Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 22 Eylül 2020 · 2:13:09
Selâmünaleyküm, hayırlı akşamlar, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, nefesinizi hayırlı eylesin, son nefesinizde eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü diyerekten nefeslerini, bu dünya nefesini tamamlayanlardan eylesin, dünya hayatını Kur'an'a, sünnete, imamların iştahına sımsıkı yapışaraktan Allah yolunda cihad eden, Allah yolunda mücadele eden bir kul olarak bitirenlerden eylesin, dünya hayatını şeytana uyanlardan, heva hevese uyanlardan, delalete düşenlerden eylemesin,
dünya hayatında Kur'an ve sünneti inkar edenlerden, sünnet-i seniye inkar edenlerden, hadis-i şerifi inkar edenlerden, mezhep imamlarını ve mezhepleri inkar edenlerden eylemesin inşallah. Delalete düşen, yani 73 fırkanın 72'si fırkayı delalettedir, birisi naciyededir, hadis-i şerifi mucibince, delalette olan fırkalardan, yollardan muhafaza eylesin, kurtuluşa ermiş, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan mümin kullarından eylesin inşallah.
Eşlerimize, çocuklarımıza, akrabalarımıza, anne ve babalarımıza iman nasip eylesin, İslam nasip eylesin, ihlas ve samimiyet nasip eylesin, komple akraba talikatımız, eş, çoluk, çocuk hepimiz hep beraber Kur'an ve sünneti yaşayanlardan eylesin inşallah. Kıymetli dostlar, ahir zamanın bütün tecelliyatlarını iliklerimize işleyinceye kadar yaşıyoruz. Ne yazık ki ahir zamanın o deccaliyeti, ahir zamanın şeytaniyeti, ahir zamanın fitnesi, fesadı, ahir zamanın ne yazık ki bozuklukların içerisinde dinimizi, imanımızı korumaya, muhafaza etmeye çalışıyoruz. O hadis şerifte beyan edilen, ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki iman ateşten bir kor olacak, elinde tutanın eli yanacak, atan dinden, imandan olacak noktasını yaşıyor gibiyiz.
O yüzden imanı muhafaza etmek, dini muhafaza etmek, ahlakı muhafaza etmek, çizgi yolu istikameti muhafaza etmek gerçekten güçleşti. Çünkü bu Kur'an ve sünnet düşmanları, bu hadis düşmanları, bu mezhep düşmanları, ne yazık ki bu fitursuz, azgın güruh, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan nerede ne varsa hepsine haince ve hunharca saldırıyor. Bu saldırının altında muhakkak ki bazılarının gözleri korkuyor, tırsıyor, geri dönenler oluyor, dağılanlar oluyor, kendince acaba diyenler oluyor, şüpheye düşenler oluyor ve deccaliyet vazifesini yerine getiriyor. O yüzden böyle zamanlarda bu fitnenin kol gezdiği, fitnenin, kargaşanın, her türlü aleverinin, daleverinin, iftiranın, bu medya algılarının, basın algılarının, sosyal medya algılarının ve çarpıtmalarının altında insanın imanını muhafaza etmesi, dinini muhafaza etmesi, koruması, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp yaşaması gerçekten zor bir hale geldi.
Ne yazık ki insanlar azgınca Kur'an ve sünnete saldırıyor, azgınca Kur'an ve sünnete saldırırken Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışanları da taciz ediyor, tecavüz ediyor, onlara da saldırıyor. Ve ne yazık ki bunların büyük bir çoğunluğu da kendince kendisini Müslüman görüyor, kendince kendisini böyle din savunucusu görüyor, doğruyu savunan, hikmet ehliymiş gibi gösteriliyor. Kendilerini öyle gösteriyorlar, Allah muhafaza eylesin. Bir çürük yumurta için bir sepet yumurtayı kırmayı göze almış bu Muaviye zihniyetli, bu Yezid zihniyetli kimseler, bir çürük yumurta için bütün sepetteki yumurtaları kırmaya göze almışlar. Bu Yezidi düşüncesi, bu Yezidi kafası ne yazık ki Ümmet-i Muhammed'in içerisinde yer bulmaya başladı.
Bu Emevi kafası ne yazık ki Ümmet-i Muhammed'in içerisinde yer buluyor. Bir meslekten, bir meşrepten herhangi bir kimse bir hata yaptığında, bir kusur yaptığında, hele bu hatayı, kusuru, yanlışı, eksikliği yapan kimse, eğer ki ehli tasavvufsa ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Ortalığı ayağa kaldırarak saldırı üzerine saldırı yapıyorlar. Yurt dışındaydım malum, yurt dışından izledim. Ama ülkede ilhamı güler denilen bir profesör çıkıyor, Hazreti Hasan Efendimiz'e ondan sonra muaviyeyle parayla satıldığını ve zamparalık yaptığı gibi, küstahça, edep dışı, Kur'an ve sünnet dışı ağza alınmayacak bu sözleri söylüyor. Ama herkes sus pus, hiç kimseden hiçbir söz çıkmıyor.
Diyanet, suskun ilahiyatlar, suskun bizim medya kalemşerleri, suskun bizim sosyal medya kalemşerleri, suskun herkes suskun. Hiç kimsenin ağzı çıkmıyor. Sustuğunuz, ağzınızı kilitlediğiniz şey, Hazreti Hasan Efendimiz'in namusu, şerefi, haysiyeti. Hazreti Hasan Efendimiz'in namusu, şahsiyeti, haysiyetine laf söyleyen, neydi belirsiz bu kimseye karşı ne diyanetten ses çıkıyor, ne cuma hutbelerinde ses çıkıyor, ne de diyanetin bir basın açıklaması var, ne müftülerden bir açıklama var, veyahut da sosyal medya, İslam savunucusu gibi görünen o medya maymunlarından da bir ses seda yok.
Hazreti Hasan Efendimiz'e hakaret eden bir kimseye, savcılar da harekete geçmiyor. Yani dini istismardan ona da bir soruşturma açan yok. Veyahut da insanların din duygularıyla alakalı istismara uğrattı, galeyana getirdi, din duygularını taciz etti, tecavüz etti diye de herhangi bir ses seda yok. Böyle baktım da biraz böyle basına, acaba bununla alakalı herhangi bir şey yapılmış mı, bir şey edilmiş mi diye hiçbir şey yok. Ama Mustafa Özbağ'da olacak. Biz o zatla alakalı suç duyurusunda bulunacağım. Bunu da buradan açıkça söylüyorum. Çünkü Hazreti Hasan Efendimiz'e, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin mübarek torunlarına hiç kimse hakaret edemez. Hiç kimse onu böyle zampara, böyle muaviyenin parasıyla aldı da döneklik yaptı diye aşağılıcı kelimeler kullanamaz.
O yüzden bunu yapmak bu meselede çok büyük bir suçtur. Bu ne yazık ki ilahiyat fakültelerinden de, bağlı bulunduğu dekandan da herhangi bir açıklama bulamadım, göremedim. Ne yazık ki Diyanet'ten de bu konuda herhangi bir açıklama, herhangi bir konuda herhangi bir şey göremedim. Ey kendisini Muhammed'i görüp Ehl-i Beyt'i sevenler! Neden susuyorsunuz? Neden gidip haklı davanızı haykırmıyorsunuz? Ehl-i Beyt'e bugün laf söyleyen, Ehl-i Beyt'e bugün zampara diyen, yarın öbür gün başka şeylere bir şey demeyeceğini mi zannediyorsunuz? Allah bizi bu konuda susmaktan muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak dilimizi kilitlemekten bu konuda muhafaza eylesin. Dilimiz kilitlenmeyecek.
Biz onunla alakalı gerekirse, buradan gerekirse diyorum, her türlü şikayeti yapacağız. Cimer'e de şikayet edeceğiz. İşte ne bileyim nereye şikayet edilmesi gerekiyorsa şikayet edeceğiz. Ve Hazreti Hasan Efendimiz'i ve Ehl-i Beyt'ine hakaret etmeye hiç kimsenin hakkı yok. O yüzden bunun peşine düşeceğiz. Gerekirse onunla alakalı Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunacağız. Bakın kıymetli dostlar, bu ülkede namussuzlar kadar namusluların da sesi çıkmalı. Namusluların sesi çıkmadığı müddetçe namussuzlar kendisini namuslu gösterip bağırmaya devam edecekler. Namussuzlar kendilerini iyi gösterip bağırmaya devam edecekler. Allah muhafaza eylesin.
Ve ne yazık ki yurt dışında bunu gördüğümde, okuduğumda çok üzüldüm. Ve baktım o yoğunluğumun içerisinde bununla alakalı herhangi bir şey var mı diye herkes susmuş. Herkes başını kuma gömmüş. Hiç kimsenin bu konuda söyleyecek bir lafı yok. Hiç kimsenin bu konuda herhangi bir rahatsızlığı da yok. Demek ki biz bu hale gelmişiz. Rabbim bizleri imanıyla, İslamıyla, ihsanıyla buluştursun inşallah. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sevgisiyle şereflendirsin. Ehli beytin sevgisiyle bizleri nimetlendirsin. Ehli beyti sevmek imandandır. İmandandır. Hz. Hasan efendimizi sevmek, Hz. Hüseyin efendimizi sevmek imandandır. Hz. Hasan efendimize laf söyleyen, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine laf söylemiştir.
Ona laf söyleyen, Hz. Allah'a laf söylemiştir. Kıymetli dostlar, biz nereye gidiyoruz böyle? Biz ne hale geliyoruz böyle? Gerçekten çok üzücü, gerçekten çok derinlemesine, insanların düşünüp derinlemesine tefekkür edeceği bir mesele. Rabbim cümlemize inşallah hidayet nasip eylesin. Malum haberi olanlar olmayanlar, geçen hafta Bosna'daydık. Özel bir ziyaret söz konusu oldu. Ama bu arada da Kaçuni'de Hacı Kazım Meyliç Efendi ile beraberdik. Pazar günü orada sohbet yaptık, zikrullah yaptık. Pazar günü orada sema oldu, ardından meslevi sohbetler oldu, güzel bir gece oldu. Ertesi gün, pazartesi gün Burçka'ya gittik. Burçka'daki arkadaşlarla, dostlarla, Edindir, Kazım'dır onlarla sohbet ettik.
Ertesi gün, Biyanilo'ya gittik. Ondan sonra, orada belediye başkan yardımcısı Mustafa var, İslam Birliği var. İslam Birliği'nin orada çalışmalarına baktık. Tabiri caizse tırnaklarıyla çalışıyorlar. Yani orada bir yer almışlar. Oradaki Müslüman çocuklara bir kreş kurmuşlar. Orada Kur'an-ı Kerim kursları açmışlar. Ve böyle o zorluklar altında İslam'ı öğreteceğiz, İslam'ı insanlara anlatacağız diye büyük sıkıntılar içerisinde gayret ediyorlar.
Ertesi gün de Banu Luka'ya gittim. Orada da Mühte Efendi'yi, Nusret Efendi'yi ziyaret ettik. Nusret Efendi de, Banu Luka ne yazık ki Osmanlı şehriyken şimdi sırf şehri oldu. Orada tekrar İmam Hatip'i açmış, bir kısım ilk birinci sınıf talebeler olmuş. Allah'ın izninden 20-25 kadar o talebelerle orada mücadele ediyor. Savaşta yıkılan, temelleri sökülen camileri yeniden ihya edeceğim diye uğraşıyor. Gerçekten orada kısa bir zamanda baktım, gözlerim doldu. O zorluklarla, o sıkıntılarla orada Kur'an ve sünnete hizmet edeceğim diye uğraşıyor. Ve gerçekten Allah yardımcıları olsun. Allah izin verirse inşallah oradan 20-25 kadar bir öğrenci gönderecek Ramazan'da. Dedik misafir edelim Bursa'da. İnşallah onları da burada Bursa'da misafir edeceğiz.
Banu Luka'dan ertesi gün Gorojne'ye gittik. Remzi Pitiç, Mühtü. Onu ziyaret ettik. Muhteşem bir şeyle karşılaştım. Savaşta her şeyini kaybetmiş, eşini, çocuklarını kaybetmiş, tecavüze uğramış, her türlü zorluğa, sıkıntıya uğramış. Bayanlar orada keşmekeş bir yerde bulunuyorlarmış. Onları almış, İslam Birliği'nin merkezine getirmiş. Böyle insanın kendini tutması mümkün değil. O kadınlar hayatı tutuncaz diye uğraşıyorlar orada. Yani her türlü zorluğu yaşamışlar. Artık siz her şeyi düşünün bu konuda. Böyle onlar da orada kimseye muhtaç olmadan işte el işçiliği, dokunmalar yapıyorlar. El işçiliği bir şeyler yapıp böyle geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar.
Böyle onları görünce böyle içim parçalandı. Dedim ki yani insanlar neler yaşıyor, bizler neler yaşıyoruz. İnsanlar hangi noktada, bizler hangi noktadayız diye kendi kendime tefekkür ettim. Tabi böyle alkışlanacak bir şey, saygı duyulacak bir şey. Remzi Pitiç kardeşime de, Nusret Efendi kardeşime de gerçekten buradan selamlar ediyorum. Yani bana Luka'da da, Bienniala'da da, Buçka'da da gerçekten zor işler yapıyor oradaki arkadaşlar, insanlar. Düşünebiliyor musunuz? Bienniala'da İslam Birliği orada tarla ekmişler. Tarlaya bir şeyler, ürünler ekmişler. Oradan gelir elde edecekler de oradaki İslami çalışmalarına, Kur'an Sünnet çalışmalarına katkıda bulunulsun diye.
Ve Fisebillillah çalışıyorlar. Yani orada tarlalarda çalışıyorlar. Oranın ürünlerini satıp, Kur'an ve Sünnet yolunda harcayacağız, hizmet edeceğiz diye uğraşıyorlar. Ve gerçekten ben Bosna'yı bizim uç beyliğimiz, uç sınır olarak görüyorum. Bosna düşerse İstanbul düşer, İstanbul düşerse Kuduş düşer, Mekke düşer, Medine düşer diye düşünüyorum. Benim düşüncem o ve orada insanlar İslam'ı yaymak, İslam'a tutunmak, insanlar Kur'an ve Sünnet'i öğrensinler diye var güçleriyle çalışıyorlar. Bu tabi seyahatler beni her ne kadar böyle derinden hem üsse de hem yaralasa da bir sevinç söz konusu oluyor. Çünkü oradakilerin mücadelesini görünce kendi kendime diyorum ki, yani sen durma, asla geri adım atma, Kur'an Sünnet dairesinde çalışmaya, gayret etmeye tek başına kalsan da devam et diyorum.
Ve düşünebiliyor musunuz? Yani o kadınların gözlerine baktığımda derinlemesine bir hicran, derinlemesine böyle büyük bir üzüntü gördüm. Düşünebiliyor musunuz? Her şeyinizi kaybediyorsunuz. Bir savaş oluyor ve gavurlar geliyor, sizi bombalıyor, sizi evlerinizden alıyorlar, götürüyorlar, tecavüz ediyorlar. Ve Osman'da düşünebiliyor musunuz? Babası belli olmayan savaştan sonra binlerce çocuk var. Yani o Sırplar o kadınları hamile edinceye kadar, hamile bırakıncaya kadar onları esir tutup her gün tecavüz edip ondan sonra hamile kaldığı belli olan aldırmasınlar diye belli bir zamanda onları esir tutup onları tekrar salıverdiler. Yani bu zulümleri yaşattılar onlar. Böyle o zulümleri yaşayan insanlar tabii bunları unutamıyorlar.
O savaşın vermiş olduğu, o ızdırabı, o sancıyı unutmak mümkün değil. Ama ne yazık ki yeni gelen nesil bunları unutmuş. Yeni gelen nesil bunlardan bir haber ve yeni gelen nesil bunları hatırlamak dahi istemiyor. Ve heva hevesini oymuş, vur patlasın, çal oynasın o noktaya gidiyor. Aynı şey ülkemiz için geçerli. 28 Şubat'ın o sancılı, o sıkıntılı günlerini yaşayan veyahut da işte bu geçmiş dönemde sıkıntıları, problemleri yaşayanlar bunları kendileri unutmasalar dahi onların çocukları unuttular.
Bu yeni nesil bunları unuttu. Bir sıkıntı yok, bir problem yok. Ne yazık ki biz İslam'ı böyle hani rahmetli şey vardı, yazar süslü Müslüman diye Şevki Yılmaz'ın bir sözü vardı, pardon. Şevki Eygin'in bir sözü vardı, Şevki Eygin'in sözü Allah rahmet eylesin olduğu gibi tecelli ediyor. Süslüman oldu Müslümanlar. Bu çok acı, ülkem için de acı. Biz ülke içerisinde de Kur'an ve sünnetten, imamların iştahından adım adım ayrılıyoruz. Bizim içimizdeki bu hadis inkarcıları, bu mezhep inkarcıları, bu bakın yani o kadar cesaretlendiler, o kadar fütursuzca, edepsizce konuşuyorlar ki Hazreti Hasan Efendimiz'e zampara diyebilecek noktaya getiriyorlar işi.
Bu çok acı bir şey. Rabbim cümlemizi korusun, cümlemizi muhafaza eylesin inşallah. Böyle bir kısa bir seyahatle alakalı ve genel durumla konuştuktan sonra inşallah bu akşamki mesnevi sohbetimize, okumamıza devam edelim inşallah. 956. Beyt'ten okuyacağız. Yine konu başlığı, Azrail'in birisine bakması, onun da Süleyman Aleyhisselam'ın sarayına kaçması, tevekkülün çalışmadan üstün olduğu ve çalışmadaki faydaların azlığı ile alakalı konu.
Saf bir adam, bir kuşluk çağında koşa koşa Süleyman'ın adalet sarayına erişti. Yüzü gamdan sararmış, dudakları mararmıştı. Süleyman ona, efendi ne oldu dedi. O da, Azrail bana öyle bir hışımla, öyle bir kinle baktı ki dedi. Süleyman, peki şimdi ne diliyorsan dile bakalım dedi. O da dedi ki, ey canları koruyan, rüzgara emret. Beni ta Hindistan'a götürsün. Belki kulunuz oraya gidince canını kurtarır dedi. İşte halk fakirlikten böyle korkar. Onun için insanlar hırs, emele, lokma olurlar. Fakirlikten korkmak tıpkı o adamın ölümden korkmasına benzer. Hırsı, çalışmayı da sen Hindistan farz et. Süleyman rüzgara emretti. Rüzgar da onu derhal Hindistan'a bir adaya götürdü.
Ertesi gün Süleyman, divan vakti halka buluşunca Azrail'e dedi ki, o Müslümana ne sebeple hışımla baktın? Ey Allah elçisi bana anlat. Acaba bu işi o adamın hanumanından avare etmek için mi yaptın? Azrail cevaben dedi ki, Ey cihanın zevalsız padişahı! O ters anladı. Ona hayal göründü. Ben ona hışımla ne vakit baktım. Onu yol uğrağında görünce şaşırdım. Çünkü Cenab-ı Hak bana, haydi bugün var, onun canını Hindistan'da al buyurdu. Tacub'le yüz tane kanadı olsa Hindistan'a gitmesi yine uzak dedim. İşte sen dünya işlerini hep buna kıyas et. Gözünü aç da gör. Kimden kaçıyoruz?
Kendimizden mi? Ne olmayacak şey? Kimden kapıp kurtarıyoruz? Hak'tan mı? Ne boş zahmet! Bu Süleyman Aleyhisselam bu kısası çok meşhurdur. Bu tarih boyunca hep böyle dilden dile, tevatür derecesinde bu kısa anlatılır. İşte burada anlatıldığı gibi, Azrail Aleyhisselam o zata aslında teacüble, hayretle bakar. Çünkü Cenab-ı Hak ona demiştir ki, bunun canını Hindistan'da al. Ama o zat öylesine bir korkuya kapılır, koşu koşu Süleyman Aleyhisselam'a gelir. Ve der ki, ey Süleyman rüzgara emret de der. Beni Hindistan'da bir adaya göndersin. Ben belki de biraz daha orada yaşarım. Belki de Azrail benim canımı orada almaz der. Ve oraya gittiğinde de Azrail orada canını onun alır. Bu kısa meşhurdur.
Yani eğer sana bir takdir yazıldıysa, bu takdir tecelli edecek manasında söylenir bu. Yani size yazılan takdiri bozmaya hükmünüz yok. Ve siz kendi elinizle, kendi ayağınızla siz o takdire gidersiniz. Çünkü konu neydi? Konu tevekküldü. Yani çalışmayı reddetmek, sadece tevekkül etmek. Yani çalışmayı, gayret etmeyi kenara bırakmak. Onunla alakalı da, işte bu çalışmayı reddedenler, bu kıssayı öne sürüyorlar. Diyorlar ki, yani böyle bir şey var. Siz bu hakkı, hukuku nasıl ortadan kaldırırsınız? Yani tevekkül etmeyi nasıl yok görürsünüz? Nasıl eksik görürsünüz? İşte size tevekkülle alakalı kıssa, bir insan normalde ecelinden kaçması mümkün değil.
Ve Cenab-ı Hak onu Hindistan'da ecelini alacaksa, bunu takdirine yazdıysa, o kimseyin normalde ecelini işte orada alacak manasında. Burada asıl benim durmak istediğim şey şu, kimden kaçıyoruz? Kendimizden mi? Ne olmayacak şey? Kimden kapıp kurtarıyoruz? Hak'tan mı? Ne boş zahmet. Bu beytin üzerinde biraz fazla durmak istiyorum. Bu beyt, böyle ben zaman zaman sohbetlerinde derim, Muhyiddin-i İbn-i Arabe Hazretlerinin, Fisus'unun açıklaması şerhi gibidir, mesnevi derim. Ve mesnevi biraz daha böyle, Fisus'un ağır dilinden, herkesin anlayabileceği bir dile çevrilmiş, veyahut da açılımı olmuş bir kitap olarak görürüm mesnevi. Çünkü mesnevi'deki beytlere baktığımızda, Muhyiddin-i İbn-i Arabe Hazretlerinin kendi tasavvufi görüşlerinin, düşüncelerinin açılımını görürüz.
Genelde insanlar Hazreti Pir'i Vahded-i Vücutçu olarak görür. Ama Hazreti Pir ne Fisus'unda ne Fütuhat'ında Vahded-i Vücut kelimesini hiç kullanmamıştır. Mana itibariyle öyle bir mana çıkarılabilir mi? El cevap çıkarılabilir. Ama ve lakin Arabe ne Fisus'unda ne Fütuhat'ında ne de diğer eserlerinde böyle bir kelime kullanmamıştır. Sonraki gelen Arabici ekol veya araştırmaları, bunun bir Vahded-i Vücut ekolü olduğunu beyan etmişler. Bununla alakalı değişik risaleler yazmışlar, değişik kitaplar yazmışlar. Bu benim alanım ve konum değil. Ama burada kimden kaçıyoruz, kendimizden mi? Ne olmayacak şey? Yani bu kimden kaçıyoruz, kendimizden mi dediğimiz bizim kendi kaderimiz.
Ama ben bunun cebri olduğuna inananlardan değilim. Biraz böyle Arabi'den, biraz Arabi'nin Fisus'undan, biraz böyle Hazreti Mevlana Celaleti Ruma Hazretleri'nin mesnevisinden, böyle biraz tabiri caizse İmam-ı Azam Hazretleri'nin iştahatlarından, İmam-ı Maturidin'in iştahatlarından, Hanefilerin iştahatlarından böyle bir cem ederek bir derleyecek olursak, yani hepsinin de ortak bir noktası vardır. Ortak noktada bir kısmı ayağını sabit eder Arabi ekolünde, bir kısmı da Nur-u Muhammediye der. Ondan sonra bu ayağını sabitenin bulunduğu makama, öyle diyelim makam olarak bunu tabiri caizse nitelendirecek olursak, bu biraz abes karşılana bilinir. Mekan açısından, mekanların hani en yücesi Arşala'dır ya, bu bir mekandır Arşala.
Bu Arşala mekandır dediğimde, zahiri bir mekandır. Çünkü varlığın en üst mekansal yeridir Arşala. Ve Rahman Arşala'ya istiva etti. Yani Rahman Arşala'ya oturdu. Veyahut da Rahman Arşala'ya tecelli etti. Ondan sonra, çünkü bunun en üst makam olduğu, makamsız olarak en üst makam olduğu, bu ayet-i kerimeden delilidir.
Ve varlık içerisindeki mekanların en değerli, en üst noktası Arşala'dır. Bakın varlık içerisinde diyorum, varoluşun içerisinde. Çünkü mesela şöyle diyebiliriz, dünya bir samanyolunun içerisinde, dünya samanyolunun içerisinde en yükseğinde, bu samanyolunun en kıymetli, en üst derecesi güneştir örneğin. Sonra diğer gezegenler gelir. Sebep, çünkü samanyolunu, samanyolu yapan ve samanyolunun tabiri caizse, Arşala'sı güneş olmuş olur. Veyahut da insanın da kendince bir Arşala'sı vardır. İnsanın da kendince Arşala'sı, bazıları hani kalp demişler, bazıları hani beyin demişler, ama ben zahir olarak insanın Arşala'sının beyin, ayağını sabite olarak da insanın kalp olarak görürüm.
İşte manevi olarak da, manevi makamların en yücesi, ayağını sabitedir. Manevi makamların. Çünkü manevi makam ile zahiri makamlar farklı farklıdır. Bunları normalde, bir kısım zevatın kafası basmayabilir, hakaret etmek için yol olabilir onlara. Hiç korkmuyorum. Tekrar altını çizerekten söylüyorum. Manevi makamların en yükseği, yücesi, ayağını sabite veyahut da nur-u muhammediye makamıdır. Zahire, zahir mekanların en yücesi de Arşala'dır. Ve bütün zahir varlık Arşala'nın altında yapılanmıştır. Manevi tecelliyata, ayağını sabiteden sudur eder, gelir. O yüzden ayağını sabite, manevi olarak makamların en yüce noktasıdır.
Burada kimden kaçıyoruz? Kendimizden mi? Ne boş zahmet, ne olmayacak şey sözünü, oraya bağlamak istiyorum. Çünkü bu böyle çok ince perdede olacak olan bir şey. Bu benim kendi inanışım. Bunu kabul etmeyebilirler insanlar. Biz, kendimce inanıyorum bunu. Ayağını sabitede, bu yaşadığımız hayatı, kendi isteğimizle yaşadık. Ben buna inananlardanım. Ve ayağını sabitede, bu yaşadığımız hayat, bizim ayağını sabitedeki, kendi cüz-i irademizdeydi. Veya Nur Muhammed'inin içerisinde, manevi olarak, biz bu hayatı yaşadık. Ve biz bu hayatı yaşadığımız için, buradaki zil, veyahut da gölge, alemde de, bunun tecelliyatı var.
Aslında benim inanışıma göre, biz bu hayatı, ayağını sabitede yaşadık. Ama, orada cebri yaşamadık. Oradaki aklımızla, oradaki idrakimizle, oradaki irademizle, kendimiz yaşadık. O yüzden, kimden kaçıyoruz, kendimizden mi, sözünü, oraya bağlıyorum. Yani, ayağını sabitede yaşadığın, hayatı bilmiyorsun. Bilmediğin için, sen kendinden mi kaçıyorsun? ayağını sabitede yaşamış olduğun, ayağını sabitede, üzerine çektiğin, aldığın, veya ayağını sabitede, her ne yaşadıysan, burada yaşayacaksın. Ama, bu cebri değil. Bu ayağını sabitede, bunu, sen kendin yaşadın. Buradan haberi olmayan bir kimse, bunu farklı algılayabilir. O yüzden, cebriyeti kabul etmem. Ayağını sabitede de, cebriyeti kabul etmem.
Cebriyeti kabul ettiğim, tek yer vardır, ruhların yaratıldığında, ben sizin Rabbiniz değil miyim, diye sorduğunda, bütün ruhların, evet, sen bizim Rabbimizsin, deyişidir. Başka bir yerde, cebriyeti kabul etmem. Ve, ayağını sabitede, biz bu hayatı yaşadık. O yüzden, kimden kaçıyoruz? Kendimizden mi? Ne olmayacak şey? Sözünü oraya bağlıyor. Çünkü, ayağını sabitede, bu hayatı yaşadık, ama bundan haberimiz var, ama bundan haberimiz yok. Bundan haberi olmayanlar, muhakkak ki, bunu inkar edecekler. Ve, diyecekler ki, böyle bir şey olabilir mi? Ya, ne alakası var? Eyvallah. Çünkü, bilmeyen inkar eder. Kör, inkar eder.
Sağır, inkar eder. Kalbi çalışmayan, inkar eder. Maneviyattan haberi olmayan, inkar eder. Zikrullah halakasından, haberi olmayan, inkar eder. Mürşidi kamillerden, haberi olmayan, inkar eder. Bakın, inkar eder. Ama, bu işin, sırrına vakıf olmuş olan, hakikatine vakıf olmuş olan, kimse de, bu meseleyi inkar etmez. Şimdi, kıymetli dostlar, kendimizden mi kaçıyoruz? Hayır. Ne olmayacak şey? Evet. Mümkün değil. Kendimizden kaçamayız biz. E şimdi, kimden kapıp kurtarıyoruz? Hak'tan mı? Nebos zahmet. Evet. Yani, bir şey, Allah'ın mülkündeyiz. Ve, her şey Allah'ın. O zaman, bizim kapıp götüreceğimiz bir şey yok.
ve dönüşümüz Allah'a, muhakkak Allah'a döneceğiz. Muhakkak Allah'a. Dönüşümüz O'na ve her şey helak olacak. Ancak, O'nun veç'i müstesna. Ancak O'nun veç'i müstesna. O yüzden, kıymetli dostlar, bu meseleye biraz, bu açıdan bakmak istedim. Hakkınızı helal edin. Fazla da sizi yormak istemiyorum. Çünkü, içimde bir şey oldu. Nasıl söyleyeyim? Böyle bir çentik oldu kalbimde. Şöyle çentik oldu. Asıl, son gün gittiğimiz, Sarayova'da gittiğimiz yeri unuttum. Sarayova'da, o Sevda Han var. Sevda Han'ın karşısında, yine orada bir aş evi var. Sarayova'da, kimi kimsesi olmayan, hiçbir şey olmayan kimselere, günlük, sıcak yemek dağıtan, bir aş evi.
Osmanlı kurmuş. Ve Osmanlı'dan itibaren, aş evi hizmetine devam ediyor. Ve, biz sabah kahvaltısına, oraya gittik. Bizim, Mustafa Sevinç abimiz, oradaki, aş evini, de hizmet eden, herkesin teyze dediği, bir kimse var. Bugün Instagram'da, fotoğrafını yayınladım. Ondan, randevu almış, kahvaltıya geleceğiz diye. Oraya kahvaltıya gittik. Pırıl pırıl mutfağı, her şeyi, böyle tertemiz. Çok etkilendim. Ve, herkese fiş vermişler. İşte, o kimse geliyor, fişini veriyor. İşte, günlük ne kadar ihtiyacı varsa, yemeğini, ekmeğini alıp gidiyor. Canlı.
Gözlerimle gördüm böyle. Yemekler pişiyor orada. Böyle, kendi kendime hayal ettim. Hani, o tekkenin yakınında, öyle bir şey hayal ediyordum. yıllardan beri. Diyordum ki, ya burada, 7-24 çorba kaynatsak, olmayanlara, hani böyle bir, yardımcı olsak diye. Bir türlü, şey yapamadık, başaramadık, beceremedik bunu. Böyle bir, araya hep bir şeyler girdi. Böyle, baktım, baktım, baktım. Dedim, insanlar yokluk yerde, ne hizmetler ediyorlar dedim. Canlı böyle. Şey, şüphe yok. Üzerinde bir, soru işareti yok. Yani, acaba, hani, oluyor mu, olmuyor mu diye. Böyle bir, şeyi var, yeri var. Geliyor o kimse, fişini veriyor, yemeğini, ekmeğini alıp gidiyor. Fişini veriyor, yemeğini, ekmeğini alıp gidiyor.
Fişini veriyor, yemeğini, ekmeğini alıp gidiyor. Ya, o kadar çok böyle duygulandım, o kadar çok duygulandım. Gösteriş yok. Şataat yok. Şatafat yok. Öyle kamyonun üzerine, bu bilmem kimin zekatıdır deyip de böyle bir şey yok. Veya bu bilmem kimin iftarıdır. Yok bu bilmem neredenin, işte hayır hasenatıdır. Böyle bir şataattan uzak, şatafattan uzak, gösterişten uzak, her şeyden uzak. Tam böyle sufice. Tam böyle sufice. Her gün orada o böyle, o yemek gidiyor, oradan böyle. Kendi kendime dedim ya, muhteşem bir hizmet. Tabi aynı şekilde, Remzi Pitiç de bir şey söyledi. Hani ne yapacağız filan demişler. Geçen Ramazan'da, geçen Ramazan'da, Remzi Pitiç, ne kadar ihtiyaç sahibi varsa, iftarlıkları onların ayaklarına götürmüş.
Her gün. Bakın her gün. Dedim ya, yani insanlar, o yoklukta, yani Bosna, yani gerçekten, yani fukara bir yer. Öyle bir yer yani. Ama, baktım ne hizmetler ediyorlar dedim ya, gösterişten uzak, şatafattan uzak, şataattan uzak. Kalbimi, bu çentik attı. Bunu unuttun, hani bunu hatırla gibisinden. O yüzden bu da sohbeti, bu sohbet biraz daha, yani, bu hamur fazla su kaldırırdı. ama burada keseyim, kalbim çentik yedi. Allah'ım yiyesin inşallah. Rabbim muhafaza eylesin. İnşallah, önümüzdeki hafta, kaldığımız yerden devam edeceğiz. Onun da şimdi, beyt numarasını vereceğim inşallah.
Önümüzdeki hafta, konu başlığı inşallah yine. yine aslanın çalışmayı tevekküle tercih etmesi ve çalışmanın faydalarını bildirmesiyle alakalı konudan devam edeceğiz. dokuz yüz, dokuz yüz yetmiş beş, yetmiş dört, yetmiş üç, yetmiş iki, yetmiş bir. ııı, dokuz yüz yetmiş birinci beyt, bendeki. İnşallah. Şimdi de sorularınıza geçeyim. İnşallah. Selamun aleyküm, hayırlı geceler, hayırlı geceler.
İnşallah. Hocam cevabınızı dinledim, ancak bu yola başvurmadan, Allah'a sordum. Resulullah bana cevabını verdi. Benim için bu başlamak için nedendi? Cevabınız için Allah razı olsun. Eyvallah. Ancak sihir konusunda halen karanlıktayım. Allah yardımcınız olsun. Rabbim kurtarsın inşallah canım kardeşim. Sene yüz otuz beş olunca, Davutoğlu Süleyman aleyhisselamın deniz adalarında hapsettiği şeytanların azılları serbest kalır.
Ve onların onda dokuzu Irak'a gider. Ve orada Kur'an hakkında şeytancı mücadele ederler. Onda biri de Şam'da kalır. Ravi Hazreti Ebu Said Ramlüs'e hadisi. Bu hadisi açıklar mısınız? Allah razı olsun. Normalde şeytanlar serbest kalıyor. Süleyman aleyhisselam şeytanların bir kısmını hapsetmişti. Ondan sonra da bu şeytanların bir kısmı o hapisten kurtuldular. Şimdi de başka bir hadisi diyor ya, şeytan otağını denizin üstüne kurar. O yüzden sabah olduğunda önce deniz kenarlarından itibaren başlar gelmeye. O yüzden deniz kenarları biraz sıkıntılıdır. Şeytanın ve şeytaniyetin kol gezdiği yerlerdir. Irak'a gider bir kısmı da Şam'da kalır diyor. Evet Irak'la alakalı bu konuda çok hadisi var.
Şeytanın fitnenin bol olduğu yer olarak. Ama işte siz de Şam'a kaçınız diyor fitne olduğunda. Şam'dan kasıt bugünkü Dimeşk değil tabi. Şam bölgesi bu Amikovası'nı da içine alan, Ankara'ya kadar içine alan bir bölge. Allah hayırlısını versin inşallah. Selamun aleyküm. Benim adım Mustafa, yaşım 47. Evliyim, matematik öğretmeniyim. Benim bir sorunum var. Ben 8 yıl önce şiddet gören bir köpeği evime aldım. Hayvan eşyaları parçaladı, eve çiş kaka yaptı. Hala da evimde. Köpek evime girdiği gün rüyamda Peygamber Efendimiz'i ve 4 halifeyi gördüm. Hz. Ali beni kapıdan alıp ortada Peygamber Efendimiz'i oturduğu bir yere getiriyor.
Ev ahşap kerpiç, Hz. Ali dahil. Hiçbirinin yüzünü hatırlamıyorum. Ama dikey çizgili mavi, beyaz kahverengi ve sarı kıyafetleri var. Bellerinde örme kumaş, bir kemer, birer döşekte oturuyorlar. İçeri girip selam veriyorum. Bana diyorlar ki, bak bu alemlerin Rabbinin sevgilisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'dir. Yanındakileri de Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman. Seni içeri getiren de Hz. Ali. Rüya burada bitiyor. Ben bu rüyayı tam 8 kez gördüm. Evime her köpek aldığımda gecesi bu rüyayı gördüm. Köpeğin birinin kulağı ve kuyruğu kesik, boynu kesikti, eve aldım. Adını mazlum koydum. Mazlum her ezan vakti uluyarak dua eder. Sonra birini yakmışlardı, evime aldım.
Kulakları, sırtı, boynu hep yanmıştı. Adını titrek koydum. Birini çok dövmüşlerdi, can çekişirken aldım evime. Birini arabanın camından atmışlardı, paramparça olmuştu, aldım. Velhasıl kelamın hepsinin bir hikayesi var. Ve ben bunları eve aldığım gecesi bu rüyaları gördüm. Şimdi ben çalışmıyorum. Durumumuz şükür. Geçen gece de bir rüya gördüm. Rüyamda siz vardınız. Ve yanınızda Peygamberimiz, Oğlum, el mukaddiumu, ya Allah tesbihatını çek, 184 defa dediniz. Anlamadım. Ne demek istediniz? Not, ben namaz kılmıyorum. Oruç, mide hastasıyım. Zekat, fakirim. Haç zaten yok. Selamun aleyküm. Vayu inşallah. Allah selametlik versin inşallah.
Allah yardımcın olsun inşallah. Tamam. Sen de çek. Madem ki rüyanda gördüğünü inşallah. Allah mübarek eylesin. Allah yardımcın olsun inşallah. Selamun aleyküm. Ben Manavgatan Çetin İnanç. Aleyküm selam Çetin. Bir ay önce alkollü bir iş yeri açtım. Sonra alkol için içinde olduğu için içime sinmedi. Gurur da yapmadım ve aldım kişiye geri verdim. Biraz param var. Turizmde bütün işletmeler alkol üzerinedir. Alkol işinden de ben de, alkol işinden de ne ben razıyım ne de eşim. Bir iş yeri açacak param var. Belki oralarda bir aile restoranı ya da aile kesime hitap edecek bir iş yeri olursa yaparım. Hem himayenizde hem de kardeşlerime yakın olurum.
Bu konuda çok kararsızım. Ne yapacağımı şaşırdım. Turizmden bunaldım. Ya da ne iş yapmamı tavsiye edersiniz. Size yazmak istedim. Belki bir tavsiyede bulunursunuz diye. İki ay sonra kısmetse bir kızım olacak. Aileme bu saatten sonra alkol parasıyla bakmak içime sinmiyor. Aslında acelem yok ama eğer böyle yapabileceğim bir işe bir orta derecede mekan olursa Bursa'ya taşınmak istiyorum. Bu konuda fikriniz nedir bilmiyorum. Ama kararım, düşüncem bu. Çetin gece yatacağın zaman abdest al, Allah'a yalvar, Ya Rabbi bu konuda bana bir işaret gönder diye. Cenab-ı Hak sana inşallah bu konuda bir işaret göndersin. Allah yardımcın olsun. Niyetin halis, inşallah yolun açık olur. Sizden cevap merhaba, sizden cevap bekliyorum.
Mustafa hocamla görüşmek istiyorum. Çok önemli. Oğlum için rica etsem randevu alabilir miyim? Görüşüyorsunuz. Buradayım canım kardeşim. Burayı istediğinizi yazıyorsunuz. Bu konuda bir sıkıntı yok. Burayı yazabilirsiniz sorularını, sorularınızı. Selamun Aleyküm ve Aleyküm Selam. Selamun Aleyküm.
Sülük yaptırmak caiz mi? Gözlerimi yaptırmak istiyorum. Sülük şifalı bir şey. Bunda bir sıkıntı yok. Yaptırabilirsiniz inşallah. Selamun Aleyküm. Eşim ve bana bir hafta önce korona teşhisi konuldu. Evde karantinadayken bir gece rüyamda sizi gördüm. Başınızda sarık ve üstünüzde cübbeniz vardı. Sizin etrafınızda erkekler vardı. Hem zikir yapıyor hem bizim için dua ediyordunuz. Sonra ertesi gün eşim ve ben iyileşmiş olarak artık hayırlı geceler. Vay. Rabbim şifa versin inşallah.
Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak korusun. Siz böyle rüyalar gördünüz mü? Bir şey değil millet diyecek ki. Vay işte bak gördünüz mü? Bir de böyle oldu. Allah mübarek etsin kardeşim. Maneviyat. Cenab-ı Hak yardım etmiş. Rabbim korusun muhafaza etsin inşallah. Hocam ben engelliyim. Abdest almam çok zor oluyor. Temin etmek istiyorum. Temin etmek istiyorum. Namaz kılmak için herkes diyor ki suyun olduğu yerde temin olmaz. Ama ben abdest almam da çok zor. Temin olur mu? Olmaz mı? Orta bedi engelliyim. Buna cevap vermiştim. Normalde eğer orta belli orta bedi engelliyseniz abdest almakta zorlanıyorsanız temin edebilirsiniz. Su olmuş olsa dahi. Selamun aleyküm.
Bir dervişin ruh hali nasıl olur? Hani ayet-i kerime var ya ey Habibim sana ruhtan sorarlar. Sen onlara de ki o Rabbimin emridir. Bununla alakalı size çok az bilgi verildi. Dervişin ruh hali o zaman sorulmaz. Neden? Çünkü ruhla alakalı çok az bilgi verilmiş. Kendime baktığım zaman mutsuzluğuyla meyilli oldum. Çok güzel bir şey yaşasam da birkaç gün sonra yine eski ruh halime döndüğümü görüyorum. Mutluluk nasıl bir kişinin üzerinde oturur. Bu normalde ruh hali değil. Bu nefsinizle alakalı bir şey. Yani nefis insanı öyle bir hale getirir ki nefis insanı yaşamış olduğu hayattan bıkkınlık getirir. Yaşamış olduğu hayattan mutsuzluk getirir. Kendince bütün hadiseleri büyütür. O yüzden bu nefisle alakalı bir şeydir.
Ruhla alakalı bir şey değildir. Bu dünyayı kendinize bir ahirete basamak olarak görün. Dünya hayatıyla alakalı kendinizi çok parçalayacak kadar sıkıntıya atmayın. Allah'ı zikredin. Kendi üzerinizde olumlu şeyler oluşturmaya gayret edin. Bir ev inşa eder gibi dünyanızı inşa edin. Bu inşaatı da iyiliklerle, güzelliklerle, hayır ve hasenetlerle yapın. İnşallah. Selamünaleyküm bana sorulan bir soru. Kırk günlük çocuklarda kırk çıkarmak var mı İslam dininde? Yunanak'ta gelenek olarak yapılıyor. Selamlar, sevgiler Yunanak'tan. Ve aleykümselam. Böyle bir şey yok ama insanlar işte çocuklarım, çocuğumuz oldu.
Çocukla alakalı işte ona bir şey yapalım. Nasıl söyleyeyim işte böyle bir dua edelim. Zikir yapalım. Hadi eyvallah buna söyleyeceğiz ama işte kırk çıkarmak. Yok üçü, yok beşi, yok yedisi. Hadis şevklerde hiç okumadım. Bu böyle insanların kendi geleneği, göreneği, dinle alakalı. Bağlantılı bir şey değil. Hayırlı akşamlar benim iki sorum olacak izninizde. İsim insan ağır gelir mi? Böyle söylerler ama ben çok katılanlardan değilim. Eğer ağır gelirse ezan okunan isim nasıl değiştirilebilir? Ağır geldiğinde nereden hükmettiniz? Hafif geldiğinde nereden hükmettiniz? O yüzden Allah bizi affetsin. Çocuğun ebeveyninden hakkı istediği üçtür veya hakkı üçtür. Hayırlı isim konması.
Hayırlı isim koyacak sonra çocuk ismim bana ağır mı geldi diyecek. Yok. Selamun aleyküm ben Emre Akınoğlu ders almak istiyorum. Geçen hafta da bu kardeş yazdığı da ders almak istiyorum diye. İyi hadi bakalım verelim Emre sana. Bir harama girmeden, faize girmeden ev nasıl alabiliriz? Biriktir can o zaman.
İki geçmişte keşke şunu yapmasaydım, keşke böyle yapmasaydım demek sakıncalı mıdır? Geçmişimizde hepimizin hatası, kusuru, eksiği, noksanı vardır. Onlara tövbe ederiz. Helallaşmamız gereken kimselerle helallaşır. Hayatımıza devam ederiz. Allah'ın bütün Müslümanları bağışla cennetine koy, huzur ve mutluluk ver, zenginlik ver diye dua ederken, aklımıza Allah bütün Müslümanları direkt cennete koymayacak, bütün Müslümanlara huzur vermeyecek, bütün Müslümanlara zenginlik vermeyecek, bu dua kabul olmayacak diye aklımızdan geçiyor.
Bu da nefsin, şeytanın vesvesesiyiz. Biz öyle dua edelim. Namazda okuduğumuz sureleri Türkçe mealiyle okuyup namazımızı kılabilir miyiz? Bununla alakalı Hanefilerde fetva var. Yani El-Hidayede de vardır bu fetva. Hanefiler derler ki, bir kimse Kur'an alfabesini ve okumasını öğrenince kadar, kendi lisanı ile Fatiha'yı veya diğer duaları okuyabilir der. Ama Kur'an öğrenince kadar. Kur'an öğrendiği zaman, Kur'an diliyle inşallah buna devam etmesi lazım. Selamünaleyküm, kendi aklına geldiği gibi zikir yapmak farkında olmadan, cinlerin ilhamıyla zikir yolu açar ki, kişi bilinçsizce kendini cinlere teslim eder.
Bazı evliye Allah, yetiştiricisi olmayanın yetiştiricisi şeytan olur denmiş. Yetiştiricisi değil, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. Söz öyle, bazıları zayıf hadisler. Kimisi Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin sözü der. Sorum, esmalar kişiye mi özeldir? Evet. Mesela bazı denilmiş ebced değerleri yazılıyor, şifa için tehlikeli midir? Ben okunmasını tavsiye etmem. Her ilham dediğimiz farklı yöne de götürür mü? Evet. Bizi hadislerle sabit, zikirler istisna mıdır? Zikirler kaçarılır? Rabbim razı olsun. Hadislerle sabit olan zikirleri bütün Ümmet-i Muhammed yapabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Hadislerde geçen sayı, mesela kim yüz ihlas okursa yüz tane oku.
İşte kim yüz salavat-ı şerife getirirse yüz tane getirir. İşte kim şunu şu kadar okursa. Bunlar öyle okunabilinir. Bunda bir sıkıntı yok. Veya bir yere intisaplıysa, bir yere dersliyse, üstadının vermiş olduğu dersi çeker. Ayrıca hadis-i şeriflerde beyan edilen, virgileri de yapabilir mi? El cevap yapabilir. Kıymetli dostlar, buradan Facebook adresi göndermişsiniz.
Ama biz buradan Facebook'u açamayız, kusura bakmayın. Mahalle derslerinde bağışlama yapan kimselerden birileri, pirlerden birini devamlı unutuyoruz. İçimizden o piri söyleyebilir miyiz? Söyleyebilirsiniz. Ama o kardeşe de çok tatlı bir şekilde nasihat edebilirsiniz. Piri, filanca piri unutuyorsun diye. Selamun Aleyküm. Soru 1. Telefon bağımlısı ergenlerin elinden telefonu almaya kalkınca krize girip tehlikeli işler yapmaya kalkışıyorlar. Bu durumda olan ailelere nasıl bir yol izlemelerini tavsiye edebiliriz? Bu ne yazık ki ergenlerde telefon bağımluluğu çok fazla. Böyle olunca onların önüne değişik alternatif araçlar, alternatif uğraşlar koyabilirsiniz.
Ama ve lakin bu ergen dediğimiz bu çocuklar bunları da kabullenmek istemiyorlar. Ama agresif bir şekilde bazı anneler, babalar çocukların elinden telefon alıyorlar. Bu sefer o çocuklar da belli bir anne baba terbiyesi, belli bir Kur'an sünnet terbiyesi görmediklerinden dolayı annem ve babaya da isyan ve itiraz ediyor. Böyle bir açmazın içerisindeyiz şimdi. Anne babalar çocuklarını, yani bu hepimiz için geçerli, benim için de geçerli. Anne babalar hayatın velvelesinden, hayatın debdebesinden, hayatın ama sıkıntısından, ama zevk-i sefasından, kimisi sıkıntıdan, kimisi zevk-i sefadan, kimisi olduramadım, yitiremedim, bitiremedim demekten çocuklarına fazla zaman ayıramadılar.
Çocuklarına fazla zaman ayıramayınca onlar mutlu olsunlar diye ellerine birer tane cep telefonu, önlerine bir tane son model bilgisayar koydular ve çocuklar ne yazık ki cep telefonu ve bilgisayarla ama oyun bağımlılması, ama telefon bağımlılması oldu çıktı. Şimdi böyle olunca çocuklar asosyal olmaya başladılar. Bütün evlerde bu problem var. Hatta evli erkeklerde, yaşlı, böyle orta yaşlı, genç, hepsinde de bu problem var. Yani normalde kadında da, evli kadınlarda, evli erkeklerde, eşlerde yani, çocuklarda, dedelerde, ninelerde, bu öyle bir büyük bir problem oldu ki, herkesin elinde cep telefonu, herkes kendi cep telefonunda, kendi dünyasında yaşıyor. Hepimizin eline birer tane cep telefonu koydular, hepimizin eline bu cep telefonu koyunca, anne baba çocuğunu unuttu, çocuk anne babayı unuttu, anne baba dedeyi, neneyi unuttu, dede nene de cep telefonu varsa, o da torunu ve çocuklarını unuttu.
Ve bu keşmekeş hayat, bu sıkıntılı hayat, bu problemli hayat, ne yazık ki bütün dünyanın her tarafını sardı. Zannediyorum, geçenlerde bir haberde okumuştum, Türkiye bunların en üstünde. Yani bu da acı bir şey. Yani böyle işte geçinemiyorum, sıkıntım var diyenin elinde 10 milyarlık telefon var. Bakın geçinemiyorum, sıkıntım var diyenin elinde 5 milyarlık telefon var. Yani bir telefona bakıyorsunuz, bir ona bakıyorsunuz. Yani geçinemeyen sıkıntım var diyenin elinde, cebinde 10 milyarlık telefon ne arıyor? 5 milyarlık telefon ne arıyor? Yani 2,5-3 milyarlık telefon ne arıyor diyorsunuz. Kendi kendinize bu soruyu soruyorsunuz. Ama toplum ne yazık ki bu noktaya geldi. Ve böylece de aile bağları koptu.
İslam'la bağı zaten koparılmaya çalışıyordu. Aileyle de olan bağ koptu. Artık herkes telefonunu alıyor, bir kenara oturuyor. Bunu hep anlatıyorum, tekrar anlatayım. Bizim lastikçi Ömer Eser, Cevdet Usta, biz 3'ümüz Bosna'ya gideceğiz. Havaalanında bekliyoruz. Ondan sonra böyle işte bizi orada beklerken, 2 kız, anne ve baba, 4 kişilik bir aile geldi, yan tarafa oturdu. Hemen oturur oturmaz, herkes cebinden cep telefonunu çıkardı. Herkes kendi cep telefonunda, kendi kendisine, kendi dünyasında yaşıyor. Bizim Cevdet ile Ömer'e dedim ki, şu yan tarafa bakın. Yani insanlar ne hale geldi dedim. Yaklaşık bundan 6-7 yıl önce daha fazla. Ömer kaç yıl olmuştur? 6-7 sene olmuştur. Ve mesela baba gitti bir ara oradan, işte meyve bir şeyler bir şeyler aldı geldi tabaklarda.
Çocuklar o tabağa bakmıyor bile. Elini atıyor, oradan eline ne gelirse hem yuh hem elinde telefon var, onunla uğraşıyor. Dedim şu hale bak, geldiğimiz hale bak. Yani bütün toplum ama, böyle işte dinini çok iyi yaşıyormuş, yaşamıyormuş, orta haliymiş, fakirmiş, zenginmiş, dindarmış, az dindarmış, çok dindarmış, dinliymiş, dinsizmiş, Atatürk'cüymüş, Kemalist'miş, Solcuymuş, Komünist'miş. Hiç hiç hiç değişmedi bu. Hepimiz deccaliyetin esiriyiz. Hepimiz o deccaliyetin altında ne yazık ki kıvrım kıvrım kıvranıyoruz, inim inim inliyoruz. Ve çocuklarımızı buradan geri alamıyoruz. Ve çocuklar da anne babalarının büyüklerine hiç böyle bir hedef, terbiye göstererekten bundan geri dönmüyorlar. Yani işte ben yaştaki veya benden 5-10 yaş daha küçük olan veya daha küçük olan, hani biraz böyle sorumluluk aldığında işte bir çocuk yetiştirecek artık.
Anne bir çocuk yetiştiriyor. Baba bir çocuk yetiştiriyor. O zaman farkına varıyorlar onlar da. Hani bu hastalıklarının ama kendilerinde de hastalık var. Bizde öyle bir saplantılı hale geldi ki, yani normalde interneti olmazsa, cep telefonu olmazsa sanki dünya batacak onun için. Yani bu uçakta zor kapatıyorlar, kapatmak istemiyorlar. Havaalanlarında böyle, otobüslerde böyle, yollarda böyle, ellerinde telefon telefonu hem bakacak hem yazacak hem bir şey yapacak hem yolda yürüyecek. Veyahut da bir lokantaya gidiyorlar, bir yemek yiyecekler. Herkes cep telefonunu çıkarıyor, herkes cep telefonundan uğraşıyor. Bunlar 3-4 samimi arkadaş sözde kakara kukara yapıyorlar ama herkes telefonda.
Kimse birbiriyle konuşmuyor. Ya neredeyse insanlar yan yana artık telefondan konuşacaklar. Yani yan yana anne selam nasılsın, iyi misin diyecek. Öyle yapacaklar yani aynı odanın içerisinde telefonla konuşacaklar. Bu hale geldik. Bu böyle bir hastalık haline geldi. Bütün dünya üzerinde bu hastalık mevcut. Bu normalde uyuşturucu bağımlılığı gibi bağımlılık var. Uyuşturucu değil ama bağımlı. Bakın bağımlı. Artık çocuğun elinden telefonu alamıyorsunuz. Çocuğun elinden hatta orta yaşlının veya yaşlının elinden de alsanız bir mutsuzluk girdabı oluyor. Ve bütün insanlar mutsuz. Cep telefonundan oynamazsa, sosyal medyaya girmezse mutsuz bütün insanlar. Ve o sosyal medya dedikleri o medyada yüzde doksanı yalan, bakın yüzde doksanı yalan ve sosyal medyada en fazla yalan olan, en fazla uyduruklar olan, en fazla çizgi dışı olan yer Türkiye.
Acı bir şey. Acı bir şey. En fazla zaman ayıran da Türkiye'ye. Yani o kadar çok zaman ayırıyoruz ki biz Türkiye'de buna. Ve medya yalanın üzerine kurulu. Bakın bugün dünya üzerindeki medya, hem sosyal medya, yani Twitter, Facebook, Instagram, hem sosyal medya, bu internetin üzerindeki haber kanalları veyahut da haberler, YouTube dahil buna, yüzde doksan yalanın üzerine kurulu. Yüzde doksan ve bildiğiniz yalan. Ülkede yalan haber yasak değil, cezası yok. Ülkemizde yalan haberin cezası yok. Yani siz istediğiniz kimseye yalan haber yapabilirsiniz. Bakın istediğiniz kimseye, istediğiniz kimseye istediğinizi yapabilirsiniz. Onunla alakalı yazabilirsiniz. Mahkemeye verdiğinizde o kimse ceza almıyor.
Acı bir şey bu. Yani Cumhurbaşkanı Başbakan'ten, Cumhurbaşkanı Başbakan'ten, Başbakan'ten, Oda TV olması lazım. Oda TV, onun hakkında yalan haber yaptı ve Yargıtay cezayı kaldırdı ve yalan haberi bir halkın haber alma özgürlüğü olarak gördü. Dikkat edin. Yani bizim avukat Mehmet Emin Bey Afyon'dan, o göndermişti bana, hatırımda kaldığı kadar söyleyeceğim. Bizim Afyon'daki avukat Mehmet Emin Bey bana o Yargıtay kararını göndermişti. Orada yalan haberle alakalı Yargıtay ibaresi yanılıyorsam herkesten özür dilerim. İbare şöyleydi. Halkın haber alma özgürlüğüdür. Yani yalan haber, halkın haber alma özgürlüğü.
Yani işte burada da bir adına gazeteci denilen bir kimse benim hakkımda mesela tutuklandı diye haber yaptı. Bir de şey yani bu yalan haber yapanlar, ya ben bunu yalan haber yaptım, özür dileyim veya ben bir yalan haber yaptım yani yüzü kızarır, kızarmıyor bunların. Bunlar böyle yüzsüz, saygısız, edepsiz, haysiyetsiz bir hale gelmişler. Yani öyle utanacakmış, sıkılacakmış bunları atmışlar üzerlerinden. Her türlü yalanı, her türlü iftirayı, her türlü sözü çok rahat kullanıyorlar. Öyle sakın bunlarda vicdan var veya bunlarda böyle bir şey var diye de düşünmeyin. Evet şimdi sosyal medya bunun üzerine kurulu olunca çocukların elinden, kadınların elinden, erkeklerin elinden, gençlerin, orta yaşların, yaşların elinden bunları alamıyoruz.
Biz yalan haberden hoşlanıyoruz, yalancılıktan hoşlanıyoruz, ne mamluktan laf getirip götürülmesinden hoşlanıyoruz, hoşlanıyoruz. Asıl ilgileneceğimiz alanla ilgilenemiyoruz ve biz çocuklarımızı dini eğitim, dost doğru veremediğimizden dolayı bizde de yok, çocuklarımızda da yok. Böyle bir keşmekeşlik devam ediyor. Allah muhafaza eylesin. İki, eğer Allah bir kulunu korursa bütün insanlar bir araya toplansa ona zarar veremez. Ayet-i kerimesine iman ettik, neden tedbir alıyoruz? Allah bizi korur diye düşünmek doğru olur mu? Bu normalde biz Allah bizi korur, önümüzdeki bir kimse eğer örneğin bir koruma koyduysa korumanın üzerinden korur. Tedbir sünnet. Selamun Aleyküm Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ümmetini özel olarak tek tek tanır mı?
Ona salatu selam getirenleri tek tek tanır. Bütün ümmeti tanır. Bunda bir sıkıntı yok, neden tanımasın ki? Selamun Aleyküm Yunus suresi 62. ayet-i kerimede Yüce Allah buyuruyor ki, Allah dostları üzerinde ne korku vardır ne de onlar mahzun olurlar. Ayet-i kerimede kast edilen Allah'ın dostları kimlerdir? Ve bu korkuyla mahzunluktan eminlik hangi alem için geçerlidir? Bunlar normalde Yunus suresi velilerle alakalı der. Kimler velidir? İman eden, salih ameller işleyen, Allah'ı çok seven kimseler veli hükmündedirler. Bunlar da korku yoktur. Evet bunlar dünyada zalimlerden, dünyada hainlerden, dünyada herhangi bir şahıstan, kimseden korkmazlar. O yüzden onların üzerinden bir korku yoktur.
Yani zalim bir kimseden onlar korkmazlar. Zulmedenlerden onlar korkmazlar. Hazreti Hüseyin'in yolundan gidip Hüseyince zalimlere karşı mücadele ederler, zalimlere karşı dikilirler. Korku yoktur. Onlar yani dünya hayatında rızık endişesi yaşamazlar. Nefes endişesi yaşamazlar. Dünya endişelerinden uzak olurlardır. O yüzden mahzun da olmayacaklar. Mahzun olmayacaklar, onlar mahşerde, onlara da bu noktada korku olmazlar. Mahşerde de hüzünlü olmazlar. Orada da mahzunluk olmazlar. Allah cümleyi onlardan eylesin. Selamun Aleyküm gerçek tövbe nasıl olmalı? Bir günahı terk ettiğinizde gerçek tövbe odur. Selamun Aleyküm evlatlık olarak aldığı bir erkek çocuğu vefat edince evlatlığının eşiyle evlenebilir mi?
Evlatlık alan kimse, evlatlık alan bir kimse erkek. Bir çocuğu evlatlık olarak aldı. Ona çünkü süt emzirmedi. Erkek olarak aldı, ona süt emzirmedi. Süt emzirmediği için emzirmesi de mümkün değil. O zaman onunla süt bağı yok. Onunla kan bağı da yok. O kimse öldü. Onun hanımını kendisine nikahlayabilir. Annem rüyasında sizi görmüş. Bizim evde bir yatakta yatıyordunuz, uzun süre uyudunuz. Sonra siz yatakta oturup vaziyetteyken aile fertlerimle uzun sohbetler ettiniz. Ben de aranızdaydım, sonra uyudunuz. Zayıf, halsiz, hasta gibi bir adama dönüştünüz. Orada uyandım.
Ve her nefes ölümü tadacak. Biz de bir gün gelecek, ihtiyarlayacağız, yaşlanacağız. Allah hayır versin inşallah. Selamün aleyküm ben Konya Yunak'tan Ahmet Kerim Kınalı. Bir kaynana damadın yanında başörtüsünü açabilir mi? O damat kızıyla evli olsa da olmasa da evlenmiş olduğu kadının annesini asla bir daha nikahına alamaz.
Ona nikah düşmez. O yüzden bazı alimler açabilir diye hükmetmişler. Selamün aleyküm. Bir arkadaşım sordu, kayınpederi gelini için kurban kesmeye niyet ediyor. Kurban alıyor fakat kesecekler zaman hayvan ölüyor. Bu durumda kayınpederi tekrar kurban kesmek zorunda kalıyor mu? Evet. Daha doğrusu toparlayayım. Yani o kimsenin kurban kesmeye muktedir olup olmamasıyla alakalı bu. Mesela eğer o kimse kurban kesmeye muktedir diye niyet etti, kurbanını aldı, kurban öldü. O kimse muktedir olduğu için yani zekat verebilir halde olduğu için o kimse kurban kesmez. Ama zekat veremeyecek olan noktadaki bir kimse kalktı, böyle bir şey yaptı.
O zaman aslında ona vacip değildi. Vacip olmayan bir şeye kalkıştı. Onu da yapamadı. Bu sefer ona vacip oldu. Onun alması lazım. Tekrar. Evet Sarayuva'da aş evinde teyze Zilhan'ın emeklerini nasıl bulmuş? Eyvallah.
Eyvallah. Mustafa abi. Yani normalde demek ki çengeli sen atmışsın orlardan bize. Rabbime hamd olsun bak. Senden önce biz ne o? Gediği kapatmışız. Yoksa senin valla artık kurtulamazdık senden. Sen Sarayuva'ya kadar bizi sürerdin. Allah iyi etsin. Hayırlı yere süreceksin. Tabi de Cenab-ı Hak'a hamd ediyorum. Rabbime hamd ediyorum. Cenab-ı Hak kalbimize getirmiş bizi. Yoksa sen Allah Allah nidalarıyla. Evet. Sarayuva'da teyze Zilhan'ın emekleri muhteşem. Elhamdülillah. Ayyy. Allah korumuş bizi. Mustafa abi sen bu gezinin intikamını böyle alamazsın. Bak bütün dosyaların bende.
Bence sen fazla kımıldama bak. Ona göre namazlarımı virdimi düzene sokacağım diye kendimi ne kadar sıkı disipline almaya çalışsam o kadar zorlandığımı düzene sokmaktansa ucu ucuna yetiştirdiğim bir sürece geliyorum. istiyorum ki her şey düzenli olması gerektiği gibi aşk da şekli olsun.
ama hayat telaşesine kapılmış ucu ucuna ibadetleri dersi yetiştirmeye çalışan bir konumda buluyorum kendimi. Bana ne tavsiyede bulunursunuz? Allah zamanı hayırlı bir şekilde yönetmeyi sana nasip öylesin. Cenab-ı Hak yetiştiremediklerini yetiştirtirsin inşallah. Allah yardım etsin. Selamünaleyküm bu akşamki konuda ayağını sabitenin yaşadığımız yaşamdan ve şu an onun tabiri caizse gölgesi olduğundan bahsettiniz yanlış anlamadıysam.
Bunu anlayamamak, halde, rüyada yaşayamamak, şahitlenmemek beni üzdü. Bunu yaşayabilmek için ne yapmalıyız? Farzlara sımsıkı yapışacaksınız, nafilelerle Allah'a yaklaşacaksınız, Allah'ı çok seveceksiniz, Allah'ı çok zikredeceksiniz, Müslümanlara hizmet edeceksiniz, hürmet edeceksiniz. Sufilerle, dervişlerle hemhal olacaksınız, onların yolundan gideceksiniz. Onların bu noktada kibirlenmeden, böbürlenmeden, onlara tepeden bakmadan, onların gönüllerini alaraktan onlarla beraber olacaksınız. Çünkü Cenab-ı Hak salihlerle beraber olun diye emretmiş. Bu bir emir. Sizin yemeğinizi namaz kılanlar yesin demiş. Bu bir emir. O yüzden biz birinci derecede salihlerle beraber oluruz. Salihlerle beraber hayat yaşamaya çalışırız.
İşte bizim kendimizce, bu benim kendimce, ben sufi kardeşlerle beraber olmaya çalışırım, onlarla hayat yaşamaya çalışırım, onlarla beraber yol yürümeye çalışırım. Onların varsa bir şeyleri, ben merhem olabiliyorsam merhem olmaya çalışırım. Sufilik, iyiliğin üzerine kuruludur. Güzel ahlakın üzerine kuruludur. Allah'ı çok sevmenin üzerine kuruludur. Bu Allah'ı çok sevmenin, güzel ahlakın, zikrin, yardımlaşmanın, hayır hasenet etmenin, cömert davranmanın üzerine kuruludur. Birbirlerine insanların iyi geçinmeleri, birbirleriyle tatlı geçinmelerinin üzerine kuruludur. Sufilik böyle sertliğin, tersliğin, insanlar acımasız davranmanın üzerine kurulu değildir. Sufilik, yalanın, gıybetin, dedikodunun, iftiranın üzerine kurulu değildir.
Sufilik, çirkin ahlakın üzerine kurulu değildir. Sufinin dili temizdir, gözü temizdir, kulağı temizdir, eli temizdir, ayağı temizdir. Sufinin aklı temizdir, kalbi temizdir, vücudu temizdir. Sufilik, temizliğin üzerine kuruludur. O yüzden Sufi, Kur'an ve sünnet dairesinde, imamların iştahı dairesinde kendince Allah'a yakın olmanın yolunu arar. Allah'a yakın olmanın yolu belli. İşte ibadetler etmek, insanlara hayır hasenette bulunmak ve insanların zalimliklerine, zulümlerine bu noktada katlanmak. O yüzden bu yolda yürüyecek ki insan o zaman sufiliğin tadını anlasın, tadılığını yaşasın. O zaman böyle manevi haller onda zuhur etsin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.
Selamünaleyküm, görülen rüyalar ayağın sabitede yaşadığımız hayatın parçaları mıdır, böyle dememiz mümkün mü? Olabilir. Rüyanın durumuna, haline, ahvaline bağlı. O yüzden bazen rüyalar ayağın sabiteden tecelli etmiş olan ayağın sabitenin hakikati dahi olabilir. O yüzden bazı rüyalar vardır. Gerçekten bu gölge dünyanın dışında hakikattir. Çünkü hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki, yani ahir zamanda salih insanların görmüş olduğu rüyalar, ümmetin içerisinde bir delil, bir müjde niteliğindedir. Öyle hüküm koydu. O yüzden salih insanların gördüğü salih rüyalar, müjdeci rüyalardır. Bu rüyalar evet ayağını sabiteden kopmuş gelmiş diyebiliriz.
Selamünaleyküm. Yarın öğretmenlik için sınava girecek olan oğlum ve tüm çocuklarımıza dua lütfeder misiniz inşallah? Allah edeben razı olsun. Bayındır'dan kucak dolusu selamlar. Ve aleyküm selam komple Bayındır'a ve tüm derviş kardeşlerimize, tüm sufi kardeşlerimize selam ederiz. Allah muhinler olsun. Yarın öğretmenlik için sınava girecek olanlara da Allah yardım etsin. Cenab-ı Hak gayret, kuvvet versin. İnşallah hak edenler kazanır. Allah yardımcıları olsun inşallah. Selamünaleyküm. Ders kağıtlarımızda yazan her namazdan sonra 300 tevhid yazıyor. Bizim verdiğimize dahil mi? Yani çekmezsek kazaya bırakmamız gerekir mi? Çekmeye gayret edeceksiniz. Neden çekmiyorsunuz?
Yani çekmeye gayret edin. Ders kağıtlarınızda ne varsa onları çekmeye devam edeceksiniz inşallah. Selamünaleyküm. Nasıl tövbe edeceğim bilmiyorum. Salih ve hakiki bir şekilde nasıl tövbe edebilirim? İşlemiş olduğunuz günahlarınızı bir daha işlemeyin. O sahih bir tövbe olur. Yalan söylüyorsun. Bir daha yalan söyleme. Gıybet ediyorsun. Bir daha gıybet etme. O salih tövbe, mükemmel tövbe, kamil tövbe odur. Duada hedef ve adaf var mıdır? Varsa nasıl olmalıdır? Dua et kardeşim. Allah dua edenleri sever. Allah dua edenlerin dualarını kabul eder. Muhakkak dua ederken, baştan Cenab-ı Hakk'a hamd, şükür, sonra salatu selam, sonra dua ve istek, sonunda salatu selam ve hamd ve şükürle bitirmekte güzellik vardır.
Edep budur. Ama önemli olan dua etmektir. Samimi bir şekilde, ihlaslı bir şekilde. Duada ne kadar ısrarcı olunmalı olmasını istediğimiz ama olmayan bir şey için sürekli dua edilir mi? Edilir. Zikirde ve namazda dilimiz de etmesek bile kalbimiz de olmayan bir şey için kendiliğinden dua ediyor. Bu konuda kalp şeytanın ve nefsin vesvesesine maruz kalır mı? Kalmaz. Ne yapmalıyız bu durumda? Normalde kalbinize dua geliyorsa, ellemeyin o istediği yere kadar gitsin. Yayın 4-5 saniye bir kesiliyor, hiçbir şeye anlaşılmıyor demiş bir kardeş. Onun internetinde mi sıkıntı vardır? Hiç kayıp yok. Selamun Aleyküm Çanakkale'den sizlere çok selam, sizi çok seviyoruz. Allah razı olsun, Allah sizi sevsin.
Çünkü Çanakkale'deki kardeşlerimize ve tüm kardeşlerimize selam ediyoruz. Allah yardımcınız olsun. Bu korona günlerinde ne yazık ki böyle birbirimizden biraz uzak kalıyoruz. Ne yazık ki bazı yerlere tam yetişemiyoruz. Yani o yüzden gidemiyoruz da kardeşler haklarını helal etsinler. İnşallah o yeniden bir ve beraber olacağımız günler olur inşallah. Selamun Aleyküm Karacabey'den selamlar, hoş geldiniz, hoş bulduk ve aleyküm selam. Zülkarin komutan mıdır aynı zamanda? Evet. Bütün peygamberler büyük bir çoğunluğu aynı zamanda bir savaşçı komutandır. Allah insana verdiği ruhu da ayrıyetten yarattı insan için. Evet.
Selamun Aleyküm Kayseri'den mesut güler ve aleyküm selam mesut güler. Selam olsun Kayseri'ye ve tüm kardeşlere. Selamun Aleyküm insanlar her bir ekleme için her gün bir sadaka gerekir. Bu hadiste geçen sadaka nedir? Her gün nasıl verilir? Az da olsa bir hurma da olsa birisine bir sadaka verin. Bir hurma, bir lokma ekmek, bir lira, iki lira, üç lira, beş lira gücünüze göre, durumunuza göre. Hiçbir şey edemeyen dua etsin. Hiçbir şey yapamayan insanlara nasihat etsin. Hiçbir şey yapamayan insanlara tebessümlü davransın. Sadaka. Selamun Aleyküm yaptığımız ibadetlerin, zikirlerin enerjisi veya ruhu var mıdır? Kişiye nasıl tecelli eder?
Muhakkak ki yaptığımız zikrullahın bir nuru vardır. O nur da insanların üzerinde tecelli eder mi? Evet. Birinci soruyu silmiş herhalde. İkinci soru. Ayağını sabitedeki halim tercihlerini neye göre yapıyor? O da nefis taşıyor mu? Bu alemdeki halimle hep onun gerisinde mi kalacağım? Biz ayağını sabitedeki halinizi biliyorsanız, o zaman geri mi kaldığınızı, ileri mi kaldığınızı bilirsiniz. Ayağını sabitedeki halinizi bilmiyorsanız, siz bu ayağını sabiteden geride mi kaldığınızı, ileride mi kaldığınızı bilemezsiniz. Bakın ayağını sabitede zaten yaşandıysa, yaşandı onun burada gölgesi düştü, tecelliyatı düştü.
İleri geriyi nereden çıkardınız ki? Abdurrahman, selamünaleyküm, Abdurrahman Dilipak'ın konuk olduğu bir programda geçmiş siyasi ve dini kişilerin, hatta Peygamber Efendimiz'in dahi sakalı şerefinden alınacak bir örnekle kullanılabileceği konuşulduğu, bu konudaki görüşünüzü bildirir misiniz? Olabilir. Böyle bir noktaya gelebilir ilim. Bunda bir sıkıntı yok. Sonuçta bugün batıdaki bilgi, batıdaki gelişmenin ahlakı, edebi yok. Bir sınırı yok. Çünkü böyle bir sahih bir din olacak ona sınır koyan, ancak o zaman sınır koyabilir.
Ben zaman zaman sohbetlerde arkadaşlara diyorum ki, diyorum ya, yani elinize atom bombası geçirdiniz, atom bombası yaptınız. Siz örneğin, siz Londra'yı, sivil insanları atom bombası atmaya dinen caiz değil ki bu, atamazsınız siz onu. Eli silah tutmayan bir şehri siz yok edemezsiniz. Eli silahsız bir şehri bombalayamazsınız siz. Sizin dininiz buna müsaade etmez. Yani siz uçakları kaldırıp komple Bağdat'ı, Şam'ı bombalayamazsınız. Sivil insanları katledemezsiniz. Siz uçaklarınızı kaldırıp bir gece yarası Libya'yı bombalayamazsınız. Veyahut da siz insanların eline silah tutuşturup, gidip de sivil çocuk demeden, kadın demeden, erkek demeden, onları öldüremezsiniz.
Sizin dininiz buna müsaade etmez. Sizin dininiz örneğin terör örgütüne müsaade etmez. Nerede olursanız olun. Bir terör örgütü kurup sivil insanları öldürmeye sizin dininiz müsaade etmez. İslam buna müsaade etmez. Mesela PKK o yüzden dini, İslami bir terör örgütü değildir. Hiçbir terör örgütü değildir. Dini, İslami, PKK hiç değildir örneğin. Veyahut da siz herhangi bir dini bir örgütle kurmuş olsanız, siz onunla, o örgütle, eli silah tutmayan, silahsız sivil insanları katledemezsiniz, öldüremezsiniz. Siz üzerinize canlı bomba koyup, işte bir kalabalık bir ortamda siz kendinizi böyle patlatamazsınız. Mesela Sarayuva'da meşhurdur ya, bir pazar yeri var, pazar yerinde roket duruyor hala daha yerde, roketin kendisi duruyor.
Siz bir pazar yerinde, bütün herkesin pazarda olduğu bir zamanda siz o pazar yerini bombalayamazsınız. Oraya roket atamazsınız. Böyle bir şey yapamazsınız, sizin dininiz buna müsaade etmez çünkü. Bakın sizin dininiz buna müsaade etmez. Sizin dininiz elinde silahı olmayan bir kimseye silah çekmenize müsaade etmez. Sizin dininiz iki kişi kavga ederken birisi eline silahına davrandı, öbürki onu öldürdü. İlk silahına davranan kimseye der ki sen iki katilsin. O yüzden yani bu batı ilminin veya batı bilgisinin, batı teknolojisinin edebi yok, terbiyesi yok, sınırı yok. Batı batı batı … diye diye insanları edepsiz, sınırsız, terbiyesiz, kural tanımaz bir hale geldi. Yani şu anda Müslümanların, yani ben ülkemde gördüklerime bakıyorum.
Yani Müslümanım diyen bir kimse kural tanımaz hale geldi. Sınır tanımaz hale geldi. Her türlü iftirayı, her türlü gıybeti, her türlü dedikoduyu, her türlü melaneti sınır tanımaz bir şekilde yaşıyor. Ve bunu neye göre yapıyor, nereden yapıyor, nasıl yapıyor bunu normalde açıklamak mümkün değil. Veyahut da baktığımızda bir bakıyorsunuz bir terör örgütü kurulmuş, yani adı İslam. Yani hiçbir kuralı yok, hiçbir sınırı yok. O yüzden büyük bir keşmekeşlik yaşanıyor. Büyük bir keşmekeşlik yaşanıyor. Ve bu keşmekeşliğe ne yazık ki, yani dini kurum ve kuruluşlar bu keşmekeşliğe odun taşıyor daha. Zaten keşmekeşlik var, yani üniversitelerden hadis inkarcıları çıkıyor. Zaten keşmekeşlik var, üniversitelerden mezhep inkarcılığı çıkıyor.
Ya bu insanlar zaten dinlerini bilmiyorlar, siz onlara bir de hadis inkarcılığını aşılayınca adamı hepten tozutuyor, hepten gidiyor. Yapmayın. Yani ilahiyatlar dağılmış vaziyette, ilahiyatlar dağılmış vaziyette ve bu ilahiyattan mezun olan çocuklarımız bizim bütün okullarımıza gönderiliyor ve 15 yaşındaki çocuk hadis inkarcısı oluyor canım kardeşlerim ya. O yüzden biz batıyı taklit ede ede, biz batının kötülüklerini kendimize devşirerekten din yaşamaya çalışıyoruz. Bu mümkün değil. O yüzden batının bu konuda bir kuralı yok ki, kuralsız. Adamların ne kuralı var? Kendileri Birleşmiş Milletler kurmuşlar, kendileri dinlemiyorlar. Kendileri NATO kurmuşlar, kendileri dinlemiyorlar.
Kendileri IMF kurmuşlar, kendileri dinlemiyorlar. İlk önce kendisi dinlemiyor zaten. Neden? O kurumu kurdu sömürmek için. O kurumu kime kurdu? Üçüncü dünya ülkelerine kurdu. O kurumu kime kurdu? Dindarlara karşı kurdu. Müslümanlara karşı kurdu onu. Yani siz bir gece yarısı Libya'nın bombalandığı gibi Yunanistan'ı bombalayabilir misiniz? Siz bir gece yarısı Mısır'daki gibi darbe yapıp seçilmiş başkanı mahkemede öldürebilir misiniz? Yapamazsınız. Siz Suriye'deki gibi böyle bir terör örgütü kurdurup, örneğin İtalya'da, Fransa'da, Yunanistan'da, Bulgaristan'da, Almanya'da, Hollanda'da, Japonya'da, Amerika'da böyle bir şey yaptırabilir misiniz? Siz Amerika'da bir örgüt kurdurup, Amerika'daki örgüte kendi uçaklarınızla her türlü ağır silahları oraya indirebilir misiniz?
Siz Yunanistan'daki Türk Müslümanlardan bir örgüt kurdurup, Türkiye'den onlara silah yardım yapabilir misiniz? Basit sorular bunlar. Ama sizin burnunuzun ucuna doğuda bir PKK kurdururlar, bütün Avrupa ona silah yardım eder. Bütün Avrupa ona kucak açar, ilaç yardım eder. Bütün Avrupa onları pasaportsuz dahi ülkelerine alır. Kimse sesini çıkarmaz. Irak PKK'yı konuşlandırır, onu orada silahlandırır. Her türlü operasyonu onun üzerinden yaptırır. Kimse ona ses çıkarmaz. Aynı şekilde Suriye'de yapmadılar mı? Bir daiş diye bir şey çıkardılar. Ortalığı talan etti. Ortalığı talan etti. Bu silahlar nereden geldi ona? Uzaylılar mı getirdi o silahları ona?
Ama bunlar yapar. Batı'nın namusu yok çünkü. Batı'nın şerefi yok çünkü. Batı'nın kuralı yok çünkü. Kuralı yok. Batı'nın kanunu yok çünkü. Onlar sömürgeci. Yaparlar. O yüzden yani ilim, ilim, ilim, … İşte batı'da bilgi var, batı'da teknoloji var. Batsın teknolojileri de, bilgileri de. Hayra çalışmıyorlar ki. Hayra çalışmıyorlar. İnsanlığın hayrına çalışmıyorlar. Sömürmek için. Sömürüyorlar. Sömürüyorlar. O yüzden her şeyi yapabilirler. Çünkü edepleri yok, terbiyeleri yok. Geliştirmeye çalışıyorlar. Yarı hayvanı insanlar üretiyorlar şu anda. Kullanmıyorlar. Yarı hayvan. Birkaç tane hayvanın DNA'larıyla insanın DNA'larını karıştırıyorlar.
İsrail'de uğraşıyor. Avrupa'da uğraşıyor. Hepsi de uğraşıyor. Bir kardeş, valla kitap yazar gibi rüya yazmış. Hakkını helal etsin. Bu kadar uzun okuyamayacağım. Selamun Aleyküm. Biz ailece sizden dersiyiz. Elhamdülillah babam da sizden ders almak istiyor. Allah sizden razı olsun. İnşallah.
Allah muharek etsin. Şimdi böyle aile dersi yaptı da, ders aldı da, arkadan yavaş yavaş da ailenin diğer bireyleri de ders alıyorlarsa, o ailede sufilik oturmuş. Yani o ilk ders alan kimseler, düzgün bir sufilik yaşıyorlar ki, ailenin diğer bireyleri de ders alıyorlar. Bu iyi bir şey. İstediğimiz şey bu. İyi akşamlar. Erkeklerin sünnet edilmesi, İslam'dan önce de olması ve Yahudi geleneği olarak İslam'a geçenlerin beraberinde getirdikleri bir gelenek olarak bilgiler edinim. Tevrat geçmesi, Tevrat geçmesi, Kur'an-ı Kerim'de bahsedilmemesi, bunu doğrular mı? Hz. Muhammed ailesi hangi dine mensupta İslamiyet'ten önce? Allah'ın bizi yaratmış olduğu, kusursuz ise bozarak şirke girmiş, olmaz mıyız?
Bütün peygamberler sünnetli doğmuşlardır. O yüzden bütün peygamberlerin sünnetidir, sünnet olmak. Bu peygamberlerin sünneti olduğu için, erkeklerin sünnet olması da yaratılmışı, bu noktada bozmuş olmuş olmuyoruz. Doğarken de insanlar, sakalsız doyuyor erkekler. Sonradan sakal çıkıyor. O zaman insanın sakalı fıtrat tabi de, ama bunu o zaman hiç kesmeyelim mi? Fıtratı bozmuş oluruz derip deyip de, sakalımızı hiç kesmemek, fıtratı bozmuş oluruz deyip, tırnaklarımızı hiç kesmemek, sakalı bozmuş oluruz deyip, işte saçımızı hiç kesmemek, nasıl doğru değilse, yani bu da doğru değil. O yüzden, bunlar da sünnet, tırnak kesmek, sünnet bütün peygamberlerin sünneti, tırnak kesmek. O yüzden işte saçlarını kısaltmak, bütün peygamberlerin sünneti.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti, sakalınızı böyle tutacaksınız, bir kabze, bir kabze tutacaksınız, ucundan kestsiniz. Çok az bir şey, mesela benim bakın, bir haftada bu kadar uzamış, ben onu keseceğim örneğin. Bu sünnet. O yüzden erkeklerin de sünnet olmaları, bu manada tüm peygamberlerin sünneti. O yüzden, Tevrat'ta da geçebilir, gayet normal. Bir Yahudi geleneği olarak görülür ama, sadece Yahudi geleneği değil, bütün peygamberlerin sünneti. Hz. Muhammed'in ailesi, hangi dine mensuptu, İslamiyet'ten önce? Onlar İbrahim'i idi. Çünkü onlar İbrahim'i sülaleden gelme, o yüzden İbrahim'i idi.
Bak, Aya'nın sabite savurdu ortalığı. Aya'nın sabitede yaşadığımız, hayattaki kararlarımızı neye göre verdik? Aya'nın, bunu burada açıkladım, o sohbeti biraz daha geriye dönük dinleyebilirsiniz. Oradaki aklımız neydi, bilmiyoruz. Oradaki düşüncemiz neydi, bilmiyoruz. Yani bilmeyenler çoğunlukta. O yüzden, Aya'nın sabitede yaşadığımız, hayattaki kararlarımızı neye göre aldık? O yüzden onu da, biz bu meselede bilmiyoruz. Ama o karar bize ait. Veliler, Hz. Peygamber'in kaderini mi paylaşmaktadır? Veliler, peygamberlerin mirasçılarıdır, halifeleridir. O yüzden peygamberlerin kaderlerini paylaşırlar. Diyelim, yollarını paylaşırlar. Selamun Aleyküm, ben hayatım boyunca rüya görmedim desem yeridir.
Manevi rüya görmeyi çok istiyorum. Allah muinin olsun, Allah yardımcın olsun. Cenab-ı Hak kalbine ilham eylesin. İnşallah. Hocam, hayırlı akşamlar. Ben çocuklar için oyuncaklar örüyorum. Bebekler ve hayvancıklar. Ama bunları yapmanın günah olduğunu söylüyorlar. Size danışmak istedim. Bu yaptığınız şeyler günah değil. Bunları da yapabilirsiniz. bana buraya resim olarak atmışsınız. Atmış olduğunuz resimlere bakaraktan söylüyorum. Çünkü Hazreti Aişe annemizin de böyle kızlığından kalma bebekleri vardı. Böyle oyuncakları vardı. O yüzden onları çeyiz olarak da getirmişti yanında. O yüzden mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onları nehyetmedi.
Onları reddetmedi. O yüzden bunlar yapılabilir. Tam bir insan sureti yapmak caiz değil. Bunlar öyle değil. Bunlar bir sıkıntılı. Hanefi'ye göre bunlar sıkıntılı şeyler değil. Allah yardımcınız olsun inşallah. Selamun Aleyküm. Çift cinsiyetli insan eşcinsel olarak mı kabul edeceğiz? Bu kişiden uzak durmak gerekir mi? Acaba güzel gelecek dilerim İzmir'den. Selamun Aleyküm. Der ya salkım Aleyküm selam bütün İzmir'e ve bütün kardeşlere selam ederiz. Hanefiler çift cinsiyetle alakalı İmam-ı Azam'ın bir hükmü var. Çift cinsiyetli doğan kimselerin küçük abdestini yaptıkları yere bakılır.
Eğer erkek uzundan yapıyorlarsa erkek hükmündedir. Kadın uzundan yapıyorlarsa küçük abdestlerini kadın hükmündedir diye hükmetmişler. O yüzden normalde eğer küçük abdestini yaptığı yere göre hükm olunur onlar. O yüzden eşcinsel olarak yine kabul edilmez. Selamun Aleyküm. Hayırlı geceler. Ev almak için bu süreçte kredi çekmek sıkıntılı mı? Bunlar insanların kendilerinin vereceği kararlar. Kendi işleriyle alakalı kararlar. O yüzden birisine ev alacaksan kredi al, alma deme noktasında değilim. Hakkınızı helal edin. Ama yani ekonomik olarak eğer bilmiyorum ne iş yapıyorsunuz. O yüzden dedim ya karar veremiyoruz diye.
İşinize göre karar vermek lazım. Pandemiden ne kadar ülke ekonomisi etkilenecek, ne kadar etkilenmeyecek. Şu anda buna hükmetmek biraz zor. Pandemi hangi noktaya gidecek buna da hükmetmek zor. Ama bu hızla giderse, bu artış hızıyla giderse sıkıntılı günler bekliyor bizi demektir. Tekrar söylüyorum. Bu artış hızıyla devam ederse sıkıntılı günler bizi bekliyor demektir. Ama biz ne yazık ki disiplinimizi kaybediyoruz. Pandemiyle mücadelede. Yani hastaneler doluyor. Her taraf doluyor. Biz daha böyle ne yazık ki pandemiden çekinmiyoruz. Burada birilerini, bir şeyleri, belli makamları, mevkileri eleştirmek değil. Ama ne yazık ki orta yerde görünen şeyler var. Yani turizmciler batmasın diye turizm açıldı.
Herkes böyle bir sarmaş dolaştı. Sahiller, barlar, pavyonlar, ondan sonra gece eğlenceleri. Bunlar normalde hiç kapanmadı. Yani cumalar iptal oldu. Cumalar kılınmadı. Ama yani herkes hayatına devam etti. Böyle bir tezatlıklar yaşadık. O yüzden bu pandemiyle alakalı sosyal mesafedir, yok işte maskedir. Bunların tartışmaları farklı noktalarda. Yani insanlar bu konuda tam olarak düzgün bir şekilde aydınlatılmadığına inanıyorum. Yani daha önce maskeye hayır diyen profesörler, şimdi maske takılsın diyor. Böyle bir gülünç bir şey diyoruz. Yani önceden sadece sonra en akıllıcısı şuydu. Yani hasta olanlar, soğuk algınlı olan, grip olan maske taksın bir başkasına hastalığı bulaştırmasın diye.
Ama önceden maske mecburi değildi, şimdi herkese mecbur oldu. Böyle böyle tezatlıklar yaşandı. Böyle böyle sıkıntılı şeyler yaşandı. Sonuçta bu da bir rahatsızlık, bu bir hastalık, bu pandemi ama şeye uğrayaraktan, değişime uğrayaraktan ama uğramayaraktan hepimize bulaşacak böyle giderse. O yüzden bu hızla giderse evet pandemi daha da oturur, yerleşir. Ama artık dünya insanlığı bu tüp salgın hastalıklarla bir müddet yaşamaya alışacaklar. Sebep, yani Batı dedim ya ahlaksız, edepsiz, fitursuz, kuralsız diye. Yani kendileri diyorlar arkasından daha nice salgınlar gelecek, hepsi sırada diye. E demek ki sıraya koydular, üretiyorlar veya üretmiyorlar veya kendi kendilerini üretiyor.
Elimizde bir delil yok ama delili olanlar önümüze koyuyorlar. Yani bu tip, bu salgın hastalıkların bir kısmının üretildiğine dair. O yüzden bu demek ki pandemi devam edecek, bu salgın hastalıklar devam edecek. Ülke ekonomileri bu noktada sıkıntıya düşebilir. Herkeste bir sıkıntı olabilir ama Cenab-ı Hak inşallah en az bir şekilde bizleri bu ülke olarak, İslam dünyası olarak etkilenenlerden eylesin.
Geceniz mübarek olsun, biliyorum rüya yorumlamıyorsunuz ama ben sizden ders almak istiyorum ve bir rüyamı sizin teylül etmenizi gönülden istiyorum. Ben ve kız kardeşim sizi nehir içinde sohbetinizi dinliyorduk. Daha sonra biz sizin arkanıza geçip oradan sizi dinlemeye devam ettik. Bulunduğunuz yer dağlı, Rabbim sizi korusun, ellerinizden öperim. Allah gecenizi mübarek eylesin. İnşallah bu sufi olacağınıza işaret, ders alacağınıza işaret, sohbetlere devam edeceğinize, yola devam edeceğinize işaret. Allah mübarek eylesin inşallah. Selamun Aleyküm hocam. Aklıma takılan bazı sorularım vardı. Var şimdiden hakkınızı helal edin. Allah sizden razı olsun.
Bir, İslam'a göre lanetlik kavramı nedir? İnsan lanetli olmaktan kurtulabilir mi? İnsanlar lanetli bir işten nasıl bir tövbe yoluna gitmelidir? Lanetin durumuna göre. Mesela Allah işte eşcinsellere lanet etsin der. Eşcinselliği bırakırsa lanetlikten kurtulur. Ama bir tek lanetlikten kurtulamadığı şey biliyorum. O da karı, koca, kadınla erkeğin arasında lanetleşilmesi, zina ile alakalı. Mesela bir erkek kadını zina ile suçlarsa, lanetleşilirse, kim orada yalan söylerse, onun yalan söyleyen iman etse dahi imanı kabul olunmuyor. Bu sıkıntılı bir yer. Ben hep arkadaşlar ederim buradan uzak durun diye. O yüzden bu lanetleşme sıkıntılı bir lanetleşmedir. Bildiğim kadarıyla. Diğerleri normalde mesela işte insanların gelip geçeceği yeri işte işgal edene Allah lanet etsin.
Mesela işte bir yol insanları gelip geçiyor. Nereden? İşte yaya yolu. Adam geliyor oraya park ediyor. İnsanların gelip geçme yolunu kapatıyor. Allah onu lanet etsin diyor. Ama oradan tövbe edip geri dönerse lanetliği kalkar. Bunun gibi Allah muhafaza eylesin. İki ayette şeytanın cinnilerden olduğu söyleniyor. Cinlerle şeytanlar aynı alemdeler mi? Birbirlerini görebiliyorlar mı? Evet. Şeytanlar insanlarda olduğu gibi cinnilerle de uğraşıyorlar mı? Evet. Çünkü mümin cinniler var. Cinniler kavim kavim. Yani cinniler kavim kavim olunca bu şeytan denilen kavim ayrı. Cinnilerin diğer kavimleri de var. Onlar da böyle bir sürü topluluk bir sürü kavim. Şeytan onların içerisinde ayrı bir ırk.
Öyle söyleyeyim. Böyle olunca şeytan diğer müslüman cinnilerle de mücadele ediyor mu? Evet. İnsanın dünya işleri için dua etmesinin doğruluğu nedir? Dua eder. Allah'tan dünya için de bereket isteyin. Ahiret için afiyet isteyin. Dünyalık da isteyin. Bunda bir sıkıntı yok. Dört. Allah sevdiği kuluna dert verir ise derdi çok olanın ağır ile az olanların Allah katında yeri nedir? Yani bu böyle Allah sevdiği kuluna çok dert verir. Bu böyle bir ibare olarak konuluyor ama bu böyle çok doğru değil. Evet Allah sevdiklerine biraz illet, biraz gillet, biraz zillet verir mi? Evet. Allah sevdiklerine sıkıntı verir mi? Evet. Dert, gam, kasvet verir mi? Evet. Ama o sevdiğinden geldiği için sevene de onlar böyle görünmez.
Gerçek sevene onlar birer müjde, birer hediye gibi görünür. Beş kişi ailesinden veya atasından gelen herhangi bir büyük günah yüzünden etkilenir mi? Hayır. İslam'da günahlar bireyseldir. Ataları bir günah işledi diye çocuklar ondan normalde sorunu tutulmaz. Altı. İbadet edildiği zaman sırtta kürek kemikleri arasında bir hafif sızıntı, özellikle sol tarafta oluşmasının manevi bir sebebi. Manevi bir sebebi nedir? Kalbe ılık ılık rahmet akıyordur inşallah. Tekrardan hakkınızı helal edin. Helal olsun canım kardeşim. Allah yardımcına olsun inşallah. Biz teşekkür ederiz. Selamun Aleyküm. Israrla Darül İslam'da olduğumuzu söyleyenlere karşı Darül Harp'te olduğumuzu nasıl anlatmalıyız? Bilmiyorlar, bilmeyen ısrarla ne mücadele ediyorsunuz, gerek yok.
Yani çok basit bir şey. Yani anayasayı açtıklarında anayasa İslam devleti mi yazıyor? Değil. Bitti bu kadar. Yani bunun nesini tartışıyorsunuz ki? Anayasayı aç. Anayasanın maddelerine bak. Türkiye Cumhuriyeti devleti layık, demokratik, insan haklarına saygılı, hukuk devletidir. Yazıyor mu burada İslam devleti diye? Yazmıyor mu? Türkiye Darül İslam, İslam devleti var denilince suç. Anayasal suç istemiş oluyor o kimse. Hocam bir insan bir insanın karşısına sebepsiz çıkmaz diye bir şey var mı? Bütün alem sebepler üzerinde yürür. Bunun bir sıkıntısı yok. Ama biz böyle onların üzerine çok büyük şeyler atfetmemek gerek yok. Selamun Aleyküm.
Mahallemizde Velediyenbiya Camii'miz var. Camimiz öğlen namazı, ilkendiden namazı, geride kalan vakitlerde camiye kilit vuruluyor. Cuma hutbesinde müftülüğün verdiği vaazda insanları cemaatler üzerinden istismar ettiği söylendi. Kandırıldığının söylendi. Bir kısım imam ve müftüler aldıkları maaşları hak etmiyor. Hak etmiyorlar. Biz bunlara karşı nasıl bir tavır almamız gerekiyor? Teşekkür ederim. Şikayet edin canım kardeşim. Yani caminin imamı orada değilse aç telefon müftülüğe de ki caminin imamı yok burada. Camiyi kapatmış gitmiş. Ne yapayım? Yani müftülüğe şikayet edin. Bir sonuç alabilsenize inanmıyorum ama yapabilirsiniz.
Selamünaleyküm. Eşek sütü şifa niyetiyle kullanılıyor. Dinen bir sakıncası var mı da Allah razı olsun. Yani normalde eşek eti hanefilerce caiz değil ama yaban eşek eti hanefilerce caiz. Yani burada şimdi yaban eşek sütü bu yüzden böyle tam olarak hükmedilmesi zor ama hanefilerce caiz değil. Bakın yine bunu hükmü açık mı bu? Evet. Sebep yani Hayber'in fethinde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ehil eşek etini haram etti. Ehil eşek etini. Yani yaban eşek etini söylemedi orada. O yüzden buradan hareket ederekten bazı müştehitler yaban eşek etini caiz olarak görürler. Öyle olunca onun sütü de bu sefer caiz olmuş olur. Ama ehil eşek eti caiz değil, sütü bu noktada hanefilerce de caiz olmuyor.
Hanefiler yaban eşek etini de yemezler. Onun normalde bunun altını çizelim. Hanefiler böyle at etini de eşek etini de yemezler. Caiz görmezler. Hanefiler geviş getiren hayvanların büyük baş veya küçük baş, geviş getiren hayvanları caiz görürler. Selamun aleyküm. Kişi içindeki kıskançlık duygusunun kötü yöndeki içsel seslerini nasıl dizginleyebilir? Eğer kıskançlığımız ki şahıs belliyse mesela ona bir hediye alabiliriz, ona dua edebiliriz. Ona ikramda bulunabiliriz. Bu kıskançlığımızı yenmeye çalışırız. Bu böyle işte onda olmasın diye. Bir de kıskançlık vardır. İnsan sevdiğini kıskanır.
Bu da güzel bir şeydir. Kötü içsel sesleri bastırmanın yolu tevhid. La lah illallah'a devam edelim inşallah. Selamun aleyküm. Eşim, çocuğumun ve benim her yaptığımız kusur arıyor. Eşim, çocuğumun ve benim her yaptığımızda kusur arıyor. En ufacık bir şeydi tehdit ediyor. Eziyet ederek bedel ödeyeceğimizi söylüyor. Biz alttan alıp ona iyilikle yaklaştıkça o her şeye bağırıp kusur arıyor. Dua ediyorum ne yapacağımı bilmiyorum. Çaresizim hangi duayı zikri çekeyim. Tevhide devam et. Allah yardımcın olsun. Cenab-ı Hak mu'inin olsun. Yani ne yazık ki bazı insanlar böyle hasta. Hasta bildiğiniz hasta. Allah yardımcınız olsun inşallah.
Selamun aleyküm. Adak tam olarak nedir? Ben hacca gidersem orada haçta bir hayvan atacağım Müslümanlara dağıtacağım. Bu bir adak oldu. Hacca gittiğinde ne yapacak? O hayvanı kesip Müslümanlara dağıtacak. Bir şey olsun şunu adıyorum diye. O şey olmadığında adağı yapmamak, çıkarcılık olmuyor mu? Zaten adak, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerine göre çok zaten böyle uygun bir şey değil. Ama var mı? Var. Adak kurban olarak hükümde var mı? Var. Her koşulda o şey gerçekleşse de, gerçekleşmese de kişi adağı yerine getirmesi gerekmez mi? Hayır. Gerçekleşince getirmesi olur. Vaat ediyor çünkü. Vacip oluyor. Selamun aleyküm.
Yarın KPSS sınav var. Allah yardımcınız olsun. Öğretmenlik alan bilgisi sınava. Hayırlı geceler. Allah yardımcınız olsun. İnşallah Rabbim en hayırlı yöne çevirsin. Ailemle yaşıyorum maddi ve manevi yönden. Olumsuz etkiliyorlar. Yapmak istedim. Çok şeyler var. Fakat bu psikolojiden sıyılmakta zorlanıyorum. Tüm enerjimi emiyorlar gibi hissediyorum. Ne önersiniz? Allah inşallah en kısa zamanda bilhassa senin için söylüyorum. Tahmin ettim kimseysen. En kısa zamanda bu sınavdan sana Cenab-ı Hak bir başarı ihsan eylesin. Cenab-ı Hak maddi olarak seni özgür eylesin inşallah. Selamün aleyküm. 10 yıldır çalıştığım iş yerinden 4 ay önce emekli oldum.
Aynı iş yerine çalışmaya devam ediyorum. Fakat daha tazminatımı alamadım. Şu zamanlar işler durgün olduğu için söyleyemiyorum. Sizce ne yapmam gerekir? Fikrinizi almak istiyorum. Tatlı bir şekilde, uygun bir şekilde söyle. Benim tazminatımı ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz? Nasıl ödemeyi düşünüyorsunuz? Diye söyle. Selamün aleyküm. Sohbeti eşimle dinliyoruz. Eşimin bir sorusu var. Üşengeçlikten namazlarımın farzından kılıyorum. Hiç kılmamaktan iyidir diyorum. Sürekli farzından kılmak ne kadar doğru, üşengeçliği nasıl atatabilirim? Farzları kılsın. İnşallah Cenab-ı Hak nafileleri de ona nasip etsin. Farzları kılması onun sorumluluğunu yerine getiriyor.
Ama inşallah sünnetleri de kılarsa âlâ olur. Selamün aleyküm hocam. Rüyamda sizi gördüm. Sizin yanınızda 6 yaşında çocuk gördüm. Hristiyanların gibi haç işareti yapıyordu. Ben de çocuğa yaptığı işareti ve taifler şeklinde Allah Allah diye söyle dedim. Ben başka yere bağlayayım. Allah razı olsun. Hayırlı geceler. Allah muhininiz olsun. Allah yardımcınız olsun. Rabbim en hayırlı yöne çevirsin. İnşallah üstadınıza rüyanızı anlatınız. Üstadınız inşallah yorulmayacaktır onu. Rabbim muhininiz olsun. İnşallah. Kızım 14 yaşında. Örtülmesi için zorlamalı mıyız? Örtülmesi için dua eder misiniz? Allah yardımcınız olsun. Gerçekten bütün şu anda ailelerin en büyük sıkıntılarından birisi.
Bu böyle ergen yaştaki çocukların örtüye karşı böyle bir şeyleri var. Antipatileri var. Hatta 20-25 yaşa kadar bu kız çocuklarında zor atlatılıyor bu sendrom. Yani bir de yani insanlar şimdi İslam'dan hızla uzaklaşıyorlar. Kendi çağdaşları örtülmüyor. Kendi arkadaşları örtülmüyor. Onlar böyle kelaynak kuşu gibi kalıyorlar. Yani farkında değil insanlar. Hızla İslam'ın farzlarından uzaklaşıyor insanlar. Böyle olunca çocuklar 14 yaşında, 15 yaşında, 18 yaşında akılları dönüyor, kafaları dönüyor. Nefislerine uyuyorlar. Tatlı tatlı, yumuşak yumuşak inşallah Allah hidayet eylesin. Gönüllerine vahşeylesin inşallah. Selamünaleyküm bir sohbetinizde bazı veliler, sahabeler ve Resulullah ile ilgili bir savaş ya da bir konu anlatırken görerek anlatır demiştiniz.
Bir de Allah'ın anıldığı yerlere melekler, veliler, peygamberler gelir derler. Bunları gören veliler nasıl hiç çaktırmadan sohbet anlatmaya devam ederler? Çaktırmazlar neden çaktırsınlar ki? Normalde şöyle düşünün, işte bir televizyon izliyorsunuz, televizyonda bir savaş izliyorsunuz. O esnada ama siz görüyorsunuz onu. O savaşı oradakilere anlatsanız, onlar normalde işte böyle bir savaş estantanelesi anlattı diye görürler. Bunda bir sıkıntı olmaz ki. Mesela işte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Medine-i Münevvere'de savaş estantanelerini anlattı ya. Hadiste sabit, çok uzun yazıyorsunuz, ben kısa olanları tercih edeyim.
Ayağını sabit ede yaşadıklarımız kader midir ve bu yaşayanları değiştirmek mümkün mü? Olumsuz olanları mesela. Biz ayağını sabit ede ne yaşadığımızı bilmiyoruz ki bunları değiştirelim veya değiştirmeyelim. Burası sıkıntı bu. Yani ayağını sabit ede bilsen de yaşamışsın zaten buraya. Mesela işte güneşin ilk ışığını oradan çıktı bilmem kaç dakikada Türkiye'ye geldi. Aslında o çıkalı çok olmuştu. Bu da onun gibi bir şey. Veyahut da işte herhangi bir gezegenden bir ışık işte bilmem kaç milyon yıl sonra geliyor bize. Ama bize o esnada yeni geldi. O yüzden ayağını sabit ede yaşanan yaşandı oldu bitti. O yüzden onu değiştirmek veya değiştirmemek bilmediğimiz bir şeyin üzerine hükmetmek gibi.
Psikolojik durumumdan dolayı bazen ibadetlerde sıkılıyorum ve her zikirde YouTube'dan neydi netisi açıyorum. Bazen bunu namaz kılarken ve Kur'an-ı Kerim okurken de yapıyorum. Bunun sakıncası var mı? Psikolojiniz bozuksa bu sizi rahatlatıyorsa olabilir. Dua etmeyi beceremiyorum ve hep aynı duayı ediyorum. Nadiren sizden duyduğum bazı duaları ekliyorum ve her namaz arkası aynı duayı etmek bıkkınlık verir. Bazen sadece gözlerimi kabayıp rabıta eder gibi içimden dua ediyorum. Kimi zaman da zikir yapmaya kendimi yorgun hissediyorum. Dilimi kıpırdartmaya hal göremiyorum. Kendim içimde zikir yapsam ve secdede o şekilde oturamayacaklarsam duasız uygun olur mu? Nasıl yapmalıyım? Dua insanın gönlünden geldiği gibi yapacak, devam edecek.
Zikir yaparken çok ağlıyorum ve o anda şeytanın görürüm ya da bir ses duyarım ya da biri gelir düşüncesi geliyor. Çok korkuyorum ve bütün dikkatimde oluyor. Bu korkuyu nasıl yenebilirim? Zaman ister. Ve bu korku şeytanın vesvesesi mi? Evet. Çünkü benim şeyhim yok. Başıma bir şey gelse gece telefon açıp sorabileceğim şeyhi olmayan da aklını yitirirmiş. O yüzden çok korkuyorum. Bir şeyh bul kendine. Hızla bir şeyh bul kendine. Git ona intisap et. Bir söyleşide duymuştum. Sadakaların en büyük insanın kendini tasatük etmesi ne demek? Yani normalde para vermekten uzak olanlar böyle felsefik laflar söylüyorlar veya insanlara ilim öğretmekten uzak olanlar, insanlara hayır hasenet işlemekten uzak olanlar, insanlara normalde bu konuda kol kanat gelmekten uzak olanlar.
İşte sadakanın en büyük kendini tasatük etmene. İyi tasatük et hadi bakalım kendine. Kendini tasatük etmen ne demek? İnsanların hayrına vermen demek. Canım kardeşim sünnet-i seneye tabi olalım biz. İş yeri sözleşmemde yazılan bürüt maaşımı aylarca net maaş olarak yatırdılar. Ben ilk ay fazla yatırdıklarını söyledim.
Hesaplamada hata yok doğru böyle maaş alacaksınız dediler. Bugün fazla yatırdıklarını fark ettiklerini ve şirkete borçlu olduğumu geri ödememi istediler. Ben de benim hatamın olmadığını, mağdur ettiklerini, hata yapandan hesabın sorulmasını istedim. Ama benden kesmeye kararlılar. Başka iş yerine dahi bir teklif aldım zaten. Bu iş yerinden ayrılacaktım. Ayrılmadan bu durumdan nasıl hakkınca bir yol izlemeliyim? Sen söylemişsin, söylediğin halde onlar hata yok ya, senin maaşın bu demişler. Şimdi de geri dönüyorlarsa, bunu bir bu konularla alakalı bilgili bir avukata sormanız daha faydalı bence. Selamun Aleyküm, yıllardır tedavi görüyorum ancak benim sakallarım çıkmıyor.
Bir tavsiyeniz olur mu? Allah yardımcın olsun, illa ki sakalın çok çıkacak diye bir kaydı yok. Yani var olana hamd et. Bir evde koltuklarda ya da koltukta genç olarak istimna yapmak, o koltukları kirli eder mi? Ya da onlarda oturup yatmak ile İslami ve kutsal eşya veya yerlerde olmak yanlış olur mu?
Bu noktada bir kimse böyle bir şey olmuş olsa, üzerine necaset varsa, necaset yıkandıktan sonra bir sıkıntı olmaz. Koltukların kutsaliyeti yok canım kardeşim. Hocam selamun Aleyküm, hayvanları kısırlaştırmak günah mı? Sürekli yavruluyorlar. Bu normalde hayvanları kısırlaştırmak gerçekten şey, fıtrata müdahale. İnsanları da kısırlaştıramazsınız, hayvanları da kısırlaştıramazsınız, caiz değil. Hocam rüyamda Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesselam'ın annesi Amine Validemizin, Peygamber Efendimizin çocukluğunda yapmış olduğu bir oyuncağı kendi oğluma yapmaya çalışıyorum. Siyah düzgün bir odun içine, Nisan cevizi gibi bembeyaz ayak bileği kalanında odunu yata yontarken, bir anda Peygamber Efendimizin beni arkamdan sarıp yerden kestiğini yaşıyorum.
Çömelik pozisyondayım, bana sen ne güzel evlat, ne güzel çocuksun diyor. Sadece mübarek ellerini görüyorum. Allah mübarek etsin canım kardeşim. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ni görmek, ellerini görmek, onun rüyada gördüğünü hissetmek, hayra, berekete, hidayete, lütfa, ikrama, ihsana işarettir. Bol bol salatu selam getir, onun sünneti senesini yerine getir inşallah. Allah mübarek olsun inşallah. Selamun Aleyküm, geçtiğimiz cuma dersinde halakada bir ablamıza halinde Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesselam Efendimiz buyurmuş ki onlara tebliğ et, çok zikredenler ve gönül alanlar üzerinde Allah muhabbeti ve rahmeti olacaktır.
Çok çok gönül alsınlar demiş, ne buyurursunuz? Cenab-ı Hakk'ın tebliğ edip kardeşlerimize, bu zaten hadiste sabit ya bu, sünnet zaten. Çokça zikretmek ve gönül almak. Bu sünnetle sabit olduğundan dolayı bir sıkıntı yok bundan. Selamun Aleyküm, geçen duş alırken sanki içeri böyle kıllı, siyah, koril gibi hayvanımsı bir şey girmiş gibi geldi ya da hayal ettim. Emin değilim kalbime şeytan gibi geldi, tevhid çekiyordum, hiç korkmuyordum. Devam et tevhide, Allah mübarek eylesin inşallah. Bir sohbetinizde hüddamla cin çok farklı demiştiniz. Hüddamın farkı nedir, bunu açıklayabilir misiniz? Ne yapacaksınız canım kardeşim bunları öğrenip de ya? Faydasız ilimden Allah'a sınırınız demiş Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri.
Siz namazınızı, abdestinizi, orucunuzu, zikrinizi, hayır hasenetinizi arttırmaya çalışın. Siz Kur'an'ı öğrenmeye çalışın. Siz sünneti seni öğrenmeye çalışın. Siz fıkıhınızı öğrenmeye çalışın. Ne işiniz var hüddamla sizin? Faydasız ilimden Allah'a sınır. Hadis-i şerif. Selamun aleyküm. Üstadım İmam Şafii Hazretleri'nin namazın sadece fazlarını mı kılın dedi. Hayır öyle bir şey yok. Selamun aleyküm. Yedi yaşındaki oğlum benden hiç ayrılmıyor, çok korkuyor. Odanın kapısında biri buna bakıyor diyor. Kulaklarında kocaman küpeleri var diyor. Onu takip ettiğini söylüyor. Geceleri koşarak yanıma geliyor. Niyam'u mu tavsiye edersiniz? Çocuğunuzu okuyun biraz. Allah'ıma iyilik versin.
Allah şifa versin. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Sorularınız bitti. Allah hepinizden de razı olsun. Geceniz mübarek olsun. İnşallah önümüzdeki hafta buluşacağız. Rabbim inşallah izin verirse. O zamana kadar hayırla, sağlıkla kalın. Biz yine inşallah Allah'a izin verirse tevhid çekip gecemize son verirseniz. Fâlemennehu Fâlemennehu La ilâh İllâh La ilâh İllâh Hak Muhammeden Resulullah
El Fatiha Allah gecenizi hayır etsin. Gündüzünüzü hayır etsin. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak muhineniz olsun. Dünya ve ahiretinize bereket versin. İhsan etsin. Afiyet versin. Lütfetsin. İkram etsin. Selamun Aleyküm. Geceniz hayır olsun inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.