mesleklerini, o sanatlarını icra etmişler. O mesleklerini, o sanatlarını icra ederekten geçinmişler. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hazreti Hatice annemizin yanında çalışmış.
Onun mallarını idare etmiş, ticaretini idare etmiş. Ondan sonra da, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, cihattan elde ettiği ganimetlerle geçinmiş. Sahabenin bir kısmı ticaret yapmış, bir kısmı ziraatla ilgilenmiş, bir kısmı hayvancılık yapmış. Ama büyük bir kısmı da, cihat ederekten, cihat ganimetleriyle geçinmişler. Yani, büyük velilerin hepsinin de, kendince bir işleri olmuş, ve kendince o işlerine devam etmişler. Ve çalışmışlar, gayret etmişler. Hiç kimseden bir şey istememişler. Kendi masraflarını, kendileri karşılamışlar. Gerçek manada, sufilik, çalışıp kendi emeğini kendin yemendir. Alın terini yemendir. O yüzden, hiç kimseden hiçbir şey istememek, bizim sufi distürümüzdür.
Ve çalışıp gayret etmek, çalıştığının emeğini yemek, alın terini yemek, rızkın en eftallerinden birisidir. O yüzden, bir kimse, çalıştığının karşılığını almalıdır. Bu konuda da, hani, meşhur ya ayeti kerimede, Hz. Muhammed Mustafa'da, örnek var. Çünkü, Ashab ayet 21'de diyor ki, muhakkak, Allah'ın Resulü'nde, sizin için, Allah'ın rahmetini ve nimetlerini, arzulayanlar için, ve Allah'ı çok zikredenler için, çok güzel örnekler, numuneler vardır diyor.
O zaman, biz, dini hayatımızı, şekillendirirken, dünya hayatımızı, şekillendirirken, hem Kur'an'a, hem Hz. Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, sünnetine bakarız. Benim yolum, kendimce, Kur'an ve sünnettir. Kur'an ve sünnete, sımsıkı yapışmayı, ben din olarak kabul ettim. Hadisleri inkar eden, münafıklardan değilim ben. Hz. Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, temiz, pak, sünnet-i seneyesini inkar eden, münafıklardan değilim. Allah muhafaza eder seni. Ve bu, inkarcılara kanmayın. Bu, hadislerin komplesini inkar eden, Hz. Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, sünnet-i seneyesini inkar eden, münafıklardan olmayın.
Ve onlara, asla ve asla, taviz vermeyin. Ve onlara karşı da, mücadelenizi, fikri planda, devam ettirin. Çünkü bu, Ümmet-i Muhammed'in içerisine atılmış, çok büyük bir sapkınlık. Ümmet-i Muhammed'in içerisine atılmış, çok büyük bir delalet. Allah muhafaza eylesin. Ve, dini yaşamaktan uzak olanlar, dini yaşama nefislerine yediremeyenler, bir peygamberin izini takip etmeye, nefislerine yediremeyenler, peygambersiz bir Kur'an, peygambersiz bir din oluşturmaya çalışıyorlar.
Ve, İslam dünyasının kalibi ve aklı hükmündeki Türkiye'mizde, bunu başarmaya çalışıyorlar. Ve ne yazık ki, bunlara alkış tutan, bunları destekleyen, ilahiyattan, diyanetten, ne yazık ki, hain insanlar var. Bu hain insanlar, bu hadis inkarcılarına, bu sünnet-i seniye inkarcılarına, bu peygamber inkarcılarına, ne yazık ki, müsaade ediyorlar. Ve onlarla beraber hareket ediyorlar. İşte, Allah'ı zikredenler için, ve Allah'ın rahmetini, ve ahiretin nimetlerini arzulayanlar için, Hz. Muhammed Mustafa'da, güzel örnekler vardır. Bu güzel örnekler, onun temiz, pak, sünnet-i seniyyesidir. O yüzden, Hz. Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hemen hemen, bizim bütün din hayatımızda, ve dünyevi hayatımızda, nerede, nasıl hareket edeceğimize dair, sayısız örnekler vardır.
O sayısız örneklerden, kendinize, birisini yol olarak, seçebilir, birisini yol olarak, kendinize, distur edinebilirsiniz. İşte, çalışmak, gayret etmek, mücadele etmek konusunda da, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, çokça, sözlü hadis-i şerifleri olduğu gibi, fiili sünnetleri de, hadis-i şerifleri de vardır. Ve o yüzden, hatta, diyebiliriz ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, fiili sünnetleri, belki de, sözlü sünnetlerinden, daha fazladır. Çünkü, görenler, görmeyenler, birbirlerine, ne kadar aktarmışlardır, bu ayrı bir tartışma konusudur. Ama, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Kur'an'ın emriyle, yapmadıklarını, tavsiye edicilerden, değildi.
Öyle olunca, yapmadıklarını, tavsiye etmedi. Yapmadıklarını, söylemedi. Kur'an'ı yaşayarak insanlara öğretti. Onun öğretisi, boş bir lafızdan ibaret değildi. O bir postacı değildi. Ayet-i kerimeyi, tebliğ edip, başıboş bırakmadı. O ayet-i kerimeyi, kendi nefsinde yaşadı. Etrafındaki ashaba da yaşattı. Ama bugünün, hadis inkarcısı, bugünün sünnet inkarcısı, ham kafalı, cahil kafalı, müşrik kafalı, münafık kafalılar, bunu görmekten uzaklar, ya da gördükleri ve bildikleri halde, inkar ediyorlar.
İşte Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de, çalışırdı, gayret ederdi, mücadele ederdi. Asla, dilenenleri sevmezdi. Asla. Kıymetli dostlar, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, dilenenleri sevmezdi. O yüzden, veren eli, alan elden üstün tutmuştu. Bunu özellikle söylüyorum. Ey dünya üzerindeki şeyh efendiler, hoca efendiler, müftü efendiler, din adına dilenmeyiniz. Kendi adınıza dilenmeyiniz. Kalkıp da insanlardan para istemeyiniz. Makam, mevki istemeyiniz. Dilenmeyi, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, uygun görmedi. Hatta, bir gün, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden, yardım istemek için, bir kimse geldi. Ona dedi ki, adama baktı, adamın, fiziği, düzgün, gücü, kuvveti yerinde.
Yani, herhangi bir, vücudi, arızası yok. Herhangi bir, akli, arızası yok. Akli ve vücudi, arızası olmadığı halde, dileniyordu. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ona dedi ki, çalışsana. Adam dedi ki, nasıl çalışacağım? Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, dedi ki, sizden birinizin, ipini alıp da, dağa gitmesi, ve arkasında, odun demeti, yüklenip, getirerekten, onu satması, ve Cenab-ı Hakk'ın, bu suretle, o kimsenin, onurunu koruması, şerefini, haysiyetini koruması, istediği verilse de,
verilmese de, halktan, dilenmesinden, daha hayırlıdır. Tirmizi, Türkiye'de, şeyhlik yapıyorum diyenler, Türkiye'de, hocalık yapıyorum diyenler, Türkiye'de, vaizlik yapıyorum diyenler, Türkiye'de, dervişlik yapıyorum, zakirlik yapıyorum, şunu yapıyorum, bunu yapıyorum diyenler, Hz. Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin, yolunu tutun, dilenmeyin, istenmeyin, bunu din adına da yapmayın, kendi nefsinizin adına da yapmayın, hiç kimseden, hiçbir şey istemeyin.
Hz. Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, Hz. Ebu Bekir, radıyallahu anh, hazretlerine buyurdu ki, hiç kimseden, hiçbir şey isteme, Hz. Ebu Bekir, radıyallahu anh, hazretleri, halifeydi, ve halife olduğu zaman, devenin üzerinden, kırbacı düştü, kırbacı düşünce, deviyi ıhıldattı, oturtturdu, indi, devesinden, kırbacını aldı, etrafında, gazap, dediler ki, ey, emir el müminin, bakın, emir el müminin, dediler ki, bize söyleseydin, biz kırbacını verseydik, o dedi ki, hem peygamberim olan, hem dostum olan,
hem arkadaşım olan, hem en çok sevdiğim kimse olan, Hz. Muhammed Mustafa'ya, söz verdim, bana buyurdu ki, ey Aybu Bekir, hiç kimseden, hiçbir şey isteme, hatta, elinden düşen, kırbacı bile dedi, o yüzden, kıymetli dostlar, hiç kimseden, hiçbir şey istememek, şiarımız olsun, sufiler, şeyh efendiler, kendilerince, kendilerini, vahiz görenler, müftü görenler, hoca görenler, cemaatın önünde, veya cemaatın arkasında, gizlide, tenhada, veya açıkta, hiç kimseden, hiçbir şey istemeyin, alnınızın teriniyin, gidin çalışın, din satmayın,
din satmayın, gidin çalışın, gidin çalışın, dinden geçinmeyin, sözlerim acı geliyor size, sözlerim ağır geliyor size, ama ve lakin, bugün ne yazık ki, dinden geçiniyorlar, dini istismar ediyorlar, yolları istismar ediyorlar, tasavvufi istismar ediyorlar, sufiliği istismar ediyorlar, tarikat düşüncesini istismar ediyorlar, şeyh efendiler, dervişlerinden isteyerekten istismar ediyorlar, dervişlerinden bir lokma, umaraktan istismar ediyorlar, tarikat, tasavvuf yolcuları, din yolcuları, Allah yolcuları, kendinizi öyle gösteriyorsanız,
asla ve asla, hiç kimseden hiçbir şey istemeyin, çalışın, gayret edin, atın omuzunuza ipinizi, gidin hambalık yapın, gidin çarşıda limon satın, demeyin ki, ben bu sakalımla bunu mu yapacağım, demeyin ki, bu sarılımla ben bunu mu yapacağım, git kardeşim, çalışmamak ayıp, git kardeşim, sizin adınıza istemek ayıp, siz bir davayı temsil ediyorsunuz, siz bir yolu temsil ediyorsunuz, isteyerekten, dilenerekten, bir lokmaya, bir lokmaya, yan gözünüzle bakaraktan, ne yazık ki, yola laf getiriyorsunuz, Allah muhafaza eylesin,
o yüzden, Hz. Muhammed Mustafa'da, güzel örnekler var, o çalıştı, o kimseye, şeyenillah demedi, o gayret etti, o hiç kimseden, bir şey beklemedi, hiç kimseden, bir şey ummadı, ummayın, Allah yolcusuyuz diyorsanız, kullardan bir şey ummayın, Allah yolcusuyuz diyorsanız, kullara yüzünüzü döndürmeyin, Allah'a yüzünüzü döndürün, eğer kullara olan yüzünüzün dönüklü, hizmet için olsun, vermek için olsun, tasadduk etmek için olsun, ilim için olsun, Kur'an ve sünnetin, yaşanması ve yaşatılması için olsun, onlardan para istemek için olmasın,
onlardan makam istemek için, mevki istemek için olmasın, onlardan menfaatlenmek için olmasın, yolunu, dinini, imanını, ucuza ve küçük paralara satanlardan olmayın, yine Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin sözlerine dikkat edin, sizin en hayırlınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır buyurdu, o yüzden en hayırlınız, etrafınıza faydası dokunan, faydalı olun etrafınıza, etrafınızdan fayda ummaya çalışmayın, siz faydalı olun, benim bu sözlerim, Kur'an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesi veriyorum diyenlere,
benim bu sözlerim, alimlere, benim bu sözlerim, kendilerini şeyh görenlere, benim bu sözlerim, kendilerini sufi, zakir, çavuş, derviş görenlere, benim bu sözlerim, müftülere, hocalara, imanlara, benim bu sözlerim, cemaatın başında, cemaatlerin başında olan kimselere, evet, sizin en hayırlınız, etrafına en fazla faydası dokunulmaz, bakın dikkat edin, yine Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, iki günü müsavi olan, iki günü denk olan yani, iki günü aynı olan zarardadır dedi, o yüzden zararda olanlardan olmayın,
hem maddi manada, hem de manevi manada, kıymetli dostlar, şunu unutmayın, zekat vermek farz, bir veli olarak, önce sen zekat vereceksin, bir şeyh efendi olarak, önce sen zekat vereceksin, bir müfte olarak, önce sen zekat vereceksin, bir hoca olarak, önce sen zekat vereceksin, kendini din halimi görüyorsan, önce sen zekat vereceksin, sen para toplamayacaksın, sen para toplayarak, İslam dinini böyle zayıf göstermeye, Müslümanların önünde, rezil zebil etmeye hakkın yok, Hz. Muhammed Mustafa, ilk ömreye geldiğinde, müşrikler ne kadar zayıflamışlar,
bir deri bir kemik kalmışlar diye, söylenti çıkarınca, remel yaptı, remel, bu ne demek, kendini güçlü gösterdi, kendini kuvvetli gösterdi, müşriklere karşı, kendini güçlü ve kuvvetli gösterdi, ey şeyh efendiler, ey mürşid efendiler, ey hacılar, hocalar, dervişler, sufiler, siz kendinizi küçültmekte kalmıyorsunuz, yolunuzu da küçültüyorsunuz, siz kendinizi küçültmekte kalmıyorsunuz, içinizde bulunduğunuz, tarikatı, sufiliği, yolu, onu da küçültüyorsunuz, o yüzden sözlerim size, alimler bozulmadan, çünkü, amirler bozulmaz,
amirler bozulmadan, halk bozulmaz, alimler bozulduğu için, amirler bozuldu, şeyhler bozulduğu için, amirler bozuldu, alimler bozuldu, mürşidim diyenler, mürşid olmadıkları halde, bozuk bozuk hareket ettikleri için, bütün herkes bozuldu, o yüzden önce, şeyh efendiler kendilerini toparlayacaklar, önce dervişim diyenler kendilerini toparlayacaklar, önce vaizim diyenler kendilerini toparlayacaklar, önce imamım diyenler kendilerini toparlayacaklar, önce diyanet kendilerini toparlayacak, her cuma hutbesinden sonra, para dilenmeyi terk edecek,
her cuma hutbesinden sonra, her cuma hutbesinde, her camide, para mı dilenilir, bu din dilencilik dini mi, bu dini, dilencilik dini getirmeye, hiç kimsenin hakkı yok, başta diyanetin hakkı yok, ondan sonra tarikatım diyenlerin hakkı yok, ondan sonra mürşidim, şeyhim diyenlerin hakkı yok, ondan sonra ben vaizim, ben dervişim, ben sufiyim, ben zakirim diyenlerin hakkı yok, yoksa paran isteme, senden bir şey isteyen yok, bırakın caminin elektriği ödenmiyorsa ödenmesin, bırakın cami ısıtılmıyorsa ısıtılmasın, direnmeyin,
Allah size kaç tane tekke yaptınız diye sormayacak, bırakın tekkeniz olmayıversin, arz size, ibadethane, mescit olarak verildi, tekkesiz İslam olmayacak mı, camisiz İslam olmayacak mı, bütün evlerinizi tekke yapın, bütün evlerinizi zikirhane yapın, bütün evlerinizi, bizim dergahattan olsun olmasın, dinleyen bütün sufilere söylüyorum, hepinizde birer zakir olun, birer çavuş olun, evlerinizi zikir bahçesine döndürün, cennet bahçesine döndürün, hiçbir şeye ihtiyacınız yok, tekke olmazsa zikir mi olmayacak, cami olmazsa namaz mı olmayacak,
cami olmazsa cuma mı olmayacak, cami soğuk olursa namazınız eksik mi olacak, kabul olmayacak mı, camide halınız eski olursa namazınız kabul mü olmayacak, Allah bizi muhafaza eylesin, her yeri Kur'an kursu yapın, illa ki Kur'an kursu için bir bina mı lazım, sokakta öğretin, sokakta öğrenin, dükkanlarda öğrenin, dükkanlarda öğretin, her yeri Kur'an kursu yapın, o yüzden dilenmeyin, Allah muhafaza eylesin, o yüzden Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, tembellikten Allah'a sığınırdı, ve derdi ki,
Allah'ım tembellikten, borçlu olmaktan sana sığınırım, yalancı deccalın fitnesinden sana sığınırım, cehennem azabından sana sığınırım, amin, bakın borçlu olmaktan Allah'a sığınırım, borçlanmayın canım kardeşim, borçlanmayın, borçlanaraktan kendinizi rezil rüsva etmeyin, ben onu ettim daha önce kendimde, tecrübeliyin bu konuda, o yüzden borçlanmayın, paranız varsa malınızı alın, paranız yoksa almayın, paranız varsa yiyin, paranız yoksa yemeyin, o kredi kartlarından, ha bire geç, ondan sonra kredi kartı mağduru, yeme kardeşim,
alma, veyahut da gidecek, illa kalacak, alma canım kardeşim ya, alma, borçlanma, ve tembellik yapma, işine sabahle neperkenden git, işini sımsıkı tut, sımsıkı tut, işinden taviz verme, Allah'ın dininden taviz verme, tembellik sadece dünyevi değil, ya ahiret olarak da, namazın vakti girmiş, kalk kıl namazını, dersini kalk çek, tembellik yapma, dünyasında tembel olan, ahiretinde de tembel olur, ahiretinde tembel olan, dünyasında da tembel olur, Allah muhafaza eylesin, yalancı deccalın fitnesinden sana sığınırım, yalancı deccal ne,
Kur'an ve sünnetin dışında her şey, yalancı deccaldır, Kur'an ve sünnetin emirlerinin dışındaki her şey, yalancı deccaldır, Allah muhafaza eylesin, cehennem azabından da, sana sığınırım demiş, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, burada bizim için ölçüne, tembellik, tembellik, demek ki çalışacağız, gayret edeceğiz, tembellik yapmayacağız, Allah muhafaza eylesin, yine, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ahireti için dünyasını, dünya için de ahiretini terk eden de, hayır yoktur buyurmuş,
bakın, ahireti için dünyasını, dünya için de ahiretini terk eden de, hayır yoktur, bizim ölçümüzdür bu, biz ne dünya için ahireti terk ederiz, ne de ahiret için, dünyayı terk ederiz, bizim sufilik anlayışımız, bizim din anlayışımız böyledir, Şeyh Efendi'nin tabiriyle, bir elimiz karda, bir elimiz yarda olacak, biz ne yardan, ne kardan geçeriz, o yüzden, her ikisi de lazımdır, Müslümana, her ikisi de, ve ahir insanı, ahirete ulaştıran dünyadır, hadis-i şerifte devam ediyor, başkalarına yük olmayınız, dikkat edin, başkalarına yük olmayınız,
kıymetli kardeşler, din bu, sufilik bu, başkalarına yük olmayacaksın, kendi işini kendin göreceksin, hani Hz. Ayşe annemize sordular ya, peygamber evde ne yapardı, diyordu ki, kendi söküğünü kendisi dikerdi, yamalardı, kendi ayakkabısını kendi temizlerdi, bakın kendi söküğünü diken bir peygamberin ümmetiyiz biz, kendi ayakkabısını tamir eden, kendi ayakkabısını temizleyen, bir peygamberin ümmetiyiz biz, mescit yapılırken, kerpiç yapan, çamur karan, ve mescit yapılırken, bil fiil, mescidin yapımında bedenen çalışan,
peygamberin ümmetiyiz biz, hendek kazasında, bil fiil, hendek kazan, taş kıran, kaya kıran, peygamberin ümmetiyiz biz, hendek kazasında, ashabına su dağıtan, peygamberin ümmetiyiz biz, yine hendek kazasında, bütün ashab açlıktan kırılırken, bütün ashab açlıktan kırılırken, ve Ebu Hureyre, veya bir kısım sahabeler, karnına bir tane taş bağlarken, karnına üç tane taş bağlayan, yani üç günden beri ağzına lokma girmediğini beyan eden, peygamberin ümmetiyiz biz, ashabı açken, o tok yatmayan, peygamberin ümmetiyiz biz, ve sahabeden bir kimse gelip,
ey Muhammed, bir tane sütten kesilen, sütten kesilen, yavrulamaktan kesilen, bir hayvanın vardı, keçi, onu kestim, onun yemeğini yaptım, kimseye haber vermedi, dedi ki, buyursanız gelseniz, bir lokma ağzınıza girse, Hz. Muhammed Mustafa ilan etti, hendek savaşında, ey ashab-ı Resulullah, filanca kardeşiniz, bizi yemeğe davet ediyor dedi, ve hendek kazasında çalışan, bütün ashab, o bir tane, keçinin etini yiyerekten doydu, o kendi başına gidip de, kenarda, köşede, o yemeği yemedi, biz o peygamberin ümmetiyiz, biz o peygamberin ümmetiyiz,
peygamberimizi örnek alalım, ve yine hendek kazasında, bir tas süt getiren, bir tas süt getiren ashab'a, bir yudum içtikten sonra, bütün ashab içiren, ve bu manada, hem mucizevi bir şeyi, ashabın, bile ashabın gözünün önünde yaşayan, ama ashab doymadan, kendisini doyurmayan, bir peygamberin ümmetiyiz, biz, o yüzden istemek, insanlardan şeyen illah demek, insanlardan ummak, peygamberin sünneti değildir, o yüzden, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, helal rızık aramak, her Müslümana, vaciptir, dedi,
ve bütün peygamberler, ve Hz. Muhammed, Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, helalından kazanmayı, ve başkalarına yük olmamayı, kendilerine şihar edindiler, hiç kimseye, yük olmamak için, gayret gösterdiler, ve yine Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, kim bizzat, çalışarak, yorgun akşamlarsa, o mağfiret olunmuş olarak, akşama erer, buyurdu, evet kıymetli dostlar, çalışmıyorlar insanlar, tembellik yapıyorlar, bu sefer şeytan onları vesvese veriyor, kafir cinliler ona vesvese veriyor, tembellikten dolayı,
çalışmadıklarından dolayı, ne dedi ayet-i kerimede, Cenab-ı Hak, bir işi bitirdiğinizde, diğer işe niyet edin, diğer işe girişin dedi, o yüzden, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Peygamber, hem maddi manada, hem manevi manada, çalıştı, gayret etti, mücadele etti, ashab'a örnek oldu, bizlere örnek oldu, tembellikten Allah'a sığındı, tembellikten Allah'a sığınırız, dünyayı terk etmedi, biz de dünyayı terk etmeyiz, ahireti terk etmedi, biz de ahireti terk etmeyiz, ama dünya için ahiretini terk edenlerden olmayız,
ahiret için de dünyayı terk edenlerden olmayız, ara ara Medine çarşısına gider, çarşıyı denetlerdi, oradaki alışverişleri denetlerdi, oradaki insanların ticaretlerinin ve alışverişlerinin, helal olmasını denetlerdi, o denetleme esnasına bir gün, baktı, buğday üstü kuru, oysa yağmur çisilemişti, yağmur çisilediğinden haberi vardı, buğdaya elini uzattı, altı ıslaktı, ve baktı, dedi ki aldatan bizden değildir, bu müthiş bir şey, arkadaşlar, insanları din ile aldatmayın, insanları yol ile aldatmayın, insanların mahremleri ile aldatmayın,
insanları duygularıyla aldatmayın, çalışın, kendinize sufi süsü verip, dervi süsü verip, şeyh süsü verip, hoca süsü verip, vahiy süsü verip, mühtü süsü verip, biliyo süsü verip, insanların parasını, pulunu, evini, tarlasını, malını, mülkünü, iç etmeyin, Allah muhafaza eylesin inşallah, aslan devam etti, onların başvurdukları çareler, her hususta latif oldu, çünkü zariften ne gelirse, zariftir, o peygamberler, o veliler, o mürşitler, o gerçek Allah dostları, o Adem aleyhisselam'dan, Muhammed-i Mustafa'ya gelen, bütün peygamberler,
onlar ne çarelere başvurdularsa, yani ne işler yaptılarsa, nelerle iştigal ettilerse, ve o iştigal ettikleri şeylerde, neler iştihad ettilerse, neler fetvalar verdilerse, hepsi de, her hususta, latif oldu, güzel oldu, tatlı oldu, çünkü neden, onlar güzel insanlar, onlar Allah'ın peygamberleri, ve Hz. Muhammed-i Mustafa son peygamber, ondan sudur eden her şey, güzel oldu, zarif oldu, ondan çalışmak, sudur etti, ondan gayret etmek sudur etti, ondan güzellikler, iyilikler sudur etti, ondan cömertlik sudur etti, Hz. Muhammed-i Mustafa,
sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Cimri değildi, onun izinden gidenler, cimri olamazlar, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellemin, sofrası açıktı, gönlü açıktı, evi açıktı, onun izinden gidenler, asla böyle yapamazlar, Allah muhafaza eylesin, o yüzden, biz, Allah'a itaat ederiz, Resulüne itaat ederiz, ve bizden olan, idarecilere de itaat ederiz, ve Allah, ayeti kerimede diyor ki, Allah ve ahiret gününe, iman ediyorsanız, aranızda herhangi bir, şeyde anlaşmazlığa düştüğünüz zaman, onun hükmünü, Allah'a ve peygambere havale edin,
bu daha hayırlıdır, ve netice bakımından, daha güzeldir, Nisa ayet 59, o yüzden, biz onların çalışmakla alakalı, fetvalarına bakarız, onların çalışmakla olan, gayretlerine, ve çalışmakla olan, sözlerine bakarız, biz Hz. Muhammed'i Mustafa'ya itaat ederiz, o çalışmayı emretti, o yüzden, o çalışmayı emrettiyse, biz çalışırız, gayret ederiz, o yüzden, Muhammed'i veliler, hepsi de çalıştılar, gayret ettiler, imamlar da, İmam-ı Azam tüccardı kendisi, İmam-ı Azam dinden geçinmedi, İmam-ı Azam fetva vererekten geçinmedi,
Abdülkadir Geylan Hazretleri, zikir yaptırarakten geçinmedi, Abdülkadir Geylan Hazretleri, benim elimi öpen cennetlik olur demedi, Abdülkadir Geylan Hazretleri, getirin bakalım canım parayı, tekke yapalım demedi, Ahmet'e, Ahmet'e, Ahmet'e Rufa Hazretleri demedi, Ahmet'e Bedevi demedi, İbrahim Duziki demedi, Hacı Bayramı Veli demedi, Üftada Hazretleri demedi, Hacı Bektaş Veli demedi, demedi, onlar böyle bir şey söylemediler, onlar çalıştılar, gayret ettiler, her birinin bir sanatı vardı, ticareti vardı, tarımla ilgileniyorlardı,
bir iş yapıyorlardı, bir işle iştigal ediyorlardı, işsiz değillerdi, dervişlerinden geçinmiyorlardı, bakın dervişlerinden geçinmiyorlardı, dervişlerinden bir şey istemiyorlardı, sonradan çıktı bu bidatlar, Allah muhafaza eylesin, ve yine şuura, ayet 10, ihtilafa düştünüz, herhangi bir şeyde, hüküm vermek Allah'a mahsustur, canım kardeşim, sen kendi kafana, kendi kendine hüküm verme, sen hüküm vereceksen, Allah ve Resulüne dön, sen kendi kafandan hüküm çıkarma, tembelliğine hüküm çıkarma sen, kendi kendine, bu da böyle olur deyip de hüküm çıkarma,
sufilik de kendi kendine hüküm çıkarma, Kur'an'a, sünnete, imamların iştahına, ilk sufilerin yoluna dön, sapkınların yoluna değil, neden? Çünkü ayet-i kerimete, Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız diyor, sen böyle davranmazsan, Allah'a ve ahiret gününe inanmayanlardan olursun, ayet-i kerime çok tehditvari, Allah muhafaza eylesin, kendi kendine de hayır koyma, Kur'an ve sünnettedir hayır, Kur'an, sünnet, imamların iştahındadır hayır, senin görüşünde değil, senin gidin hadis inkarcısı seni, senin görüşünde mi hayır var?
Hayır, Kur'an ve sünnette, hayır, ashabın davranış biçiminde, hayır, imamların iştahında, hayır, hadis inkarcılarında değil, hayır, sünnet inkarcılarında değil, hayır, hayır, Kur'an ve sünneti ve yolunu istismar eden, istismar eden, menfaat münafıklarında değil, Allah muhafaza eylesin inşallah, tuzakları, felek kuşunu tuttu, noksanları, tamam, tas tamam sayıldı, bu peygamberlerin, bu velilerin işi, dindi, Allah yoluydu, onlar insanlara, Allah yoluna davet ettiler, onları Allah'a davet ettiler, Allah'a, onun için gayret gösterdiler,
onun için çaba sarf ettiler, kendi nefislerine insan toplamadılar, kendi ceplerine para toplamadılar, her şeyini, her şeylerini, Allah için yaptılar, o yüzden onların noksanlıklarını, Allah tamam etti, hem de tas tamam etti, sen onların noksanlıklarına bakaraktan, kendine yol çıkarma, onlar Allah adına yaptılar her şeyi, o yüzden onların noksanlıkları da hayra çevrildi, o yüzden onların eksiklikleri de sevaba çevrildi, sen onu kendinle kıyaslama, ahmak hadis inkarcısı, sen kendini ondan kıyaslama, ahmak sünnet inkarcısı,
sen kendini onlarla kıyaslama, kendini veli gören, kendini şeyh gören, gerçek veliler, gerçek şeyhlerle kendini kıyaslama, sen deme, senin para toplaman da bize caiz oldu diye, sen deme, insanların namusuna, şerefine, haysiyetine dokunmayı, böyle Allah dokundurdu deyip de, küfre düşme, sen onu yapma, sen onlardan değilsin çünkü, Allah muhafaza eylesin, o yüzden bir peygamber, geçmiş peygamberlerin hatalarını, Cenab-ı Hak hayra çevirdi. Tövbe edip, geri dönen ve o yolda koşturanların, Cenab-ı Hak yapmış olduğu yanlışlıkları hayra çevirdi. Ey şerde ısrar eden, ey insanların paralarını ütmekte ısrar eden, ey insanların din duygularını üterekten, kendine mevki, makam haddetmeye çalışan, ahmak kafalılar, kendinizi o sınıftan görmeyin. Rabbim bizleri muhafaza eylesin, Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah.
Sözümüz kimsenin şeyhine, kimsenin mehdisine, şusuna, busuna değil. Sözümüz, kime olduğunu baştan söyledim onlara. Yoksa, tertemiz şeyhlik yapan, tertemiz mürşitlik yapan, tertemiz imamlık yapan kimselerle, işimiz yok. Rabbim onları da, bizleri de, muhafaza eylesin inşallah. Allah izin verirse, 975. Beyt'ten önümüzdeki hafta, devam edeceğiz inşallah.
Allah'tan bir şey gelmezse, Cenab-ı Hak bizleri önümüzdeki haftaya sağ salim çıkarır, burada istihdam ederse, başımıza bir işlem eden, o zaman burada olacağız inşallah. Cenab-ı Hak tüm şerlilerin şerlilerinden ve şerlilerinden Ümmet-i Muhammed'i muhafaza eylesin inşallah. Evet.
Aleyküm selam. Aleyküm selam. Hocam hayırlı günler. Ben bir hafta önce Peygamber Efendimiz'i evlenmek istediğim kişiyle nikah kıydığını ve arkasından nikah duası yaptığını gördüm. Kendisine sordum artık helal mıyım eşime diye.
O da evet helalsin. Bunu rüyanda mı sordun, gerçekte mi sordun? Herhalde rüyanda sordum buna. Bu rüyanın anlamını öğrenmek istiyorum Sayın Hocam. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin böyle bu şekilde nikahınızın kıyıldığını görmüşsünüz. Bu sizin için bir delil çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bir kimse kendisi rüyasında gördüyse bu onun için bir delil olmuş olur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin şekline şemaline şeytan giremez. Karşıdaki kimse eğer böyle bir şey o da gördüyse o zaman ona beyan edeceksiniz. O da kabul ederse nikahınız kıyılabilir. Dün gece de yine Peygamber Efendimiz'in rüyamdaydı. Bu sefer önümde namaz kılıyordu. Ben de arkasında namaz kılıyordum. Ağlayarak bana Allah'ın sevdiği ve rahmet eylediği kulsun dediler rüyamda. Maşallah. Allah mübarek eylesin. İnşallah namazına devam et. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin her halükarda görmek rahmettir, berekettir, lütuftur, ikramdır, ihsandır, delildir her şeyle. O yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de rüyada bir kimse bir şey söylediyse, tebliğ ettiyse bu da delildir, haktır, hakikattir.
Üzerinde şek şüphe olmaz. Ben 35 yaşında bekar bir hanımım. Üç ay önce kapandım ve namaza başladım. Tövbe ettim. Rüyalarımı tabir eder misiniz? Allah mübarek eylesin. Cenab-ı Hak iyilik, güzellik, hoşluk versin. Devam edin inşallah ibadetlerinize. Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam. Yeni moda mı çıktı? Selamun Aleyküm deyip soru sormamak hakkınızı helal edin. Selamun Aleyküm. Mevlana Şibli Numani'nin eseri olan son Peygamber Hazreti Muhammed Sürreti Nebi kitabında namaz ve cihat arasında açık bir benzerlik olduğu, nasıl namazda baş yukarı kaldırılırken, Allah-u Ekber secdedeyken, Subhane Rabbiyel Ala diyorsak,
cihat ederken önlerinde bayır çıktığında tekbir getirmeyi, aşağıya inerken Subhane Rabbiyel Ala diyerek tesbih hukumaya adet haline getirdikleri yazmaktadır. Soru, cihatta namaz düzeni mi göz önüne alınmıştır? Cihatta namaz düzeni de var ama sahabenin böyle bir taşın etrafından dönerken dahi Allah'ı zikrettiği, yukarıdan aşağıya doğru inerken Allah'ı zikrettiği, aşağıdan yukarı giderken bir tepeye tırmanırken Allah'ı zikrettiği, her halükarda, her halükarda, her halde Allah'ı zikrettiği söz konusu.
Savaş esnasında askerlerin iki rekat namaz kıldıkları da yazmaktadır. Seferi hükmünde oldukları için mi iki rekat kılmışlardır? Seferi olduklarında iki rekat kılmışlardır. Ama seferi olmadıkları zaman da savaş esnasında namaz kılmanın farklı ritüeli var. Mesela ordunun bir kısmı savaşırken bir kısmı arka cephede iki rekatlık, dört rekatlık farz namazının ilk iki rekatını kılıyorlar. Ardından normalde onlar savaşa gidiyorlar, o savaşanlar geliyorlar. Onlar iki rekat kılıyorlar. Ardından ilk iki rekatı kılanlar sonra geliyorlar tekrar. Son iki rekatı kılıyorlar. Sonradan gelenler geliyorlar tekrar son iki rekatı kılıyorlar. Böyle devir daimli namazı kılıyorlar. Çünkü cihatla namaz iç içe. Yani o esnada savaş meydanında müşrikle, kafirle, kılıç oynatmakla namaz kılmanın arasında bir fark yok.
Selamün aleyküm, aleyküm selam. Selamün aleyküm şeyhim.
Rüyanda bir caminin avlusunda camiden çıkacak bir zatı edeble bekliyordum. Mübarek camiden çıkınca ona doğru edep durdum. Bana bakarak konuşmadan bana doğru değil, peygamber efendimiz de doğru dedi. Sol tarafıma döndüğümde peygamber efendimizin kabri şerifi vardı. Ben de peygamber efendimizin kabrine dönerek geri geri avludan dışarı çıktım. Aklım o zat'taydı. Yanıma geldiğinde elini öpmek istedim. Omuzumdan tutarak benimle gel dedi. Biraz yürüyüp bir avludan dergah gibi bir yere girdik. Yerde oturmuş yirmi kadar dervişi vardı. Yemek de hatırlıyordu. O zat bana otur dedi. Yere oturdum. Bana bir kaseye yemek koydu, uzattı. Ama vermedi. Başka bir kase daha doldurdu.
Onu da uzattı, onu da vermedi. Sonra ikisini karıştırıp verdi. Yedim. Sonra dibine kalan pirinç gibi tanelere sağ işaret parmağımla toplayarak yedim. Bittiyse getir dedi. Ben de boş kaseye götürdüm. Bana tarih kartında hakikatin de özü budur dedi. Sonra orada üzümle ekmek var. Onlardan da al dedi. Aldım ve uyandım. Bu zat kim diye kitaplığıma gittim. Bir kitap aldım. Kitapta Cüneydi Bağdadi yazıyordu. Ben de demek rüyamda zat Cüneydi Bağdadi Hazretleri'ymiş dedim. Meğer bu da rüyaymış. Bu sefer gerçekten uyandım. Her şey ayağım ben, aklımdaydı. Bunun hikmeti hakkında bilgi verirseniz müteşekkir olurum. Cüneydi Bağdadi Hazretleri'ni görmüştür. Allah mübarek eylesin inşallah.
Selamun Aleyküm. Divan-ı Kebir birinci cilt. Seni yaratan yüzlerce defa sıktı, derdi düşürdü. Feryat edip durdun. Nasıl olurdu onu tanımaz olursun? İnkara kalkarsın. Allah sana akıl verdi. Cüz-i irade verdi. Peygamber vasıtasıyla yol gösterdi. Allah seni kurtarmaya mecbur değildir. Yazıyor. Allah'ın herkese her şeyden daha merhametli olduğu öğretildi. Bizim merhamet anlayışımız ile Allah'ın merhamet anlayışı aynı ise merhametli olmanın sorumluluklarından birisi de bizi düşürdüğü dertten kurtarmak değil midir? Bu kısmı açıklayabilir misiniz? Madem Divan-ı Kebir Hazreti Mevlana Celaleti Ruma Hazretlerinin sadece aşıklara ve sufilikte ileri derecede gidenlere yazdığı bir eserdir.
O yüzden Divan-ı Kebir avamın okuyacağı, avamın okuyup da amel edeceği bir kitap değildir. Ne yazık ki şimdi mesnevi de aynıdır, Divan-ı Kebir de aynıdır. Ne yazık ki şimdi tabi böyle Divan-ı Kebir de mesnevi de herkesin elinde var, herkes okuyor. Okuyunca şimdi bunu da böyle kendi ilmi yetersizliğiyle, sufi yetersizliğiyle böyle yorumluyor. Ben desem ki size başınıza gelen bütün sizin bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasvet olarak gördüğünüz her şey merhamettendir, lütuftandır, ikramdandır, ihsandandır desem kafanız yerinden oynar. Evet, başınıza her ne kadar nefsinize zor gelen ne geliyorsa hepsi de onun lütfu, ikramı, ihsanıdır. Hepsi de onun hediyesidir.
Hepsi de ondan gelen muhteşem, muhteşem cennet sofralarıdır. Evet, avam hastalıktan dert yanar. Şimdi avam bakarsan buna der ki ya böyle bir şey mi olur? Evet, canım kardeşim Divan-ı Kebir dini bilgisi yeterli olmayan, sufi bilgisi yeterli olmayan kimselerin okuyacağı bir kitap değil. O yüzden her kitap herkes okuyacak diye bir kaydı yok veya mesnevi de aynı. Sonra bu soran kardeş için söylemiyorum bunu, bunu umuma söylüyorum. Sonra oradan bir beyt okuyorlar, orada herhangi bir şey okuyorlar. Ondan sonra anlamadıklarından, bilemediklerinden, o zevki tatamadıklarından, o halde olamadıklarından dolayı Hz. Mevlana'nın da küfrüne fetva veriyor. Muhyiddin İbni Arabi'den de Arabi'nin de küfrüne fetva veriyor.
Yunus'un da küfrüne fetva verip çıkıyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir aşığın başına gelen bütün her şey Allah'ın lütfu ikramıdır. Bir sufinin başına gelen her şey Allah'ın lütfu ikramı ihsanıdır. Onu avam, bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasvet, zorluk olarak görür. Hani işte başına bir iş gelir senin, bir çorap örülür, bütün herkes sana taş atar. Bütün herkes sana laf söyler. Halbuki sana lütuftur, ikramdır, ihsandır o. Taş atanlar avam. Hallâc-ı Mansûr'a kim taş attı? Avam taş attı. Aşığın birisi geldi bir tane gül attı. Ne dedi? Hiçbir taş canımı acıtmadı. Ama dedi o gül var ya dedi. Gönlümü yaradı, içimi dağladı dedi. O yüzden avam taş atar.
Avam dedikodu eder, laf söyler. Avam meselenin zahirine bakar. Ne dedi Musa? Allah seni dedi, bu mazlum insanları zulmedesin diye mi gönderdi dedi. Kime? Hızır aleyhisselam. Sen dedi gemini batırmak için mi deldin dedi. O da ne dedi? Benim yolum acıdır. Benim yolumu anlayamazsın. Sen bilemezsin dedi. Bak sabredemedin dedi. O yüzden sufilik özel bir yoldur. Ve divan-ı kebir de özel sufilere yazılmıştır. Avam'ın okuması doğru değildir. Bunu bu kardeşimiz için söylemiyorum. Umuma söylüyorum. Abur cabur üreten bir firmada çalışan kişi temiz ve helal olandan yiyin ayetine ters düşen, gıda üretiminde rol aldığı için bu iş koluyla ilgili dini hüküm ne olur?
Bunu normalde, bu meseleyi biz şeriata göre fetva verirsek bir sıkıntı yok. Selamun Aleyküm, sohbeti yaptıranın, sohbeti esnasında dinleyenlerin durumu nasıl olmalı? Bilgisini, yorumunu dahil etmeli mi sohbete? Doğrusu nedir? Bu sohbet yapanla alakalı mesela. Ama birisi sohbet yapıyor. Birisi bir konferans veriyor. Örneğin gittiniz, bir yerde bir konferans var, o konferansa katıldınız. O konferansta bir kimse bir sunum yapıyor. Sunum yaparken konferansta izleyicilerden birisi, dur bir dakika ben burada katkıda bulunmak istiyorum diyor mu? Demiyor.
Veyahut da siz gittiniz, bir doktora, doktora muayene oluyorsunuz. Doktora diyebiliyor musunuz? Bunu böyle anlatma, şöyle yap, bunu böyle yaptı, bunu böyle et diye. Diyemiyorsunuz. Veyahut da diyebiliyor musunuz, bu ilacı yanlış verdin sen diye. Diyemiyorsunuz. Bakın diyemiyorsunuz. Ama dini bir meselede, bizim insanımız ne yazık ki böyle işte sohbetin ortasına dalar. İşte bu öyle de değil miydi, şöyle de değil miydi diye girer işin içerisine. Doğru değil. Selamun Aleyküm. Buhari'de geçen bir hadis-i şerif, erkeklerden bir çoğu kemaleten üstün mertebeye ulaşmıştır. Kadınlardan ise sadece Firavun'un karısı Asiye ve İmran kızı Meryem bu üstün mertebeye ulaşmışlardır.
Aişe'nin diğer kadınların üstünlüğü, Tirit'in diğer yemekleri olan üstünlüğü gibidir. Soru. Kadınların genel ahvalinden bahsedilen hadislerin hikmeti nedir? En üstün mertebe Tirit yemeği gibi kavramlarla işaret edilen yerler nerelerdir? Teşekkür ederim. Yani kadınlar normalde çok çabuk kemale ererler, çok çabuk olgunlaşırlar ama çok çabuk da düşerler. Öyle söyleyeyim. O yüzden kadınlar çabuk, hızla Allah'a yaklaştıkları gibi hızla da uzaklaşırlar. Tirmizi'de geçen başka bir hadisiyette Mülk Suresi için buyuruluyor ki, Bu süre engel olan ve kurtarıcı olan bir suredir. Bu süre okuyan kabul azabından kurtarır. Soru. Mülk Suresini sevdiklerimiz, yolumuz, ülkemizin muhafazası ve tuzaklardan korunması için okuyup, virdimizdeki bağışlamaya göndermemizde bir beysi olur mu?
Olmaz. Bunu sayılı veya sayılsız mı yapmak gerekir? Gerek bir sıkıntı yok. Kur'an-ı Kerim'i ne kadar okursanız okuyun. Selamun Aleyküm Hocam. Ben Bursa'da oturan bir kimseyim. Daha önce Karabaş Veli Tekkesine geldim. Sizi görmek için ama hafta sonu olduğu için bulamadım. Size nasıl ulaşabilirim? Hocam tuhaf şeyler yaşıyorum. Anlam veremiyorum. Bilen birisine ihtiyacım var. Tekkeye yaklaşık 12. aydan beri gitmiyorum zaten. Bir de korona girdi devreye. Koronadan sonra, zaten koronadan önce gitmemeye başladım. Varuz'dan beri gitmiyorum desem yeri var. O yüzden orada bulamamanız normal.
Ama Bursa'da herkes beni bulabilir. Bak bulmuşsunuz. Tuhaf şeyleri burada da paylaşabilirsiniz inşallah. Bugün yaptığınız paylaşımda her ele el verme. Dikkat et. Ben şeyhim diyenin ya yazılı ya da sözlü icazeti olmalı. Kur'an ve sünnete tam bağlı olmalı. Dikkat et. Aldanma dediniz. 1- Bu bir sufi için sakıncalı bir durumudur. 2- Abdullah Gürbüz Efendi de aynı yolu kullanmıştı.
Buna ne diyeceksiniz? 3- Bu herkesin kullanılacağı bir yol mudur? 4- Bu yolu kullananlar Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bana görev vermek istedi ama ben kabul etmek istemedim gibi söylemlerde bulunuyorlar. Bu söylem sizce doğru mu? 5- Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir şey emrederken bunun kabul görmeyeceğini bilmiyor muydu? Bu durum sakıncalı değil mi? Evet her ele el verme. Dikkat et. Bu bütün herkese bir nasihat. Şimdi bazı şeyler var kendi zamanlarında, kendi dairelerinde doğru olabilir. Bunu geniş biraz maddelere de gireceğim inşallah. Örnekliyorum bunu şimdi.
Mesela benim yeni sufi olduğum zaman da ben şeyhim demek büyük cesaret isteyen bir şeydi. Sebebi şuydu, yaklaşık 13 yıl cezası vardı. Hala da belki de vardır o madde duruyor olabilir. Ben yeni derse başladığımda, zikre başladığımda, ben Abdullah Gürbüz Efendi'ye bağlandığımda hep basılırdık biz. Bayındır'da da, Ödemiş'te de, işte Bursa'da da veyahut da benim böyle Şeyh Efendi Hazretlerinin zamanında gittiğim şehirler vardı.
İller, ilçeler vardı. Hep böyle bunun sıkıntısı yaşanırdı. Böyle bir zamanda kolay kolay bir kimse kalkıp da işte bana vazife verildi, bana böyle bir şey verildi deyip de yola çıkmazdı. Zordu çünkü. Yani her an için karakola götürülme, bu konuda sorguya çekilme, işte mallarına el konulma, evi barkı neyi varsa ve ona normalde işte satışa çıkarma gibi hem maddi hem böyle sıkıntılı, adaletle de alakalı sıkıntılı durumlar vardı.
Evet, bu bir yol için sakıncalı bir durumdur. Nasıl sakıncalı bir durumdur? Bir adam sabahleyen kalkıyor, ben şeyhim diyor. İşte bana da manen görev verdiler diyor. Allah Allah. Bu yol öyle bir noktaya geliyor ki, yani önceden hani bir Levent Kırca skeci vardı, sabah erken kalkan darbe yapıyordu. O hiç unutmuyorum o skeci ben. Bu da onun gibi bir şey oldu. Erken uyanan bana Rüyam'da görev verdiler, hadi takılın peşime diyor. Şimdi bu öyle bir noktaya geldi. Bunu bir de böyle açık ve net söyleyeceğim şimdi. Kızılmaktan, taşlanmaktan, eleştirilmekten, laf söylenilmekten çekinen bir kimse değilim. Ben doğruyu söyleyeyim, ben hakikati söyleyeyim.
İsteyen taş atsın, isteyen gül atsın. İsteyen nefret etsin, isteyen sevsin. Ben hak için konuşayım. Şeyh'im Nevşe'yle Abdullah Gürbüz Efendi böyle yola çıktı. O gün için doğruydu ve o gün için kendince doğru iş yaptı. Ama bunu örnek alıp ardından işte bir kimse çıktı, Şeyh Efendi'nin hiçbir dersine gelmemiştir, bir derse geldi.
Ben 18 yıl onunla bir fiil hemen hemen bütün şehirleri dolaşmışımdır gittiği yerleri. Ben bir gece gördüm onu, onun kazasına gittiğimizde. O da zorlanarakten geldi. Zorlayan, zorladılar yani. Bunu zorlayanları da tanıyorum. Geldi, en arkada durdu, zikrullah yaptı, gitti. Yani ve Şeyh Efendi'ye de intisaplı değildi. Ben çok iyi biliyorum. Ondan sonra, ondan rağmen o, bana da rüyamda vazife verdiler dedi. Ben bunun doğruluğunu, yanlışlığını tartışmıyorum. Gerçekten rüyasında görmüştür bir kimse. Buna bir şey diyemem ben. Böyle çıktı ama ortaya, yani Şeyh Efendi'yi taklit etti. Tabiri caizse, bir de Şeyh Efendi'nin devamıyım dedi. Canım kardeşlerim, Abdullah Gürbüz Efendi'nin devamı yok.
Eğer onun devamıyım diyecek bir kimse var ise, sağ olan ben varım bir tek. Çünkü bir benim kulağımla duyduğum şeyi söylüyorum. Bana söylediğini söylüyorum. Bana dedi ki, çık, ondan sonra cemaata, benim söylediğimi söyle, şeyhliğini ilan et dedi. Ahmet Turan Gümüş'e de söyleyeceğim dedi. O da ilan etsin dedi. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'yi sağlığında kimseye vermedi. Dergah dağıldı. Ben şimdi dedi, sağlığında söylüyorum. Çık bu akşam şeyhliğini ilan et dedi. Ben de Şeyh Efendi Hazretleri'ne dedim ki, efendim hakkınızı helal edin, ben bunu yapamam dedim. Özür dilerim dedim, ben bunu yapamam dedim. Ben yaptıracak kimseyi, ben birine yaptırırım dedi.
Telefonu kapattı ve yaptırdı. Bizim bir arkadaşım birisine telefon açtı, ona ilan ettirdi. Benim şeyhliğimi, sözlü olarak. Şimdi bunu iddia edecekse bir kimse, ancak Mustafa Özba'ya iddia eder. Der ki, ben Abdullah Gürbüz Efendi'nin devamıyım, bana sağlığında da böyle söyledi. Çünkü dikkat edin, tasavvufta veya tarikatta bu işin teknik olarak kuralı şudur. Bir kimse, sen şeyhsin dersen, onun şeyhliğini geri alamazsın bir daha. Ben aldım, tiyansın diyemezsin. Yani bunun böyle olduğunu söylüyorlar, böyle Şeyh Efendi dedi diyorlar, şeyhlerini yalancı çıkarıyorlar. Yanlış yapıyorlar. Şimdi, Şeyh Efendi böyle yaptı diye, ardından sökün ediyor şimdi bu. Birisi çıkıyor, ardından birisi daha çıkıyor.
Yarın başka birisi daha çıkar, ertesi gün başka birisi daha çıkar. Yani bu sakıncalı bir yol. Bakın bu sakıncalı bir yol. Bunu böyle alışkanlık haline getirmek, bunu böyle sanki yolun doğrusuymuş gibi kabul etmek, bunu sanki böyle oluyormuş gibi kabul edip, böyle bir olmayan bir şeyi, bidat olan bir şeyi meydana çıkarmak doğru değil. O yüzden bu sakıncalı bir şeydir. Bir kimse, ben şeyhim diyecekse, bir, ya sözlü ona icazet verilmiş olması lazım. Yani bir şeyh ona diyecek ki, sen şeyhsin, bundan sonra şeyhlik yapabilirsin, kendi adına da ders verebilirsin diyecek. O zaman o kimse, bu sözlü icazet denir buna, bu kabul edilebilir. İkincisi, yazılı icazet olması lazım.
Yazılı icazeti, ya sözlü, ya yazılı icazeti olacak. Sözlü icazeti yok, yazılı icazeti yok. Peki, rüyasında ona böyle bir vazife verildi. Kabul ediyoruz. Ama bunun teknik olarak hükmü yok. Ama bu böyle, hani bu artık böyle çığırından çıkar hale geliyor. Her yerde bu böyle kullanılmaya başlandı. Ya nasıl olsa bir yol çıkıldı ya buradan. Mesela işte, birisi diyor ki, Bursa'dan, bir kadının birisi diyor ki, şeyh efendi bana rüyamda çavuşluk verdi. Bana diyorlar ki, işte filanca, şeyh efendi çavuşluk vermiş. Canım kardeşim, şeyh efendi vefat etti. Ben, Bursa'da, veyahut da Bursa'da da değil. Ben Türkiye'de, kimin çavuş, kimin zakir, kimin nakip, kimin nügabba olduğunu bilen bir insanım.
Bu nereden çıktı? Şeyh efendi, ona rüyasında vermiş. Bu doğru bir yol değil. Yarın öbür gün, bir kimse diyecek ki, şeyh efendi bana halifelik verdi. E şimdi diyor ki, şeyh efendi bana şeyhlik verdi. Bunun cılkı çıktı. Bir de, şeyh efendinin dergahında yapıyorlar bunu şimdi. Bu daha da acı. Bu daha da sıkıntılı. O yüzden evet, bu yol değil. Bu sakıncalı bir durum. Bütün herkese söylüyorum, bir şeyhim diyorsa bir kimse, şeyhim mi diyor? Evet. Ya sözlü icazet arayın, ya da yazılı icazet arayın. Abdullah Gürbüz Efendi, sağlığında yazılı icazet hiç kimseye vermedi, biliyorum.
Sözlü icazet olarak da iki kişiye söyledi. Birisi Allah rahmet eylesin, Ahmet Turan Gümüş abi, Sivas'tan, birisi de bu fakir. Bunları böyle konuşmuyordum önceden. Artık konuşmaya ihtiyacı hissediyorum. Çünkü yolun cılkını çıkarıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Abdullah Gürbüz Efendi de aynı yolu kullanmıştı. Buna ne diyeceksiniz? Evet, Şeyh Efendi Hazretleri bu yolu kullandı. Bunu da ben defalarca söylüyorum zaten. Bunu saklamıyorum. Ama bu, Şeyh Efendi'nden öncesi yok bunun bakın. Bu Şeyh Efendi'ye münhasır bir şeydi. Ama bunu kalkıp da böyle olağan hale getirmek, bunu böyle yol geçen anına çevirmek doğru değil. O yüzden sakıncalı diyorum. Bu herkesin kullanacağı bir yol mudur?
Hiç kimse bu yolu kullanmamalı. Bakın hiç kimse. Bu yol sıkıntılı, sakıncalı. Ona rüyasında verdilerse verdiler. Yani vermişlerdir de. Ama ve lakin bu yolu kullanması çok hoş değil. O zaman gitsin bir şeyhe. Bana rüyamda bunu, bunu, bunu verdiler. Siz bana icazet yazar mısınız? Veya bu konuda bana yardımcı olur musunuz? Veya da bu konuda istihara yapın. İstişare yapın. Ben bu meseleye ehil miyim, dehil miyim? Söylesin. Neden nefis yapıyorlar o zaman? Türkiye'de icazetli şeyh mi bitti? Dünya üzerinde icazetli şeyh mi bitti?
Nefislerine yapmasın, uymasınlar. Bu yolu kullananlar, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bana görev vermek istedi. Ama ben kabul etmek istemedim gibi söylemlerde bulunuyorlar. bu söylemsizce doğru mu? En zaten vahim olanı da bu. En sıkıntılı olan şeyi bu. Beni üzen, beni böyle yaran, benim içimi kanatan en acı şeyler bunlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sana bir şey söyleyecek. Sen bunu yapamam diyeceksin. Öyle mi? Bu ne küstahlık? Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin. Ha nerede kaldı? Bu ne küstahlık? Bu ne terbiyesizlik?
Bu ne hadsizlik? Hz. Muhammed Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu hale düşürmeye kimin hakkı var ya? Bu nasıl bir anlayış? Peygamberle kendinizi eş değerde mi görüyorsunuz? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir şey emrettiğinde Allah emretmiştir. O heva ve hevesinden konuşmaz. O bir şey emredecek. Siz hayır ben istemiyorum diyeceksiniz. Öyle mi?
Bir şeyh dahi, bir kimseye bir şey emretse, Kur'an sünnet içerisinde, dergan-ı adab-ı erkan içerisinde o kimse ben bunu yapamam, ben bunu yapmam dese, kendince edeb etse küstahlık yapmıştır, kibirlilik yapmıştır, nefsine uymuştur, şeytana uymuştur. Hatta bir şeyh dese ki bunu şimdi yap, o beş dakika sonu yertelese yine nefsine uymuştur. Üç dakika sonra yapsa yine nefsine uymuştur. Nefsine uymuştur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunlara kimse bunlar, onlara bir şey söylüyor, bunlar biz yapamayız diyorlar. Öyle mi? Şeyh efendi bana göç dediğinde, ben anında göçtüm ya.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bana göç diyecek de ben göçmeyeceğim. Öyle mi? Şunu bana yap diyecek de ben yapamam diyeceğim. Öyle mi? Ölürüm ya o yolda. Ciğerimi patlatırım ben. Yanacaksam yanarım, yıkılacaksam yıkılırım. Patlayacaksam patlarım. Bu ne küstahlık ya? Böyle laflar duyuyoruz. Kim söylerse söylesin. Kim söylerse söylesin. Bu edep değil. Bu edep değil. Ayette sabit.
Peygamber size neyi verdiyse alın, neden nehyetliyse bırakın. Ayette sabit. Sen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sana bir şey verdiğinde, sen ben yapamam, ben edemem, ben istemem, bunu başkasına ver dediğinde, sen ayete karşı geldin. Ne şeyhisin sen ya? Sen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine itiraz ettin ya. Siz ne yolcusunuz siz ya? Neyin kafasını yaşıyorsunuz siz? Kendi kendinize gördüğünüz hayalleri hakikat, rüya zannetmeyin. Kendi kendinize hayallediklerinizi hal zannetmeyin. Kendi kendinize tasavvur edip de kendi kurguladığınız, kendi nefsinizin kurguladığı hal ve hayalleri kendinizce hakikat zannetmeyin.
Yolu ifsad ediyorsunuz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bilmiyordu senin kabul edip etmeyeceğini de geldi sana manen dedi ki, sen çık, ümmeti Muhammed'e irşad et, seni de şeyh ilan ettim dedi. ben yapamam dediniz, öyle mi? Akşamları ne içip yatıyorsunuz bilmiyorum. Sabahları aç karına ne kullanıyorsunuz bilmiyorum. Siz yemin ediyorum bunu söyleyenler Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini tanımıyorlar. Manevi olarak. Bunlar nefis meratiplerini kat etmemişler. Çünkü bunu söyleyenler bir şeyh terbiyesinden geçmemişler gerçek manada. Bir şeyh terbiyesinden geçmiş olsalardı, bir şeyhin dahi Kur'an sünnet tarihinde sözünü ikilemenin büyük küstahlık olduğunu bilirlerdi.
Değil ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine diyecekler ki, ben yapmam, ben yapamam. Bunlar terbiye görmemişler. Terbiyesiz bunlar. Terbiye olmamışlar bunlar. Bunlar bir şeyhin tedrisatından tam anlamıyla geçmemişler. O tedrisatlarını tamamlamamışlar. Normal. 18 yıl ben vardım yanında. Normal. Onun dediği yerden gitmeyeceksin. Onun dediği yerde durmayacaksın öyle mi? Onun dediğini yerine getirmeyeceksin öyle mi? Tabi getirmediniz siz onun sağlığında. O gelip de dükkanın önüne elini cebine sokup, sat Mustafa Efendi buraya dediğinde siz aynı gün satamadınız.
Göç dediğinde aynı günde göçemediniz siz. Bana göç ödemişe dediğinde ben kendi kendime ev aradım iki gün. Kendimce ev arıyorum. Pazartesi ben aradım. Cuma gün bana göç dedi. Ben pazartesi aradım. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Sen neredesin dedi bana. Bayındır deyim efendim dedim. Göçmedin mi sen daha dedi. Bugün göçüyorum efendim dedim. Daha iyi bir filan tutmamıştım ben. O gün göçtüm. Ertesi gün aradım. Salı günü. Ben ödemişteyim efendim dedim. Maşallah Allah mübarek etsin. Allah yardımcın olsun dedi. Nereye ikiliyorsunuz siz ya? Kimin sözünü ikiliyorsunuz ahmaklar? Kimin sözünü ikiliyorsunuz siz?
Söylediklerinizden tövbe edip geri dönün. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri size bunu yap diyecek siz yapmayacaksınız öyle mi? Abdülkadir Geylan hazretleri size şunu yap diyecek siz yapmayacaksınız öyle mi? Böyle bir emirle karşılaşmamışsınız hiç. Tabii. Geylan hazretleri sana diyecek şimdi kapıdan içeri birisi geliyor senden mal isteyecek ver malını diyeceksin. Battığını bile bile sen malını veremeyeceksin öyle mi? Kemal'e eremezsin. Batacağını bile bile o malı vereceksin. Hadi ver. Mal mı? Geylan hazretlerin sözü mü? Ah yavruma.
Ah çocuğuma. Siz bu yolu öyle mi zannettiniz ya? Siz neyin kafasını yaşıyorsunuz ya? Ümmet-i Muhammed'i fesada sokmayın. Yolu fesada sokmayın. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ashab-ı resulullah hepsi oradalardı. Bana dediler ki ey filanca çık Ümmet-i Muhammed'in önüne onları irşad et. Ben yapamam efendim dediniz. Öyle mi dediniz? Hayır. Maşallah subhanallah. Yani siz de o peygamberlerin önünde, o sahabelerin önünde, o pir efendilerin önünde, o imamların önünde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine itiraz ettiniz. Öyle mi? Sizin bu sözünüzde inanan ahmaklar manzumesi, ahmaklar topluluğu da var.
Öyle mi? Ya Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini düşürüyorsunuz. Farkında mısınız? Yolunuzu düşürüyorsunuz. Farkında mısınız ya? Ya bu nasıl bir aymazlık ya? Bu nasıl bir saflık? Bu nasıl bir kibirlilik? Allah muhafaza eylesin ya. Söylenecek o kadar çok daha laf var da, geremeyi sizin çekecek kimse yok. Allah muhafaza eylesin. Maşallah. Ne mübareklersiniz ya siz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dahi sözüne itiraz edecek, onun sözüne naz edecek. Ben onun yap dediğini yapmayacak kadar naz ehlisiniz demek ya. Ne mübarek insanlarmışsınız siz ya. Tanıyamamışız biz sizi.
Bilememişiz. Evet. Şimdi sizin dervişinize de siz bir şey söyleyin. O da desin ki ben bunu yapamam. Oh ne kadar güzel ya. Yetişecek ya o derviş de. Ben yapamam diye diye yetişsin o da. Sen kalk çavuşluk yap de. O da desin ki ben yapamam. He ya. Birine zakirlik versen şimdi. O da desin ki ben yapamam. Ne oldu senin şeyhliğin? Siz çok mübarek insanlarmışsınız. Bunları söyleyenlere söylüyorum. Üzüntü verici şeyler ya.
Selamun aleyküm. Kadınla erkekle çalışılan bir tarlada erkeklerin görüş açısındayken. Bir kadına namaz kılması uygun mudur? Uygun. Çok üzüldüm ya gerçekten. O birkaç gündür böyle. Daha doğrusu daha uzun zamandır böyle bu mevzular dolaşıyor. Bunlar böyle yola taş getiren, yola laf getiren. Yani sözler, davranışlar. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm. İbni Abbas'tan bir hadiste hiçbir ümmet yoktur ki bunların bazısı cennette, bazısı cehennemde olmasın. Ancak benim ümmetimin hepsi cennettedir. Sorun bu hadisten kim peygamberin ümmetinden olursa, günahkar da olsa cennete girecektir diyebilir miyiz?
Bir de nasıl bu ümmetin içerisine dahil olabilir ve ayağımızı burada sabit tutabiliriz? Herkes farzlara sımsık yapışacak, haramlardan uzak duracak, nafilelerle Allah'a yaklaşacak. Bir hadisi kudside Allah der ki, marifet bana ibadet yapmak oldu, bilsinler. Sorum, ibadetsizlik neyi getirir? Yakınlarıma, çocuklarıma, akrabalarıma nasıl ibadetin önemini anlatabilirim? İbadet Allah'a kulluğun göstergesidir. Hz. Muhammed-i Mustafa'ya ümmetliğin göstergesidir. İyi insan diye toplumunda bir tabir var. Bu iyiliğin ölçüsü nedir? İnsanlara en azı iyiliğin ölçüsü zarar vermemek ve insanlara faydalı olmaktır. Selamun Aleyküm.
Hz. Adem yaratıldığında bütün melekler ona secde edin denildiğinde dört büyük melek de secde etmiş midir? Evet. Allah'ın ruhundan üflenilen insan dört büyük melekten derece olarak üstü müdür? Evet. Selamun Aleyküm. Hayilli akşamlar. 26 yaşındaki oğlum gusül abdesti alması gerektiği halde evham hastalığı yüzünden iki üç gün geciktirme sor alıyor. Bunun çok günah olduğunu söylediğim halde beni dinlemiyor, kızıyor. Nasıl bir yol izlemeliyim, cünüp gezmek ona ve bize nasıl zarar verir? Rahatsız, rahatsız olunca onu zorlamak, onu bu konuda çok ısrarcı olmak hoş bir şey değil. O konuda daha da onda antipati oluşturur. Tatlı tatlı, yumuşak yumuşak söylemek lazım. Onun rahatsızlığını tedavi ettirmek lazım.
Rahatsız olan bir kimseye çok ısrar etmek çok uygun değil. Selamun Aleyküm. Yolculuk halindeyken kıldığımız namazı eğer ki gideceğimiz yere vakti geçmeden varırsak tekrar kılmamız gerekir mi? Hayır. Yoksa yolculuk halinde kıldığımız namaz kabul olur mu? Evet. Yolculuğa çıktın. Sonuçta seferisin. Seferi oldu da namazını, dört rekatlik namazı iki rekat'a indirip kılacaksın. Vardığında tekrar iade etmen gerekmiyor. Selamun Aleyküm. Nefes kitabınızdan elinizde varsa bana da gönderebilir misiniz? Gönderebiliriz. Size ben bir normalde şey yapın, adres bana ulaştırabilirseniz veyahut da tekkeye, telefonu açarsanız, oraya adresinizi verirseniz ulaştırırız inşallah.
Selamun Aleyküm. Korkulacak bir durum yok ki kişinin içinde korku durumu olması neden kaynaklanabilir? Şeytanın vesvesesinden, kafir cinlilerin vesvesesinden böyle bir korku geldiğinde hemen kelime-i şehadet getireceksiniz. Buyurun. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu deyip kelime-i şehadete devam edeceksiniz. Veyahut da tehvit çekeceksiniz. Allah'a dua edeceksiniz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin lisanıyla korkaklığın şerrinden sana sığınırım. Şeytanın ve kafir cinlilerin şerrinden sana sığınırım diye dua edeceksiniz inşallah. Baba efendimiz selamun Aleyküm. Annem daha önce Hasan Burkay hazretlerinin bağlı bir topluluğa gidiyordu ama yaşayan şeyhleri yok.
Kendisi artık sizden ders almak istiyor. İnşallah. Ay yolluktan Mehmet Tamer. Mehmet Tamer. Aleyküm selam. İnşallah. Annene ders verelim. Annene de selam söyle inşallah. Günlük bu dersi çeksin inşallah. Sayın Özbağ sadece Kur'an ayetlerine inanıyorum. Hadislere inanmıyorum diyen kimselere nasıl cevap vermeliyiz? Size iki şey bıraktım. Birincisi Allah'ın kitabı Kur'an. İkincisi benim sünnet-i seniyim. Size iki şey bıraktım. Kim onlara sımsıkı yapışırsa asla delalete uğramaz. Birincisi Kur'an, ikincisi Ehl-i Beytim veya Ehl-i Beytim'in yoludur. Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin yine ayet-i kerime.
Çok bu konuda ayet-i kerime. Resulullah'ta sizde güzel örnekler vardır. Ne yapacağız? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetini koruyan Allah, onun sünnetine sevk eden Allah. O yüzden hadisleri inkar edenler, sünnet-i seni inkar edenler, büyük bir sapıklığın ve delaletin içindeler. Selamun Aleyküm. İkindi namazı akşam namazıyla cem olur mu? Bakın şimdi enteresan bir soru. İkindi namazıyla akşam namazı cem olur mu? Olmaz. Sebep, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hiç yapmadı çünkü. Seferi'de veya sahirde, muhkim iken de, seferi iken de, Arafat'ta iken de hadisler var. Öğlenle ikindiyi cem etti mi?
Evet. Akşamla yatsıyı cem etti mi? Evet. Ama ikindiyle akşamı hiç cem etmedi, hiç rivayet yok. O yüzden cem edemezsiniz. Peygamberin örneğine bakıyoruz biz. Sallallahu aleyhi ve sellem. Efendim, gerek kendi evlatlarımla, gerek dergahtaki genç kardeşlerle, gerek akrabalarımdan gençlerle onları derse ısındırmak, onlarla her yaşadıklarını anlatabilme durumunda çekingen davranmamaları adına yakın davranıyorum ki, bunda biraz orta yolu bulamıyorum.
Olacak ki, bu davranışımdan yaşça büyüklüğümü unutup saygıda, edep ve pervarsızca ağzına geleni söyleyebiliyorlar. Bunun sebebini sorduğumda ise, sen büyüksün, biz söyleyeceğiz, sen affedeceksin diyorlar. Bu defalarca olunca ben de şu an mesafe koydum. Küsteğilim bu konuda koyduğum mesafe doğru mu? Ve bu konuda benim davranışım, sistemim nasıl olmalı? Orta yolu davranışım nasıl olmalı? Abla ablanını bilmeli, kardeş kardeşliğini bilmeli, baba babalığını bilmeli, evlat evlatlığını bilmeli, şeyh şeyhliğini bilmeli, derviş dervişliğini bilmeli, zakir zakirliğini bilmeli, çavuş çavuşluğunu bilmeli. Bu latife olmayacak manası değil, herkes edep dairesinde davranmalı. O yüzden, yok işte biz arkadaş gibiyiz.
Olamazsın canım kardeşim, arkadaş gibi. Sen şeyhinle arkadaş gibi olamazsın. Sen zakirinle arkadaş gibi olamazsın. Olamazsın. Sebep, ya bir edep sınırı var. Olmaz. Sen baba, ya biz işte babamın arkadaş gibiyiz. Olamazsın canım kardeşim. Baba babadır, evlat evlattır. Anne annedir, evlat evlattır. Olamazsın. Herkes, edebini, adabını bilecek ve ona göre davranacak. İnşallah. Selamun Aleyküm. Eşim çok yoğun çalışıyor. Sadece pazar günleri görüşüyoruz. Hasbelk kadar gece yarısı eve gelirse, oturduğu gibi, olduğu yerde uyuyor.
Kişisel bakımını bırakın, banyo yapacak fırsat bulamıyor. Ben çalışmasına, kendine bakamamasına o kadar takılmıyorum. Ama gün içerisinde bir kez bile aramıyor. Aklına gelmediğini söylüyor. Gelmediği gibi aramaması beni duygusal anlamda çok zorluyor. Bunu yazarken daha utanıyorum. Ama rüyalarımda hiç aklımda olmayan kişiler, bazen de tanımadığım bir kişinin bana ilgi duyduğunu görüyorum. Bu durum beni kahrediyor. kendimi toparlamaya çalışıyorum. Eşimin bu özelliklerin değişmeyeceğini biliyorum. Ben ne yapmamıyım? Sen ara. Sen hatırlat kendini. Nefis yapma. Aramak istedim de, kendimi hatırlatmak istedim de, sen teşvik et. Sen bu noktada gayret et. Evliliğini daha renkli hale getir. daha içsel hale getir.
Yani bu konuda biraz daha çaba sarf et. Biraz fedakarlık et. Biraz daha et. Biraz daha et. Gücünün nispetinde. Yorulma. Evliliğini kurtar. Allah muhafaza eylesin. O rüyalarında gördüğün şey, şeytan vesvese vermeye başlamış. Rabbim nefsini uydurmasın inşallah. Selamun Aleyküm. Bir baba kızının zikre, sohbete gitmesinden memnun değilse, istemiyorsa, bu noktada babanın memnuniyetsizliğinin Allah katında bir hükmü var mıdır? Memnuniyetsizlik, Kur'an ve sünnet tarihisinde olmalı. Yani babanın memnuniyetsizliğinin temeli olmalı, Kur'an sünnet tarihisinde. O zaman evet, Allah katında bir hükmü var. Babaya itaat ve babaya yaklaşım nasıl olmalıdır? Babaya, şeyhe, üstada, kocaya, her şeyhe itaat Kur'an sünnet tarihisindedir. Allah Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp yaşayanlardan eylesin.
Allah-u Teala Hazretleri zaman kavramının dışında mıdır? Zaman yaratılmışları özgü müdür? Zaman Allah'ın bir sıfatıdır. Neden dışında olsun? Hayırlı akşamlar hocam. Birkaç sefer sohbetlerinize birebir dahil oldum. Dergahara sıra gidiyorum. Eşim sizden dersi, izniniz olursa rüyamı anlatmak istiyorum. Babamla birlikte sizi bir eve götürüyorum. Bizi ziyarete gelmişsiniz. Bu arada babam sizi hiç tanımıyorum. Siz bir anda rahatsızlaşıyorsunuz. Ve dışarı çıkıp ambulansı arıyorum. Sizi gelip apar topar alıp hastaneye götürüyorlar. Sonra biz de hastaneye geliyoruz. Eve dönüp haber beklerken telefonum çalıyor. Ve sizin öldüğünüzü söylüyorlar.
Ve ben de cemaatinize nasıl haber verebileceğimi bilmeyerek, korkarak uyanıyorum. Hakkınızı helal edin. Helal olsun inşallah. İnşallah dirime kavuşursun ya. Allah iyi etsin inşallah. Selamun Aleyküm Üstadım, hatunum. Nide'de hastanesi Nide'de hastanesinde mide kanserinden yatan annesine bakmaya gidince ikinci haftada hastanede korona hastalığına yakalanmış. Sizlerden dua gönlümden geçti. Tüm kardeşlerimin ailesine sağlık dilerim. Allah şifa versin. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Selamun Aleyküm İstanbul'dan selamlar olsun.
İnşallah ve Aleyküm Selam. Bizler başımıza gelen bir bela, musibet veya hastalıkla mücadele etmeli miyiz? Evet. Bununla mücadele ölçüsü nasıl olmalı? Kur'an Sünnet dairesinde neyse ölçüsü öyle olmalı. O musibet veya hastalığın basit bir çözümü varsa dahi Allah'tan geldi diye ona katlanır mıyız? Bu yol değil. O yüzden bir hastalık şifası varsa şifasını biz ararız. Bu noktada böyle hani sen seli baştan önle. Mesnevi de geçer bu. Biz seli baştan önlemeye gayret ederiz. İkinci sorum. İnternet sohbetleri sadece cumartesileri mi devam edecek? Şu anda öyle. İnşallah sağlığımız devam ederse sadece cumartesileri devam edecek. İlerleyen günlerde perşembeleri veya başka bir gün olacak mı?
Bu konuda düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Şu an için düşünmüyorum. Başka bir gün internet sohbetlerini sadece cumartesiden cumartesi düşünüyorum. Kendimce yeterli olduğunu düşünüyorum. Selamun Aleyküm. Bir akrabama borç olarak iki bilezik vermiştim. yıllar geçti. Hala ödemiyor. İstedim ama yine oralı olmuyor. Şimdi ödeyemem diyor. Bu borç zekat olarak sayabilir miyiz? Yani sayılabileceğine dair fetvalar var. Sayabilirsiniz. Ama o kimse gerçekten nisap miktarında mala sahip değil ise yani bir kimse mesela borç ödemekte tembel olabilir. Borç ödemekte böyle sıkıntılı bir kimse olabilir. Hani var öyle insanlar malı olduğu halde borcu ödemiyor.
O zaman zekat geçmez. Selamun Aleyküm. 28 Şubat olduğunda 10 yaşındaydım. O zamanlarda cami mektebinde her gün Kur'an dersine giderdik. 28 Şubat olunca jandarma köylerde devreye gezerek camilerde Kur'an eğitimi verilip verilmediğini kontrol eder. Bazen bizi de sorguya çekerdi. Biz mektebe derse gidemeyince gizli olarak köydeki hafız dedelerden ders alırdık. Ama jandarmaya Kur'an okumaya gitmiyoruz diye yalan söylerdik. O zamanlar din düşmanları apaçık belliydi ve Müslümanlarla uğraşıyorlardı. Şimdi ise bizden görünüp dinin içini boşaltmaya çalışan sinsin sinsi Kur'an ve sünnet düşmanlığı yapanlar hadis inkarcıları ve ehlibet düşmanları fazlasıyla var.
Bu zaman sanki 28 Şubat döneminden daha kötü ve fitne dolu geliyor bana. Dindar nesili yetiştirelim diyenler ateist neslin hızla yükselmesi durdurmada aciz kalıyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz? Bu bozulma o kadar çok ileri safhada ki ve ne yazık ki bu bozulma dindar görünen insanlarla oluyor. Yani bir işte örneğin ilahiyat profesörü ehli beyte hakaret derecesinde laflar söyleyebiliyor. bir ilahiyat bir ilahiyat profesörü hadis inkarcısı mezhep inkarcısı olabiliyor. Bir il müftüsü rüyetullahla alakalı hadisleri bilmiyor veyahut da bildiği halde inkar ediyor. Veyahut da işte bu tip böyle ne yazık ki dinin olmazsa olmazlarının içi boşaltılıyor. Acı şeyler bunlar.
Yaşıyoruz. Yaşayacağız böyle giderse ahir zaman. Selamun aleyküm hocam. Senelerce Kur'an kurslarında hep mukaddes kitabımız öğretildi. Fakat sadece okumayı. Ne gariptir ki okumayı bildiğimiz harflerin anlamını anlamıyoruz. Bunu nasıl aşmalıyız? Hem kişisel olarak hem de ülkece tavsiyenizi rica edeceğim. Ne yazık ki böyleyiz. Bu tevhidi tedrisat kanunu ve ilke ve inkilaplarla dil de değişti. dil değişince insanlar kendi iman ettikleri dinin lisanını bilemez hale geldiler. Böyle olunca Kur'an ne diyor? Hadis-i şerifler ne diyor? İnsanlar bilmiyorlar. Hiç olmazsa biz bunu hani mevcut Türkçesinden okusak, mevcut Türkçesinden anlamaya çalışsak inşallah hiç biraz kendimizi kurtarabiliriz diye düşünüyorum.
Ben İstanbul'dan Enes üstadım biz ahirette 30 yaşında olacağız. Peki annemiz babamız biz evlat olarak biz de anne baba olarak mı bileceğiz? Cennetteyiz ya. Anne baba olarak bile evlat olarak bile bir şey olmaz. Selamun Aleyküm. Ders yaptıran bir görevli arkadaşın zikrullahı yaptırırken zakirinden ve üstadından gördüğü gibi yaptırması uygun olur mu? Bir de zikrullah önce sohbet yaparken başlangıç olarak hangi konudan başlanmalıdır? Tavsiyelerinizi dualarınızı bekleriz. Selamun Aleyküm. ders yaptıran arkadaşlar direkt üstadları nasıl ders yaptırıyorsa öyle dersleri yaptıracak. Zakirler de zaten üstadlarının yaptırdıkları gibi yaptırmak zorundalar. Öyle olunca diğer ders yaptıranlar da o zorunluğu üzerinde taşıyarak derslerini yaptıracaklar.
Sohbetle alakalı da oradaki arkadaşların neye ihtiyacı varsa ona uygun kısa bir sohbet yapılabilir. Geceniz mübarek olsun. Gemlik'ten selam ederim. Aleyküm selam. Gemlik sizi çok özledi. Şu an Covid'den dolayı hastanede yatırıyorum. Sohbetimiz gecemiz aydınlatı. Şifa hayır dualarınız bizlerin eksik etmeyin. Rabbim şifa versin. Cenab-ı muhafaza eylesin. İnşallah tez zamanda bütün kardeşlerimiz bütün ümmet-i Muhammed şu Covid belasından kurtulur. Cenab-ı hayırlı şifalarını versin inşallah. Selamun aleyküm. Her geçen gün geriye düşüyorum sanırım. Ne hatamı görebiliyorum ne de bir şey anladım.
Yersiz yönsüz gibiyim. Nasıl toparlayabilirim kendimi? Her güne ayrı tövbe etmek lazım. Her ana ayrı hamd etmek lazım. Her an için ayrı zikrullah etmek lazım. Allah derlenip toparlanıp yeniden ayağa kalkıp koşanlardan eylesin inşallah. Namaza karşı isteksizlik, tembellik neden oluşur? Nefisten bir de sorulan sorular arasında bir şey hissetmeme, tat almama, ağır gelmesi, namazdan, zikirden, başka ibadetlerden. Hepsi de lazım, sohbet de lazım, soru da lazım, namaz da lazım, zikir de lazım. Hepsi lazım. Hepsinden ayrı ayrı tat almak lazım. selamun aleyküm. Annemin baş dönmesi için size soru sormuştuk.
Bu aralar baş dönmeleri tekrar başladı. Ne tavsiye ederseniz? Bir doktora götürün, tansiyonunda değişiklik olabilir. Selamun aleyküm. Kardeşlerimizin çoğunluğu bilindik İslam anlayışı ile olay ve durumlara yaklaşırken bir kısmı farklı açılar getirerek beni geliştiriyor. topluluk içinde aynı bakış açılarını siz Allah şah ediyorsunuz. Ayet ve adesleri reddedenlerle mücadele etmenin ölçüsü var mıdır? Nasıl daha donanımlı olabiliriz? Aynileşmemek lazım. Çünkü aynileşmek insanı kötülüğe götürür, tembelliğe götürür, eskimeye götürür. Kur'an ve sünnet insanı her an yeniler, tazeler, zikrullah, tevbe, hamd, tefekkür, insanı her an tazeler, yeniler.
O yüzden aynı bakış açısını yakalamak, bakın aynı bakış açısını yakalamak aynı leşliğin, çok özür dilerim, sürü psikolojisinin olduğu yerlerde olur. Sufilik böyle bir şey kabullenmez. Çünkü sufilik çok renkliliktir, çok tatlılıktır, öyle söyleyelim. Öyle olunca insanlar bir ayeti kerimeye farklı manadan, bir hadis-i şerife farklı manadan bakabilmeli. bu bizi tazeler, bu bizi yeniler. Selamun Aleyküm, babamın bir sorusu var, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hayattayken, Türkiye'ye gelmiş midir, Allah razı olsun? Zahiren gelmedi. Selamun Aleyküm, sürekli kendimde ve sizde olan sevgimde sıkıntı olduğunu düşünüyorum, ne tavsiye edersiniz?
Tövbeye, zikrullah'a, sımsıkı sarılmaya devam. Hz. Ali'nin söylediği, rivayet edilen, görmediği, mavuda ibadet etmem sözünü açıklayabilir misiniz? Eğer öyleyse görmek nasıl olur? O zahir ismi, onun bir ismi, bir sıfatı zahir ise, her an zahir olarak tecelli etmekte. Her an zahir olarak tecelli etmekte olan şey görünür zaten. Biz göremiyoruz. Bize zulüm edene, biz ne yapmalıyız? zulmedenlerle mücadele edilir. Tez bir zulmü, normalde bir haksızlığı, bir yanlışlığı gördüğünüzde, mümkünse, elinizde o da mümkün değilse, dilinizde o da mümkün değilse, kalben buğz ederekten önlemeye çalışınız ki de, bu da imanın en zayıf noktasıdır.
Delimizle beddua etmesek de, kalpten geçirsek de günah mıdır? Zalimin zalimliğini durduralım, zalimin zalimliğiyle mücadele edelim. Bu dönemde zikir halakalarına gitmeye, çekinmek zarara uğratır mı? Ben nerede bir zikir halakası görürsem, duyarsam giderim, oraya da otururum. Eşler pandemiden dolayı, halakalarda mesafe olmadığından istemeyebiliyor, ne yapmalıyız? Ne yapmalıyız? Karar sizin. Baldızıma, kocan seni aldatıyor, benden üç çocuğu oldu, aldırdı diye biri mesaj atıyormuş. Bacanığım rahatsız eden, numaranın erkek olduğunu ona söylemiş, benden rica etti, öğrendim, numara bir kadına ait.
Bunu baldızıma söylesem, yuva yıkmaya sebep olmuş, olur muyuz? Veya bunu ona söylemeli miyiz? Gözünüzle gördüğünüz bir şey yok, o yüzden bence söylemeyin. Duyduğunuzu, bir başkasına aktarmak, size yalan olarak yeter. Selamun Aleyküm. Hadis kitaplarından, cami üstüne gir veren, tergip hangini tavsiye edersiniz?
Ben tergipi daha fazla tavsiye edebilirim ama, cami üstüne gir de olabilir, sıkıntı yok. Selamun Aleyküm. Kendimi bir türlü yenileyemiyorum, sürekli harama bakma ve harama isteme hastalığından kurtulamıyorum. İbadetlerimi zoraki yapıyorum, sürekli üstümde yorgunluk hissi oluşuyor. Sizinle manevi bağımın koptuğunun hissi oluşuyor. Yaptıklarımdan ve düşüncelerimden dolayı hakkınızı helal ediniz. Duanızı ve imetinize muhtaçım. Yeniden size bağlanmak, yol yürümek istiyorum. Allah muvininiz olsun, Allah yardımcın olsun inşallah. Tövbe et, devam et inşallah. Allah yardımcın olsun inşallah. Selamun Aleyküm.
Ben Kur'an, sünnet ve hayat yolunda istikrarını dirayetimi sağlayamıyorum. Sık sık mevsim uyuyorum. Ailemle yaşıyorum ve onlara hep kötü ahlaklı davranıyorum. Bağırıp çağırıyorum. Toparlanmak için gayret ediyorum ve bazen de etmiyorum. Sizden doh zor yolda olmak için, Allah'ın sevdiği bir kul olmak için, gayretli, istekli olmak, etrafına güzel ahlaklı davranmak için dua istiyorum. Allah yardımcın olsun. Sımsıkı sarılacaksın, Sımsıkı kendine çekidüzen vereceksin inşallah. Rabbim iyilik versin, güzellik versin. Uzun yazdım, helal olsun. Helal olsun inşallah. Selamun Aleyküm. Şeyhin açılımı nedir? Yaşı, ihtiyar, bir konuda uzman, bir konuda ehliyetli demek.
Selamun Aleyküm. Ara ara gördüğüm rüyalarımdaki olaylar, çoğu kez gerçek hayatta yaşıyorum. Bazen direkt içinde, bazen yakınlarımda görüyorum. Ve bazen sevdiklerimin başına gelecek sıkıntıları, daha olmadan veya rüyayla ya da gerçek hayatta çok sıkıntılı, aşırı ağlama iste oluyor. O sıkıntı olup bitene kadar devam ediyor. Tavsiyeniz ne olur? Allah yardımcın olsun. Bunda bir sıkıntı yok. Devam. Selamun Aleyküm hocam. Bir yerde hastane veya yetimhane veya cami açılacağı duyulduğunda tanıdıklara falan yerde bir hastanede açılacak hayır yapmak isteyen, istediği miktarda para yardım edebilir demek az önce dayandığınız konuyla ilgili yanlış mıdır?
Hayır. Aksi takdirde söylenilmediği zaman şahısların hayır işlemelerine mani olma durumu olur mu? Evet. Hocam ağzına sağlık. Allah sizin hakkınıza en hayırlısını versin. Amin. Saygılarımla Alaaddin. Allah yardımcın olsun Alaaddin kardeşi. Artı 49 neresi? Kur'an'da Bakara suresinin 275. ayette Allah faiz yiyenler ancak şeytan çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar.
Bunun sebebi onların alım satımı da ancak faiz gibidir demelidir. Halbuki Allah alım satımı helal, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Allah'tan bir öğüt erişir de faizciliği bırakırsa geçmişte yaptığı kendisine ayettir. İşi de Allah'a kalmıştır. Kim de yine faizciliğe dönerse işte bunlar orada devamlı kalmak üzere cehennemliklerdir buyuruyor. Bugünkü hocalar insan faizi yese Müslümansa eninde sonunda cennete girer diyorlar. Oysa Allah bu ayette faiz yiyenin ebediyen cehennemde olduğunu söylüyor. Bu durumu açıklar mısınız? Allah'ın ayeti açık. Meseline açık lisas. Herkes tarafından dışlandığını, sevilmediğini, sevildiğini düşünmeyen biri ve bu konuda ağır üzülen sevgi, ihtiyaç duyan biri hayatın içinde yalnız size güvendiği için tüm insanlar yerine sadece sizin sevginize ihtiyaç duysa ve siz ciddiye almasanız bu kişiyi kovsanız.
Biz kimseyi kovmayız? Kimi kovmuşuz ki bugüne kadar? İsmini yazdığın için altına seni tanıyorum. Ben seni kovmadım. Burada da herkesin içerisinde açıkça söyleyeyim ama sen kendin dersi iade ettin. Böyle kendi kendine mağdur edebiyatı yapma. Sen kendin dersi kendine iade ettin. Kendi kendine efelik yaptın. Kendi kendine bir şey zannettin.
Veyahut da ne zannettiysen, ne dediysem, ne yaptıysan dersi kendin bıraktın. Bütün cümle alem bilir. Dersi kendisi bırakan bir kimseye ben kolay kolay ders vermem. Kapı açıktır. Hz. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri emrederse geçmiş peygamberler, sahabeler, imamlar, preefendiler, hatta şeyhim emrederse dersini veririm. Herkesinkini veririm. Geri kalanını vermem. Kovacak olsam zikir halakasına geliyorsun. Zikir halakasından kovmuyorum. Kovacak olsam gelip gidiyorsun, devamlı her türlü çalışmanın içerisinde bulunuyorsun. Kovacak olsam oraya da giremezsin. Doğru değil, söyleniyor. Bu insanın psikolojisinden ne beklemeliyiz? Yukarıda söylediklerin doğru olmadığından dolayı bu psikoloji hakkında ne bekleyeceğim ki ben?
Tekrar söylüyorum. Ben zakirliğimden itibaren bunu uygulayan bir kimseyim. Bir kimse dersi kendisi iade eder, bırakırsa ben ona kolay kolay bir daha ders vermem. Dersini alırım bir kimsenin alırım. Uzaklaştırırım, uzaklaştırırım. Onu tekrar ders verir miyim? Veririm. Onu tekrar yaklaştırır mıyım? Yaklaştırırım. Bu ayrı mıyım? Veririm. Bu onun hukuku ayrı. Ama öbür türlü dersini bırakmışsın. Allah yoluna çıkartırsın. İstediğin şeyhe gideceksin. O kadar basit. Bir daha geri dönüşü yok. Hiç kimse için. Bu geçerli. Bu kimsenin sizden sevgiye aç olduğu için bir abi, bir baba, bir dost, bir şeyh gibi sevgi ve istemesi küstahlık bu. Yani bizim sevdiğimiz, sevmediğimiz, sevgimiz meydanda.
Yani özel husisi bir şey beklemek bir kimsenin kendince hakkı almalı. Bulamayınca da şikayet etmek hakkı değil. Ciddiye almadığınız insanlara karşı sadece merhamet duygusu taşıyarak mı onunla münasebettesiniz? Ben, benim ciddiye almadığım hiç kimse yoktur. Ama bir kimse günlük 30 tane, 35 tane, şimdi burada yani seni üzmek, utandırmak istemem, 70 tane, 80 tane mesajına cevap verilecek diye bir kaydı yok.
Sosyal olarak Whatsapp'tan veya BIP'ten bana kim makul bir şey yazarsa döner ona cevap verir. Birisi şunu diyemez bana. İşte bana cevap vermedin. Makul bir şey yazmamıştır. Veyahut da sıralıyor 30 tane birden, 20 tane birden mesaj. Veyahut da oradan soru yazıyor arkadaş. Yani özel soru yazıyor. Bir soru. Mesela böyle kendisini anlık ilgilendiren bir şey değil. Umuma nasıl burada soru soruluyorsa öyle soru soruyor. Ona yazarak cevap vereceğim. Yani pes ya. Kimin zamanı yetişir buna? Ben geçen oturdum yine ayıkladım, ayıkladım, ayıkladım, ayıkladım, 1700 tane bende telefon numarası var.
1700 kusur tane kaldı. Hangi birine cevap yazacağım ben? Yani siz hanımefendi bugün belki de 40 tane mesaj attınız bana. Ben bugün bu sohbeti hazırlayacağım. Ben sohbeti hazırlayacağım zaman kitliyorum kendimi. Hiçbir kimseyle görüşmek istemiyorum. Görüşmüyorum. Kendimi odaklamak zorundayım oraya. Siz 30 tane birden bana mesaj attınız bugün. Saymayayım şimdi telefonu açacağım. Sayacağım şimdi. Ben her seferinde size cevap mı yazacağım? Bu hakkı da nereden görüyorsunuz kendinizde? Yani böyle sizin gibi 3 tane, 4 tane, 5 tane var, 10 tane var.
Tamam rahatsızsınız. Kabul ettim. Ama 30'ar taneden 4 kişiye 120 tane mesaj yapar. Yani 120 kişiye ben 5'er dakika ayırmış olsam gün bitti ya. Hiç mi Allah'tan korkmuyorsunuz? Bir de o tarafa bakın. Ben dervişlerden geçinen, dervişlere şeyhen illah diyen bir kimse değilim. Ben etrafımdan para pul dilenen bir kimse değilim. Benim de sorumluluklarım var. Ben de ticaret yapacağım. Benim de kendimce sorumluluklarımı yerine getirmem var. Ailem var, işim var, çocuklarım var, arkadaşlarım var. Ben sabahtan akşama kadar WhatsApp'ta, BIP'te cevap yazacak noktada değilim ki.
Bak sorumluluğum var. Bugün işte bilmem kaç kişi izliyor canlı yayında. Onlara cevap vereceğim. Ben sohbet hazırlayacağım. E benim normalde yurt içinde, yurt dışında gidip geldiğim yerler var. Yani ben sadece kendimi mi size odaklayacağım? Ben senin esirin miyim ya? Her gönderdiğim mesaja cevap yazacak. Öyle mi? Allah muhafaza eylesin. Yapmayın. Sana da söylüyorum ve bütün herkese söylüyorum. Evet elzen bir şey yazılır, yazılır tamam. Cevap geldi, geldi, gelmedi, gelmedi. Soru işareti arkasından. Allah Allah. Yani senin sekreteryen yok burada. Her şeyin bir haddi hududu var.
Bugün bir de ona bir sürü yazdın, çizdin, sildin. Yok beni engelledin. Ya telefonu engellemiş olsam sen mesaj yazabilir misin? Yazabilir mi? Telefonu engellense bir kimse bana BIP'ten veya şeyden. Yazamaz değil mi? Al bakalım şimdi nasıl helallaşacağım benle? Belki de bugün 5-6 sefer okudum. Beni engelledin, beni engelledin. Telefonu da açamıyorum sana diye bana yazdın. Ben bildiğim bir şey değil. Teknik bir konu. Burada teknik işlerden sorumlu devlet bakanına sordum. Normalde bana mesaj gönderemez değil mi? Engellemiş olsam. Normal şartlarda gönderemez. Ha engellenmemiş şimdi. Ne olacak şimdi? Hiçbir şey gönderemiyor.
Ne mesaj ne fotoğrafı hiçbir şey gönderemiyor. Yok ya günde 40 tane geliyor ya ondan. Bir de yani sen biliyorsun. Bir de bugün 38 tane oldu. Yok bugün 28 tane oldu. Bir de kinayesine yazıyor. Allah yeyesin inşallah. Üzülme can doğruysan zarar gördüm deme. Bil ki iyiler mutlaka kazanır. Üstadım üzme kendini ne olur. Bu dünya üzüntüsüz tadı olur mu ya? Üzüntü olacak, acı olacak, rüzgar esecek, yel esecek. İslam'da dengeli beslenme iki öğün müdür? Az ve iki öğün. Oruç tutun sıhhat bulun. Hadisi baz aldığımızda üç öğün ve fazla yemek hastalıklara davetiye midir?
Evet. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiç doymadı. Ve iki öğünden fazla da yemedi. Selamun Aleyküm. Efendim yayın sonradan YouTube'da video olarak paylaşıldığında tekrar dinlemek istediğimiz sözlerinizi veya cevaplarınızı videoda daha kolay ve zaman kaybı olmaması adına bazı durumlarda anlık dinletmek istediğimiz noktalar olabiliyor.
Başka arkadaşlarımız da faydalanabilsinler diye. Yayın sırasında ekranın bir kenarına saat olması mümkün mü? Tarih belli. Saati de not alırsak ulaşmak çok kolaylaşacaktır. Uzun yazdım. Hakkınızı helal edin inşallah. Bu da salimi ilgilendiren bir şey. Kısmen olabilirmiş. Yüzde yetmiş olurmuş. Teknik işlerden sorumlu devlet bakanımız öyle dedi. Selamun Aleyküm. Nefsimize uyup yapmamamız, söylememiz gereken bir şey söyleyip sonrasında çok pişman olup tövbe ettiğimiz halde tekrar aynı şeyi yaşamak. Ve yine nefsi uymak neden olur? Disiplinli olmadığımızdan olur. Nefis ve şeytan nasıl aynı yerlerden tekrar tekrar insanı vurabiliyor?
Vurur insanoğlu. Yenilir. Allah muhafaza eylesin. Efendim adresim Ova Akça Merkez Mahallesi 10 Akça Sokak ne oldu? Allah burada ne yapma beni okutuyorsun adresini ya. Sen onu tekkeye bildir inşallah. Salime. Selamun Aleyküm. Hayırlı geceleriniz olsun.
Yaklaşık yıl mı yıldır Cübbeli Ahmet Hoca'nın sohbetlerini takip eden avam birisiyim. Allah aşkı ve peygamber sevgisini yoğun hisseden birisiyim. Sizin sohbetlerinizi dinleyen ve sohbetlerinize katılan altı sefer zikrullaha katıldım. Sizi de rüyamda gördüm. Lakin bir konuda soru muallakta kaldım. Sigara içmek ne olarak haramdır dediniz. Cübbeli Ahmet Hoca ise tahrime mekruh diyebiliriz dedi. Bu konuyu aydınlatırsanız sevinirim. Allah geceniz mübarek etsin. Sizleri çok seviyorum. Bir şeyin illeti, zararı yani belli olmadığından dolayı geçmiş alimler, sigaranın illeti ve zararı geçmiş alimler tam olarak bilmediklerinden dolayı onu tahrime mekruh dediler.
Şimdi mekruh harama yakın demektir. Hanefi'ye göre mekruhun devamı yine günah kebahirdir. Şimdi sigaranın illeti belli oldu. Yani zararları, sigaranın insanın ne derecede neler yaptığı belli oldu. o yüzden haram diyebiliriz. Biz de haram diyenlerdeniz. İlleti belli olduğundan dolayı. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'i rüyada gördüm. Rüyamda şu şekilde yaşadım. Uhud ya da Bedir Harbi'nde elinde geyik, boynuzu, saplı, parlak hançer üzerinde Arap harfleriyle yazıyor, keskinletiyorum. Sonra belime kuşağın içine soktum. Üzerinde cübbe, kafamda sarık takke, etrafta sahabe defler çalıyor, yerden tozlar kalkıyor.
Peygamber Efendimiz'i, Efendimiz devenin üzerinde etrafı kalabalık olduğu için savaşa hazırlanıyorum. Allah mübarek eylesin. Cenab-ı Hak Kur'an sünnet noktasında seni savaşanlardan, mücadele edenlerden eylesin. Allah mübarek eylesin inşallah. Selamun Aleyküm kardeşim, iki yıl önce vefat etti. Vefatından kısa süre önce sizinle tanışmak nasip oldu. Fakat sizden ders almadan vefat etti. Rüyamda sizi çok sevdiğini ve sizden dersi olduğunu söyledi. Sizden dersi sayılır mı? Sayılır inşallah. Selamun Aleyküm, geceniz nur olsun. Annem, babam ayrı. Babam ikinci bir eşle evlendi. Ve ikinci eşinden de çocukları oldu. Diğer çocuklarına bize olan ilgisinden daha çok ilgilendirildiğini ve evlatlar arasında ayrımcılık yaptığını düşünüyorum.
Bu durumda beni üzüyor ve zaman zaman kızdırır. Fakat babam olduğu için ona karşı hakkımı savunamıyorum. Ve saygısızlık da yapmak istemiyorum. Bu durumda yaptığım doğru mu bilmiyorum. Her konuda hakkımı aramalı mıyım? Nasıl davranmalıyım? Bunun ölçüsü ne olmalı? Eğer Kur'an sünnet tarihinde temel olarak farzları yerine getiriyorsa baban üzerinde başka bir şey arayamazsın.
Selamun Aleyküm, bazı kardeşler kendi mahallesindeki derslere gitmeyip başka mahalleye gidiyorlar. Ondan sonra arabalı kişileri beni eve bırak diyorlar. Edepten dolayı reddedilmiyorlar. Üstelik bunların kendi özel arabaları var, evde duruyor. Kırmamak için bir şey söylemiyoruz. Edeb, adab nasıl olmalı? Kendi mahallesini, dersini terk etmesi uygun mu? Hakkınızı helal edin. Emre itaat etmiyorlar. Kendi mahallelerindeki derslere gidecekler. Bir, ikincisi bir insan utanır. Beni eve bırakır mısın demeye. Araban varsa bin arabana git. Araban yoksa çık, yayan git. Selamun Aleyküm, bu dönemde dünya üzerinde, korona dışında TV veya internet üzerinden insanları psikolojik olarak hasta etmeye çalışan bir salgın olabilir mi?
Eğer böyle bir durum var ise kendimizi nasıl muhafaza ederiz? İşte bu psikolojik takıntı haline geliyor bu mesele. Allah muhafaza eylesin. Ben sizi tanıdığımda şeyh olduğunuzu bilmiyordum. Daha doğrusu günümüzde şeyhlik olduğunu bilmiyordum. Yaşam koçu olduğunuzu düşünmüştüm. Öyle diyorum herkese. Sonradan öğrendim şeyhlik anlamına hamdolsun. Ben yine senin bildiğin şeyhlerden değilim. Ya ben şeyh değilim. Sen öyle bilgine, öyle tanı. Selamun Aleyküm, eşimin internetten izlediği bazı insanların hakayet noktasında sıkıntıları var. Eşimde olup olmadığını araştırmalı mıyım?
Eğer inanç noktasında sıkıntı varsa bizim nikahımızda da sıkıntı var demek mi oluyor? Evet. Eğer hakayet noktasında sıkıntılar var ise evet nikahta sıkıntı olur. Selamun Aleyküm, bir yakınım size sormamı rica etti. HES kodu hakkında ne düşünüyorsunuz? Ne düşünce devlet böyle bir şeye emrettiyse herkes yerine getirecek. HES kodu bu bir yerden bir yere giderken Sağlık Bakanlığından alınan bir hastalığı olmadığına dair bir şey değil mi? Tamam, bunu alacak herkes. Selamun Aleyküm, Esenyurt'tan Zühre. Selam olsun Esenyurt'a, Allah yardımcınız olsun. Hayırlı akşamlar, benim iki buçuk yaşında kızım var. Hala emziriyorum, ne kadara kadar emzirilebilir acaba yaş olarak.
Kız çocukları iki yaşa kadar, erkek çocuklar da iki buçuk yaşına kadar. Bugün öğlen namazı için bir kardeşimiz ile Ulu Cami'ye gittik ve bizleri içeriye almalılar. Sebebi ise içeride bayanlar bölümü dolmuş. Pandemiden dolayı araları bir buçuk metre koymuşlar. Yer dolmuş ama üç yüz metre ileride kafede dip dibe herkes oturuyordu. Namaz vakti olduğu için kapıdaki görevliler ile tartışmak istemedim. Bizler nasıl bir yol izlemeliyiz, bu zulüm değil midir? Kendimizce yapılanı protesto etmek için dışarıda erkeklerin arasında namaz kıldık, yanlış mı yaptık?
Bizlerin ibadet etme hakkını hangi hakla elimizden alıyorlar? Uzun oldu, özür dilerim. Yapacak bir şey yok, yani enteresan bir şey. Gerçekten hak veriyorum buna. Yani camilerde koronayla alakalı her türlü mesafe, her türlü önlem, her türlü her şey alınıyor, alınıyor. Ama dediğiniz gibi kafeler dolu, eğlence merkezleri dolu, plajlar dolu, barlar dolu, sazhaneler, cazhaneler dolu. Oralarda mesafe ve maske yok. Ne yazık ki böyle. Allah yi etsin inşallah. Allah yar ve yardımcınız olsun, Cenab-ı Hak muhininiz olsun. Rabbim inşallah bizleri Kur'an ve sünnet tarihsinde mukim olan kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi sevsin, sevindirsin, muhafaza eylesin, korusun. Cenab-ı Hak inşallah hepimizi Kur'an ve sünnet tarihsinde bir ve beraber eylesin inşallah.
Haklarınızı helal edin. Cenab-ı Hak cümlemizi inşallah kendi emanına, kendi hıfzına aldığı kullarından eylesin inşallah. Şimdi bir tevhid çekelim inşallah. Geceniz hayır olsun. Allah'a emanet olun inşallah. Allah yardımcınız olsun. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi