Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 19 Temmuz 2020 · 2:46:24
Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, her nefeste Cenab-ı Hak kendisini zikreden, kendisine hamd eden, kendisine şükreden kullarından eylesin, her daim günah işlediğinde pişman olan, tövbe eden ve bir daha işlememeye gayret eden kullarından eylesin, Rabbim inşâAllah cümlemizi de affolacak ameller işlemeyi nasip eylesin, Rabbim gönüllerimizde kendisine olan aşıklık hissiyatını çoğalsın inşâAllah.
Yine cumartesi mesnevi sohbetlerine devam edeceğiz inşâAllah. Hani bizim aslanla av hayvanlarının konuşması vardı, av hayvanları toplanıp demişlerdi ki aslana, senin çalışmana, koşturmana, gayret etmene, bizi avlamak için uğraşmana gerek yok, biz her gün senin yiyeceğini senin önüne verelim, sen bizi avlamaktan, bizi tedirgin etmekten vazgeç. Şu ormanlıkta, şu bağ bahçenin içerisinde herkes salimen, galimen hayatına devam etsin demişlerdi. Bu konuşma aralarında devam ediyordu ve en son aslan demişti ki onlara, içinde pusu kurmuş olan nefis ise kibir ve kim bakımından bütün adamlardan beterdir. Yani içinde bir kimse nefis taşıyorsa, bir kimse içindeki kibir var ise o bütün insanlardan daha kötüdür, o bütün insanlardan daha sıkıntılıdır, onlardan her türlü tehlike beklenir demişti.
Burada kalmıştık ve bu akşam da buradan devam edeceğiz. 907. Beyt'ten, benim kulağım mümin bir zehirli hayvan delinden iki kere dağlanmaz sözünü işitti. Peygamberin sözünü canla, gönülle kabul etti dedi aslan. Bu meşhurdur bu hadis-i şerif, bütün hadis-i şerifler meşhurdur. Ama mümin aynı delikten iki sefa ısırılmaz, sokulmaz hadis-i şerifi, müminlerin dilinde tabiri caizse böyle bir pelesenek olmuştur.
Çünkü hani uyanık mümin, akıllı mümin, tecrübeli mümin, başına gelenlerden ders almış olan mümin, bir daha hata yapmaz, bir daha aynı yerden yenilmez, bir daha aynı yerden kendisini ısıttırmaz manasında. Buhari ve Müslümin, aynı zamanda Ebu Davud'da da geçer bu, farklı kelimelerle, akıllı ve olgun mümin aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz der. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hadis-i şerifinde. Tabi bu hadis-i şerifin esbab-i nüzülü vardır ya, bütün ayet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerinin esbab-i nüzülü yani sebebi vardır. Bir ayet-i kerimeyi daha iyi anlayabilmek için, onun nüzül sebebini araştırmak gerekir. Yani bu ayet-i kerime neye binaen indirildi, bu ayet-i kerime hangi olayın üzerinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin vahiy olarak geldi, onun hükmünü daha iyi anlayabilmek, onun ayet-i kerimenin ne manaya geldiğini, bizden ne istediğini daha iyi çözebilmek için esbab-i nüzülünü iyi bilmemiz gerekir.
Şimdi bu ilimler yavaş yavaş ortadan kalkıyor, insanlar bunu reddetmiyorum. Oradan Kur'an-ı Kerim'in mealine bakaraktan hemen bir sonuca varıyorlar. Bu doğru bir davranış değil. Çünkü o ayet-i kerime hangi olayın üzerine indirildi, hangi olay oldu da o ayet-i kerimeyi Cenab-ı Hak bize bahşetti, bize lütfetti, onu öğrenmemiz lazım ki biz o ayet-i kerimeyi daha iyi anlayalım, daha iyi kavrayalım. Aynı şey hadis-i şerifler için de geçerli. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu sözü neye sebep olarak söyledi? Bu hadis-i şerifin sebebi şu, Bedir Harbi'nde Ebu İzzet namında meşhur bir şair esir alınmıştı ve kendisine normalde kendisi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine yalvardı, yakardı.
Bir daha asla işte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hicretmeyeceğini, Müslümanların aleyhine bir şey konuşmayacağını, Müslümanların aleyhine hiç kimse kışkırtmayacağını ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine böyle alaylı sözlerle ona bir hiciv yapmayacağına, bir kötülük yapmayacağına ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle, Müslümanların namuslarına, şereflerine, izzetlerine, haysiyetlerine bir laf söylemeyeceğine dair işte büyük yeminler etti, sözler verdi ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onu affetti.
Onu affedince o da kavminin yanına gitti ve yine sözünde durmadı. Yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve Müslümanlara karşı müşrikleri kışkırtmaya başladı. Yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ve Müslümanları hicretmeye, onlarla alay etmeye, onları aşağılamaya, onları kötülemeye, onlarla alakalı her türlü aşağılayıcı, ne bileyim işte insanlık onurunu zedeleyici sözler söylemeye başladılar. Yani hani derler ya huylu huyundan vazgeçmiyor diye, müşrik de müşrikliğinden vazgeçmiyor. Ve ne yaptı? Ardından Uhud'a geldiler Bedir'den sonra. Uhud'a gelince yine Müslümanların eline Uhud'da esir düştü. Müslümanların eline yine esir düşürünce yine serbest bırakılmasını istedi. Yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine geldi.
Yine yalvardı, yakardı. Bu müşrik sıfatıdır, müşrik adedidir. Bu müşrikler böyle zora gelince işte hemen Müslümanlara yalvarırlar, yakarırlar, bir daha yapmayacaklarını söylerler. Ve Müslümanlar da kendilerince daha önce o yapmış onu, onun tekrar yapmayacağını düşünürler. Onu affederler kendilerince. Oysa bu doğru hareket değildir. Affetmek kimedir? Müslümanın Müslümana karşı affediciliği vardır. İnsan mümin kardeşlerine karşı affedici olması gerekir. Müminlere karşı şefkatli ve merhametli, münafıklara karşı, kafirlere karşı şedid olması gerekir. Müminin sıfatı budur. Bakın müminlik sıfatıdır. Tekrar söylüyorum, altını çizerek dön söylüyorum. Müminlik sıfatıdır. Müminler, müminlere karşı şefkatli, merhametli ama kafirlere karşı şediddirler.
Öyle olunca kafire karşı şedid durmak farz olur. Ama bu değişti şimdi Müslümanların arasında. Müslümanlar birbirlerine karşı şedidler, birbirlerine karşı acımasız, birbirlerine karşı gaddar, birbirlerine karşı zalim, birbirlerine karşı ellerinden gelen bütün hainliği yapıyorlar. Kafirlere gelince onlara karşı şirinler, onlara karşı çok tatlılar, onlara karşı çok yumuşaklar, onlara karşı ne kadar şirinlikleri varsa hepsini de üzerlerinde taşıyorlar.
Böyle bir enteresan hale geldi. Tersine döndü mesele. Ya bu senin mümin kardeşin, yapma etme yok. Ama git aynı o kimseye bir müşrik gidince onu ayakta karşılıyor. Veya bir münafık gidince onu ayakta karşılıyor. Bu her yerde aynı. Resmi dairelerde aynı, bankalarda aynı, belediyelerde aynı, adliyelerde aynı. Nereye giderseniz gidin aynı. Bir kimse eğer ki İslam kıyafeti varsa, üzerinde İslam'ı simgeleyen ritüeller var ise, işte sakal gibi, sarık gibi, cübbe gibi, şalvar gibi erkekler için, işte bayanlar için başörtüsü gibi, işte çarşaf gibi böyle bir hani dinin kendince olmazsa olmazları yani örtünmek farz. O yüzden bir bayan böyle İslam'a uygun bir şekilde vücut hatları belli olmadan, vücut hatları yani belli olmayacak, yani daracık kıyafetler olmayacak, içleri görünmeyecek, yani incecik kıyafetler olmayacak.
Bakın incecik kıyafetler olmayacak, yani çok ilgi çekici olmayacak. Böyle bir kıyafet olursa bir Müslüman kadının üzerinde, onun bütün her yerde işi zor. Aynı şey erkekler için de geçerli. Yani senin sünneti seneye sakalın var ise, biraz kıyafetlerin bol ise, biraz sen böyle hani dinini yaşamaya çalışan, dinini yaşamaya gayret eden bir kimse isen, her yerde işin zor. Yani öyle bir hale geldik ki, kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, laf lafı açıyor. Yani 28 Şubat'ı arar hale geleceğiz. Ve 28 Şubat gerçekten devam ediyor. İşlevine devam ediyor. Dini yaşantımız günden güne geriye doğru gidiyor. Dini anlayışımız günden güne körleşiyor. Dini yaşantımız günden güne geriye doğru gidiyor, körleşiyor.
Gerçekten geriye doğru giderken, yani İslam'dan uzaklaşıyor. İslam'ın kendi kaide ve kurallarından uzaklaşıyor. 28 Şubat'tan önce, yani 1996'larda, 97'lerde, 98'lerde mantosuz bir kadın görmek mümkün değildi. Şimdi örtülülere baktığımızda, manto giyen çok az kadın kaldı. 28 Şubat'tan önceki erkeklere, normalde Müslüman erkeklere baktığımızda, böyle değillerdi. Şimdi adamda sakal var, altındaki pantolon daracık, tayt giymiş adam. Şimdi taytlı Müslüman erkek gençler var. Bildiğiniz taytlı, incecik tayt. Bütün vücut hatları meydanda. Vücut hatlarının şeklinin ve şemalinin meydanda olması sadece kadınlara yasak değil.
Aynı şey erkeklere de yasak. Erkekler de daracık tayt pantolonlar giyemezler. Caiz değil. Ama şimdi ne yalnız ki onlar da var. Yani bu meselede hızla İslam'ın kendisi içinde koymuş olduğu kurallar malzumesinden ödünler veriliyor. Ve işin ilginç tarafı gerçekten bu kimseler resmi dairelerde, kamu kurum ve kuruluşlarında veyahut da değişik yerlerde farklı bakılmaya başlandı.
Yani biz ikinci sınıf, üçüncü sınıf vatandaşlıktan biz kurtulamadık hala da. Evet işte bu müşrikler, bu münafıklar, bu Kur'an ve sünnet düşmanlarının tarzıdır bu. Bunlar zora geldiklerinde yalvarırlar, yakarırlar, işte özür dilerler, bir daha yapmayacağız derler. Ondan sonra bunları affettiğinde bunlar tekrar devam ederler. Ve o Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de bu Uhud Harbi'nde yine Müslümanların eline düşünce, bu yine bu böyle o şair yalvarıp yakarınca, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri mümin bir delikten iki defa ısırılmaz buyurdu. Bu hadis-i şerifin esbabın üzülü bu. O zaman bir ölçü çıktı bize.
Ey Müslümanlar, ey müminler, bir delikten iki sefer ısırılmayın. Büyük bir ölçü bu aslında. Baktığınızda hani bazen böyle benim kardeşlerimin arasında tavır ve davranışlarım sertmiş gibi algılanır. İşte ben mesela dersini bırakmış gitmiş, ben ona ders vermem bir daha. Neden? Mümin iki sefer ısırılmaz. Yani o bıraktı gitti, bir daha bırakır gider o. Ya tövbe etti, döndü, ya bıraktı gitti ya bir sefer. İkinci sefer bırakmayacağını nereden bileceğim. Veyahut da işte, şimdi bir sefer ısırıldın. İkinciye bir daha ısırıldıysan, ferasetsiz Müslümansın. O zaman ferasetsiz Müslümanın da imanı sorgulanır. Sebep, müminin ferasetinden korkunuz.
Hadis-i şerif bu. O zaman sen ısırıldığın yerden yeniden ısırılıyorsan, senin müminliğin sorgulanır. Çünkü mümin kimsede feraset olması gerekir. Feraset nedir? Bir şeyin hakikatini bilme. Bir şeyin özüne vakıf olma. Bir şeyin geldisini, gittisini, ehemmiyetini doğru bir şekilde anlama. Doğru bir şekilde idrak etme. Bakın bunların hepsi de birbirine bağlantılı hadis-i şerifler. E, mümin bir delikten iki sefer nasıl ısırılmaz? Feraset ehli ise bir delikten iki sefer ısırılmaz. E, feraset nedir? Müminin yitik malıdır. Mümin onu neden yitirmiştir? Heva hevesine daldığı için yitirmiştir. Mümin içindir feraset çünkü. Müminde feraset kalmadıysa, o emaneti zayi etti.
O ilmi zayi etti. Sebebi ne? O zaman o sebebi şu. O kimse şeytana uydu. O kimse heva hevesine uydu. O kimse nefsaliyete düştü. O kimse deccaliyete düştüğü için ferasetini kaybetti. Ferasetini kaybettiği için ikinci sefer ısırıldı aynı delikten. Bakın ferasetini kaybettiği için ikinci sefer de aynı delikten ısırıldı. Şimdi ben şunu şöyle açıklayayım. Birisi seni aldattı. Ya aldattı bu adam seni. E, aldattı. Aldatınca ne yapacaksın? Eğer sen feraset ehliysen, kendi kendini düzene katacaksın, disiplin edeceksin. Bu adam beni bir daha aldatabilir diye şerh düşeceksin ve uyanık olacaksın. E, sen bir daha aldanıyorsan, A, canım kardeşim ya, sen feraset ehli değilsin.
İkinci sefer aldandın. Ya bu kimse hırsız. Ya hırsız kimseyi sen yeniden kasa teslim ediyorsan, ferasetsiz insansın sen. Sen ona mal teslim edilir mi? Ona kasa teslim edilir mi? Ona ev teslim edilir mi? Ona bir emanet teslim edilir mi? Teslim edilmez. Bir kimse emaneti zayilik etti. Emaneti zayi etti. Ya emaneti zayi ettiyse, sen ona bir daha bir şeye emanet eder misin? Etmemen gerekir. Sebep, ya bu emaneti zayi etmiş çünkü. Sen bir daha kendini ısıttırma. Bir kimse sana küfretti. Ya sana küfrettiyse, bu adam sana bir daha küfreder. Veya bu kadın sana bir daha küfreder. Bu ikinci sefer küfretmeyeceğini der. Senin elinde delil yok. Sen kalkıp da ona karşı, aa işte ben çok iyi niyetliyim.
Hayır sen iyi niyetli değilsin sen. Ahman tekisin. Sen ferasetsiz bir insansın. Bizdeki ferasetsizliğe, bizdeki ferasetsizliğe, biz böyle iyi niyetli gibi davranıyoruz. Değil canım kardeşim. İyi niyetlilik o değil. Feraset ehli nereden bir tehlike gelecek? Tehlikenin gelişinin kokusunu alır. Bu iyi niyetlilik değildir. Bu saftarozluğun tekidir. Sana zarar vermiş. O sana zarar veren bir daha sana zarar verir. Sana hainlik yapmış. O sana bir daha hainlik yapar. Sen ona bir emanet teslim etmişsin. O da emaneti zayi etmiş. O tekrar emaneti zayi eder. Ya tövbe edip döndü. Tövbe edip döndüyse bana ne? Allah'a döndü.
Ben Allah değilim. Ben bana yapmış olduğunla ona hükmediyorum. Veyahut da onun yaptığıyla ben ona hükmediyorum. Ne yaptın sen kardeşim? Sen Müslümanlara zarar verici bir iş yaptın. Sen yeniden yaparsın. Ben seni alkışlamam. Ben seni desteklemem. Sebep sen Müslümanların zararına, sen Müslümanların aleyhine çalışıyorsun. Sen Müslümanların aleyhine, sen Müslümanların zararına çalışıyorsan ben sana bir daha oy vermem. Ben seni bir daha desteklemem. Ben seni bir daha alkışlamam. Sebep sen Müslümanların zararına çalışıyorsun. Mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz. Sen meyhane üzerine meyhane açıyorsan, sen içki fabrikasının üzerine içki fabrikası açıyorsan, sen kumarhanelerin üzerine kumarhane açıyorsan, sen topluma zarar veriyorsun.
Sen Müslümanlara zarar veriyorsun. Sen eşcinsellere özgürlük adı altında eşcinselliği yayıyorsan, sen Müslümanlara zarar veriyorsun. Sen Allah'ın lanetlediği işlere gözünü yumuyorsan, senin ferasetin yok. Ben seni desteklemem. Ben seni alkışlamam. Mümin iki sefer ısırılmaz bir delikten. Sen emaneti zayi ettiysen, ben o emanetimi senden geri alırım. Mümin feraset ehlidir çünkü. Sen Müslümanlara, müminlere zarar verdiğin müddetçe, ben kendi kendime derim ki, ben bundan uzağım. Ben bundan beriyim. Şimdi, Hz. Hüseyin'i şehit eden kimseleri, biz kalkıp da bunlar tövbe ettiler ya, geri döndüler deyip, biz onları ne yapmamız gerekiyor? Biz, Yezid'in askerlerine ve Yezid'e karşı bizim hoşgörülümü görmemiz lazım.
Ne yapalım Yezid'lere şimdi biz? Veyahut da bu milletin askerini öldüren, şehit eden, polisini öldüren, şehit eden bir kimseye karşı, biz ne yapmamız lazım? Biz nasıl bir tavır alalım? Yani biz diyebilir miyiz şimdi, bu terör örgütleri tövbe etmiştir, geri dönmüştür canım. Herkes hatayı yapabilir. Biz bunları cezalandırmayalım. Böyle mi düşünmemiz lazım? Mümin feraset ehlidir. Dün nasıl bunlar şehirlerin içerisine hendekler kazıp, bombalar yerleştirdilerse, bunlar yine şehirlerin içerisine bombalar kazıp, yine yerleştirirler. Kafir uyumaz, müşrik uyumaz, münafık uyumaz. Dün nasıl 15 Temmuz'da onca sivil şehit edildiyse, bugün yine CIA bozuntusu, Mossad bozuntusu, emanaltı bozuntusu, emanaltı bozuntusu, cemaatler, tarikatlar, topluluklar, partisi, pürtüsü olup, bu ülkede yine iç kargaşa çıkarmaya çalışırlar.
Mümin ferasetli olacak. Mümin ferasetli olacak ve mümin ferasetli olaraktan asla ve asla aynı delikten bir daha ısırılmayacak. Mümin ferasetli olacak. Kendisini kim aldattıysa, kendisini aldatanın peşinden gitmeyecek. Mümin ferasetli olacak. Kendisine zarar veren her ne var ise zarar vereni tespit edecek. Yazacak kenara. Mümin ferasetli olacak. Hangi siyasetçi siyasetten zengin olduysa yazacak kenara. Mümin ferasetli olacak. Hangi belediye başkanı yandaşlarına ne peşkeş çektiyse yazacak oraya. Hangi partiden olursa olsun, hangi cemaatten, hangi tarikattan olursa olsun, kim zalimlik yaptıysa, kim hırsızlık yaptıysa, kim peşkeş çektiyse, kim namussuzluk yaptıysa, kim şerefsizlik yaptıysa, kim Kur'an ve sünnetin dışında bir iş yaptıysa mümin onu oraya yazacak.
Ferasetli olacak. Ve ikinci sefer ısırılmayacak oradan. İkinci sefer ısırılmayacak. Eğer olgun mümin ise. O zaman mümin ferasetiyle davranacak. Ve mümin bu manada asla ve asla aldanmayacak. Mümin bakacak. Eğer emanet kaybedildi ve işler ehil olmayanlara veriliyorsa, diyecek ki ya bu konuda bir hadis-i şerif var. Ya Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki, emanet kaybedildiği zaman, işler ehil olmayanlara verildiği zaman kıyameti bekle.
Aa bakacak, ya adamın bütün sülalesi bir yerlerde işe girmiş. Diyecek ki, liyakat aranmamış burada. Liyakat aranmayan yerde Müslümanın işi olmaz. Burada diyecek, Kur'an ve sünnet desturu aranmamış. Allah bize buyurdu ki, emaneti ehline verin. Yani emaneti ehline vereceğiz biz. Bir kimse emaneti ehline vermiyorsa, liyakatsız davranıyorsa, o kimse mümin ferasetli olur. Mümin onu alkışlamaz. Mümin onu desteklemez. Bir kimse zulmediyorsa, mümin onu desteklemez. Mümin onu alkışlamaz. Mümince tavrını ve davranışını orta yere koyar. Mümin, canını vermekten korkmaz. Mümin, malını vermekten korkmaz. Mümin, zalimin zulmünden korkmaz. Mümin, yarını düşünerekten, hakkı ve hakikati haykırmaktan korkmaz.
Mümin, cebini düşünmez. Cebini düşünmez. Mümin, insanlardan geçinen değildir. Yani, şeyhinillah demez. Mümin, cemaatten geçinmez. Mümin, okuduğu duadan geçinmez. Mümin, yaptığı zikrullahtan geçinmez. Mümin, isteyicilerden değildir. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Mümin ona bakar. Mümin, bir yerde aman şunu yapıyoruz, aman bunu yapıyoruz. Pamuk eller cebe delinen yerde durmaz. Feraset de olur. Kendisini oradan uzaklaştırır. Der ki, bu paralar nereye gidiyor? Bu paraların hesabı görülüyor mu? Bu paraların hesabı kitabı kimde? Bu paralar nereye harcanıyor? Bu paraları kim yiyor? Mümin, ferasetli olur. Mümin, bir daha aldanmaz orada. Kurbanını vereceği yeri araştırır.
Ben bu kurbanı kime veriyorum? Yani, ben bu kurbanı kim kesiyor? Oğlum, bu kadar kurbanı hangi kurum bir günde keser? Hangi kurum iki günde keser? Mümin, ferasetli olur. Hacca gittiğimizde ben arkadaşlara diyordum, Kıymetli kardeşler, ben kurbansız olan haccı yapıyorum. Bana soruyorlar şimdi, Ya neden? Ya canım kardeşim, benim kurbanı kesmeye parampolum var. Ben kurban keserim. Ama diyordum, işte kaç bin acı var? Dört milyon acı var, beş milyon acı var. Örneğin, ya dört milyon acının dört milyonu da aynı gün ihramdan çıkıyor. Bu dört milyon acının aynı gün kurbanının kesilmesi mümkün değil. Mümkün değil. E kurban kesen kasaplarda çalışan kardeşler var, soruyorum onlara. Diyorlar, dördüncü güne kadar kurban kesiyoruz.
Ya dördüncü güne kadar kurban kesiyorsunuz da, ya bu insanlar ihramdan çıkıyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Kurbanlık parasını yatırmış. Hacca gitmiş. Birinci gün şeytanı taşladı, bekliyor. Kurban kesildi mi, kesilmedi mi? Kurbanı kesti. Ardından gitti, haccın tavafını da yaptı. Haccın tavafını yaptıktan sonra ona cinsel ilişki serbest oldu. Eğer kurbanı kesilmeden o kimse cinsel ilişkiye girerse onun haccın ne oldu? Hadi çıkın işin içinden. Bir kimse kurbanı kesilmeden ihramdan çıktı, cinsel ilişkiye girdi. Kurbanı kesilmeden. Kim soracak bunun hesabını?
Şimdi bütün haccılar düşünüyor. Herkes şimdi koyacak o beyaz ne güzel süslü namaz takkeleri var ya. Evet. Böyle haki toprak rengi karışımın haç elbiseleri. Ne güzel. Hepsi de tek renk. Kahrolsun komünizm. Eee? Hepsi de tek renk haçta. Eee? Ne güzel, beyaz takkeni hacı efendi koy şimdi tekrar kafana. Bak bakalım şimdi. Sen hacca gittin, Allah kabul etsin. Kurbanın kesildi de mi ihramdan çıktın? Kesilmeden mi ihramdan çıktın? Ya hoca bize söyledi. Vay ya! Kuran haçla alakalı hangi hadis-i şeriflerde var? Hangi ayeti kerimelerde var? Hoca kurbanın kesildi dersen ihramdan çıkarsın diye? Yok. Evet halimiz bu.
Bakın mümin ikinci sefer ısırılmaz aynı yerden. O zaman haccı temettüye niyet etme. O zaman haccı kırana niyet etme. O zaman haccı ifrata niyet et. Ya git kurbanını kendin kes ya da git haccı ifrata niyet et. Şimdi ne yapıyorlar? İşte oradan kurban kesen bir kimseye. Benim adıma niyet et. İşte kurbanını kes. Kurbanı sen mi aldın? Hayır. 5 milyon hayvan aldılar. İçinden hangisinin kurbanının boynuzu kırıldı ki kurban olmama hükmüne girdi? Kimin kurbanlığı öldü? Belli mi? Değil. Veya şimdi kurban bayramı geliyor. Öyle değil mi?
Herkes kurban kesecek. Tamam. Sen aldın mı bir küçük hayvan? Aldın. Nerede? Ya işte ağıldı. Hangisi biliyor musun? Bilmiyor. Öldü o gece. Kimin kurbanlığı öldü? Yatırın paralarınızı vakıflara. Yatırdın. Yazdı mı bu Mustafa Özban kurbanıdır diye kurbanlığın üzerine yazmadı. Veya 6 numara Mustafa Özban kurbanlığı öldü o gece. Telefon açıyorlar mı size? Senin kurbanlığın öldü. Sana kurban farz mıydı, vacip miydi, nafile miydi? Ben araştırıyorum hiç kimseye yok. Gönderin kurbanlıklarınızı siz. Sıkıntı yok. Siz para verdiğiniz müddetçe güzel müslümansınız, güzel mü'minsiniz. Cemaatlere, tarikatlara, vakıflara, Kur'an kurslarına verin boyuna paranızı siz.
Tabii çok iyi müslümansınız siz. Harika müslümanlarsınız. Verdiğiniz müddetçe çok iyi müslümanlarsınız. Tabii. İşte müslüman feraset ehli olacak ve bir delikten iki sefer ısırılmayacak. Müslüman feraset ehli olacak. Aynı hatayı bir daha yapmayacak. Müslüman feraset ehli olacak. Kendisine zarar vereni tanıcak. Müslüman feraset ehli olacak. Vatanına, milletine, Kur'anına, sünnetine zarar vereni tanıcak, bilecek. Yazacak oraya. Müslüman feraset ehli olacak. Kim 28 Şubat'ı destekledi, yazacak oraya. Müslüman feraset ehli olacak. Kim İstanbul Sözleşmesi'ni destekledi, yazacak oraya. Müslüman feraset ehli olacak. Kim meyhaneleri açtı, içki fabrikaları kurdu, kim kumarhaneleri kurdu, devlet eliyle kumarı çoğaltıyor, yazacak oraya.
Ha birisi azaltıyor, onu da yazacak. Birisi haramlarla mücadele ediyor, onu da yazacak. Birisi Kur'an ve sünneti anlatıyor, onu da yazacak. Müslüman feraset ehli olacak. Kim hırsızlık yapmıyor, kim ursuzluk yapmıyor, kim etrafına bir şey peşkeş çekmiyor, kim etrafını zengin etmiyor, onu da yazacak. Ama ne yazık ki Müslümanlarda bu feraset çok azında var. Ne yazık ki Müslümanların bu noktada müminlik vasıfları, müminlik sıfatları gün geçtikçe azalıyor. Azaldıkça da ne yazık ki İslam dünyası bir türlü dirilemiyor, bir türlü kurtulamıyor. Ve ne yazık ki Allah'ın nuru ile bakamıyor. Allah'ın nuru ile göremiyor. Rabbi muhafaza eylesin. Hata yapabilir insanlar.
Tövbe kapısı açık. O tövbe etti, o hatasından geri döndü diye. Benim elimde bir delil yok, bir daha yapmayacaksın diye. Şimdi bana hakaret edenlere normalde dava açıyoruz biz. Dava açtığımızda, değişik insanlar buluyor, tanıdıklar buluyor. Özür diliyoruz kendisinden, dava açmasın. Dava açıncaya kadar sen neden özür dilemedin? Sen dava açıncaya kadar neden gelip helallık istemedin? Sen dava açıncaya kadar neden arayıp sormadın? Veyahut da dava açıncaya kadar sen neden bu meselede bir şey yapmaya ihtiyacı duymadın? Sonra da işte avukatlar veyahut da uzlaştırmacılar diyorlar ki, Ya bildiğimiz kadar işte sen İslami bir kimliğe sahipsin. He evet öyleyim diyorum ben.
İşte affedici olur. Evet mümin şefkatlidir, merhametlidir, af yolunu tutar. Kime? Mümine. Şimdi diyeceksiniz ki, ya işte yani bu hakaret edenler mümin değil mi? Beni ilgilendirmiyor. Ben fetvayı biliyorum yalnız. Bir kimsenin İslami kimliği meydanda ise, müminliği meydanda ise, onun İslami kimliğine ve müminliğine bakaraktan onu alay eden, ona hakaret eden kimse küfre düşmüş olur.
Sen benim sakalımı hakaret edersen, küfre düşmüş olursun. Tecid-i iman tecid-i nikah gerekli. Sen benim sarıma laf söylersen, sana tecid-i iman tecid-i nikah gerekli. Sen benim zikrime laf söylersen, sana tecid-i iman tecid-i nikah gerekli. Sen benim ayet ve hadiste sabit olan bir meseleye sen alay edersen, karşı çıkarsan, yok hükmünde görürsen, sana tecid-i iman tecid-i nikah gerekli. Sen kalkar da, rüyetullah hadis-i şeriflerle sabit, imamların iştahatlarıyla sabit, sen rüyetullahla alakalı kalkar, benim Allah'lık iddia ettiğimi söylersen, sana tecid-i iman tecid-i nikah gerekli. Sen o halinle ölürsen, küfür üzerine ölürsün. Benim seni affetmem demem, kafiri affetmem demem. Ben kafiri mi affedeceğim?
Sen benim küfrüme fetva verir. Sen bana kafir hükmünde görürsen, sen ben la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimseyi küfür hükmünde gördüğün için, sen kafir oldun. Benim kalkıp seni affetmem, beni küfre götürür. O yüzden affetmem. Mümin iki sefer bir delikten ısırılmaz. Çünkü sen kalkar, başka bir üstada hakaret edersin. Sen kalkar, başka bir dervişe hakaret edersin. Sen kalkar, başka bir Müslümana hakaret edersin. Senin hukuk olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hukuku olarak ne kadarsa cezan, cezanı alman gerekir. Neden? Çünkü mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz. Sen oturduğun yerde klavye kahramanlığı yaparaktan sonra da ondan sonra özür dileriz diyeceksin.
Yok öyle bir şey. Ben İzmirliyim. Efe damarım var ya biraz. Bizim orada meşhur laf. Kalabalıkta efelik edenin tenhada özrü kabul olunmaz. Kalabalıkta efelik ettiysen onun ceremesini çekeceksin. Tenhada gidip de kuyruğunu sıkıştırıp özür dilemeyeceksin. Efe'liğine devam edeceksin. O yüzden mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz. Mümin feraset ehlidir. Mümin kendisine yapılanı yazar kenara. O yazmadan yaşamaz. Ya işte bu kin. Bizim kinle işimiz yok. Biz bize yapılanı unutmayız. Biz bize yapılanı biz asla bırakmayız. Çünkü bizim İslami bir kimliğimiz var. Mustafa Özban'ın şahsı önemli değil. Mustafa Özban'ın İslami bir kimliği var.
Sen Mustafa Özban'ın İslami kimliğine hakaret edersen, Mustafa Özban'ın İslami kimliğine savaş açarsan, biz onu yazarız kenara. Mustafa Özban kendi şahsı önemli değil. Hiç önemli değil. Mustafa Özban'ın temsil ettiği bir İslami kimlik var. Bu topluluğun temsil ettiği bir İslami kimliği var. Sen bu topluluğa cephe açarsan, bu topluluk seni unutmaz. Yazar kenara. Bu da onun hakkıdır. Bu topluluk onu asla cevapsız bırakmaz. Bu da onun hakkıdır. Sebep? Çünkü İslam'ın hukuku bellidir. Önce silahını çeken iki katildir. Önce hakaret eden iki katildir. Önce alaya alan iki katildir. Önce kalkıp da inkar eden iki katildir. Önce münafıklık eden iki katildir.
Önce fasıklık eden iki katildir. Önce kafirlik eden iki katildir. O yüzden bizden çıkmadı. İlk kanı biz akıtmadık. İlk sözü bu konuda biz söylemedik. İlk kanı akıtanlar düşünecekler onu. İlk sözü söyleyenler, ilk hareketi yapanlar bunu düşünecekler. Ya gelecekler, diyecekler ki helallık istiyoruz. Biz bir daha bu işi yapmayacağız. Biz de diyeceğiz ki ya arkadaşlarla görüşelim, istişare edelim. Ondan sonra biz de ne yapacağımızı karar veririz diyeceğiz. O yüzden kıymetli dostlar, Hz. Mevlana meslevisinde aslanı konuşturuyor. Konuşan Hz. Pir'in meslevisinde konuşturduğu aslan diyor ki, Benim kulağım mümin bir zehirli hayvan deliğinden iki kere dağlanmaz sözünü işitti.
Peygamberin sözünü canla gönülle kabul etti. Biz o Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğine de sözlerine de iman ettik. O Peygamber buyurdu ki, Mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz, zehirlenmez. O yüzden o Peygamberin biz sözüne kulak veririz. Biz o Peygamberin emrini dinleriz. O sebepten dolayı iki sefer ısırılmamaya gayret ederiz. İki sefer aynı yerden dağlanmamaya gayret ederiz. İki sefer aynı yerden zehirlenmemeye gayret ederiz. İkinci sefer aynı yerden aldanmamaya gayret ederiz. İkinci seferden aynı yerden yara almamaya, hançer yememeye gayret ederiz. Ve bu bizim müminlik vasfımızdır. Bu bizim ferasetli olmamızı gerektiren bir ölçüdür. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.
Şimdi av hayvanları konuşuyor. Konu başlığı av hayvanlarının tevekkülü çalışıp kazanmaya tercih eylemeleri. Hepsi dediler ki av hayvanları. Ey haldan haberdar hakim. Çekinmeyi bırak çekinme. İnsanı kaderin hükümlerinden kurtaramaz. Çekinme insanı kaderin hükümlerinden kurtaramaz. Kaderden çekinmekte perişanlık ve kötülük vardır. Yürü tevekkül et ki tevekkül hepsinden iyidir. Tabi av hayvanları kalktılar. Aslana dediler ki ya sen neden çekiniyorsun. Biz sana böyle bir öneriyle geldik. Senin her gün rızkını getireceğiz, önüne koyacağız. Sen hala da çekiniyorsun. Sen tevekkül etsene. Bu konuda kaderine teslim ol. Kaderine riayet et. Kaderinde ne varsa onu göreceksin.
Evet. Bu sefer dinde kader ve tevekkül meselesi girdi. Kader nedir? Hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki Doğumun rızkın ve ölümündür demiş. Başka bir hadis-i şerifte siz kadere iman ediniz demiş. Biz kaderin var olduğuna iman ederiz. Her ne kadar Mustafa İslamoğlu denilen profesör bu konularda böyle değişik söylemler söylese de biz kaderin varlığına ve kadere iman edilmesi gerektiğine inananlardanız.
Biz kaderin varlığına ve kadere iman ederiz. Evet. Kaderi de hadis-i şerifler mucibince ölümümüz ve doğumumuz olarak görürüz. Biz kaderin üzerine başka bir şey konuşmayız. Kader nedir, ne değildir bize bu kadar bildirilmiş, biz bu kadar söyleriz. O yüzden bunun üzerinde biz kadere başka bir anlam yüklememeye gayret ederiz. Peki tevekkül nedir? Bir kimsenin kendini Allah'a teslim etmesi, rızkında ve işlerinde Allah'ı kefil bilip sadece ona güvenmesi olarak tanımlanır. Dini termoloji olarak. Ama tevekkülü böyle tanımlarken biz Tirmizi'de geçen hadis-i şerifi de görmemezlikten gelemeyiz. Hani bir bedevinin birisi geldi ya, Hz. Peygamber'e sordu.
Devemi bağladıktan sonra mı tevekkül edeyim yoksa bağlamadan mı diye sordu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, önce bağla sonra tevekkül et dedi. O zaman deveyi bağlamak, sebeplere iltica etmek, sebebe dayalı yaşamaktır. O zaman tevekkülden önce tedbir almak, tedbirli olmak, tevekkülden önce sebepler dairesinde yapmamız gerekeni yapmak öne çıkar.
Benim kendimce dini algım, Kur'an, sünnet, imamlarının iştahı dairesindedir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle söyleyince, benim tevekkülüm sebebe dayanır. Ben sebepler dairesinde yapmam gerekeni yapmakla mükellefim. Ben devemi bağlamakla mükellefim. Deveyi bağlamak derken, zahir manada nedir? İşte sen malını koru, sen malını muhafaza et. Ben deveyi bağlamayı, bir de nefsin üzerinde nefisle mücadele etmek olarak görürüm. Sen deveni bağla, yani sen nefsinle mücadele et. Sen Kur'an ve sünneti iyi öğren, deveni Kur'an ve sünnete bağla. Yani sen nefsini Kur'an ve sünnete bağla. Sen nefsini ibadete bağla.
Sen nefsini zikrullaha bağla. Sen nefsini Kur'an ve sünneti en iyi şekilde yaşama kazığına bağla. Sen nefsini Kur'an'ın ipine bağla. Sen nefsini sünneti Resulullah'ın ipine bağla. Ben tasavvuf manasında da üstadım sağken öyle derdim. Mustafa Özba, sen nefsini üstadına bağla. Sen deveni üstada bağla. Sen kimsin ki derdim? Sen deveni üstadına bağla. Senin üstadın Kur'an ve sünneti bu dünyada en iyi yaşamaya çalışan kimse ise, buna böyle inandıysan, sen onun mürşidi kamilliğine inandıysan, sen onun veliliğine inandıysan, sen deveni ona bağla. Bakın deveni ona bağla. Sen deveni Kur'an ve sünnete sımsıkı bağla. Sen deveni Kur'an'a, sünnete, imamların üstadına sımsıkı bağlamazsan, sen o zaman dosdoğru bir iş yapmadın.
Sen sonra kendince şunu deme. Benim kaderimde bu varmış. Otur, oturdun yere. Kaderini biliyor musun ki sen? Benim kaderimde bu varmış diyorsun. Sen otur, tembelliğine bak, aymazlığına bak, ferasetsizliğine bak. Sen mümin iki sefer bir delikten ısırılmaz dedi. Sen mümin iki sefer bir delikten ısırılmaz dediğine baksana. Sen uyanık Müslüman ol. Ey Davut uyanık ol dedi Cenab-ı Hak Davut'a. Sen uyanık olsana. Ey Müslümanlar uyanık olun, feraset sahibi olun dedi Cenab-ı Hak. Siz kafirlerin peşinden gitmeyin dedi. Siz münafıkların peşinden gitmeyin dedi. Size bir haber getirilirse onun doğruluğunu teyit edin dedi. Mümin ferasetli olacak. Mümin haberin geldiği yere bakacak.
Kafirden mi geldi? Münafıktan mı geldi? Mürtedten mi geldi? Kimden geldi? Haramzade'den mi geldi? Hırsızdan mı geldi? Ursuzdan mı geldi? Kimden geldi? Zani'den mi geldi? Kumarcıdan mı geldi? Kimden geldi bu haber? Batıdan mı geldi? Doğudan mı geldi? Masonlardan mı geldi? Kimden geldi? Hangi kapitalist sistemden? Hangi deccali sistemden geldi? Hangi şeytanın üflemesinden geldi? Müslüman feraset ehli olacak. Müslüman kaderiyeci değildir. Müslüman böyle kendince cebriyeci de değildir. Müslüman ehli sünnettir. Kur'an ve sünnetin disturlarıyla hareket eder. O zaman dedi ki deveni bağla. Sen deveni bağla. Sen zahir olarak sebepler daresinde ne yapman gerekiyorsa yap.
Sen deveni Kur'an ve sünnete bağla. Sen deveni bir üstada, bir mürşid-i kamile bağla. Sen deveni Kur'an ve sünnete bağlarsan zaten Allah'ın izniyle kurtuluşa erersin. O yüzden senin tevekkülün hak olur. Sen deveni bir iş yaparken onu matematiğine bağla. Sen o işin matematiğine düzgün çalış. Sen güzel çalış. Sen gayret et. Sen dükkanına bak, esnaflığına bak, memurluğuna bak, işçiliğine bak, bürokratlığına bak. Düzgün davran sen. Sonra deme kaderimiz de böyleymiş diye. Önce deveni bağla, sonra tevekkül et. Allah muhafaza eylesin inşallah. Yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki. Ümmetimden yetmiş bin kişi hesaba çekilmeden.
Doğruca cennete gidecektir. Ümmetinden yetmiş bin kişi. Kimdir onlar ey Allah'ın Resulü? Hz. Peygamber buyurdu ki. Yaralarını dağlatmayanlar. Hasta olup kendilerini okutmayanlar. Sadece Rablerine tevekkül edenler buyurdu. Bakın bunlar da özel şahıslar. Bu özel şahıslar neymiş? Direk kendilerini Allah'a teslim etmişler. Bunlar kalkıp da yaran var deyip yarasını dağlatmıyor. Bakın bunlar sebebi ortadan kaldırmışlar. Bunlar ben hastayım deyip de birisine bana bir okur musun deyip de kendisini okutmuyor. Ben hastayım deyip de doktor doktor koşturmuyor. Bunlar özel şahıslar. Bunlar ricali gayperenler öyle söyleyeyim.
Bu ricali gayperenler asla dertlerini söylemezler, sıkıntılarını söylemezler. Öyle yaralarını dağlatmazlar, hastalıklarını okutmazlar. Vay benim başım ağrıyor bir okur musun demezler. Bunlar ne yaparlar? Bunlar Rablerine tevekkül ederler. Başlarına gelen sıkıntıyı, başlarına gelen derdi, gamı, kasaveti okşarlar. Sevgiliden geldi derler. Bakın sevgiliden geldi derler. Allah bizi onlardan eylesin. Bunun üzerine Ukkaşe kalktı. Ukkaşeyi biliyorsunuz. Ukkaşe bu Anadolu topraklarında meftun. Şehit oldu. Nerede? Çorumda. Kimdi Ukkaşe? Müslüman olmamıştı daha. Müslüman olmadığı zaman geldi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme. Baba yiğit bir kimse.
Ben açım dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme hazretleri iki yumurta kırdırdı ona. İki yumurtayı kırıp getirdiler. Dedi ben bununla mı doyacağım? Ata bindiği zaman ayakları yere değiyordu Ukkaşe'nin. Ondan sonra dedi ki ben bununla mı doyacağım? Çorumda yatan Ukkaşe miydi ya? Değildi. Ukkaşe doğru Antep'te. Ukkaşe kalktı. O da hemşerimiz ya o da Antepli. Anteplilere selam. Selam. Bir anda Ukkaşe'nin. Ukkaşe'nin. O da dedi ki ben Çorumda değilim. Ben de oradan kaldım. Antep dağlarından haberdar eyledi. Karıştı. İşte Ukkaşe'nin. İki yumurtayla doyan.
Ben bir kuzu yiyorum. Doymuyorum dedi. Neyse o Ukkaşe kalktı. O da hemşerimiz ya. O da Antepli. Anteplilere selam olsun. Allah hepsinden de razı olsun inşallah. Antepliler cömert insanlardır. Benim bildiğim, tanıdığım Antepliler. Seyit Taş. Allah razı olsun. İbrahim Taş. Anteplileri onlarla tanıdık. Allah razı olsun hepsinden. Seyyid onunla. Allah makamını cennet eylesin inşallah. Ukkaşe ayağa kalkıp şöyle dedi. Ey Allah'ın Resulü. Beni onlardan kılması için Allah'a dua et. Şöyle buyurdu. Zaten sen onlardansın. Bir adam daha kalkıp. Ey Allah'ın Resulü. Beni de onlardan kılması için Allah'a dua et dedi. Şöyle buyurdu. Ukkaşe seni geçti. Diğer rivayette de şöyle bir ek yer almaktadır.
Herhangi bir şeyi uğursuz saymayanlar. Yani hasta olup kendileri okutmayanlar. Ve bir şeyi de uğursuz saymayanlar. Ne olacakmış? Bunlar sorgusuz, sualsiz cennete gidecekmiş. Allah bizi onlardan eylesin. Bu yetmiş bin sayısına takılmayın. O gün için en yüksek rakamlar böyle ifade ediliyordu. Yetmiş bin, yüz bin öyle ifade ediliyordu. Hatta bazen bin olarak ifade ediliyordu. O yüzden milyon o gün için ifade edilmiyordu. Bunlar en yüksek rakamlardı. O yüzden yine de bunlar müteşabihtir. Çünkü bunlara bir rakam koymak söz konusu olmaz. Yine Mure naklediyor bunu. İbn-i Macede bu hadis-i şerif. Kim dağlama yaparsa ya da kendine rukye yaptırırsa tevekkülden uzaklaşmış olur.
Yani o kimse rukye malum işte bir Fatiha'yı yazdırıp üzerinde taşıma. Veyahut da Fatiha'yı kendisine okutma. Veyahut da Fatiha'yı bir suya okuma gibi. Bu sünnette var mı? Var. Ne yapmış? İşte sahabeden bir kimse rukye yapmış başka bir kimseye. Okumuş ona. Okununca o da şifa bulmuş. Buradan da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buna da Buna da hayır dememiş. O yüzden rukye yaptırmak da caiz midir? Evet. Okutmak caiz midir? Evet. Hastalığına şifa aramak caiz midir? Evet. Bu da sünneti var mıdır? Evet. Bu şifa aramayanlar özel müminler. Müminlerin biraz daha has fil hası. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Dokuz yüz onuncu beyitten devam edeceğiz. Biraz böyle uzun oldu belki de bu ama.
Hakkınızı helal edin. Sohbet olarak yine bir saati buldu galiba değil mi? Bir saati buldu. Biraz kısa tutmaya gayret ediyorum ama böyle de konuyu yarım da bırakmak istemiyorum. Allah izin verirse inşallah önümüzdeki cumartesi dokuz yüz onuncu beyitten devam edeceğiz. Allah izin verirse inşallah. Sorularınıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Geçen hafta soruları yetiştiremedik. Müşterimiz fazlaydı elhamdülillah. Hamdolsun. O yüzden müşterimiz fazla olduğundan soruları yetiştirememiştik. Geçen hafta kaldığımız yerden inşallah devam etmeye gayret edeceğiz. İnşallah bu akşam yetiştiririz.
Selamünaleyküm. Kırk yaşını geçer de hayrı şerrini geçmez ise cehenneme hazırlan keşf-ül hafa.
Beni çok korkutan bir Yad-ı Şerif ne buyurursunuz demiş. Hayrını arttır. Ne buyuracağım ki? Allah cümle kardeşleri ve ümmet-i Muhammed'i hayrını artan, şerrini azaltan kullarından eylesin. Ne zaman beceri isteyen bir iş yapsam ya da herkesin yaptığı bir işi bile yapmış olsam dahi insanların gözü kaldığını hissediyorum. Ya vücudumda kabarmalar oluyor ya da baş ağrısından, halsizlikten bitap düşüyorum. Ve ibadetimi bile yapamaz hale geliyorum. Okuyorum, Rabbime sığınırım. Diyorum ki kendi kendime bu kadarla Rabbin seni koruyor. Ne buyuruyor? Ne buyurur, ne önerirsiniz? Rabbim size siz de haşranlardan eylesin. Cümlemizi Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp son nefese kadar imanla yaşayıp öyle vefat eden kullarından eylesin hepimizde.
Bir kimse normalde, bu biraz böyle psikolojik bir takıntı gibi, psikolojik algı gibi. Böyle düşünmeyin. O yüzden böyle düşünürseniz bu sefer her iş yaptığınızda kendi kendinize, işte milletin gözü bende, kulağı bende şöyle olacak, böyle olacak dersiniz. Bu sizi aldatar. Allah muhafaza edilmesin. Selamünaleyküm. Dünyada bu kadar zulüm, hastalık, afetler, çocuklara yapılan işkence, tecavüz, her türlü kötülükler bakıldığında İslam'ı bu devirde daha da değerli kılıyor olabilir mi?
Bu olaylara bu şekilde bakmam ve insanlar bu vahşetten kaçarak daha çok gruplar ve hızlı şekilde İslam olacak diye ümitlenmek doğru mu? Diğer türlü düşündüğümde de bu işin içinden çıkamıyorum. Bu zulüm hep böyle mi devam edecek? Ya da bizim çocuklarımız nelere maruz kalacak düşüncesi beni karamsarlığa sürüklüyor. Bu zamanın Müslümanlarına çok büyük vazifeler düşüyor. Yani bu zamanda bu kadar hastalık, sıkıntı, bela, musibet, çocuklara tecavüz, işkence, kadınlara tecavüz, kadınlara işkence, kadın erkek bakmaksızın gençlere tecavüz, işkence, hayvanlara tecavüz, hayvanlara işkence. Her türlü insanoğlu öyle bir zalimane oldu ki, öyle bir zalimlik orta yerde dolaşıyor ki, yani zalimlik hit seviyede.
Her türlü Allah'ın haram ettiği, lanet dediği ne varsa Müslümanlar şimdi içinde böyle bütün dünya insanlığının içerisinde virüs gibi dolaşıyor. Müslümanlar bu zamanda aslında biz çok önemli bir fırsatı kaçırıyoruz. Çok önemli fırsat şu, dünya böyle bir kaostayken dünyanın felsefik olarak sığınaca yegane tek dini inanç sağlam olarak Muhammedi İslam kaldı.
Ama ne yazık ki Müslümanlar çok sıkıntılı. Yani Müslümanlar dosdoğru İslam'ı yaşamıyorlar. Dosdoğru İslam'ı yaşamayınca bu sefer hani baksa bir Hristiyan sizin yaşadığınız İslam bu mu dese o zaman bir farkımız kalmıyor. Ne yazık ki Müslümanlar delalete düştüler. Müslümanlar ne yazık ki sıkıntıdalar yani dinlerini Kur'an ve sünneti sımsıkı yaşayıp örnek bir protip teşkil etmiyorlar. Örnek bir protip teşkil etmeyince bu sefer anlatabileceğimiz vereceğimiz bir mesaj kalmıyor. Müslümanlar birbirine düşmüş, Müslümanlar birbirini kandırıyor, Müslümanlar birbirlerini aldatıyor, Müslümanlar birbirlerine çelme takıyor. Ne yazık ki biz kendi kendimizi dizayn edip kendi kendimizi toparlayamıyoruz. Yani cemaatler, tarikatlar, partiler, ondan sonra sivil toplum örgütleri, vakıflar, dernekler.
Yani ne yazık ki böyle İslam'ı, Kur'an ve sünneti kendilerine sindirip dosdoğru yaşama mücadelesi vermiyorlar. Ve gerçekten bugün dünya insanlığı İslam'a aç, dünya insanlığı Müslümanlığı aç ama gel gelelim biz onlara doğru mesajı götüremiyoruz ki. Doğru mesajı götüremiyoruz, doğru mesajı veremiyoruz. Yani kendi insanımıza veremiyoruz ki biz onlara verelim. Yani din anlatamıyoruz insanlara. Birisine din anlatmaya kalktığımızda birisinin çarpıklığını koyuyor bizim önümüze. Yani biz kime din anlatalım? O hale geldik. Ben o yüzden kendini dindar gören siyasetçileri, kendisini dindar elbisesi giyen siyasetçileri, kendisini dindar elbisesi biçen bürokratları, kendisine dindar elbisesi biçen cemaat ehlini, tarikat ehlini, şeyhleri, dervişleri, hocaları, müftüleri hepsine de sesleniyorum.
Benim bu noktada seslenişim bütün herkese. Ya biz bir kendimize çeki düzen verelim. Biz kime nasıl din anlatacağız? Kime doğruya aktaracağız biz? Birisine bir şey söylemeye kalktığımızda filanca böyle yapmadı mı diyor. Biz diyoruz canım kardeşim o dinin temsilcisi değil ama Müslümanım deyip de geldi diyor. Ya verilecek cevap yok. Yani biz birisine dergâh anlatamıyoruz, tarikat anlatamıyoruz. Neden anlatamıyoruz? Adam diyor ki filanca şeyh efendi para topluyor ama, filanca cemaat para topluyor ama, filanca topluluk ya işte şunu yapıyor ama. Bunlar yüzünden biz dini anlatamıyoruz insanlara. Yani bazen zaman zaman diyorum ya, ceremesini biz çekiyoruz yine diye.
Yani biz diyoruz ki ya işte Kur'an böyle, sünnet böyle, insanlar böyle olması lazım. Adam diyor ki filancalar böyle yapıyor ama. Yahu filancalar dini temsil etmiyor, istediğimiz kadar diyelim biz. Biz yaralım kendimizi, biz bir şey anlatamıyoruz şu anda. Biz şimdi kime ne dersek diyelim. Kardeşler işte biz hiç kimseden para toplamıyoruz, hiç kimseden para istemiyoruz. Herkes bu noktada kendi çapında, kendi idaresinde ne yapıyorsa yapsın bizi ilgilendirmiyor. Biz bu konuda bir şey demiyoruz dediğimizde inanmıyor adam. Haklı. Ben de hak veriyorum. Neden? Ya ben de dine dönüş yaptığımda ne kadar cemaat, tarikat varsa hepsi de arabasına binip götürdüler, baktılar, ettiler, para topladılar orada.
Pamuk eller cebe dediler. Baktım, okuduğum din ile onların yaptıkları aynı yerde değil. Ben o zaman için hadis okuyordum. İşte o zaman için onların alemini okuyordum. O zaman için Mesnevi okuyordum. O zaman için Buhari okuyordum. O zaman okuduğum, o zaman okuduğum Fetevay-i Hindi'yi okuyordum. O zaman okuduğum kitaplar bunlar benim. E ben orada okuduğum kitaplara bakıyordum. Okuduğum kitaplardaki din ile benim çevremdeki, bayındırdaki cemaatlerin, tarikatların yaşamış oldukları veyahut da aktarmış oldukları din aynı değildi. Bakın aynı değildi. Şimdi herkes diyor ki, işte FETÖ'cüler. Allah Allah, ya ben yıllardan beri diyordum para toplayanların peşinden gitmeyin diye.
Gittiniz. Şimdi ne kızıp bağırıyorsunuz? Şimdi herkes FETÖ'cüler şunu yaptı, FETÖ'cüler bunu yaptı, FETÖ şunu yaptı, FETÖ bunu yaptı. İyi. Onun yaptıklarını şimdi yapan tarikatlar var, cemaatler var. Diyorlar ki FETÖ kurban topladıydı. E bütün cemaatler topluyor şimdi. Bütün tarikatlar topluyor. FETÖ zekat topluyordu. E topluyor tarikatlar, cemaatlar zekatla topluyor şimdi. Topluyorlar. Topluyorlar. FETÖ zekat topluyordu. Bütün kendince dini derneğimiz diyenler zekat topluyorlar. Topluyorlar. E FETÖ devlete adam katıyordu. E şimdi de tarikatlar var, devlete adam katacağız diye uğraşıyorlar. Cemaatler var, devlete adam katacağız diye uğraşıyorlar.
E iktidardaki siyasi parti var, devlete adam katacağız diye uğraşıyorlar. Herkes uğraşıyor, açık açık. FETÖ yapıyordu, e bunlar da yapıyorlar. Kim yapmıyor o? Hani yapmayanlar? Bitiyor mesele. Ben diyorum ya bazen, arkadaşlar benim yanıma gelmeyin. Ben iş ve işçi bulma kurumu değilim. Gecenlerde bizim arkadaşlardan değil, dışarıdan bir ikisi risi gelmiş. Hocam, işte seni tanıyorlardır belediyelerde. Güldüm. Dedim yapma, beni belediyenin kapısından içeri katmazlar dedim ya. Nasıl dedi? Ben dedim, Büyükşehir Belediyesi'nin kapısını bilmiyorum. Ben dedim, yani bir sefer dedim, çarşıda esnaflar rica ettiler dedim.
Osman Gazi'ye çarşının ihtiyaçları vardı. Bir sefer gittim dedim ya, Osman Gazi'nin kapısını bilmiyorum ben dedim. Böyle baktı, nasıl bilmiyorsun, basbaya bilmiyorum dedim. Ya kapıdan içeri girmişliğim yok benim dedim. Dedim, normalde nereden benim sözümü dinleyecekler? Garibim, şeyde, Büyükşehir'de alacağı varmış, ödemiyorlarmış da. Ben telefon açıverecekmişim, ödensin diye. Dedim ya nerede, beni kim dinler? Beni kimse dinlemez canım kardeşim dedim ya. Sana kim söylediyse dedim, eksik söylemiş. Beni kimse dinlemez, ne bürokrat tanıdığım var, ne vali tanıdığım var, ne savcı tanıdığım var, ne hakim tanıdığım var. Ondan sonra ne işte belediye başkanım var tanıdığım, oturup çay içmedim, çay içmedim dahi diyebileceğim hiç kimse yok.
Yani deseler ki biz Mustafa Özbağ'la çay dahi içmedik, doğru söylüyorlar. Sonradan bir fotoğrafım çıkmaz yani, çay değil, çorba değil, köfte yerken. Çıkmaz. Şimdi bizim bu kaosun içerisinde doğru İslam'ı anlatmakta zorluk çekiyoruz, sıkıntı bu. Sebep, insanlar çünkü Müslümanım diyenlerden gerçekten çok kandırıldılar. Oradan dertliyiz, Allah bizi affetsin inşallah. Selamünaleyküm. Bir dervişin bilmediği bir şehre yaşamak için gitmesi ve orada zikrullah halakası için yol gitmek ve çaba sarf etmek hal üzerinde olup bulunduğu yerde çoğalıp zikrullah halakasını genişletmek için tavsiyeniz var mı? Ve nelere dikkat etmesi gerekir? Hem maddi hem manevi ve insani noktada ne yapmak gerekir?
Selamünaleyküm. Sen dost doğru ol, Kur'an ve sünneti dost doğru yaşa ve insanları da dost doğru İslam'ı tebliğ et. Allah'ın izninden hepsi doldur canım kardeşim. O yüzden siz dost doğru olun, dost doğru yaşayın. İnsanlara doğru dini anlatın. Sizin istikametiniz de dost doğru olursa merak etmeyin, siz doğru yaşamakla insanlara tebliğ edersiniz. Öyle işte hiç kimsenin tanınmadığı bir yer, ben öyle yerleri çok daha fazla severim. Orada böyle sıfırdan kurmak muhteşem bir şeydir. O hani tabiri caizse Musaplıktır. Hani Musab bin Ümeyr Mekke'nin şanını, şöhretini, zenginliğini bıraktı ya. Mekke'nin en zengin ailesinin çocuğuydu.
Mekke'nin hemen hemen en yakışıklı delikanlısıydı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onu Medine'ye hicret ettirdi. Aslında ilk hicret eden Medine'ye, Mekke'den ilk hicret eden Musab bin Ümeyr'dir. Ve Medine İslam Devleti'nin temelini Musab bin Ümeyr atmıştır aslında. Dikkat edin buraya. Medine İslam Devleti, Musab bin Ümeyr'in omuzlarında yükselmiştir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, orada ilk İslam bayrağını açan, İslam'ı anlatan, tebliğ eden ve Medine'lilerin Müslüman olmasına önek olan Musab bin Ümeyr'i malum Uhud şehididir. Her hafta gider, onun kabri şerifini ziyaret ederdi. O yüzden, işte kabirlere gitmeyin, kabir ziyateri yok diyen o, çok affedersiniz, din yobazı, yobazlarına cevap olsun.
Kabristan ziyareti yokmuş İslam'da. Kabirlere gidilmeyecekmiş. Bunlar bu selefi vahabi bozuntusu bunlar. Bunlar dinimizi ifsad eden kimseler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, her hafta Uhud şehitlerini ziyaret ederdi. Giderdi. Musab da bunların başındaydı. Ve Musab bin Ümeyr orada İslam'ın tanınmasına sebep oldu. Biz öyle insanlar olalım ki, sufilik öyledir. Gittiğimiz yere aydınlatalım. Musabça yaşayalım inşallah. Selamünaleyküm. Ankara'da kız kardeşim rahatsız dua ederseniz memnun olurum. Allah şifa versin. Tövbe etsin kardeşimiz inşallah. Rabbim tövbelerini kabul etsin.
Diyanet takviminde diyor ki, Dünya kıble günü bugün diyor. Ne anlama geliyor. Yala oda, şükrü, gönül al. Bu normalde hani Mescid-i Küba'da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri namazdayken vahiy geldi de, Beytullah'a doğru kıbleyi döndürün dediği gün. Hayırlı akşamlar. Eşim güvercinlere çok ilgisi var. Beslemek istiyor. Ben de istemiyorum. Uygun değil diyorum. İnanmıyor. Mezata falan takılıyor. Eşim sizi şu an dinliyor. Eşime bu durumda ne dersiniz? Bununla alakalı yani güvercin, hani evde güvercin beslemeyle alakalı bunu men eden hadis-i şerif var.
Ancak haberleşme güvercinleri söz konusu değil bunlar. Selamünaleyküm hocam. Ben bütün dini vecibelerimi yerine getirmeye çalışıyorum. Elhamdülillah. Sıkıntım defalarca başörtüyü takmaya başladım. Bir ay sürdü sonra açtım. Günaha girdim biliyorum ama ne tavsiye edersiniz. Sadece başım açık Allah razı olsun. Gönül arzu eder ki onu da tamamlayın. O yüzden böyle bazen hani kadınların arasında bu konuşulur. İşte aç kapa art ama falan işte açıp kapatıyorsun diye.
Bu böyle algılamayın. Tekrar deneyin. Tekrar inşallah yapın. Allah'tan yardım dileyin. Gerçekten bir bayanın örtünmesi çok zor. Yani bunu birebir sohbetlerde böyle gelip böyle bana da anlatıyorlar. Yani birisi öyle demişti yani başımı örtümde sanki bütün dünyayı kafamda taşıyormuşum gibi oluyor dedi. Şeytan gerçekten buradan örtünmekle alakalı bayan kardeşlere çok affedersiniz çok pis vuruyor. Öyle söyleyeyim. Yani şeytan öylesine tesettürle alakalı bayanlara pis vuruyor ki bayanlar ne yazık ki bu konuda şeytana yeniliyorlar. Örtülü gibi görünenler de dahil buna. Yani neden örtülü gibi görünenler diyorum. Yani örtülü işte daracık incecik üzerine bir yeni çıktı ya bu tunik meselesi. Bir tunik örtülü.
Her tarafı belli. İçi görünüyor ama örtülü. Yani şeytan pis vuruyor kadınlara. Gerçekten pis vuruyor. Yani böyle neresinden taviz verelim örtünün örtünmenin. Daha doğrusu örtü değil tesettürün. Neresinden taviz verelim neresinden nasıl yapalım diye böyle şeytan pis vuruyor. Hani şey Allah rahmet eylesin. Şevket eygi süslü müslümanlar diye çok yazardı. Ondan sonra ne yazık ki kadınlar süslü müslüman oldu erkekler de oldu. Erkekleri de kenara atmıyorum yani. Bugün böyle sakallı bir kimse dahi böyle süslü müslüman tipinde. Kadınlar da zaten ona keza.
Gerçekten ama şunu bunu anlayışla karşılıyorum. Bu zamanda yani ahir zamanda iman ateşten kor olacak. Elinde tutanın eli yanacak. Elinde tutamayan dinden imandan olacak diyor adı şerifte. Gerçekten bunu yaşıyoruz şimdi. Ve tesettürle alakalı kadınların en çok vurulduğu yer şeytanın pis vole attığı. Ve kadınların o voleyi böyle kaleden çıkarmakta zorluk çektikleri yer tesettür. İnceldikçe inceldi kumaşları. Daraldıkça daraldı. Bakın daraldıkça daraldı. Ve Hz. Ömer radiyallahu anh hazretlerinin eşi Esma anlatıyor bunu. Ona bir kız çocuğu geliyor. Örtüleme içi görünüyor. Onu söyleyince Hz. Peygamber diyor ki o çıplak ama örtülüydü deyince içi görünüyor diyor. Yani içi görünen bir kimseyi çıplak hükmünde görüyor Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem.
Veyahut da vücut hatları belli olan bir kadını çıplak hükmünde görüyor. Ve hani açıklık da bu noktada aynı kategorinin içerisinde. Allah bu meseleyi içine sindirsin, kalbine ilham etsin. Bütün Müslümanların, bütün Müslüman bacıların, kardeşlerin, hanım kardeşlerimizin içine Cenab-ı Hak iman, İslam, ihlas, samimiyet nasip eylesin. Ve tesettürlerine dikkat etmeyi, tesettürlerinde ince davranmayı Cenab-ı Hak onları nasip eylesin. Kıymetli hanım kardeşlerin, bu dünya gelip geçecek. Yani ahiretle hepimiz yüz yüze geleceğiz. Yani bu tesettürle alakalı gün geçtikçe ne yazık ki zayıflıyoruz. Ne yazık ki ödünler veriyoruz. Tesettürle alakalı ne yazık ki her gün günü arıyor.
Her gün günü arıyor. Her gün günü arıyor, bir bakıyorsunuz işte o hani tesettürlü bayan kardeşler, o kadar böyle makyaj, ağır makyajlar, o kadar ağır kokular, işte daracık kıyafetler, içi belli olan incecik kıyafetler. İşte bir kısmı böyle lükste, şatahatta, şatafatta sınır tanımıyor artık. Böyle örtüler vakko, kıyafetler vakko, işte ayakkabılar iki bin liralık, üç bin liralık, üzerindeki tesettür kıyafetleri yürürken dolar yürüyor kadın.
Yürürken dolar yürüyor. Altındaki arabalar, o lüks şatahatlı, şatafatlı hayatlar. Bazen kendi kendime düşünüyorum. Yani diyorum ki, çok özür dilerim, 90'ların İslam'ı nerede? İşte 95'lerin İslam'ı nerede? Kendi kendime soruyorum. Yani 85'lerin İslam'ı nerede? Yani yok, bunu ben söylüyorum düşünebiliyor musunuz? Yani iki binlerin İslam'ı yok şu anda. İki binlerin İslam'ı yok. Ve o yüzden üzülüyorum. Ve diyorum ki, 28 Şubat başarılı oldu. 28 Şubat başarılı oldu. Tavizler verildi. İşte başörtüsünü çıkaralım canım, okumamız lazım. Okuyup bir yerlere gelmemiz lazım. Mantoyu çıkarmamız lazım. Çıkarıp bir yerlere gelmemiz lazım. İşte örtüden fedakarlık etmemiz lazım.
Bir yerlere gelmemiz lazım. Mücadele etmemiz lazım. Heyhat! Surdan bir gedik açıldı. Bize. Ve surdan gedik açıldı ve işgal edildik. İşgal edildik. Bugün İslam dünyası işgal altında. Batının bozuk medeniyeti, Batının bozuk kültürü, Batının bozuk ahlakı, Batının ne kadar bozuk, çürümüş neyi varsa, İslam dünyası işgal altında.
İşgal altında. İslam dünyası deccaliyetin, şeytaniyetin, küfrün, İslam dünyası sapıklığın, İslam dünyası günah kebairin işgal altında. İşgal altındayız. Ve ne acı, İslam dünyası bu konuda uyanmakta, Uyanmamakta direniyor. Direniyor. Allah bizi uyandırsın inşallah. Allah. Selamünaleyküm. Tövbe ederken sizin söylediğiniz, Allah tövbe edenleri sever, biz de o sevdiği için tövbe ederiz, diye düşünmem yanlış olur mu? Bunu gerçek manada hissederek değildir. Bilgi olarak uygulamak Allah'a karşı saygısızlık olur mu? Allah tövbe edenleri sever, biz ama ben kendimce, kendimi günahkar gördüğüm için tövbe ediyorum.
Evet, tövbe edenleri de seviyor. Ben o konuda da onun sevdiği bir hal üzerinde olmak da hoşuma gidiyor. Selamünaleyküm. Birkaç ay önce bir video seyrettim. Allahu Ekber başlığı altında ve çok etkilendim. Videoda galaksileri, samanyolunu ve alemleri anlatıyordu. Allah'ın ne kadar büyük olduğundan bahsediyordu. Ben Allah-u Teala'nın bu kadar büyük olduğunu bilmiyordum. Allah-u Teala, Allahu Ekber, Allah büyüktür ama galaksilerle bağlantısı ne? Burada Allah'ın zatına yönelik bir düşünce gibi bu.
Öyle değil. Şunu diyebiliriz. Galaksilerin çokluğuna, galaksileri aynı düzen üzerinde yürüttüğü için Allah hakimdir. Allah kudret sahibidir, kuvvet sahibidir. Sıfatsal olarak bunu söyleriz. Allah bu manada muhakkak Allah büyüktür. Ama ve lakin galaksilere bakaraktan söylersek, galaksiler ne kadar büyükse Allah da o kadar büyük manası çıkar. Onu yine sınırlandırmış oluruz. Allah muhafaza eylesin. Bu büyüklük beni korkuttu mu yoksa şaşırttı mı bilmiyorum. O günden beri kendimde ona karşı bir uzaklaşma hissediyorum. Bu durumdan nasıl kurtulabilirim? İhlas suresini oku, yüz tane inşallah Allah'a tövbe et, yoluna devam et. Selamünaleyküm. Oğlum dokuz yaşında namaza ne zaman başlamalı?
Siz ilk namaz için kaç yaşı uygun görüyorsunuz? Bu arada namaz da artık hazır inşallah. Bu arada namaza da artık hazır inşallah. Allah razı olsun, hayırlı geceler. Çocuğu sevdirin, bıktırmayın, nefret ettirmeyin. Bu konuda yavaş yavaş çocuk namaz kılmaya başlasın. Ama böyle zorlayaraktan bıktırmayın. Ne zamana kadar? İşte 13-14 yaşına kadar. 13-14 yaşından sonra zorlayın derken dövmeyin, sövmeyin, hakaret etmeyin. Ama nasihat etmeyi daha da sıklaştırabilirsiniz. Selamünaleyküm. Genelde evde olduğum bu günlerde eski hareketli yaşantıma oranla ibadet ve itaatte ciddi oranda düşüşe uğradım. Kendimi toparlayıp kaldığım yerden devam etmek istiyorum.
Her gün kalktığımda bugün çok daha farklı olacak diyorum. Ama yine bir şekilde günü boş geçirmiş, akşam etmiş oluyorum. Bu durum beni çok çökertiyor. Bu kısır döngüden nasıl kurtarabilirim? Allah yardımcınız olsun inşallah. Gerçekten bu korona döneminde İslam dünyasında ve Müslümanlarda aşırı derecede bir gevşeklik oldu. İnsanlar kendilerini daha çok sıkacaklarına daha fazla gevşediler. Yeniden kendi kendinize disiplin edin. Birer, ikişer, üçer, beşer kişilik, onar kişilik böyle bir kendinizce sohbet grupları tanzım edip kendinizi aktif hale getirebilirsiniz. Neden ufacık dünya telaşı yüzünden namazı terk ediyorum? Bu dünyanın aldatmasıdır.
Heva heves, insan ufacık bir dünya telaşından dolayı namazı veya ibadetlerini aksatabiliyor. Rabbim dünyaya bu manada tapanlardan, dünyayı haddinden fazla sevenlerden eylemesin inşallah. Ve zikiri düzenli yapamıyorum. Ve bu da bir disiplinsizlik. O yüzden bu, yani namazda zaten disipline edemeyen kendini zikirde de kendini disipline edemiyor. O yüzden birbirine bağlantılı bundan. Sonra çok pişman oluyorum. Yine namaza başlıyorum, zikire başlıyorum. Sizin sohbetlerinizi dinliyorum, manevi coşuyorum. Biraz boşlayıp ihmal edince yine terk ediyorum. Hep böyledir bu. Yani bir anlık boşlarsanız şeytan oraya oturur. Namazın bir vaktini kılmazsanız, ikinci vakti de sizi kıldırmaz.
Dersi bir çekmezseniz, erteküsün size dersi çektirmez. Ben neyi yanlış yapıyorum? Bu normalde disiplinsizlikten kaynaklanıyor. Neden manevi o tatlı coşku bende kalmıyor? Kalacak, yavaş yavaş disipline edecekseniz kendinizi. Şu an sizi dinliyorum canlı yayında. Evimi karıncalar bastı, ne yaptıysam çare bulamadım. Öldürmek zorunda kalıyoruz. Süpürge makinesiyle çektirmek zorunda kaldık. Siz olsanız ne yapardınız? Dolap içlerine kadar giriyorlar. Her şey kapalı, yiyecek bulamazlar. Yine de senede bir iki defa basıyorlar. Peygamber efendimizin ismini duyunca salavat getirirken elimizi, kalbimizi koymamız şart mı? Şart değil ama koymak da adaptan yani sevgisi, muhabbeti kalbimizde manasında.
Vallahi karıncalardan herkes müzdarip, karıncalara bir esma çeksen, huuu de evimi terk edin de inşallah terk ederler. Böcekler, karıncalar çok bu ara evlerde. Ben zehirleyin diyemiyorum. Geçen gün burada da ben gece burayı normalde açtığımda, burada da o kalorifer böceğim ne diyorlar. Baktım, vallahi koşa koşa önümden gitti, bir taneydi. Ondan sonra bir şey demedim daha ama, bilmiyorum ne olacak. Burayı da siz gördünüz mü Salim burada? Sen görmedin mi? Ali sen gördün mü? Sen de mi görmedin? Ama ben o zaman ayrı bir perdede mi gördüm yani? Gece mi göründü bana yok söyle? Allah sen mutfaktasın hiç görmedin mi? Ben gördüm böyle, 4x4 koşucusu gibi gidiyordu önümden ya.
Allah, Allah yesin inşallah. Selamünaleyküm, ailemle farklı illerde yaşıyoruz. Bayramdan bayrama ancak gidebiliyoruz. Eşim aileme yanımızda kendisi olmadan göndermiyor.
Erkeğin eşini anne evine çocuklarla birlikte göndermesinin dinimizce bir mahsuru var mı? Yok. Kadının böyle bir şeyi talep etme hakkı var mıdır? Evet. Ayrı şehirlerde yaşıyorsa bir kadın, senede bir sefer kendi annesine babasına ziyarete gitmeye hakkı var. Bu böyle hak hukuk arasından da bakılmaması lazım. Yani bayramda her anne baba en azından çocuklarının yanında ister. Erkekler hani işte bu konuda bizim toplumumuzda böyle bir algı var. Hani işte kayınvalidenin kayınpederin evinde çok durmama veyahut da işte fazla orada eğlenmeme gibi böyle bir eğilim var. O zaman eşini çocuklarını oraya bırakabilir bir müddet. Bence bırakması lazım. Sebep yani o anne baba da kızını vermiş sana. E sen onu hiç götürme.
Hiç orada vakit geçirmesin. Ne bileyim biraz böyle bir hani fazla katılıkmış gibi geliyor bana. O yüzden bilhassa bizim arkadaşlarımız bu konuda daha duyarlı davranmaları lazım. Yani bayram herkese bayram. İşte anne babayı ziyaret edecek, kardeşlerini ziyaret edecek. Kızın ailesi de sonuçta kızını isteyecek yanında gayet normal bu. O yüzden daha anlayışlı davranmaları lazım erkekler. Aynı zamanda kadınlar da erkekler anlayışlı davransın. O erkek de kendi annesinin babasına gidecek. O da orada bayramlaşacak, ziyaret edecek. Yani o da bu meselede şey. Örneğin bayan ona ayağı koydurmak istemeyebilir. O zaman ortak bir nokta bulacaklar işte. Bir gün işte erkeğin evine gidecekler, bayramlaşacaklar.
İkinci gün bayanın annesinin babasının evine gidip bayramlaşabilirler. Gibi böyle ortak bir nokta bulmaları daha hoş olur. Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Ben 15 yaşındayım. Bazen insanlar hakkında içimden kötü düşünceler geçiyor. Ve kınamış oluyorum diye korkuyorum. Yaptıkları şeylere güldüğüm oluyor. Ama sonra pişman oluyorum, çok üzülüyorum. Ve bu durumdan kurtulamıyorum. Başıma gelir diye korkuyorum. Ne yapmalıyım, bu kınamak olur mu acaba? Kınama nasıl olur? Teşekkür ederim, hayırlı akşamlar. Kınamak bir kimseyi küçük görmek. Küçümsemek, kınamak bir kimseyi eksik görmek, noksan görmek. O yüzden bundan uzak durmak lazım. Böyle bir terbiye sistemi doğru değil.
Bu yaşta bir çocuk da bunu normalde genelde etrafından alır. Etrafına bu konuda uyma, hiç kimseydi kınama, hiç kimseydi küçük görme. Allah muhafaza eylesin. Selamünaleyküm. Bizler, üstadımız, ailemiz, yaşantımız ve pek çok konuda dua eder. Dualarımızda iyilik, hoşnutluk, güzel niyetlerde bulunuruz. Yaşadığımız dünya içinde de Allah'ın hoşnut olmayacağı pek çok durum yaşanmakta. Kullar Allah'a Allah'ın hoşnut olduğu için veya farklı konularda Allah için dua edilir mi? Yani insanlar inşallah Allah'a hoşnut etmek için uğraşır. İnsanların da Allah'a hoşnut etmesi için dua etmeleri de doğrudur. Bunda bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm. Hocam, ıslah'tan söz ettiniz. Kırk yaş duasında geçen ve asnili fi zürriyeti de ıslah kökünden gelmiyor mu?
Benim soyumu da düzelt şeklinde ifade ediliyor. Islah illaki ceza ile mi olur? Yani illaki ceza ile olur. İslam'ın termolojide ıslah ceza ile alakalıdır. O yüzden ıslahı cezasız olarak görmeyin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah seni ıslah etsin demeyin. Islah ederse ceza gelir çünkü Allah muhafaza eylesin. Hocam, dövme yapılması hakkında düşüncelerinizi alabilir miyim? İnternet üzerinde bir sürü bilgi var ama sizden duymak istiyorum. Dövme yaptırana, saçına saç ekleyene, erkeklerden kadınlara benzemek isteyene, kadınlardan erkeklere benzemek isteyene, fal bakana baktırana, ondan sonra Allah lanet etsin diye hadis-i şerif var. O yüzden kıymetli kardeşlerim, dövme yaptırmadıysanız yapmayın, yaptırmayın.
Allah lanet etsin diye direkt hadis-i şerif var. Hem de böyle bir kanaldan değil çok kanaldan hadis-i şerif var. O yüzden dövme yaptırmayın. Bu fıtratı bozmak. Fıtratı bozmak olduğu için Allah'ın lanet dediği işlerin içerisine giriyor. Yapmayın ve yaptırmayın. Yapmayın da, yaptırmayın da. Dövmeden elde edilen para da caiz değil. Bir kimse Müslümana dövme yapamaz çünkü. Bir Müslümanın dövme yapması da caiz değil. Onun kazandığı para da caiz değil. Yani bazı fıkıh kitaplarında bazı yasaklar var. Allah muhafaza eylesin, sıkıntılıdır bunlar. Mesela der ki, bir berber sünnet miktarından aşağı sakallı kesse kazandığı para helal olmaz der. Örneğin.
O yüzden normalde mesela sünnete aykırı bir kimse bir iş yapsa, bir fiiliyat yapsa, bir para kazansa ondan caiz değildir diye hadisler var. Bakın hadisler var. Bir kimse Müslümanların ekmeğine şarap karıştırsa, caiz değil, harama girer. Ya işte şarapla da ekmek daha güzel mi ayarlanıyor deyip, ekmeklerine şarap karıştırsa, kazandığı para haram olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden mesela bir Müslümanın içki satmaması gerekir. Bir Müslümanın kumar oynamaması ve oynatmaması gerekir. Ya Müslümansın kumar oynama kardeşim. Müslümansın kumar oynatma kardeşim. Müslümansın içki içme. Müslümansın içki satma. Bunlar helal değil.
Müslümansın Müslüman kardeşine faizle para satma. Müslümansın müslümanlara faizle para satan bir kimsenin yanında çalışma. Bakın şahıs diyorum. Kurum yok şahıs. O yüzden Müslümanlar kendi ellerinden çıkanlardan sorumlu. Ya burası darül harp işte burada içki de satılabilir. Sen satma canım kardeşim ya. Sen satma. Bırak kim satıyorsa satsın. Sen üretme. Bırak kim üretiyorsa üretsin. Kim üretiyorsa üretsin. Sen kumarhane açma. Bırak kim açarsa açsın. Sen kumar oynama. Bırak kim oynarsa oynasın. Sen kendinden mesulsün. Biz birinci derecede kendimizden mesulüz. Biz kendi elimizden haramı çekelim mi?
Bizim gücümüzü aşan şeyler var. Devleti ilgilendiren hadiseler var. Gönül arzu eder ki devlet de haramdan kendini çeksin. Gönül arzu eder ki devletin de gelirleri haramdan olmasın. Gönül arzu eder ki devlet eliyle haram işlenmesin. Gönül bunu arzu eder. Ve bunun için gayret ederiz. Çalışırız. Ama Müslümanın kendi elinde olan, kendi ihtiyarında olan işler var. Bunlar Müslümanlar bunlardan sorumlu. Müslümanlar bunlardan sorumsuz değil. Sen ticaret yapıyor olabilirsin. Müslüman kardeşine nam'a faizden para satıyorsun sen. Yapma. Sen Müslüman mümin kardeşine nam'a yalan söylüyorsun.
Söyleme. Sen mümin kardeşini nereden aldatıyorsun? Aldatma. Sen rüşvet yeme. Sen bundan sorumlusun. Seni birisi kafana silah dayayıp rüşvet yemi dedi. Hayır. Sen bundan sorumlusun. Darül harpte hakkın olan bir şeyi alamıyorsun. Darül harpte hakkın olan bir şeyi alamıyorsun. Orada rüşvet vermek caizdir. Bakın bu fetvalarda hiçbir yerde bulamazsınız böyle. Bu konuda sahabenin uygulaması var. Darül harpte harbin senin malına el koydu. Sen malını yeniden almak için sahabenin başına geliyor çünkü. Zalim bir oradaki komutan, zalim bir kimse onun malına el koyuyor. Ticaret malına el koyuyor. Ticaret malına el koyunca ona rüşvet veriyor.
Rüşvet vererek de malını kurtarıyor. Bunun fetvası var. Darül harpte hani öyle ya. Şimdi belediyelere gidiyorsun rüşvet var. Sen şimdi devlet dairesine gidiyorsun rüşvet var. Yapmıyorlar senin işini. Yapmıyorlar. Bu acı bir şey. Ondan sonra diyorlar ki getirin onu bize. Nereye getireceksin? Rüşvetin belgesi mi var? Yok. Ne yapacak insanlar? Bir inşaat ruhsat alacak alamıyor. Alamıyor. Bir oturma izni alacak alamıyor. Alamıyor. Her şeyin tamamı olsa dahi alamıyorsun. Sürüm sürüm sürüm sürünüyorsun.
Sürüm sürüm sürünüyorsun. Orada diyor ki darül harpte o kimsenin işini görmesi için rüşvet verebilir diyor. Ama müslümansın mü'minsin alamazsın canım kardeşim. Senin almaman gerekiyor. Evet. Bunun gibi şimdi müslümanın kendi elinde olan işler var. Kendi elinde olan işlerden kendi elinde olan işlerden ne yapacak? Uzak duracak. Bunun kendini tutacak. Benim elime zorla içki mi veren var? Yok içme kardeşim. Bana zorla içki mi sat diyen var? Satma kardeşim. Satma. Git rızkını olabildiğince en helal daireden kazanmaya gayret et. Bitti. Olabildiğince en helal daireden. Allah bizi affetsin inşallah. Tıraşın da pek güzel olmuş demiş. Allah razı olsun teşekkür ederim.
Güzel olan güzel görüyor. Güzel gören hayatından lezzet alıyor. Bizim ilhan duymasın yalnız. İlhan şimdi selamun aleyküm der. Selamun aleyküm hocam. Rüyamı anlatmak istiyorum.
Apartman dairesinde oturuyordum. Gerçek hayatta kendimize ait bahçemiz var. Rüyamda bahçeye çıktığım zaman kocaman ağaçlarla kaplı. Yeşillik içerisinde eşim ve oğlumla olduğumu gördüm. Orman gibiydi. Üst kattan da komşularım bizi izlediğini gördüm. Çok güzel bir bahçeydi. Bizi yeşilliklerin içerisinde görmeye çalışıyorlardı. Ben de ağaçlar kocaman, bizi isteyemezler diye içimden söylemiyorsun komşular için. Bu kadar yazmış kardeş. Allah iyi etsin, Allah güzel etsin inşallah. İyidir yeşillik hayra işarettir. Allah muradını hasıl eylesin inşallah. Madem tıraşım güzel olmuş, otomatik olarak yapılan bireysel emeklilik iptal edilebiliyor. Edeyim mi?
Görüşünü nedir? Ben devlette olan işlerde ben bir şey yapmam hiç. Etsen de olur, etmesen de olur. Nasıl isterse. Selamünaleyküm. Ayasofya, Fetih camisinde duvarlardaki fresklerin ışıkla karartma yöntemiyle kapatılacağı söylendi.
Namaz vakti dışında ziyarete açık olacakmış. Eğer bu durum söz konusu olursa Ayasofya'da namazın sıhhati nasıl olur? Normalde içinde resim olan bir yere rahmet meleklere girmez diye hadis-i şerifler var. Rahmet meleklere girmez. Namaz namazdır yine. Ama bir haber okudum doğru yanlış. Ayasofya'da zaten ilk cumayı herhalde belli adette davetli olan misafirler kılacakmış galiba.
Diyanet işleri davet edecekmiş. O yüzden elinizde diyanet işlerinin bir daveti varsa Ayasofya'da cumaya gidin. Eğer elinizde diyanet işlerinden davetli bir daveti yok ise, yani orada cuma kılamayacaksınız. Sultanahmet'te kılacaksınız. Bildiğim kadarıyla öyle. O yüzden üvip bir cuma olacak ilk cuma. Hani üvip bir cuma kılmışlardı ya onun gibi olacak herhalde. yani nasıl söylenir halka açık bir cuma olmayacak. Herhalde devlet protokolü yapacaklar galiba o gün. O yüzden öyle olabilir. Üvip'lere alışın artık. Selamünaleyküm. İnsanları kısır ve kanser yapan, insanın fıtratını bozan gıdalar hakkında konuşmak, haber yapmak, açıklamada bulunmak suç sayılacak.
Ve 50 bin TL ceza verilecek. İstanbul Sözleşmesi kalksın derken başka bir kaosla karşı karşıya kalıyoruz. Sizin bu durumla alakalı düşünceniz nedir? Evet onunla alakalı biz de böyle bir protesto kampanyası başlatacaktık. Herhalde onu tekrar bir komisyona havale ettiler. Birkaç ay böyle halkın tepkisinden dolayı yeniden görüşülmesi için geri iade ettiler. Benim aldığım haber bu. Ne yazık ki biz böyle neyle karşı karşıya belli değiliz. İstanbul Sözleşmesi öyle dururken bir de bir gıda sözleşmesi çıktı böyle. Yani örneğin işte ben bazen sohbetlerinde diyorum ya natürel yiyin, orijinal yiyin, hazır gıda yemeyin. Hemen ben 50 bin liralık cezanın içindeyim. Ben baktım ona, ondan sonra işte ne diyorum?
İşte gidin ben örneğin işte marketlerde zeytinyağı almıyorum. Ben işte Allah razı olsun bizim bayındır çeteden. Bayındır çete işte zeytinyağımı benim tedarik ediyorlar. Örnekliyorum bunu. Ve ben normalde işte zeytinyağını gidin kendiniz tedarik edin. Natural zeytinyağı yiyin. İşte marketlerden yediğiniz zeytinyağın içerisinde ne katkısı var, ne karışığı var bilmiyorsunuz. Bilmiyoruz çünkü yani benim bayındırdan aldığım, yediğim zeytinyağının lezzeti ile veyahut da kokusu ile market zeytinyağının arasında çok fark var örneğin. Ben tabi bunun bildiğimden her ikisinin arasındaki farkı biliyorum. Ben bunu böyle herhangi bir yerde sosyal medyada mesela bunu canlı yayında bunu söylediğimde 50 bin lira cezası vardı.
Böyle bir handikapla karşı karşıyayız ya. Ya nereye gittiğimiz belli değil bizim. Ben bu sefer hani bunları da dile getirince hoca muhalif oluyor. Ya canım kardeşim benim muhalifliğim Kur'an ve sünnetin dışında olan her şeye. Ben partici purtici değilim. Benim bir parti ile bir bağım yok. Hiçbir parti ile bir bağım yok. Yok. Yıllardır yok zaten. 25 yaşından beri yok. Bunu da beyan ediyorum hep zaten. Benim bir parti ile bağım yok diye beyan ediyorum. Ben doğru bir şey varsa alkışlarım, yanlış bir şey varsa eleştiririm. Bu gayet normal bir şey. Kur'an ve sünnetin dışında her ne var ise ben eleştiririm. Ona karşı dururum. Bu benim mümin hakkım zaten.
Cenab-ı Hakk'ın bana emri bu, farz bu. Ben farzı yerine getiriyorum. Eşcinsellik Allah'ın lanetlediği bir iş. Bir hak değil bu. Bu bir sapkınlık, bu bir sapıklık, bu bir hastalık. Siz beni cezaevine de attırsanız ben bunu bangır bangır bağıracağım. Allah'ın lanetlediği bir fiiliyat bu. Bu bir sapkınlık. Yarın ertesi gün batıdan pedofili ilişkiler uygundur hükmü çıkarsa, bu da bir hak olarak mı görülecek? O zaman pedofil ilişkilerini biz, yani küçük yaştaki çocukların cinsel ilişkiye girmesini biz alkışlayacak mıyız? Biz nereye gidiyoruz?
Biz o zaman bir sapıklığa müsaade edersek, bütün sapıklıklara müsaade edeceğiz. Birisi de kalkarsa, tecavüz etmek de bizim hakkımız derse, ne cevap vereceğiz biz ona? Ya böyle bir şey olur mu? Neden olmasın? Senin sapkınlığın oluyor da onun sapkınlığı neden olmasın? Senin zalimliğin oluyor da onun zalimliği neden olmasın derse bir kimse. Ne cevap vereceğiz biz? Biz o zaman yaşamayalım ya. Nereye gittiğimiz belli değil. Yani düşünebiliyor musunuz? Yani işte ben diyorum ki, Kardeşler, paketlenmiş hazır gıdalar yemeyin. Kur'an ve sünnet bize sadece helallığı emretmiyor.
Temizliği de emrediyor. Bize sadece helal olması yetmiyor. Onun temiz olması gerekiyor. Bir şey helal olabilir ama temiz olacak aynı zamanda. O aynı zamanda güzel olacak, iyi olacak, tatlı olacak, temiz olacak. Bir şeyin helal olması yetmez. Balık helal, helal. Ama hanefilere göre ölü balık yenmez. Şafilere göre yenir. Hazır balık geldi, ölü müydü değil miydi? Nasıl avlandı? Biliyor musun? Bilmiyorsun. Hanefi'ye göre ölü balığı yiyemezsin. Ölü olarak denizin üstüne çıkmış, gölün üstüne çıkmış. Ölü olarak işte derenin üstüne çıkmış. Bir balığı hanefi'ye göre yiyemezsin. Aldığın balık ölü mü, değil mi? Neyle? Troll'la mı? Yani bombayla mı?
Dinamit mi patlattılar da yakaladılar balıkları? Nereden biliyoruz? Bilmiyoruz. Yemiyorum bilmediğim balığı. Ölmeyeceğim ya balık yememekle. Veya nasıl kesildiği belli değil hayvanın. Kasabı tanımıyorum. Nerede kesildiğini bilmiyorum. Dana eti helal mı? Helal dana eti mi? Evet. Kesimini biliyor muyum bilmiyorum. Yemiyorum ben kardeşim. Almıyorum marketten. Ben şimdi bunu söylediğimde 50 bin lira cezası var. Hazır konserve, marketlerde hazır konserve yemiyorum. Marketlerde satılan hazır salçalar yemiyorum canım kardeşim. Bile bile yemiyorum. O yüzden ne kullandıkları belli olmayan dışarıda sulu yemek de yemiyorum. Tanımadığım bir yerde, tanımadığım bir lokantada yemek yemiyorum.
Bilmediğim bir yerde yemek yemiyorum. Ne sulusu, ne etlisi, ne bir şey yemiyorum. Neden? Güvenmiyorum. Kanserden, korktumdan dolayı değil. Şüphelilerden uzak durmak için. Yemiyorum. Yaparım bir kaşık bulgur pilavı yanımda götürürüm. Yemiyorum. Kurbanını işte herkes bilir. Bizim Said var. Said'i aldırıyorum. Said al benim kurbanımı. Almam. Bildiğim bir iş değil işte. Biliyor mu bilmiyorum. Gideceğim de dananın, buzağının çapak açmış mı açmamış mı ona bakacağım da bilmem ne edeceğim. Benim işim değil. Kurban bir ibadet. Ben ibadet kastıyla yapıyorum onu. Said kardeşim al benim hayvanımı.
İşte küçük baş, büyük baş neyse Allah kabul etsin. Bitti. Benim hayvanım belli, numarası belli. Boynunuzu kırılırsa bir daha alırım. Ölürse bir daha alırım. İbadet ediyorum ben. Biz hayvana gireceğiz. Etler tartıldıktan sonra parasını verirsin. Et mi alıyorsun kardeşim sen ya? Bırak ya. Yılda bir sefer ibadet edeceksin. Kurban ibadeti. Git. 5 lira fazla ver ya. 3 lira fazla ver ya. 2 lira fazla ver ya. Bir televizyon parası sizin 5 kurban parası ya. Evinizdeki televizyonlardan. Kurbana gelirken, ibadete gelirken milletin elit ettiriyor. Et tartacak orada işi gücü yok. Git kasaptan et al o zaman.
Değil. Kurban keseceksin canım kardeşim sen. Kurban bir ibadet. Git hayvanını gör. Git hayvanını al. Bu işi bilen kim? X kimse. Gel kardeşim. Ben sana neyse ücretimi vereyim. Benim kurbanım alıver. Veyahut da kurban mı istiyor bu kimse? Ben ona da güvenmem. Büyükbaşsa. Ben güvenmem canım kardeşim. Ben gözümün önünde kurban kesen, bizim kendi arkadaşlarımızın hem. Kurbanını keserlerken ben böyle ağzını açık gördüm. Sait'e dedim. Sait. Bu çapak atmamış dedim. Atmamış dedi. Kim aldı bu hayvanı dedim ben. Kendileri almışlar dedi. Söylesene dedim kapak için. Sustu. Ben söyledim bu kapak atmamış dedim. Dişi çıkmamış hayvanın. Olgunluk dişi çıkmamış. Olmaz kurban. Olmaz kurban. Anası gibi görünüyormuş.
O koyun için yeterli. Büyükbaşı için yeterli değil. Anası gibi görünüyormuş. Anası boyundaymış da olurmuş kurban. Olmaz canım kardeşim. Olmaz. Bir bileni götüreceğim. Vereceğim beş lira fazla. İbadet ediyorsun. Bilmiyorsun. O zaman git küçükbaş hayvan al. Kaç kilo? On kiloluk hayvan da olmaz. Zayıf hayvandan kurban olmaz. Dişi hayvandan kurbanlık yapmayın. Olur. Yapmayın ama. Yapmayın. Büyükbaş da olsa dişi nasıl olur? Kısırdır. Düve gebe kalmıyordur. Kısırdır. Evet ondan kurban olur. Koyun artık doğurmuyordur.
Gebe kalmıyordur. Ondan kurban olur. Öbür türlü yapmayın. Sünnet de yok. Sebep? Dişiler çünkü ürecekler daha. Dişileri kesmeyin. Yemek için de dişileri kesmeyin. Sünnet ise niye aykırı? Aslında altı aylık kuzu da sünnete aykırı. Üç aylık, dört aylık kuzu da sünnete aykırı. İnce düşünürseniz işte süt kuzu kesmek sünnete aykırı. Adam gidecek kasaptan süt kuzu yiyecek. Yeme kardeşim sünnete aykırı. Ekonomik zarar çünkü. Hayır olmaz. Yaşını dolduracak küçük hayvan. Yaşını dolduracak. O yüzden o normal anası gibi görünüyor. Dağ başında mı yaşıyorsun? Şimdi herkesin her şeyin kaydı var, kuydu var. O yüzden hani ibadet ederken dost doğru edelim.
Şüphelilerden uzak durmak dinin emri. Ne diyor? Şüphelilerden uzak durun. Haramlar belli. Aylallar da belli. Ama diyor bir de şüpheliler sınıfı var. Onlardan uzak durun. Bu da takvadır diyor. O zaman şüpheliden uzak duracağız. Konserve ne olduğu belli değil. Bir sürü içinde kimyasal madde var. Yemeyin kardeşim. Bunu yemeyin dediğimde ben 50 bin lira ceza yiyeceğim. Var mı böyle bir şey ya? Selamun Aleyküm. Günümüzde kız çocukları ekonomik özgürlüğünü olsun diyerekten yetiştiriliyor. Evlendiklerinde de bahsedilen özgürlük anlayışını kocalarına karşı kullanmak istiyorlar. Kız çocuklarına nasıl bir eğitim verilmeli ki? Ekonomik kazançları olsa da İslami kimliklerini koruyabilsinler.
Burası çok önemli. Evet, kız çocukları İslami kimliklerini kaybetmesinler. Ama erkekler de onların İslami kimliklerine saygı göstersinler. Erkekler de onların kadınlıklarına saygı göstersinler. Erkekler de evlerde kadınlarına zulmetmesinler. Zulmediyorlar. Zulmetmesinler. Allah muhafaza eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Geceniz mübarek olsun. Yatak odasında Kur'an-ı Kerim kitabı asılı olmasında bir sakınca var mıdır? Yok bir sakınca. Neden sakınca olsun? Tabi yatak odasında asılı kalmasın sadece. Okunsun ve yaşansın. Ama asılı kalmasını da böyle çok böyle şey yapıyorlar ya. Böyle hani olmaz öyle bir şey filan. Değil kardeşim. Bir evin içerisinde Kur'an-ı Kerim'in asılı olması demek.
Biz İslamız. Biz bu kitaba tabiyiz demek. Aidiyet kesvetmek. Milletin evinin içerisinde bir Kur'an'ı vardı. Siz onu da reddettiriyorsunuz şimdi. Evinin içerisinde bir Kabe işte resmi vardı. Onu da reddettiriyorsunuz. Aidiyet kesvetmektir bu. Evin içerisinde dini ritüellerin asılı olması. Dini ritüellerin olması. O bir aidiyet kesbeder. Yani bu ev İslam evi. Bu evde Kur'an-ı Kerim var. Bu ev Müslüman evi. Bu evde asılı bir secda deva. Bu evde namaz kılan bir kimse. Yani bazen zaman zaman bunları yaşıyordum önceden. Şimdi hiçbir yere kolay kolay artık zaman kalmadı. Misafir olamıyorum. Bir eve gidiyorsun. Namaz kılacağım diyorsun. Namaz kılacağım mesela.
Bir yere gitmişlerdi. İllaki bir arkadaş ısrar etti. İşte hasta var. Bir zahmet işte okur musunuz filan. Dedim ya ben böyle şeyler yapmak istemiyorum. Yapma etme. İşte ben senin geleceğini söyledim. Şöyle böyle. İyi gidelim dedim ben. Ben o arkadaşa da diyorum. Bak senin hatırına gidiyorum. Ben orada ne ile karşılaşacağımı da biliyorum. Sen utanacaksın sonra diyorum ona. Anlamıyor beni. Bu baya oluyor tabi bu. Böyle. Şeyh efendinin sağlığında oluyor. Allah rahmet eylesin. Biz gittik oraya. İşte. Akşam ezan okundu. Dedim namaz kılmam lazım. Ben namaz kılayım. Evde secda da yok. Harıl harıl secda da arıyorlar evde. Ben de seslenmiyorum şimdi.
Ondan sonra aradılar aradılar. Birbirleriyle fısırlaştılar. Yanındakine dedim. Beni okutmaya getirdiğin yerde secda da bile yok dedim. Bu kaldı şimdi. Neyse evin hanımına dedim ki. Ayakkabıyla basılmamış halınız var mı dedim ben. Rengi değişti. Çünkü evin içerisinde ayakkabıyla da dolaştıklarına dair bir his oldu benden. Sustum. Yanımdakine dedim. Tam sosyeteymiş ha dedim. Ayakkabıyla içeride dolaşıyorlar. Secde edecek bir yerimiz yok dedim. Neyse. dedim siz canını sıkmayın. Ben bir kenarda dedim. Namazımı kılayım. Gittim bir kenarda namazımı kıldım.
Okunacak olan bayanmış. Geldi. Ondan sonra dekolte hat safhada. Neyse. Bayana sordum. Müslüman mısın dedim. Annesine baktı bir. Ondan sonra böyle durdu. Annesine sordu. Müslüman mıyız dedi. Müslümanız tabii kızım dedi o. Müslüman mıyız dedi. İslam'la alakalı bildiğin ne var dedim ben. Hiçbir şey yok. Döndüm o arkadaşa. Bunlar senin neyin oluyor dedim. Ondan sonra o da sustu. Kıza başladım. Şimdi dedim benim dediklerimi tekrar et. Eşhedüven la ilahe illallah.
Dili dönmüyor kızın. Eşhedüven la ilahe illallah demeye dili dönmüyor. Neyse bir öğrettim. Eşhedüven la ilahe illallah ve eşhedüven Muhammeden Abduhu ve Resulü diye. Annesine de öğrettim. Müslüman olmak bu. İşte namaz farz, oruç farz, zekat farz, şu farz, bu farz. Anlattım, anlattım, anlattım. Şimdi dedim İslam'ı öğrendiniz mi kadın ağlamaya başladı. Dedi ki benim babam namaz kılardı. Ve bize dedi söylerdi. Ama dedi biz hep reddettik dedi. Hep kızdık babama dedi. Sonra dedi babam vefat etti. Ben dedi evlendim. Ben evlendikten sonra dedi. Benim eşim dedi dedi. Dinle, diyanetle alakalı hiçbir şey konuşmaz dedi. Ve siz Müslüman mısınız deyince dedi.
Kendi kendime düşündüm. Benim eşim Müslüman mı diye dedi. Allah'ım kaldım. Ben böyle. Ben dedi eşimin Müslüman olup olmadığını bilmiyorum şimdi dedi. Dedim siz evlendiğinizde dini nikah kıyılmadı mı? Dedi kıyılmadı. Sizin evinizde dedim hiç namaz kılınmadı mı? Hiç namaz kılınmadı. Evinizde dinle alakalı ne var dedim. Hiçbir şey yok. Dedim bir Allah yazısı da mı yok? Dedi o da yok. Neyse. Bir güzel anlattık. Tebliğ ettik. Ondan sonra kıza ne olduğunu söyledim. Neyin var diye. O da anlattı. Neyse okudum. Bana söz verin dedim. Siz işte dininizi yaşayacağınıza. Neyse söz vermişler. Söz verdiler.
Onu anlatacağım şimdi. Ertesi gün anneli kızlı. Bunlar işte gitmişler bir namaz kitabı almışlar. İşte bir Allah lafzı, Muhammed lafzı almışlar. Kur'an-ı Kerim almışlar. Türkçesini almışlar. İşte İlmihal kitabı almışlar. Gelmişler eve sevinç içerisinde. Babaları gelmiş. Bunlar ne demiş? Böyle böyle. Biz demişler Müslüman değil miyiz? İslami kitap. Sizi kim geldi zehirledi böyle demiş. Çatışma çıkmıştı. Şimdi o yüzden Allah bizi affetsin. Evlerinizde Kur'an-ı Kerim olsun. Okunsa da olsun, okunmasa da olsun. Evlerinizde Allah lafzı olsun. Okunsa da okunmasa da olsun. Olsun. Aidiyet kesmedin. Ve evlerinizde namaz kılın. Odalarınızda namaz kılın.
Allah'ı zikredin. Aidiyet kesbetsin. Aidiyet kesbetsin. Yani sonumuz iyi değil. Allah bizi affetsin inşallah. Ateistlerin veya Deistlerin İslam'a ve Peygamber Efendimiz'e en fazla saldırıları yerlerden birisi kölelik ve cariye hukuku. Bu konu ile bize gelen birisine nasıl cevap vermeliyiz? Çok basit. Din geldiğinde kölelik ve cariye sistemi zaten dinin içerisinde, o gün toplumun içerisinde vardı. İslam tedrici tedrici bunu kaldırdı. Köle biliyorsunuz anınıp satılan insanlardı. Köleleştirilmişlerdi. İslam hiç kimseyi köleleştirilmez. Bu yasaklanmıştır. Siz hür bir insanı köleleştiremezsiniz. Köleleştiremezsiniz. Köleleştiremezsiniz.
Ve Hz. Peygamber zaman içerisinde köleliği kaldırdı. Zaman içerisinde cariyeliği de kaldırdı. Cariyeler kimler? Müslümanlara savaşmaya gelmiş olan askerlerin eş ve kızları. Neden geldiler? Orayı zapt edecekler. Zapt ettikten sonra kılıçtan geçirecekler. Herkesi kılıçtan geçirince oranın evlerine, tarlalarına, hurma bahçelerine sahip olacaklar. Öyle geliyorlardı önceden savaşlara. Ve orayı işgal ettikleri zaman da kendilerince paylaşıyorlardı orayı. O yüzden eşleriyle ve kızlarıyla, oğullarıyla geliyorlardı. Ve ganimet olarak görülüyordu oradaki savaşta elde edilenler. Peki İslam ne yaptı? Önceden savaş hukuku öyleydi Arap yarımadasında. Esirlerin hepsi de öldürülürdü.
Eşikteki, beşikteki. Arap yarımadasındaki savaş hukuku buydu. İslam geldi ne yaptı? İslam geldi esirleri öldürmemeyi, kadınları öldürmemeyi, çocukları öldürmemeyi getirdi. Öldürmüyor. Peki, İslam hukukuna göre kocası esirlerin yine müşrik devletine gönderilmesi doğru değil. Sebep, yine sen onlara oradan asker olduk gelecek. Onları serbest bırakmıyor. Ama ne yaptı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri? Mesela esirlerden okuma yazma bilenler, diğer Müslümanlara okuma yazma öğretme karşılığında serbest oldu. Sanat bilenler, sanat öğretme karşılığında serbest oldu. Onları yaşatmaya başladı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri.
Esir edilen kocası ölmüş kadınları sahabeler nikahlamaya başladılar. Esir edilmiş cariye hükmünde olan kız çocuklarını sahabeler nikahlamaya başladılar. Eş ettiler kendilerini. Öldürmek mi iyi, onları eş etmek mi iyi? Kölelik zaten zamanla kaldırıldı. O İslam'a Peygamber Efendimiz'e bu konuda saldıranlar, İslam'ın tarihi gelişmesini, köleli ve cariyeli zaman içerisinde kaldırdığını bildikleri halde, Ahu sesi saldırıyorlar.
Cehalet başlayıp içeri. Selamünaleyküm, hayırlı geceler. Siz ve sizi izleyenleri ben uzun zamandır beri sizin sohbetlerinizi takip ediyorum ve izliyorum. Ve aynı zamanda yayınlamış olduğunuz çok güzel eseriniz olan Nefes adlı kitabınızı okumaktayım. Dijital pdf formatında bu güzel kitabınız için başta size ve yemeğe geçen tüm herkese teşekkür ediyorum. Bu dördüncü cilt olan kitabınızı alıp okumak ve okutmak istiyorum. Teminini nasıl ve nereden yapabilirim teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Şimdi bu kitabın birinci cildi yayınlandı. Bunun normalde emeği geçen soruyu soran Hakan kardeşimiz var. Asıl emek sahibi o, birinci emek sahibi. İkinci emek sahibi bu kitabı normalde yazıya döken Neslihan Hanım var.
İkinci önemli emek sahibi bu. Üçüncüsünde baskı ile uğraşan arkadaşlar var. Ondan sonra Salim ve Yunus gibi böyle bu konuda da uğraşan kardeşler vardı. Bunlar emek sahibi. Allah razı olsun. Onun hepsinden de teşekkür ediyorum. Benim kendimce ben fazla bir emek sahibi olarak görmüyorum bunu. Biz sorulan sorulara cevaplar verdik o kadar. Ama böyle bir bilhassa Neslihan Hanım bu konuda çok gayret sarf etti. Bunu yazıya döktü. Ben de böyle gayret sarf edip yazıya dökünce dedim kitap olarak bastıralım o zaman. Kitap olarak bastırdık. Şebu Aruz programında dağıttık ücretsiz olarak. Şimdi ikinci cilde hazırlanıyor bildiğim kadarıyla değil mi? Hazır gibi mi?
İşte az bir şey kalmış. İçindekiler kısmı kalmış. O da zannediyorum bu önümüzdeki şey bu Aruzu'ya yetişecek gibi. İlk inşallah onu da şey yapacağız bastırıp yayınlayacağız. Biz teşekkür ederiz. Allah sizden razı olsun. Emeği geçenlerden de soruyu soranlardan da zerrece bir payı olanlardan da Allah razı olsun. Hakkınızı helal edin siz de inşallah. Kitabın da reklamı oldu bak şimdi nefesin değil mi? Çok az bir şey kaldı elimizde. Daha isteyenlere dağıtabiliriz. Evet. Eksik olan yerlerden kardeşler varsa dağıtabiliriz. Veyahut da kendine özel isteyenler varsa onları gönderebiliriz. Az bir şey daha var elimizde.
Selamünaleyküm. Benim zikir çekerken korkularım oluyor. Nasıl bu korkudan kurtulabilirim? Korkmamakla. Devam edeceksiniz. O korku nefisten olur. O yüzden onun üzerine üzerine gideceğiniz korku geldiğinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin sözünü hatırlayın. Ne dedi? Korkaklığın şerrinden, kabir fitnesinin şerrinden, deccalın şerrinden, şerrilerin şerrinden Allah'a sığınırım dedi. Öyle dua edeceksiniz inşallah. Nefis insana kaç kapıdan hücum eder? Yani kaç kapısı vardır? Bu kapıların bazılarını kişilerin kendisini mi açar? Geceniz, ömrünüz hayırlı olsun demiş arkadaşlar. Şeytanın insanın kalbinde dört kapı vardır, dört cihet vardır. Birisi Allah'a aittir, birisi Mele'ye aittir, birisi şeytana aittir, birisi de nefse aittir.
O yüzden nefis o kendisine olan kapıdan insanı etkiler. Selamünaleyküm. Efendinin dervişine muhabbeti olması ne demektir? Yani öyle, evet gerçekten, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Hz. Ebubekir radallahu anh hazretlerinin ayrı muhabbeti vardı. Ama ayrı muhabbeti varken, Hz. Ebubekir efendimiz boş deneke değildi. İlk Müslümandı, ilk dostuydu, arkadaşıydı, yol arkadaşıydı. Gözü kapalı ona iman eden, inanan bir kimseydi. Her şeyini İslam yoluna feda eden bir kimseydi. Ve gözü kapalı kızını verdi örneğin. Gözü kapalı Allah yoluna malının tamamını verdi. Bunlar kolay şeyler değil.
Ve Hz. Ebubekir radallahu anh hazretleri o yüzden o yakinliği hak ediyordu. O yüzden üstadın da etrafında, bir üstadın da etrafında her şeyini feda eden, her şeyle onun yanında duran kardeşleri vardır. Muhakkak onların yeri farklıdır. Üstad onları farklı görür. Zor zamanda, sıkıntılı zamanda, dar zamanda, ne bileyim problemli zamanlarda, onlar böyle canla başla onun yanında durmuşlardır. Onlar farklıdır. Veyahut da örneğin, yeni bir il, yeni bir ilde, yeni bir ilçede böyle birisi tanıtacağım, yapacağım, edeceğim diye gayret gösteriyordur. Onun yeri ayrıdır muhakkak. Veyahut da bir kimse, üstadın sözlerine harfiyen uymaya çalışıyordur. Onun yeri ayrıdır. Bunun gibi mesela işte, zakirler de aynıdır. Dervişler de aynıdır.
Zakir vardır, üstadı motomot takip eder. Hiç taviz vermez. Zakir vardır, mesela kendi nefsine, kendi hevasına pay çıkarır. Üstad onları takip eder hepsini. Takip etmeli zaten. Mesela derviş vardır, motomot üstadına uyar. Derviş vardır, motomot üstadına uymaz. Kendine abiler bulur, kendine ablalar bulur. Kendine böyle şeyhin yerine geçen farklı şeyhler bulur. Üstad onu takip eder. O yüzden hani dervişe muhabbeti olur mu üstadın özel? Olur. Olur. Bu normaldir ki. Neden? Çok sevenle az sevenle farkı olmalı. Motomot takip edenle etmeyenin arasında farkı olmalı. Hz. Ebubekir'le, radıyallahu anh hazretleriyle vahşiyi aynı tutabilir miyiz?
Tutamayız. Tutarsak Hz. Ebubekir Efendimiz'i zulmetmiş oluruz. Bakın zulmetmiş oluruz. Olmaz. Hz. Hüseyin Efendimiz'le Yezid'i bir tutabilir miyiz ya? Zulmetmiş oluruz Hz. Hüseyin Efendimiz'e. Radıyallahu anh hazretlerine. Hz. Hüseyin Efendimiz'i destekleyenlerle ona kılıç çekenleri aynı tutabilir miyiz? Zulmetmiş oluruz. Olmaz. O yüzden yani. Şimdi 28 Şubat'ta her şeyinden vazgeçip yanımızda duranla bırakıp gidenleri aynı tutarsam o kardeşlere zulüm olmaz mı? Efendim bizim başımıza bir şey gelirse Mustafa abi mi bizim evimize bakacak? Bize müsaade edin biz derslere gitmeyelim.
Olur oğlum gitmeyin siz derse. Efendim Mustafa abi mi bizim dükkanımızı açacak? Başımıza bir şey gelirse bizim dükkanlarımızı o mu açacak? Olur oğlum gitmeyin derse. Efendim Mustafa abi mi bizim çeklerimizi ödeyecek? Başımıza bir şey gelirse hala daha ders yaptırıyor, zikir yaptırıyor. Gitmesek olur mu? Olur oğlum gitmeyin. E şimdi onlarla ben, benle beraber basılanları aynı kefede mi tutacağım? Olmaz. Yolda yarı yolda bırakmış bir mücadelenin içine girmişiz. Onlarla mücadeleyi devam ettirenler aynı kefede mi tutacağım? Bir zakir var üstadına çalışıyor. Bir zakir var tatlı tatlı kendine çalışıyor. Aynı kefede mi tutacağım?
Bir zakir var kendi özel hiçbir işini yaptırmıyor. Bir zakir var ooo neredeyse her şeyini taşıtacak çantasına varıncaya kadar. Aynı kefede mi tutacağım? Tutmam. Bu zaten dervişin hukukuna aykırı. Bir derviş var istikametini üstadına bağlamış. Öbürkü de işte abim ne der? Kim oğlum senin abin? İşte zakirimiz. Oğlum sana lafı söyleyen benim diyorum. Benim lafıma laf koyacak bir kimse mi var? Böyle bakıyor çocuk gözümün içine. Abime bir haber vereyim. Hayır onun şeyhi abisi olmuş. Oğlum bunu kim söyledi sana dedim ben? Abim dedi dedi. Ne dedi dedim ben?
İşte böyle böyle dedi dedi. Aynı mı olacak? Olmaz. Yok. O yüzden evet. Üstadların husisi manada sevgisini celp etmiş dervişler var mıdır? Vardır. Hepsini aynı seviyoruz. Doğru değil kardeşim. Hepsini aynı sevemezsin. Fıtrata aykırı çünkü. Sünnete aykırı. Ölçü. Bedevinin birisi geldi. En çok kimi seversin insanların arasında? Ayşe'yi dedi. Öyle demedim ya Resulallah. Bizim içimizde erkeklerin içerisinde kimi seversin? Ebubekir'i dedi. Bakın. Hz. Peygamber dedi. Aşere-i mübeşşere nedir? Hz. Ebubekir'dir birinci sırada.
Sonra Ömer, sonra Osman, sonra Ali'yi severiz. Sıralama budur. Bakın sıralama budur. Fazilet olarak sıralama budur. Fazilet olarak. Sen bu sıralamayı değiştiremezsin. O yüzden üstadın da kendine has, kendine münhasır sevdiği dervişler, kendine münhasır kendine has. Sevdiği zâkirler, kendine has, kendine münhasır kendinin arkadaşları, dostları kendine münhasır kendine ait bir dairesi vardır.
Ha başka bir kimse oraya girmeye çalışır, girebilir, o kapı açık. Kapı açık, kapı kapalı değil. Herkes kendini disiplin etsin. Dost doğru olsun. Dost doğru olsun. Bakın dost doğru olsun. Yansın, erisin, ip gibi olsun. Dizinin dibinden ayrılmasın. İzinle ayrılmasın. Benim meşhur lafım. Ben gel dedikten sonra mezardakınlar bile gelir. Bana selamünaleyküm dediğimde hepsi ayağa kalkıyor. Bana o değil ki. Gel demeden gelen gerek. Leb demeden leblebiyi anlayan gerek. Baktığım yeri ihya eden gerek. Yoksa ben kendimde yaparım. Sıkıntı değil. O yüzden şöyle düşünmeyin. Bu da hani böyle kalle, lafla anlatılacak bir şey değildir.
Bu neyle alakalıdır? O kimsenin çizgisinden belli olur o. Zakirin çizgisinden belli olur. Dervişin çizgisinden belli olur. Çavuşun çizgisinden belli olur. Aman kardeşler sadece beni dinleyeceğiniz diyorsa bir kimse sıkıntı var. Arkadaşlar üstadımızı dinleyeceksin. Üstadımızın sözü geçerlidir. Biz buraya üstadımızın tayin ettiği çavuşuz. Biz buraya üstadımızın tayin ettiği zâkiriz. Biz burada Allah rızası için vazife ediyoruz. Dergahla alakalı bizim vazifemiz. Bunun dışında bir şeyimiz yok. Biz özel olarak sizden para istemeyiz, pul istemeyiz, iş istemeyiz, aş istemeyiz, eş istemeyiz, hiçbir şey istemeyiz. Bizim özel işlerimizi yapmakla mükellef değilsiniz, yapmayın zaten.
Bu dergahın üstadı kendi özel işlerini yaptırmazken hiçbir zâkirin kendi özel işini yaptırma hakkı ve selahiyeti yoktur. Yaptırırsa hakkımız da helal değildir. Bu dergahın üstadı olarak ben ne evimde, ne iş yerimde, ne herhangi bir yerde hiçbir dervişi, hiçbir dervişi, ücretsiz hiçbir şey yaptırmam, hiçbir zâkirin, hiçbir çavuşun, hiçbir dervişin dervişliğini kullanarak bunları yaptırması da caiz değildir, uygun değildir.
Yaptırana da hakkımız helal değildir. Ve kimse kendiliğinden bir şey yapmış. Buna bizim karışacak sözümüz de yoktur. Bizi ilgilendirmez. Örnekliyorum burada, bugün misafir Cemil var burada. Cemil'in bir kimse kendiliğinden Cemil'e bir şey yapmış. Arkadaşı, kardeşi, zâkirin de arkadaşı, kardeşi olmayacak mı? Olacak. Zâkirin de etrafında ona muhabbet besleyen, onu seven, onunla beraber yol koşan kardeşler olmayacak mı? Olacak. Onlar kendiliğinden bir şey yapmışlar. Buna bir şey söylenmez. Buna bir şey denmez. Arkadaşı, kardeşi onunla, onunla yol yürüyorlar. Ama Cemil kalkar da. Özer, bana bir araba gönder ya. Özer, işte benim çocuklarıma baktır ya. Özer, benim şuyu mu olacak, bunu mu yaptır? Bunu demeyecek Cemil. Bakın Cemil burada, Cemil'in yüzüne söylüyorum şimdi.
Hiç kimse, herkes üzerine alınsın, alınsın. Saklımız gizlimiz yok. Biz doğruyu haykıracağız. Kim üzerine alınıyorsa alınsın. Veya Cafer, dergâhtaki konumunu, durumunu kullanarak kendi özel işine birisini koşturtmayacak. Yok buna hakkı. Veya Adnan veya Hüseyin, en eskileri söyleyeyim. Veya Nuri Bayındır'da veya Oktay, bu dergâhtaki şu anda en eskisi Oktay. Oktay'ın kalkıp da kendi özel işlerini birilerine yaptırma hakkı yok. Zaten yaptırmaz. Kimseye yanına katmaz zaten Oktay. Örneğin en eski, ne Harun? Yaptırmaz zaten. Onlar bu konuda çok disiplinlilerdir. Veya Nuri yaptırmaz. Onlar çok disiplinlilerdir. Benim içimin incindiğini bilir onlar. Benim içimin incindiğini, benim o kimseden içsel olarak uzaklaşacağımı bilirler.
Yaptırmazlar. Cafer yaptırmaz. Bilir benim içimin incindiğini. Yani bunları isim isim sayarım şimdi. Herkes üzerine alınır, alınmasın diye söyleyeyim. Herkes dersini alsın. Herkes bu noktada kendi hukukunu korusun. O yüzden üstadın özel sevdikleri var mıdır? El cevap vardır. Vardır. Ben bunu da açık açık söylerim ki zaten. Bitti. Ben bahsederim mesela. Örnekliyorum şimdi. Bugün bunlar burada yüzlerinde diye söylemiyorum. Ben İzmit çet ederim mesela. Bayındır çet ederim. Sebep? Ya herkese demem. Neden diyeyim? Hayır, yok. Hayır, yok. Bu ama işin hukuku budur zaten. Bunun böyle olur zaten olmaması için de gayrı kabul bir şey.
Normaldir bu. Kadınlardan da vardır. Erkeklerden de vardır. Öyle bayan kardeşler var. İp gibiler. Nefes aldığımı takip ediyorlar. Onunla örnekliyorum şimdi. Yani günde hiç aklına gelmeyen bir derviş. Aynı kategoride mi olacak? Öyle bayan zakirler var. Her gün bir derse gidiyorlar. Şu anda bile. Hiç bununla alakası olmayan, evden dışarı çıkmayan bayan zakirle o aynı mı olacak? Bayan ders yaptıran kimseler var. Can huraş, her gece ders yapacağız, bir yerlerde toplanacağız diye uğraşıyor. Evinden adım atmayan bayan dervişle veya çavuşla aynı mı olacak? Olmaz. Adaletsizlik olur, zulüm olur zaten o. Bakın zulüm olur. Ders yaptıran bayan kardeşleri engellemeye çalışanla onu teşvik eden aynı olur mu?
Olmaz. Zulüm olur zaten o. Bakın zulüm olur. O yüzden öyle zakir bayanlar var. Haftanın bir günü ders yaptırıyor. Geçiyor. Zakir. Ben onu küçümsemiyorum. Allah razı olsun ondan. Ama her gün bir yere koşmak için can huraş çalışan var. Onunla aynı kategoride olur mu? Olmaz. Olmaz canım kardeşim. Zulüm olur çünkü. Dergah için, üstadı için, yol için, can huraş böyle koşan derviş de. Koşmayan arasında fark olacak canım kardeşim. Aynı olmaz. Olmaz. Bakın olmaz. Ben bunu konuşurken de yüksünmem, saklamam, gizlemem. Sen ne getirdin?
Bütün malımı getirdim. Çoluğuna çocuğuna ne bıraktın? Allah ve Resulünü bıraktım. Sen ne getirdin? Ey Ömer. Malımın yarısını getirdim. Sen ne getirdin? Malının çeyreğini getirdin. Öbürkün ne getirdi? Hiçbir şey getirmedi. Aynı olur mu ya? Olmaz. Birisi geldi Hz. Ebubekir radıyallahu anh hazretlerine. Dedi ki, Miraç'tan bahsediyor senin arkadaşın. O ne söylediyse doğru söylemiştir dedi Hz. Ebubekir Efendimiz. Aynı şahıs Hz. Ömer Efendimiz'e gitti. Miraç'tan bahsediyor dedi. Ben bir kendisini dinleyeyim dedi. Bir kendisinden duyayım onu dedi. Ebubekir ile Ömer aynı mı? Değil. Radıyallahu anh hazretleri. Yahudinin birisi geldi. Benim senden alacağım var dedi. Ey Muhammed dedi.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yok dedi. Olmadığına dair bana şahit gösterir misin dedi. Hz. Peygamber Efendimiz sustu, sustu anda Hz. Ebubekir Efendimiz atladı. Ben şahidim dedi olmadığına dair dedi. Hz. Ömer Efendimiz de orada. Yahudi çekti gitti. Hz. Ömer Efendimiz usulca söyledi. Yahvekir dedi. Sen nereden şahitsin? Ben onun dedi gayb aleminin var dediğine şahit olmuşum. Şimdi yok dediğine mi şahit olacağım dedi. Arasındaki fark bu. İkisini aynı tutabilir misin? Tutamazsın. Şimdi bazen ya işte Oktay şunu da yapıyor da. Oktay bunu da yapıyor da. Yine döndü Oktay'a şimdi. Canım kardeşim. Oktay çok affedersiniz.
Ne yapıyor olsa yapsın. Sen Oktay'ı geçemezsin gene. Sebep? Ya geçemezsin. Benden geçemezsin çünkü. Neden? Ya hiç kimsenin inanmadığı zaman o adam inanmış bana. Ha dervişlikten önce inanmıştı bana zaten. Ama sonuçta bana olan inanmıştı. Dervişlikten önceden sonrasına kadar. Ben derviş oldum dedim. Adam derviş oldu. Hiç sorgulamadı ki. Abi ben senin her şeyini... Hiç unutmam ben. Biz böyle ilk zikurlahtan çıktık. Abi ben senin her şeyine iman ediyorum. Her şeyine inanıyorum dedi. Hiç kimse inanmasa dair ben sana inanıyorum abi dedi. Ben böyle Oktay'a baktım.
Allah'ım dedim ya. İlk zaman birisi inandı bana dedim. Yani benim dervişliğime, benim zakirliğime, benim yoluma inandı birisi. Şimdi bu tip şeyler konuşulmaz ama ölçü olsun diye konuşulsun. Birisi Şeyh Efendi'ye Oktay'ı şikayet etmiş. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi dedi. Oğlum dedi senin bu arkadaşın var ya dedi. Hangisi efendim dedim ben. Bu hani Oktay var ya dedi. Oktay da o zaman şeyde, Gazemir'de. O zaman şeyde çalışıyor. Bir ara o Tukaş'ta çalışmıştı. Tukaş'ta çalışıyor. Arazide ha bire salatalık filan ektiriyor. Onları topluyor, o işlerle ilgileniyor böyle.
Çalışıyor çocuk. Bizim hakkımızda langur lungur konuşuyormuş dedi. Ahiret yakın herkese. Şeyh Efendi'ye dediğim şey şu oldu. Efendim bir şey söyleyebilir miyim dedim. Buyur oğlum dedi. Ben konuşabilirim belki de dedim. Ama Oktay konuşmaz efendim dedim. Nasıl dedi. Nasıl dedi. Efendim ben dedim belki de konuşabilirim. Böyle bir gaflete düşebilirim. Ama Oktay konuşmaz efendim dedim. Bunu üç sefer söyledim Şeyh Efendi. Şeyh Efendi sustu. Oktay'a telefon açtım. Senin hakkında böyle böyle demişler dedim. Bu gece filanca yerde olacaklar. Ben nerede olacaklarını da normalde zahiren bilinmiyor. Yani Şeyh Efendi'nin o akşam nerede olacağı dedim.
Git elini öp hakkında böyle böyle söylemiş dedim. Şimdi herkesin langur lungur konuştuğu zaman da Oktay konuşmamıştır. O yüzden hani diyecek Oktay meselesi değil. Bu öyle yanlış anlaşılmasın. Ama vefanın adı olmalı ya. Vefa İstanbul'da bir semt olmamalı. Adı olmalı. O yüzden iyinin kötünün bir farkı olmalı. Vefalı ile vefasızın bir farkı olmalı. Cesaretli ile korkan bir farkı olmalı. Olmalı. Ferasetli ile ferasetsizin farkı olmalı. Sımsıkı yapışanla yapışmayan arasında fark olmalı. Peygamber ile ümmetin arasında fark olmalı.
Peygamber ile velinin arasında fark olmalı. Veli ile veli olmayan arasında fark olmalı. Nasıl bir tutarsın? Olmaz. O yüzden iyi, istikametli, sağlam derviş ile istikameti bozuk dervişin arasında fark olmalı. Yani ben buradan bağırıyorum bangır bangır. Eşlerinize vurmayın. Vurmayan derviş ile vuran dervişin arasında fark olmalı. Fark olmalı. Ben buradan bangır bangır bağırıyorum kadınlara. Eşlerinize kuran sünnet tarihinde itaat edin. İtaat eden kadınla etmenin arasında fark olmalı. Olmalı canım kardeşim olmalı. Birisi evinde oturacak, bacak bacak üstüne açacak, oturacak televizyonun karşısında dervişlik yapacak, öbürki yola düşecek.
Arasında fark olmayacak. Fark olmalı canım kardeşim farkı. Öyle değil. Öyle değil. O yüzden evet dervişine muhabbet olması ne demek? İşte üstad böyle dervişlere muhabbet eder. Onlara özel tutar. Tutar. Birisi var gece seninle beraber tevhid çekiyor. Birisi var horul horul uyuyor. Farkı olmalı. Birisi diyor ki bu saatte şimdi tevhid çekiyordur başlıyor tevhide. Öbür gün de dersini bile çekmiyor. Vuruyor kafayı yatıyor. Farkı olmalı canım kardeşim. Farkı olmalı. E sen dersini çekmeyeceksin. Zikrini yapmayacaksın. Gevşek duracaksın. Olman gereken yerde olmayacaksın. Bir de en çok sen sevileceksin. Böyle bir şey yok. Bir özelliğin olmalı ya. Bakın bir özelliğin olmalı. Fark yaratacak bir özelliğin olmalı senin.
Hani cihada seçiyordu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Birisi çocuk yaşta daha sen olmazsın dedi ona. O geri durdu. Öbürküne dedi sen de olmazsın. O da geri durdu. Yaşları küçük. Öbür taraftan sahabeden bir kimse hadis-i şerifte diyor ki sözünde ona himmet etti. Dedi ki bu güzel ok atar. Bakın onun özelliğini koydu onun. Bir özelliği var onun. Neymiş? Güzel ok atarmış. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri döndü ona baktı. Peki sen de cihada katıl dedi. Öbürü o daha önce olmazsın diyen kimse dedi ki ya Resulallah ben de güzel güreş tutarım. Ben dedi rakibimi bir harekette yere atarım dedi. Güreşin o zaman dedi. Okçu ile onu güreştirdi.
O güreşçi olan o genç sahibe bir harekette okçuyu attı yere. Bakın bir özelliği çıktı meydana ona. Ona dedi sen de cihada geç o zaman. Canım kardeşim senin bir özelliğin olması lazım. Senin bir özelliğin olsun. Sen bir özelliğinle öne çık. Bak bir özelliğinle öne çık. Senin bir farkın olmalı çünkü. E sen ele geleni yersen, dile geleni dersen ben de Yunus gibi derim. Böyle dervişlik dursun sen derviş olamazsın. E sen sıkıntıyı görünce çeker gidersen. Darlığı görünce kaçar gidersen. Sen bir problem yaşadığında döner gidersen. Ya senin farkın kalır mı ya? Senin bir özelliğin olur mu? Yok. Senin bir özelliğin olmalı. Sen ne zaman bir problem olduğunda seni görmüyorsam ben. Yani Allah'ı unutanı Allah da unutur ya.
Kim Allah'a sırtını dönerse Allah da onun sırtını döner. Hadis-i Kudsi kim Allah'a sırtını dönerse Allah da ona sırtını döner. Hadis-i Kudsi kim Allah'ı unutursa Allah unutur mu? Aman müteşabi Allah da onu unutur. Neden? Sen Allah'ı unuttun kardeşim ya. Sen dergahı unutursan dergahı da seni unutur. Sen dergahı da sırtını döner. Sen dergahı da sana sırtını döner. Ha sen sırtını döneceksin biz senin peşinden koşacağız öyle mi? Yürü git kardeşim ya. Burada nice başlar kesilmiş kan parasını veren olmamış. Ne iyisin ne sonsun. Bu dergah sana ihtiyacı yok, bana ihtiyacı yok. Bu dergah Mustafa Özbağ'a da ihtiyacı yok. Hiç kimse kendini fasulye gibi nimetten saymasın. Bu dergahın başında duran Mustafa Özbağ, bu dergahın Mustafa Özbağ'a ihtiyacı yok diyorsam hiç kimseye ihtiyacı yoktur.
Hiç kimse kendini dev aynasında görmesin. O yüzden herkes dervişlik yapsın. Herkes düzgünce işini yapsın. Öyle hiç kimse kendince kendini hayal dünyasında farklı makamlara geçirmesin, farklı makamlara koymasın. Toprağın altında usta da bir, çırak da bir. Herkes bu düstürü elde etsin. Ama muhakkak ki bir özelliği olan Allah katında da sevilecek, üstad katında da sevilecek. Özelliğiniz olsun. O yüzden konu uzat ama hiç kimse de şöyle düşünmesin. Ya burada insan ayırıyorlar, taba ayıracağım ya. Neden ayırmayayım? Neden ayırmayayım? Benle beraber yolun çilesini çekenle, çekmeyeni taba ayıracağım. Gayet normal bir şey.
Çok basit bakın. Yani cihat ilan edildi, cihat ilan edildikten sonra sahabeler cihada gitti. İki tanesi ne dedi? Ya bu mevsimde cihat mı olur dedi, hurmalıklarımız perişan olacak dedi. Gevşek davrandılar. Hurmalıklarını düşündüler. Gitmediler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlarla selamı kesti. Ve emretti. Dedi ki herkes onlarla selamı kessin. Hiç kimse onlara selam vermesin dedi. Cihada gidenle gitmeyen arasında fark var. Bedir'de bulunanla bulunmayan arasında fark var. Bedir'de bulunanla bulunmayan arasında. Bedir ashabına hiç kimse şikayet edemiyordu Allah Resulüne sallallahu aleyhi ve selleme. Diyemiyorlardı Bedir ashabının gözünün üstünde kaşı var diye.
Bakın diyemiyorlardı. Sebep? Onlar çünkü öyle bir günde meydana çıktılar ki ebedi hayatlarını satın aldılar. Ebedi hayatlarını satın aldılar. Onlar hatta bir gün böyle eğleniyorlardı. Cariyeler türkü çağırıyorlardı. Böyle def vuruyorlardı. Birisi laf söyleyecek oldu. Öbürkü dedik o Bedir ashabı sen ona karışma. Onların hukuku bile özeldi. Bedir ashabının hukuku özeldir. Şimdi bunu bilmez ham cahil Müslümanlar. Ya sahabeden böyle. Kardeşim sen Bedir ashabı mısın? Değilsin. O Bedir ashabı. O yüzden her üstadın da bir Bedir ashabı vardır. Kendince hani öyle örneklem açısından söyleyeyim. Her üstadın kendince bir havari ünü vardır.
Kendince. Bu normal ki. Olması gerekir zaten. Çekirdeğin etrafında ilk çekirdeğin etrafında nasıl? O elektronlar dönüyorsa. Üstadın da etrafında öyle elektron vazifesinde. Elektron vaziyetinde dönenler vardır. Normal ki bu. O yüzden ben hani şeye benzetirim ya. Biz çocukluğumuzda İzmir fuarına gittiğimizde. Orada dönen bir hatun vardı. Herkes eteğine biniyordu. Ne diyorlar onun adına ya? Balerin. Böyle balerin vardı. Millet sıraya giriyordu. Bir de herkes o balerine biniyordu. Böyle işte. Koltuklarına. Tabii. Allah rahmet eylesin. Baba dedemiz götürdü. Biz böyle balerine bakardık. Sıra kuyruk var. Binmek için böyle. Ondan sonra.
Sonra uzun seneler. Balerini normalde işte millet. Ben hiç bilmedim. Ben aşıklığı ona benzetirdim. İşte balerin. Haşa. Allah muhafaza eylesin. Maşuk ise. Onun eteğine binenler de aşıklar. Kendimce öyle hayallerdim ben. Mustafa Özbağ. Balerin çünkü dönmeye başladığında böyle başlıyordu savurmaya. Semazenin tennuresi gibi. Eğer aşkı tennureye, semazene benzeyecek olursak aşıklar da o tennureye tutunuyorlar. Hani öyle ya. En zor tennurede durmaktır. Şimdi tennure çünkü böyle hani o böyle boyuna dalgalıdır ya. Tennureye tutunduysan dalga çok çarpacak seni. Sen oraya sıkı sıkı tutunmaya çalış.
Sonra yukarı doğru tırmanmaya çalış. Yârin dudağı ötelerin ötesinde çünkü. Onun için yukarı doğru tırmanacaksın sen. Yani yârin nefesiyle nefesleneceksen sen oradan tırmanmaya başlayacaksın. Sen gaflete düşer de bir an boşlukta bulunursan savruldun gittin. O dalgada tutunamadın. Sen yukarı doğru tırmandıkça evet zirve tutunmak zor ama yaklaşma var. Bak tutunmak zor ama yaklaşma var. O yüzden hep böyle birbirinin başına basanlar, koluna basanlar, kolunu kıranlar, ayağını kıranlar. Hep olacak o. Sen tutunup hızla yukarı doğru yürü. Ve ne zaman boynuna sarıldın? O zaman işte yakinin yakinine eriştin. Boynuna sarılıncaya kadar tehlike edesin. Boynuna sarıldığında başka tehlike başlıyor.
O zaman başka sıkıntı var. Ama sen o yüzden tutunanla tutunmayan aynı olacak mı? Olmaz. E yürümüş beline sarılmış be. Beline sarılanla aşağıdaki aynı olmaz mümkün değil ya. Yürümüş birisi böyle tam yürek hizasından sarılmış. Ondan o aynı. Aynı değil. O yüzden aynı değildir kardeşler. Ama böyle manen düşük olanlar etrafındaki kimselere manen yüksek olduklarını ilan ettirirler.
Veyahut da bunu söyletirler. Şu makamda, bu makamda. Bunu söylettirenler manen düşük olanlardır. Allah muhafaza eylesin. Bunlar da geliyor, dervişler diyorlar ki filanca kimse kendisiyle alakalı şu makamda olduğunu söyledi. Yok bu makamda olduğunu söyletiliyor. Boş muhabbet bunlar diyor. Allah muhafaza eylesin. Aa bugün 0.40'a gelmişiz ya. Efendim bir sohbetinizde bir insanın içinin daralmasını, hüzünlenmesini, işlediklerine kefaret olması olarak görürüz. Cenab-ı Allah onu kendisine dost edinecektir dediniz. Bir hadis-i şerifte şeytana müminin hüzünlenmesinden daha sevimli bir şey yoktur.
Buradaki hüzünle bizim o hüzünlenmemiz ayrı bir şey. Biz böyle bir bela, bir musibet geldi diye hüzünlenmeyiz. Bizim hüznümüz daha da yakın olmadı diye hüznümüz odur. O yüzden iki hüzün arasında fark var. Efendim 6 yaşındaki kızım ölüm ile ilgili sorular soruyor. Sen ne zaman öleceksin? Ben ölecek miyim? Ölünce ne olacak gibi. Allah ile ilgili sorular soruyor. Cevap vermekte zorlanıyorum. Anlayıcı ve korkmayacağı şekilde çocuklara bu bilgiler nasıl verilmeli? Van'dan selamlar. Aleyküm selam. Van'a selam. Şimdi çocuklarla tatlı tatlı konuşun, tatlı tatlı keçinin ve çocuklara nasıl din tebliğ edilir? Bununla alakalı Diyanet'in birkaç eseri var.
Onlardan edinin inşallah. Hem çocuklara hem okulda da yardımcı olmaya çalışırsınız inşallah. Kıymetli dostlar, sorularınız çoğaldı. Burada sorularınızı bitiremeyeceğiz saat 00.41. Allah izin verirse perşembe gün sohbeti daha kısa tutup sorularınızı cevaplandırmaya gayret edeyim. Haklarınızı helal edin, geceniz hayır olsun. İnşallah biz yine mutatı yapacağız. Bir küçük bir zikrullah yapıp geceyi sonlandıracağız inşallah. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak yapmış olduğunuz ibadetleri kabul eylesin.
Kur'an ve sünnete sımsık yapışmayı nasip eylesin. Sürç ile isan ettiysek affola. Hiç kimsenin şahsıyla bir işimiz yok. Rabbim cümlemizi affı muhafret eylesin. Geceniz hayırlı olsun. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.