mustafaozbag.org

Mesnevi Şerîf Şerhi (922-930 Beyit) SORU - CEVAP

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 24 Ağustos 2020 · 2:30:12

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüz hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak tüm ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışıp Kur'an ve sünneti yaşayan kullarından eylesin. Rabbim inşallah ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batıl batıl bilip hakkı yaşayanlardan, hakkı gözetenlerden eylesin. Ümmet-i Muhammed'e inşallah o Rahman haramlardan uzak durup en güzel ahlakla ahlaklanmayı nasip eylesin. Rabbim cümlesine affı muğaffer et eylesin. Eksikliklerine, noksanlıklarına bakmaksızın hepsinde cennet-i âlâsına, hepsinde kendi cemaline ulaştırdığı, vusatı erdiği kullarından eylesin inşallah. Malum geçen hafta ilan etmiştik bir yurtdışı seyahatimiz olacaktı.
Ama velakin bir tehir oldu, gecikme oldu. O yüzden biz yine cumartesi mutlattarsımızı yapalım diye düşündük. İnşallah Allah'tan bir şey gelmezse önümüzdeki cuma günü yolcuyuz. O yüzden önümüzdeki hafta cumartesi günü bir aksilik çıkmazsa burada olmayacağız. Şimdiden bunu kardeşlere söyleyelim. Eğer yine bir tehir söz konusu olursa yine önceden bu sefer yaptığımız gibi arkadaşlar haberdar ederiz, yayınlarız inşallah. Cenab-ı Hak cümle kardeşleri inşallah Kur'an ve sünneti yaşayan kimselerden eylesin. Geçen hafta 922'den devam edeceğiz demiştik. Hani böyle bir beyt önceden yine okumaya başlayalım. Yani 921'ü ve 922 okuyacağız. İnşallah ondan sonra okuyabildiğimiz, gidebildiğimiz yere kadar okuyacağız, gideceğiz inşallah. Bunu geçen hafta okumuştuk.
Madem ki bizim gözümüzde birçok illet var, yürü, kendi görüşünü dostun görüşünde yok et. Bizim görüşümüze bedel onun görüşü. Ne güzel bir karşılıktır. Bütün maksatları onun görüşünde bulursun. Bizim görüşümüzde illet var. Yani normalde insanlar heva, heveslerini uyarlarsa, şeytana uyarlarsa muhakkak ki görüşlerinde bir sıkıntı, bir problem olur. Dünya sevgisine kendilerini daldırırlarsa görüşlerinde bir bulanıklık olur. Kimin görüşünde bulanıklık olmaz? Normalde Cenab-ı Hakk'a dost olan bir kimse, Cenab-ı Hakk'ın dostluğuna ulaşmış, o veli kimselerin görüşlerinde bulanıklık olmaz. Çünkü hani Buhari'de geçen meşhur hadisi kutsu var ya, kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşır diyor.
Onun malum başlangıcı var ya, kim benim veli kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime kavuşur, sevgime erer. Onu bir sevdim mi, artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı, aklettiği kalbi, konuştuğu dili olurum.
Benden bir şey isterse veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde mümin kulumun ruhunu kavzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüde düşmedim. O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem der Buhari. Bunun değişik, farklı hadisin, farklı izahları veya farklı yollardan gelen farklı kelimelerle bu hadisi kutsuyu okuyabilirsiniz. O yüzden o kul Allah'ı çok sever, Allah da onu çok sever. Allah onu çok sevince, gören gözü olur. İşte bu gören göz olunca, onun görüşünde bulanıklık olmaz. O duyan kulak olunca, onun duyuşunda bir bulanıklık olmaz. Tutan el olunca, onun tutuşunda bir bulanıklık olmaz. Akleden bir akıl olunca, onun aklında bir bulanıklık olmaz.
Söyleyen dili olurum deyince, onun söylediğinde de bulanıklık olmaz. O zaman bu hale erişinceye kadar bizim görüşümüzde, bizim duyuşumuzda, bizim bilişimizde, bizim söyleyişimizde bir bulanıklık olması mümkün, muhtemel. Hatta daha fazla. Çünkü, hani başka bir hadis-i şerifte hiçbir kimse yoktur ki, onun bir hatası, onun bir günahı olmamış olsun. Ama hata işleyenlerin, günah işleyenlerin en hayırlısı, Allah'a tövbe edenlerdir. Tövbe eden de hiç günah işlememiş gibidir, buyurdu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. O yüzden, bütün ümmeti Muhammed'in, bütün kulların bakışında bir bulanıklık olur mu? El cevap olur. O dostluk şerbetini içinceye kadar, o kemale erinceye kadar, onların görüşlerinde, duyuşlarında her daim bulanıklık olacaktır.
O yüzden, sufilikte bir kimsenin üstadına tam olarak teslim olması, bağlanması istenir. Sebep, onun görüşü henüz daha bulanıklıktan kurtulmadı. Ta nereye kadar? Ta ki o kimse, velilik şerbetini içinceye kadar. Ta ki o kimse, mürşitlik postuna oturuncaya kadar. Öbür türlü, o zamana kadar, onun görüşünde hep illet var mıdır? El cevap, hep illet vardır. O yüzden, Hz. Mevlana der ki, sen kendi görüşünü dostun görüşünde yok et. Yani sen kendi görüşünü bu noktada kendince çok büyütme, onu ilahlaştırma. Ya git sen üstadının görüşünde, kendi görüşünü yok et. Ya da Allah'ın Kur'an ve sünnetinde beyan ettiği hükümlerde kendi görüşünü yok et. Yani bence böyle olması lazım deme.
Bugün insanlar şimdi, hadi bir üstada bağlanmadı, hadi bir veliye gidip intisap etmedi. İyi Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışsın, eyvallah. Şeriatın, Kur'an ve sünnetin hükümlerinde de kendince bir şeyler değiştirmeye kalkma. Kendi görüşünü, kendi aklını ilahlaştırma. Bence böyle olması lazım deme. Kur'an belli, sünnet belli, imamların iştahı belli. Sen bence böyle olması lazım deyip de, kendi görüşünü ilahlaştırma. Sebep, çünkü senin görüşün bulanık bir görüş. Çünkü senin görüşün heva ve hevese dayalı. Sen tam razı olma noktasında değilsin. Razın olma noktasında olmadığın için ve raziyet sende tecelli etmediği için, senin görüşünde, bakışında, duruşunda, yürüyüşünde, tutuşunda hep bulanık olacak.
Allah muhafaza eylesin. O zaman bizim görüşümüze karşı bedel onun görüşünü. Ne güzel bir karşılıktır. Bütün maksatları onun görüşünde bulursun. O zaman sen kendi görüşünü al bir kenara koy. Şeriatın, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapış. Kendi görüşünü al kenara koy. Sen tarikaten üstadının görüşüne sımsıkı yapış. Sen kendi görüşünü kenara koy. Hakikat noktasında, bakın hakikat noktasında. Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sana ne diyorsa, sen onu yapmaya çalış. O zaman zaten o hale geldiyse, o kimse razı noktasına geldi. Razı noktasına geldiyse, o böyle kendi kendine, kendi oturduğun yerde, iyiliğin gelmesini, kötülüğün gitmesine karşı bir tavrı göremezsiniz onda.
O razı olmuş. Ne iyiliğin gelmesi için mücadele eder, ne de kötülüğün gitmesi için mücadele eder. O başına her ne geliyorsa, ondan geldiğinin farkındadır. Bu bütün Müslümanların kabullenebileceği bir şey değildir. Bu Müslümanlar ve Müminler, Sufiler bu tip meselelerde çok zorlanırlar. O yüzden o razı olan kimseler, onlar kısmetlerinde ne varsa onların başına geleceğine, ama iyilik olarak, ama kötülük olarak, ama bela olarak, ama musibet olarak, ama hastalık olarak ne gelecekse onun başına gelecek o.
Yani o kimse şöyle düşünür, ben bu beladan nereye kaçarsam kaçayım, bela benim peşimden gelir, beni bulur. Hatta benden önce gideceğim yere oturur, ben belanın kucağına gider koşarım. Benden önce orada bir yangın olur, o yangın benim hani Hazreti Mevlana kader tecelli edecekse, senin gözün bağlanır der, aklın susar senin der. Ne yaparsın? Sen gider koşarsın, normalde o bela ve musibetin, o sıkıntının kucağına gidersin. Ve normalde sen belanın kalkması için ne kadar çaba sarf edersen sarf et, o bela senden gitmedikçe, gitmedikçe, yani senden alınmadıkça senin gayretinle gitmez. O razı olan, o veli, o mürşid kimseler böyle düşünürler, böyle hareket ederler.
Ama onlar halkın şeriatını ifsad etmemek için, sanki beladan kurtulmak için mücadele ediyormuş gibi görünürler. Veya da o hastalıktan kurtulmak için mücadele ediyormuş gibi görünürler. Ama iç alemlerinde böyle bir şey olmaz. Sebep, çünkü razılık noktasında her gelen ondan gelmiştir. İster bela olsun, ister iyilik olsun, her sıkıntı ondan gelmiştir. Seni ister felaha kavuştursun, isterse sıkıntının içine gömsün. O yüzden normalde o razı olma yolunda olana lazım olan şey, hakka teslim olmasıdır. O kimsenin kayıtsız, şartsız, şeksiz, şüphesiz her şeyine ona teslim olmasıdır. Hatta kendi ve kendisiyle alakalı her şeyi de ona teslim etmektir. İnsanlar bir şeyleri kendilerini zanneder, ilmi kendisini zanneder, aşkı kendisini zanneder, muhabbeti kendisini zanneder, sevgisini kendisini zanneder, evladını kendisini zanneder, malını kendisini zanneder, eşini kendisini zanneder, her şeyi kendisini zanneder.
Bu bir zandan ibarettir, başka bir şey değildir. Oysa gerçek manada, hakikat manada insanın bu dünyada hiçbir şey yoktur. İnsanın hiçbir yerde hiçbir şey yoktur. Ama insan o hakikatten uzak olduğundan dolayı ne yaparsa yapsın, bunu anlayamaz, bunu algılayamaz. Ve o kimseler dünyaya aidiyet beslerler. Dünya ve dünya ile alakalı bütün her şeye aidiyet besler ve onların içinden bir tanesini kaybedersen, bir tanesi benim elimden giderse diye müthiş bir şekilde korkuya kapılırlar.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden onlar belayı hoş göremezler. Onlar sıkıntıyı hoş göremezler. Onlar çünkü dünyaya aidiyet kesmeden, dünyayı seven kimse beladan, müsibetten, sıkıntıdan, dertten, gamdan, kasabetten, her şeyden uzak durmaya çalışır. Ve bir şey ona gelecek diyor, ödü kopar. Ve onlar nimetler gelince şükrederler, nimetler ellerinden gidince şikayet ederler. Allah muhafaza eylesin. Ben o yüzden derim, Cenab-ı Hak insanlara vermiş olduğu nimetlerden geri döndürmesin. Sebep, onlar nimetlerini hatta bol bol versin Allah onlara. Sebep çünkü onlar o nimetlerden uzak durulunca küfre bile düşerler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dua edin. Etrafınızdaki insanlar nimetlerin içerisinde dolaşıyorlarsa, onlara deyin ki, Ya Rabbi sen bunlara nimetlerini artır.
Sen bunlara şükürlerini de artır. Sen bunların hamdlerini de artır. Ki bunlar senin verdiğin nimetlere hamd etsinler, şükretsinler. Ve nimetlerden, bu lütuflardan, ikramlardan beri kalmasınlar. Beri kalırlarsa Allah muhafaza eylesin. Şikayet ederler, şikayet ederlerse Allah korusun, dinlerinden, imanlarından olurlar. Rabbi muhafaza eylesin. O yüzden etrafınızdaki insanlara dua edeceksiniz. Kendinize etmeseniz dahi etrafınızdaki insanlara dua edeceksiniz. Allah onlara olan nimetlerini artırsın. Allah onların şükürlerini de artırsın. Sebep, çünkü şükredenlere Cenab-ı Hak nimetlerini artırır. Onlara da şükrü tavsiye edeceksiniz. Onlara şükür etmeleri için de dua edeceksiniz.
Eşlerinize, çocuklarınıza, anne babalarınıza, arkadaşlarınıza dua edin. Cenab-ı Hak onların nimetlerini artırsın. Aynı zamanda da şükürlerini artırsın. Hamdlerini artırsın. Her ikisini de artırsın ki onlar Allah muhafaza eylesin. Dilleri sürçmesin. Ayakları sürçmesin. Elleri sürçmesin. Çünkü kolay bir şey değildir. Bir kimse nimetin içerisinde dolaşırken o nimete muhtaç olmak, o nimete uzak durmak gerçekten kolay değildir. O yüzden dua edin. Mesela insanlar bunu görmezler. Nimet deyince yemek, içmek, ev, mal, mülk, para, pul zannediyorlar. Bu da değil. Bir üstada yakın olmak da nimettir. Bir tarikat-ı aliyenin içerisinde olmak da nimettir. Bir velinin dairesinde olmak da nimettir. Bir mürşid-i kamilin, bir üstadın, bir Allah dostunun dairesinde olmak da nimettir.
Çünkü o kimse o nimetten de uzaklaşınca Allah muhafaza eylesin. Oradan da küfre düşer. Bir tek bir kimse arabası gidince küfre düşmez. Asıl sıkıntı oradadır zaten. O kimse o nimetin kadrini, kıymetini bilmez de o halakadan uzaklaşınca o zaman da küfre düşer. Hatta öyle bir hale gelir. Bu fakir onları görmüştür. Önceden zikrullah halakasında o kimse durur. Üstadın yanı başında durur. Bir müddet sonra nefsine uyar, hevahivesine uyar, şeytana uyar, iki ayaklı şeytanlara uyar. O halakadan uzaklaşır. Bu sefer zikir halakasına da, üstadlara da, velilere de düşmanlık yapar. O zaman da zaten hapı yutar. O hadisi kudsi tecelli eder. Allah ondan intikam alır. Allah muhafaza eylesin.
Asıl nimet odur. Bakın asıl nimet odur. O yüzden bu insanlar razı makamında olmadığından dolayı, onlar böyle içinde bulundukları nimetten uzak olmamaları içinde ne yapacağız? Dua edeceğiz. Bu çünkü raziyete ulaşıncaya kadar herkes tehlikelidir. Kendi görüşünü, hakkın görüşüne tevdi edinceye kadar tehlikededir herkes. Meselenin iç yüzünü bilmez, perdenin arkasını görmez. Perdenin arkasını görmeyince kendi aklını ilahlaştırır, hevahivesini ilahlaştırır. Kendince hükmetmeye başlar. Kendince de hükmedince çuvallar gider. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bize lazım olan hakka teslim olmaktır. Bize lazım olan hakka teslim olanlara teslim olmaktır. Bize lazım olan odur. Yani hakka teslim olma noktasında değil isen, hakka teslim olanlara teslim olacaksın.
Eğer hakka teslim olanlara teslim olamıyorsan, yandı keten elbâ. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu razılık yolunda, yani Cenab-ı Hakk'a olan yakınlık yolunda, kendi görüşünü Allah'ın görüşüne tevdi etme yolunda, sen Allah'a ibadette, Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşsun. Ve sana gelen her ne ise onu hoş karşılamakla emrolunmuşsun. Şikayet etmekle değil ve ancak sana geleni hoş karşılarsan, bela, müsübet, sıkıntı, dert, gam, kasvet, varlık, yokluk, her ne geliyorsa başına dışarıdan sana geliyor. Sen bunu hoş karşılamakla yükümlüsün. Yani bunu hoş karşılamazsan, bunu tatlı karşılamazsan, sevgiliden gelen bir hediye olarak görmezsen, sen kemale eremezsin.
Allah rahmet eylesin, şeyhim öyle demişti bana. Yatağın ucuna oturdu, Mustafa Efendi, bundan sonra bir dizine gül yağı dökecekler, bir dizine ateş dökecekler. Oğlum ne gül yağını dökene karşı, ona farklı davranacaksın, ne ateşe farklı davranacaksın. Yani bu eğer siz kemale erme yolunda yürüyecekseniz, kimisi gelecek sizin dizinize gül yağı dökecek, kimisi gelecek sizin dizinize ateş dökecek. Kimisi gelecek onun dili gül dili olacak, tatlı tatlı konuşacak, kimisi de gelecek onun dili ateş olacak, sizi iğnelecek, sizi eleştirecek, size laf söyleyecek, size hakaret edecek. Ve siz bunları sahibinin o olduğunu görüp, o olduğunu görüp ona göre idrak edeceksiniz. Buradan şu aklınıza gelmesin, kötülüklerle mücadele etme, zalimlerle mücadele etme, adaletsizlikle mücadele etme değil.
Sen kendi iç dünyanda bunları yaratanın Allah olduğunu bil. Allah muhafaza eylesin ve kaza ve kaderin ondan geldiğini bil ve ona razı ol. Sakın kaderle pençeleşme. Sakın kaza ile pençeleşme. Kaza ve kaderle pençeleşenler hep mağlup olurlar. Bunu unutma hiçbir zaman. Bakın hiçbir zaman bunu unutma. Sakın fıtratınla pençeleşme. Sakın ha. Sakın başına gelen bir şeyle pençeleşme. Sen böyle ondan şikayetçi olma, ondan şekvacı olma. Allah muhafaza eylesin. Ve sana gelenlere sabretmezsen eğer, yani Allah muhafaza eylesin, hadisi kudside başka Rab arasın der. Başka Rab bulamayacağına göre küfre düşersin.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden kaderiyle pençeleşenler, kaderiyle pençeleşmek ne demek? Keşke kadın olsaydım. Keşke erkek olsaydım. Keşke boyum uzun olsaydı. Keşke boyum kısa olsaydı. Keşke cüce olsaydım. Keşke iki metre olsaydım. Keşke şunu olmasaydım. Ya bunlar senin elinde değil. Kaderle pençeleşme. Keşke benim annem babam bunlar olmasaydı. Ya pençeleşme. Annene babanın senin kaderin. Senin kaderin. Keşke benim babam böyle olmasaydı. Ya senin kaderin. Sen bununla pençeleşme. Bakın gün içerisinde insanların küfre düştüğü yerler bunlar. Gün içinde küfre düşüyor. Keşke benim boyum uzun olsaydı. Ya pençeleşme kaderinle. Boyunu senin tespit eden Allah.
Sen istediğin kadar selvi misin sulak arazide boyatacaksın. Keşke benim şuram şöyle olsaydı. Ya senin elinde mi? Benim gözlerim mavi olsaydı. Ya senin elinde mi? Senin elinde değil. Bunlar ne? Bunlar kaderle pençeleşmek. Seni doğurmaz olaydım. Kaderle pençeleşiyor. Küfre düşüyor. Bakın küfre düşüyor. Nereden senin gibi oğlum oldu? Nereden senin gibi çocuğum oldu? Kızım oldu? Nereden senin gibi evladım oldu? Kaderle pençeleştin. Yapma. Allah muhafaza eylesin. Bakın kaderle pençeleşenler eninde sonunda yenilirler. Ve hatta genel anlamda küfre düşerler. Ve bizim toplumuz ne yazık ki dini bilmediğinden dolayı gün içerisinde bunların çoğunu konuşur.
Çoğunu söyler. Kazayla pençeleşmek ne? İşte yolda giderken başına bir tuğla düştü. Kazayla pençeleşme. Keşke o yoldan gitmeseydin. Ya gidecek. Kaza gelecek ona. Veyahut da bir hastalık oldu. Keşke şöyle yapmasaydı. Bu hastalık onda olmazdı. Canım kardeşim olacak ya. Ne alakası var? Kazayla pençeleşme. Sen onu böyle kalkıp da farklı algılama. Gelmiş bir işe. Sen onu sabırla onunla nasıl mücadele edilecekse mücadele et. Ama isyan etme. Sen ona kalkıp da herhangi bir şekilde bir şey söyleme. Senin cüz-i iradenin dışında çünkü bu. Senin cüz-i iradenin, senin elinin ürünü değil bu. Ya bu dışarıdan geldi. Sabahleyin kalkıp da sen bilgisayarda kodlamadın onu. Başına senin yıldırım düşsün diye.
Sabahleyin sen kodlamadın onu. Kalkıp da sen yolda dosdoğru giderken bir araba raydan çıkıp gelecek sana vuracak. Sabahleyin kimse kodlamadı bunu sana. O zaman sen kalkıp da kazayla da ne yapma? Pençeleşme. Allah muhafaza eylesin. O yüzden belalara sabretmen gerekir bu yolda. Sıkıntılara sabretmen gerekir bu yolda. Hakkın normalde eğer haktan razı olacaksan, bu sufilik yolunda gideceksen bunlarla pençeleşemezsin. Ve başına gelenlerden mücadele etmek senin cüz-i irade vazifen. Ama onlara isyan edip küfre düşmek yok. Ancak o zaman sen hakkın gözü olma, ancak o zaman hakkın dili olma, ancak o zaman hakkın eli olma, ancak sen onunla konuşma, onunla görme, onunla duyma sırına erişirsin. Eğer sen kazayla, kaderle pençeleşirsen, belalara karşı sabırlı davranmazsan, başına gelen musibetlere karşı sabırlı davranmazsan, isyan edersen ve bu nereden benim başıma geldi?
Benden başka hasta olacak olan yok muydu? Ben böyle zikrederdim. Ben böyle zikrettiğim halde benim başıma bu hastalık geldi. Ben bir dergaha girdim, bir tarikata girdim, ben bir tarikata girdim, dergaha girdim, benim iflas etmemem lazımdı. İşte ben nereden iş kaybettim, ben nereden eş kaybettim, ben nereden çocuk kaybettim? Şikayet edersen, sen bu yolun yolcusu değilsin canım kardeşim. Ya tövbe et dost doğru, geri dön, ya da pılını pırtını topla, bu yolda durma. Bu yol herkesin işi değil. Eyvallah. Sufilik yolu herkesin işi değil. Herkes sufi olacak diye bir kaide yok. Sen hani meşhur ya kıssa, şeyhim anlatırdı, Allah rahmet eylesin.
Hani gitmiş bir kimse bir şeyhe intisap etmek için, demiş ki, efendim benim dersim ne? Ona demiş ki şeyh efendi, al oğlum demiş şu 99'luk tesbih. Sen demiş, sen demiş tesbih alacaksın, bir otuz üç eyvallah diyeceksin, bir otuz üç de eyvallah diyeceksin demiş. Ve sana ne diyorlarsa eyvallah diyeceksin demiş. Emredersiniz efendim demiş, neyse almış tesbih eline, çıkmış dergâhtan, daha dergâhtan çıkar çıkmaz bir kadın can hıraş, bağırış çağırış işte bu hırsız diye bunu yakalamışlar. Almışlar, götürmüşler, o gün için karakola. Kadın demiş işte bu ya hırsızlık yapan ve işte orada da bir de cinayet işlemiş hırsız her kim ise. Demiş benim çocuğumu da öldüren bu, işte çalandı bu.
Buna demişler, sen miydin eyvallah demiş. Mahkeme eyvallah. İdamına karar vermişler, eyvallah. İdam sehpasına çıkmış. Son sözün demişler, eyvallah demiş. Ben kısadan anlatıyorum. Asıl hırsız ve katil dayanamamış toplumun içerisinden bağırmış. Demiş, hata yapıyorsunuz. Ondan sonra demiş, bir masumu öldürüyorsunuz. Katil ve hırsız olan benim demiş. Demişler ki ona, ya sen neden söylemedin? Eyvallah demiş. Neyse tekrar yargılama, bunu serbest bırakmışlar. Demişler, gidebilirsin. Eyvallah demiş. Bu dostu şeyhinin yanına gitmiş. Demiş şu tesbih, şu da eyvallah demiş. Bana bir saate. Ben demiş, canımı ipten zor kurtardım. Tabi ham derviş böyle oluyor. Canımı ipten zor kurtardım diyor.
Eyvallahınız da sizin olsun, tesbihiniz de sizin olsun. Diyor, geri dönüyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu yolda yürüyenler, bu yolda yürümek isteyenler, sufilik yolunda gitmek isteyenler. Ben bunu hep söylerim. Böyle tekrar söyleyeyim. İyi düşünecekler, iyi karar verecekler. Eğer kendi akıllarıyla gideceklerse, yok manevi bir işaret var ise, rüyalarında gördülerse, hiç kaderleriyle ve başlarına gelen kazarlarla pençeleşmesinler, gitsinler kuzu kuzu teslim olsunlar. Yapacak bir şey yok. Allah bizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak pençeleşenlerden eylemesin. Çocuk tutucu, koşucu değilken ancak babasının omuzuna biner. Fakat kuvvetlenip küstahlaşınca, elini ayağını şuraya buraya sallamaya başlayınca hemen zahmet ve ıstıraba düşer. Bir çocuk düşünün, evli olanlar veya olmayanlar, etrafında hep küçük çocuklar vardır ya, o küçük çocuk ne yapar?
İşte annesinin, babasının etrafındadır. İşte önceden şimdi böyle çocuk arabaları falan yoktu. Şimdi lüks herkes. Önceden çocuklar bir yere gidecekse, daha küçükse, emiyorsa genelde annelerinin kucağındaydı. Anneler arkalarına böyle değişik bir çocuk sarmak için bir kumaştan yapılma şeyler vardı. Çocuklarının arkalarını sararlardı veya çocuklarının önlerine sararlardı. Çok yorularsa erkekler onu biraz götürürlerdi. Yani çocuğun bineği annesiydi. E zaten hamileyken de çocuğun bineği ne? Annesi. E doğdu, süt eminceye kadardı. Çocuğun bineği kim? Annesinin sırtında, annesinin kucağında, annesinin omuzunda. Bir müddet sonra çocuk biraz daha büyümeye başlayınca, babasının sırtında, babası bineği oluyor.
Yani bir çocuk düşünün, bu sefer o normalde yemeden sorumlu değil, içmekten sorumlu değil, ondan sorumlu değil, bundan sorumlu değil, hiçbir şeyden sorumlu değil. Çocuk mesabesinde, çocuk mesabesinde olunca her şey annesine, babasına bakıyor. Her şey annesiyle alakalı ve annesinin boynunda geziyor ya da babasının boynunda geziyor. Çünkü normalde çocuk yürüyen bir çocuk değil, koşan bir çocuk değil. Ama çocuk işte yavaş yavaş çocukluktan çıkıyor artık, büyümeye başlıyor, yürümeye başlıyor. Ona buna elini atmaya başlıyor. Bu sefer çocuk da düşmeye başlıyor. İşte sıkıntı görmeye, yaşamaya başlıyor. Orasının burasını kanatıyor. Orasının burasını çarpıyor, çürütüyor.
Orasının burasını kırıyor. Oraya buraya döküyor. Oraya buraya farklı şeyler yapmaya başlıyor. İşte normalde insanlar o kemalata ermediği müddetçe böyle başına hep böyle iş açan, ondan sonra zahmete düşen, ıstıraba düşen insanlar olur. Ama ne zaman eğer ki bu kemale erdi, o zaman çocuk mesabesinde olur. Yani bütün her şeye Allah'a teslim olmuş olur. Bütün her şeye Allah'a teslim olunca artık onun nefsi kemale erdi. Nefsi kemale erince artık o normalde onun tasarrufu, onun üzerindeki hüküm, onun üzerindeki her şey nasıl önceden babasına aitse şimdiden ne oldu? Allah'a ait oldu. Nasıl önceden anne ve babanın hükmünde, anne ve babanın tasarrufunda ve korumasındaysa, şimdi o razı noktasına gelince de Allah'ın direkt tasarrufunda oldu.
O yüzden o hani ayeti kerimede sen atmadın, ben attım oldu. O yüzden ayeti kerimede sen öldürmedin, ben öldürdüm dedi. O yüzden ayeti kerimede senin elini tutan benim elimi tutmuş gibidir dedi. Sebep çünkü o Allah'ın haşa çocuğu hükmünde. Allah'ın çocuğu olur mu? Olmaz. Sakın buradan da şimdi ortalığı ver vermeyin Allah'a çocuğu yaptı diye. Çünkü bu hani bir ayeti kerimede şey var, Hz. Mevlana'nın meslemesinde veliler Allah'ın çocukları gibidir der. Ondan sonra bu manada Allah'ın çocukları gibidir dediği şey. Yani artık onun hiçbir şeyden bu manada kendine ait bir tasarrufu kalmaz. Allah bizi onlardan eylesin.
Halkın canlar el ayak sahibi olmazdan beden kaydını düşmezden evvel vefadan sefaya uçuyordu. Yani normalde henüz daha bedene girmezden önce, bir bedene hapsolmazdan önce, o velilerin, o evliyaların ruhları, alemi ruh da öyle söyleyelim. Bir beden kaydına düşmeden hür bir şekilde dolaşıyorlardı. Ben biraz daha böyle geriye doğru gideyim bu meselede. Hani henüz daha alemi ruha düşmezden önce, ayağını sabit ede, onlar hür bir şekilde dolaşıyorlardı. Ayağını sabit ede, sevgiliyle hemhal olur, sevgiliyle yaşarlardı. Ve ne zaman ki onlar ayağını sabiteden kopup ruhlar alemine, oradan da şehadet alemine göçtüler. Ve normalde ruhlar, o ruhlar alemine, şehadet alemine göçünce, işte o zaman sıkıntı, o zaman problem başladı.
O yüzden el ayak sahibi olmazdan önce bir sıkıntı yoktu, bir problem yoktu. Herhangi bir dert, gam, kasvet yoktu. O yüzden hep veliler, peygamberler gözlerini hep ayağını sabiteye dikerler. Çünkü oradaki o hayat standardını özlerler. Oraya karşı bir kendilerince aşinalık olduğundan bu dünya onlar için zindandır. Hani hadis-i şevt, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, dünya müminin zindanıdır dedi ya, bu sebepten dedi.
Allah bizi muhafaza eylesin. Vaktaki ininiz emriyle hapsolundular. Hiddet, hırs, kanaat ve zaruret kayıtlarına düştüler. İşte ne zaman ki ayağını sabit eden ruhlar alemine, ruhlar alemine, şehadet alemine, dünyaya düştüler, gönderildiler. Ve böylece ne oldular? Hapsolundular. Hapsolunca burada onlara, nefis de onlara yapıştı. Bakın nefis de onlara yapıştı. Cenab-ı Hak ayağını sabit ede onlara nefsi üflememişti. Ve aynı zamanda da ruhlar aleminde de onlara nefsi üflememişti. Şeyde, anne karnında üflenen nefis üflenince, artık o anne karnından dışarı çıkınca, o zaman işte hırsa, o zaman hiddete, o zaman hem kötü huylara ve nefsin kendi olgusuna tecelliyat, kendi olgusunun tecelli ettiği bir zemin oldular.
Yani ondan önce nefis onların üzerinde bu manada tecelli etmemişti. O yüzden ötede her şey ayan beyan ve berraktı. Ama dünyaya, şehadet alemine sürgün yenilince, burada hırs, tamah, buradaki heva, heves, onun gözlerindeki, onların, insanların gözlerindeki görüşü bulanıklaştırdı, kirileştirdi. Yani herkes mümin doğdu, parlak bir şekilde görüşü öyleydi. Ama hiç kimse o mümin doğuşunu koruyamadı. O mümin bakışını koruyamadı. O mümince kalbi koruyamadı. Büyümeye başlayınca anne ve babasının dini üzerine büyüdü. Yani anne babası hırslıysa o da hırslı büyüdü. Anne babası gayrimüslimse gayrimüslim büyüdü. Anne babası işte Müslüman, adı Müslüman, adı Müslüman olarak büyüdü.
Anne babası namaz kılmıyordu, o da namazı öğrenmedi. Ya sonradan bir başkası tebliğ ettiyse öyle öğrendi. İşte o anne babasının dini üzerine gitti. Ya da anne babası kendi yaşadığı dini çocuğuna aktaramadı. Kendi yaşadığı dini çocuğuna tebliğ edemedi. Kendi yaşadığı dini çocuğuna anlatamadı. Aslında iyi niyetti bütün herkes. Ama yapamadı, beceremedi. Veyahut da bu konuda perdenin arkasında külli irade tecelli etti. Bilemeyiz. Çünkü biz hani örneğin Lut Aleyhisselam'ın, Nuh Aleyhisselam'ın eş ve çocuklarıyla alakalı böyle bir şey diyebilir miyiz mesela? Onu anlatamadı diyebilir miyiz? O yüzden nasıl bazı peygamberlerin çocukları kendi babalarına iman etmediyse, nasıl bazı peygamberlerin eşleri kendi kocalarına iman etmediyse, hepimiz için bir imtihan kapısıdır bu.
Hepimiz için eşimiz, çocuklarımız bizim gittiğimiz yoldan gidemeyebilirler. Veyahut da biz ona o yolu doğru, dürüst anlatamamışızdır. Evladımız ya, evladımız olunca dilimizi eğip bükememişizdir, kıramamışızdır, anlatamamışızdır. Eşimiz ya, eşimiz olunca dilimizi kıramamışızdır. Belki de sert konuşmuşuzdur. Biz ona doğru dini, doğru lisanla, doğru halle anlatamamışızdır. Veya bir şey sebep olmuştur, bir şey ne bileyim mani olmuştur, anlatamamışızdır. Allah muhafaza eylesin. Öyle olunca da insanın imtihan kapısıdır bu. O yüzden Allah muhafaza eylesin. İşte hırslanmışızdır, işte tamaha düşmüşüzdür, dünyaya kapılmışızdır. Dünya hırsıyla, dünya tamahıyla gözümüze bir şey görünmemiştir. Ama bu dünyayla alakalıdır.
O yüzden bu nefsimizle alakalıdır. Nefsimizi düzgün terbiye edememişizdir. Nefsimiz şeytanla dostluk etmiştir. Nefsimiz heva ve hevese düşmüştür. Öyle ya, hepimiz için bunlar bu dünyada yaşayabilecek olduğumuz şeyler. İşte ne zaman ki biz bu dünyaya hapsolduk, bu bedene hapsolduk, bu bedene hapsolunca bu kötü ahlaklar da bizim içimizde yer etti. Biz bunları da öğrendik. Bakıyorsun hani işte derviş ama hata yapıyor, kusur istiyor, yanlışlıklar yapıyor, günah kebaliler işliyor. Ne bileyim işte kendine sahip çıkmıyor, çoluğuna çocuğuna sahip çıkmıyor gibi şeyler görülüyor. Bunlar bu dünyanın içerisinde, bu dünyaya gelmezden önce öyle miydi? Değildi. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden Cenab-ı Hak bütün kulları, tekrar söyleyeyim, bütün kullarını İslam üzerine yaratır. Hepsi de sonradan büyürken yollarını sapıtır. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümle ümmeti Muhammed'in evlatlarını Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan evlatlardan eylesin. Cenab-ı Hak cümle ümmeti Muhammed'i Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan ümmetlerden eylesin inşallah. Biz Hakk'ın hayali ve süt isteyen yavrularıyız. Peygamber, halk Allah'ın hayalidir dedi. İşte normalde hani az önceki sohbete bağlayalım. Yani biz Hakk'ın süt isteyen yavrularıyız. Yani rezzak olan Allah, gani olan Allah. Biz ondan isteriz, ondan dua ederiz. Ve normalde duamız, sükutumuz, isteyişimiz, istemeyişimiz, her şeyimiz ona aittir.
Öyle olunca hani bu veliler için söylenir daha fazla. Bu işte Allah'ın süt hemen yavruları gibi diye. O noktaya gelen bir kimse kendisi için çok dua etmez. Ümmet-i Muhammed için dua eder. Peygamberin sünnetidir. Sallallahu aleyhi ve sellemin. Ama kendisi için çok dua etmez. Kendisine çok fazla bir şey istemez. O bütün ümmeti Muhammed'e ister. Hani burada böyle bunu söylerken bir de parantez açmak istiyorum. Şimdi insanlarda böyle bir cemaatçilik, tarikatçılık oluştu. Böyle cemaatçilik, tarikatçılık oluşunca o kimse dua ederken sadece kendi cemaatine, sadece kendi tarikatına veya sadece kendi memleketine dua etmeye başladı. Yani ümmete münhasır dua etme, ümmete münhasır isteme, ümmet için isteme biraz böyle geride kaldı.
Veyahut da lafta kaldı. Bütün ümmet-i Muhammed'in affedilmesini isterken yanı başındaki kardeşini affetmeyen bir ümmet oluştu. Bütün ümmet-i Muhammed için hayır-ü hasenat istiyor ama yanı başındaki kardeşine hayır-ü hasenat etmiyor. Yanı başındaki kardeşinin eksikliğini, noksanlığını yüzüne vuracağım diye uğraşıyor. Ama öbür tarafta mesela dua ederken ya Rabbi ümmet-i Muhammed'i affeyle iyi ama yanı başında bir arkadaşı ona zarar verdiyse onu affeyleme. Bütün ümmet-i Muhammed Cenab-ı Hak her şeyin en iyisini versin iyi, yanı başındaki kardeşine vermesin ama onunla alakalı bir sıkıntın oldu ya senin. Veyahı seni eleştirdi ya o veya sana bir laf söyledi ya. Yani bir de Türkiye'deki belli bir kesim bu ümmetçilik anlayışını ne yazık ki böyle kesintiye uğrattı. Yani siz ümmetçisiniz.
Evet bizim dinimiz ümmetçi bir din. Bizim dinimiz ümmetçi. Sen kendini başka bir din ara o zaman. Biz bütün ümmet-i Muhammed'e dua ederiz. Biz bütün ümmet-i Muhammed'in iyiliğini isteriz. Biz bütün ümmet-i Muhammed'in affını isteriz. Biz bütün ümmet-i Muhammed'in kuvvetli olmasını, ümmet-i Muhammed'in kudretli olmasını, ümmet-i Muhammed'in dünyaya hakim olmasını isteriz. Biz bunu isteriz. Ya siz ümmetçisiniz diye diye diye insanlar ümmet-i Muhammed'e dua etmeyi bıraktı. Ümmet-i Muhammed'in salahını isteme, ümmet-i Muhammed'in mutluluğunu istemeyi bıraktı. Ve öyle bir 1700'lerden itibaren öyle bir ırkçılık furyası başladı. Şimdi o ırkçılık furyasının altında bütün dünya insanlığı inim inim inliyor.
Neden? Irkçılık furyasından. Irkçılık aldı başını götürdü. Irkçılık aldı başını alıp başını götürünce her yerde sıkıntı var. Tabi bir de bunun içerisine dinsel ırkçılık da girdi. Dinsel ırkçılık ne? İşte dinler arasında, dindarlar arasında kavgayı körüklüyor deccalist sistemler. Yani müsaade ediyorlar Müslümanların kanını dökülmeye. Bu sefer Müslümanlar da kinleniyor. Kime karşı? İşte günahsız Hristiyan, günahsız yani günahsız derken o meselede dahili olmayan sivil bir Yahudi, dahili olmayan sivil bir Hristiyan. Ya ne suçu var onu bombaladın? Ne suçu var ona bomba attın? Yani gidip sen deccal ile kavga etsene, gidip sen şeytanistlerle kavga etsene, gidip sen evangelistlerle kavga etsene, gidip onlarla mücadele etsene.
Kim attı bombayı? İsrail attı. Oradaki normal bir Yahudi vatandaşın ne suçu var? Sen İsrail'in askeri personelini veya askeri olarak herhangi bir yerini bombalasana. Yok, sen gidip bir İsrail askerini öldürsene. Yok, sen git bir Amerikan savaş uçağını düşür. Yok, ne yaptı? Gittin sen camiyi bombaladın ya. Gittin sen bu Sünni camisi dedim, bombaladın. Öbürkü de Şia camisi dedi, bombaladı. Öbürkü geldi İmam-ı Azam'ın kabrini bombaladı. Öbürkü de gitti Hazreti Hüseyin Efendimiz'in torunlarının kabirlerini bombaladı. Ne farkınız kaldı birbirinizden? Ümmet kavramını yok ettiler. Ümmet kavramını yok ettiler.
73 fırkaya bölünecek dedi, bölündü. Ve 73 fırkaya bölündü. Herkes birbiriyle dövüşüyor. Ümmet kavramı kalmadı. Yani kıbleye yönelmiş insanı biz küfürle itham etmeye başladık. Namaz kalan bir kimse biz küfürle itham etmeye başladık. Ya dili sürçmüştür, dili sürçmüştür. Senin hiç sürçmedi mi? Biz onu küfürle itham etmeye başladık. Bu hale geldik. Ve bunu Deccalistlerin bir oyunu olduğunu, şeytanın bir oyunu olduğunu görmedik. Şeytan Ümmet-i Muhammed'i birbirine düşürdü. Görmedik bunu. Deccalistler Ümmet-i Muhammed'i birbirine düşürdü. Görmedik bunu. Bir baktık Nakşibendisi Kadirisine, Kadirisi Nakşibendisine, Mevlevisi diğerlerine, diğerleri Hazreti Mevlana'nın yoluna.
Herkes birbirinin yoluna laf söyleme, taş atmaya başladı. Kimisi komple bütün yolları sapık dedi. Bunların hepsi de küfür ehli dedi. Kadirisi de, Rufayisi de, Bedevisi de, Dusikisi de, Nakşibendisi de, Mevlevisi de. Hepsi de küfür ehli dedi, çıktı. Toptancılık yaptı. Ya biz ne zaman bu hale geldik? Ümmetçiliği yok ettik. Ümmetçiliği katlettik çünkü. Biz, Ümmet-i Muhammed'i arttıracağımızı eksiltmeye başladık. Ona sen kafirsin, buna sen kafirsin. O mürtet, o şirkeli, o küfür ehli. Bırak şunları ya, hepsi de küfür ehli, şirkeli. Herkes bir laf söyledi herkese. Ölçüyü konuşmadı. Bakın, ölçüyü konuşmadı. Böylece de biz, birbirimizi ateş attık.
Bakın biz, şu, koca Osmanlı İmparatorluğu, Anadolu'da sıkıştı, kaldı. Anadolu'daki Müslümanlar dahi birbirine atışmaktan geri kalmadı. Ya, koca Osmanlı İmparatorluğu battı. Koca Osmanlı İmparatorluğu küçüldü, Anadolu'da kaldı. Görmüyor musunuz bu tehlikeyi? Hala da birbirinizle uğraşıyorsunuz. Görmüyor musunuz bu tehlikeyi? Hala da birbirinizi küfürle yaftalıyorsunuz. Bu hastalığı bizim içimize kim koydu? Haricileri geçtik biz. Bakın, haricileri geçtik. Allah muhafaza eylesin. İşte, biz ümmetçiliği bu meseleden dolayı terk ettik, kaybettik. İşte, bir kral, bir laf yaptı. Suudların kralı veya Arapların kralı. Biz bütün Araplara laf söyledik.
Şimdi, Suriyelilere laf söylediğimiz gibi. Şimdi, Orta Doğu Müslümanlarına, Afrika Müslümanlarına söylediğimiz gibi. Şimdi, Pakistan, Afganistan, Keşmir Müslümanlarına söylediğimiz gibi. Şimdi, Keşmir kan ağlıyor. Hiç kimsenin umurunda değil. Bunu başardılar. Ümmet çünkü birbirine düştü. Filistin kan ağlıyor. Hiç kimsenin umurunda değil. Çünkü, onlar Arap ya. Hatta suçladık da biz. Dedik ki, kendi vatanlarını savunmuyorlar. Kendi ülkelerini savunmuyorlar. Kendi yerlerini savunmuyorlar. Sen savundun mu? Senin yerinde daha önce orası. Senin sancağın dalgalanıyordu orada. Senin bayrağın dalgalanıyordu. Afrika'da da senin bayrağın dalgalanıyordu. Fas'ta, Tunus'ta, Cezayir'de, Libya'da, Mısır'da senin bayrağın dalgalanıyordu.
Ta Bosna'nın, Adriatik denizinin kıyısına kadar senin bayrağın dalgalanıyordu. Yunanistan'da, Bulgaristan'da senin bayrağın dalgalanıyordu. Sahip çıkabildin mi sen? Kırım'da senin bayrağın dalgalanıyordu. Azerbaycan'da senin bayrağın dalgalanıyordu. Pakistan'da, Keşmir'de senin bayrağın dalgalanıyordu. Sen dünyanın süper gücüydün bir Osmanlı olarak. Sen muhafaza edebildin mi? Edemedin, edemedik. E şimdi neden laf söylüyorsun ki? Şimdi kardeşlik köprüleri kur. Kardeşliğini tesis et. Ve yurt dışına gittiğinizde görüyorsunuz. Onlar sizi abi olarak görüyorlar. Onlar sizi büyük olarak görüyorlar. Sen bu vazifeye sırtlanmak zorundasın. Sen abiliğini yapmak zorundasın. Sen ümmetçi olmak zorundasın.
Çünkü Cenab-ı Hakk'ın kaderi ve kazası seni buraya götürüyor. Sen bununla vazifelendirilmişsin. Anadolu Müslümanları bununla vazifeli. Bu vazifeden kaçamazlar. Anadolu Müslümanları bütün İslam dünyasının abisi, hamisi olmaz zorunda. Bu misyon onun başına geçirilmiş. O yüzden sen bu kaderinle pençeleşme. Sen abiliğini yap. Hani bazı ailelerde bazı kimseler vardır. Bütün sülalenin abisidir. Bütün sülalenin babasıdır. Bütün sülalenin annesidir. Bütün sülalenin teyzesidir o. Başı sıkışan, başı darda kalan bir problem yaşayan ona münacat eder. Bu tip insanlar bunlardan şikayet etmeyecekler. Bunlardan şikayet ederlerse o kaderiyle pençeleşiyor.
O Allah'ın lütfuna, Allah'ın ikramına, Allah'ın ihsanına karşı pençeleşiyor. O nimete nankörlük yapıyor. Ey ailelerinde büyük hükmünde olan kimseler, bakın büyük hükmünde olan insanlar, siz bundan şikayet etmeyin. Siz amca deyip gelecekler, dayı deyip gelecekler, abi deyip gelecekler, işte ne bileyim büyümüz diyecek gelecekler, sizden isteyecekler, size dertlerini anlatacaklar, sizden bir çözüm yolu isteyecekler. Bundan kaçarsanız eğer, Allah'ın lütfundan, ikramından, ihsanından kaçmış olursunuz. Birisi sizden derdine derman arıyorsa, sen Allah'ın elisin. Birisi senin derdine dua istiyorsa, sen Allah'ın dilisin. Birisi senden problemine karşı problem çözülmesini istiyorsa, sen Allah'ın vazifelisin. Sakın bundan şikayet etme.
Sakın bundan kaçma. Sakın bunun içinde kibirlenme. Sakın bunun içinde böbürlenme. Sakın ha ben şuna yardım ediyorum, bunun problemini çözdüm. Şunun şu işini hallettim, bunun bu işini hallettim deyip, küstahlık yapma, densizlik yapma, süper dangalıklık yapma. Allah senin üzerinden o lütuf elbisesini alıverir. Allah senin üzerinden o hamd elbisesini alıverir. Allah senin üzerinden elini kaldırıverir. Allah senin üzerinden aklını alıverir. Sen kendi kendine çok akıllıyım zannetme. O yüzden bunu bir hamd vesilesi gör. Bunu bir şükür vesilesi gör. Senin üzerinden bir derdin dermanı bulundu. Senin üzerinden bir sıkıntı ortadan kayboldu. Senin üzerinden bir bela halloldu. Senin üzerinden bir kimsenin açken tok oldu, çıplakken giyindi.
Bunu sakın ha büyük nimet olarak gör. Bunu büyük bir lütuf olarak gör. Bunu büyük bir ikram olarak gör ki, Sen Allah'ın gören gözü, sen Allah'ın duyan kulağı, sen Allah'ın tutan eli oldun. Sen Allah'ın çalışan kalbi, çalışan aklı oldun. Onun problemine çözüm getirdin. Sakın ha bunu kendinden de görme. Onu kibre düşersen bu nimet senden gider. Kibre düşersen hiç kimse sana derdini anlatmaz. Kibre düşersen hiç kimse senden yardım istemez. Kibre düşersen hiç kimse senin probleminin çözülmesi için sana müracaat etmez. Sen yeryüzünde Allah'ın halifesi hükmünde olamazsın o zaman. Sakın bundan şikayet etme. Ya hep işte geliyorlar da, benden istiyorlar da, ben hep insanlara böyle yapayım.
Sakın ha! Gani olan Allah'tır. Yardım eden Allah'tır. Zengin eden Allah'tır. Senin zenginleştirecek olan Allah'tır. Sana kar ettirecek olan Allah'tır. Seni o yolda istihdam edecek olan Allah'tır. Nice zengin görünümünde fukaralar vardır, fakirler vardır. Bir kimseye bir lokma yediremezler. Nice zengin görünümünde insanlar vardır, kapılarını bir mümin kimse açmaz, onlardan olma. Onlardan olma. Nice zengin görünümünde insanlar vardır, evlerine Allah denmez. Nice zengin görünümünde insanlar vardır, kapılarını bir fukara tıklamaz. Sakın onlardan olma. Sakın ha! Bir fukara gelip sana derdini anlatıyorsa, bil ki Allah'ın lütfu var. Allah seninle ilgileniyor. Çünkü fukaralar Allah'ın emanındadır.
Kimsesizler Allah'ın emanındadır. Dullar Allah'ın emanındadır. Yetimler Allah'ın emanındadır. Allah onları kendi dostlarına gönderir. Allah sevdiği mümin kullarını, sevdiği sufileri ancak dostlarına gönderir. Der ki gidin derdinizi bu dosta açın. Der ki gidin bu probleminizi bu dosta açın. Hani meşhurdu ya, bir Osmanlı paşası vardı. İsmi aklıma gelmiyor. Hani Sufi'nin birisi çok ağladı, çok yalvardı. Ya Rabbi dedi, bana yardım eyle. Ben naçar kaldım. Ben perişan oldum. Sen bana bir kapı gösterdi, Allah'a yalvardı. Ve Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, rüyada gece tecelleti. Dedi ki, filanca paşaya benden selam söyle.
Senin ihtiyacını görsün. Senin ihtiyacını görsün. O Sufi gitti, paşanın yalısına, paşanın işte makamına, paşanın köşküne. Kapıyı çaldı. Oradaki görevli dedi ki, ne istiyorsun? Dedi ki, ben paşayla görüşecektim. Bakın, o terbiye almış paşalar kapıdan kimseye göndermezlerdi geriye. O terbiye almış paşalar, onun ne ihtiyacı varsa görün. Ben şu anda meşgulüm, müsait değilim demezlerdi. O devlet erkanı, o terbiyeyi almıştı. En fukara vatandaşla dahi görüşürdü. Şimdiki siyasetçiler gibi, şimdiki valiler gibi, şimdiki kaymakamlar gibi, kibirli, gösterişli, yanına kimseye yaklaştırmayan kimseler değillerdi. Onlar öyle bir terbiye almışlardı. Veya şimdiki şeyhler gibi, kapısı herkese kapalı değildi.
Şeyh efendi, müsait değil, görüşemezsin. Öyle değillerdi. İşte ne bileyim, böyle kapalı kapılar ardında değillerdi. O sufi gitti, kapıyı çaldı. O paşa dedi ki çağırın gelsin. O geldi, çıktı huzura. Utana sıkına dedi ki, efendim dün akşam bir rüya gördüm, bir tecelliyat oldu dedi. Buyurun anlatın dedi. Dedi ki, rüyamda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tecelli etti. Dedi ki, kardeşim filanca dediğinde dur dedi. Dur, orada dur. Açtı kasayı, bir kese altın koydu. Dedi, rüyayı bir daha anlat. O dedi ki, kardeşim deyince al bir kese daha altın, rüyayı baştan anlat. Yine baştan anlat, yine kardeşim deyince bir kese daha altın, bir kese daha altın. Paşanın kasasında kese kalmadı.
Kese bitince, dedi ki, gerisini anlat şimdi. Dedi ki, sana bir kese altın versin, senin ihtiyacını karşılasın. Bakın, kardeşim sözüne, Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kardeşim sözüne kasasını boşalttı o paşa. Şimdi, sana bir fukara geldiyse, bir Allah'ın eli olacaksan, onun ihtiyacını gör. Bir dul geldiyse, Allah'ın eli olacaksan, onun ihtiyacını gör. Bir kimsesiz geldiyse, onun ihtiyacını gör, onun kimsesi ol. Allah'ın eli ol. Allah'ın gören göze ol. Allah'ın duyan kulağı ol. Herkes, sufilikte şunu bekler, işte Beytullah'ı görsün, fukarayı gör, fukarayı, fukarayı gör. Tay-i mekan etsin, Beytullah'ta tavaf etsin.
Tay-i mekan et, git bir açı doyur. Tay-i mekan et, git bir açı doyur. Tay-i mekan et, git bir fukarayı doyur. Tay-i mekan et, git bir borçlunun borcunu ortadan kaldır. Tay-i mekan mı istiyorsun sen? Git kimsesizin kimsesi ol. Kendi kendine manevi haller yaşayacağım diye uğraşma. El-fahri fakri dedi. Ben fakirlerle beraberim dedi. Sen bir fakirin ihtiyacını gör. Görmüyorsan, seninki dervişlik değil. Görmüyorsan, seninki zenginlik değil. O yüzden, o veliler, o Allah dostları, Allah'ın bu manada nesidir? Süt isteyen yavruları gibidir. Onlar Allah'a, Ümmet-i Muhammed için dua ederler. Etrafları için dua ederler.
Herkes için dua ederler. Allah muhafaza eylesin. Onlar, Allah'ın bu manada, Hazreti Peri'nin dediği gibi, çocuğu hükümdedirler. Rabbim cümlemizi onlardan eylesin. Gökten yağmur veren, rahmetiyle can vermeye kadirdir dediler. O avhay onları dediler ki, gökten yağmur veren, rahmetiyle can vermeye de kadirdir. Yani, yerden rızıklar çıkaran, gökten yağmurlar yağdıran, bu noktada bütün varlığı var eden ve varlığı ayakta tutan, varlığı yaşatan, o gökleri direksiz ayakta tutan, dağları ayakta tutan Allah, bütün her şeyi yerli yerinde yapan, yerli yerinde her şeyi yaratan Allah, senin de rızkını yaratacak, senin de rızkını verecek aslanı öyle söylüyorlar.
Diyorlar, her şeyi yapan odur. O yüzden gel, sen biz de anlaş, işte avlanmaktan vazgeç. Diye, ne yaptılar ona, tekrar bu konuda aslana söylediler. Ama aslan yine çalışmayı tevekküle tercih edecek. İnşallah önümüzdeki hafta olmazsa, bir dahaki haftaya buradan devam edeceğiz. 930. beytten inşallah okumaya devam edeceğiz. Konu başlığında bıraktık inşallah. Allah izin verirse, inşallah Allah ömür verirse, bir dahaki dersimizde 930'dan itibaren Allah izin verirse devam edeceğiz inşallah. Rabbim cümlemizi Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan, Kur'an ve sünnete uyan kullarından eylesin inşallah. Şimdi sorularınıza geldi inşallah sıra.
Rabbim inşallah bizler de size bilgilerini aktarmayı nasip ve müezzer eylesin. Bu geçen haftadan herhalde kalmış ama yine de bu cevaplandırmamışız inşallah.
Onu cevaplandıralım. Hocam selamun aleyküm bir şey daha soracağım. Yetiş ya Gavs desek olur mu? Bununla alakalı çok tartışmalar var. Bunu uygun gördüğümüz bir şey değil bu bizim. O yüzden işte yetiş ya Abdülkadir Geylan'ı, yetiş ya Gavs, yetiş ya Şeyh'im demek. Çok uygun gördüğümüz bir şey değil bizim. Selamun aleyküm. Eşim çok rüya gören biri değil ama son zamanlarda sık sık Cumhurbaşkanı'nı gördüğünü ve onunla konuştuğunu söylüyor. Ben de size sormak istedim ne buyurursunuz. Kıymetli kardeşler rüyanızı tam olarak anlatın biliyorsunuz böyle rüya tevhül etmiyorum. Rüyayı tam olarak anlatın inşallah. Tabi Cumhurbaşkanı'nı görmenin şekli şemali önemli.
Mesela Cumhurbaşkanı'nı güler yüzle mi gördü, tatlı dilli mi gördü, Cumhurbaşkanı'nı ne yaparken gördü. Bunların hepsi de rüyanın anlamını değiştirecek olan şeyler. Cumhurbaşkanı'nı hasta mı gördü, Cumhurbaşkanı'nı iyi mi gördü, Cumhurbaşkanı'nı bir yerde çalışırken mi gördü, Cumhurbaşkanı'nı Kur'an-ı Kerim okurken mi gördü, Cumhurbaşkanı'nı içki içerken mi gördü gibi. O yüzden sadece Cumhurbaşkanı'nı gördü, böyle rüya pek tevil etmek uygun değil. Mehmet Eren, Amsterdam'dan kardeşimiz sormuş. Selamun Aleyküm değerli hocam, değerli vaktinizi fazla almadan affınıza sığınarak bir soru sormak istiyorum. Bir dersinizde zikrullahın şehvet açtığını söylemiştiniz. Ben bunu son zamanlarda yoğun bir şekilde yaşıyorum.
Evli olmadığım için ve şu an evlenmeye imkanım olmadığı için bu konuda çok sıkıntı çekiyorum. Acaba buna irtibatı açıklayabilir misiniz? Biz zikrullah neden şehvet açıyor? Bu zikrullahın insan üzerindeki tecelliyatı. Normalde bir kimse çok zikrullah ederse bütün onun fiziki olarak vücudu diğer insanlardan daha hızlı, daha farklı çalışır. Her şey çok aktif olur onun. Hatta onun görmesi keskinleşir, duyması keskinleşir, o kuvvetlenir, ondan sonra dayanıklı hale gelir. Ama yeter ki zikrullahı tam anlamıyla yapmaya çalışsın. Yani normalde mesela halsizse halsizliği geçer, devamlı çok yorgun hissediyorsa kendini yorgunluğu geçer. Bunun gibi insan vücuduna değişik etkileri var.
Zikrullah insan vücudunu tabiri daizse, caizse diriltir. Hani sizi ölü ile diri arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulullah Allah'ı zikreden diridir, Allah'ı zikretmeyen de ölü gibidir diyor. O yüzden Allah'ı zikreden kadınlar ve erkekler daha diri olurlar. O yüzden mesela evli olanlarda sıkıntı yaşanır. Mesela bir kimse zikrullahı gidiyorsa bir erkek daha diri olur. Daha fazla hani böyle eşi ile cinsel ilişki yaşamak ister. Böyle daha uyanık olur. Daha böyle aktif olur. Eğer eşi zikrullah yapmıyorsa hanımı bu sefer ona ayak uydurmakta zorlanır. Aynı şey kadınlar için de geçerli. Mesela kadın devamlı zikrullah yapıyorsa o da çok aktif olur. O da eşine karşı aktif olur. Bu sefer eşi ona cevap veremez.
Yine sıkıntı yaşandı olur. Görürüz, duyuyoruz bunları. Dinliyoruz. O yüzden Allah'ı zikreden insanların vücutları aktiftir. Akılları aktiftir. Görüşleri aktiftir. Duyuşları aktiftir. Tutuşları aktiftir. Her şeyleri aktiftir. Allah cümlemizi hakkıyla zikreden kullarından eylesin inşallah. Benim durumumda olan bir kişi şehvetin şiddetine dayanamıyor ise ne yapmalıdır? Evlenecek. Yani bunun en kestirme yolu evlenmek. Öyle gidecek Allah rızası için. Allah için evlenecek. Erkekse gidecek bir bayan bulacak. Diyecek ki Allah için evlenmek istiyorum. Ben seni bakabilirim. Ben seni geçindirebilirim. Allah için evleneceksen. Kur'an sünnet dairesinde duracaksak evlenelim diyecek. Bayansa o da evlenecek.
Yani normalde şimdi sünnet seni tam olarak yaşamıyor insanlar. Anne babalar da çocuklarına farklı bakıyorlar. Bir kız çocuğu annesine babasına beni evlendirin. Ben veya işte şu kimseyle evleneceğim diyorsa. Veyahut da gidin ona söyleyin örneğin. İşte ben filanca ile evlenmek istiyorum diyorsa. Annesi babası onu evlendirecek. Bizde böyle bir şey oluştu. Biz çocuklarımız evlenmek isteyince. Dur yok üniversite bitsin. Dur sen yaşın daha henüz daha gelmedi. Şu yaşa gel. Dur sen şunu şöyle de yap. Dur sen bunu böyle de yap. Çocukların aklı gidiyor. Yani geç evleniyor çocuklar şu anda. Herkes çocuğunu üniversite okutacağım diye uğraşıyor. İyi okuyacaksa okusun canım kardeşim.
Okumuyacaksa da okutacağım diye uğraşma. Kız çocuğu erkek çocuğu. Okumuyacak olanla uğraşma. Okuyacak olanla gitsin okusun. Okurken de hali vakti yerindeyse anne baba. Okurken de evlendirsin. Bir de böyle bir şey var. Anne babalar ekonomik durumları iyiyse çocuklarını ekonomik durumlarıyla tehdit ediyorlar. Ya sen parayı pulu niçin kazandın? Sen çocuğunu evlenmek istiyorsa evlendir. Sen bak ya ne olacak. Hem okusun hem sen bak okurken de bak evliliklerini devam ettirsin onlar. Bizde böyle bir şey yok. Yani çocuk evlenmek istiyor. Evlendir kardeşim. Ne ayak diretiyorsun? Üniversiteyi de bitirsinmiş. Bırak bitirmek istiyorsa bitirsin. Bitirmek istemiyorsa bitirmesin.
Evlensin bak senin içine. Veyahut da işte okulunu bitirmiş. Evlenmek istiyor. Evlendir canım kardeşim. Herkes için geçerli. Şimdi ne yazık ki kadınlar, erkekler 30'unu geçiyor. 35'ine geliyor. 40'ına geliyor. Allah Allah Allah … Allah ki Allah. Yazık. O yüzden evlenecekler. Canım kardeşim, Amsterdam'daki kardeş. Hızla eğlen. Hele Avrupa'da yaşıyorsan. Bekar nasıl yaşayacaksın? Çok zor orada Allah muhafaza eylesin. Hiç görmedim Hollanda'yı, Amsterdam'ı ama yani anlatıyorlar. Ya nasıl bir insan bekar olarak bir erkek yaşayacak? Bayan da olsa çok zor. O yüzden evlenin. Anne babalar çocuklarınız evlenmek istediğinde evlendirin. Bırakın evlensinler.
Bunda bir sıkıntı yok. Allah muhafaza eylesin inşallah. Kötü Türkçem için ayrıca özür. Yok kardeşim ya. Senin Türkçen gayet iyi ya. Allah yardımcı olsun. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Cenab-ı Hak korusun inşallah. Selamun Aleyküm hocam.
Ben çok önceleri bir rüya gördüm. Belki 10 sene danışacak biri yoktu. Etrafımda hala etkisi devam ediyor. Sanki o gerçekti ve sonrası rüya gibi. Bir gotik yapı ancak cami gibi ama değil kilise gibi. Ama değil musalla taşı gibi bir taş üzerinde, bahçesinde, avlusunda sürtüstü yatmışım. Çok derinden inanılmaz güzel güçlü bir ezan sesi duyuyorum. Ses kulağımın içinde sanki. Gözlerimi açıyorum birden. Sağımdan ve solumdan başka iki varlığa ait olduğunu hissettim. İki yanda beyaz kanatlar açılıyor. Kanat açış seslerini duyuyorum. Yüz ve vücut görmüyorum. Beni ayağa dikiyorlar ve o an uyanıyorum. Bu rüyam hikmeti ne olabilir? Allah razı olsun. Canım kardeşim, ezan-ı şerif İslam'a davettir.
Kur'an ve sünnete davettir. O yüzden manevi bir davettir. Sen muhakkak Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, muhakkak namazını dosdoğru kılacaksın. Bakın muhakkak. Bütün ümmet-i Muhammed'e bu farz ama böyle sana böyle ikazlı gelmiş bu. Bu böyle sana hüccetli gelmiş, sana delilli gelmiş. O yüzden sen muhakkak Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, muhakkak namazlarını dosdoğru kılacaksın. Ve dini etrafına tebliğ edeceksin. Ve sen de rüyanda ezan okumalısın. Nasıl sana ezan okumuşlar? Sen de rüyanda etrafına ezan okumalısın. O hale gelinceye kadar koşacaksın, uğraşacaksın inşallah. Rüyan güzel, manevi. Seni manevi bir görev bekliyor. O yüzden o manevi göreve ulaşıncaya kadar koşacaksın canım kardeşim. Selamun Aleyküm.
Hiperaktif çocuklar için ne önerirsiniz? Asla söz dinlemeyen, kafasına göre takılan, aşırı enerji ve hareketli erkek çocuğu ne yapsam bir yol bulamadım. Sizin tavsiyeniz nedir? Gücüm yetmiyor artık hem fiziksel hem psikoloji. Teşekkür ederim, hayırlı akşamlar demiş. Eğer müsaitseniz, eğer bu konuda bir durumunuz uygunsa, şehrin dışında bahçeli bir yer, bir evde oturun. Böyle bir ev edinin. Veya bir köyde böyle bir oturun, ev edinin. Ve çocuğu salın tarlaya, bahçeye. Çocuğun önüne bir şeyler koyun. Ekmek için, dikmek için, koşmak için. Çocuk oralarda enerjisini atsın. Şehrin içerisinde çok zor. Canım kardeşlerim, buradan Cuma Mübarek'e göndermeyin. Lütfen, Allah rızası için. Hele bir de bunu bütün arkadaşlara söylüyorum.
Hani var ya böyle resimli Cuma Mübarek'leri hazır. Atma canım kardeşim öyle Cuma Mübarek'e bana. Açık ve net söylüyorum. Yani bir hayırlı cumalar diye yazamıyor musun ya? Bir hayırlı cumalar diye yazamayacaksan yazma canım kardeşim. Oradan resimli, güllü, çiçekli, böcekli, böyle hayırlı cumalar böyle hazır. Atma canım kardeşim bana. Öyle bir bayram tebriği atma bana. Öyle bir kandil tebriği atma bana lütfen. Allah için. Yok. Ya bir kelimeye hayırlı cumalar bitti. Yapmak zorunda değilsiniz. Hayırlı bayramlar, yapmak zorunda değilsiniz. Hayırlı kandiller, yapmak zorunda değilsiniz. Değilsiniz. Hiç kimse bana Cuma tebriği atmasa neden atmıyorlar demem.
Yapmak zorunda değilsiniz. Böyle bir hani benim şeyhim, şeyhime ben yapardım. Her Cuma telefon açardım. Efendim Cuma'nız mübarek olsun. Saatim belliydi benim. Ondan sonra Şeyh Efendi de böyle zaman zaman usulüne uygun bir şekilde söylerdi. Bir tek zakirler arasın. Cuma tebriği için veya herhangi bir şey için. Diğerleri hani böyle bunun için aramasın derdi. Bize ihlan ettirirdi. Eyvallah. Yani ben böyle bir telefon istemiyorum. Çünkü Allah affetsin. Bir telefon gelmeye kalksa herhalde Cuma günü telefonun başından kalkman. Bazı kardeşler böyle Cuma tebriği için aramaya çalışıyorlar. Aramayın Cuma tebriği için. Bunu da özellikle söyleyeyim. Eyvallah. Ya yazabilirsiniz. Hadi.
Ya yazamıyorsanız atmayın. Göndermeyin canım kardeşim. Göndermek zorunda değilsiniz. Bununla dervişliğiniz artmaz. Bak bununla dervişliğiniz artmaz. Derviştik. Güzel ahlakla. Allah'ı zikirle. Allah yolunda koşmakla artar. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Selamun aleyküm. Düğünde gelinle damada takılan takılar mehir olur mu? Biz o şekilde söylemiştik. Takılanlar mehir sayılmazsa yeniden mehir belirlemek gerekir mi? Yani mehri sonradan konuşmak gerekir o zaman. İşte düğünde ne takıldı? İşte geline şu kadar bilezik takıldı. Şu kadar şu takıldı. Yazılır. Bunların hepsini mehirim der adam. Bunu verir ona. Bu öyle konuşulabilir. Ama ucağı açık ya.
Düğünde ne takıldıysa o da mehir olur. Olabilir mi? El cevap olabilir. Ama konuşmakta hani böyle bir ölçüye oturtmakta fayda var. Bir de şimdi gelinin akrabalarının taktığı nereden geline mehir olacak? Yani gelinin amcası geldi bir bilezik taktı. Erkekle ne bağlantısı var onun şimdi erkeğin mehri yerine geçsin? Ha erkek tarafı düğünde taktıklarını mehir olarak görüyorsa. Hani işte erkek beş bilezik taktı. Bir köstek yaptı örneğin. Bunu mehir olarak söylüyorsa buna söyleyecek bir laf yok. Ama geline ne takıldıysa. Ya gelinin beş tane amcası var. Hepsi ikişer bilezik taksa. Beş tane dayısı var. Hepsi de birer bilezik taksa. Etti on beş tane bilezik. On beş tane bilezik. Hepsi de gelinin tarafından.
O mehir mi olacak şimdi? O da olmaz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bunların konuşulması lazım. Konuşulmazsa sonradan kavga çıkıyor. İyi akşamlar bir sorum olacaktı. Ablamın da benim de iki çocuğu var. Büyükleri dört yaşında, küçükleri bir yaşında. Çocukların her birini emzirdik. Hepsi birbiriyle süt kardeş oluyor mu? Şimdi normalde dört yaşındaki çocuk emdiyse, dört yaşındaki çocuk Hanefi'ye göre süt kardeş olmaz. Ama daha önce emdiyse herkes birbirini, o zaman hepsi de süt kardeş oldu birbiriyle. Bakın bir çocuk bir memeden süt emdiyse süt emme yaşında, o memeden kaç tane çocuk süt emdiyse hepsi de süt kardeş olur. Bakın süt emenler, bir memeden süt emenler süt kardeş olur.
Bu kadar. Ölçü bu. Efendim dünyaya meylim arttı, heva hevesimin peşini bırakamaz oldum. Dini kitap açıyorum, tesir etmiyor diye düşünüp az okuyabiliyorum. İbadet edince canım sıkılıyor, bunu nasıl atlatabilirim? Bunu kendinizi disiplin edeceksiniz. Yani normalde şimdi toplu sohbetler, toplu zikrullahlar olmuyor. İşte olanlar malum, oralara sıkı sıkı gitmeye çalışın. Olanlar malum, oralara sıkı sıkı gitmeye çalışın. Arkadaşlar bu konuda gevşeklik göstermesinler. Benim meşhur sözüm ya, siz bir derse gitmezseniz ikinciyi de gitmezseniz, üçüncüyü de gitmezseniz. Bir gün dersi çekmezseniz, ertesi gün de çekmezseniz. Sonraki ertesi gün de çekmezseniz. Arkadaşlar bakın, imtihan size çarptığı andır diyor.
Herkes imtihanda, herkes bu imtihanı düzgün atlatmanın yolunu seçecek. Yani birbirlerinizi destek olun, birbirlerinizi teşvik edin, birbirlerinizi sımsıkı yapışın. Küçük küçük dersler yapın ve o dersleri muhakkak takip edin. Ders yaptıran kardeşleri muhakkak yardımcı olun, muhakkak disiplini bir şekilde gidin. Aman ya ben bu gecede gitmeye vereyim dedin, yok. Olmalı. Gideceksin. Kendini disiplin edeceksin. Allah muhafaza eylesin inşallah. Selamun aleyküm. Bir hadis-i şerifte, ümmetimin yok oluşu yaralama ve taun ile olacaktır buyrulmuştur. Sahabiler, ya Resulallah, taunu anladık ama yaralama nedir deyince, Efendimiz, cinlerden olan düşmanlarınızın sizi yaralamasındandır. Böyle olan herkes şehit olur.
İmam-ı Hanbel 3. Cid 437 buyuruluyor. Cinilerin bizleri yaralaması nasıl anlamalıyız? Bunlar daha henüz daha ahir zamanla alakalı. Bu henüz daha oluşmadı. Ciniler yeryüzünü tekrar ele geçirmek için değişik mücadeleleri var. O yüzden kafirlerin arkasından saldırılar var, kafirlerle alakalı. Değişik değişik versiyonlar var. Bu ahir zamanın biraz daha böyle bir müddet daha cinniler normal müslümanlarla savaşacaklar. Bildiğiniz savaşlar olacak, bildiğiniz yaralamalar olacak. O zaman yaralamalar meşhur olacak. Şimdi böyle ufak tefek şeyler oluyor. Mesela bizim kardeşlerimizde bu görülmüyor ama Allah muhafaza eylesin gene görülmesin. Ama böyle zaman zaman cinni taifenin fiziken de yaralama yaptığı kimseler olmaya başladı.
Ufak tefek böyle görülüyor artık bunlar. Veyahut da manen yaraladıkları var. Bazıları böyle dengelerini kaçırmaya başladılar. Allah muhafaza eylesin. Yani o bir mürşidi kamile, bir veliye, bir Allah dostuna gitmeyenler bundan daha fazla zarar görecekler. Daha fazla sıkıntı görecekler. Mesela genç kızlarda daha fazla görülüyor. Genç erkeklerde daha fazla görülüyor. Böyle bunu sakın böyle işte ya gene işi tesettüre bağladı diye düşünmeyin. Tesettüre riayet etmeyen genç kızlarda, bayanlarda daha fazla görülüyor. Ona erkek kafir cinliler onlara musallat oluyor. Onlar mesela örtünememesinin bir sebepleri onlar. Tesettüre girememesinin bir sebepleri onlar.
Mesela banyolarda fazla kalmalarının bir sebepleri onlar. Bunun farkında değiller onlar. O yüzden mesela ona örtü böyle sanki başına kaya koymuşsun gibi oluyor. Veya ona manto sanki bütün dünyayı onun başına yıkmışsın gibi oluyor. Allah muhafaza eylesin. Bunlar daha da artacaklar. Bunlar onlarla alakalı. Rabbim cümleyi korusun, muhafaza eylesin inşallah. Burada bayan kardeşlere söylüyorum. Tesettürlerinize dikkat edin. Banyoda fazla kalmayın. Ve tesettürlerinize dikkat edin. Çocuklarınızın da tesettürlerine dikkat edin. Yani çocuğunuz örtünmeye karşı olabilir, örtünmekte zorlanabilir. Hiç olmazsa dekolte giydirmeyin onlara. Sebep çünkü gerçekten ve gerçekten bunu keşke, keşke demeyeyim de Allah hepinize nasip etsin.
Manen gözünüzü açsın ve manen o böyle hani tesettürsüz kadınların ve kızların, kafir cinnelerinin onlara nasıl musallat olduğunu görün. İsterim ki ümmet-i Muhammed bunları görsün. Kendileri görsünler. Kendileri görsünler ki kendilerinin üzerinde kafir cinnelerinin nasıl etkisi olduğunu görsünler. Namaz kılamıyorlar ya kafir cinnelerin musallatından. Allah muhafaza eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Annem Şafii mezhebinde. Köydeyiz. Kapıda köpekler var. Benim çocuklarım yavrularını seviyor. Annem çocuklar haram oldu deyip yedi kez ellerini yıkatıyor. Ya da banyoda yedi tas su döküyor. Maazallah ellerini yıkamadan başka bir kıyafete dokunurlarsa onlar da haram oldu deyip yıkıyor.
Annem için çocukları tutayım diyorum ama pek mümkün olmuyor. Şafii'ye göre köpeğin dokunduğu her şey necis. Nasıl bir orta yol bulabiliriz? Yani normalde annen Şafii mezhebinden çıkacak orta yol yok bunda. Çünkü gerçekten köpeğin dokunduğu yer, köpeğin herhangi bir şeye dokunduysa köpek veya o kimse dokunduysa necaset hükmünde oluyor. Mesela derim ki siz onun yürüdüğü yerde namaz kılamıyorsunuz. Veyahut da onu dokunan elbiseyle de necaset olmuş olduğundan temizlemiş olacaksınız. Temiz hükmünde olmayınca yapamıyorsunuz. O yüzden mecbur Şafii fıkhından çıkacak anneniz. Selamun aleyküm. Bir arkadaşımın sorununu yazmak istedim. Arkadaşımın eşi yurt dışında çalışmaya gitti.
Yıllar önce orada. Orada evlendi, çocuğu oldu. Yedi yıldır arkadaşıma maddi manevi yardımı veya bir para yardımı olmadı. Üç yıldır da resmi olarak boşandılar. Biz istişare ederken İmam Nikkayı ile ilgili sizden öğrendiklerimizi nacizane söyledim. O da şaşırdı. Sonra eşini arayıp bunu söyledi. Yani İmam Nikkayı'ndan da boşanmak istediğini. Eşi ise böyle kalsın. Yani boşamayacağım. Söylemiş. Arkadaşım şimdi çok tedirgin ve rahatsız. Bunu nasıl halledebileceğini merak ediyor. Ve sizi izliyor. Son olarak bir şey daha sormak istiyorum. Telefonda boşama oluyor mu? Arada mesafe varsa. Allah razı olsun. Telefonda boşama olur. Bunda bir sıkıntı yok. Ama normalde şimdi o yurt dışındaysa, boşamıyorum diyorsa, kadının bütün iaşesini, her şeyini sağlaması lazım.
İşte kadının bütün ihtiyaçlarını da görmesi lazım. Bu böyle sıkıntılı bir durum. Diyanet bu tip meselelerde kadının boşandığına hükmediyor. Bu kadınlar için bir şey, ne o? Kolaylık. Öyle söyleyeyim. Çünkü Diyanet şunu diyor fetva olarak. Eğer bir kimse resmi olarak evlilik akti var ise, evliliği devam ediyor hükmünde. Eğer resmi olarak evlilik aktini ortadan kaldırdıysa, onun da dini akti, dini evliliği yoktur hükmünü veriyor. Son dönemlerde böyle hükmediyor. Bayan bunun için bunu namel edebilir mi? Kendisi karar vercek. Ben bununla amel eder miyim? Hayır. Bu ayrı mesele. Ama o kimse Diyanet'in bu hükmüyle amel eder etmez, ona bir şey diyemem.
Ama sıkıntılı bir durum. Yani örnekliyorum bunu şimdi. O adam diyorsa ki, sen benim nikahlı eşimsin, o da pılını pırtını toplayacak, gidecek yanına. Örnek. Allah muhafaza. Selamun Aleyküm. Ben İstanbul'dan Ebru Aküle Koç. Allah sabır versin, bayan olduğun için böyle tereddüt ettim. Çünkü birkaç bayanın kardeşin böyle anneleri, babaları vefat ettiğinde, işte Twitter'da isimlerini yazaraktan başsağlığı dilemiştim. Bununla alakalı işte kimisi böyle, daha doğrusu birkaç kişinin böyle işte ayrılmış eşi, işte onlara problem çıkarmış. Hani ne sizin isminiz yazıyor falan diye.
O yüzden ben de isim yazmayı ve başsağlığı dilemeyi Twitter'dan uygun görmedim. O yüzden hakkınızı da helal edin. Allah sabır versin inşallah. Cenab-ı Hak annenizin de taksiratını affetsin. Size de sabırla bunu karşılamayı nasip eylesin inşallah. Ben geri kalanını okumadım da biraz bununla alakalı konuşayım. Bir kimse iman ehliyse, işte kendince iman ehli bir şekilde devasız hastalıktan vehvat ederse şehit hükmünde.
O yüzden koronadan ölenleri ben mümin olarak bildiğim bir kimseleri şehit hükmünde görüyorum. Cenab-ı Hak hamd-ı Sena olsun. Rabbim inşallah hepsini de katına affetmiş olarak alsın inşallah. Hamdolsun son kez yüzünü görmek nasip oldu. Gözlerinde gülümseme çizgileri vardı. Dudakları çok özlediği, sevdiğini birini görüp de mutluluktan ağlamakla olup gülümsemiş gibiydi. Zahir gözlerin böyle algıladığı, yüzün mor almamıştı, pamuk gibiydi. Sizden annem için dua istiyorum. Allah sizden razı olsun. Bugünlere nasıl bakmamız gerektiğini, ne yapmamız gerektiğini sizden öğrendim. Rabbim size uzun ömürler versin. Cümlemize Allah muhinin olsun inşallah. Allah yardım etsin inşallah. Allah sabır versin.
Rabbim korusun cümlemizi inşallah. Tanıdığım birisi derslerini çekmediğini, çekemediğini söyledi. Ona nasihat eder misiniz? Allah zikir etmekten uzak tutmasın inşallah. Komple. Bütün kardeşlerimizi, bütün ümmet-i Muhammed'i. Bir kimse gerçekten zikri terk ediyorsa Allah'la olan diyaloğu bozulur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah cümlemizi zikredenlerden eylesin. O kardeşin de gönlüne ilham etsin. Cenab-ı Hak kendisini zikrettirsin inşallah. Pazartesi günü yüksek lisans için sınava gireceğim. Hakkında hayırlı olması için dua buyurun. Allah yardımcın olsun. Rabbim en hayırlı öne çevirsin inşallah. Rabbim her şeyin hayırlısını versin.
Selamünaleyküm hocam. Ben Bursa'dan Emine kardeşiniz. Şu anda sohbetinizi dinliyorum. Ve sizi yeni buldum. Takip ediyorum. Ben de sizin bana rüyamda bir kağıt verdiniz. Bu neye işarettir? Sizden bilgilendirmenizi rica edeceğim. Canını dinliyorum. Şu an açıklar mısınız? Veya bana dönerseniz çok sevinirim. Nefis tezkiresi yapmak için nasıl yaşarım? Neleri zikredip nasıl yaşarım sizinle konuşursam? Sormak istediklerim var. Allah muvinin olsun.
Allah yardımcın olsun inşallah. Rüyanda gördüğün kağıdı sana göndereyim inşallah ben. Rabbim inşallah bizim kardeşliğimizi tesis eylesin. Rabbim inşallah cümlemizi o kardeşlik yolunda yürüyenlerden eylesin inşallah. Yapıştıramadım.
İnşallah şimdi oldu. Allah mübarek etsin inşallah. Selamünaleyküm. Bir ailede ebeveynlerden biri ayette istendiği gibi uyanık olmamasından kaynaklı. Diğeri de defalarca uyarılmasına rağmen yıllarca aile üyelerine zulmettiyse bu ailede yaşayan çocuğun durumu ne olur? Kader midir bu durum? Yani normalde çocuğun bu konuda bir suçu bir hatası yok. Ama o çocuk normalde eğer zulüm varsa orta yerde kim zulmediyorsa o zulmedene karşı mücadele edecekler.
Yani çocuk belki de çocukken bunun mücadelesini veremez. Baba zulmediyorsa annenin normalde o çocuğa karşı mücadele etmesi lazım. Eğer anne zulmediyorsa babanın anneye karşı mücadele etmesi lazım. Orta yerde bir zulüm varsa o zulme maruz kalanlar o zulümle mücadele etmeleri gerekir. Selamünaleyküm efendim iş yerinde bir abla var eşiyle sorun yaşıyor. Ne yapacağını bilmiyor rüvası dağılmak üzere ben de sizi önerdim. Siz de konuşmak istiyor. Sizin numaranızı verebilir miyim? Verin. İnşallah faydamız olur. Selamünaleyküm hayırlı akşamlar. Bir dize gül bir dize ateşi razılık noktasında kendi nefsine gelen kötülüklere nasıl etrafında sorumlu olduklarına gelen kötülüklere zarara karşı nasıl bakmalı ve davranmalıyız?
Bu normalde bizim kendi nefsimizle alakalı. Yani orada ateş dökmeleri bizim nefsimizin hoşuna gitmeyen şeyler olacak. Nefsimizin hoşuna gitmeyen sıkıntılar, bela, musibet, dert, gam, kasvet. Ama biz elimizin altındakilerden sorumluyuz. O zaman çoluğumuza, çocuğumuza, herhangi bir şeyimize bir şey gelirse onları korumakla mükellefiz. Soru 2. Etrafımızda, çevremizde karşımıza çıkan ahlaksız davranışlara, fuhuş, alkol, uyuşturucu ve benzeri kötülüklere karşı engel olmamız nasıl olmalıdır? Din nasihattır. Biz devlet değiliz. Biz kalkıp da bunları yasaklayalım. Biz kalkıp da bunları cezalandıralım. Biz devletin yerine geçemeyiz. Ama biz bunları din nasihattır deyip önce kendi evimizde sonra etrafımıza nasihat ederek bunları önlemeye çalışacağız.
Siyaseten de bunları önleyecek olanları biz seçmekle mükellefiz. Yani bir kimse şunu demeli bize. Ben ülkede fuhuşu mümkünse en aşağı çekeceğim. Ben ülkede uyuşturucuyla mücadelede en zirve noktada olacağım. İşte ben ahlaksızlıkla, eşcinsellikle mücadele edeceğim. Diyen bir siyasi organizasyonu desteklemeliyiz.
Müminler bu konuda zayıflar. Yani bunun hesabını sormuyorlar. Yani biz maaşlar ne kadar yatacak? Asgari ücret ne kadar olacak? İşte bankalar kredi verecek mi? Ekonomi hangi noktaya gidecek? Dolar kaç para olacak? Euro kaç para olacak? Ne bileyim işte şu ne olacak? Hepimiz işimizin hep dünyayla işimiz. Sıkıntı o. Hangi partiden olursa olsun. Biz mesela herhangi bir il başkanlığına veyahut da parti genel merkezine. Biz fuhuştan rahatsızız. Biz içkinin bu kadar yaygınlaşmasından rahatsızız. Biz fuhuşun bu kadar yaygınlaşmasından rahatsızız. Biz kumarın bu kadar yaygınlaşmasından rahatsızız. Biz uyuşturucunun bu kadar yaygınlaşmasından rahatsızız deyip de biz dilekçeler yazabiliyoruz mu?
Biz bu konuda tarafımızı belli edebiliyoruz mu? Hayır. Hayır. Biz belediyelere bununla alakalı bir şikayette bulunuyoruz mu? Hayır. Belediyeler istediği yere içki ruhsatı veriyor. İstediği yere gece pavyon ruhsatı veriyor. İstedikleri yere istedikleri ruhsatı veriyor. Bunlar bir de bu verenler de işin enteresan noktası kendilerini dindar muhafazakar görenler.
İşin en acı tarafı bu. Ben böyle söyleyince de sen muhalif misin? Evet ben muhalifim. Kur'an ve sünnetin haram ettiği her şeye muhalifim. Kur'an ve sünnet neyi yasakladıysa hepsine de muhalifim. Kur'an ve sünnetin yasakladığı, haram ettiği şeyleri serbest kim ediyorsa ben onlara da muhalifim. Muhalifim ya. Ben huşe muhalifim. Ben içkiye muhalifim. Ben çıplaklığa muhalifim. Ben uyuşturucuya muhalifim. Ben adaletsizliğe muhalifim. Ben insanların ayırmaya, kayırmaya, devletin, belediyelerinin mallarını, paralarının peşkeş çekilmesine, belli bir zümrelere aktarılmasına muhalifim canım kardeşim. Korkum da yok hiç kimseden. Bunu bana Kur'an emrediyor.
Bunu bana sünnet-i seniye emrediyor. Bunu bana dinim emrediyor. Ne kadar haram var ise hepsine de karşıyım. Hepsine de muhalifim. Ne kadar Kur'an ve sünnetin dışında düşünce, felsefe, hayat, yaşantı var ise hepsine de muhalifim. Hepsine de karşıyım. Karşıyım. Kim huşu daha aşağı indiriyorsa yok etmesi mümkün değildir. Adem'den itibaren bütün insanlığın hastalığıdır bu. Bütün insanlık şeytanın, haramların, heva ve hevesin tecelliyatı altında. İnsanlar bununla mücadele edecekler. Ama bunlar devlet eliyle yapılınca, devlet müsaadesi yapılınca rahatsızlık zaten. Benim muhalifliğim bu.
Yani İstanbul Sözleşmesi namus kavramını kabul etmiyor. İstanbul Sözleşmesi dini kavramları kabul etmiyor. Karşıyım. Açıkça da söylüyorum zaten. Ya namusumuz olmasın mı? Çocuklarımızın namusu olmasın mı? Eşlerimizin namusu olmasın mı? Karşıyım canım kardeşim. İçkiye karşıyım. İçki içilmesine karşıyım. İçkinin satılmasına karşıyım. İçkinin üretilmesine karşıyım. Kumara karşıyım. Oynanmasına karşıyım. Devlet eliyle oynanmasına da karşıyım. Uyuşturucuya karşıyım. Kullanılmasına karşıyım. Uyuşturucunun satılmasına da karşıyım. Evet. Gece eğlencelerine karşıyım. Pavyonlara, diskolara, gece kulüplerine karşıyım.
Orada genç kızlarının gidip uyuşturucunun pençesine düşüp orada fuhuş yapmalarına karşıyım. Onlar birer fuhuş yuvası. Karşıyım. Fuhuş'a karşıyım. Allah haram etmiş bunları. Hepsine de karşıyım. Cenab-ı Hak ne kadar haramı varsa hepsine karşıyım. Faize karşıyım. Faizin legalleşmesine karşıyım. Faizin alenileşmesine, faizin böyle gayet normal ticaret gibi görülmesine karşıyım. Bunlar Müslüman'ın, müminin olmazsa olmazları. Adaletsizliğe karşıyım. Karşıyım. Hırsızlık önlenmiyor. Karşıyım. Fuhuş önlenmiyor. Karşıyım. Eşcinsenlik önlenmiyor. Karşıyım. Bunların hepsine de karşıyım. Neler haram ise hepsine de karşıyım. Allah muhafaza eylesin.
Selamun aleyküm. Ben Erzurum'da Murat Bostancıoğlu. Ailecek hepimiz dersiyiz. Kız kardeşime de eğer uygun görürseniz ders almak istiyorum. Allah'ın izniyle sayenizde burada dervişlerinizi çoğaltıyoruz inşallah. Sizin bir sohbetinizi Erzurum'da yapmanızı isteriz. İnşallah canım kardeşim. Allah Cenab-ı Hak nasip etsin. İnşallah sen de kardeşine ders kağıttan ver. Kardeşinle de biatlaşmış olalım. Cenab-ı Hak kabul etsin inşallah. Allah'ın bizi de inşallah oraları gelmeyi nasip eylesin. Gönlüm arz ediyor. Erzincan'da kardeşlerimiz var. Erzurum'da kardeşlerimiz var. Van'da kardeşimiz var. Kars'ta var. Urfa'da var. Diyarbakır'da var. Herhalde böyle bir çıkarsak. Ondan sonra biz böyle 10-15 gün gelmememiz lazım.
Ama böyle bir fırsat da olmadı. Bazen zaman zaman sözüm var Erzincan'a gideceğim diye. Sözüm var Van'a gideceğim diye. Sözüm var Diyarbakır'a, Urfa'ya gideceğim diye. İnşallah böyle diyorum bir çıkayım. Ondan sonra Erzincan, ondan sonra Erzurum. Erzincan senin memleketten önce değil mi? Erzincan önde. Daha sonra Erzurum. Barbaros burada da Erzurumlu Barbaros. Tanışıyorsunuz mu? İstanbul'dan gitti maşallah. Böyle Erzincan, Erzurum, ondan sonra Kars, oradan Van, oradan Diyarbakır, Urfa. Hatta bir adım daha atmalı oradan. İşte Antep'te var Urfa'ya gidince kardeşlerimiz. Adana'da var, Mersin'de var, ondan sonra Antalya'da var.
Böyle bir hilal yapmalı. Oradan Konya'ya geçmeli. Konya'da var, Yunak, Akşehir, Afyon. Ondan sonra oradan hadi. Bir de Kütahya'da da var. Kütahya Afyon'dan geçince, Kütahya'da da var. Bir ay olacak, bir ayı geçer herhalde. İnşallah diyelim ya. Dua edin de Cenab-ı Hak sağlık, afiyet versin. Bir seyahat yapalım inşallah. Cenab-ı Hak nasip etsin inşallah. İnşallah ya. Bu sene böyle bir Allah'tan bir şey gelmezse, böyle bir uzun seyahat yapacağım inşallah. Allah nasip etsin inşallah. Selamun Aleyküm muskadan, büyüden korunmak için yapılan muskayı denize atmak doğru mudur? Akan suyu atabilirsiniz, denize atabilirsiniz.
Ama ne yapıldığını bilmiyorsunuz. Hiç olmazsa, yüz felak, yüz ayet-ül kürsi, yüz nas, yüz fatiha okuyun. Üzerine deyin ki, Ya Rabbi üzerimde bir şey varsa bu tip şeylerden korunmak için bunu okudum deyin. Niyet edin, onu okuyup da atın inşallah. Selamun Aleyküm hocam, 28 yaşındayım. Medrese okumakla evlenmek arasında kaldım. Ne yapmalıyım? Evlen canım kardeşim. Evlen. Gelin evden çıkarken yapılacak özel bir dua var mıdır? Gelin evi dua ile çıkarmak istemesinin sebepleri ve bu konuda tavsiyeleriniz nelerdir?
Muhakkak dua güzel bir şey. İşte gelini evden çıkarken de böyle nikah duası yapmak, bereket istemek, Cenab-ı Hak'tan hayırlı evlat istemek ve hani dua ile çıkması demek gönüllü. Evlilik iki ailenin de gönlü ile olduğu, iki ailenin de rızası ile olduğu, gönüllü bir şekilde evinden dua ile, tekbir ile, gelinliği ile gelini huzurlu bir şekilde gönderdi. Bu büyük bir mutluluk bir anne baba için. Gönüllü arzu eder ki bütün anne babalar bu mutluluğu yaşasınlar, bu mutluluğu tatsınlar. Evladını büyütmüş, o yaşa getirmiş, Kur'an ve sünnet tarihsini büyütmüş ve işte geliniyle veyahut da işte özel bir kıyafetiyle. Özel bir kıyafet şeylerde Orta Asya'dan itibaren Türklerde bu bölgenin insanında gelinlik özel kıyafeti var.
Bu beyaz gelinlik bize Avrupa'dan gelme. Bu böyle şey, bizim kültürümüz değil. Ama özel kıyafet bizim kültürümüz. Yani şimdi kızların, böyle gelin olacak kızların kınalarda giydiği elbiseler var ya, aslında onlar bizde şey, düğün elbisesi onlar. Normalde birkaç tane yapabilirler sözde ayrı, işte kınada ayrı, düğünde ayrı, otantik, orijinali o, onun o. Bu toprakların hani geleni, örfü, ölçüsü bu. Sonradan bu, ne yazık ki hani diyor ya siz adım adım uymadıkça kıyamet kopmaz. Kim bunlar? Hristiyan ve Yahudiler, minyam, evet onlar diyor. Bizim her şeyimiz Hristiyanlara ve Yahudilere uymaya başladı. Gelinlik ve damatlık da aynı. Yani ardından işte gelinlik, damatlık oluştu.
Gelinlik, damatlık Avrupalaşacağız ya, Osmanlı'dan itibaren başladı. Osmanlı'da gelinlik ve damatlık oluştu. Bizdeki gelinlik beyaz, o gelinlik değil. Bizdeki, bizim Anadolu kültürü bu değil. Ne yazık ki herkes böyle sürü psikolojisi var. Ben de dahilim buna. Söz geçiremiyor hiç kimse kimseye. Yani böyle bir şey oluşmuş. Herkes beyaz gelinlik geyecek, herkes damat olacak. Böyle işte popyon tıkacak veya ne o değişik bir erkek kıyafeti işte damatlık olacak. Farklı bir kıyafet, onunla evlenecek herkes. Böyle oluştu insanlarda. Bunun farklı bir şeyini söylediğinde ortalık ayağa kalkıyor. Yani bunu kız tarafı istese, böyle yapacağım dese erkek tarafı ayağa kalkıyor.
Erkek tarafı böyle yapacağım dese kız tarafı ayağa kalkıyor. Yani özel bir kıyafet var ama bu gelinlik değil. Özel bir kıyafet var ama bugünkü damatlıklar değil. Ve normalde işte gelinin zikirle, duayla evden çıkarılması bizim geleneğimizde var, örfümüzde var. Bu güzel bir şey. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin sünnetine de aykırı değil. O yüzden ama bu konuda mesela işte dua etmek, işte babasının veyahut da orada bir büyüğünün dua etmesi evlavi şey inşallah. Böyle dualarla, zikirlerle gelin alın, dualarla, zikirlerle kızlarınızı evlendirin. Aile büyükleri gönül hoşluğuyla çocuklarını evlendirsinler. Kızların da erkeklerin de anne babaları çocuklarının istedikleri evliliklere yardımcı olsunlar.
Yanlış bir seçim değil ise. Mesela işte haramlarla iştikal ediyorsa bir kimse. İnsanlarda da enteresan. Yani karşıdaki kimsenin namaz kılıp kılmadığını sormuyoruz. Alacak olduğumuz kızın dinini sormuyoruz. Alacak olduğumuz, verecek olduğumuz çocuğun, erkeğin dinini sormuyoruz. Ahlakını sormuyoruz. Biz onların zenginliklerine bakıyoruz. Allah muhafaza eylesin. Bunu zaman zaman hep anlatıyorum. Bir bulunduğum kasabada, bir bulunduğum zakirlik yaptığım bir kazada ve çok zengin bir ailenin kızıyla, zengin bir ailenin oğlu evlendi. Kız bir gün sonra mı, iki gün sonra mı ne boşanmayı istemiş. Hiç kimseye anlatamamış meseleyi. Beni de biliyordu o kızcağız.
Ondan sonra benimle konuştu. Dedi ki bu aramızda kalsın. Erkek dedi, gusletmiyor. Gusletmesini bilmediği gibi, gusletmeye de karşı dedi. Ve benim ailem dedi, zengin bu aile diye dedi, hiç sorup sorgulamadan evlendirdiler dedi beni dedi. Ve ben ilk gece dedi, cima olduktan sonra dedi, ben gusletmesi için söyledim dedi. Böyle bir şey mi olurmuş? Ne alakası var dedi. Sadece uzun yıkadı dedi. Gusletmedi. Bu hani boş şey, doğru şey değil dedi. Ve kız ayrıldı adamdan. Biz çocuklarımızı evlendirirken, karşıda arayacağımız özellikleri bilmiyoruz ya da heva ve hevesimize uyuyoruz. Evlilik dört şey için yapılır dedi hadis-i şerit-i peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri.
Dini, güzelliği, nesebi, soyu ve malı için. Siz dindar olanını seçiniz dedi. Hadis-i şerif net. Bazı hadis-i şeriflerde üç tanedir. Der ki işte dini için, güzelliği için, malı için der. Üç tane sıralar. Bazı hadis-i şeriflerde dört tanedir. Siz dindar olanı seçiniz diyor. Biz dindar olanı aramıyoruz. Biz dini yaşantısı nasıldır? Tesettürü nasıldır? Kızsa, erkekse dini yaşantısı nasıldır? Tesettürü nasıldır? Erkeğin de tesettürünü arayın. Evet. Şimdi öyle genç çocuklar, genç erkekler görüyorum. Hatta orta yaşlılar görüyorum. Likralı, daracık.
Kadınların kotundan veyahut da pantolonundan daha dar giyen erkekler var. Onlara da tesettür farz. Onların da vücut hatları meydanda. Yani arkadan baktığında kadından farkı yok. Hatta böyle gençler görüyorum, erkeklerden daha, kadınlardan daha ileri dar ve likralı giymişler. Onlara da tesettür farz. O yüzden biz, hani güzel ahlak arayalım. Biz böyle din derken, işte çok özür dilerim, sakalını bırakmış sarı şalvarı güzel, hodul mu hodul. Veya örtmüş mantosu, eşarbı güzel mi güzel, hodul mu hodul. Bu değil, aradığımız. Evet. Örtüsüyle beraber ahlakı da düzgün olsun.
Sakalıyla beraber ahlakı da düzgün olsun. Ahlakı düzgün olsun. Ne çektiysem, ne çektiysem, İslammış gibi görünüp kötü ahlaklılardan çektim. Ne çektiysem, ne zarar gördüysem, İslammış gibi görünüp kötü ahlaklılardan gördüm. Ne zarar gördüysem, o yüzden biz, bir kız zenginlik arayabilir. Onun kafası zenginliğe gidiyordur.
Biz onun ahlakına bakalım. Biz onların kızı vereceğimiz ailenin yapısına bakalım. Kaynanasına bakalım, kayınpederine bakalım, ablalarına bakalım, teyzelerine bakalım, halalarına bakalım. Öyle ya, kızımızı nasıl tutacaklar? Kızımızı kapının arkasında süpürge mi tutacak? Nasıl tutacak? Alıncaya kadar popu olacak, aldıktan sonra onu paspas mı içecek? Ahlakları nasıl? Gelinlere bakış açısı nasıl? Evet. Veyahut da bir kız alacağız. Aile damatlara nasıl bakıyor? Ben öyle aileler biliyorum, damında eşek yoksa damadın da mı yok diye. Evet. Damadın hiçbir kıymet harbiyesi yok yani. Böyleleri de var.
O yüzden ahlak çok düzgün. Ahlak çok düzgün. Kime kızınızı veriyorsunuz? Çok önemli. Kızını verdin kayınpederi delik göz mü? Gelinin orasını burasına bakacağım diye mi uğraşıyor? Benim oğlanın evi deyip de langırtak giriyor mu vakitli vakitsiz? Ne yapıyor o? Bunların adetleri ne? Bunların gelenekleri, görenekleri ne? Bunları kimse araştırmıyor. Evet. Kimse bakmıyor bunlara. Bunlar önceden incelenirdi. Bunlar önceden bakılırdı. Bunlar önceden incelenir. Bunlar önceden bakılırdı. E şimdi ne yazık ki gençler de böyle istediğimizle evleniriz havasındalar. Ondan sonra o havadalar. Kendileri görüşüyorlar. Kendileri konuşuyorlar.
Kendileri anlaşıyorlar. Ondan sonra diyorlar ki anne baba biz bununla evleniyoruz. Ha sen de tasdik ediyorsun. Ha tamam yavrum evlendirelim sizi. Yapacak bir şey yok. Anne babanın yapacak bir şey kalmıyor. Sonra tiyansın. Haydi bir olay çıkıyor. Bir problem çıkıyor. Anne baba uğraşıyor gene onunla. Allah muhafaza eylesin. O yüzden genç kızlara nasihatım. Anne babalarınızı iyi dinleyin. Anne babalarınızın istiyatifinin dışına çıkmamaya gayret edin. Anne babalara nasihatım. Çocuklarınızı düzgün bir şekilde evlendirmenin yoluna gidin. Çocuklarınıza taahhüt edin. İstediğiniz kimseyle evlendireceğim sizi. Ama bu konuda hep beraber ortak karar olalım.
Hep beraber ortak bir şey olalım. Sebep. Çünkü o damat o eve girecek. Kahvaltı yapacak. Yemek yiyecek. Yatacak kalkacak orada. Damadın ahlakı nasıl? Kayınvalidesine mi göz dikecek? Baldızına mı göz dikecek? Delik göz birisi mi? Bunu nereden bilecek gencecik kız? Bilemez. Veya damadın ahlakı nasıl? Bilemez. O kız da gidecek kayınpederinde kalacak. Orada kayınbiladeri var. Orada diğer örneğin enişteleri var. Oradaki aile nasıl? Bunu bilebilecek mi? Bilemeyecek. Bakın nice aileler biliyorum. İşte eniştesinin tacizine düçar olmuş. Kayınpederinin tacizine düçar olmuş. Yani adam böyle o kadar mülayim duruyor ki gelin tacizcisi şerefsiz. O kadar mülayim duruyor ki baldız tacizcisi şerefsiz bunlar.
Sütü bozuk bunların. Bunların sütleri bozuk. Bunların kanları bozuk. Bunların yüzlerine tükürmek lazım. Bunları normal toplum tepki göstermediği için bunlar köpeksiz köy bulurlar, değneksiz dolaşıyorlar. Şimdi bir de İstanbul Sözleşmesi geliyor. Namus kavramı da kalmıyor. Yani vay lan şerefsiz adam sen benim namusuma yan baktın deyip iki tokat şaplatamayacaksın şimdi. Namus kavramı kalmadı. Örf kalmadı. Adet kalmadı. Din kavramı kalmadı. Sen dersen ki bizim dinimize göre bu böyledir hükmü. Diyecek ki ya sen dini dayatıp şiddet uyguluyorsun bize. Bu sözlü şiddet diyecek. Allah muhafaza eylesin. Evet. Çocuklarımızı evlendirirken hayırla, dua ile evlendirelim inşallah. Selamünaleyküm.
Hocam yaradanı rüyamızda görmek mümkün mü? Hadis-i şerifler ve hadis-i kutsiler var. Allah rüyada görülür diye. Rüyetullah haktır diye. Bu konuda hem diyanetin yayınlamış olduğu hadis kitaplarında var, hem de diyanetin yayınlamış olduğu akait kitaplarında bu konu bir hayli işlenmiş. Mümkünse rüyalarımızda bize madde alemindeki zaman ve mekandan bağımlı veya ondan bağımsız bir şekilde halinde zuhur etmesi Rabbimin şu ve diğer benzeri ayetlerine tezatlık teşkil eder mi?
Normalde şimdi bu rüyalarda görülmesi Cenab-ı Hakk'ın zatı tecelliyatı değil, sıfatsal tecelliyatıdır. Ve sufiler o sıfatsal tecelliyatların hepsinde kendilerince derler ki bu o değildir. O hiçbir şeye benzemez. Ama hadis-i şeriflerde de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin rüyayı genç bir erkek suretinde gördüğü rivayet edilmiş ve birkaç kez gördüğü de rivayet edilmiş. O yüzden normalde bu görünmez demek, bakın bu görünmez demek, bu görülmedi demek hadis-i şerifleri inkar etmek olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Cenab-ı Hakk sıfatsal olarak rüyada görünür. Bununla alakalı Türkiye Diyanet Vakfı'nın hadis kitaplarında veyahut da Diyanet Vakfı'nın bir ansiklopedisine bakabilirsiniz.
Selamun Aleyküm. Size rüyamı danışmak istiyorum. Rüyam birkaç ay önce Cumhurbaşkanı'nın makam aracıyla beni eski evimin yakınına götürüyordu. Siyah makam aracıyla arabadan inerken evlilik yüzüğümün bir parçasının kırıldığını gördüm. Yüzüğümün parçasını Cumhurbaşkanı'na sordum. Arabaya binmeden yüzüğüm kırıktı dedi. Ben arabadan indim, sizi tekrar görebilir miyim? Görebilirim dedim. Yanındaki bir bayan göremezsin artık dedi. Sonra ben başka yerde Cumhurbaşkanı'nın kalabalık bir alanda tekrar görüp uyandım. Allah razı olsun. Hayırlı geceler. Biraz Kur'an ve Sünnet tarihinde kendinize dikkat edin. Kur'an ve Sünnet'e yapışın. Yüzüğünüzün altındır muhakkak o yüzüğünüz. Altın yüzüğünüzün kırılması sizdeki imani demeyeyim ama dini bir eksiklikten ibaret.
O yüzden Kur'an ve Sünnet tarihinde bazı eksiklikleriniz var. Allah tamamlatsın inşallah. Bir kimse birisine iş yaptırıp memnun kalmazsa, adamın işi iyi yapmadığını başkalarına anlatıyorsa, gıybet edip hakka girmiş olur mu? Sufilerce evet. Kaderine razı gelmemiş mi olur? Bu kadere razı gelmemek değildir bu. Bir iş yaptırıyorsun, işinin karşılığının emeğini almak istiyorsun, emeğini alamıyorsun. Emeğini alamadığın zaman bu senin çünkü bu noktada onu tekrar o meseleyi yaptırman lazım, onu anlatman lazım ama onu dışarı anlatman hoş değil. Yoksa başkaları da sıkıntıya düşmesin diye anlatması onun hakkı mıdır?
Bu işin durumuna bağlı. Hani bir kimse senin istediğin bir işi yerine getirememiş olabilir, bir başkasının istediği işini yapmış olabilir. Mesela işte bir terzi düşünün, gitti bir elbise diktirdi adam, terzi onun pantolonunu düzgün dikememiş olabilir. O kimse memnun kalmadı ama bir başkası diktirdi, memnun kaldı. Bunlar böyle sanatsal şeyler. O yüzden onu ya bu kötü terzi demek gıybet olur. Örneğin işte berber diyelim ki kuaför, yani gidiyorsun onda tıraş oluyorsun. Tıraş olduğun zaman senin istediğin şekli, modeli veremiyor. Bir daha gitmiyorsun ona ama senin istediğini yapamadı, bir başkasını yapamadı diyemeyiz. Namazdan önce kâhmet hangi hallerde getirilir, tek iken de getirilir mi?
Evet getirilir. Faz namazdan önce kâhmet getireceksiniz. Bir kardeş ile ulu caminde otururken bir çift imam nikahı kıydırmaya geldi. Biz de nikah yapılan odanın yanında oturuyorduk. Müezzin nikahı kıydıktan sonra çiftler borcumuz ne? Kibisinden adet yerini bulsun diye sordu. Müezzin de biz istemiyoruz ama bir şeyler verirseniz nikahınızın şeyi delil anlamında kullanarak olur dedi. Çiftler şehir dışından gelmiş, yanlarına para yokmuş. ATM'den para çekmeye gittiler. Dinen böyle bir şey var mı? Biz bu olaya şahit olduğumuz için bir sorumlunuz var mı?
Allah hidayet eylesin onlara ne diyeyim? Söyleyecek laf yok. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Dün gece rüyamda sizi gördüm. Bir şeyler yazıyorsunuz kağıtlara. Sonra sıra bana geldi. Bana verdiğiniz kağıdımı ama 16 gün sözü ağzınızdan çıktı. Sonrasında çok büyük ceviz ağaçları altında renkli renkli sandalyelerin taşınıyor olduğunu görüyorum. Taşıyanlar arasında babamı görüyorum. Çok mutlu olarak babam dersi değil. Sonrasında uyandım. İnşallah baban da ders alır. İnşallah senin de manevi yolun açılacak.
Allah yolunu açık etsin inşallah. Derslerini çek. Canım kardeşciğiz. Selamünaleyküm. 4,5 yaşındaki kızımız çok takıntılı. Çoğu zaman ne yapacağımızı bilemiyoruz. Değişikliklere kapalı. Hep aynı kıyafetler, aynı saç modeli olsun istiyor. Yeni aldığımız kıyafetler asla giymiyor. Ağlama krizlerine giriyor. Sakinlik için sekine duası istiyoruz ama başka neler yapabiliriz? Olsun daha iyi. Yeni kıyafetler olmayı versin. Çocuğunuzla gösteriş yapmazsınız. Güzel bak tasarruflu bir çocuk olacak. Allah yardımcınız olsun inşallah. Selamünaleyküm. Eşimizle özel günlerimizi, yıldönümümüzü, tanışma günlerimizi kutlayabilir miyiz? Ben çok hevesliyim böyle şeyler caiz midir?
Allah razı olsun. Teşekkür ederim. Bunda sünnet-i seneye de yok. Hadis-i şeriflerde böyle şeyler yok. Ama bir insan işte böyle günlerini kendince anabilir mi? Kendince anabilir. Gönül arzu eder ki her gününüz özel olsun. Neden belli günleri özellik haline atfediyorsunuz? Her gününüz özel olsun ama yine de birbirinize kıymet vermeniz, birbirinize değer vermeniz için böyle şeyleri yapabilirsiniz. Bunlar haram olan şeyler değil. Ama hani böyle bir doğum yıl dönümü, işte evlilik yıl dönümü, işte yaş bunların hepsi de batıdan gelmiş ya bize. Biraz benim soğuklum o yüzden. Kimyasal zararlı maddeleri kullanmamak için evlerimizde sirke kullanıyoruz temizlikte. Tuvalet, lavabo ve banyolarda da kullanabilir miyiz?
Bir de çamaşır yıkamada çamaşırları yıkarken zararlı yumuşatıcılar yerine sirke kullanıyorum da size danışmak istedim. Hiçbir sıkıntı yok. Bir de güvenilir yerden helal sertifikası olan ürenleri kullanabilir miyiz? Gimdes bu konuda çok titiz sertifikalandırma yapıyor. Hem temiz hem helal güvenilir Allah'ın izniyle. Zaten ilk bu işi çıkaran kurum da orası. Allah razı olsun, teşekkür ederiz. Tanımıyorum. Ben zaten normalde böyle bir yerlerden çok alışveriş eden bir kimse değilim. Benim yemem, içmem hepsi de hemen hemen otantik, natural. Bildiğim bir şey değil yani. Bir de rüya danışmak istiyorum. Ben yeni bir sene olmak üzere olan evli bir kadınım. Geçen gece kendimi tam doğum yapmak üzereyken gördüm.
Yanlış hatırlamıyorsam kızdı ama doğmadı. Uyandım. Uyandığımda sanki hala aynı his vardı. Doğumun gerçekleşeceği yerde. Bekarken de böyle rüyalar gördüm. Bazen doğururdum, bazen ikiz doğururdum. Hep de güzel bembeyaz bebekler oldu. Çok teşekkür ederim. İnşallah Allah seni müjdeletsin. Allah hayırlara gark etsin seni. Selamun Aleyküm. Bayanların ev içi tesettürü nasıl olmalı? Bu cinnilerin musallatında ev içi tesettürün etkisi olur mu? Evin içerisinde insanlar, serbestler, sıkıntı yok. Hem haram işlemek hem de namaz kılmak istemek yüzsüzlük müdür? Yüzsüzlük değil, namazı kıl sen. Namaz insanın kötülüklerden alıkoyar. Selamun Aleyküm.
Hocam kısacık bir sorun var. Ritüel denilen bir terapi var sizce uygun mu? Hiç haberim yok canım kardeşim. Hiç böyle terapiler de yok. Terapi istiyorsan al tesbih eline. Otur beş bin tevhid çek. La ilahe illallah, la ilahe illallah. Allah'a yalvar, Allah'a yakar. Tövbe et. En güzel terapi o. Allah'ı zikir. Selamun Aleyküm. Kişi dünyalık işler konusunda uzmanlaşmak için çokça vakit, para ve emek harcıyor. Örneğin iyi bir mühendis olmak için, çok iyi yabancı dil konuşmak için, iyi bir yazılımcı ya da bir yönetici olmak için gibi. Bu emeği ve vakti harcarken ahiret için çalışmaktan nasıl geri kalmaz? Ya da geri kalmamak gibi bir ihtimal var mıdır?
Geri kalmaz, insan çift kanatlı kuş gibi olacak. Her ikisini de yapacak. Böyle geri kalacak diye bir kaydı yok. Her ikisini de yapabilir. Çok rahat yapabilir hem de. Selamun Aleyküm. Namazda gaflete yer vermemek ne demektir? Nasıl olur? Ben bir ara böyle alıyordum, satıyordum, çekleri tahsil ediyordum, yatırım yapıyordum. Namazda. Evet. Namazdaki gaflet bu. Sonra dedim ki ben ne yaptım? Selam verdim, namazdan çıktım. Bir de akıldım öğlen namazını. Gene bir şeyler takıldı, bir de akıldım. Gene bir şeyler takıldı, bir de akıldım. Gene bir şeyler takıldı. Yine kıldım. Beşincide doğrulttum kendimi. Bir öğlen namazıydı, dükkanda kılıyordum.
Bazen insan gaflete düşer mi? Evet, gaflet bu. Namazın gafleti. O başka bir şeylerle uğraşırken kaç rekat kıldığını unutuyor insan. Namazın gafleti. Allah muhafaza eylesin. Bu namazın içindeki gaflet. Namazı hiç kılmamak. Zaten gafleti. Gömülmüş artık, batmış o. 12 rekattı kuşluk namazı nasıl kılınır? Kaç rekatta bir selam verilir? 2-2 kılacaksınız, 4-4 kılabilirsiniz. Selamun Aleyküm. Edeb-ül Müfret 460. Hadis. Habbab bin Halid ile Seva bin Halid sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme vardılar. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem duvarını tamir ediyordu. Buyurdu ki, Müslüman toprak dışındaki bütün harcamalarından dolayı mükafatlandırır.
Bu hadis-i şeriften anlamamız gereken nedir? Müslüman normalde bina var, yapıyorlar ya, bu binalar, lüks binalar yapıyorlar, lüks evler yapıyorlar. Bunların dışındaki her şeyden mükafatlandırılır diyor. Yaptığınız ev eğer salih bir ev olursa, yani misafirlerin rahat ettiği, evinde zikrullah olan, Kur'an ve sünneti hizmet eden bir ev olursa ondan sorumluluğu olmaz. Binek de aynı. Selamun Aleyküm. Oğlum adet gördüğünü ve kadınlık hormonlarının erkeklik hormonuna göre daha yüksek olduğunu söyledi. Birçok şeye şahit oldum ama yüzüne hiç vuramadım, hep korktum. Şimdi dış görünüş olarak bir kız evladımı silemiyorum, babası yok, annem silmemi istiyor ve bedduadan vazgeçmiyor, tutumum nasıl olmalı?
Asla evlatlarınızı silip atmayın. Bir doktora götürebilirsiniz. Yani gerçekten hem erkeklik organı hem de kadınlık hormonları olabilir. O yüzden normalde bir doktor kontrolünde, hatta bir jinekolog olabilir, bu noktada birkaç tane doktora gösterip, bunun fiziki olarak durumunun ne olduğuna bakılabilir. Eğer gerçekten böyle bir kadınlık hormonları varsa, kadınlık uzvu varsa, erkeklik uzvu, mesela iş görmüyor da kadınlık uzvu iş görüyorsa, o zaman tedavi edilip kadınlığa doğru yönlendirilebilir.
Yok eğer böyle değilse, kadınlık uzvu yok ise, şimdi Hanefilerde bunun iştahadı var, çok eski bir iştahat ama Hanefiler şöyle iştahat etmişler, bununla alakalı çift cinsiyetlilerle alakalı iştahat etmişler. Bunu şeyde bulamazsınız, küçük fakıh kitaplarında bulamazsınız. Bunu ancak külliyelere bakmanız lazım. Büyük yani, Serasi gibi örneğin, işte neydi Hanefilerin daha öbürkü, İbn-i Abidin, İbn-i Abidin'e bakabilirsiniz.
Ben şimdi bunu tam olarak net nerede okuduğumu hatırlayamayacağım şimdi ama ya İbn-i Abidin'de okudum, ya Fetevay-i Hindiyye'de okudum. Çünkü Fetevay-i Hindiyye olabilir büyük bir ihtimalle, çünkü daha önce o vardı bende. Hanefiler derler ki bu konuda, eğer bir çocukta bir kimsede iki uzu var ise, yani hem kadınlık uzu hem erkeklik uzu var ise, bakın bu çok eski bir iştahattır. Bunu her yerde de bulamazsınız böyle. O zaman der, bu küçük tuvaletini hangi uzuvdan yaptığına bakılır. Eğer kadınlık uzuvdan yapıyorsa, o kadın hükmündedir. Erkeklik uzuvdan küçük tuvaletini yapıyorsa, o erkek hükmündedir. O zaman o tarafa doğru meylettirilir. Çünkü zaman zaman bu tip insanlar oluşmuş, bunun fetvasını öyle vermişler.
Şimdi ay hali görüyorum, psikolojik olabilir bu. Yani ay hali görmesi için onun kadın yumurtalarının olması lazım, rahiminin olması lazım. Ve rahiminden onun normalde yumurtanın dışarı çıkıyor olması lazım. Yani bunu böyle psikolojik olarak böyle görebilir, böyle olabilir. Babası olmayan çocuklarda, böyle ailenin parçalanmış olan çocuklarında, çocuklarda bazen babaya nefret, erkeğe nefret olarak oluşuyor. Ve erkek çocuk böyle kendisini kadın hissetmek istiyor. Veyahut da annesinin çekmiş olduğu sıkıntıları, annesinin yaşamış olduğu problemlere bakıyor. Annesiyle empati kurup, annesinin rolünü üstlenmeye çalışıyor. Annelik yapmaya çalışıyor. Veyahut da onun böyle kadın gibi kendisini görüp onunla beraber olmaya çalışıyor.
Bunun böyle psikolojik saplantıları var. Hani babalar evlerde dikkat edecekler, eşlerine zulmederlerse, mesela erkek çocuklar otomatikman annenin safına geçebilmesi için anneleşebilir, anne rolünü üzerine alabilir. Veyahut da kadınlar evde babaya zulmediyorsa, babaya böyle ikinci sınıf vatandaş gibi görüyor, onu öteleyip iteliyorlarsa, kız çocukları babalarının bu halini gördüğünde babasını seviyorsa, o da erkekleşebilir babasıyla empati yapıp. O yüzden bu tip meselelerde hemen reddetmek, hemen çocuğun üzerine çullanmak, hemen onu dövmek, çarpmak, sövmek, hakaret etmek çözüm değil. Çocuğu bir fiziksel olarak, iki psikolojik olarak çocuğu dinlemek, fiziksel olarak onu bir baktırmak, psikolojik olarak da onu dinlemek, hatta bu konuda uzmanlaşmış psikologlar veya psikiyatrillere götürüp onlarla konuşmak lazım.
Diyeceksiniz ki, hani böyle biraz geniş anlattım, bu tip insanlarla sohbet ettiğim, konuştuğum kimseler var. Uzun yıllar konuştuklarım var içlerinde, uzun dönemde konuştuklarım var. Bunların beyin gerilerinde ailelerle alakalı sıkıntılar var. Bunu buradan bütün dinleyenlere söylüyorum. Evde anneler anne gibi davranacaklar, babalar baba gibi davranacaklar. Anneler kocalarına eş gibi davranacaklar, kocalar da kadınlarına zulmetmeyecekler, kendi eşleri gibi davranacaklar. Herkes yerini, yurdunu bilecek ve kimse birbirine zulmetmeyecek. Çocukların önünde muhakkak ki ev içerisinde ufak tefek atışmalar, tartışmalar, anlaşmazlıklar olacak ama bu zulüm derecesine gitmeyecek. Çünkü çocuklar beyin gerisinde kim kime zulmediyor, kendince haklıyı haksızı ayırt ediyor, empati kurup o safa geçebiliyor.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden her şey olabilir, her şey mümkün. Sakın çocuğunu reddetme. Benim sana tavsiyem. Yani çocuk dediğine göre yaşı daha büyük değildir onun. Muhakkak onunla irtibata gir. Muhakkak onu yanına çağır. Çünkü zaman içerisinde onlar huşe yönlendiriliyor. Bakın burası çok önemli. Reddettiğiniz, hani eşcinsel eğilimli görüp reddettiğiniz erkek ve kız çocukları bir müddet sonra huşe yönlendiriliyor ve huşun çarkına düşüyor.
Bilhassa erkek çocuklar huş çarkına düşüyor. Onu aldatıyorlar, onu kandırıyorlar, işte uyuşturucu veriyorlar, sarhoş ediyorlar. Belki de o esnada arkadan cinsel ilişkiye henüz daha alışmadı, alışkın değil, hiç olmadı. Ona uyuşturucu vererekten, onu içki içirerekten, onu kendinden geçirerekten cinsel ilişkiye giriyorlar. Cinsel ilişkiye girdikten sonra bir, iki, üç, o kaybedilmiş vaka oluyor. Artık onu kullanıyorlar, artık onu pazarlıyorlar. O böyle huş sektörüne adım atmış oluyor. Ve oradan da geri dönmesi zor oluyor. Şimdi böyle işte o kendince, kendi böyle işte duygulanınca ben kadınım, ben kızım diyor. İşte erkek sevgili ediniyor kendince.
İşte erkek sevgilileri oluyor. Hatta bir tane de olmaz bunlar da. Evet. Bir tane değildir. Onun bu tip arkadaş çevresi oluyor. Bu arkadaş çevresi onu yönlendiriyor. İşte beraber eğleniyorlar, yiyorlar, içiyorlar. Ondan sonra ya bir içkisine bir hap koyuyorlar veya yemeğine bir hap koyuyorlar, bir şey yapıyorlar. Ne yazık ki o kendisini kendince, kız, kadın hisseden o erkeğe arkadan cinsel ilişkiye giriyorlar.
Ve belki de o bir gecede birkaç sefer oluyor. Ve böyle olduktan sonra da bu mesele, velat talim, amin oluyor, bitiyor iş. Karşımıza bir eşcensel olarak çıkıyor. Sonra erkeklerden intikam almaya başlıyor. Evet. Bilhassa parçalanmış ailelerin çocukları. Bu handikapa çok düşüyor. Allah muhafaza eylesin.
Bazı mahallelerde kahvede oyun oynandığına şahit oldum. Şikayet edebilir miyim? Nerede bir haram, nerede bir yanlış, eksik varsa herkes her şeyi şikayet edebilir. Efendim Mardin'de de dervişleriniz var. Diyarbakır'dan sonra 90 kilometre. Evet. Özür dilerim. Hakkınızı helal ederim. Bütün şehirleri. İl ve ilçeleri aklımda tutamıyorum. Doğru söylüyorsunuz. Mardin yakın. Evet Mardin'de de kardeşlerimiz var. İnşallah oraya da gelirsin. İnşallah. Biz her şeyi bırakacağız. Seyah alacağız, düşeceğiz yollara böyle giderse. Allah selametlik versin inşallah. Hocam anlayamadım.
Normalde hani bir şey almışsınız ya. Rüyanda bir kağıt almışsınız ya. Size ders alacağınıza işaret o. Size ders kağıdını gönderdim bu numaradan. İnşallah dersi çekmeye devam edin. Selamun Aleyküm. Dün gece gördüğüm bir rüyadan bahsetmek istiyorum. Rüyamda annemi gördüm. Annemin suretinde cinin içine girdiğini gördüm. Annem bana yaklaşmaya çalışıyordu. Korktuğumdan dua etmeye ve zikir yapmaya başladığımdan bana yaklaşamıyordu. Duamı bitirdikten sonra benim üzerime geliyordu. Tekrar dua etmeye başladığımda uzaklaştı. Benden sonrasında uyandım hayırlı geceler. Devam et. Devam et Allah'ı zikre. Derslerini bırakma. Derslerini bırakma. Bir de yatay geçiş yaptım. Bir hafta sonra açıklanacak.
Allah yardımcın olsun. Rabbim en hayırlı yöne çevirsin inşallah. Zikrullaha, duaya devam inşallah. Efendim, Instagram'da ücretsiz Hz. İsa'yı tanıtma amaçlı İncil dağıtılıyor. Bugün gördüm ve üzüldüm. Onlar dinlerini yaymak ve insanları saptırmak için elinden geleni yapıyor. Fakat biz hiçbir şey yapamıyoruz. Allah yapanlardan eylesin inşallah.
Bayan kişinin, babasının dini ve ahlakı denklik yok deyip kızını damadından boşayabilir mi? Evlendirmiş. Daha nereye boşayacak? Geri dönüşü yok onun. Onu önceden yapacaktı. Evet, bana selamlar. Ah bir çıkıp gelseniz demiş. İnşallah Cenab-ı Hak nasip etsin. Selamünaleyküm. Eşimle evlenirken sadece resmi nikah yaptık. Dini nikah yapmadık. Allah nezdinde resmi nikah geçerli midir? Başkaları geçerli görebilir. Ben geçerli görmüyorum. O yüzden çok basit. Hemen de ki ben seni Kur'an'a, sünnete, İmam-ı Azam'ın iştahı üzerine, eski mehirimin üzerine nikahladım der. Selamünaleyküm.
Çocuğumuzu imam hatip okuluna gitmesi için zorlamalı mıyız ne tavsiye ederseniz? Ben zorlamak istemem asla. Yani dimi meselelerin de zorla olmasını istemem. İleride çocuklar çünkü dinden nefret ediyorlar. Dimi meselelerden nefret ediyorlar. İntikam alıyorlar genel olarak. Ha bazısı belki de olmayabilir ama din zorlanılacak bir şey değil. Zorlamayın. Selamünaleyküm. Ben 14 yaşındayım. Adım Kübra. Üç gün önce gördüğüm rüyayı size anlatmak istiyorum. Ben ormanlık bir yerdeyim ve karşıma hep engeller çıkıyordu. Kötü insanlar çıkıyordu. Ben zor da olsa bir şekilde o engelleri aşıyordum. Sonucunda da karşımda babamı ve sizi gördüm. Siz aracınızdan inerken bana gülümsüyordunuz.
Babam da sizi bekliyordu. Ben de babamın yanına gittim ve sizi karşıladık. Kübra inşallah zorluklar çekeceksin, sıkıntılar çekeceksin. Yoluna devam et inşallah. Selamünaleyküm. Sohbette kul Müslüman ama doğduktan sonra çocuk büyüdükçe bozuluyor dediniz. Kulun büyüdükçe bozulacağını Allah biliyor. Ama bu aşamada kişinin anasından, babasından veya bir başkasından alacağı bir hayır duası bozulmaya etkiler mi? Evet. Yoksa o kul ne yapılırsa yapılsın veya ne yaparsa yapılsın bozuk mu devam edecek? Hayır. Böyle bir şey diyemem mi? Selamünaleyküm. Rüyamda anneannemlerin köy evinin önünde mezarlar vardı. Ben de balkondan bakıyorum. Koronadan dolayı ölenlerin hepsi birden teker teker dirildiler. Şaşırdım. Evin içine girdiler.
Benden uzak durun dedim. Onlara bizi bulaştıracaksınız dedim. Daha sonra gözümün önünden siz geçtiniz. Hayırlı geceler. Korona bulaşanlardan korkma. Etkide kalmışsın. Allah muhafaza eylesin inşallah. Bir bayan, selamünaleyküm. Bir bayan olarak saçlarım çok fazla dökülüyor. Geçtiğim her yerden saç topluyorum. Kafamda saçların arası açıldı artık. Bu konuda ne yapabilirim? Bir tedavi edilene kadar kafamı kazıyabilir miyim? Kazımasan daha iyice kızartabilirsin. Ama illaki kazımak gerekiyorsa şifa niyetine kazınabilir. Bir sıkıntı olmaz. Ümit etmemek ile ümitsiz olmak arasında fark var mıdır? Ümitsiz olmak farklı bir şeydir. Ümit etmemek farklı bir şeydir.
Yani bir şeyde ümit etmemek tahmin etmektir. Mesela ümit etmiyorum bugün tahmin ediyorum kar yağmaz. Ama yani hiç kar yağmaz bu farklı bir şey. O yüzden böyle bir kimse ümit taşımalı kendince. Ama doğru, makul, malum şeylerde ümit taşımalı. Ümitsiz olmamalı. Bilhassa bu böyle ümit meselesi, tövbe ile alakalı meseleler de çok öne gelmiş. İslam dairesinde. Hani affı olmaktan ümidi kesmek, Allah'ın yardımından ümidi kesmek, Allah'ın lütfundan, ikramından, ihsandan ümidi kesmek gibi. Bunlar şeytanın, şeytanın vesvesesi olarak görülmüş. Bir velinin sohbetinde hazır bulunmak, bir kişinin 80 yıllık günahı kefarettir hadisini nasıl açıklarız? Açık hadis.
Bir velinin sohbetinde bulunmak, 80 yıllık o kimsenin günahına kefaret olduğu gibi, 80 yıllık, başka bir hadisler de 80 yıllık nafile ibadet etmiş gibi olur diyor. Çünkü o veli ona Kur'an ve sünneti anlatacak, Allah'ı anlatacak. O yüzden sohbet gerçekten önemli. Bir süredir dersimi çekemiyordum. İnşallah geri döndüm. Tövbe de tekrar çekmeye başladım. Dersimi çekerken boşa çekiyormuşum gibi geliyor. Parantez açayım. Bu şeytanın vesvesesi. Gün içinde tevhid çekmeye gayret ediyorum. Bazen kendimi sus pus buluyorum. Bazen zikre devam etmeye başlıyorum. İnşallah size danışmak istedim. Devam et. Hem dersini çek, hem de gün içerisinde tevhide devam et. Öyle şeytan, nefis, insana vesvese verir.
Boşuna çekiyorsun, şunu yapıyorsun, bunu yapıyorsun diye. O vesveseye, o şeytanın dest sesine kanma. Kalbimizden, aklımızdan haram geçen düşünceleri nasıl hakim olmaya, helal daliye tutmaya başaracağız? Bunun için mücadele edeceğiz. Ama geçecek mi yine? Geçer. Kemal erinceye kadar herkes için bu var. Evlilik çağında bir bayanım başının bir bölümünde saç çıkmıyor. İse saç ektirmesi düşüncesine ne dersiniz? Ehtirilebilir, bunda bir sıkıntı yok. Perüha müsaade etmemişler. Saç ektirmeye bu konuda bir sıkıntı yok. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri saçı çıkmayan bir sahabenin başını yardı. Kendi sakalından oraya bir tane sakal yatırdı. O sahabenin saçı çıktı.
Sakalı çıkmayan bir sahabenin de yanağını yardı. Yine oraya bir tane kendi sakalından yatırdı. O sahabeden sakal çıktı. Buradan hareket ederekten ben bu iştahı da yapıyorum diyorum ki saç ektirme, sakal ektirme caizdir. Selamun Aleyküm. Migren ağrısı için tavsiye edebileceğiniz bir şey var mı? Tevhid la ilahe illallah. Bütün ağrıların, sızıların, sancıların şifası tevhid. Eğer yapabilirsen, yapabilirsen. Her başının ağrını da elini başına koy. En az yedi tane Fatiha-i Şerif oku. Vaktin varsa kırk tane oku. İnşallah. Allah'ım şifa versin inşallah. Haklarınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Eğer yurt dışına gidemezsem önümüzdeki cumartesi günü.
Eğer yurt dışına gidersem bir dahaki cumartesiye buluşmak üzere. Geceniz hayır olsun. Biz yine inşallah mutat bir şekilde tevhidimizi okuyup geceyi sonlandıracağız. Gelin bakalım içeridekiler. Biz yine bir kavurmalık olduk burada. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin.
Rabbim yar ve yardımcınız olsun inşallah. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi