mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (948-956 Beyit) SORU - CEVAP

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 15 Eylül 2020 · 2:27:41

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Şimdi böyle saatler değiştiği için biraz daha erken alalım istedik, 15 dakikada. Bir müddet sonra daha da erken alacağız inşâAllah. Böylece çok gece kalmayalım, arkadaşları, kardeşleri de uykusuz bırakmayalım diye düşündük. Tabi haberleri izlemişsinizdir. Türkiye'de üç tane şehidimiz var bugün için. Allah ailelerine sabırlar ihsan eylesin. Türkiye zor bir dönemden geçiyor uzun zamandan beri. Doğu ve Güneydoğu, şimdi Doğu Akdeniz, derken Libya, Suriye, Irak, Ey Ermenistan'la Azerbaycan, Türkiye etrafında bir ateş çemberi var.
O ateş çemberinin içerisinde inşâAllah Cenab-ı Hak devletimizin, milletimizin kudreti ve kuvvetiyle bu ateş çemberlerini yarıp inşâAllah selamete erecek. Bunlar hep büyüme sancıları. İnşâAllah bu büyüme sancıları tez zamanda biter. Biraz daha rahatlarız, felaha kavuşuruz ama bu böyle bu sancı devam edecek gibi görünüyor. Rabbim milletimize zeval vermesin, devletimize zeval vermesin. Cenab-ı Hak devlet, millet el ele bu sıkıntılardan kurtulmayı cümlemize nasip eylesin. Malum bugün yine 12 Eylül'ün yıldönümü. E tabi 12 Eylül'ü bizatihi yaşayanlardan birisi olarak böyle geriye doğru bir hatıraları canlandırdık kendi kendimize. 12 Eylül'de ben Bayındır Ülke Ocakları'nda yönetim kurumundaydım.
O zamanki sancıları, sıkıntıları iyi biliriz. Ve öyle bir darbe geçirdiydik. Bütün herkes haklı haksız tutuklandı. Haklı haksız bir türlü çok işkencelere tabi tutuldu. İnsanlar cezaevlerinde işkencelerin altında şehit olanlar oldu. Asılıp da şehit olanlar oldu. Malum o 12 Eylül darbesi Amerikan çocuklarının yaptığı bir darbeydi. Ve en acısı da oydu. Yani bizim çocuklar darbeyi başardılardı. Ve Türkiye'de terör 2 saat içerisinde bitti enteresan bir şey. O güne kadar bütün ülkede sıkıntım vardı sözde. Ama o sıkıntım olduğu halde her gün 30-35 tane bu vatanın çocukları öldürülüyordu. Ama birbirlerini vuruyorlardı. Ama değişik karanlık mahviller bazı kimseleri vuruyorlardı.
Derken 12 Eylül darbesi oldu. Sabahına terör bitti. Ve öyle söyleyelim. Bir tek işte hastalıktan ondan bundan ölenler kayda geçirildi. Anarşiden dolayı ölen hiç yoktu. Enteresan bir şeydi. Ve bütün devlet kimde ne silah var biliyordu. Ve bir müddet sonra bütün silahları topladı devlet. Ve devletin elinde o kadar bilgi olmasına rağmen daha öncesinden o silahları toplamamıştı. Tabiri caizse insanların kanunsuz bir şekilde silahların olmasına göz yumulmuş. Ve sonra devlet silahları topladı. 12 Eylül böylece bir uzun müddet Türkiye'de aslında hala da uzun müddet demeyelim hala da etkisini gösterir. Çünkü mevcut anayasa 12 Eylül anayasasıdır. 12 Eylül darbe anayasasında biz şu anda işte 40 yıldan beri aynı anayasayla idare ediliyoruz.
Tabi daha önce de bir 61 anayasası olmuş. Onu da darbeciler yapmış. Ardından 80 darbesi yine darbeciler bir anayasa daha yaptılar. 40 yıldan beri biz o anayasa ile idare ediliyoruz. Ve 40 yıldan beri o anayasa düzgün bir şekilde değiştirilemedi. Halkın faydasına, halkın temel ihtiyaçlarına cevap verecek bir anayasa ne yazık ki yapılamadı. Hala da yapılmış da değil zaten. Tabi 12 Eylül'den sonra bir de ardından 28 Şubat'ı yaşadık. 28 Şubat'ta da kabul edilse de edilmese de farklı bir darbe oluştu. Yine tanklar yürümüştü ve 28 Şubat'ta hükümeti darbeciler devirdiler. Biz vatandaş olarak, halk olarak bunu böyle alınıyoruz, böyle algılıyoruz biz. Tabi ardından 28 Şubat'tan sonra bir de 15 Temmuz oldu.
Tabi sonradan 15 Temmuz'u her ne kadar sulandırmaya çalışsalar dahi 15 Temmuz'da bir darbeydi. Sonuçta asker kışlasından bir kısmı çıktı, işte uçakları havalandırdılar, helikopterleri havalandırdılar, sivil vatandaşları şehit ettiler. Sonuçta bir kargaşa, bir kaos oldu. Eğer başarabilmiş olsalardı, 15 Temmuz'da bir darbe olarak kayıtlara geçecekti. Ama başarılı olamadıklarından dolayı 15 Temmuz darbe girişimi olarak kaldı. Çünkü hükümeti yıkamadılar, hükümeti yıkamayınca darbe tam olarak gerçekleşmedi. Ve vatandaşlar, insanlar sokaklara çıkarak, askerlerin önüne durarak darbeyi önlediler. Cenab-ı Hak hamdolsun, bu konuda biz de tasavvuf hakkı olarak bunun vazifesini icra edenlerdeniz.
Hamdolsun, ben kendim üçüncü darbede yenilmedik. Birincisinde yenilmiştik. 28 Şubat'ta da yenildik. Ama Cenab-ı Hak'a hamdolsun, 15 Temmuz'da bu ülkenin insanları darbeye yenilmediler. İnşallah bir daha bizim ülkemizde bir darbe olmaz. Her türlü darbeye karşı çıkmak bir vatandaşlık görevi. O yüzden inşallah insanların iyi kötü seçtiği hükümet görevine devam eder. Eğer kötüyse insanlar giderler, oylarıyla hükümeti değiştirirler. Yok memnunlarsa yine aynı hükümete oylarını vererekten hükümet icrasına devam eder. Darbe en iyisi dahi kötüdür. O yüzden Rabbim ülkemizi bu konuda muhafaza etsin, korusun. Her türlü darbelerden Cenab-ı Hak insanımızı muhafaza eylesin inşallah. Her darbe kötüdür.
Ve her darbeden sonra olan vatandaşı olur. Çünkü bunu açık konuşmak gerekirse gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki darbeler hep yabancıların desteğiyle, yardımıyla olur. Yabancıların desteği, yabancıların yardımıyla darbeciler hükümette dururlar. Yabancıların desteği, yabancıların yardımıyla o darbeciler tanınır. Öbür türlü darbeciler tanınmaz. O zaman bütün darbeler aslında dış mihraklarla, dış ülkelerin kendince, kendi ekonomik, siyasi, kültürel hedeflerine ulaşmaları için yapılmış şeylerdir. Nitekim de öyle oldu. Yani her darbeden sonra Türkiye'nin maddi manevi kayıpları oldu. Rabbim bizleri, onları tekrar tekrar göstermesin inşallah.
Diyelim dersimize devam edelim. Mesnevi'den 948. Beyt'ten devam ediyoruz. Malum geçen hafta av hayvanlarına cevap olarak aslanın çalışmayı, gayret etmeyi, çalışma ve gayret etmenin iyiliğini anlatıyordu, güzelliğini anlatıyordu. Bu av hayvanları da aslana bu hafta cevap veriyorlar. Onlar da tekrar tevekküle şey yapıyorlar, öne sürüyorlar. Diyorlar ki çalışma, tevekkül et. Tabi bu bir de bütün dinlerde tarih boyunca tevekkül doğru anlaşıldığı zamanlar olmuş, doğru anlaşılmadığı zamanlar olmuş. Ama Ümmet-i Muhammed'de de bu sıkıntılı zamanlar geçirmişler. Böyle aşırı çalışmadan böyle tevekkül ehli olmayı mesela genel olarak Ümmet-i Muhammed geri kaldığı, ne bileyim işte böyle ekonomik, siyasi, askeri, kültürel anlamda böyle bir geri kaldığı zamanlarda bunu Sufilere atfetmişler.
Hani bir lokma, bir hırka felsefesi varmış gibi aslında genel olarak Sufiler böyle bir boş tevekkülcü değillerdir. Örneğin biz çalışmayı önde tutarız ve kardeşlerin arasında deriz ki çalışmayan kimse bizden ders istemesin, ders almasın. Çünkü Sufilik disiplin işidir, çalışma işidir, Allah'a yakınlaşma disiplin işidir, gayret etme, çalışma, mücadele etme işidir. O yüzden bir kimse çalışmıyorsa, işi gücü yoksa, Allah'a yakınlikte de o kimse çalışmaz, gayret etmez. Bütün peygamberler çalışmışlar, kendi geçimlerini kendileri sağlamışlar. O yüzden bizim tasavvuf anlayışımızda üstad dahil herkes çalışmalı, herkes kendi alın terini yemeli, herkes kendi elinin emeğini yemeli. Üstad dahil hiç kimse kimseden bir şey dilenmemeli, istememeli.
O yüzden dilenmeden, istenmeden, alan el olmadan bu dünyadan göçüp gitmeli. Temel felsefemiz budur bizim. O yüzden bizde özellikle kendi içimizde dahi para toplanması yasaktır, yardım toplanması yasaktır. Bizim kardeşlerimizin arasında da böyle para toplama, yardım toplama, bu konuda çok titizizdir. O yüzden Allah bizi affetsin. Bir Sufinin dilenci olması çok hoş bir şey değildir. Eğer Sufi dilenecekse ancak Allah'tan dilenir, isteyecekse ancak Allah'tan ister, yardım bekleyecekse ancak Allah'tan yardım bekler. O yüzden Şeyhennillah diyecekse Sufi ancak Allah'a der. Başka bir kimseden bir şey umması, bir şey istemesi, bir şey dilenmesi hoş değildir.
O yüzden Sufi ne zahire ne de manen hiç kimseden bir şey istemez. Yani Sufi örneğin işte bizde bunlar abestir çünkü. Bana çavuşluk ver, bana zakirlik ver, bana nakiplik ver, bana nükabbalık ver, bana halifelik ver, bana şeyhlik ver. Bizde bunlar böyle edep dışı şeylerdir. Biz böyle bunlara çok sıcak bakmayız. Çalışsın, gayret etsin, koştursun. Neyse Cenab-ı Hak'ın onun üzerindeki takdiri ona verecektir Cenab-ı Hak. O yüzden bizde makam istenmez, bizde mevki istenmez, bizde bu tip şeyler istenmez. İstenmemesi gerekir zaten. Ama normalde aynı şekilde de maddi planda da kardeşler istenmemesi, dilenmemesi, ummaması gerekir. O yüzden sohbetlerimizde, zikirlerimizde ikram mecburiyeti yoktur.
Hatta olmazsa çok memnun oluruz, çok mutlu oluruz. Deriz ki ikramı illaki önde tutmayın. İşte Allah'ı zikri önde tutun, sohbeti önde tutun, dininizi öğrenmeyi önde tutun. İşte sohbet ve zikirlerde, zikirlerde işte insanlar illaki ikram çıkaracağım, yemek çıkaracağım diye uğraştırmayın diye özellikle söyleriz. O yüzden bizde tevekkül anlayışı çalışıp sonucunu Allah'a dayanmaktır. Yoksa çalışmadan, gayret etmeden, mücadele etmeden bir sonuca ulaşabileceğimize inanmayız. Bu Allah isterse verir mi? Verir. Ama Cenab-ı Hakk'ın sebepler dairesine dayanır. Sebepler dairesinde çalışır, koşturur. Sebepler dairesinde biz maksudumuza ulaşmak için gayret ederiz. Cenab-ı Hakk anne karnında ne iş yapıyorduk da bizi besledi?
Annemizin üzerinden besledi. Annemiz neyin üzerinden besledi? Babamızın üzerinden besledi. Sebepler zinciri dairesinde Allah besledi. Eyvallah ama bu sebepler dairesinde yaslanmak, sebeplere tutunmak da bütün peygamberlerin sünnetidir. Şimdi av hayvanları yine aslana tevekkülü tercih etmesi için ona anlatmaya başlıyorlar. Hepsi ona bağırarak dediler ki, sebep tohumlarını eken o harisler, kadın erkek, nice yüz binlerce kişi neden oldu da zamana menfaatlerinden mahrum kaldılar? İnsanoğlu haristir ya, böyle çok ister. Böyle bütün hani peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'a zettir, insanoğlu haristir. Bir vadi dolusu altın olsa ikinci vadiye gözünü diker der.
O yüzden insanoğlu haristir. Siz ona bir vadi dolusu altın verseniz, o ikinci vadi dolu, ikinci vadi altın dolu vadi ister. Enteresan bir şeydir. İnsan haris olunca işte iki oda bir salonun evi vardır, daha büyüğünü ister. İşte üç oda bir salonun evi olur, daha büyüğünü ister. Bunun sonu yok ki, haris olunca insan ardından villa yapar. Bir müddet sonra villayı da beğenmez, daha büyük bir villaya göçmek ister. Haristir çünkü. Veyahut da belli bir maddi rahatlığa, maddi bir ortama kavuşur. Daha da fazlasını ister. Daha da zengin olayım, daha da zengin olayım, daha da zengin olayım diye ister. Ve insanoğlu o harisliğinden dolayı etrafını yakar, yıkar, perişan eder.
Ne bileyim akrabalarını, etrafındaki iş yaptığı kimseleri kırar, döker. O harislik ona, etrafına zarar verdirir. Ama o görmez bunu. O dünya hırsı, o mal hırsı, o makam hırsı, o mevki hırsı, insana helalı haramı tanıtmaz, ortalığı yangın yerine çevirir. Ve işte sufiler buna karşıdır aslında. Sufiler ahlaki olarak böyle bir hale düşmek istemezler. Bizim dünyaya muhabbetimiz, sevgimiz olmaz. Ama biz dünya için, dünyayı mamur etmek için değil, alan el olmamak için çalışır, gayret ederiz. Alan el olmamak için yaparız bunu. Dünya hırsından dolayı değil. Yani dünya hırsında olanlar haramı helalı tanımazlar. Haramı helalı tanımadan her şeyi kendine mübah görürler. Çevrenizde öyle insanlar vardır.
Yani haramı helallaştırır, faizi helallaştırır. Örneğin hırsızlığı helallaştırır, rüşveti helallaştırır, kayırmacılığı helallaştırır. Helallaştırır kendine. Kendince onun kendi dairesinde bir fetva bulur, olur. Yani o böyle gayrimeşru ilişkileri, gayrimeşru mal edinimlerini, o haris olan insanlar bunları kendilerine caiz görürler. Veyahut da işte hani böyle devletin kanununa, nizamına uydu mu uydu derler. Ya kanununa, nizamına uydu da işte kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerde adamın işte bilmem kaç dönümlük tarlasına siz işte turizm imarı veriyorsunuz. İşte adamı oturduğu yerde zengin ediyorsunuz. Böyle bir peşkeş çekiyorsunuz. Bunu Türkiye Cumhuriyeti, devleti, hukuk açısından uygun olabilir.
Ama bunu İslami etiklik açısından veyahut da işte dünya üzerindeki mevcut sistemin etikli açısından baktığımızda doğru değil. Ama dünya hırsı insanı bu noktaya getirir. Her şeyi kendine caiz gösterir. Her şeyi kendine helal gösterir. Bütün işte işleri o yapmalı. Bütün ihaleleri o kapmalı. Bütün paraya o sahip olmalı. Biz nerede bir rant varsa onu o elde etmeli. Harislik böyle bir şeydir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden helalı haramlaştırır. Haramı da helallaştırır haris olan kimseler. Nasıl helalı haramlaştırır? Ticaret yapıyordur. Kendince helal dairede ticaret yaparken içine haram karıştırır. Helalı haramlaştırır. Allah muhafaza eylesin. İşte o av hayvanları aslana dediler ki kadın erkek nice yüz binlerce kişi neden oldu da zamana menfaatlerinden mahrum kaldılar.
Onlar normalde bu kadar haris olmalarına rağmen bir kısmı bu zamanında kendi zamanlarındaki menfaatlerinden uzak durdular. Yani onların harislikleri, onların böyle doymak bilmeyen nefisleri, o doymak bilmeyen onların o istek varçlarının hepsi de cevap bulmadı. Dünyanın başlangıcından beri yüz binlerce kavim, ejderha gibi ağız açmışlar. O bilgili, idrakli kavimle hileler düzmüşler. Tedbirlerde bulunmuşlardır. Öyle tedbirler ki o tedbirlerle dağ bile ta dibinden kopar, yerinden ayrılırdı. Allah onların hile ve tedbirlerini o tedbirler yüzünden dağların tepeleri bile oynar, yıkılır, dümdüz olurdu diye övdü. Bakın tarih boyunca bütün kavimler o harisliklerinden, dünyaya olan harisliklerinden dolayı.
Ejderha gibi ağızlarını açtılar. Ne peygamber tanıdılar, ne veli tanıdılar, ne evliya tanıdılar, ne sufi tanıdılar, ne Allah yolu tanıdılar, ne Kur'an tanıdılar, ne sünnet tanıdılar, ne peygamberlerin hikmetini ve yolunu tanıdılar. Ve ağızlarını açtılar, onlar bütün ellerinden gelen zulümlüğü, bütün ellerinden gelen haksızlığı, uğursuzluğu, arsızlığı yerine getirildi. Ellerinden geleni ardlarına koymadılar. O kadar zulmettiler, o kadar arsızlık yaptılar ki peygamberleri dahi şehit ettiler. O Beni İsrail Yahudileri hep peygamberleri katlettiler, öldürdüler, şehit ettiler hepsinden. Ve Nemrut'un hayatına bakın, Nemrut İbrahim Aleyhisselam'a savaş açtı. Ve onun o kadar çok, o kadar çok odunlar toplattı, çalılar, ateşler yaktırdı.
İbrahim Aleyhisselam'ı içine attı. Bunun sebebi dünyaya olan harisindendi, dünya olan sevgisindendi. Onun ilahlık sevgisiydi. O ilahlık, o tanrılık taslamak için ne hileler yaptılar, neler yapmadılar ki kendisini göklere çıkarmaya mı çalışmadı o Nemrut? Halkın önünde kendisini uçuracak halleri mi sokmaya çalışmadı? Yani rivayet edilir ki, işte Husisi kuşlar beslediler. O kuşlara, ete böyle aşina ettiler ve bir sopanın önüne eti gösterdi onlara, baktı, dağların üzerine çıkarttırdı kendini. Böyle bir taput gibi, sandal gibi bir şey yaptırdı ve o kuşlarla beraber gökyüzüne çıkmaya çalıştı Nemrut. Halkın önünde yapmak istedi bunu, kendisine bir ilahlık taslatmak için yaptı. Bu böyle ilahlık taslaması ve Nemrut'tan yıllar sonra Firavun da böyle yapmaya kalktı.
O yüzden bakın o Firavunlaşan, o Nemrutlaşan insanlar her türlü melaneti işleyip, halkın gözünü boyayıp, halkın önünde kendi ilahlıklarını ispat etme yoluna girdiler. Aynı şekilde Hz. Muhammed Mustafa'ya dayanıyamadılar mı? O Ebu Lehet neler yaptı? Öyle değil mi? O Ebu Cehil neler yaptı? Ve o müşrikler Hz. Muhammed Mustafa'ya neler yaptılar? Neden? Onların dünyaya olan harisliklerinden, dünya hırslarından, onların ilahlık düşüncelerinden dolayı her şeyi, ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Ve bu dünyaya haris olan, bu makama, mevkiye haris olan, makam ve mevki için insanların yapmadığı, çok affedersiniz, rezillik kalmadı dünya üzerinde. Ve o av hayvanları, işte bunları örnekliyorlar aslanın önüne.
Diyorlar ki, onlar o kadar şeyler yaptılar, o kadar zulümler yaptılar, o kadar şeyler yapmalarına rağmen, ama sonuçta olarak ellerinde bir şey kalmadı. Yani aslana diyorlar ki, sen de işte bu kadar dünyaya haris olma, bizi avlama, çalışma, biz her gün senin yiyeceğini önüne getirelim. Bak, bu harisler tarih boyunca ne kadar zulümler yaptılar, ne kadar hainlikler yaptılar, sonunda ellerinde bir şey kalmadı. Nemrut ölürken elinde bir şey yoktu. Firavun ölürken elinde bir şey yoktu. Elinde kalan zalimlikleri kaldı. Firavun nerede öldü? Musa Aleyhisselam'ı öldürmek için peşinden giderken, denizin içerisinde askerleriyle beraber boğuldu kaldı. Nemrut ne oldu? Nemrut'un kafasına küçücük bir böcek girdi, bir sinek girdi. Kendi kafasına balyoz vurdura vurdura, çekiç vurdura vurdura öldü.
Sonuçta dünyaya onlar hakim olamadılar. Yani dağları yerinden oynatabilecek halde kendilerini gördüler ama sonuçları hüsran oldu. Şimdi de bu İbrahim suresi ayet 46'da geçer. Gerçekten onlar düzenlerini kurmuşlardı. Halbuki dağları oynatacak güçte olsa bile onların bu düzenleri hep Allah'ın elindeydi. Yani onlar ne kadar düzen kurarlarsa kursunlar, ne kadar böyle kendilerini dev aynalarında görürlerse görsünler, düzen Allah'ın elinde. Onlar sana ne kadar kötülük yapmak isteseler de, ne kadar sana tuzak kursalar da ve seni o tuzağın içerisinde düşürmek için çalışsalar da Allah seni uyarırsa, Allah sana sahip çıkarsa, Allah senin kalbine feraset verirse, Allah senin kalbine ilham verirse, Allah senin kalbine zikrullah nuruyla nurlandırırsa, Cenab-ı Hak seni kurda kuşa, börtü böceği yem etmez.
Cenab-ı Hak seni Firavun'a, Nemrut'a yem etmez. Cenab-ı Hak İbrahim'ini ateşin içerisinden nasıl kurtardıysa, seni de Nemrut'ların ateşinden kurtarır. Ve Cenab-ı Hak nasıl Hz. Muhammed Mustafa'yı Ebu Leheb'den, Ebu Cehil'den, Utbe'den, Şeybe'den kurtardıysa ve hepsini hendek kuyularını kendilerine mezar ettiyse, zamanın utbelerini de, şeybelerini de, Ebu Cehil'lerini de Cenab-ı Hak hendek kuyularına mezar edecektir. O yüzden bu tarih boyunca bu zalimler, bu firavunluklar hep Müslümanların başına çorap örmeye kalkmışlar. Hep Müslümanları kahperişan etmek için, Müslümanları rezil etmek için uğraşmışlar. İsa Aleyhisselam'ın yanındaki havari dahi, o günün zalim Yahudilerle işbirliği yapmış İsa Aleyhisselam'ı katletmeleri, öldürmeleri için.
Ama Cenab-ı Hak İsa Aleyhisselam'ı da korumuş. Cenab-ı Hak bu müşriklerin, bu rezillerin tuzaklarını kendi başlarına makus eylemiş. Ve İslam sonuçta hakim olmuş. Ve İslam'ı Cenab-ı Hak korumuş, muhafaza etmiş. Bütün peygamberlerini koruyup muhafaza ettiği gibi, dinini de korumuş, muhafaza etmiş. Ve nasıl Kur'an'ı biz indirdik, onu koruyucusu da biziz diyorsa Cenab-ı Hak, yine Kur'an'ı da koruyacak olan, Hz. Muhammed Mustafa'nın sünnet-i senisini ayakta tutacak olan da Allah.
Allah, muhakkak Cenab-ı Hak her dönemde, her zaman Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan, Kur'an ve sünneti seven, Kur'an ve sünnete aşık olan, Kur'an ve sünnetin peşine düşen, Kur'an ve sünnetin yaşanması için ve yaşatılması için mücadele eden, şahıs ve topluluklar oluşturacaktır. Rabbim dinini muhkim edecek ve nurunu tamamlayacaktır. O düzenbazlar, o hilebazlar, o zalimler, o nemrutvari insanlar, o firavunvari insanlar, o Ebu Cehilvari insanlar, her dönemde olduğu zaman gibi, bu dönemde de olacak, onlar da Müslümanların birer imtihanı olacak, müminlerin birer imtihanı olacak, evliyaların, velilerin birer imtihanı olacak, ama Allah nurunu tamamlayacak.
O yüzden onlar düzen kuracaklar, Cenab-ı Hak onların düzenlerini kendi başlarına geçirecek. Onlar düzen kuracaklar, Cenab-ı Hak onların düzenlerini bozduracak, düzenlerini yıktıracak. Ha, burada bizim yapmamız gereken, Ümmet-i Muhammed'in yapması gereken, Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışıp, Kur'an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesine devam etmesi, bu mücadele ederken, dili sürçmesin, kalbi sürçmesin, ayağı sürçmesin, eli sürçmesin, gözü sürçmesin, kendisini koruma, muhafaza altına alıp, hayatına devam etmesidir.
Tuzaklardan korumak, kendini her türlü tuzaktan muhafaza etmeye çalışıp, Allah'a yaslanıp, Allah'a dayanıp, Allah'a güvenip, Allah'ı çokça zikredip, Allah'a çokça ibadet edip, Allah'a çokça muhabbet besleyerekten, nefsin, heva ve hevesin, iki ayaklı şeytanların, tuzaklarına düşmemektir. O yüzden, küffar maksadına nail olmak için, gavurcuklar, müşrikler, münafıklar, maksatlarına nail olmak için, her türlü hileyi, her türlü desiseyi, her türlü oyunları, her türlü tuzakları kuracaklar, hatta dağları yerinden koparacak,
dağları yerinden oynatacak, tuzakları da yapacak olsalar da, sonuç Allah'a aittir, sonuç kudret ve kuvveti elinde tutan Rabbime aittir. Cenab-ı Hak müsaade ederse olacak, Cenab-ı Hak müsaade etmezse olmayacak. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah'a tavsiyesi muhteşemdir. Bütün insanlar sana zarar vermek için toplansalar, Allah müsaade etmedikçe, hiç kimse sana zarar veremez.
Bütün insanlar sana iyilik yapmak isteseler, Allah müsaade etmedikçe, sana hiç kimse iyilik yapamaz. O yüzden, ancak Allah'a ibadet eder, ancak Allah'tan yardım dileriz. Tuzak kurucuların tuzağından Allah'a sığınırız. Tuzak kurucuların tuzaklarına düşmemekten Allah'a yapışırız. Tuzak kuranların tuzağını bertaraf etmek için Allah'a sımsıkı yapışır, Allah'tan yardım dileriz.
Ve tarih boyunca da bu böyle olmuştur. Bize düşen Cenab-ı Hakk'ın, Kur'an ve sünnetine sımsıkı yapışmak, Allah'a yaslanmak, Allah'a dayanmaktır. Müşrikler, kafirler, din düşmanları, Kur'an ve sünnet düşmanları. Bakın, bugün şimdi, hadis-i şeriflere düşman bir nesil yetişiyor. Sünnet-i seneye düşman bir nesil yetişiyor. Biz sünnet-i seneyi, hadis-i şerifleri öne koydukça, bize düşmanlık yapıyorlar. Bize tuzak kurmaya çalışıyorlar. Sebep, sebebi şu, biz Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmaya çalışıyoruz. Bize sadece Kur'an yeter deyip de, hadis-i şerifleri ve sünnet-i seneyi reddedenlerden değiliz. Bakın, buradan bütün Ümmet-i Muhammed'e uyarıyorum.
Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar, zamanın en büyük tehlikesi, hadisleri ve sünnetleri terk etmek ve reddetmektir. Bu tehlikeyi görelim. Çocuklarımıza hadisleri ve sünnetleri terk etme öğretisini vermeyelim. Can, hıraş bunun çalışmasını yapıyorlar. İmam hatiplerde, ilahiyatlarda, değişik menfezlerde, Avrupa'da bilhassa, Amerika'da peygambersiz bir Kur'an, peygambersiz bir İslam dizayn etmeye çalışıyorlar. Eğer peygambersiz bir Kur'an, peygambersiz bir İslam'ı dizayn ederlerse, orta yerde İslam diye bir şey bırakmamayı planlıyorlar. O yüzden hadislerin üzerinde algı operasyonları yapıyorlar. Sünnet-i Seniyye'nin üzerinde algı operasyonu yapıyorlar. Hadislerle alay eden din alimleri var. Hadislerle alay eden profesörlerimiz var ilahiyatlarda.
Hadislerle alay eden tefsircilerimiz var artık. Bakın, bunu 200 yıl önce, 300 yıl önce düşünmek mümkün değil idi. Ve bunun tohumları 200 yıl önce, 300 yıl önce Avrupa'da atıldı. Mason localarında atıldı. Deccal'ın kurmuş olduğu Mason localarında bunların tohumları atıldı. Bakın, bu Mason localarında yetişmiş, bu Mason localarında iç içe büyümüş olan, o dindarmış gibi görünen, sanki İslam dünyasında yenilik yapıp, sanki Müslümanlar yeniden yenilenecek, yükselecekmiş, heva ve hevesine kapılan, bizdenmiş gibi görünen dindarlarla bunu içimize soktular.
Şimdi artık 14 yaşında, 15 yaşında, 20 yaşında, 30 yaşında, 40 yaşında bir kimse hadis inkarcısı oldu. Ve sünnet-i seniyelerle alay edilir hale geldi. Biz, bizim içimizdeki kimseler, bu tuzağa düştüler ne yazık ki. İşte ilahiyattaki kimseler, hadisleri inkar ederekten, hadislerle alay ederekten, sünnet-i seniyelerle alay ederekten, hadisleri ve sünnet-i seniyelerle alay ederekten, sımsıkı sarılanlara ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeye başladılar. Öyle davranıyorlar. Biz sünnet-i seniyelerde önde tutuyoruz, sünnet-i seniyelerde sıkı sıkı bağlanıyoruz diye, bizim de üzerimizde tuzak kurmaya, bizim de üzerimizde algı operasyonlar yapmaya çalışıyorlar. İşte onlar ne yaparlarsa yapsınlar, onlar bütün silahlarıyla, tesisatlarıyla, maddi, manevi, askeri, siyasi, kültürel, dini, imani Müslümanlara saldırsalar dahi, Allah yeniden bu ümmet-i Muhammed'e dirilişi nasip edecek.
Ve yeniden bu ümmet-i Muhammed'e, kafirler istese de istemese de, müşrikler istese de istemese de, münafıklar istese de istemese de, hadis inkarcısı bu zalimler, bu cahiller, istese de istemese de, Cenab-ı Hak nurunu tamamlayacak, Kur'an ve sünneti sımsıkı yaşayanlar, bütün dünyaya nizam verecekler inşallah. O yüzden korkumuz yok, o yüzden yeisimiz yok, o yüzden çekintimiz yok, o yüzden imanımızın verdiği, imanımızın verdiği aşkla, muhabbetle, kuvvetle, Allah Allah'ın idarlarıyla, Kur'an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesi.
mücadelesine devam edeceğiz. Bütün kafirler, bütün müşrikler, bütün batı kafalar, bütün deccal kafalılar, bütün deccal kafalılar, toplansalar Allah'ın nurunu söndüremeyecekler. Bütün bunların hepsi de toplansalar, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın hadislerini ve sünneti senisini yok ödemeyecekler. Son sufi nefesini verinceye kadar, son Allah diyen nefesini verinceye kadar, Kur'an ve sünnet mücadelesi devam edecek. Kur'an ve sünnet mücadelesine devam edeceğiz. Ve Allah'ı zikrederekten devam edeceğiz. Allah Allah'ın idarlarıyla devam edeceğiz. Korkumuz da yok, reisimiz de yok, şüphemiz de yok. Geri adım atma noktasında da değiliz. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, Kur'an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesine devam edeceğiz. İnşallah.
O yüzden kıymetli dostlar, biz Kur'an ve sünneti yaşıyoruz derken, Kur'an ve sünneti yaşayacağız derken, yeryüzünde kibirlenerekten, böbürlenerekten yürümek yok, yeryüzünde diğer insanlara tepeden bakmak yok. Kur'an ve sünnet ahlakıyla sımsıkı yapışıp, devam edeceğiz inşallah. Ve bunca tedbirlere rağmen, o avlanmalarından, o çalışmalarından ezelde verilen kısmetten başka bir şey, yüz göstermedi. Bu dünyaya haris olanlar, ne yaparlarsa yapsınlar, sonuçta Allah'ın takdiri neyse, Allah'ın istediği neyse, o oldu. Ben bu beytleri biraz daha manevi yormaya çalışıyorum. Hakkınızı helal edin. Yani manevi bakıyorum ben. Ben bunu bir dünya olarak görmüyorum. Dünya hırsı olarak görmüyorum. Ben bunu Ümmet-i Muhammed'in Kur'an ve sünnet tarihinde çalışması, gayret etmesi yolunda olarak bakıyorum.
Kıymetli dostlar, bütün peygamberler, Allah'ın vermiş olduğu, bu yolu devam ettiler. Kıymetli dostlar, bu soru sorulan telefona tekrar tekrar söylüyorum, aramayın diye. Lütfen. Evet, bütün bu Allah dostları, bu veliler, bu Müslümanlar, bu müminler, tarih boyunca, Adem'den beri, Allah için, Allah yolunda çalıştılar, gayret ettiler. Cihad ettiler, mücadele ettiler. Kafirler, müşrikler, münafıklar, Müslümanlara her daim eziyet etmek için, onlara savaş açtılar. Onlar şöyle düşünmediler. Biz bir tedbir almayalım, biz çalışmayalım, biz kenarda oturalım, Allah'ın takdiri neyse olur. Bunu yapmadılar. Ben bu, mesnevideki bu beytleri, biraz manevi yorumlamaya çalışıyorum.
Yani bunlar, dünyayla alakalı görmüyorum bunları. Bunları ben, din yolunda mücadele etme, Allah yolunda cihad etme olarak görüyorum. Ve hiçbir peygamber, Allah'ın takdiri neyse o olur deyip de, gayret etmemek, mücadele etmeme noktasında durmadılar. Allah yolunda cihad ettiler, Allah yolunda çalıştılar, Allah yolunda can verdiler, can aldılar. Allah bizi o cihad şuuruyla, yaşayan kullarından eylesin inşallah. Hepsi tedbirlerden de aciz kaldılar. Çalışmadan da, ortada Allah'ın işi ve hükümleri kaldı. Sonuç olarak kim ne yaparsa yapsın, ne oldu? Allah'ın takdiri, Allah'ın isteği neyse sonuçta oldu. Ve Cenab-ı Hak, onca müşriğin, kafirin, mürtedin, galeyana gelmesine rağmen, Bedir'de, Hendek'te, Uhud'da, Müslümanları bir ve beraber edip, İslam'ı galip eyledi.
Malazgirt'te, İslam'ı galip eyledi. İstanbul'un fethinde, ve nice fetihlerde, İslam'ı galip eyledi. Allah bizi o galip olan kullarından eylesin inşallah. Adı, sanı, belli kişi kazanmayı ve addan başka bir şey bilme. Ey kurnaz ve hilekar adam! Çalışmayı bir vehimden başka bir şey sanma dedi. O avhay onları. Yani, kazanmakla nam salan kimse, bu dünye olarak baktığımızda, kazancı, kuru bir gösterişten başka bir şey değildir. o hilekarla, hilecilikle, dünya malı elde edenler, bir isimden, bir attan başka bir şey, bir kuruntudan başka bir şey değildir. Oysa, Cenab-ı Hak, ayeti kerimesinde, yeryüzünde, yeryüzünde kibirlenerekten yürüme, şüphesiz ki sen, ne yeri yarabilirsin, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin, demiş.
O yüzden, malınızla, mülkünüzle, kazandığınız namınızla, şanınızla, şöhretinizle, bir şey elde edemezsiniz. Bir şey de yapamazsınız. Ama Allah yolunda çalışır, Allah yolunda gayret eder, Allah yolunda mücadele ederseniz, Allah'a dost olursunuz. Önemli olan, ebedi hayattır. Allah'a dost olmaktır. Allah'a dost olmak yolunda, çalışın, gayret edin. peygamberlerin mesleği buydu, asıl mesleği. Velilerin asıl mesleği budur. Onlar ha, Allah'a dost olma yolunda, çalışırlar, gayret edirler. Allah, bizi onlardan eylesin, inşallah. Önümüzdeki hafta, Allah izin verirse inşallah, kaldığımız yerden, devam edeceğiz. Yine bir, konu başlığında, devam edeceğiz. Konu başlığında, ne olacak inşallah, Azrail'in birisine bakması, onun da Süleyman Aleyhisselam'ın, sarayına kaçması, tevekkülün, çalışmadan üstün olduğu, ve çalışmadaki faydaların azlığı.
Konu başlığımız bu. Allah izin verirse, buradan inşallah, devam edeceğiz. Burası da, 60, 59, 58, 57, 56. Zannet durum, 956. Yine de, hata edersek, Allah bizi affetsin inşallah. Ama konu başlığımız belli, Azrail'in birisine bakması, onun da Süleyman Aleyhisselam'ın, sarayına kaçması. konu başlığımız 955, evet, 956'dan, devam edeceğiz inşallah. Şimdi sorularınıza, geçeceğiz inşallah. Allah izin verirse. Arkadaş, defalarca, söylüyoruz, herhalde, unutuluyor, veyahut da, yanlış anlaşılıyor. Bu, soru, numarasını, hakkınızı helal edin. Böyle, işte, cuma mesajları, fotoğraflar, veya görüntülü aramalar, veyahut da, böyle video gönderme, yapmayın.
Burası sadece, soru sormak için. Hakkınızı helal edin inşallah. Bir kardeş, ders almak istiyorum demiş. Tanıyalım kardeşimizi, kendisini tanıtmamış, söylememiş, şuradan arıyorum, buradan arıyorum diye. İnşallah, hakkınızı helal edin.
Beni, af buyurun ama ben, garip rüyalar görüyorum. 5-6 ay önce, rüyamda bir yere gidiyorum. Bir anda, o yerden hemen, kendimi banyonun içinde buluyorum. Ve bir anda, kulezetin içinden, necaset taştığını görüyorum. Bu, bir ay boyunca devam etti. Beni çok etkilemişti. Tövbe edelim biraz, inşallah. Selam kardeşim, tövbe et. Rabbim, tövbe edenlerin, tövbelerini kabul eder. Cenab-ı Hak, affı, muhafret eder. Allah'ı mahvetsin inşallah. Kardeş, selamun aleyküm demiş, ve aleyküm selam. Melis'i buraya Facebook, şey yapmış ama, bizim Facebook'umuz yok.
Bir kardeş, selamun aleyküm, nasılsınız, inşallah iyisinizdir. Siz rüya, yorar mısınız demiş. Cenab-ı Hak, fırsat verirse, müsaade ederse, yormaya çalışırız. Selamun aleyküm, dün gece Mustafa Hoca'yı, rüyamda gördüm. Bir gezintideydik, bağlanmam gerekir mi? Allah yiyesin inşallah, rüyanızı tam olarak yazın.
Selamun aleyküm, ben ticaret yapıyorum. İki yüz sene önce, bir akrabama bir iş yapmıştım. Ve ücretin çok küçük bir kısmını verdi. Parası da var. Ne yapmalıyım? İşte, alacağını isteyeceksin canım kardeşim. Rüyada, Mustafa Hoca'yı, benim saçımı keserken gördüm. Ben saçımı keserken kaçtım. Geri bakınca, üç siyah cübbeli adamdan biri, Mustafa Hoca olduğunu gördüm. Rüyanın tevhili mümkün müdür? Mümkündür. Kaçacak bir yerin yok. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin, marifetname isimli eserini okurken, aklım çok karıştı.
Kitapta güneşin en büyük küre olduğundan, meleklerin güneşi, elmas bir arabaya koyup, batıya, doğuya çekip götürdüğünden, ayın karanlık kısımlarına, meleklerin kılıf geçirdiğinden bahsetmiş. Ama bugünkü araştırmaları göre, gece gündüz döngüsü güneşin değil, dünyanın hareketleriyle oluştuğu, güneşten daha büyük yıldızların olduğu ve ayın karanlık yüzünün güneş görmediği bilinmekte, bunun gibi günümüz bilgilerine uymayan bir sürü şey var kitapta. Bunları nasıl anlamalıyız? Biz kardeşlerimize, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin marifetnamesini tavsiye etmeyiz pek. En azından oradaki bu tip mevzuları tavsiye etmeyiz. O yüzden o gün için o veliler, o evliyalar, böyle rüyalar veya böyle haller görmüş olabilirler. Mümkündür böyle şeyler. O günkü insanlara anlatılabilecek şeylerdir.
Ama ilmin geldiği noktada, bunların tabi eski anlatılanların doğru olmadığı demeyelim de, uygun düşmediği meydanda. O yüzden biz kardeşlerimize genellikle okuması gerektiği kitaplarla alakalı Kur'an ve sünneti tavsiye ediyoruz. O yüzden Kur'an'ın sünneti, din bu, imamların iştahlarını okumaya gayret etsinler. Böyle olunca zaman zaman işte böyle ilim-din çatışması varmış gibi görünüyor. Yani bir veli zatın bundan çok yıllar önce, bu astronomiyle alakalı veyahut da fiziki kanunlarla alakalı yazmış olduğu şeylerin, bugün geçerliliğinin olmadığını görünce, sanki din-ilim çatışması varmış gibi oluyor. Oysa bunlara bakmasak, biz direkt dinimizi öğreneceksek, Kur'an ve sünnete, imamların iştahına bakaraktan öğrensek ve pozitif ilimle alakalı, bugünün çağın pozitif ilmini öğrensek, bu meselenin daha iyi anlaşılacağına inanıyoruz.
Selamun Aleyküm. Ufak görünen bir virüs, bütün dünyanın düzenini bozdu ve ders alıp daha çok manevi olan değerlerimize sarılmamız gerekirken, her yeri kapatıp bizi maneviyattan daha çok uzaklaştırdılar. Virüsün gidişatına kapitalist sistem karar veriyor. Bu süreçten çıkarılması gereken dersler nelerdir? Bundan sonraki süreçte Müslümanlara daha sıkıntılı günler mi bekliyor? Tavsiyeleriniz nelerdir? Malum virüs bütün dünyayı kastlı kavurdu veya virüs korkusu dünyayı kastlı kavurdu. Öyle söyleyelim. Tabii devletler kendilerince, kendi imkanlarince önlem almaya çalışıyorlar. Bulaşıcı bir hastalık, bu bulaşıcı hastalığa yakalananlar, ölümcül bir bulaşıcı hastalık. Bunu böyle itibar etmemek, bunu hafife almak da doğru değil.
Bazı arkadaşlar var, kardeşlerimiz var. Ne yazık ki korona oldular. Onlar da bu bulaşıcı hastalığın etkisinde bir hayli sıkıntılı günler yaşadılar. Hala da şu anda yaşayan kardeşlerimiz var. Allah onlara tez zamanda hayırlı şifalar nasip eylesin inşallah. Bu böyle itibar edilmeyecek, kıymet verilmeyecek, önemsenmeyecek bir hastalık değil. Bu bulaşıcı bir hastalık. O yüzden bu meselede herkesin kendine dikkat etmesi, ne bileyim işte kendini muhafaza etmesi, kendini koruması, aynı zamanda etrafının da bu konuda gerekli tedbirleri alınmasına yardımcı olması lazım. Öyle işte toplanamıyoruz. Evet toplanamıyoruz. Evet işte şeyler, eğlence yerleri açık, plajlar açık, bütün yaz boyunca barlar, diskolar açık.
Yani bu acı bir şey. Yani barlarda, diskolarda, eğlence merkezlerinde sanki koronavirüs yokmuş da camilerde, Allah'ı zikir yapılan yerlerde varmış gibi bir algı oluştu. Ne yazık ki böyle oldu. İşte camiler kapalı iken, eğlence yerlerinde, plajlarda ne maske, ne mesafe hiçbir şeye itibar etmediler. Ne bileyim ne restoranlarda, ne alışveriş merkezlerinde virüsle alakalı hemen hemen hiçbir yasağa uymadılar.
E şimdi bütün Türkiye virüsle daha büyük bir sıkıntının içerisine düştü. Turizmle alakalı belki de lazımdı. Madem böyle olacaktı, buradan da hani böyle bunu söylemeden geçemeyeceğiz. E o zaman herkes serbest etselerdi. Millet denize gidenler serbest oldu, camiye gidenler serbest olmadı. Eğlence yerlerine gitmek serbest oldu. İşte vakıflara serbest olmadı. Yani işte ne bileyim her türlü eğlence merkezi serbest oldu ama hiçbir ibadet merkezi serbest olmadı. Müslümanlara sıkıntılı günler herkese var ama biz de kendi kendimizle sınıyoruz. Yani ne kadar disiplinliyiz, ne kadar virdimize, yolumuza sahibiz, ne kadar virdimize, yolumuza disiplinli bir şekilde sımsıkı sarılıyoruz.
Müslümanlar da, Ümmet-i Muhammed de bunun imtihanını eriyor. Rabbim hayır versin inşallah cümlemize. Merhaba, Bursa'dan yazıyorum. Mustafa Hoca ile görüşme imkanım olabilir mi?
Ben hoca değilim ama görüşüyorsunuz zaten şu anda. Selamun Aleyküm. Misafirin ev sahibini bıktırmadan kalma süresi ne kadardır? Malum eğer yatılıysa misafirlik üç gündür. Dördüncü gün ev sahibinin sadakası olur. Üç gün o kimse Allah'ın misafiridir. Üç günden sonra ev sahibinin sadakası hükmünde olur. Allah hayırlısını evlesin inşallah. Ama böyle bir ev ziyaretlerinde çok uzun oturmamakta fayda var. Yani ev halkını düşünmek. İşte bir ev ziyaretine gitti. Gece saat ikileri üçlere kadar oturulması çok hoş değil. Ertesi işe gidecektir.
O ne bileyim işte çalışmaya gidecektir. Herkesin işi var, gücü var. Gündüz oturmaya geldiyse kadınlar, çok uzun oturulmanın anlamı yok. Kadın, kocası gelecek, yemek yapacak, evin temizliği yapacak, çocuklarıyla ilgilenecek. O yüzden bıktırmadan tatlı tatlı kısa ziyaretlerle misafirliği yaşaması lazım insanlar. Selamun Aleyküm. Hayırlı geceler. Ve Aleyküm Selam. Selamun Aleyküm. Samimiyet nedir? Keşif üzerindeki halleri nelerdir? Yani bu insanın Allah'a karşı olan samimiyeti olarak düşünürsek, Allah'a samimi bir kul olma. Yani böyle bir gösterişten uzak, kibirlilikten uzak, her türlü Cenab-ı Hak'ın sevmediği huy ve ahlaklardan uzak.
Sadece ve sadece Allah'a kul olmak için gayret etme, mücadele etme. Bu Allah'a karşı olan samimiyet. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine karşı samimiyet, sadece onun sünnet-i senyesini yaşamak. Yine bunu bir beklenti olmaksızın, bir gösteriş olmaksızın, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine karşı samimi davranmak. Etrafından karşı olan samimiyette, etrafından hiçbir şey beklemeden, hiçbir şey ummadan, onlara sadece samimi bir şekilde sevgide bulunmak. Onlar olan ilişkilerinde, böyle dünyevi hiçbir şey düşünmeden Allah için onları sevmek. Edep nedir? Edep haramlardan uzak durmaktır. Birinci derecesi.
Yani biz şimdi edep dediğimizde, işte biz böyle değişik, ince hareketleri aklımıza getiriyoruz. Öbür taraftan haramlar işliyoruz. Yani edep ince ahlaktır. Ama ince ahlakın başlangıcı, haramlardan uzak durmaktır. O yüzden biz önce haramlardan uzak duralım. Biz sonra Hz. Muhammed-i Mustafa'nın ahlakıyla ahlaklanmaya gayret edelim. Edep o. Selamun Aleyküm. Koronamız ne zaman bitecek? Yani bu koronanın yakın zamanda biteceğini tahmin etmiyorum. Çünkü bir korona bitse dahi diğer koronalar devreye girecek. Herhalde tahmini söylüyorum bunu.
Pandeminin birisi biterken birisi başlayacakmış gibi geliyor bana. Bizi alıştırıyorlar şimdi pandemiye. Daha ağır pandemilere doğru götürecekler belki de. Dünyayı böyle bir kaosik bir noktaya götürmek isteyen bu güçler pandeminde denemeler yapıyorlar. Tabiri caizse devleti yöneten kesimlere ders vermeye çalışıyorlar. İnsanlara ders veriyorlar. Bu pandemiyi yöneten bu deccalist sistem kendince kendisini muhafaza ediyor zaten. Yani siz mesela işte bu deccalist sistemle beraber çalışan kimselere yaklaşamazsınız bile. Onlarla görüşemezsiniz bile. O yüzden o normalde ben pandeminin çabucak biteceğine inananlardan değilim. Allah hayır versin inşallah öyle söylerim.
Selamun Aleyküm. Çok uyuyorum. Bizim için dua eder misiniz? Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri az uyumayı, az yemeyi, az konuşmayı tavsiye etti. Az yerseniz az uyursunuz. Çok zikrederseniz, çok zikrederseniz az uyursunuz. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Adım Hakan ve Almanya'da yaşıyorum. Numarayı tavsiye üzere aldım. Siyasete beş yıl önce atılalı ailemden oldum. Rızkım kapandı. Ve kendimi öldürme düşünceleri bile kafamdan geçti. Bu konuda nerede hata yapıyorum? Bu gidişata daha kötü günahlar itiliyorum.
Bana tavsiyelerde bulunabilir misiniz? Bana büyü sihir yapanların kim olduğunu bilmesem de tek isteğim ailemi artık bu durumdan kurtarmak onlara da neden oldum. Bediüzzaman Said-i Nursa Hazretleri'nin meşhur sözü vardır ya, bunu nurcuları ve bugün nurcularını ve benim tanıdığım nurcuları dairenin dışında tutaraktan söylüyorum. Yani siyasetin şerrinden Allah'a sığınırım demiş ya. Çünkü siyaset vardır. Kur'an-ı Sünnet dairesinde Allah'ın rızası için yapılır. Bu doğru siyasettir. Buna hiç kimsenin söyleyecek sözü yoktur. Ama dünya üzerinde böyle siyasete yer yok şu anda. Acı bir şey bu.
O yüzden herkes benim siyasete karşı bir tavır olduğumu düşünür. Ben siyasete karşı bir kimse değilim. Ben Kur'an ve Sünnet'in dışındaki siyasete karşıyım. Eğer siyaset Kur'an ve Sünnet dairesinde ve düzleminde olacaksa o zaman söyleyecek bir laf yok. Öyle bir şey olunca da örneğin işte siz fuhuşa evet diyebilir misiniz? Siz kumara evet diyebilir misiniz? Siz içkiye evet diyebilir misiniz? Siz faize evet diyebilir misiniz? Siz haramlara evet diyebilir misiniz? Siz Allah'ın hükmünün dışındaki bir hükme evet diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Siyaset Kur'an ve Sünnet minvali üzerinde Kur'an ve Sünnet tarihisi üzerinde olursa biz o siyasete ayakta alkışlarız.
Ve evet gerçekten de lazım olan bir şey o. Ama bugün dünya üzerinde böyle bir siyaset ve böyle bir siyasetin örneği yok. O yüzden dünya üzerinde siyaset dediğinizde dünyanın belli güç odaklarına hizmet çıkıyor ortaya. Yani belli bir güç odakları var dünya üzerinde. Siz o güç odaklarının piyonu gibi oluyorsunuz. Dünya üzerindeki siyaset bu. Kimisini sağcı ediyorlar, kimisini solcu ediyorlar, kimisini İslamcı ediyorlar, kimisini İslam düşman ediyorlar. Kimisini şucu yapıyorlar, kimisini bucu yapıyorlar. Onu ocu yapıp bunu bucu yapıp birbirleriyle dövüştürüp dünyayı idare eden o deccalist sistem ortadan payını alıyor. Yoksa o deccalist sistemin dini, dindarlığı yok zaten.
Veya dünya üzerindeki o siyasetçi, siyasetle uğraşanların dini, dindarlığı yok. Gösterişte öyle, görüntüde öyle. O yüzden Kur'an ve sünnet düzleminin dışında her ne var ise ondan uzak durun canım kardeşim. Size tavsiyem, nasihatım bu. Bir şeyde Kur'an ve sünnetin disturları, Kur'an ve sünnetin kaideleri yok ise, orası şeytaniyettir, orası deccaliyettir, orası nefsaniyettir, orası heva ve hevestir. Bu çok keskin bir duruş noktası belki de ama doğru olan mıdır? Ama eğer Kur'an ve sünnet düzleminde olmayan bir şeyden hak, hakikat aramak, Kur'an ve sünnet düzleminde olmayan bir şeyden menfaat ummak, bir fayda sağlamaya çalışmak bence boş bir şey. Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden siyasete bakış açımız bu. Allah'ım kurtarsın, Cenab-ı Hak muhafaza eylesin.
Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışanlardan eylesin canım kardeşim seni. Cenab-ı Hak inşallah. Selamun Aleyküm. Kişi dersini iade ettiğinde ya da dersi alındığında dergahta herhangi bir görevi kalır mı? Bir kimsenin dersi alınırsa, bu her sufi topluluğun kendince bir kaidesi, kendince bir nizamı olabilir. Ama bu söylediğim şey sufilerin içerisinde genel adaplardan birisidir.
Mesela bir sufi topluluğun başındaki üstad, o kimsenin dersini aldıysa, onun varsa bir görevi çavuşlu, nakipli, nükabbalı, her neyse, o da görevi de onun alınmış olur. Veyahut da bir sufi kardeş dersini iade ediyorsa, yani ben yolumu ayırıyorum, bundan sonra siz de yol yürümeyeceğim diyorsa, o kimsenin de çavuşlu, zakirli, nakipli, nükabbalı kalmaz. Bu normalde bu vazifelerden de feragat etmiş sayılır. O yüzden normal, düz bir şekilde hayatına devam eder. Bizim bildiğimiz bu. Doğrusunu Allah bilir inşallah. Mahallelerde veya orada burada ders yapılacağı zaman, derslerin nasıl yapılacağı, ne edileceği, normalde görevli, vazifeli kardeşler bu konuda bilgililer, bunları o kardeşlerden öğrenebilirsiniz.
Seyyil bin Sa'at diyor ki, şu iki vakitte gökyüzünün kapıları açılır ve pek az kişinin duası kabul edilmez. Bir, ezan okunduğu zaman, iki, Allah yolunda saf tutulduğu zaman, edebil müfred.
Tek geçen bu hadisteki Allah yolunda saf tutulduğu zaman ile ne kastedilmektedir? Savaş meydanı ve aynı zamanda da namaz kılma, mücadeleye gitme, cihade gitme, sohbete gitme, zikrullahta saf tutma gibi. Bir çocuk, hiç çocuk diyorlar, ikinci, üçüncü olunca görürsün diyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz? Ben ne düşünüyorum? Ben bir kimsenin, bir ailenin bakabileceği kadar çocuk edinmesini düşünüyorum. O yüzden insanlar bakabilecekleri, ilgilenebilecekleri kadar çocuk edinsinler. Allah herkese hayırlı evlat nasip eylesin. Selamun Aleyküm Allah'ın gaybi ilimlerine veya bugün kimsenin onları yaşayabileceğine inanmayan bir grup var. Bunun yanında da bir yolda olsun veya olmasın Allah'ın lütf edip gaybi olarak algıların açtığı halk tabiriyle kalp gözü açık olan insanlar da var.
Yaşayan kesim geçmiştekilerin bunlar anlatılmaz taassuplarına bakıp suzacak mı? Yoksa eleştiri, hakaret ve iftiralara karşı bu ilimler unutulmasın diye paylaşacak mı? Sünnete göre gaybi ilimlerin aktarılma şekli nasıldır? Ebu Hureyre'den size heybemin önündekileri anlattım, arkasındakileri anlatsam Ebu Hureyre kafir oldu dersiniz. Minun önündeki bahsettiği ilim nasıl paylaşılmalıdır? Bunlar böyle özel sohbetlerde anlatılan, konuşulan şeylerdir. Muhakkak ki insanların görmüş olduğu rüyalar vardır, haller vardır. O görülen rüyaların, hallerin tevhilleri vardır. Muhakkak ki Allah'ın dostları, Allah'ın velileri her daim var olmuştur. Onlarda da bu gaybi ilimler, bu gaybi tecelliyatlar hep olacaktır.
İsteseler de istemeseler de bu olacaktır. O yüzden bunların konuşulduğu, bunların yaşandığı, bunların anlatıldığı zamanlarda da bu handikaplar yaşanmış. Bu tip sıkıntılar olmuş. O yüzden bu bugünün sıkıntıları değil. Bu hali yaşayanlar bunları yaşamaya devam edecekler. Yunus Suresi Ayet 44 Şurası kesindir ki Allah insanları zerre kadar zulmetmez. Ne var ki insanlar kendi kendilerine zulmedip duruyorlar. Sorum, zulüm yok. Peki imtihanlarla bu isyana götüren mantığı nasıl ayırt edebiliriz? Allah'ın imtihan kanalıyla birçok kötülüğe, haksızlığa, acıya, zorluğe maruz kalınabiliyor. İmtihan ve zulme uğrama kavramlarına karşı doğru bakışı nasıl yakalanabilir? Bunun doğru bence yakalanabilmesi bir kimsenin eğer üzerimize bir kimse bize zulmediyorsa, bize kötülük yapıyorsa biz onunla mücadele edeceğiz.
Bize düşen vazife bu. Biz haksızlıklara karşı, zulme karşı mücadele ederiz. Bu haksızlıkları ve zulmü bu fakir ben imtihan olarak görmem. Derim ki kendimce bu Allah'tan gelen bir lütuf, Allah'tan gelen bir ikram. Sebebi şu, ben onunla mücadele ederekten Allah yolunda cihad edeceğim. Bu bir Allah'ın lütfudur. Bir kimse bana zulmediyorsa, ben o zulümle mücadele edersem Allah yolunda cihad etmiş olacağım. Veyahut da Kur'an ve sünnetin hakim olması için ben mücadele edeceğim. Kur'an ve sünnete hakim etmek istemeyenlerle mücadele edeceğim. Bu bir cihad, bu benim için Allah'ın bir lütfu, Allah'ın bir ikramı. O yüzden zulmetmek bir kimseye haksızlığa uğratmaktır. Ben hiç kimseye haksızlığa uğratmamak için gayret edersem, bana haksızlık yapanlarla karşı da mücadele edersem, ben o zaman o zulme karşı mücadele etmiş olurum.
Mesela var ya, bir kimse diyor, malını muhafaza etmek için mücadele ederken öldürürse şehit olur. Ben malımı muhafaza etmek için mücadele ederim. Ben malımı yemek isteyen haksız yere, benim kazancıma musallat olmak isteyene karşı mücadele ederim. Haksız yere bir kimse bana olan borcunu ödememek istiyorsa, ben onunla mücadele ederim. Ve ben ondan alacağımı almak isterim. Neden? O bana zulmediyor çünkü. Bunun gibi. Veyahut da bir kimse zulmediyor bana. Bana haksızlık yapıyor. Ben onunla mücadele ederim. Ben o mücadelenin farz olduğunu inanırım. Şimdi, eğer korkuyorsa o kimse, çekiniyorsa, bu bir imtihan canım, Allah belasını versin, Allah muhafaza eylesin.
Bu onun korkaklığından, bu onun çekindiğinden dolayı, bu onun mücadele etmediğinden dolayı. Bununki tevekkül değil, veyahut da Allah'a aval etmek değil onunkisi. Değil. Senin gücünüz yetiyorsa, haksızlıklara karşı, zulme karşı, adaletsizliklere karşı, gücünüz yetiyorsa elinizde. Ona da gücünüz yetiyorsa, dilinizde. Ona da gücünüz yetiyorsa, kalbden buğuz ederekten önlemeye çalışınız ki, bu da imanın en zayıf noktasıdır. Şimdi, senin kapının önünde içki satılıyorsa, senin kapının önünde eşcinseller cirit atıyorsa, senin kapının önünde uyuşturucular cirit atıyorsa, sen onunla mücadele edeceksin canım kardeşim. Sen evinde, işinde, aşında, Kur'an ve sünneti sımsıkı yaşayıp, onunla mücadele edeceksin. Sen haksızlığa, uğursuzluğa, adaletsizliğe karşı mücadele edeceksin.
Nerede haksızlık, adaletsizlik, hukuksuzluk var ise, nerede ahlaksızlık, namussuzluk, şerefsizlik, haysiyetsizlik var ise, onunla mücadele edeceksin. Yoksa, bu kötülükler, bizi evimizin içinde dahi bulacak. Bakın, bu kötülükler, bizi evimizin içerisinde dahi bulacak. Bu ülkede, fuhuş, yüzde bin yedi yüz artmış. Bu ülkede, sadece ve sadece uyuşturucudan tedavi olmak isteyenler, yüzde dokuz yüz seksen mi neydi?
Yani, rakamlar tam olarak hatırımda olmayabilir. Bu ülkede, artık eşcinseller, sokaklarda çok rahat bir şekilde eşcinselliklerini sergileyebilip, çok rahat bir şekilde yol kenarlarında fuhuş yapıp, çok rahat bir şekilde eşcinsel ilişkileri ayyuka çıkarıyorlar. Çok rahat bir şekilde. Ve biz, İstanbul Sözleşmesi'nden dolayı bir şey diyemiyoruz. Geçen gün, Hürriyet'te haber var. İki eşcinselin evlilikle alakalı videosu var. Hürriyet'te haber. İki eşcinsel erkek, sözde evleniyorlar. Biz, nereye kadar Allah'ın lanetlediği işlere suskun kalacağız? Kur'an-ı Kerim, bize Lut Aleyhisselam'ın kavminin yapmış olduğu pislikleri anlatıyor.
Ve Lut Aleyhisselam'ın kavminde, o pislikleri yapan kimseler var iken, bir rivayette de 18 bin kişi gece namazı kılıyordu. Onlar da kurunun yanında yandılar. Sebep, o hadisi, kutsi ile gelen haberlere göre, o 18 bin kişi, gece namazı kılan kişi, o eşcinsel ilişkilere yüzlerini dahi buruşturmadılar. Ekşitmediler diyor. E biz, şimdi kalkıyoruz zulümle karşı, haksızlığa karşı, adaletsizliğe karşı, Kur'an ve sünnetin haram ettiği fiiliyatlara karşı bir mücadelemiz yok. Böyle bir gayretimiz, böyle bir çabamız yok. Böyle bir düşüncemiz yok. Adamın birisi, bir kız çocuğuna musallat oldu.
Herkes dine hakaret etti. Bu, hani kabul edilebilir bir şey değil. Bunu kabul ediyoruz. Hiçbir kimse, ne oğlana, ne kıza elini uzatmasın. 12 yaşındaki kıza elini uzatmasın. Böyle bir arsızlık, böyle bir edepsizlik, böyle bir şerefsizlik yok. Bunu makul gösterecek, malum gösterecek hiçbir vicdan sahibi de yok. Ama bunu bahane ederekten, bütün Müslümanlara saldırmak, bütün İslam'a saldırmak, bütün Sufi topluluklara saldırmak, bu hakkı nereden buldunuz? Suç bireysel. Bütün herkes bir suç işleyebilir. Bunu bir dindar görüntüsü adında bir kimse suç işlediyse, bütün dindarları biz nasıl zan altında bırakırız? X kimse, kimse bir hata yapabilir, bir yanlışlık yapabilir, bir suç işleyebilir, büyük bir suç da işleyebilir.
Bütün Müslümanları suçlamak zulüm değil mi? Bütün Sufi toplulukları suçlamak zulüm değil mi? Bütün Sufi toplulukların içerisinde hizmet eden kimselere, kimseleri suçlamak suç değil mi? Zalimlik değil mi? İnsafsızlık değil mi? Şahsiyetsizlik değil mi? Hayasızlık, edepsizlik değil mi? Ama herkes susuyor. Herkes susuyor. Bu bir de hani İslammış gibi görünenler, Müslümanmış gibi görünenler yapıyor bunu. Türkiye'de yüze yakın genel evi var. Hiç kimse bunlar kapansın diye mücadele etmiyor. Türkiye'de sayısız meyhane var. Hiç kimse bunlar kapatılsın diye kampanya düzenlemiyor. Türkiye'de sayısız bar, sazane, cazane, ondan sonra gece kulübü var.
Burada da genç çocukların ırzına geçiliyor. Burada da insanların namusları üç paraya satılıyor. Kadınların etleri satılıyor. Hiç kimse bunlara bir laf söylemiyor. Evet, gönül arzu eder ki, sufi topluluklarından böyle şahsiyetsiz, kimliksiz, kişiliksiz fiilyatlar zuhur etmesin. Ama bu olabilecek şeyler. Her toplulukta çıkabilecek olan şeyler. Her partide, her siyasi toplulukta, her kültürel toplulukta olabilecek olan şeyler. Topyekun herkes onlara zulmediyor. Hiç kimse de buna dur demiyor. Hiç kimse de buna hayır demiyor. Ve herkes bunu diline pelsenek ediyor. Ve birisi bir suç işleyince, herkes suçlu oluyor. Diyanete varıncaya kadar bütün İslami topluluklara karşı laf söyleniyor.
Dini istismar edenler, söyle kardeşim kimmiş dini istismar edenler? İsimlerini tespit edin, söyleyin. Bütün sufi toplulukları niçin zan altında tutuyorsunuz? Kimmiş dinden para kazanan, söyleyin. Kimmiş para toplayan kendi cemaatinden, söyleyin. Kimmiş cemaatı basamak ederekten zengin olan, mallarını arttıran, villalarını alan, fabrikalar kuran, kimmiş, söyleyin. Kimmiş vakıfların üzerinden geçinen, vakıflara normalde kendi dini vakıflarına ticarethane gibi kullanan. Açıklayın canım kardeşim. Bunları kalkıp da temiz insanları da, temiz toplulukları da zan altında toplamak, zan altında bırakmak ne kadar hakkaniyetli. Zulmediyorlar. Tertemiz topluluklar var Türkiye'de.
Kur'an ve sünneti yaşayacağız, sufiliği yaşayacağız diye kılı kırk yaran, iğneyle tabiri caizse kuyu kazan topluluklar var. Onların hakkına, hakkaniyetine giriyorsunuz. Nasıl hesap vereceksiniz Allah katında? Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmış olan topluluklar var. Ücret toplamayan, para toplamayan, mal mülk toplamayan, zekat toplamayan, fıtır, sadakası toplamayan topluluklar var. Onları da zan altında tutuyorsunuz. Devlet araştırsın canım kardeşim. Hangi vakıf, hangi sufi topluluk bu tip işlere girişiyorsa araştırsın, açıklasın. Desin ki bu vakıflar para topluyorlar. Desin ki bu vakıflar böyle yardım topluyor, şunu yapıyor, bunu yapıyor, şöyle yapıyor, böyle yapıyor. Ama bunları da yasaklayamazsınız.
Kanuni, mason dernekleri yardım topluyor ya, mason vakıfları yardım topluyor ya, mason vakıflarına her türlü hibe var ya, mason vakıfların okulları var. Mason vakıf, sahipleri mason ve mason vakıfların okulları var, liseleri var, üniversiteleri var. O vakıflarda hiçbir şey olmuyor mu? Neden onlara hiç kimse gözünü dikmiyor? Allahsız, dinsiz, Alman vakıfı, Fransa'nın vakıfı, İtalyan'ın vakıfı, ondan sonra Amerika'nın vakıfı, Rusya'nın vakıfları altında liseler açılmış, ortaokullar açılmış, ilkokullar açılmış, üniversiteler açılmış ve o vakıf üniversiteleri olarak açılmış. Ve oralara paralar yoyuyor, oralara olumlu, olumsuz bir sürü şeyler oluyor.
Bunlar neden araştırılmıyor? Bunlar neden soruşturulmuyor? Bunlarda hiç mi densizlik yok, hiç mi hukuksuzluk yok? Ve bunlar normalde çok masum yerler mi? Bizim içimizde dinsizliği yayan vakıflar bunlar. Bizim içimizde Kur'an ve sünnetin dışındaki hal ve hareketleri, düşünceleri yayan vakıflar bunlar. Atatürk'ün yasakladığı mason dernekleri neden açıldı? Kim açtı? Nasıl açtı? Bunlara kimse bakmıyor. Ama evet kabul ediyorum, kimse böyle bir edepsizlik, böyle bir terbiyesizlik yapmasın, kimse yapmasın. Ama birisi yaptı diye bütün Müslümanlar zan altında kalıyor, bütün Müslümanlar suçlanıyor. Bu da ayrı bir sıkıntı.
O yüzden biz her türlü haksızlığa, adaletsizliğe, her türlü sıkıntıya, belaya, müsibete, sıkıntıya karşı biz mücadele edeceğiz. Varsa üzerimize zulmeden, zulmedenlerle de mücadele edeceğiz. Bize kötülük yapmaya çalışanlarla da mücadele edeceğiz. Ama bunların hiçbirisini ben kendi nefsim için söylüyorum. Allah'ın bir lütfu, bir ikram, bir ihsan olarak görüyorum, imtihan olarak görmüyorum. Selamlar, koltuk altı, dezenfekte eden deodorant, krem sürsek namaza manemidir, değildir. Bunların ekserisi alkol bazlı. Hanefi mezhebinde içilmeyen alkol necis değil diye duydun bu ürünleri kullanınca namazımız olur mu, parfüm de sıkarsak namaza mani midir? Bunlar uçucu alkol hükmünde olan şeyler namaza mani değildir.
Nefis ve şeytan nasıl bir şey ki bizim aklımızı karıştırabilir? Kur'an ve sünneti sımsık yapışmazsak karıştırır. Hem bizden ayrı bir varlık hem de içimizde nasıl var olabiliyor? Evet öyle, Cenab-ı Hak öyle yaratmış. Bizden ayrı ama bizim içimizde dolaşabiliyor. Bizim içimizde, damarlarımızda dahi dolaşıyor. Hadis-i şerifte diyor ki, bu şeytan sizin damarlarınızda dahi dolaşır diyor.
Bizden daha iyi, bizi nasıl tanıyabiliyorlar da bizi kandırabiliyorlar? Yaratılışları, fıtratları öyle. Biz onun olduğunu nasıl fark edeceğiz, nasıl ona karşı geleceğiz? Herkese de ayrı ayrı mücadele ediyoruz. Bir şey Kur'an ve sünnetin dışında ise bilin ki şeytanidir. Çok basit. Bunun için dini bilmemiz lazım. Küçük olan çocuklarıma hep kural koyuyorum, hep denetlemeye çalışıyorum. Hep neyin yanlış, neyin doğru olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Bu davranışlarımdan, bu davranışlardan ben zorlanıyorum. Doğru bir yaklaşım nasıl olmalı? Biz çocuklarımıza Kur'an ve sünnet doğrularını yavaş yavaş anlatacağız inşallah. Selamünaleyküm. Utana sıkıla sormak istiyorum.
Kız arkadaşımla birlikte yaşıyorum. Kendisi henüz evlenmek istemiyor. Bu durumun namazın ve diğer ibadetlerin üzerinin etkisi nedir, ne buyurursunuz? Allah razı olsun, hakkınızı helal edin demiş. Canım kardeşim, bu haram bir, eğer aranızda nikah yok ise, bu haram bir ilişki. O yüzden haram bir ilişki olunca da, Allah bu haramdan seni uzaklaştırsın inşallah. Tövbe et, geri dön. Ya da kız arkadaşına söyle, eş olarak nikahla onunla beraber hayatına devam et. Ama yok, böyle hayatınıza devam etmeyecekseniz, böyle bir haram ilişkinin içerisinde durma. Namazını beş vakit kıl, namaz insanı kötülüklerden alıkoyar. Selamünaleyküm.
Hz. Aişe Validemiz, kim Muhammed Allah'ı gördü demişse yalan söz söylemiştir. Sözü doğru mudur? Doğru bir rivayet midir? Doğru zimiraç hadisesinde Resulullah Efendimiz, Allah'ı görmedim. Yani bu söz doğru mudur, yanlış mıdır? Hz. Aişe Annemizin böyle bir sözü var. Şimdi bir şeye hükmederken, ilk önce Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin bu konuda hükmü var mı diye bakılır. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin bu konuda hükmü yok ise, sahabelerin sözlerine bakılır. Hz. Aişe Annemiz de buna dahil. O yüzden Hz. Aişe Annemizin böyle bir sözü var ama Hz. Abbas'ın da gördüğüne dair sözü var. Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah'ın da gördüğüne dair sözleri var. O yüzden bunu normalde Ehl-i Sünnet'te, daha doğrusu İslâm dünyasında ikiye ayrılmış.
Bir kısmı Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin miraçta Allah'ı görmediğini, işte normalde rüyalarda da Allah'ın görülmeyeceğine dair hükmetmişler ama Ehl-i Sünnet bunları reddetmiş. Bunları normalde Ehl-i Sünnet olarak kabul etmemiş. Ehl-i Sünnet'in bir kısmı, büyük bir kısmı, Sufiler buna dahildir. Miraç'ta Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin Allah'ı, nasıl söyleyeyim, niceliksiz, niteliksiz, onu gördüğüne inanır. Başka hadis-i şeriflerde de Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin rüyasında Allah'ı gördüğüne dair rivayetler vardır. O yüzden biz, ben kendim, bu rivayetlere bakaraktan Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin Miraç'ta tekrar niceliksiz, niteliksiz Allah'ı gördüğünü ve rüyada da Allah'ın gördüğünü ve rüyada, müminlerin de rüyada Allah'ı görebileceklerine dair inanırım.
Bununla alakalı hem hadis-i şerifler var, hem İmam-ı Azam Hazretleri'nin iştahı var, hem Sabun'un iştahı var, Nesef'inin iştahı var. Örneğin, işte bunun gibi Ehl-i Sünnet'in bu konuda iştahı var, bu konuda görüşleri var, ben onları kabul edenlerdenim. O yüzden ben Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin Miraç'ta Allah'ı gördüğünü, rüyada da Allah'ı gördüğüne ve müminlerin de rüyalarında Allah'ı niceliksiz, niteliksiz, sıfatsal tecelliyatta görebileceğine inanıyorum.
Selamun Aleyküm Hocam, bir mesele vardı size arz edeyim inşallah. Hocam, geçen hafta bir kimse bana, sende cin musallatı var, bir varlık seni yiyip bitiriyor dedi. Ben de beni Allah'tan başka kimse yiyip bitiremez dedim. Rüyamda türlü varlıklar vardı, ağlarına ölmüşlerdi, bana tuzak kurmuşlardı. Ben de hiçbirinden korkmuyorum. Allah bana yeter dedim ve dua ettim. Duanla birlikte o varlıklar yandılar. Şükürler olsun, şimdi yiyeyim. Sende cin var diyen kimse bin dört yüz lira para istedi. Ya musallatı def edecek. Ben de ona, ben Rabbime yönelirim. Koruma dualarını okurum. Bana kimse bir şey yapamaz dedim. Siz ne tavsiye edersiniz, selam ve dua edin.
Doğru yapmışsın. Allah korur insanı. Devam et. Allah'tan yardım iste. Cenab-ı Hakk'a dua et. Allah'a zikret. Hiç sıkıntı yok. Selamun Aleyküm. Kendisine üstadından sayısız bir esma verilen kimse kendi dersinin haricinde fazladan tevhid çekmek yerine sürekli kendi esmasını mı zikretmesi mi gereklidir yoksa tevhidi elinden geldiğince arttırmalı ve bunun yanında kendi esmasına devam etmesi daha uygun olur. Eğer üstadı ona bir esma verdiyse, sayısız bu esmayı çekeceğini dediyse o sayısız o esmaya devam edecek. Bizim bildiğimiz bu. Polat'a'dan selamun Aleyküm. Bugün kıyametin fragmanı yaşadı. Polat'a sanki böyle durumlarda ne yapmamız, hangi zikir ve evladı çekmemizi önerirsiniz. Kıyametin fragmanını nerede yaşadınız?
Hemen bir toz bulut oldu. Kıyametin fragmanı mı oldu? Allah hayırlısını yöresin inşallah. Allah'ı zikretmeye devam. Selamun Aleyküm. Hocam hoş geldiniz, sefa getirdiniz. Hocam benim bir sorum olacak. Cevap verirseniz sevinirim. Hocam duyduğuma göre yanlış da sorabilirim. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ikindinin sünneti ve yatsının sünnetini terk ediyormuş. Bir neşat da terk ediyor. İki bu sünnetleri kaza olarak kılsak olur mu ya da biz de arada peygamber efendimiz gibi arada terk edebilir miyiz? Hocam amacım namazımdan çalmak değil, sünnete uymak saygılar, hürmetler. Bir rivayet var. Bir veya iki sefer ikindinin sünnetini terk ettiğine dair. Bir veya iki sefer de yatsının sünnetini terk ettiğine dair.
İnsanın hayatında böyle bir zamanlar olabilir. Eyvallah. Ama bunlara dayanarak devamını terk etmek sünnete aykırı. O yüzden yatsının sünnetini de kılmaya gayret edin. İkindinin sünnetini de kılmaya gayret edin. Ola ki böyle bir şey oldu o zaman hani eyvallah terk edilebilir. Selamünaleyküm hocam bir sorun daha var. Hocam biz deniz kenarı insanıyız. Ben erdekliyim ve de babadan balıkçıyım. Denizden babam çekse yerim diyenlerdenim. Hocam siz de Egelisiniz. Deniz ürünlerinden karides, midye veyahut da pavurya ya da istakoz haram derler. Kur'an'da bununla ilgili bir bilgi var mı? Kur'an'da bunlarla alakalı bir bilgi yok. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden değişik rivayetler var.
O rivayetlere bakaraktan Hanefiler böcek türünde, balık denizden çıkan böcek türlerini yememişler. Şafiler, meşhur Şafi, İmam-ı Şafi'nin sözü. Babam da çıksa yerim demiş. Eyvallah. Ama normalde örneğin ben pavurya ne bilmiyorum. Midye kendim şahıs olarak yemem. Onunla sonuna. Valla karides ve pavurya, istakoz bizim Çanakkale'de Halit Hoca böyle değişik şeyler yapıyor. O esnada ne yediriyor bilmiyorum ama karides mi yoksa işte istakoz ama istakoz değil herhalde bildiğim kadar. Karides olabilir. Ondan sonra. Valla tam da bilmiyorum adının ne olduğunu. Orada birkaç sefer bir şeyler yedirdi. Çok lezzetliydi yalnız itiraf edeyim. Gerçekten böyle nasıl söyleyeyim böyle şahane bir ağız tadı yani Halit Hoca o konuda böyle gerçekten çok maharetli.
Burada şimdi fazla methettim gibi ama ben hiç öyle bir şey yemedim yani 59. yaşındayım. Böyle bir tat böyle bir lezzet yok ama tam olarak ne olduğunu bilmiyorum gerçekten ismini bilmiyorum. O da zaten herkese yapmıyormuş onu. Böyle özel böyle şey yapıyor böyle gözümüzün önünde oluyor böyle. Gerçekten lezzetli bir şey ama ne olduğunu bilmiyorum. O yüzden deniz kenarındaki insanlar biraz bu konuda Hanefi'den dışarı çıkıyorlar. Biraz şafiye kayıyorlar. Sıkıntı yok. Hakkında fetva var dört mezhepte de dört mezhebin içerisinde yerine bilinir bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm çavuşluk.
İstemek manasında değil de bir şeyin ucundan tutabilmek, hizmet etmeye gayret etmek, istemek adına, derviş adayının üstadına elinizin altındayım ben gönüllüyüm, istekliyim manasında duruğunu belirtmesi uygun olur mu? Uygun. Bir de davet çavuşluğunu aldığım kişiye ben zaten söylerim demiştiniz. Bu anlamda sizden bunu işitmemiş bir olarak hala da ümit var olabilir miyim? Kendi adıma normalde çavuşluğunu aldık demediğim kimsenin çavuşluğu vardır zaten. Bu konuda bir şeke şüpheye nahal yok. Daha önce demeyeyim yani çavuşluk verildiyse çavuşsunuzdur zaten. O yüzden çavuşluğunuza devam edeceksiniz.
dersiniz alınmadıysa, çavuşluğunuz alınmadıysa devam birkaç tane kardeşin çavuşluğunu aldık ama onları zaten yüzüne söylüyoruz senin çavuşluğunu aldık diye. Veyahut da dersi bırakan arkadaşların içerisinden bir tanesi var o çavuşluğu. O da zaten çavuşluk yapmıyor zaten bildiğim kadarıyla. Başka bir sıkıntı yok. Bir tanesinin çavuşluğunu aldık dedik. O ayrı. Çavuşluğunu aldığımızda arkadaşlar var. Hepsinin yüzüne tebliğ edildi. Arkadaşlar, ben bir kimseye bir şey tebliğ ederim veya tebliğ ettiririm. Bu konuda bir sıkıntı yok. O yüzden kendi kendinize suizana düşmeyin. Selamun Aleyküm. Kızım artık 21 yaşında olduğunu ve ona karışamayacağımızı söylüyor.
Erkek kardeşiyle farklı yetiştirdiğimiz için bizi suçluyor. Kendisiyle sohbetleri beraber dinliyoruz. Biz mi yanlış anıyoruz diye size sormaktan başka çaremiz kalmadı. Kız ile erkek çocuk aynı şekilde mi yetiştirilir? Kız çocuk evlenmemiş ise kaç yaşına kadar babasına tabi olur? Hakkınızı helal edin. Bir eksik biliyorsak sizden öğrenip düzeltelim kendimizi. Allah razı olsun. Normalde çocukların anne babasından, ebeveyinden hakkı üçtür. Hayırlı isim konması. Dinin konması, dinin öğretilmesi. Üç. O kimseye işte ticaretten, sanattan, ziraattan, ev işinden bir yerden ona meslek edindirilmesi. Evet. Şimdi çocuklarımızı yetiştirirken kız erkek ayrımı yok burada. Kız her ikisine de hayırlı isim koyacağız.
Kız erkek ayrımı yok. Biz her ikisine de doğru dini, Kur'an ve sünneti anlatacağız ve aktaracağız. Şimdi o birey oldu. Birey olduktan sonra hani belli bir akıl bali oldu. Belli bir kemal erdi. Belli bir akıl bali, belli bir kemal erdikten sonra o Kur'an sünnet dairesinde hür. Bakın Kur'an sünnet dairesinde hür. Kız çocuğu ne zamana kadar babasını dinleyecek? Yani normalde ona bakacak olursanız hani böyle bir yorumlamak mümkün. Evleninceye kadar dinleyebilir. Erkek çocuğu ölünceye kadar dinleyecek, babası ölünceye kadar. Böyle de yorumlanabilir. Ama bazı anne babalar çocukların bireysel özgürlüklerine çok fazla müdahalede bulunuyorlar. O zaman çocuklar ne yazık ki anne ve babalarıyla çatışma içerisinde oluyorlar.
Bunu önlemenin yolu çocuklarınızı helal dairede serbest bırakın. Helal dairede. Çocuklar helal dairede serbest olsunlar. Erkek veya kız çocuğu önemli değil. Helal daire mi? Helal daire. Helal dairede karışmamak, helal dairede onlara böyle özgürlüklerini kabullenmek, onların daha böyle kendilerince, kendi dünyalarını kurmalarına yardımcı olacağına, en azından onların bir tecrübe olacağına, en azından onların böyle bir hayat tecrübesi olacağına inanıyorum.
Allah bizi iyi etsin inşallah. Selamun Aleyküm. Öncelikle tüm mümin, hasta olanlar için ve bilhassa zor şartlarda çalışan sağlık personelimiz için dualarınızı lütfeder misiniz? Allah razı olsun. Gerçekten sağlık çalışanları bu dönemde çok zorluk altında çalışıyorlar. Gerçekten yani sağlık çalışanları var kardeşlerimizden. Onlardan duyduklarımız var, onlardan dinlediklerimiz var. Hem doktor olarak, uzman doktor olarak, hem doktor olarak, hem hemşire, hasta bakıcı, komple sağlık personeli belli bir zorluktan geçiyorlar. Kolay değiller. Hele bu pandemiyle uğraşanlar gerçekten daha zor da zorluklar içerisinde çalışıyorlar. Hastalar da bu pandemiyle alakalı koronaya tutulan hastalar da sıkıntılı dönemlerden geçiyorlar.
Geçen gün Ankara'da bir kardeşimiz var, onu aradım. Konuşmakta zorluk çekiyordu. Mecali yoktu konuşmakta. Böyle hafif atlatanlar da var, evlerde atlatanlar da var. Kimisi ağır geçiriyor. Allah onlara yardım etsin. Cenab-ı Hak hepsini de şifasını nasip eylesin. Ama çalışanlar gerçekten her gün o stres, o böyle ağır şartlarda çalışmak onlar için gerçekten zor. Allah yardımcıları olsun inşallah. Zikrullah ve ibadetler hariç insanların heva ve heveslerinden, keyfiyetinden dolayı virüsün yayılmasına sebebiyet vermek, bilerek tedavi ve testten kaçmak hem maddi hem manevi olarak hakka girmek olur mu? Evet, bu gerçekten hakka girmek olur. Bir, testten kaçmayacak insanlar. İki, eğer gerçekten pozitifseler o zaman da karantina şartlarına uyacaklar.
Karantinaya muhakkak şartlarına uyup kendilerini tedavi etmekte itiraz etmeyecekler. Karantina şartlarına uymayanlar gerçekten de insanların haklarına girmiş olurlar. Yani helallaşmaları çok zor. Yani düşünsenize sizin üzerinizden birisi korona oldu ve öldü. Yani sizin karantinada olmanız gerekirken, sizin kendi evinizde karantinada olmanız gerekirken, siz karantina şartlarına uymadınız. Geçen gün televizyonda vardı, yüz bin kişi karantina şartlarına uymamış. Uymuyormuş. Düşünsenize yüz bin tane el bombası, fitili çekilmiş, aramızda dolaşıyor. Kime ne bulaştıracağı belli değil. Yüz bin kişi Türkiye'de. Bunlar doğru değil. Cehalet bu.
Bu aynı zamanda da o insanlara karşı yapılmış büyük bir zulüm. Yani birisini düşünsenize, birisinin gelip bile bile kendisinde korona olduğunu bildiği halde bana korona bulaştıracak. Veya etrafımızdaki bir kimseye bulaştıracak. Biliyor korona olduğunu. Bu hainlikten başka bir şey değil ya. Allah muhafaza eylesin. Yok doğru değil. Bunu kim yapıyorsa doğru yapmıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin safranla boyanmış sarı renk elbiseyi kafirlerin giydiğini belirtmesi ve dinimizde haram olan kadının erkeğe erkeğin kadına benzemesine sahip olmamalarından dolayı olduğu düşünülmektedir. Erkeklilerde sarı ve kırmızı renkli kıyafetlerin bazı kaynaklarda mekruh olduğu görülmüştür diye okumuştum.
Evet peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri safranla boyanmış sarı renk elbiseyi giymemiş. Safranla boyanmış. Normalde sarı rengi giymese erkekler olur mu? El cevap olur. Komple kırmızı içi dışı kırmızı giyinmeyi de hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri uygun görmemiş. O yüzden giyinmemesine fayda var. Selamun aleyküm. Müslüman ülkelerin bazıları ve son olarak Sudan Türkiye karşısında saf tuttular. Bu durumda İslami birleşme öngörülebilir mi? Birlik nasıl sağlanır? Biz inşallah o İslami birliğin sağlanması için mücadele eden, gayret eden kimselerden olacağız. Böyle Osmanlı'dan kalan bütün devletçiklerin büyük bir çoğunluğu ne yazık ki hala da sömürge devleti.
Batılılar tarafından. O yüzden o devletleri idare eden kimselerin yapmış olduğu bu Kur'an ve sünnetin dışındaki hal ve hareketler bize ölçü değil. Sudan'dan yeni döndüm daha. Türkiye'yi o kadar çok seviyorlar, o kadar çok güveniyorlar, o kadar çok inanıyorlar. Türkiye'nin bütün İslam dünyasını kurtaracağına, Türkiye'nin bütün İslam dünyasının birlik ve beraberlik altında toplayacağına inanıyorlar. O yüzden devletler bazında bu tip hareket ve davranışlara kanmayın. Yani Mısır'daki Mursi'nin yaptığı gibi veya Birleşik Arap Emirlikleri'nin de olduğu gibi. Onların büyük bir çoğunluğu Amerikan uşağı. Allah onların da sonlarını getirecek inşallah. Batı'da bir maden bulunacağını söylemiştiniz.
Bu bulunan doğalgaz mı? Bilmiyorum ne zaman ne söylediğimi söylemişimdir. Allah beni affetsin. Selamun Aleyküm hocam. Ben Manavgatan Çetin İnanç. Çetin merhaba. Hayırlı akşamlar. Kısmet olursa bir ay 20 gün sonra bir kızım olacak. İsmini sizin koymanızı istiyorum. Ellerinizden öperim. Hayırlı olmanızı eksik etmeyin. Allah yardımcın olsun. Allah hayırlı çocuklar nasip eylesin. Mübarek olsun. İslam'ı hadim eylesin. İnşallah. Doğusun bakalım. Selamun Aleyküm. Ben Sena 12 yaşındayım. Günahın ve sevabın başlama yaşı olur mu? Günahı ve sevabı bilmeye başladıysan o zaman sevabın yaşı da başlamış demektir.
Selamun Aleyküm. Helallar ve Haramlar kitabını tavsiye etmiştiniz. Almak istedim. Bu isimli çok kitap var. Yazarına söyler misiniz? Hürmetler ederim. Haytemi olması lazım. İbni Hecer el-Heytemi'ymiş. Dur ben buradan sana şimdi onun kitabını atayım diyeceğim sana ismini. Selamun Aleyküm.
Rüyamda sizi gördüm. Kalabalık, nişan ya da düğün gibi bir ortamda sizden başka erkek yoktu. Siz de sandalyede oturup bizlere sohbet ediyordunuz. Çok güler yüzü ve neşeliydiniz. Allah mübarek eylesin inşallah. Rüyamda hiçbir şeyden habersiz bir beyan kuaförünün önünde sizinle birlikteydim. Siz çok heyecanlı yerinizde duramıyordunuz.
Ben ne olduğunu anlamıyordum. Korkuyordum. Bana git gelini al dediniz. Ben de size bir şey diyemedim. Gittim. Gelin hazır değildi. Geri döndüm. Bana ne oldu dediniz. Gelin hazır değilmiş dedim. Yanınızda bankamatik vardı. Ben size belli etmeden para çekmeye çalışıyordum. Ha yanımızda. Fark ettiniz. Hadi uzun çabuk ol dediniz. Para çekerken 100 TL'sini sıkışık unutan yaşlı kadının parasını gördüm. Siz benden alıp içeri kuaföre yaşlı kadını vermeye götürdünüz. Ben 300 TL para çektim. Paralar yeni değişikti. Kuaföre doğru gireceğim esnada kız kardeşim köy düğün kıyafeti gibi giyinmiş. Bir kızın kolunda abi biz üçümüz araba sürmeyi öğreniyoruz.
Tuk dedi uyandım. Allah hayırlısını eylesin. Uzun. Selamun aleyküm. Ben Neslihan. 13 yaşındayım. Annem sizden dersi uygun görürseniz ben de sizden ders almak istiyorum. Sen de 13-13 çek inşallah. Neslihan. Selamun aleyküm. Kadar hakkında sohbet yapmıştınız. Fıtri şeyler kadardır. Değişmesini istemek küfürdür dediniz. Ancak bu iş yerinden başka bir iş yapsaydım zamanında daha iyi olurdu. Demek de aynı mıdır? Ya normalde bu da uygun değil. Şu işi yapmasaydım da bu işi yapsaydım. Olmuş bitmiş. Tecelli etmiş. Bırak yürü. Dersini al. Bak ya hayatına.
Yaptığımız iş evlendiğimiz kişi bunlar da kader midir? Farklı tercihlerde yapabilir miydik? Yapabilirdiniz ama yapmışsınız sonuçta. Siz dindar olanı seçiniz diyor ya. Nikah dört şey için yapılır. Dini için, güzelliği için, nesebi için, malı için. Siz dindar olanı seçiniz diyor. Burada emir var. Dindar olanı seçiniz. O zaman demek ki bir insanın evlilik seçimini, yani Cenab-ı Hakk'ın külli iradesinden takdir, bundan evlendi de evlendik. Bu doğru bir mantık değil. Selamun Aleyküm. Allah için kıyam etmek ne demek? Allah yolunda savaşmak demek. Allah için nasıl kıyam etmeliyiz ki? Allah her hal ve ahvelle kalbimizi korusun. Biz Allah için kıyam etmek, her daim uyanık olmak, her daim Allah'ı zikretmek ve Allah yolunda mücadele etmek. Selamun Aleyküm. Bazı kardeşler çok sıkıntılı zamanlar yaşıyorlar.
Bununla karşılaşınca bu konuyu efendimle istişare et istersen dediğimizde efendim zaten halimize vakıf, müdahale etmek ister, istese eder cevabını alıyoruz. Bunun edebi nedir? Bir kimse istişare etmesi gerekiyorsa, istişare edecek. Yoksa benim halimden haberdardır demesi doğru değil. Selamun Aleyküm. Hayırlı akşamlar. Yeni başladığım iş yerinde bayanın yapmış olduğu temizliği ben ve diğer çalışanlar da dahil hiç beğenmiyoruz. Bu bayan yemek de yapıyor. En son yaşadığım bir olayda yaptığı yemeği de yemenin sakıncalı olduğunu ve artık orada yemek yemenin, su içmenin sıkıntılı olduğunu düşünüyorum. Patronumuz da bu iş yerine iki yıldır işletiyor.
Durumu anlattığımızda hizmeti ile konuşup sorunu çözmeye çalıştı. ben kadının erinip yapmadığını düşünüyorum. Fakat en son gördüm ki erinmek değil, temizliği nasıl yapacağını bilmediğini gördüm. Bu durumda yeni bir hizmetli arayışına girdim ve buldum da kurum sahibimiz çok merhametli. kadıncağıza yardımcı olmak adına da orada tutuyor. ama bu iyi niyetin suistimal edildiğini düşünüyorum. Böyle bir durumda ne yapmalıyım? ayet-i kerimede Allah işleri ehline vermenizden memnun olur, razı olur der. O yüzden bir kimsenin bir işte işin ehline vermek, doğruyu bulmak, doğru çalışanı bulmak herkesin vazifesi. O kimse kendini yetiştirmiyorsa, değiştirmiyorsa, o zaman işin ehline bulup işin ehline vermekte fayda var.
Nurlu geceler benim sizden sorum olacaktı. Ben küçüklükten beri tırnak yeme huyum var. Yiyemederken tırnağımı ısırıp bırakıyorum. Yaşım 34, bir türlü bırakamıyorum. Çok denedim olmadı. Sizin bir tavsiyeniz var mıdır? Eldiven tak. Allah bu hastalıktan seni kurtarsın inşallah. Aslında bu psikolojik bir rahatsızlık. Bunun muhakkak psikolojik bir arkası var. O yüzden böyle bir psikolojik destek alabilirsin. Bu psikolojisi sıkıntılı olan kimseler bunu yapıyorlar. Çocukluklarında bir sıkıntı yaşıyorlar. Çocuklarındaki çocukluklarında o sıkıntıyı kendi içlerinde halledemezlerse, çözümleyemezlerse, yaşı kaç olursa olsun devam ediyorlar.
Selamünaleyküm. Bir tarlayı sürmesi için bir çiftçi ile anlaştık. Paranın bir kısmını önden ödedik. Bir hafta içinde bitiririm dedi. Ama iki ayı geçti. Hala bitmedi. İşini bitirince paranın kalanını hemen ödemek istemiyorum. Ben de ödeme yapmayı biraz geciktirsem olur mu? Allah razı olsun. Böyle peşin hükümlülük iyi değil. Yani o eksiklik onda kalsın. O işini bitirince sen paranı öde. Suvice söylüyorum. Yani o kimseden gidin paranızı isteyin ya da deyin ki verin paramızı bizim deyin. Madem sürmüyorsun, işini yapmıyorsun, geç kalmışsınız. Öyle demekte de. Geceniz mübarek olsun. Gemlikten selam ederim.
Bayram gecesi rüyamda sizi gördüm. Bayramlaştık ve size sarılmak istedim. Siz başımı göğsünüze dayayıp kalp atışınızı dinlettiniz ve orada ezanla uyandım. Bayram namazına gittim. Bayram bayram olmuş. Allah mübarek eylesin inşallah. Gemli'ye selam. Selamun Aleyküm. Hocam ben rüyamda Peygamber Efendimiz'i gördüm. Ölü haldeydi. Sağ gözü lekelenmiş gibiydi. Yanına yaklaştım, yüzünü öptüm, gözlerini açtı. Sap sağlamdı, lekesi kayboldu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin rüyasında görmek imana, İslam'a, ilm-i ledine, hakikate, lütfa, berekete, ihsana, dualarını kabul olduğuna, ümmet-i Muhammed'in olduğuna ve inşallah onu rüyada gören gerçekte görmüş gibidir.
Hadis-i şerifi mucibince onu gerçekte gören, iman eden bir kimse de cehennem ateşi yakmayacaktır. Büyük müjde. Allah mübarek eylesin inşallah. Efendim, bir soru cevap kısmında yedi esmai alanlara Fetih Suresi okutulur diye bir şey söylediğini yanlış hatırlamıyorsam. Ben bundan o zaman çok etkilenmiştim. Uzun bir süre geçti. Ve benim aklımda kaldı. Bu ara bir haftadır bence her Kur'an, Hizip sonra Fetih Suresi okuyorum. Bu ne kadar doğru. Harika. Devam et okumuyor. Bunda bir sıkıntı yok. Hayattan ve insanlardan kendini yorgun hissedenler ahirette mi dinlenecekler? Yorgunluğun çaresi nedir? Yorulmak yok. İnsanlar bıkmak yok.
İnsanların yapmış olduğu yanlışlıklara, eksikliklere karşı mücadele etmek, insanlara hizmet etmek, hürmet etmek, Allah'ı sevmek, insanları sevmek, mücadele devam etmek var. O yüzden yorulmayacaksınız inşallah. Yorgunluk hissetmeyeceksiniz, bıkkınlık hissetmeyeceksiniz. İnşallah aşkla hayatı yaşamaya devam edeceksiniz. Hayat sizin önünüze ne getirirse getirsin, insanlar size ne yaparsa yapsın, siz Kur'an, sünnet dairesine hayatınıza devam edecek, mücadele edeceksiniz. Yorulmak yok. Selamun Aleyküm. Tevhid birlemektir. Daha ayrıntılı ne buyurursunuz? Bu böyle bir derslik konu değil. Ama yani bu konuda Allah'tan başka ilah tanımamak, Allah'tan başka kanun koyucu tanımamak, Allah'tan başka hüküm koyucu tanımamak, her şeyi Allah'ta birleştirmek ve Allah'ı bilmek ve Allah'ı tanımak.
Selamun Aleyküm. Evli, maalesef açık bir bayanım. Kendi ailemde de, babamın evinde de ve kardeşlerimden de namaz kılan yok. Onun için ben çok konulara girmesem de, her şey dine bağladığım gibi bir ön yargıları var. Örnek ki şimdi konserler yasaklandı diye, cumalar neden var denilince, ben neden olmasın, bahçede kılınıyor dediğim zaman, bağnazlıkla suçlanıyorum. Misal, umurumda değil bana yüklenmeleri, lakin dinimi savunmazsam gücüme gidiyorum. Anlamazlar beni biliyorum ve sizler gibi düşünmek zorundayım diyorum. Söylesem bir dert söylemesem, vicdanen Rabbime sorumluluk hissediyorum. Yalnızlıkla derdim yok ama susmak da zor. Ne buyurursunuz? Kur'an ve sünnet dairesinde biz dini nasihat ederiz.
Kur'an ve sünnet dairesinde biz etrafımızdaki kimseler, annemiz de olsa, babamız da olsa, kardeşimiz de olsa, eşimiz de olsa, çocuğumuz da olsa, arkadaşımız da olsa dini nasihat ederiz. Tartışmayız, kavga etmeyiz ama nasihat ederiz. Nasihata devam. Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar. Biz ev almak istiyoruz ama bu süreçte nasıl olur diye tedirgin alıyoruz. Bize bir yol gösterir misiniz? Allah yardımcınız olsun, size dua ederiz. Cenab-ı Hak hayırlısıyla inşallah size de bir evcaz nasip etsin. Selamun Aleyküm Efendi sohbetlerinizde. Önceden herhalde bu bir soru atılmış. Mustafa Efendi, ben Emel Kuşçu.
Rüyamda sesinizi duyuyorum. Diyorsunuz ki, Deccal'ı yakala. Ben yakalayamayınca Perşembe zikrine geliyorum, sizi göremiyorum. Ve diyorum ki, madem yakalayamıyorum, Deccal benim. Sağ tarafıma döndüğümde sizin Şeyhiniz Abdullah Babayı, bayan dervişlere doğru dua ettiğini görüyorum. Rabbim Deccal'ın şerrinden seni de bizleri de bütün ümmeti Muhammed'i korusun inşallah. Tövbe et, sohbetlere, zikirlere başla inşallah. Selamun Aleyküm Efendi. Sohbetlerinizde imamların iştihatlarıyla yönetim şeklinden bahsediyorsunuz. Bu yönetim şekli nedir? Açıklar mısınız? Allah'a emanet olun, Efendi. Bununla alakalı uzun bir sohbet serisi oldu. O sohbet serilerini takip edebilirsiniz. Oradan onlara İslam'da siyaset ve devlet yönetimiyle adı altında bir hayli uzun bir sohbet oldu.
Onlar yayınlanıyor değil mi YouTube'da? Onlar YouTube'da da varmış. Onlara bakabilirsiniz. Bu sorularınızın cevaplarını oradan da alabilirsiniz inşallah. Selamun Aleyküm değerli hocam, hayırlı geceler. Haftaya sınavlarım var. Onun için bir de hayırlı biriyle yuva kırmam için dua eder misiniz? Allah'a muayeniniz olsun. Cenab-ı Hakk'ın sınavlarda da yardım etsin. Hayırlı bir kimseyle de evlenmenize yardım etsin. İnşallah. Selamun Aleyküm. 8 yaşındaki kızım geceleri uyumadan önce odanın içinde pul gibi renkli ve parlak şeyler gördüğünü, ayrıca yukarı çıktıkça büyüdüğünü, hareket ettiğini ama dokununca bir şey olmadığını söylüyor. Genelde önce siyah, sonra sarı ve mavi oluyorlarmış.
Camdan yansım olabilir dedim ama karanlıkta oluyor, ışıkta yok diyor. Her zaman gördüğünü söylüyor. Ne yapmamızı önerirsiniz. Çocuklar böyle bir şeyin etkisi altında kalırlıktan böyle bir şeyler gördüklerini söyleyebilirler. Veyahut da gerçekten çocuklarda böyle bir, nasıl söyleyeyim, bazı çocuklarda işte nineden, anneden kalıntılar oluyor. Onların perdeleri böyle ince oluyor. Perdeleri ince demem, böyle manevi halleri, manevi zuhuratlara aşina oluyorlar. Öyle de olabilir. Sabırla dinleyin. Bunların olabileceğini söyleyin. Korkutmayın. İnşallah. Tahmini söylüyorum. Bu böyle hani geçmişten mesela işte örnek bu kızda böyle bir şey var ise onun tahmini söylüyorum.
Anneannesinde de böyle bir şey olabilir. Annesinde de böyle bir şey olabilir. O yüzden soruyu soran kimse bunu bir annesine danışsın, bir baksın, sorsun. Annesinde de böyle bir şey olabilir. Selamünaleyküm. Dükkanıma peçete içerisinde sarılı bir tutam mantlanmış saç bırakmışlar. Büyü olabilir mi? Ne yapmamı buyursunuz. Olabilir. Böyle mantlanmış saç. Allah'ıma hız eylesin. Her şey olabilir. İnsanlar bu tip şeyler yapabiliyorlar. 100 tane felak, 100 tane nas, 100 tane fatiha, 100 tane ayet-ül kürsü 7 gün boyunca okuyabilirsiniz. İnşallah. Selamünaleyküm hocam. Kocam rüyasında evimizin arkasında sitenin içinde kocaman büyük boğa yılanı gibi bir yılan olduğunu görmüş.
Herkes kaçıyormuş bir yerlerden ama o üstüne gidip öldürmeye çalışıyormuş. Bunun yorumu nedir? Yılan şeytandır, nefistir. O yüzden herkes kaçarken onunla mücadele yolunu seçmiş. Allah mübarek eylesin inşallah. Ben de bir rüya gördüm. Teyzemi tarla gibi bir yerde ağır hasta olarak görüyorum. Onu alıyorum, evine çıkarmaya çalışıyorum. Yolda giderken loş gece bir zamanda çöküp dinleniyorum. Teyzem ağır geliyor. Bakıyorum önümüzde bir tarla var. Tarlada boyu parmaktan da küçük olan insanlar var. Canlılar fıkır fıkır kaynıyorlar ama ölüymüş diyorlar. Sonra tekrar teyzem alıyorum. Apartmana çıkarmaya çalışıyorum. Yatağını yatırıyorum. Gelini geliyor bir şeyler diyor.
Teyzemin hastalığı kansermiş. Annem de teyzem de rahmetli oldular. Teyzem zayıflamış. Annemi kuvvetli gördüm. Annemin vücudunda beni varmış. Onu gösteriyor. Bu hastalıktan diyor. Bende de var diyor teyzeme. Bu kadarını hatırlıyorum. Teyzene dua et inşallah. Annene de dua et. Selamun aleyküm. Konya Yunak'tan Ahmet Kerim Kınalı bir abimiz rüyasında abdest alırken görmüş. İyi mi kötü mü? Allah'a emanet olun. Yunak'tan kardeşlerin selam var. Ve aleyküm selam. Abdest almak hayri işarettir. İyi. Siz neyden bahsediyorsunuz? İki eş cinsel evlenmiş de Lüt kavminden bahsediyorsunuz. Sen ne yapmaya çalışıyorsun?
Kimin dini, ne yapmak istediğini? Herkes özgürdür. Sizin kimseye eleştirmeye hakkınız yoktur. Sizi savcılığa sevk edeceğim. İstediğin yere sevk et canım kardeşim. Hiç durma. Git savcılığa şikayet et. Eş cinsellik İslam dininde haram. Erkek erkeğe, kadın kadına eş cinsellik haram. İstediğin yere şikayet et. Eş cinselliği Allah'a lanetlemiş. İstediğin yere git şikayet et. Nereye kadar istiyorsan oraya kadar şikayet et. Evet, Allah lanetlemiş. Melekler de lanetlemiş. Eş cinsel ilişkilerin hepsi de lanetlenmiş vaziyettedir. O yüzden bu ülkeyi eş cinseller ülkesi yaptırmayacağız. Mücadele edeceğiz. Gayret edeceğiz. Bu ülkeyi fahişelerin, bu ülkeyi dinsizlerin, bu ülkeyi eş cinsellerin ülkesi yapmayacağız.
Haramların kol gezdiği, haramların fütursuz bir şekilde ülke haline getirmeyeceğiz. Bu ülkeyi atalarımız, ecdadımız, eş cinseller fink atsın diye İslamlaştırmadılar. Eş cinseller fink atsın diye, bütün ortamı eş cinsel yapsınlar diye bu toprakları bize emanet bırakmadılar. Evet, o yüzden atalarımızın emaneti bu topraklarda Kur'an'ın, sünnetin yaşanması için mücadele edeceğiz. Bizi böyle savcılıkla, mahkemeyle, hakimle, şikayetle durduracağınızı, susturacağınızı düşünüyorsanız, değişik şikayetlerle, sadece bu senin şikayetin yok, değişik şikayetlerle, değişik tuzaklarla bizi susturacağınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. O yüzden eş cinsellik, benim dinimin emri Allah lanetlemiş. Hristiyanlıkta haram, Musevilikte haram, İslam'da haram, haram olan bir işin içindesiniz.
Tövbe edin, geri dön. Allah tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder. Allah samimi bir şekilde dua eden, tövbe eden insanların tövbelerini ve dualarını kabul eder. Ben Allah'ın emirlerini söylüyorum, siz kalkın Kur'an'ı yakın isterseniz, siz kalkın hadisleri yakın isterseniz, cüret edin. Tehdit edecekler bir de. Ey Ümmet-i Muhammed, geldiğimiz noktayı görüyor musunuz? Bir eş cinsel veya bir eş cinsel sevici, ben eş cinsellik lanet edilmiştir, ne hale geldik iki tane erkek eş cinsel sözde nikah töreni yapıyorlar dedim diye beni tehdit ediyor. Savcılığa şikayet edecekmiş. Git şikayet et. Selamun Aleyküm, ben 6 yıllık evli bir bayanım, eşim 3. çocuk istiyor, eşimle hamilelik ve sonrasında birçok şeyi yaşadığımdan kendisine güvenemiyorum.
Bunu kendisine söylenince itiraz etmiyor, hak verir ama ben kendimce o gücü bulamıyorum. Çocuk istememek, hakkım olur mu yoksa itaat mi etmeliyim? Bana Kur'an sünnet söylerseniz eşine itaat edeceksin. Bir bayan eşi tarafından kendi ve çocuklara yeme içme dışında her zaman kısıtlama yapması, maddi durumumuz çok iyi ve yaptıklarının baş kalkması, ihtiyaç ve istekleri yersiz, gereksiz görmesi ama kendi ile ilgili harcamalara sınır koymaması gibi.
Bu haksızlık mıdır? Evet. Bayan bununla nasıl mücadele etmeli ya da etmeli mi? Çünkü tatlı dille söylesek de sona hep tartışma oluyor ve erkek eşinden uzaklaşıyor, ne tavsiye edersiniz? Çocuklarınız büyükse çocuklarınızın ihtiyaçlarını çocuklarınıza söyleyin, onlar babalarına söylesinler. Siz söylemeyin. Selamun Aleyküm hocam, sizi rüyamda falan görmedim ama sizden ders almak istiyorum, bana ders verir misiniz?
Veririm, vereyim. Selamun Aleyküm ve Rahmetullahu ve Berekatuhu hocam. Size ilk defa dinliyorum, inşallah bir sualim olacak.
Hidayet ne demektir? Kur'an'da hidayet nasıl anlatılmıştır? Selamun Aleyküm ve Rahmetullahu ve Berekatuhu. Bu arada İstanbul'dan volkan ben hocam. Hidayet bir kimsenin Kur'an'ın ve Sünnet-i Sen'in tarif ettiği şekilde Allah'a iman etmek, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna, din gününe, hesap gününe iman edip, kelime-i şehadet getirip, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek gibi istabın şartlarını kabul edip, Allah yolunda koşmaktır canım kardeşim.
Kayseri'den selamlar, mesutkiler ve aleyküm selam. Efendim zor bir süreç geçirdim, daha önceden psikolojik rahatsızlıklarım vardı, uzun bir süre ilaç kullandım, düzelince bıraktım, rahatsızlığım yerinden başladı, her şey kafama takıyorum. İnsanları yanlış anlıyorum ve üzülüyorum bu süreci atlatmak için ne tavsiye edersiniz? Doktoruna müracaat et, tene vakayılı şifa versin inşallah. Selamun Aleyküm demiş bir kardeşimiz ve aleyküm selam. Selamun Aleyküm, sizin adınıza bir mesele tebliğ ediliyorsa, sizin tarafınızdan tebliğ edildiği belirtilmeli midir? Hayırlı geceler.
Yani öyle bir şey olduğunda evet, benim tarafımdan tebliğ edildiği söylenmesi lazım. Bunda bir sıkıntı yok. Selamun Aleyküm, annem 74 yaşında başka bir cemaatin zikrine gidiyordu ama yıllardır gidemiyor. Abimlerle Erzurum'da yaşıyor. Abimler, yengem kızı sizden dersler. Annem de sizinle müsaadeniz olursa sizden ders almak istiyor. Verin inşallah, Allah mübarek eylesin inşallah. Hocam eşim çocuğumuzun adını Muhammed Bozkurt koymak istiyor. Ben de Muhammed Emin bize hakem olur musunuz? Çocuğa Bozkurt ismini vermekte mahsur var mı? Yani normalde Bozkurt ismi genelde ülkücüler verirler. O yüzden olsun ya.
Muhammed Bozkurt olsun ya. Bir şey olmaz Allah'ın izniyle. Muhammed Emin daha güzel tabii de. Ama o zaman şey yapın, aranızı bulayım ben. Çocuğa normalde iki isim koymak da uygun ya. Muhammed Emin ile Muhammed Bozkurt koyarsanız ikisi de olur. Hocam aylar öncesinde sizi rüyamda gördüm. Rüyamda gördüğüm dönem sürekli zikir çekiyordum. Utanarak anlatıyorum sizin o rüyanda gördüğün bayan kardeşe tatlı tatlı yumuşak yumuşak şey yap. Dini onlara anlat inşallah.
Öbür rüyanın normalde diğer kısmı duayla alakalı, manevi himmetle alakalı. Selamun Aleyküm. Gün içerisinde tehvit çekmek aklıma gelmiyor. Nasıl sürekli zikir halinde olur mu? Böyle disiplin edeceksiniz kendisini. Kendinizi disiplin ettikçe olacak inşallah.
Selamun Aleyküm. Hayırlı geceler. Bir sorum olacaktı. Dedem 85 yaşlarında ve bir yıldır bekar. Dedemin çevresinden birkaç kişi ölürken bekar ölmek günah demişler. Bekar ölmenin hükmü nedir? Bekar ölmek günah değil. Ama 85 yaşında eğer arzu ederse evlenmek evlendirin. Bir de rüyamda inek sağıyordum. Bir ineğin altı çamurdu. Onu sağmadım. Bir inek benimle konuşuyordu. Sağma kabını biraz daha arkaya koy diyordu. Ahırın en sonunda o çok zayıf yerde yatmış, ölmeyi bekleyen bir inek vardı. Sonra ahırdan çıkarken sağma kabına baktım süzün içerisinde sapsamam vardı. Bir şey olur mu diye sordum da sorun olmaz. Temizleyip içiyoruz zaten dediler. Biraz tövbe et inşallah.
Selam kardeşim. Allah günahlardan kaçmayı nasip eylesin bize. Selamun Aleyküm. Bildiğiniz gibi ülkemizde ve tüm dünyada çok hızlıca boşanmalar oluyor. Bu durumda karı koca birbirlerine karşı nasıl davramalılar? Kur'an ve sünnet tarihisinde olun. Kur'an ve sünnet tarihisinde yaşayın inşallah. Selamun Aleyküm. Malumunuz deccaliyet sistemi. Son zamanlarda çok arttı. Ben çocukluğumdan beri Hazreti Mehdi'nin deccal ile savaşacağını ve bu savaşı Hazreti Mehdi'nin kazanacağını duyardım. Hadis-i şerrilerde. Fakat deccal'ın askerlerini artık her yandan saldırır halde görür olduk. Ama neden Mehdi'ye ait hiçbir şey yok ki? Malumunuz LGBT salgın hastalıklar, fuhşiyatın artması, pedofili, iğrençliği vs.
Peki ne zaman bitecek bu zulümler? Bazen umutsuzluğe düşmemek elde değil. Umutsuzluğe düşmeyeceğiz. Mücadeleye devam edeceğiz. Allah'ın haram ettiği, lanet dediği her şeye karşı mücadele edeceğiz, gayret edeceğiz. İnşallah. Mehdi'ye yardım edeceğiz. Bakara suresinin 170. ayetinde Onları Allah'ın indirdiğine uyun. Dendiği vakitte yok atalarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız dediler.
Ya ataları bir şeye akıl erdirmez ve doğruyu seçemez idiyseler de onlara uyacakları yazıyor. Bu ayet-i kerimeyi açar mısınız? Bu ayet sadece putperest Araplar için mi geçerlidir yoksa herkes için mi? Bu ayet-i kerime evet putperest Araplar için indirilmiş. Mekke müşrikler için indirilmiş. Ama Kur'an-ı Kerim bütün zamanlara, bütün mekanlara aittir. O yüzden bu sadece Mekke müşriklerine ait deyip de bu ayet-i kerimeyi bizden sonraki veya bu zaman değil, bizden sonraki zamanlara da atfetmemek mümkün değildir. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın bütün ayet-i kerimeler ve bütün hadis-i şerifler bütün zamanlara münhasırdır. Öyle olunca şimdi de aynı şey var. Yani şu anda İslam dünyasında Kur'an ve sünnete dayalı bir siyasi sistem yok.
Olmayınca da insanlar böyle bir şey savunulduğunda, böyle bir şey söylenildiğinde sanki böyle tuhaf bir şey duymuşlar gibi oluyorlar. O yüzden bu ayet-i kerime sadece putperest Araplara ait değil. Bugün için, bugünün putperestlerine, bugünün din bilmezlerine, bugün dini yarım bilenlere, bugün içinde dini yaşamayanlar için bütün herkese geçerli. Şimdi de var, işte bir ayet-i kerime söylüyorsun veya bir hadis-i şerif söylüyorsun veya bir konu söylüyorsun. Ya biz babamızdan böyle görmedik, yok annemizden böyle görmedik, yok bizim işte dedemiz de hacıydı, yok babamız da hocaydı. Canım kardeşim Kur'an belli, sünnet belli. O yüzden Kur'an ve sünnet bütün zamanlara münhasır bir din.
İmam Şafi köyden kente göçünce köydeki iştahatlarımı çöpe atın. Burada yeni iştahatlar yapacağım demiş. İmam Şafi 1200 yıl önce bile köy ve kent arasındaki farkı görüp ona göre iştahat yaparken, bugünkü yaşantımızın eskiye göre en ufak bir benzerliği bile yok. Ve biz hala 1200 yıllık iştahatlarla, mezheplerle hayatımızı şekillendiriyoruz. Müşrikler tarafından İslam gericiliktir denmesinin sebebi bu olabilir mi? Bu senin yaşadığın ortamla, senin yaşadığın, öğrendiğin din ile ilgili ve alakalı olabilir. Doğru. Ama biz bunu kendimiz için doğru olarak görmüyoruz. Çünkü Sufi topluluklar kendi içlerinde kendi iştahatlarını yenilerler. O yüzden senin bulunduğun dini topluluk veya senin yaşadığın İslami toplulukta böyle bir şey söz konusu olabilir.
Ama benim yaşadığım ortamda böyle bir şey söz konusu değil. Biz dini kent içinde de yaşayabilecek iştahatlara sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Bilhassa Hanefi Maturidi çizgisi, Hanefi Maturidi İmam Muhammed çizgisi, insanların kent yaşamında dini daha kolay, daha rahat yaşayabileceği bir çizgidir. O yüzden hatta Hanefi Maturidi İmam Muhammed'in çizgisinde bir Sufi çizgi, dini Kur'an ve Sünnet dairesinde daha rahat yaşayabileceği, daha iyi yaşayabileceği bir çizgi olarak görüyorum.
Bir de hocam bu iştansiyat da olmuyor. İki yıldır akrabalarıma başörtüsü taktırmayı bırakın, eteklerini dizi altına çektiremedim. Bir de hepsi birleşiyor. Ben anormal insan oluyorum. Harekete geçip zor kullanmazsak kimsenin laftan anlayacağı yok. Bu Sufi adabında, arkanda bu yoktur. Biz zorla bir şey yaptırmayız. Biz nasihattır, din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. Hadis-i Şerif mucibince biz nasihata devam ederiz. Nasihat ettiklerinizi kendiniz yaşamayın diye böyle bir tehdit, yaşamadıklarınızı nasihat etmeyin diye bir tehdit var. Yaşadıklarımızı nasihat etmeye gayret ederiz. Hayırlı akşamlar, yakınlarımızın veya arkadaşlarımızın bizim için gördükleri güzel rüyalar bir anlam ifade eder mi?
Muhakkak anlam ifade eder. Hiçbir rüya anlamsız, boş değildir. Ancak şeytani ve bir etki altında görülen rüyalar farklı. İçimiz, efendim içimizdeki lüutilerin lanetlik işlerinden uzağım, içimden buğz ediyorum. Fakat yine de yeterince bir şey yapamadığımı düşünüyorum. Allah'ın lanetine uğramaktan çekiniyorum. Bana ne tavsiye edebilirsiniz? Bu konuda içimizdeki o haramlara karşı olan buğzumuzu devam ettireceğiz ve bunu büyüteceğiz inşallah. Bir kimsenin dış görünüşüne ve davranışına bakarak onun eşcinsel olduğunu düşünüp ona göre davranması suizana girer mi? Evet. Böyle bir eylem üzerine görülmesi veya itirafı olmasa bile. Eğer böyle bir eylemde görmüyorsak, böyle bir itirafı yoksa biz ona eşcinsel diyemeyiz.
Bu bir. İkincisi mesela bazı kadınlar erkekimsi giyinirler. Biz ona nasihat edebiliriz. Diyebiliriz ki erkeğimsi giyinme. Veyahut da bazı erkekler kadınımsı giyinirler. Biz onlara kadınımsı giyinmeyin diye nasihat edebiliriz. Ama sen eşcinselsin diyemeyiz. Selamun Aleyküm. Bakabileceğiniz, ilgilenebileceğiniz kadar evlat sahibi olun dediniz. Bazı insanlar, gelen mülteciler çok fazla doğurduğu için şikayet ediyor. Evleri barkları yok, beş altı çocuk yapıyorlar diyorlar. Ben de hep böyle demeyin, Allah veriyor derdim. O zaman evlat sahibi olmak bizim elimizde mi oluyor? Yoksa Rabbim zaten yarattığı ruhun vakti gelince mi gönderiyor?
Yani bunu böyle direkt mutlak kadere bağlamak doğru değil. Çünkü bu konuda da hadis-i şerifler var. Tavsiye niteliğinde bakabileceğiniz kadar evlat edinin diye. Veyahut da korunmayla alakalı hadis-i şerifler var. O yüzden ben bunu biraz daha böyle kişinin en azından evlat edinmeme, bakın evlat edinmemeyi kişinin kendi cüz iradesinde olduğuna inananlardanım. Bir de Rabbim bana bir evlat yazdıysa o vakti gelince mutlaka gelir mi? Yani Allah yani ruh yaratır mı? Hepimiz aynı anda iman ettik, galü belada diyebiliyorum. O zaman evladım olacaksa vaktini mi bekliyor? Yoksa benim yaptığım nikaha Allah evlat vermek isteyip yaratılan ruhlardan birini mi veriyor? Biz işin bu tarafına bakmayız.
Biz evlat severiz. Ben kendi nefsim için severim. O yüzden ben çocuğum olsun isterim. Bu konuda da bir kısıtlamaya gitmek istemem. Bir başkası, evlat çok fazla sevmiyordur veya bu konuda bakamaya için inanıyor, kısıtlamaya gidiyordur. Bunların böyle mutlak, değişmez, kaderle bağlı olduğuna inananlardan değilim. Yani kişi istemiyorum diye dedinse de Rabbim verince veriyor. Doktorların asla olmaz dedikleri evlat sahibi olur. Bunu zaten ruh yaratmış. Allah o kişinin evladını ezelden yazmışsa da yazmamış olarak anlayabilir miyiz? Böyle hani değişik tecelliyatlar ölçü değildir. Olabilir bu tip şeyler. Biz Kur'an Sünnet tarihinde cüz irademizden sorumlu olduğumuza inanıyorum. Bu hidayet nedir sorusuna cevap verdim.
Volkan sen kaçırdın herhalde bir daha sormuşsun. Selamun Aleyküm yeni evlenecekler için İslam dininde evlilik nedir, nasıl olmalıdır, nelere dikkat edilmelidir? Bu konuyla ilgili geniş bir sohbet verebilir misiniz? İşin özü Kur'an ve Sünnet'e uymaktır. Evlenecek olan kimseler evlilik hayatlarını Kur'an ve Sünnet disturunun üzerine evliliklerine devam ettireceklerine birbirlerine söz verirler. Eğer bu konuda anlaşırlarsa hiçbir problem olmaz. Esenyurt'tan selamlar ve Aleyküm Selam. Hakkınızı helal edin. Gece saat 12 sorularınız bitti. Cenab-ı Hak izin verirse, Rabbim inşallah müsaade ederse, önümüzdeki cumartesi inşallah. Yine sohbete kaldığımız yerden devam edeceğiz. Allah gecenizi hayır etsin.
Biz yine üç tevhid okuyup inşallah geceye son vereceğiz. Haklarınızı helal edin inşallah. Efdali zikir fa'aleven nehu la ilahe illallah. La ilahe illallah. La ilahe illallah.
El Fatiha ma salavata. Allah gecenizi hayır etsin. Cenab-ı Hak umduklarımıza nail eylesin. Korktuklarımıza nüfusu muhafaza eylesin. Kur'an ve sünneti seni sımsıkı yaşayanlardan ve yaşatanlardan eylesin. Sürçeli insan ettiysek affola. Geceniz hayır olsun inşallah. Selamünaleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi